Image
Bu konu başlığı altında 594 tez
Türk edebiyatında İstanbul imgesinin teşekkülü (1930-1945)
Mütareke ve ilk Cumhuriyet yılları edebiyatında İstanbul'un olumsuz imajlarla anlatıldığı hatta arka plana itildiği görülür. Cumhuriyet döneminde Ankara'nın başkent olması ile dikkatler İstanbul'un üzerinden uzaklar ve böylece kuvvetli bir Anadolu edebiyatı başlar. Millî Mücadele döneminde işgal altında bulunan dışarıda kalan İstanbul ötelenirken, Ankara ve Anadolu ziyadesiyle ön plana çıkar. Fakat bu edebi algılama en fazla sekiz-on yıl devam eder. 1930'lardan sonra Bergson felsefesi ve Freud psikolojisinin devreye girmesi sonucunda İstanbul algılaması alt üst olur. Nitekim 1930 ortalarından itibaren İstanbul Türk edebiyatında tekrar merkeze oturmaya başlar. Dolayısıyla 1930'lardan itibaren şiir ve nesirler üzerinden İstanbul merkezli yeni bir edebiyat doğar. Başlangıçta Abdülhak Şinasi Hisar'ın hatıra metinleri ile harekete geçen bu duyarlık, Yahya Kemal'in 1930 ortalarında ve 1940 başlarında yazdığı şiirlerle döneme hâkim bir hava yaratır. Bunları A. Ş. Hisar'ın Boğaziçi Mehtapları ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Beş Şehir'i gibi eserler takip eder. Bu gelişmeler ayrıca dönem şiirini ziyadesiyle etkisi altına alır. Dolayısıyla dönem edebiyatında İstanbul'u merkez alan, onu yücelten yeni bir duyarlılığın harekete geçtiği ortaya çıkar. Şiir, müzik, tarih ve tabiat gibi çeşitli unsurların iç içe geçmesi ile izah edilebilecek bu yeni algılama biçimi, hem edebiyatın içine girdiği yeni bir dönemi bize haber vermekte, hem de bugün bir hayli yaygınlaşmış bulunan şehir tefekkürünün arka planının tanınmasına fırsat vermektedir. Kültür, düşünce ve sanat hayatı açısından önem arz eden bu yeni algılamanın doğuşu, oluşumu ve gelişmesi tezin temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul İmgesi, Mütareke ve Cumhuriyet Döneminde İstanbul, 1930-1945, Bergson.
Cumhuriyetin ilanından günümüze Türk resminde kadın imgesi ve biçimsel yaklaşımlar
Kadın imgesi; dini bir figür, saraydan biri, veya gündelik hayatın içinden bir figür olarak resim tarihi boyunca farklı amaçlar içinde konu edinilmiştir. Türk resim tarihi içinde ise plastik anlamda bir kadın figürü, cumhuriyet döneminin biraz öncesinde Osman Hamdi Bey' le başlar. Sanayi-i Nefise Mektebi' nin kurulmasıyla birlikte eğitim güçlenerek daha geniş bir kitleye yayılır. Sonrasında devletin sanatı desteklemesiyle Avrupa' ya sanat eğitimi için gönderilen ressamlarla Türk resim sanatı farklı akım ve üsluplarla zenginleşmeye başlamıştır. Çağdaş Türk resminin ilk kadın ressamı olan Mihri Müşfik Hanım' ın da çabalarıyla İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi 1914 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde kadınlara tanınan haklar ve oluşan eşitlik alanıyla 1920' li yıllarda İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebiyle birleşerek kadın-erkek birlikte eğitim görmeye başlamıştır. Kadın resmin içinde model olmak dışında sanat üreten birey olarak da yer edinmiştir. Böylelikle bir kadının sanatçı olarak kadın imgesine yaklaşımı ve duyarlılığı görülmüştür. Bu araştırmada, figüratif resmin öncüsü kabul edilen Osman Hamdi Bey' le başlayarak günümüze kadar Türk resim sanatında kadın imgesinin farklı ressamlar tarafından işlenişi konu edinilmiştir. Osman Hamdi Bey ve dönemi ressamları yurtdışında aldıkları eğitimle figüre akademik bir şekilde yaklaşmışlardır. Biçime önem vermişlerdir. Çallı kuşağıyla birlikte günlük hayattan sahneler, renkli bir palet ve belirgin fırça tuşlarıyla işlenmiştir. Genellikle doğada ve hızlı çalışmışlardır. Güzel Sanatlar Birliği, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği gibi gruplar ortak biçimsel anlayış dışında bir araya gelmiş gruplardır. Güzel Sanatlar Birliği göze hoş görünen doğa kopyaları yapmayı amaçlamıştır. Müstakil Ressamlar ise sanatçıların ekonomik özgürlüğünü savunmuşlardır ve farklı eğilimlerdeki ressamların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. D Grubu ressamları, empresyonist eğilimlere karşı gelerek, kübist konstrüktivist anlayışta resimler üretmiştirler. Resme rasyonel yaklaşmış, geometrik yapıyı önemsemişlerdir. Liman (yeniler) Grubu ise D Grubu' nun biçimciliğine karşı, toplumsal içeriğin önemini vurgulamıştır. İnsanı ve çevreyi duyarlı bir biçimde yeniden resmin konusu yapmayı amaçlamıştır. Liman Grubu, insanı konu edinirken genel olarak deseni ön planda tutmuştur. Herhangi bir grup içinde değerlendirilemeyen ressamlar da bir başlık altında toplanarak incelenmiştir. Bunlar arasında soyutlama yapanlar, kübist çalışanlar, renk veya açık-koyuya öncelik tanıyan farklı üsluplardaki ressamlar vardır. Günümüz resim sanatında, daha çeşitli üsluplar görülmektedir. Realist, ekspresyonist, hiperrealist, pop sürreal türlerinde üretim yapan ressamlar vardır. Konuya yaklaşımlar günlük hayatın içinden, düşsel bir sahne veya romantik şekillerde olmuştur. Bu sanatçılarda kadın imgesine yaklaşım genel bir tavır olmaksızın, farklı plastik elemanlarla işlenmiştir. Türk resmindeki bu farklı dönemler ve bu dönemlerdeki eğilimlerle birlikte ressamların biçimsel yaklaşımları verilen örneklerle incelenmiştir. Resimlerin hakim sanat akımı dışında ressamların kişisel duygunluklarıyla konuya yaklaşımları da üretimlerine çeşitlilik kazandırmıştır. Resimler incelenirken içeriğin yorumlanmasının yanında plastik elemanlar açısından değerlendirilmeye önem verilmiştir.
Şamanist imgelerin resim sanatına yansımaları
Bu araştırmada, Şamanist imgelerin resim sanatına olan yansımalarını sanatçı yapıtları üzerinden ortaya koymak amaçlanmıştır. Şamanizm dünyada evrensel ve yerel ritüelleri bulunan, sahip olduğu güçlü ve geleneksel unsurları ile toplumların kültürlerinde etkili olmakla beraber sanat üzerinde de güçlü tesirlerinin olduğu görülmektedir. Şamanizm konusu derinlemesine ele alınarak kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Şamanizm, Animistik ve İnisiyasyon kavramlarını içinde barındıran bir düşünce sistemidir. Şamanizmin doğuşu milattan öncesi dönemlerden itibaren günümüze kadar geldiği kabul görmektedir. Şamanizm Güney ve Kuzey Amerika'da, Endonezya'da, Avustralya yerlilerinde, Güneydoğu'da Asya, Tibet, Çin ve Japonya'da görülmüştür. Şamanizm, Kuzey Asya ve Orta Asya kökenli olarak kabul edilmektedir. Şamanizm, Tanrı ve ruhlarla iletişimi sağlayan bir düşünce sistemidir. Şaman adayı trans haline girerek birtakım şaman tekniklerinin gizli bilgilerini öğrendikten sonra esrime (inisiyatik ölüm) denilen aşamada sırra ermekte ve şamanlık eğitimini tamamlamaktadır. Şaman bulunduğu toplumun geleneklerine göre bir rehber gibi ruhlarla gökyüzü katmanlarına çıkabilen, yer altına inen, öte alemleri görebilen, aynı zamanda Tanrı ya da ruhlarla konuşabilen, nitelikli yetkinliğe sahip kişidir. Şamanın görevi insanların karşılaştığı baş edemeyeceği güçlüklere karşı yardımcı olmaktır. Öğrendiği şamanlık teknikleri, Şaman'ı güçlü kılmaktadır. Bu durum sayesinde Şaman, insanların başvurduğu bir kimlik kazanmaktadır. Çalışmada görsel sanat yapıtlarında Şamanizm'e doğrudan veya dolaylı olarak gönderme yapan, etkileşimde bulunan sanatçılar eser analizi yöntemi üzerinden araştırılmıştır. Şamanizm'i bir imgelem olarak kullanan görsel sanatçılar belirlenerek yapıtları incelenmiş, ardından estetik yorumlamalarla sanatçıların resimleri sanatçının kişisel yaklaşımı ile betimlenip ortaya koyma biçimleri Şamanist imgelerin resim sanatındaki yaratıcı etkisiyle açıklanmağa çalışılmıştır. Sonuç olarak Şamanizm, Batı merkezli sanat anlayışında Neo Şamanizm tanımlamasıyla yenilikçi Ezoterik bakış açısı ile yorumlanmaktadır. Bu kapsamda Jasko Soos, Pablo Amaringo, Joseph Beuys, Nam June Paikay, Jasko Soos, Norval Marrisseau, Pat Stacy, Susan Seddon Baulet, Nil Yalter, Timofei Stepanov, Gilah Yelin Hirsch sanatçılar ve eserleri ele alınarak incelenmiştir. Çağdaş Türk sanatında sanatçıların eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak Şamanist etkilerin olduğu görülmektedir. Bu sanatçılar Bedri Rahmi Eyüboğlu, Neşet Günal, Gencay Kasapçı, Süleyman Saim Tekcan, Can Göknil, Hüsamettin Koçan, Rauf Tuncer, Hasan Kıran, Ramazan Can olarak belirlenmiştir ve sanatçıların yapıtlarında, Şamanizm kültürünün geleneksel bir yansımasının yorumlandığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Şaman, İmge, Kültür, Sembol, Ritüel
19. yüzyılda Avrupa resim sanatında hayvan imgesi
Hayvanlar, tarih boyunca insanlık deneyiminin onunla birlikte var olan, ayrılmaz bir parçasıdır. Hayvan tasvirlerinin M.Ö. 32000"e kadar yaşamlarını avlanma ile geçiren insanların mağara duvarlarındaki hayvan resimlerine kadar uzandığı görülmektedir. Hayvanların beslenme ve giyim başta olmak üzere sosyal statü ve zenginlikle ilişkilendirilen ihtiyaçlar için değerli kaynakları oluşturmuştur. Bizlerin hayvanlarla olan bu denli yakın ilişkisi onları daima hayatımızın ayrılmaz bir parçası yapmıştır. Hayvan imgeleri, Bulgaristan, Fransa ve İspanya da yapılan keşiflerde mağara duvarlarında çoğunlukla avcılık sahnelerini anlatan çizimlerde betimlenmiştir. Tarihsel süreçte hayvan imgesinin gelişimi, insanlığın kültürel gelişimiyle paralel bir yol izlemiştir. Başlangıçta av sahneleriyle başlayıp daha sonra yaşam biçimleriyle devam eden süreçte hayvanlar, zamanla mitolojik, dini ve sombolik olarak Antik Yunan, Mısır ve Roma medeniyetlerinde tasvir edilmştir. Bu süreçte hayvan imgeleri mezar taşlarında, mozaiklerde, duvar süslemlerinde ve devlet konutlarında karşımıza çıkmaktadır. Antik medeniyetler boyunca, bulunduğu bölgenin dini, sosyal ve kültürel, etkenleri doğrultusunda hayvanlar farklı anlamlar ve semboller ile ifade edilmiştirler. Mısır mitolojisinde kutsal bir canlı formunu alan hayvanlar, Roma mitolojisinde ise daha çok duvar süslemelerinde, sevilen evcil hayvanlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Antik yunanda ise hayvanlar, farklı oluşum ve biçimlerle mitolojik türde yer almıştırlar. Hem Yunan hem de Mısır mitlerinde hayvanlar, insan-hayvan karışımı bir forma bürünen betimlemelerle karşımıza çıkar. 14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa bölgesinde baş gösteren dini baskılar, Katolik ve Protestan Kiliselerin savaşı nedeniyle sanatçılar üzerinde baskı oluşturmuş ve bu durum sanata da etki etmiştir. Bu doğrultuda, Maniyerizm ve Rönesans döneminde daha çok dini konulu yapıtlarda ve mekânlarda, ifade biçimi olarak kullanılan hayvanlar, dinin anlatımı ve aktarımı hususunda önemli bir sembolik tasvir olarak kullanılmıştır. Toplumsal gelişmelerle birlikte kendinden bir önceki üsluba tepki olarak yeni akımlar ortaya çıkmıştır. Barok ve Rokoko dönemlerinde resimde hareketin ve ışığın etkin kullanımı hayvan tasvirlerindeki oluşumu ve desensel gelişimi hızlandırmıştır. Bu dönemlerde hayvanlar, mitolojik ve dini temalı eserlerde daha çok kullanılmıştır. Dönemin atölyede çalışan sanatçıları eserlerinde hayvan imgelerine çoğunlukla kapalı mekânlarda, natürmort veya evcil hayvan olarak yer vermişlerdir. 19. yüzyıla gelinmesiyle toplumsal olaylar, savaşlar, sömürgeciliğin getirmiş olduğu keşifler, Fransız devrimi ve İngiliz sanayi devriminin yaşanması sanatı ve sanatçıyı da derinden etkilemiştir. Boyaların taşınabilir olması, sanatçıları doğaya yöneltmiş ve bunun sonucunda hayvanlar, manzara eşliğinde sahnelenen ortamlada konumlandırılmıştır. Neoklasizm döneminde dini ve mitolojik yapıtlarda karşımıza çıkan hayvan imgeleri, Romantizm döneminde ise daha çok savaş ve toplumsal olayları betimleyen sahnelerde yer almıştırlar. Realizm ve dönem içerisinde önemli bir ekole sahip olan Barbizon okulu sanatçıları, hayvanları hayatın günlük yaşantısında önemli bir yardımcı figür olarak resimlerinde kullanmışlardır. Empresyonizm dönemiyle beraber izlenimci ressamların hayvanları, sosyo-kültürel bir imge olarak görüp, sosyal statü imgesi olarak eserlerinde hayvan imgesini betimlemişlerdir. İzlenimci ressamlar, hızlı fırça darbeleri ve duygusal çağrışımların etkisinde hayvanları, anlık bir olay örgüsünde veya konunun tamamlayıcı öğesi olarak kompoze edilmiştirler. Anahtar Kelimeler: İmge, Hayvan, Resim, Sanat
17. yüzyıldan günümüze resim sanatında limon imgesi
Natürmort türünde hemen hemen her resimde yer alan limon imgesi, kendisine yeni anlamlar yüklenen bir anlatım aracı olarak varlığını sürdürmektedir. 17. yüzyıldan günümüze kadar geçen süreçte ressamların resimlerinde limonu nasıl ve hangi amaçla resmettikleri çeşitlilik göstermiştir. Ressamlar kendilerine ait üsluplarıyla, limonu eserlerinde kullanmışlardır. 17. yüzyıldan önce limon objesine pek fazla rastlanılmasa da, 17. Yüzyıldan sonra natürmort türünde karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Günümüzde de limon objesi sanatçılara esin ve ışık kaynağı olmaktadır. Limonun dokusu, içerisindeki asimetrik dilimler, kabuğu ve rengi ile ressamların her zaman ilgisini çekmektedir ve çekmeye de devam etmektedir. 17. yüzyıldan günümüze imge olarak limonun yerini ve önemini ortaya konulmuş ve bu çerçevede yapılan kişisel limon imgelerinin yorumları paylaşılmıştır. Tez çalışmasında giriş bölümünün ardından alt bölümler olan, problem, varsayım cümlesi, tezin amacı, evren ve örneklem, yöntem ve teknik, verilerin toplanması oluşturmaktadır. Birinci bölümde natürmortun tanımı üzerinde durularak, natürmortun tarihini açıklanmıştır. Dönemin önemli sanatçıları hakkında bilgiler verilip, eserlerinden örnekler bulunmaktadır. Sanatçıları natürmort yapmaya teşvik eden nedenler üzerinde durulmuştur. Resim sanatı tarihinde natürmortlar seyirciye, dönemin ekonomik, sosyolojik, dini konularıyla o dönem hakkında bilgi verirler. İkinci bölümde 17. ve 18. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 17. 18. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserleri bulunmaktadır. Üçüncü bölümde 19. ve 20. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 19. 20. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Türk resminde natürmort ve limon imgesi de dördüncü bölümde yer almaktadır. Bu bölümde hem Türk ressamların eserleri incelenmiş hem de sanatçılara ait kısa bilgiler bulunmaktadır. Dördüncü bölümde günümüz sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Tezin son bölümünde çalışmaya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Natürmort, Limon, İmge, Işık-gölge
Resim sanatında adalet imgesi
Resim, güzel sanatların içinde değerlendirilen bir daldır. Adalet ise bir hukuk tanımıdır. Hukuk ve sanat, yaşamın her alanında kendilerini hissettiren gerçeklerdir. Yaşanan dünyada, adalet ile bilinen adaletsizlikler insanlarda sarsıcı etkiler yaratmıştır. Dolayısıyla sanat ve sanatçılar bu gerçeklerden uzak duramamışlardır. Adalet, insanlığın var oluşundan beri ihtiyaç duyulan bir kavramdır. Adalet, hak, adil olma gibi kavramlar oldukça soyuttur. Bu konuları işlemek isteyen ressamlar, bazı imgeler kullanmış veya resmettikleri eserlerle bu soyut kavramları değişik tekniklerle ifade etmişlerdir. Tez çalışmamda, bu kavramlara değinen, onları yaptıkları resimlerle ifade eden, iç dünyalarında bu kavramları baskın olarak yaşayarak eserlerine yansıtan ressamlar saptanmaya çalışılmış, kronolojik sıra takip edilerek bir araya toplanmak istenmiştir. Anahtar kelimeler: Resim sanatı, sanatçı, adalet, adaletsizlik, hak, imge.
Cumhuriyet Dönemi lise tarih ders kitaplarında II. Mahmut imajı
Bu çalışmanın amacı, dünyada ve Türkiye'de büyük değişimlerin yaşandığı XIX. yüzyılın başında tahta çıkan ve padişahlığı süresince içte ve dışta birçok zorluklara maruz kalan II. Mahmut'un, ortaöğretimde okutulan tarih ders kitaplarındaki imajını ortaya koymaktır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden olan durum çalışmasından, veri toplama tekniği olarak doküman incelemesinden ve verilerin analizi ve yorumlanmasında betimsel analizden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, Türk Tarih Tezi'ne Hazırlık Dönemi, Türk Tarih Tezi Dönemi, Hümanist Dönem, Türk-İslâm Sentezi Dönemi ve Yapılandırmacı Eğitim Dönemi olmak üzere beş kategori altında incelenmiştir. Çalışma; Giriş, Kavramsal Çerçeve, Yöntem, Bulgular ve Yorum, Tartışma ve Sonuç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın sonucunda II. Mahmut imajının, Osmanlı Devleti'nin dağılma dönemindeki diğer bazı padişahlar kadar olumsuz olmadığı, özellikle Hümanist Dönemden itibaren olumlu olduğu tespit edilmiştir. II. Mahmut, Türk Tarih Tezi'ne Hazırlık Dönemi ve Türk Tarih Tezi Dönemlerinde daha çok Osmanlı Devleti'nde, merkeziyetçi idare sistemini kurmaya çalışan, "müstebit, aydınlanmacı münevver" bir padişah olarak anlatılırken; Hümanist Dönemden itibaren ıslahatçı bir padişah olarak anlatılmıştır. Bu çalışma kapsamında incelenen tarih ders kitaplarında, II. Mahmut dönemi siyasî olayları içerisinde en çok Sırp Yunan isyanlarına yer verildiği tespit edilmiştir. Yunan İsyanı'na bu kadar geniş yer verilmesine karşın, isyan sırasında meydana gelen Türk katliamına çok az yer verildiği tespit edilmiştir. Ders kitaplarında milliyetçi azınlık isyanlarından sonra ikinci olarak Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasına geniş yer verildiği tespit edilmiştir. Bu olay hakkında, incelenen tarih ders kitaplarında görüş farklılıklarının var olmadığı ve hemen hemen bütün olayın olumlanarak Vak'a-i Hayriye olarak aktarıldığı görülmüştür. II. Mahmut döneminin diğer önemli olgusu olan ıslahatlara, ders kitaplarında, Türk Tarih Tezi'ne Hazırlık Dönemi ile Türk Tarih Tezi Dönemi'nde az yer verilirken; Hümanist Dönemden itibaren, II. Mahmut'un ıslahatçı yönünün öne çıkarılmasıyla beraber, geniş yer verildiği tespit edilmiştir. Bu dönemin önemli siyasî olaylarından Mısır Meselesi'nin ders kitaplarında geniş olarak yer verilen dördüncü olay olduğu ortaya konulmuş ve olayın tarih anlayışları dönemlerinde geçirdiği değişim ortaya konulmuştur. Yine II. Mahmut döneminin önemli figürleri olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Alemdar Mustafa Paşa, Tepedelenli Ali Paşa, Halet Efendi'nin ders kitaplarındaki imajlarının değişimi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarih Eğitimi, Tarih Öğretimi, Tarih Ders Kitapları, Padişah II. Mahmut
Dicle Kalkınma Ajansının imajı: Artuklu (Mardin) örneği
Bu araştırma, kalkınma ajansı kavramını tanımlamakta ve Mardin ili Artuklu ilçesinde kalkınma ajansının tanınırlığı, bilinirliği ve halk nezdinde imajı ile ilgili bir durum değerlendirmesi yapmaktadır. Bu durumun farklı açılardan ilçede yaşayan bireylere etkisi ve katkısının halk açısından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Artuklu ilçesinde bölgesel kalkınma ile ilgili, özellikle bu konuda bir çalışma olmaması bu araştırmanın çıkış noktasını oluşturmuş ve bu çalışmanın yapılması gerekliliği kanaatini oluşturmuştur. Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA), TRC3 Bölgesinde faaliyet göstermekte, Mardin ili de bu TRC3 bölgesinde yer almaktadır. Kalkınma Ajansının; kamuya ait kurumlar, özel sektöre ait kuruluşlar, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve en nihayetinde toplum açısından önemi ve faaliyetlerinin ne derece tanınırlığı ve bilinirliği olduğu daha önce bu çapta bir araştırma ile ölçülmemiştir. Bu nedenle, kalkınma ajansının il kalkınmasındaki rolü merak konusu olmasından dolayı bu çalışmanın yapılması gerekliliği inancını uyandırmıştır.
Heykel sanatında gecekondu imgesi ve hatırlama
Heykel Sanatında Gecekondu İmgesi ve Hatırlama başlıklı bu raporda ilk olarak gecekondu olgusu ele alınmıştır. Sanat ve hatırlama ilişkisiyle ele alınan bu olgunun temelinde, rapor yazarının doğduğu Atapark mahallesinde yer alan 266 numaralı gecekondu evin yok olması yer almaktadır. Rapor kapsamında gecekondu olgusunun ele alınmasının ardından diğer sanatçıların üretimleri araştırılarak örnekleri metne eklenmiştir. Uygulama süreçlerinde başlangıçta beton, inşaat malzemeleri, visco sünger gibi güncel malzemelerle çalışmalar üretilmiştir. Sürecin devamında gecekondunun bir imgeye evrilmesiyle ve hatırlanmaya çalışılan bir yeri işaret etmesiyle malzemede ve sanatsal ifade biçiminde değişikliğe gidilmiş; güncel malzemenin yerini mermer almıştır. Mermer ve gecekondu imgesi üzerinden geçmişi hatırlama ve imgeyi ebedi bir yerde tutma amacı güdülmüştür. Gecekondunun fiziki geçiciliğinin zıttı olan mermerle ele alınması yeni sorgulamalara yer açmıştır. Anahtar sözcükler: Gecekondu, dönüşüm, hafıza, hatırlama, imge, mermer.
Bellek ve yeniden inşa: Şimdi ve burada
Günümüz sanatında bellek kavramı, bireysel kimlik arayışlarını biçimlendiren unsurların başında gelmektedir. Sanat aracılığıyla bellekte değişip dönüşen geçmiş deneyimlerimiz, bugünde yeni bir okuma sunmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı, var olduğumuz sürece canlı kalan bellek kavramının süreçlerini irdelerken, aynı zamanda zihnimizin gizil odalarını keşfettikçe ortaya çıkan farklı anlatım biçimlerini sorgulamaktır. Çalışmanın birinci bölümünde geçmiş zaman kavramı bir arayış biçimi olarak incelenmiş, zihnimizin mahremiyet alanı olan belleğin depolama ve yeniden inşa etme rolü bağlamında kavranmaya çalışılmıştır. Bellek aracılığıyla üretilen sanat eserinin; deneyimler, dramatik bağlantılar, tarihsel ve toplumsal belirleyicilerle ilişkileri kurularak yeni verilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Nostalji olanaklarının algılanan geçmiş imgesi üzerindeki diyaloğu sorgulanıp, biçime dönüşen üslubu tartışmaya açılmış; anımsamanın bireysel ve kolektif deneyim süreçleri, felsefi yansımaları ve psikolojik etmenleri sorgulanmıştır. İkinci bölümde ise şimdi ve burada duyumsanan ve ifadeye ihtiyaç duyan imgenin mekandan ayrı düşünülemeyen yapısı ve anımsamanın kaçınılmaz biçimi olan unutma eylemi farklı bakış açıları ve yapıt örnekleri bağlamında kavramsal bir çerçevede incelenmiştir. Tüm bu araştırmalar doğrultusunda üretilen çalışmalar imge-mekan-zaman bağlamında sorgulanmaya açılmıştır.
Kişisel bellek bağlamında sanat eserinde rengin ve imgenin anısallığı
Bellek yaşanılan veya öğrenilen şeyleri, zihinde saklama ve tekrar hatırlatma gücüne sahiptir. "Kişisel Bellek" ifadesi belleğin daha spesifik ve bireysel bir yönünü temsil eder. "Rengin ve İmgenin Anısallığı" ifadesi ise renklerin ve imgelerin bellekteki anılar ile aralarında güçlü bir bağ olduğunu vurgulamaktadır. Bu çalışma raporunda, sanatçıların özel yaşamlarının ve psikolojik durumlarının renklere yansıma biçimleri gözlemlenmektedir. Bununla birlikte renklerin duygular üzerindeki etkisi incelenmektedir. Renkle boyanmış geniş boş alanların izleyicide kişisel düşünce pratikleri oluşturduğu ve bu şekilde alımlayıcıda düşsel atmosferler yarattığı vurgulanmaktadır. Bunun yanı sıra, imge kavramı da psikolojinin yansıması açısından ele alınmakta ve duyguların güçlü metaforik tasvirlerinde önemli bir araç olarak kullanılabileceği belirtilmektedir. İncelemeler sonucunda elde edilen bulgular arasında, imge kavramının hatırlama sürecinde de önemli bir etkisinin olduğu görülmektedir. Raporun temel odak noktası renk ve imge kavramları üzerine ayrıntılı bir inceleme yaparak, çalışma raporu süresince üretilen işlerde yer alan imgelerin ve renklerin kişisel arkeolojideki anısallığı ile ilgili yönlerini keşfetmek ve ayrıntılı analizler sunmaktır. Bu analizler, belirli imgelerin ve renklerin tez sürecinde üretilen sanat pratikleri ile olan ilişkisini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, konuyu daha anlaşılır hale getirmek için bu anlayış ile üretimlerini gerçekleştiren sanatçılardan örnekler sunulmaktadır.
İfade biçimi olarak dijital hata imgeleri
Sanatta estetik ve ifadenin gücünü arttırmaya yönelik kaygılarla ortaya çıkan biçim bozma (deformasyon), günümüzde teknolojinin gelişimiyle çoğalan çalışma alanlarında varlığını sürdürmüştür. Biçim bozukluklarını doğasında barındıran alanlardan biri de gliç sanatıdır. Dijital ortamlarda donanımsal/yazılımsal boyutlardaki hataların yansımaları olarak biçimi bozulmuş görsel ve işitsel veriler, gliç sanatının materyallerini oluştururken; yenilikçi estetik yaklaşımlar meydana getirmek ve teknolojinin barındırdığı hata payını sanatsal arayışlar amacıyla değerlendirmek, gliç sanatını meydana getiren çıkış noktalarından olmuştur. Farklı disiplinlerdeki sanatçıların da dikkatini çeken gliç sanatı, genişleyen bir etki alanına sahip olmakla birlikte birçok farklı forma girerken girdiği formları da deforme etmektedir. Bu çalışmada literatür tarama yöntemiyle toplanan veriler doğrultusunda teknolojik gelişimler sonucu bir ifade biçimine dönüşen gliç sanatından ve dijital-analog hata imgelerinden bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hata, Aksaklık, Hatalı Görüntü, Hata Sanatı, Dijital
Hareketli görüntüler üzerinden Türkiye'de toplumsal değişimler: Kadın imgesi (1895-1938)
Bu çalışma, tarih araştırmaları açısından yeni bir materyal olan hareketli görüntülerin mevcut literatüre olan katkısını ve Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıtlarda neyi göstermek istediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Sinema Genel Müdürlüğü tarafından dijital ortama aktarılan 1895-1938 yıllarına ait hareketli görüntüler kullanılmış, 198 adet hareketli görüntü üzerinden niceliksel ve niteliksel analizler yapılmıştır. Türk modernleşmesinin, eğitim, ekonomi, siyaset, hukuk gibi alanlarda atılan adımlarla başladığı ve zamanla diğer alanlara da yayıldığı bilinmektedir. Bu çalışma, görüntülerin askeri ve siyasi boyutunun yanı sıra sosyolojik boyutunu da ele alarak, kayıtlar üzerinden birey-toplum incelemesi yapmıştır. Bu dönemde değişimin kadın hayatına olan etkisini belirlemek amacıyla daha çok kadın imgesi üzerinde durulmuştur. Özellikle kız çocuklarının uluslararası ilişkilerde ön plana çıkarıldıkları fark edilmiştir. Seçim, karşılama töreni, kutlama gibi görüntülerde yer alan kadınların konumları, giyiniş tarzları ve görevleri itibariyle dikkat çektiği gözlemlenmiştir. Bu çalışma, kaynak olarak hareketli görüntülerin tarih alanında kullanılması için yapılmış bir başlangıç çalışmasıdır.
Yaratım sürecinde bellekten imgeye bireysel anlatı
Bu sanat çalışması raporu, sanatsal üretim sürecinde bir içgörü eyleminin bileşenlerinin analizini kapsamaktadır. Rapor dört bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın odağını oluşturan bireysel sanat anlatısına bakış sağlaması amacıyla, incelemelerin ilkini, anlamlandırma, çözme ve ifade etme yetisini inceleyen, yaratıcılık ile ilgili konular oluşturmuştur. Sanatsal yaratıcılığın kişisel kurgu ve zihinsel bir düzene dayandığı için daha içsel bir olgu olduğu görülmektedir. Yaratıcılık kavramı üzerine literatür incelemelerinin yapıldığı bölüm, sanatsal yaratıcılık ve bellek ilişkisinin yapısını kurmaktadır. Belleğin yapısının incelendiği bölümde çeşitli kuramcıların yaklaşımlarına yer verilmiştir. Belleğin sanatla olan ilişkisine bakış açısı oluşturabilecek perspektifte biçimlenen bu inceleme, otobiyografik bellek ve sanatsal anlatı alt başlığı altında sanat üretimleri üzerinden çözümlemeleri içermektedir. Bellekle ilgili araştırmalarda uyarıcının zihinde edindiği yerden bahsederken imge konusuna işaret edilmektedir. Bu konu, sanatsal üretim sürecinde önemli bir yere sahip olduğundan çalışma kapsamında, imge kavramına, sanat tarihinde imgenin biçim buluşu ve görünürlüğüne ait incelemelere ve günümüz sanatında yer bulunuşuna değinilmiştir. Bu sanat çalışması kapsamında üretilen seramik eserler; günlük olaylar, bellek izleri, çeşitli anlar ve çocukluk anıları üzerinden bir anlatıyı oluşturmaktadır. Çalışmalar zamana yayılan bir süreçte inşa edilmiştir. İçsel bir bakışa odaklanarak başlayan bu çalışma dizilerindeki imgelerin süreç içinde evrilerek, değişerek ve türeyerek katmanlandığı söylenebilir. Belli bir konsantrasyonun sonucu olan bu eserler kendi içlerinde bağımsız anlatı sunma potansiyeli taşıdıkları kadar, bir diğer taraftan otobiyografik bellekten bireysel anlatıya varan bir serüvenin manzarasını da sunmaktadır.
Imageries of horror in literary translation: The Turkishtranslations of Clive Barker's the books of Blood volume I
Horror fiction occupies a significant place in Western literature, although it is not historically canonical. It has maintained its popularity since the emergence of the Gothic novel in the eighteenth century. With relatively fewer examples of horror fiction in Turkish, Turkish readers have been exposed to horror largely through translated works. Since the emotion of horror is central to the horror genre, transferring this emotion to the target text is crucial. Imagery as a literary device is a major contributor to the emotion of horror, termed "art horror" (Carroll, 1990) . This study aims to analyze the use of imagery in both source and target texts and to provide a descriptive analysis of the target texts, based on the translation strategies employed by the translators. Within this scope, the present study compares Clive Barker's The Books of Blood Volume I and its two Turkish translations. Ultimately, as a result of the analysis, it is found that particular translation strategies serve the purpose of re-creating ST art horror imagery in varying degrees and it is reasonable to evaluate those strategies in terms of their applicability in the reproduction of the source text art horror by prioritizing image representation over text representation.
İfade aracı olarak portre
Bu tezde sanat tarihine mal olmuş, dünyaca ünlü bazı yapıtların analizleri ve bunların bilgileri ışığında kendi çalışmalarımla devam eden tez sürecinde ortaya çıkan figüratif ifade biçimleri ele alınmıştır. Bu ifade biçimleri, toplumsal sınıfın davranışlarına yön veren düşünceler, etik ve estetik değerler bütünlüğü içinde incelenmiştir. Bu çalışmanın diğer bir amacı da yapmış olduğum çalışmanın dayandığı esas meseleye yani; içgüdüsel ve bilinç/bilinçaltı durumlarının, yüz ifadesiyle sentezine vurgu yapmaktır. Tez kapsamında portreyi konu olarak seçmiş olan sanatçıların eserleri ve bu eserlerdeki imgeler irdelenerek değerlendirilmiştir. Bilimsel araştırma çalışmalarına ek olarak konu doğrultusunda yapılan uygulamalarda, portre niteliği taşıyan, farklı duygu ve düşünceleri yansıtan kompozisyonlara yer verilmiştir. Portre ve figüratif eserlerde görülen ve ya görülmeyen statükonun, hiyerarşinin, karekterin izleyiciye yansıyan etkisi çok önemlidir. Figürlerde betimlenen kusursuz ve ya deforme anatomi ve resimsel yetkinlik öne çıkmaktadır. Yüz ifadesi, resme konu olan insanın hiyerarşi içerisindeki konumunu, toplumsal rolünü, kimliğini belirleyen öğelerle bir bütünlük içerisinde sunulmaktadır. Bununla birlikte ekspresyonist bir ressamın ilk amacı betimleme değildir. Bu anlayışla birlikte yapılan uygulamalarda; dışavurumcu bir tavırla, somut gerçekleri, toplumsal olayları ve insana dair olanı ayrıcalıklı bulup bundan hareketle araştırmalara yer verilmiştir. Bu öğelerin yanısıra; insanın dış gerçeklik karşısında duyduğu heyecanların, korkunun, dinginliğin, aşkın, öfkenin ve diğer duyguların plastik öğelerle görselleşmesi üzerine kurgulanmış çalışmalara yer verilmiştir. Portre, izleyicisine gizli ve güçlü bir psikolojik etki bırakır; çünkü portre, salt bilgi ve güzellik değil, mekânsal ve ruhsal deneyimdir. Portrenin, kişinin görünüşünü, kişiliğini ve ruh hâlini yansıtması niteliği onu her dönemde geçerli kılmaktadır. Bu sebeple sanat alanlarının tamamında belirli bir kompozisyon dahilinde kişinin yaşadığı "an"ı yakalayıp onu sunma temeline dayanır. Portrenin bir sanat yapıtı olarak kabul görmesi, nesnel yönüyle tuval, kâğıt, boya gibi malzemeler üzerine kişinin görüntüsünün aksettirilmesinin yanı sıra manevi yönüyle bireyin özelliklerini sunmakta olmasıdır. Bireyin duygu durumunu aktarmak ve bireyi ölümsüzleştirmek gibi varlığın her alanda hissedilmesi duygusuna aracılık etmektedir. Portrenin özelliklerinden birisi de insan doğasına ayna tutmasıdır; burada sevimli, ürkütücü, güleç, gerilimli olmanın bütün halleri barınır. İnsan doğar, büyür gelişir, kendini bir dille ifade eder ve sonra dil ile diyaloglar kurar; böylece, ben ve sen başlar. Artık dil bir platformdur. Portre de ise ben ve sen, o, biz, siz gibi sıfatlar; ben ve ben'e dönebilir. Portreyi diğer eserlerden ayıran, ben'in- bireyin ön plana çıkmasıdır. Bu anlamda portre kişinin özgün yanlarının yansıtılması ve aktarılmasıdır. Portrenin temel alındığı anlatımlarda, bireyin kendi dünyasını, çevresiyle etkileşiminin getirdiği birikimleri "yüzünde" yakalama ve aktarma çabası vardır. Bu "yüzünde yakalama" çabası sırasında düşünme, görme, duyma gibi algılar, akılla birleşir ve tuvalde hayat bulur. Bu tezde incelenen sanatçılar ya kendi yüzlerinden ya da başkalarının yüzlerinden yola çıkmışlardır. Böylece, tuvalde hayat bulan portreler beyin, zihin ve bellek gibi üç psikolojik sürece tanıklık eder, geçmiş, gelecek ve şimdi adına birer köprü olur ve tarihe ve zamana da birer belge indirirler. Tarihsel bir akışla birlikte var olan çeşitli sanatsal yaklaşımlar, ait oldukları yüzyılın dinamikleriyle değişimlere uğramıştır. Bu rapor kapsamında sanat tarihine ışık tutmuş olan eserlerin araştırılıp incelenmesiyle eş zamanlı yapmış olduğum resimler tezin ana eksenini oluşturmaktadır.
Göçebe imaj
Bu metin, "yanı sıra bitiverir arasında" isimli sergide yer alan işler üzerinde oluşan bir takım belirtilerin ve etkilerin izini sürerek imajlarla düşünüşün, ama aynı ölçüde imajda göçebe bir düşünüşün imkanlarını araştırmaktadır. Büyük ölçüde, işlerin ortaya çıkış sürecinde kaleme alınan yazılardan oluşturduğumuz her bir bölüm, bu belirtiler ve etkileri tanımlayan kavramlara adanmıştır. İlk olarak, işlerin gerek kendi içinde gerekse çoğul ilişkilerle birbirine bağlanışının uzam açısından anlamı tartışılır ve iplerin sökülüşü ile örülüşü arasında bu bağlamda oluşan uzam farkı, bir göçebe icadı olan keçenin üretimi ile açıklanır. Daha sonra, bu çoğul ilişkileri kuracak ve bağlantıları oluşturacak etkin bir gözün üretiminin gerekliliği ve bunun neden göçebe imajlarla üretilebildiği örneklerle ele alınır. Bir sonraki bölümde bu etkin bakışları ve duyuşları olanaklı kılacak bir konumlanmanın göçebe imajda içkinliği, motif zemin ilişkisinde tartışılır. Ardından çizginin pasif duygular yerine etkin duygulanışlar üreten kullanımı, Mısır kabartmaları, Yunan ve Gotik süslemeleri açısından karşılaştırılır. Belirli bir amaca yönelik olmayan yinelemenin bir tür deneycilik barındırdığı ve bunun zorunlu olarak çoğulluk mahiyetinde ortaya çıkışı ise takip eden bölümde değerlendirilir. Bunun ardından, konargöçer, yüzergezer bir mekanın oluşumu hareket ve hız terimleriyle Triptikler'de yorumlanır. Kuruma/Büzülme/Genleşme bölümünde ise, göçebe imajın malzeme ile olan ilişkisi madde-biçim ve içerik-biçim çiftleri açısından incelenir. Son olarak, bir jest olarak serginin bütününe yayılan eksilmelerin olumlama içeren anlamı işler üzerinden bulunmaya çalışılır. Açıktır ki bu metin tek başına ele alındığında okuyucunun zihninde bir takım boşluklar oluşturabilir. Bu yüzden metin ve serginin birlikte ele alınması okuyucuya bir rahatlık sunacaktır. Anahtar Sözcükler: Göçer, Yerleşme, Yersiz-yurtsuzlaşma, Semptom, Haptik, Sökülüş, Eksilme, Kuruma.
Kent ve arazi olgusunun çağdaş seramik formlarda yansımaları
'Kent ve Arazi Olgusunun Çağdaş Seramik Formlarda Yansımaları' konulu rapor geçmişten günümüze sanatçının içinde yaşadığı dünya, parçası olduğu toplum, kültür, gördüğü manzaralar ve bunların sanatçı üzerinde bıraktığı izlenimler ve etkilerden oluşur. Bu izlenimler ve etkiler; sanat yapıtına zemin oluşturan, etrafını sarmalayan çevresel faktörlerden; kent ve arazi temellerinden yararlanılarak, bir bağlamda 'mekân ve boşluk' kavramına atıfta bulunarak yürütülen bir çalışmadır. Bu raporda bütünsel açıdan, tarihsel süreç içerisinde kentin tanımı, gelişim süreçleri, sanata ve özelde de seramik sanatına olan etkileri üzerinde durulmuş, kentin gelişimi genel olarak ele alınmış ve günümüzdeki etkileri öznel seramik uygulamalarla sunulmaya çalışılmıştır. Geçmişle günümüzün bir derlemesi olan kent ve arazi teması kullanan sanatçılar ve kent arazi ilişkisi üzerine seramikten hazırlanmış çok parçalı birimlerle oluşturulan kargaşa, kalabalık ve tüm bu kaosun içinde bireyin kendini bulma arayışı, çabası bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Bu tez, kuramsal olarak kent ve arazinin sanatla ilişkisini ve bu bağlamda seramik formlarla üretilen çalışmaların açıklandığı, farklı dönem çalışmalarından oluşmaktadır.
Öğrencilerin okullarının imajına ilişkin algıları ve aidiyet düzeyleri( İstanbul Eyüp İlçesi örneği)
Araştırmanın amacı, ortaokul yedinci ve sekizinci sınıflarında öğrenim görmekte olan öğrencilerin, okulun kurumsal imajına ilişkin algıları ve aidiyet duygu düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde desenlenmiş, amacı gerçekleştirmek için ilgili alan taraması yapılmıştır. Veriler iki farklı ölçme aracı kullanarak toplanmıştır. Bunlar "Okul İmaj Algısı Ölçeği" (OİAÖ), ve "Okula Aidiyet Duygusu Ölçeği", (OADÖ)' dir. Araştırmanın çalışma evreni, İstanbul ili, Eyüp ilçesinde bulunan devlete ait orta okulları oluşturmuştur. Araştırma, seçkisiz eleman örnekleme yöntemi ile belirlenen 7. ve 8.sınıflarında öğrenim gören toplam 428 öğrencinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Veriler, SPSS 21 istatistiksel paket programı ile analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizinde Pearson momentler çarpımı ve gruplar arasındaki farklılaşmaların analizinde bağımsız örneklemler t testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler .05 ve .01 anlamlılık düzeyinde yürütülmüştür. Özellikle genel durumu saptamak için aritmetik ortalama (¯X) ve standart sapma (ss) değerleri ve değerlendirme ölçütleri kullanılmıştır. Örgütsel imaj ölçeğinin üç alt boyutunda (akademik çevre, fiziksel ve sosyal çevre, toplumsal algılanma) puan ortalamaları birbiri ile karşılaştırıldığında en yüksek akademik çevre tutum puanı olup, likert ölçek karşılığı "bazen" derecesinde ve "orta" düzeyde olduğu görülmüştür. Öğrencilerin algıladıkları fiziksel ve sosyal çevre ile toplumsal algılanma puan ortalamaları boyutu, likert ölçek karşılığının da "bazen" derecesinde ve "orta" düzeyde olduğu anlaşılmıştır. Buna göre öğrencilerin algıladıkları okullarının kurumsal imaj puanlarının gerek genel gerekse de tüm alt boyutlarda orta düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır Ortaokul yedinci ve sekizinci sınıf öğrencilerinin okul aidiyet duyguları alt boyutlar bazında değerlendirildiğinde, okula bağlılık ve reddedilmişlik duygusu puanlarının likert ölçek karşılığının "doğru" derecesinde ve "yüksek" düzeylerde olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu bulgulara göre, öğrencilerin hissettikleri okullarına aidiyet duygusu puanlarının gerek genel gerekse de alt boyutlar bazında yüksek düzeyde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. . Anahtar Sözcükler: İmaj, Kurumsal imaj, Okul imajı, Aidiyet duygu düzeyi, Okula aidiyet duygu düzeyi.
Reklamlarda tüketici davranışlarını etkileme amacıyla kullanılan simgeler üzerine bir araştırma
Bu çalışmada reklamın öneminden bahsedilmiş, reklamın hedef aldığı kitlelerin dikkatini ürüne çekmek için kullanılan yöntemler ve bunların satın alma davranışına etkileri üzerinde durulmuştur.Tüketici davranışlarına yön veren, tüketicilerin algılamalarına ve tutumlarına etki eden etmenler ile pazarlamacıların bu doğrultuda kullandıkları temel imgeler ve o imgelerin reklama nasıl uyarlandığı çalışmada detaylıca incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmada, 7 Mayıs 2016 Cumatesi, 8 Mayıs 2016 Pazar, 9 Mayıs 2016 Pazartesi ve 10 Mayıs 2016 Salı günleri ulusal televizyon kanallarında prime-time süreci çerçevesinde izlenilen reklamlarda kullanılan imgeler incelenmiştir. Bilgisayar aracılığıyla kayda alınan reklamlar bir aydan fazla zaman içinde incelenmiş ve elde edilen bulgulara göre önceden saptanan imgelerin yer aldığı reklamlardaki kullanımları ve söz konusu imgelerin hangi sektörlerin reklamları için kullanıldığı belirlenmiştir. İçerik analizi yapılarak, imgelerin yer aldığı reklamlar örneklerle çözümlenmeye çalışılmış ve tüketicinin dikkatini çekmek amacıyla kullanılan metotlar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonunda, başvurulan imgelerin kullanım oranları çizelgeler halinde sunulmuştur.
Bir halkla ilişkiler ortamı olarak televizyon dizilerinde kent imajı
Bu çalışma kent imajı yaratma sürecinde televizyon dizilerinin rolünü ortaya koymak amacıyla literatür tarama, içerik analizi, anket uygulama ve odak grup görüşmesi teknikleri kullanılarak gerçekleştirildi. Kent imajı ölçüm modeli olarak Modelling of City Image; The Case Of Granada çalışmasında belirlenen 12 ölçüt kullanıldı. Mardin uzamlı "Bir Bulut Olsam", "Adını Kalbime Yazdım" ve "Aşktan Kaçılmaz" isimli televizyon dizilerinin ulusal kanallarda yayınlanan bölümlerine Granada çalışması dayanak alınarak elde edilen kategoriler ile içerik analizi uygulandı. İçerik analizi bulguları temel alınarak oluşturulan anket formu Tekirdağ ilinde 387 katılımcı ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirildi. Örneklem kümesi en az bir Mardin uzamlı televizyon dizisini izlemiş, Mardin'e daha önce hiç gitmemiş ve 18 yaş üstü katılımcılardan oluşturuldu. Anket sonuçları SPSS programında analiz edildi. Anket uygulamasının sonuçlarına göre Mardin uzamlı televizyon dizisi izleyen katılımcıların Mardin kent kimliği öğelerinden sosyal problemler, kültür, iş kültürü, eğitim ve üniversite, kentin mimari ve kent cazibesi, yargılarına ilişkin görüş sahibi olduğu bulgusuna ulaşıldı. Buna karşılık ise katılımcıların, tarihi miras, çevre, ulaşım, trafik ve iletişim, hizmet yelpazesi kategorilerine ilişkin kimlik öğelerine ilişkin görüş sahibi olmadığı belirlendi. Anket çalışmasının yanı sıra Granada ölçütleri esas alınarak Tekirdağ'da bulunan, 18 yaş üstü, Mardin uzamlı en az bir televizyon dizisini izleyen ve Mardinli veya Mardin'de daha önce bulunan 9 katılımcı ile odak grup görüşmesi gerçekleştirildi. Televizyon dizilerinde yer alan Mardin kent imajı ile odak grup katılımcılarının Mardin kent imajı algıları karşılaştırılarak değerlendirildi. Buna göre odak grup katılımcıları televizyon dizilerinde yansıyan Mardin kent imajı bulgularına karşı eleştirel yaklaşımları kayıt altına alındı. Görüşme sonuçları ve anket bulguları sistematik biçimde sıralanırken değerlendirildi. Bu bağlamda araştırma sonucunda bir halkla ilişkiler ortamı olarak televizyon dizilerinin kent imajı oluşum sürecinde kentin sosyal problemleri ve kültürel değerleri, kentin mimari kent cazibeleri, ekonomi, ticaret ve eğitim verilerinin bilinirliği noktasında rolü olduğu verisi elde edildi.
Politics of location: Spatial images and imaginings in David Greig's plays
Space and place determine how we perceive, experience, understand and interpret the world. Since the 'spatial turn' in the 1980s, space has become a popular multidisciplinary concern in literature, human geography, sociology, fine arts, and architecture. The aim of this research is to explore David Greig's social and literary significance in the last two decades of British theatre and to investigate a spatial analysis of his work. The thesis analyses his stagework as a combination of political content and a richly allegorical style. Place has a vital importance in David Greig's plays. In his sets and settings there are evocations of real places through verbal and visual spatial references. Drawing on theorists of space such as Michel Foucault, Henri Lefebvre, Yi-Fu Tuan, Edward Soja, Edward Relph and Marc Augè, the thesis argues that theatre is a heterotopic space in which one can map linguistic geography, and that Greig's metaphorical use of space proposes a sense of non-place and placelessness in the contemporary world. The thesis focuses on the written text rather than the aesthetics of performance. Greig creates a metaphorical meaning for the mappable place. His mimetic and diegetic places are combined with characters' emotions to represent a sensual dimension. He breaks the naturalism's fourth-wall through certain characters in each play who are in direct contact with the audience/reader. Eventually the thesis evidences that theatre is a heterotopic place, a production, a thirdspace, a geopathology where space turns into place. Greig evokes real places to explore the fluid borders between fact and fiction. He explores the interconnectedness between individual private lives and large scale political issues. The spatial images and imaginings used in his texts suggest both metaphoric and geographical reference. His plays both political and lyrical; they employ innovative theatrical forms and explore daring social and political themes such as racism, xenophobia, globalisation, homelessness, displacement, rootedness, mobility, and alienation. The implicit references of the Afghanistan war in Dunsinane and the suggestions for the Balkan unrest in Europe by means of powerful and vivid spatial images make his plays universal and timeless. This research indicates that the texts should not be reduced to a series of simplistic definitions; rather they should be appreciated for their richness and complexity. Spatiality is only one of the many perspectives to anatomise the plays' various and intricate insights.
Kurumsal imajın oluşumunda spor sponsorluğunun etkisi: Türk Hava Yolları örneği
Değişen teknolojiyle birlikte halkla ilişkiler alanında meydana gelen yeni yöntemlerden birisi olan sponsorluk, kuruluşların spor, sanat, siyaset gibi çeşitli alanlarda kendilerini tanıtmak için kullandıkları yöntemlerden birisi olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, dünya çapındaki büyük firmalar, yine dünya çapındaki organizasyonları, kulüpleri ve sporcuları sponsorluk faaliyetleri ile desteklemekte ve aynı zamanda bu destek ile de kendi tanınırlıklarını, bilinirliklerini arttırmak suretiyle tanıtım yapmaktadır. Spor sponsorluğu alanında Türk Hava Yolları (THY), özellikle son yıllarda büyük yatırımlar gerçekleştirmiştir. Bu çalışmada kamuoyunda yaptığı sponsorluklarla adından bahsettiren THY'nin bu faaliyetlerinin kuruluşun kurumsal imajına etkisi değerlendirilmiş ve sponsorluğun görsel kimlik, kurumsal iletişim ve kalite faktörleri açısından nedensellik içeren bir faaliyet olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Stil ikonlarının modanın gelişim süreçlerine etkileri
İnsanlar konuşmayı öğrenmeden önce dünyayı görerek öğrenmeye başlar. Görmeyi öğrenmeyle başlayan bu süreç, uygulamaya başlandığından itibaren başka bir deneyime dönüşür. Stil ikonları, hem sektörleri hem de toplumları etkileyerek, görünenin uygulamaya geçmesinde etkilidir. Günümüzde görselliğin öneminin artmasıyla ve farklı kuşakların bir arada yaşama zorunluğuyla birlikte ortaya eski ile yeninin karışımı çıkmaktadır. Bu sentezle birlikte etkileşim ve değişim bir döngü haline gelmektedir. Bu döngü ise, toplumları, sektörleri, iş hayatını, sosyal hayatı, siyaseti, tarihi kısacası tüm dünyayı kapsamaktadır. Moda, insan hayatına dokunan tüm alanlarda var olan bir olgudur ve stil, modanın olmazsa olmazıdır. Görselliğin öneminin arttığı bu dönemde de özgünlüğün ve farklı kültürlerin, benzer olanlardan daha uzun ömürlü olduğu hatta bazen zamansız olduğu görülmektedir. Önemli kimliklerin yaşamları, toplumları etkilediği gibi, sektörleri ve buna bağlı olarak alışkanlıkları da etkilemektedir. Etki ve tepki süreci değişimin ön adımıdır. Günümüzde eskisinden çok daha hızlı ilerleyen moda sektörü, bu hıza özgün ve farklı olan tüm kimliklerden, gelişimini ve ilerlemesini sürdürmek adına yararlanmaya devam edecektir. Anahtar Kelimeler: Moda, Stil, İkon