Drugs

257 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Bireylerin reçetesiz -tezgah üstü- ilaçlarla ilgili bilgi ve davranışlarının belirlenmesi

İlaç harcamalarının kontrolü amacıyla reçetesiz ilaç kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Reçetesiz ilaç kullanımı avantajları yanında sağlıkla ilgili riskler de doğurabilir. Reçetesiz ilaç grupları arasında yer alan ve bir sağlık profesyoneli tarafından reçete edilmesi gerekmeyen ilaçlar "tezgah üstü ilaç" olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışma, tezgah üstü ilaç kullanan bireylerin bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla hazırlanan anket formu 29 Mayıs-26 Haziran 2017 tarihleri arasında Ankara'da yaşayan 190 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Kadınlar, eğitim (üniversite ve üzeri) ve gelir düzeyi yüksek gruplar daha fazla tezgah üstü ilaç kullanmaktadır. Kullanıcılar tezgah üstü ilaçlarla ilgili bilgiyi en fazla prospektüsten öğrenmektedir. İkinci bilgi kaynağı eczacılar ve doktorlardır. Bireyler doktora gitmeden ilaç kullanmanın kolay olduğunu düşündüklerinden, eczacının hastaya tezgah üstü ilaçlarla ilgili yeterli bilgi vermesinin sağlanması, tezgah üstü ilaçların doğru kullanımı açısından kritiktir. Bunun sağlanması, kamunun Türk Eczacılar Birliği ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliklerini geliştireceği alanlardan birisidir. Tezgah üstü ilaçların yaygınlaştırılması kişilerin ilaç kullanımı hakkında sağlık okuryazarlığı seviyesi ile desteklenmelidir.

Reçetesiz ilaçlarSağlık ekonomisiSağlık okuryazarlığı+4
Burçin Arslan
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Propranolol etken maddeli ilaç formülasyonlarında propranololün seçici ve hassas tayini için potansiyometrik sensör geliştirilmesi ve uygulamaları

Yapılan bu tez çalışmasında propranolol etken maddeli ilaç formülasyonlarında propranololün tayini için potansiyometrik sensör geliştirildi. Geliştirilen sensörün yapısında iyonofor olarak kullanılmak üzere propranolol-sodyum karbonat iyon çifti sentezlendi. Sentezlenen propranolol-sodyum karbonat iyonoforu ile farklı oranlarda polivinil klorür (PVC) ve plastikleştirici kullanılarak membran bileşimleri hazırlandı. Hazırlanan membran bileşimlerine yüzeyi katı kontak kaplanmış bakır kablolar daldırılarak propranolole seçici sensörler hazırlandı. Hazırlanan sensörler arasında membran bileşimi ağırlıkça % 4,0 iyonofor, % 32,0 PVC ve % 64,0 plastikleştiriciden oluşan sensörün propranolole karşı seçici bir davranış gösterdiği belirlendi. Geliştirilen sensörün potansiyometrik performans özellikleri test edildi. Elde edilen veriler ışığında sensör 49,6 ± 0,7 mV'luk bir eğim ile 1,0 × 10-6 - 1,0 × 10-2 M konsantrasyon aralığında doğrusal bir cevap sergiledi. Sensörün cevap süresi ortalama 7 saniye olarak belirlendi. Sensörün pH çalışma aralığının pH=6,0 - 10,0 aralığında olduğu ve bu aralıkta sensörün çözeltilerin pH değişiminde etkilenmeden bir potansiyel cevap sergilediği gözlendi. Geliştirilen sensörün potansiyel değerleri 15 - 40 °C arasında sabit kalarak iyi bir potansiyometrik yanıt elde edildi. Sensörün kullanım ömrü 8 hafta olarak belirlendi. Ayrıca geliştirilen sensör potansiyometrik titrasyon uygulamasında başarıyla kullanıldı.

Elektrokimyasal sensörlerPotansiyometrik yöntemPropranolol+1
Betül Hilal Atasoy
Samsun Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimi hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları

Bu çalışmada Türkiye'de çalışan aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri ile ilaçlar arasındaki etkileşimler hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeyini değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan bu çalışmaya 367 aile hekimi dahil edilmiştir. Araştırmamızın evrenini Türkiye'de aile hekimliği uzmanlık eğitimi almakta olan araştırma görevlileri, aile hekimi olarak çalışan pratisyen ve uzman hekimler oluşturmaktadır. Çalışmamız 6 Nisan 2023– 16 Nisan 2023 tarihleri arasında online olarak Google Forms (Google LLC, Mountain view, CA) üzerinden yürütülmüştür. Anketimiz aile hekimlerinin vitamin/mineral takviyeleri-ilaç etkileşimleri (VMTİE) hakkında davranış, tutum ve bilgi düzeylerini değerlendiren 56 sorudan oluşmaktadır. Çalışmamızda aile hekimlerinin %91,5'inin hayatının herhangi bir döneminde vitamin/mineral takviyeleri (VMT) kullandığı, %92,9 'unun ise hastalarına VMT önerdiği bulunmuştur. Aile hekimlerinin Vitamin B9, vitamin B12, vitamin D gibi vitaminleri ve çinko, magnezyum, kalsiyum gibi mineralleri hastalarına önerme durumu kendilerinin kullanma durumundan anlamlı olarak daha fazladır (p<0,001). Aile hekimlerinin %39,3'ü hastaları kendisine soru sormadan vitamin/mineral takviyesi- ilaç etkileşimi konusunda hastalarına her zaman bilgi verdiğini belirtmiştir. Hastalara daha az sıklıkla bilgi veren hekimlerin aile hekimliği uzmanı olarak hizmet süresi daha fazladır. Aile hekimlerinin %41,3'ü hastalarından vitamin/mineral takviyesi-ilaç etkileşimi konusunda "bazen" soru aldığını belirtmiştir. Hastalarından VMTİE hakkında soru alma ve hastalarına VMTİE hakkında bilgi verme durumu, VMTİE hakkında kendi bilgi düzeyini değerlendirme durumu ile karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, VMTİE hakkında bilgi düzeyinin daha iyi olduğunu düşünen hekimlerin hastalardan da bu konuda daha çok soru aldıkları ve hastalarına daha çok bilgi verdikleri görülmüştür. Aile hekimlerinin %82,8'i hekimliği süresince VMTİE ile karşılaşmadığını belirtmiştir. Bilgi düzeyi yüksek olan hekimler VMTİE ile daha fazla karşılaşan hekimlerdir. Araştırmaya katılan hekimlerin VMTİE hakkında bilgi düzeyi %41,3 (n=151)'ünün orta, %29,8 (n=109)'nin yüksek, %29 (n=106)'unun düşük olarak saptanmıştır. Sonuç olarak aile hekimlerinin büyük çoğunluğunun VMT kullandığı ve önerdiği; buna karşılık bilgi düzeylerinin yüksek olmadığı, bilgi düzeylerinin tutumlarını etkilediği, bilgi düzeylerinin hizmet süresi ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi alma durumundan bağımsız olduğu görülmüştür.

Aile hekimliğiBesin destekleriMineraller+5
Halise Keçik Özcan
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kumaş fazı emici ekstraksiyonu ile ilaç etkin maddelerinin farmasötik preparat ve biyolojik materyalden analizi için analitik yöntem geliştirilmesi ve validasyonu

Kumaş fazı emici ekstraksiyonu (FPSE) son yıllarda ön plana çıkan bir numune hazırlama tekniğidir. Bir kumaş yüzeyinin farklı sorbentlerle kaplanması ile hazırlanan mikroesktraksiyon cihazları, hedef molekülün yüksek geri kazanımla ve basit bir şekilde farklı ortamlardan analizine olanak tanımaktadır. Her ne kadar FPSE'nin farmasötik analiz uygulamalarında kullanımı bilinse de bu tez çalışmasında FPSE ile iki ilaç etkin maddesi için iki özgün uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamalardan ilkinde FPSE, Tazaroten molekülünün jel formülasyonundan analizinde bilinen uygulamaların aksine Tazaroten molekülünü değil, jel formülasyonunu hedef almış ve enjeksiyon öncesi hazırlanan çözeltide ortam bileşenlerini yüksek seçicilikle tutarak hedef molekülün serbest kalmasını sağlamıştır. Böylece karmaşık ve çok basamaklı jel formülasyondan ekstraksiyon tekniklerinin yerini almıştır. Tazaroten, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile ticari jel formülasyonundan analiz edilebilmiştir. İkincisinde ise model bir molekül olarak seçilen Levofloksasin molekülünün kan plazmasından analizi sonucu farmakokinetik profilin ortaya çıkarılmasın amacıyla kullanılmıştır. Halihazırda kullanılan proteinlerin çöktürülmesi sonrası etkin maddenin kan plazmasından analizi yöntemi ile istatistiksel olarak benzer sonuçlar elde edilmiştir. Analizler için HPLC ile kombine kütle spektrometrisi (LC-MS) kullanılmıştır. Farmakokinetik çalışmalarda FPSE tek başına az basamaklı basit bir ekstraksiyon yöntemi olmakla kalmamış, numunenin saklanması ve transferine de olanak tanıyan birçok amaçlı mikroekstraksiyon cihazı olarak görev almıştır. Bu tez çalışması sonucunda literatüre FPSE'nin bilinen mikroekstraksiyon uygulamalarının aksine farklı amaçlarla kullanımı ile ilgili iki farklı yaklaşım ortaya konulmuş ve ilgili yaklaşımların başarısı geliştirilen analitik yöntemler ile ispatlanmıştır.

Analitik kimyaFarmakokinetikKromatografi-sıvı+7
Yasemin Ekin Dolaksız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Doksorubisin ve elakridar içeren PLGA/silika hibrit nanopartiküllerin formülasyonu ve meme kanserindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Doksorubisin kanser tedavisinde tek başına etkili olmasına rağmen, P-glikoprotein (P-gp) substratı olması etkinliğini sınırlamaktadır. Gelişen bu ilaç direncinin aşılması amacıyla çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bunlardan biri P-gp substratı antikanser ilacın, P-gp substratı olan başka bir madde ile birlikte uygulanmasıdır. Bu amaçla kullanılan inhibitörlerden olan Elakridar, BCRP (meme kanseri direnç proteini) ve P-gp'yi inhibe etmesinden dolayı üzerinde en sık araştırma yapılan inhibitörlerden biri olmuştur. Gelişen ilaç direncinin aşılmasında umut vadeden bir diğer yaklaşım ise antikanser ilacın nanopartiküler ilaç taşıyıcı sistemler içerisine yüklenmesi ve bu sistemlerin kanser hücrelerinde bulunan reseptörlere hedeflendirilmesidir. Bu tez kapsamında mezoporlu silika nanopartiküllerine doksorubisin yüklenerek kanser hücrelerine yüksek seviyede penetre olabilen küçük boyutta (~50 nm), folik asit ile aktif olarak hedeflendirilmiş nanopartiküller hazırlanmıştır. Hazırlanan bu nanopartiküller, pasif hedeflendirilme ile istenilen dokuda birikmenin sağlanması ve kanda kalış sürelerinin uzatılması amacıyla P-gp inhibitörü olan elakridar ile birlikte PLGA-PEG'den oluşan ikinci bir polimerik sisteme yüklenmiştir. Geliştirilen bu ilaç taşıyıcı sistem detaylı olarak karakterize edilmiş; sitotoksisiteleri, hücre içine alımları ve mekanizmaları T47-D, ZR-75-1 ve EMT6/AR1(doksorubisine dirençli) meme kanseri hücre hatları kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen nano ilaç taşıyıcı sistem doksorubisin çözeltisine ve piyasadaki ticari nanoilaç olan Caelyx®'e göre belirgin derecede daha iyi sonuç vermiştir. Anahtar Kelimeler: PLGA hibrit nanopartikül, elakridar, mezoporlu silika nanopartikülleri, meme kanseri, aktif ve pasif hedeflendirme

DoksorubisinFarmasötik teknolojiMeme neoplazmları+6
Hayrettin Tonbul
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Reçetesiz ilaç ambalajlarında grafik tasarımı

Reçetesiz satılan ilaçların tanıtımında ve pazarlanmasında bazı yasal engeller bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ise gerek psikolojik, gerekse altyapı bilgilerinde görsel eğitimin bulunmaması, tüketicilerin satın alma kararlarında ambalaj üzerindeki grafik tasarım etkili olmamaktadır. Bu çalışmada, tükеtіcіlеrіn sаtın аlmа kаrаrı üzеrіndе еtkіlі olаn grаfіk tаsаrım görselleri, іlаç sеktöründе rеçеtеsіz olаrаk sаtışа sunulаn іlаç аmbаlаjlаrı üzеrіndе bеlіrlеnmеyе çаlışılmıştır. Çаlışmаdа аrаştırmаcı tаrаfındаn gеlіştіrіlmіş, 7 sorudаn oluşаn Sosyo-Dеmogrаfіk Bіlgі Formu vе rеçеtеsіz іlаç аmbаlаjlаrındaki grafik tasarımının tükеtіcіlеrіn sаtın аlmа kаrаrı üzеrіndеkі еtkі düzеyіnі bеlіrlеmеyе yönеlіk 16 mаddеdеn oluşаn ölçеk kullаnılmıştır. Arаştırmаnın örnеklеmіnі еczаnеlеrdеn аlışvеrіş yаpаn tükеtіcіlеr, hеmşіrеlеr, еczаcılık vе tıp öğrеncіlеrі, doktorlаr vе öğrеtmеnlеrdеn oluşаn 200 kаtılımcı oluşturmuştur. Eldе еdіlеn bulgulаrа görе; rеçеtеsіz іlаç аmbаlаjlаrının üzеrіndеkі şеkіl vе görsеllеr, tüm metinsel yazılar, son kullаnmа tаrіhі іlе аmbаlаjın sеrt bіr mаlzеmеdеn yаpılmış olmаsı, gеrі dönüşümе uygun olmаsı, kolаy аçılıp kаpаnаbіlіr olmаsı vе іçіndеkі іlаcı göstеrеn yаpıdа olmаsı tükеtіcіlеrіn sаtın аlmа kаrаrı üzеrіndе еtkіlіdіr. Dіğеr yаndаn; аmbаlаjın kаlіtеsі, üzеrіndеkі yаzı bіçіmі, doğаl mаlzеmеdеn yаpılmış olmаsı, tаsаrımının tükеtіcіnіn іstеdіğі mаrkаyı kolаycа аyırt еdіlmеsіnі sаğlаmаsı, üzеrіndе fіyаt еtіkеtі, ruhsаt vе sеrі numаrаsı bulunmаsı tükеtіcіlеrіn sаtın аlmа kаrаrı üzеrіndе еtkіlі dеğіldіr.

Ambalaj materyalleriAmbalaj tasarımGrafik tasarımı+2
Emir Karagöl
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin ilaç uygulama hatalarının gözlenmesi

Araştırma, İstanbul'daki bir devlet hastanesinin pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin parenteral, oral ve inhaler ilaç uygulama hata oranlarını gözlemlemek amacıyla tanımlayıcı tasarım tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Nisan-Aralık 2018 tarihleri arasında bu hastanede çalışan toplam 43 hemşireye ait 653 pediatrik ilaç uygulaması oluşturdu. Verilerin toplanmasında güvenli ilaç uygulama ilkeleri doğrultusunda hazırlanan "gözlem formu" ve "veri toplama formu" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra iki grup arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U test, ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak amacıyla da Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U test kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hemşirelerin güvenli ilaç ilkeleri doğrultusunda ilaç uygulama hata oranlarının parenteral ilaçlarda 0,53, inhaler ilaçlarda 0,67, oral ilaçlarda ise 0,57 olduğu, inhaler ilaç hata oranının istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). İlaç hata oranlarının; hemşirelerin yaşına, öğrenim durumuna, meslekte toplam çalışma süresine, pediatri kliniğindeki çalışma deneyimine, çalıştığı birime, pediatri kliniğinde kendi isteği ile çalışıp çalışmama durumuna, aylık ortalama nöbet sayısına, hemşire-hasta oranına ve uygulama zamanına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ilaç uygulamalarına yönelik daha fazla sayıda gözlemsel çalışma yapılarak ilaç hatalarının nedenlerine yönelik önlemler alınması ve etkin standart eğitim modellerinin geliştirilmesi önerilmektedir.

Ana-çocuk hemşireliğiGözlemHasta güvenliği+7
Zeynep Yayla
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Psikostimulan bağımlısı bireylerde, affediciliğin ve öz-şefkatin öznel iyi oluş üzerine yordayıcı etkisi

Nörolojik ve komorbid rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan psikostimulan ilaçlar, beyindeki kimyasal dengeleri değiştirerek bilişsel etkiler yaratabilirler. Ayrıca bu ilaçların bazı durumlarda yan etki gösterdiği ve bağımlılığa neden olduğu bilinmektedir. Psikostimülan maddelere ve ilaçlara bağımlılığı olan bireylerde, bu maddelerin etkisi nedeniyle zihinsel süreçlerde değişimler görülebilir. Bu değişimler, bireylerin ruh hallerinde, davranışlarında ve motor becerilerinde bozukluğa yol açabilir. Bu araştırmanın amacı psikostimülan bağımlılarındaki affedicilik ve öz şefkatin, öznel iyi oluş üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu araştırma modeli kesitsel desendir, çalışmanın konusu ilişkisel tarama modelidir. Nicel verilere dayanmaktadır ve bir anket çalışmasıdır. Çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bulunan, üç farklı psikoterapi merkezinde tedavi görmeye devam etmekte olan katılımcılarla Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemi amaca yönelik örnekleme yöntemiyle belirlenmiş ve çalışmanın kapsamına uygun olarak psikostimülan bağımlılığı tanısı almış 18-22 yaş aralığındaki 159 bireyden oluşmuştur. Bu çalışmada katılımcılara sosyodemografik bilgi formu, Heartland Affetme Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda öznel iyi oluş ile öz-şefkat arasında negatif yönde ve iyi düzeyde bir ilişki olduğu, öznel iyi oluş ile affetme ölçeğinin kendini affetme alt boyutu arasında negatif yönde; başkalarını affetme ve durumu affetme alt boyutlarıylaise arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Öz-şefkat ile başkalarını affetme alt boyutu arasında pozitif yönde; durumu affetme alt boyutu arasında ise negatif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Affetme ölçeği, öz-şefkat ölçeği ve öznel iyi oluş ölçeğinin anlamlı bir yordayıcı olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılan stepwise regresyon analizi sonucunda ise veri setinin çok değişkenli lineer regresyon analizi için uygun olmadığı saptanmıştır. Ayrıca psikostimülan bağımlılığı olan kişilerde, affedicilik ve öz-şefkatin öznel iyi oluş üzerine yordayıcı etkisinde; affetme ve öz-şefkate odaklanılarak, öznel iyi oluşu yükseltmenin, bağımlılığa yönelik tedavi yöntemleri açısından önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Affedicilik, Öz-şefkat,Öznel İyi Oluş.

BağımlılıkBağışlamaPsikoterapi+5
Işıl Lisa Çelikel
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç markalarının karıştırılma ihtimali

Temel insan haklarından olan sağlık hakkının gereği olarak, hastanın mevcut sağlığının korunması, hastalığının tespit edilmesi ve o hastalığın iyileştirilmesi için tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda hekimler tarafından ilacın hastalığa uygun tespit edilmesi ve hastanın doğru ilaca ulaşması önem taşımaktadır. İlaçlar çoğunlukla hekimlerin önerileriyle ve eczacılar aracılığıyla hastaya ulaştırılmaktadır. Bu nedenle hekimlerin hastalığı tedavi edecek ilacı doğru tespit etmesi, eczacıların o ilacı hastaya ulaştırması ve hastanın da hekimin önerdiği ilacı kullanması için ilaç markalarının karışıklığa yol açmayacak nitelikte olması beklenmektedir. İlaçlar nitelikleri itibariyle diğer ürünlerden farklı olduğundan, karıştırılması halinde hasta bakımından ciddi sonuçlara sebebiyet verebileceğinden ilaç markalarının tescilinde karıştırılma ihtimalinin özellikle dikkate alınması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede ilaç markalarındaki ilgili kesimin de belirlenmesi önem arz etmektedir.

Hasta haklarıKarıştırılma ihtimaliMarka+7
Zeynep Beyza Yetişgin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğan hastalarda ilaç kaynaklı sorunlar

Hastaneye yatışı yapılan yenidoğanlarda ilaç kaynaklı sorunların daha yüksek olmasının, kullanılan ilaçların çeşitliliği ve hastaların yaş, ağırlık ve tanılarındaki farklılıklar ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine (YYBÜ) Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında yatışı yapılan hastaların tüm tedavi basamaklarında tespit edilen ilaç kaynaklı sorunların (yan etki, ilaç etkileşimi ve ilaç hatası) risk matrisi kullanarak risk (olasılık ve şiddet) analizini gerçekleştirme, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hasta odaklı bir yaklaşımla bu sorunların gerçekleşmeden tahmin edilmesini sağlayan modeller geliştirme ve bu modeller ile optimal farmakoterapinin uygulanması ile klinisyenlerin uyarı yorgunluğunu ve işyükünü azaltma amaçlanmıştır. Aynı zamanda YYBÜ'nden taburcu olan hastalarda malnütrisyon belirteci ekstrauterin büyüme geriliği (EUBG) varlığını tahmin eden bir başka modelin daha geliştirilmesi amaçlanmıştır. Toplam 412 hastanın dahil edildiği çalışmada, 98 (%23,8) hastada saptanan 49 farklı ilaç kaynaklı yan etkiden 6'sı (%12,25) objektif risk analizine göre yüksek riskli bulunmuştur. Bununla birlikte 125 (%30,4) hastada potansiyel ilaç etkileşimi ve bu hastaların 38'inde (%30,3) klinik anlamlı belirteçlere sahip ilaç etkileşimi görülmüştür. Ayrıca 75 farklı klinik anlamlı ilaç etkileşiminden 4'ü (%5,33) yüksek riskli bulunmuştur. İlaç hatalarına bakıldığında ise hastaların 174'ünde (%42,2) hekim kaynaklı (reçeteleme ve monitörizasyon), 235'inde (%57,0) hemşire kaynaklı (hazırlama ve uygulama) en az bir hata türü saptanmıştır. Çalışmaya prospektif olarak dahil edilen hastalar, R programı (caret paketi) kullanılarak 10-kat çapraz doğrulama yöntemi ile randomize olarak 70:30 oranında bütün modellerde train ve test seti olarak ayrılmıştır. Elde edilen yan etki, ilaç etkileşimi, ilaç hatası ve malnütrisyon modellerinin doğru tahmin performansını gösteren AUC değerleri sırasıyla 0,862, 0,929, 0,920 ve 0,884 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak elde edilen risk analizleri ve yüksek performanslı tahmin modelleri ile klinik pratikte kullanılmak üzere geliştirilen web araçlarının; EUBG (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER/), yan etki (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Adverse_Effect/), ilaç etkileşimi (http://www.softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Drug_Interaction/) ve ilaç hatası (http://softmed.hacettepe.edu.tr/NEO-DEER_Medication_Error/) varlığını tahmin etmede kullanılmaya başlanmasıyla bu sorunların en aza indirileceği tahmin edilmektedir.

Bebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebeklerMakine öğrenmesi+7
Nadir Yalçın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği: Ankara'da bulunan eczaneler üzerine bir araştırma

İlaçlara adil olarak erişebilmek küresel bir öncelik olarak görülmektedir. 1970'lerden bu yana Dünya Sağlık Örgütü temel ilaçlar kavramını vurgulayarak adil erişimi desteklemektedir. Temel ilaçlar nüfusun çoğunluğunun sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlardır. Gerekli ilaçlara adil erişim olmadan temel sağlık hakkının yerine getirilemeyeceği gerekçesiyle nüfusun öncelikli sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlar olarak görülen, kronik hastalık tedavisinde kullanılan temel ilaçların Ankara'daki eczanelerde mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirliklerini değerlendirmek bu çalışmanın temel amacıdır. Araştırmanın yöntemi, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Sağlık Eylemi El Kitabı İlaç Fiyatları, Mevcudiyeti, Satın Alınabilirliği ve Fiyat Bileşenlerini Ölçme 2.Baskı'ya (Measuring Medicine Prices, Availability, Affordability and Price Components 2nd Edition) dayanmaktadır. Araştırmanın örneklemini tabakalı sistematik örnekleme yoluyla seçilen Ankara'da bulunan 334 eczane oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü 21. Temel İlaç Listesi'nden yararlanılarak kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları ve palyatif bakımda kullanılan 24 temel ilaç araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Üç aşamalı mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirlik kavramları IBM SPSS Statistics 22 ve Microsoft Excel programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada 15 ilacın DSÖ tarafından belirlenen %80 mevcudiyet hedefini karşıladığı ancak 9 ilacın karşılamadığı saptanmıştır. Genellikle, orijinal ilaçlar jenerik ilaçlardan daha fazla mevcuttur. En fazla kalp ve damar hastalıkları ilaçları mevcut olup, sırasıyla palyatif kanser bakımı ilaçları, kronik solunum yolu ilaçları ve diyabet ilaçları gelmektedir. İlaçların %79'unun fiyatı, uluslararası referans fiyatlardan daha fazladır. Orijinal ilaçların medyan fiyat oranı, jenerik ilaçlardan yüksek ya da eşit bulunmuştur. Jenerik ilaçların, orijinal ilaçlara göre satın alınabilirlik açısından daha avantajlı olduğu bulunmuştur. Glibenclamide, Budesonide, Gliclazide ve Diazepam hem düşük düzeyde mevcuttur hem de ulusal fiyatları uluslararası referans fiyatlardan daha yüksektir. Bu araştırma, Türkiye'de temel ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği konusunda Dünya Sağlık Örgütü/Uluslararası Sağlık Eylemi metodolojisini kullanan ilk araştırmadır. Sonuçlar, uygun fiyatlı ilaçlara erişimi iyileştirmek için öncelikli eylem alanlarını vurgulamaktadır.

AnkaraEczanelerEndokrin sistem hastalıkları+6
Gökçen Özler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Darunavir baskılanmış PHEMA temelli mikrokriyojellerin hazırlanması ve salım kinetiğinin incelenmesi

Darunavir (D.V), insan immün yetmezlik virüsü (HIV) ile enfeksiyonların tedavisinde kullanılan güçlü bir Antiretroviral ilaçtır. Edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS), HIV enfeksiyonunun en ileri aşamasıdır. D.V sentetik bir peptid olmayan proteaz inhibitörüdür. İlk olarak Haziran 2006'da, HIV'in dirençli tip-1 tedavisi için kullanılması FDA tarafından onaylanmıştır. Kontrollü ilaç salım sistemleri, hastalıkların tedavisi sürecinde hedef dokuya ilaçları istenilen dozda, doğru zaman ve yerde kullanılarak etkin bir tedavi yöntemi sunmaktadır. Biyomalzeme olarak polimerik sistemler, doğal/sentetik olarak elde edilebilen kontrollü salım sistemlerinde kullanılır. Bu malzemelerin kullanımı günümüzde artmaktadır. Polimerik sistemlerden en yaygın olarak kullanılan polimerler hidrojellerin türevi olan mikrokriyojellerdir. Mikrokriyojeller çözücünün donma sıcaklığı altında sentezlenen jel matrikslerdir. Mikrokriyojellerin süpermakrogözenekli, elastik ve süngerimsi morfolojiye sahip olmasından dolayı son zamanlarda ilaç salımı gibi biyomedikal uygulamalarda kullanılmaktadır. Tez çalışmasında, ilk önce D.V baskılanmış poli (2-hidroksietil metakrilat) (PHEMA) temelli mikrokriyojeller sentezlenmesi planlanarak darunavir'in kontrollü salımı ve salım kinetiğinin incelenmesi yapılmıştır. Antiretroviral ilaç olan darunavir'in, karakterizasyon çalışmaları ve in vitro salım deney çalışmalarını incelemek amacıyla, farklı çapraz bağlayıcı oranlarına ve farklı ilaç yükleme miktarlarına sahip darunavir baskılanmış PHEMA mikrokriyojeller hazırlanmıştır. İlk aşamada, MAH monomeri Cu (II) metal iyonları ile üç farklı molar oranda kompleks oluşturulmuştur. Daha sonra darunavir baskılanmış mikrokriyojeller -14oC sıcaklıkta elde edilmiştir. İkinci aşamada, mikrokriyojellerin yapı ve yüzey morfoloji karakterizasyonu Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR-ATR), taramalı elektron mikroskobu (SEM), şişme deneyleri ve yüzey alanı ölçümleri ile yapılmıştır. SEM sonuçlarına göre mikrokriyojellerin, makrogözenek boyutlarının 20 µm'den büyük olduğu ve homojen bir şekilde dağıldığı gözlenmiştir. Farklı ilaç yükleme oranlarına sahip mikrokriyojellerin yüzey alanı ve şişme davranışlarının, darunavir yükleme miktarının artması ile hem şişme oranının hem de yüzey alanının önemli miktarlarda arttığı görülmüştür. Üçüncü aşamada, farklı oranlardaki Cu (II) iyonunun, ilaç yükleme miktarının, çapraz bağlayıcının ve ortam pH'nın D.V salım hızına etkisi in vitro salım deney çalışmaları ile incelenmiştir. Farklı darunavir miktarı (0.5-1.75 mg/mL) yüklenerek farklı D.V baskılanmış mikrokriyojeller hazırlanmıştır. D.V baskılanmış mikrokriyojellerin ilaç miktarının artmasıyla D.V salım oranı arttığı gözlenmiştir. Molar olarak üç farklı oranda MBAAm (nHEMA/nMBAAm = 4, 6, 8) içeren üç farklı mikrokriyojel hazırlanmıştır. D.V'nin kontrollü salımı MBAAm miktarının (çapraz bağlayıcı yoğunluğunun) artması ile azalmıştır. Ayrıca, farklı ortam pH'larında (6.0, 7.0, 7.4 ve 8.0) D.V baskılanmış mikrokriyojellerden darunavir salımı incelenmiştir. Sonuçlara göre en fazla ve kontrolü olarak ilaç salımı pH 7.4'de gerçekleşmiştir. Son olarak tez çalışmasında kullanılan mikrokriyojellerin sitotoksisite çalışmaları fibroblast hücre hattı (L929) kullanılarak yapılmıştır.

HIVKontrollü ilaç salımıİlaçlar
İsmet Şafak
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik candida ve aspergillus suşlarının antifungal duyarlılık profillerinin matriks ile desteklenmiş lazer desorpsiyon/iyonizasyon uçuş zamanı kütle spektrometresi ("MALDİ-TOF MS") yöntemi ile değerlendirilmesi

Dirençli Candida ve Aspergillus türlerinin neden olduğu invaziv mantar enfeksiyonları küresel bir halk sağlığı sorunudur. Antifungallere direncin giderek arttığı göz önüne alındığında antifungal duyarlılık testi (AFDT) giderek daha önemli hale gelmekte ve hızlı sonuç veren yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikoloji Laboratuvarı'nda hasta örneklerinden izole edilen Candida ve Aspergillus suşlarının tedavide sıklıkla kullanılan azol ve ekinokandin grubu antifungal ilaçlara duyarlılıklarının MALDI-TOF MS yöntemi ile saptanarak elde edilen sonuçların EUCAST referans sıvı mikrodilüsyon yöntemi sonuçları ile karşılaştırılması ve böylece, MALDI-TOF MS yönteminin in vitro antifungal duyarlılık profillerinin saptanmasındaki doğruluğunun ve tekrarlanabilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. 40 Candida glabrata izolatının anidulafungin ve flukonazol, 40 Candida albicans ve 40 Candida parapsilosis izolatının flukonazol, 4 Aspergillus fumigatus izolatının vorikonazol duyarlılıkları test edilmiştir. Candida izolatları "yüksek" ve "sınır değer" olarak iki farklı antifungal konsantrasyonunda ve ilaçsız kontrolde 3 saat inkübe edilmiştir (Anidulafungin: 16, 0.06, 0 mg/L; Flukonazol: 256, 16, 0 mg/L). A. fumigatus izolatları seri vorikonazol konsantrasyonlarında (32-0.03 mg/L) ve ilaçsız kontrolde 15 saat inkübe edilmiştir. Bu konsantrasyonlardan elde edilen MALDI-TOF MS spektrumları ile her izolat için ayrı bileşik korelasyon indeksi (CCI) matrisi oluşturulmuştur. Candida türleri için sınır değerdeki ve en yüksek ilaç konsantrasyonundaki spektrumların korelasyonundan elde edilen CCI değeri ortalaması, sınır değer ve ilaçsız kontrolden elde edilen CCI değeri ortalamasından yüksek olduğunda, suş ilaca duyarlı olarak sınıflandırılmıştır. A. fumigatus için maksimum vorikonazol konsantrasyonu spektrumuyla olan benzerliği, ilaçsız kontrol spektrumuyla benzerliğinden fazla olan ilk spektrumun ilaç konsantrasyonu minimum profili değiştiren konsantrasyon (MPCC) olarak belirlenmiştir. Sınıflandırmalar EUCAST sıvı mikrodilüsyon yöntemine göre elde edilen minimum inhibitör konsantrasyonların duyarlı veya dirençli sınıflandırmalarıyla karşılaştırılmıştır. Genel olarak MS-AFDT ve EUCAST AFDT arasındaki uyum %60 ila %85 arasında değişmiştir ve en yüksek oranda C. glabrata için anidulafungine karşı olmuştur. MS-AFDT testinin tekrarlanabilirliği %45 ila %75 arasında değişmiştir ve C. parapsilosis flukonazol duyarlılık testi en tutarlıdır. 4 A. fumigatus suşu için uyum ve tekrarlanabilirlik tam olarak bulunmuştur. Sonuçlar, daha ileri çalışmalarla metodolojinin iyileştirilmesi ve testin tekrarlanabilirliğinin geliştirilmesiyle birlikte MALDI-TOF MS'nin Candida ve Aspergillus türlerinde tanımlama ve antifungal duyarlılık sınıflaması için aynı anda kullanılabileceğini göstermektedir.

Antifungal ajanlarAntifungal duyarlılık testleriAspergillus+7
İlke Toker Önder
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Halk ilacı ve gıda olarak kullanılan prunus mahaleb L. tohum ve meyve kabuklarında farmakognozik araştırmalar

Tıbbi bitkiler arasında yer alan Prunus mahaleb L. (syn. Cerasus mahaleb L. Mill.) mahlep, mehlep, idris agac, pis agac olarak bilinmekte olup özellikle tohumları gıda olarak tüketilmekte ve diğer ülkelere ihraç edilmektedir. Tez çalışmamızda P. mahaleb tohum ve meyve kabukları üzerinde ayrıntılı fitokimyasal ve biyolojik etki çalışmaları yapılmıştır. Meyve kabuklarından (endokarp) elde edilen sulu metanollü ekstreden çeşitli kromatografik metotlarla gerçekleştirilen izolasyon çalışmaları sonucunda 15 saf bileşik elde edilmiş, 1 tanesi doğa için yeni olmak üzere 11 tanesinin yapısı (2-O-β-glukopiranoziloksi-4-metoksi-hidrosinnamik asit, cis-melilotozit, dihidromelilotozit, trans-melilotozit, 2-O-β-glukoziloksi-4-metoksi trans-sinnamik asit, 2-hidroksi-4-metoksi hidrosinnamik asit, gallik asit, kersetin-3-O-(2-O,6-O-α-diramnopiranozil)- β-glukopiranozit, kemferol-3-O-(2-O,6-O-α-diramnopiranozil)- β-glukopiranozit, β-sitosterol 3-O-β-glukopiranozit ve ursolik asit) ileri spektroskopik yöntemler kullanılarak aydınlatılmıştır. P. mahaleb tohum ve meyve kabuklarından (enkokarp) elde edilen ekstre, fraksiyon ve saf bileşiklerin mantar tirozinaz enzim inhibisyonları incelenmiştir. Tohum ve kabuk etilasetatlı fraksiyonlar ile bazı saf bileşiklerin etkisinin oldukça yüksek olduğu bulunmuştur. Etkili bulunan sinnamik asit türevi yapısındaki bileşiklerin enzim kinetiği incelenerek, inhibisyon tipleri ve enzime bağlanma sabitleri Ki hesaplanmıştır. Melanogeneze karşı etkilerini belirlemek için saf bileşiklerin spektrofotometrik yöntem kullanılarak B16F10 hücrelerindeki melanin içeriğine olan etkileri ve hücresel tirozinaz enzim inhibisyonu araştırılmış ve yapı-etki ilişkisi ortaya konmuştur. Ekstre ve fraksiyonların DPPH, NO, SO, ABTS radikallerine karşı süpürücü etkileri ile TEAC ve CUPRAC yöntemleri kullanılarak antioksidan kapasiteleri belirlenmiştir. L929 (fare fibroblast), B16F10 (fare melanoma), A2058 (insan melanoma) ve HeLa (insan servikal karsinoma) hücre hatları üzerinde sitotoksik etkileri araştırılmıştır. Tüm yöntemlerde belirgin antioksidan etki gösteren ekstre ve fraksiyonlar, melanoma hücrelerine karşı konsantrasyona bağlı yüksek sitotoksik etki gösterirken, HeLa ve L929 hücrelerine karşı etki çok düşük bulunmuştur. Sonuçlar sitotoksik etkinin seçici olduğunu göstermiştir. Tez çalışmamız, yüksek etkili cilt beyazlatıcı özelliğe sahip bileşikleri içeren P. mahaleb meyve kabuklarının kozmetik endüstrisi için önemli potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, halen ciddi anlamda kullanılmayan mahlep kabuklarının tohumlardan sonra ekonomik olarak değer kazandıracak olması açısından önem arz etmektedir.

AntioksidanlarFarmakognoziFitokimya+5
Zühal Güven
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi klinik mikoloji laboratuvarında fungemi etkeni olarak izole edilen candida parapsilosis kompleks izolatlarında türlerin belirlenmesi, bu türlerde azollere direnç durumunun ve direncin moleküler mekanizmalarının incelenmesi

Candida parapsilosis kompleks, biyokimyasal ve fenotipik olarak ayrılamayan ve direnç profilleri, tedavi yanıtları ve prevalansları farklı olan Candida parapsilosis sensu stricto, Candida orthopsilosis ve Candida metapsilosis türlerinden oluşan önemli bir fungemi etkenidir. Tedavide sıklıkla kullanılan azollere duyarlılık azalmaktadır. Bu çalışmada, kan kültüründen izole edilen C. parapsilosis kompleks suşlarında tür dağılımı, azollere duyarlılık durumu ve moleküler mekanizmaların ortaya konması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Mikoloji Laboratuvarı'nda 1997-2017 yıllarında periferik kan ve kateter kanı örneklerinden üretilen C. parapsilosis kompleks izolatlarında sekonder alkol dehidrogenaz (SADH) geni "Restriction Fragment Lenght Polymorphism"(RFLP) yöntemiyle türler belirlenmiş, flukonazol, vorikonazol ve posakonazole ait minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) değerleri 'European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing' (EUCAST) önerilerine göre saptanmış ve değerlendirilmiştir. Direncin moleküler mekanizmaları için ERG11 ve MRR1 genlerine ait DNA dizileri incelenmiştir. Çalışmaya alınan 181 izolatın 180'inin Candida parapsilosis sensu stricto, birinin ise C. orthopsilosis olduğu görülmüştür. Flukonazol direnç oranı %13,2'dir (24/181). ERG11 geninde 53 izolatın yüksek dozda duyarlı ve dirençli olan 37'sinde A395T (Y132F), altısında G1372A (G458S) mutasyonları saptanmıştır. Ayrıca iki izolatta daha önce bildirilmemiş olan G1261A (D421N) mutasyonu bulunmuştur. Sessiz T591C (I197I) mutasyonu, duyarlı ve dirençli 52 izolatta gösterilmiştşr. MRR1 genindeyse 29 izolatta G1214A (R405K) ve dört izolatta G2779T (G927D) mutasyonları saptanmıştır. Yıllar içinde azollere artan direncin görüldüğü ve dirence sebep olan moleküler mekanizmaların literatür ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. Daha önce bildirilmeyen G1261A (D421N) mutasyonunun da azol direnci ile ilişkisinin daha başka çalışmalar ile ortaya konması gerekmektedir.

AzollerCandida parapsilosisFungemi+3
Selay Demirci Dos Santos Duarte
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının belirlenmesi, yaşam kalitesi ve ilaç inançları üzerinde fark oluşturan bireysel özelliklerin tespit edilmesi ve ilaç inancı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmaktadır. Araştırmaya, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesinde Parkinson hastalığı tanısı konmuş ve tedavi alan 160 hasta dâhil edilmiştir. Veriler, Modifiye Hoehn Yahr Skorlaması ölçeği ve sosyodemografik özellikleri içeren sorular, Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ölçeği olan PDQ-39 ile ilaçlara yönelik inançları ölçmek için kullanılan Parkinson hastalığı ilaç inançları ölçeği (PD-Rx) kullanılarak oluşturulan anket formunun katılımcılara uygulanması ile toplanmıştır. Çalışmada Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ve ilaç inançlarının bireysel özelliklere göre fark gösterip göstermediği ve ilaç inançları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Spearman korelasyon analizi, ilaç inançlarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek için ise doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda yaşam kalitesinin yaşa, eğitime, medeni duruma, hastalık evresi ve yaşama ortamına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği, cinsiyete göre sadece emosyonel durum alt boyutunun; sigara kullanımına göre ise sosyal destek ve bedensel rahatsızlık alt boyutlarının farklılık gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ilaç inancının sadece hastalık evresine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. İlaç inançları ile yaşam kalitesi arasında ilişki incelendiğinde ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir.

Parkinson hastalığıYaşam kalitesiÖlçekler+4
Vildan Özbayrak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ülkemizde D vitamini reçetelemesinin ve tüketiminin değerlendirilmesi

D vitamini sağlık ve zindelik için son derece önemlidir. Vücudun hücrelerinin sağlıklı kalmasında ve vücudun olağan işlevinde çeşitli roller oynar. Çoğu insan yeterli D vitamini almaz, bu nedenle takviye kullanımı yaygındır. Bununla birlikte, bu vitaminin vücutta birikip toksik seviyelere ulaşması da mümkündür. Bu nedenle D vitamini kullanımında dikkatli olmak gerekir. Bu tez çalışmasında; Vitamin D ve Analoglarını içeren preparatların 2015-2018 yılları arasında Ülkemizdeki birinci basamak sağlık kuruluşlarında reçetelenme ve ayaktan hastalarda tüketim durumu incelenmiştir. Reçetelemeye ilişkin elde edilen veri; yaş, cinsiyet, kalem sayısı, kutu sayısı, iller ve istatistiki bölge birimleri sınıflandırma sistemi bölgelerine göre değerlendirilmiştir Ayrıca Ülkemizde Hipervitaminozis D, Vitaminler ile Zehirlenme ve Vitaminlerin Sebep Olduğu Yan Etkiler tanıları ile oluşturulmuş protokol sayıları değerlendirilmiştir

Akılcı ilaç kullanımıAkılcı ilaç kullanımıElektronik reçete+7
Didem Varımlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

The relationship between pharmaceutical expenditures and economic growth from the human capital perspective

The growth theory focuses on human capital as a determinant of economic progress since the second half of the 20th century. In this study, human capital and its health and education components are examined. The aim of the study is to evaluate the relationship between human capital and education and health also the effect of human capital on growth. In this context, schooling rates for education and pharmaceutical expenditures, which may be the biggest financial measure for the concept of health, are emphasized in general. In the literature, studies on the relationship between human capital and education are predominant. In this study, the emphasis is placed on the health component of human capital and health related pharmaceutical expenditures. The study differs from the majority of studies in the literature considering these goals and objectives. The fact that pharmaceutical expenditures are an important element of health expenditures and the relationship between health expenditures and economic growth under the scope of human capital, as set forth in the studies, may lead to an expectation that the expenditure on pharmaceuticals will affect economic growth in the same direction as health expenditures. The relationship between pharmaceutical expenditure that consists of pharmaceutical prices, qualitative or quantity of pharmaceuticals and quantitative consumption amount and economic growth is examined in this context. As a result of the detailed regression analysis using panel data, this study concludes that pharmaceutical expenditures do not affect economic growth in positive direction. Within the same model, it is concluded that capital stock, foreign direct investments, school enrollment rate and unemployment rate affect economic growth.

Human capitalGrowthEconomic growth+3
Ümit Aslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ağızda dağılan tablet formülasyonlarının ın vitro karakterizasyonları ve permeabiliteleri üzerine farklı yardımcı maddelerin ve basım tekniklerinin etkisi

Ağızda dağılan tabletler, pediyatrik ve geriyatrik, yutma güçlüğü çeken, nörolojik hastalıkları olan kişilerde konvansiyonel tabletlere göre daha kolay ve güvenle uygulanabilir. İlave su tüketime veya özel uygulama koşuluna ihtiyaç duyulmaksızın, tükürük ile teması sonrası ağızda kısa sürede dağılırlar. Mide bulantısı ve kusma, klinikte yaygın olarak karşılaşılan, kişinin günlük hayatını sınırlayan hastalıklardır. Trimetobenzamit hidroklorür, mide bulantısı ve kusmanın akut tedavisinde yaygın olarak kullanılan antiemetik bir ilaçtır. Bu tez çalışması kapsamında, trimetobenzamit hidroklorürün direkt basım ve dondurarak kurutma teknikleri kullanılarak on sekiz farklı ağızda dağılan tablet formülasyonu geliştirilmiştir. F4, F8, F15 ve F16 hariç tüm formülasyonların üç dakikadan daha kısa süre içerisinde suda ve yapay tükürük ortamında (pH 6,8) dağıldığı görülmüştür. Geliştirilmiş olan formülasyonların konvansiyonel tablet ile benzerliği, benzerlik faktörü hesaplanarak çözünme profillerinin benzer olmadığı; ancak F3, F4, F11, F12, F15, F17 ve F18 formülasyonlarının konvansiyonel tablete göre 45. dakikada daha yüksek çözünme değerlerine ulaştığı görülmüştür. Caco-2 hücre kültürü üzerinde gerçekleştirilmiş olan permeabilite çalışmaları ile, formülasyonda kullanılan yardımcı maddelerin trimetobenzamit hidroklorürün permeabilitesini artırdığı görülmüştür, ancak formülasyonların permeabiliteleri arasında farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bu tez çalışması ile, uluslararası ve Türkiye ilaç piyasasında ağızda dağılan tablet preparatı ve literatür çalışması bulunmayan trimetobenzamit hidroklorürün ağızda dağılan tablet formülasyonlarının geliştirilmesi için katkı sağlayacağı düşünülen formülasyonlar önerilmektedir.

Caco-2Dondurarak kurutmaTabletler+3
Özge Didem Uluhan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıklıkla kullanılan bitkisel ürünlerin ilaçlar ile olası etkileşmelerinin eczacılar tarafından farkındalıklarının değerlendirilmesi

Dünyanın pek çok bölgesinde bitkisel ilaçların ve besin desteklerinin kullanımı oldukça fazla artış göstermektedir. Pek çok bitkisel ürün internet yoluyla satıldığından bu ürünlerin kontrolsüz bir pazarda tüketici ve hastalar tarafından ne ölçüde kullanıldığını değerlendirmek zordur. Bu nedenle pek çok ülke geleneksel ürünlerin ruhsatlandırılması için düzenlemelere başlamıştır. Diğer taraftan, tedavinin başarısını etkileyen çok önemli bir konu olan bitkisel ilaçlar ile sentetik ilaçların etkileşme sıklığı henüz tam olarak bilinmemektedir. Hastalar aile ve arkadaş tavsiyesine göre bitkisel ilaçları kullanmaktadırlar. Genel olarak bitkisel ilaç kullanımlarını hekim ve eczacılarına haber vermemektedirler. Hastaların pek çoğunun ve eczacılar da dahil sağlık çalışanlarının da bitkisel ürün-ilaç etkileşmesi hakkında yeterli bilgisi bulunmamaktadır. Etkileşmelere ilişkin bilgi yetersizliği muhtemelen etkileşmelerin farkında olunmaması ya da rapor edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Ginkgo biloba, Panax ginseng, Hypericum perforatum, Aloe vera ve Allium sativum çok yaygın olarak kullanılan bitkisel ilaçlardır. Bu çalışmada, sıklıkla kullanılan bu bitkisel ilaçların, tedavide kullanılan ilaçlarla etkileşmelerinin eczacılar tarafından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada geniş bir anket kullanılarak, eczacıların bu bitkisel ilaçların kullanım alanları, istenmeyen etkileri, ilaçlarla olası etkileşmeleri hakkında bilgileri değerlendirilmiştir. Eczacıların yarısından çoğunun bitkisel ürünler ve ilaçlar arasındaki etkileşmeler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bitki, bitkisel ilaçlar, bitki-ilaç etkileşimleri, eczacı farkındalığı, alternatif tedavi, Ginkgo biloba, Panax ginseng, Hypericum perforatum, Aloe vera, Allium sativum.

Bitki-ilaç etkileşimiEczacılarFarkındalık+7
Murat Şahin Baypınar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yüksek riskli ilaçlar konusundaki bilgi ve uygulamalarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin yüksek riskli ilaç uygulamaları konusundaki bilgi ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı türde olan çalışma, Mart 2019- Eylül 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşireler (N=116), evreni oluşturan ve örneklem kriterlerine uyan 105 hemşire araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler; "Birey Tanıtım Formu", "Hemşirelerin Yüksek Riskli İlaç Bilgilerini Belirleme Soru Formu" ve "Hemşirelerin Yüksek Riskli İlaç Uygulamalarını Belirleme Soru Formu" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22 programından yararlanılarak sayı, yüzdelik dağılım, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Cronbach alpha analizi ve Spearman korelasyonu ile analiz edildi. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kuruldan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan yazılı izin alındı. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalamasının 32.31 ± 5.947 olduğu, %89.5'unun kadın, %10.5'inin erkek, %96.2'sinin lisans mezunu olduğu belirlendi. Hemşirelerin çalışma süresinin %26.7'sinin 2-5 yıl olduğu, %30.5'inin 2-5 yıldır yoğun bakımda çalıştığı bulundu. Hemşirelerin %33.3'ünün dahili yoğun bakımda çalıştığı, %30.5'unun anestezi yoğun bakımda çalıştığı saptandı. Hemşirelerin çoğunluğunun (%94.3) hem gece hem gündüz vardiyasında çalıştığı, %99'unun haftada 40 saat ve üzeri çalıştığı belirlendi. Yoğun bakım hemşirelerinin yüksek riskli ilaçlara ilişkin bilgi skorunun 42±27.33, uygulama skorunun 75.29±14.77 olduğu belirlendi. Hemşirelerin yüksek riskli ilaçların erişilmesi, depolanması ve yüksek riskli ilaçlarda kısaltma yapılması ile ilgili ifadelere verdikleri doğru yanıt oranlarının çok düşük, ayırt edici etiketleme, doz belirleme ifadesi ve pozitif inotrop ilaç infüzyonunda kontrol edilmesi gerekenlere yönelik doğru yanıt oranlarının yüksek olduğu bulundu. Yüksek riskli ilaç uygulamalarında doğru ilaç uygulama ilkelerini içeren ifadelere, sesli ve görsel alarmların kontrolü, pozitif ilaç infüzyon takibi ile ilgili ifadelere doğru yanıt oranlarının yüksek, yüksek riskli ilaçların 3 kez kontrolü, sözel hekim istemi, ikinci bir çalışanla çift kontrol ve ilacın uygulanmadan önceki kaydı ile ilgili ifadelere verdikleri doğru yanıt oranlarının çok düşük olduğu bulundu. Erkek hemşirelerin bilgi düzeylerinin kadın hemşirelerden anlamlı derecede daha yüksek, cinsiyete göre uygulama puan yüzdeleri arasında anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Hemşirelerin çalıştığı birime göre yüksek riskli ilaçlarla ilgili bilgi ve uygulama puan ortalamaları arasında fark olduğu, en yüksek bilgi skorunun koroner yoğun bakım ve dahili yoğun bakımda çalışan hemşirelerde olduğu, en yüksek uygulama skorunun pacu-postop anestezi yoğun bakım hemşireleri ve dahili yoğun bakım hemşirelerinde olduğu belirlendi. Hemşirelerin bilgi ve uygulama skorları arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, bilgi puanı arttıkça uygulama puanının da arttığı saptandı. Sonuç: Hemşirelerin yüksek riskli ilaçlarla ilgili bilgi düzeylerinin düşük olduğu, uygulama farkındalıkların yeterli düzeyde olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım, yüksek riskli ilaç, hemşire, bilgi, uygulama

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+6
Yasemin Alkan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı ilaç moleküllerinin klinik acinetobacter baumannii biyofilm yapısı üzerine etkilerinin gerçek zamanlı hücre analizi yöntemi ile incelenmesi

Acinetobacter baumannii, ventilatör ilişkili pnömoni ve kateter ilişkili bakteriyemi gibi ciddi nozokomiyal enfeksiyonlara neden olabilen, önemli bir fırsatçı patojendir. Bu bakterinin biyofilm oluşturma özelliği gibi virülans faktörleri ve son yıllarda hızla artan antibiyotik direnci, patogeneze katkı sağlayarak, enfeksiyonların tedavisini zorlaştırmaktadır. Farklı ülkelerde yürütülen çok sayıda araştırma, çoklu ilaç dirençli A.baumannii izolatlarının artışına ve bu izolatlarda biyofilm üretim kapasitesinin de yüksek olduğuna işaret etmektedir. Bu açıdan, antibakteriyel ve antibiyofilm etkinliğe sahip ilaç veya ilaç kombinasyonlarına yönelik araştırmalar değer kazanmaktadır. Ayrıca, tedavi başarısızlıklarında önemli bir rolü olan biyofilm oluşumunun hızlı ve doğru bir şekilde belirlenmesi, enfeksiyonlarla mücadele açısından kritik bir öneme sahiptir. Çalışmamızda, tigesiklin (TGC), n-asetilsistein (NAS) ve asetilsalisilik asit (ASA) gibi çeşitli ilaç moleküllerinin, klinik A. baumannii izolatlarının biyofilm yapısı üzerine etkilerinin, konvansiyonel ve gerçek zamanlı hücre analizi (Real Time Cell Analyses-RTCA) yöntemleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, incelenen etken maddelerin A. baumannii suşlarında biyofilm ile ilişkili bazı genlerin ekspresyon seviyelerine etkisi de araştırılmıştır. Ege Üniversitesi Hastanesi'nden izole edilen ve klonal olarak ilişkisiz 22 A.baumanni izolatının biyofilm oluşturma kapasiteleri öncelikle spektrofotometrik mikroplak-kristal viyole yöntemi ile belirlendi. Güçlü biyofilm üreticisi olduğu belirlenen altı temsilci kökenin biyofilm oluşturma kapasiteleri RTCA yöntemi ile de araştırıldı ve elde edilen sonuçların konvansiyonel yöntem ile uyumlu olduğu saptandı. RTCA yöntemi ile 8-10 saat içinde güçlü biyofilm üreticisi kökenler ile zayıf üretici ve negatif kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tigesiklin, NAS ve ASA moleküllerinin tek başlarına ve kombine halde, kökenlerin biyofilm oluşumu ve olgun biyofilmleri üzerine etkileri her iki yöntemle de değerlendirildi ve sub-MİK konsantrasyonlarda TGC+NAS ve TGC+ASA kombinasyonlarının sinerjik etkili olduğu tespit edildi. İncelenen etken maddelerin A. baumannii kökenlerinin biyofilm oluşumu üzerine etkilerini saptamak açısından konvansiyonel ve RTCA yöntemleri paralel sonuçlar verirken, olgun biyofilm üzerine etkilerin değerlendirilmesinde RTCA yöntemi ile herhangi bir etki belirlenemedi. Temsilci A.baumannii kökenlerinde biyofilm oluşumu ile ilişkilendirilen bazı virülans genlerinin (bap, adeG, csuE, ompA) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu ile araştırıldı. Altı kökenin tamamında csuE ve ompA genleri tespit edilirken, ikişer kökende bap ve adeG gen varlığı gözlendi. Fenotipik yöntemlerle sinerjik etkili olduğu saptanan ilaç kombinasyonlarının, bazı suşlarda csuE ve bap gen ekpresyon seviyelerinde düşüşe neden olduğu kantitatif gerçek zamanlı ters transkriptaz kantitatif polimeraz reaksiyonu (RT-qPCR) ile saptandı. Bildiğimiz kadarıyla, A. baumannii kökenlerinde çeşitli ilaç moleküllerinin biyofilm yapısı üzerine etkilerinin RTCA yöntemi ile ilk olarak değerlendirildiği çalışmamızda, genel olarak konvansiyonel yöntem ile uyumlu sonuçlar alınmış, sub-MİK konsantrasyonlarda sinerjik etkili kombinasyonlar saptanmıştır. Ayrıca, incelenen etken maddelerin A. baumannii biyofilmi üzerinde görülen fenotipik etkilerinin, biyofilm ilişkili bazı genlerinin ekspresyon seviyelerindeki azalmaya bağlı olabileceği de ortaya konmuştur. RTCA yöntemi biyofilm üreticisi kökenleri saptamada hızı ve tekrar edilebilirliği ile öne çıkarken, etken maddelerin olgun biyofilm üzerine etkilerinin değerlendirilmesi için uygun gözükmemektedir.

Acinetobacter baumanniiBiyofilmlerElektriksel impedans+3
Aybala Temel
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları

Düşük çözünürlük gösteren ilaçlar için karşılaştırmalı dissolüsyon çalışmaları Bu çalışmanın amacı düşük çözünürlük gösteren Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerini bir arada içeren yeni bir ovül formülasyonu geliştirip, bu formülasyonun in-vitro salım, geçirgenlik özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Yürütülen tez çalışması kapsamında patojenik mikroorganizmalar (Candida, Trichomonas ve bakteriler) sebebiyle oluşan vulvovajinal hastalıkların çok amaçlı tedavisinde endike olan ve birçok ovül formülasyonunda olduğu gibi in-vivo denemesi yapılamayan Nistatin ve Nifuratel etkin maddelerinin in-vitro salım çalışmalarının ortamını ve de formülasyon içeriğini belirlemek için çözünürlük çalışmaları yapılmış olup etkin maddeleri bir arada içeren ovulün klasik dissolüsyon yöntemi ile salım hızı denemeleri yapılmıştır. Ayrıca HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Bu amaçla öncelikle seçilen etkin maddeler için yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ile (HPLC) tayin metodu geliştirilmiş ve metodun validasyonu yapılmıştır. Yöntem validasyonu sonrasında dissolüsyon ortamında kullanılacak optimal ortamı belirlemek için vajinal ortamın pH' na uygun farklı ortamlarda çözünürlük çalışması yapılmış ve seçilen farklı ortamlarda in-vitro salım denemeleri yapılmıştır. Ayrıca formülasyon içerisinde bulunacak matriks için çeşitli yağlarda çözünürlük çalışması yapılmıştır. 2 adet formülasyon geliştirilmiş ve optimal sonuç veren formülasyon final formülasyonumuz olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen çalışmalardan elde edilen bulgulara göre Nistatin ve Nifuratel etkin maddeleri düşük çözünürlük gösterdiğinden ve formülasyon içeriğindeki maddelerden dolayı maddelerin optimal olarak çözünürlük gösterdiği ortamlarda bile salımın tam anlamıyla gerçekleşmeyeceği ve sink koşulun sağlanamayacağı görülmüştür. In-vitro salım gösterilemeyeceğinden dolayı geliştirilen formülasyonun HEC-1A hücre hattı ile in-vitro geçiş çalışması yapılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda düşük çözünürlük gösteren ovüllerin dissolüsyon denemelerinin in-vitro salımın düşük olması sebebi ile doğru bir seçim olmadığı ancak hücre kültürü ya da hücre hatları ile yapılacak permeabilite denemeler ile in-vitro kıyaslamanın yapılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Nistatin; Nifuratel; vajinal ilaç dağıtım sistemleri; ovül, HEC-1A.

Farmasötik teknolojiHücre dizisiKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+7
Can Ayan
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen non steroidal antienflamatuar ilaçların çözünürlüğünü arttıracak formülasyonlarının geliştirilmesi

Bir farmasötik dozaj şeklinin geliştirilmesinde, biyofarmasötik sınıflandırma sisteminde ve bu sisteme bağlantılı olarak yeni formülasyonlarının geliştirilmesi hem sanayi hem de akademik alanlarda devam etmektedir. Biyofarmasötik sınıflandırma sistemi ilaç etkili maddelerinin sudaki çözünürlükleri ve bağırsak dokusundaki permeabiliteleri üzerine kurulmuştur. Bu çalışmanın amacı biyofarmasötik sınıflandırılmasında sınıf II olarak belirlenen ibuprofen etkin maddesinin çözünürlüğünü arttıracak yenilikçi formülasyonlar geliştirerek permeabilite ve in-vitro salım özelliklerini ticari formülasyon ile karşılaştırmaktır. Artrit, primer dismenore, grip semptomlarını azaltmak için ve ağrı kesici olarak kullanılmak üzere ibuprofen içeren mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül formülasyonu hazırlanarak kalite kontrol ve ticari formülasyon ile karşılaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Mikroemülsyon yönteminin kullanılarak yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin tercih edilmesinin nedeni, mikroemülsiyonların termodinamik olarak dayanıklı olmaları, etkin maddenin biyoyararlanımını attırmaları, saydam ve çok küçük damlacık boyutuna sahip olmalarından, yumuşak jelatin kapsül dozaj şekillerinin ise yutulmalarının kolay, tatlarının olmamaları, darbelere karşı dayanıklı ve çok çeşitli renk ile boyutlarının olmalarından dolayı tercih edilmiştir. Bu kapsamda seçilen etkin madde ile yüksek basınçlı sıvı kromatografisi (HPLC) ile metot geliştirilip validasyonları gerçekleştirildi. İbuprofen'in çeşitli YEM, YYEM, yağ ve tamponlarda çözünürlük çalışması yapıldı. Çözünürlük çalışması sonrasında karar verilen yardımcı maddeler ile üçgen faz diyagramları çizilip en yüksek alan değerini veren formülasyona karar verildi. Termodinamik stabilite çalışmalarından sonra faz ayrışması gerçekleşmeyen formülasyon kararlaştırıldı ve formülasyonun fizikokimyasal özellikleri incelendi. Mikroemülsiyon formülasyonun içerik miktarı HPLC ile geliştirlen yöntem ile tayin edildi. İbuprofen etkin maddesinin geliştirilen mikroemülsiyon yöntem ile yumuşak jelatin kapsül dozaj şeklinin in-vitro çalışmaları gerçekleştirilip ticari formülasyon ile karşılaştıralarak benzerlik (f2) ve fark (f1) analizleri gerçekleştirildi. Ayrıca in-vitro ortamda Caco-2 hücreleri ile yapılan permeabilite çalışmalarında ibuprofen etkin maddesinin, mikroemülsiyon formülasyonun ve ticari formülasyonun geçiş çalışmaları yapılarak değerlendirilmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: İbuprofen, emülsiyon, mikroemulsiyon, in-vitro permeabilite, in-vitro salım, f1 ve f2 testi.

Antiinflamatuar ajanlar-nonsteroidEmülsiyonlarGeçirgenlik+7
Ayça Mehmetoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects