Meditation
Bu konu başlığı altında 59 tez
Psikolojik sermaye ve yaşam doyumu ilişkisinde iş becerikliliğinin aracı, yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rolü
Bu araştırmanın amacı psikolojik sermayenin yaşam doyumu üzerine etkisi ve iş becerikliliğinin bu ilişki üzerindeki aracı rolü ile yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rollerinin belirlenmesidir. Araştırma, yapısal eşitlik modeli ile gerçekleştirilmiş olup, modelde psikolojik sermaye bağımsız değişken, yaşam doyumu bağımlı değişken, iş becerikliliği aracı değişken, yaş ve eğitim düzeyi ise düzenleyici değişken olarak yer almıştır. Araştırmanın evrenini Samsun'da faaliyet gösteren dört ve beş yıldızlı otellerde istihdam edilen 415 çalışan oluşturmaktadır. Araştırma verileri bu evrende ulaşılabilen 386 çalışandan elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcıların psikolojik sermaye düzeylerini ölçebilmek amacıyla Luthans, Avolio, Avey ve Norman (2007) tarafından geliştirilen ve Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Psikolojik Sermaye Ölçeği (PSÖ) kullanılmıştır. Çalışanların iş becerikliliğini ölçmek amacıyla da Slemp ve Vella-Brodrick (2013) tarafından geliştirilen ve Kerse (2017) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İş Becerikliliği Ölçeği (İBÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların yaşam doyumları ise Diener, Emmons, Larsen ve Griffin (1985) tarafından geliştirilen ve Dağlı ve Baysal (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ile ölçülmüştür. Araştırma hipotezleri; SPSS 17.00, Process Macro ve AMOS 22 Deneme sürümü ile yapılan yapısal eşitlik modeli, Pearson korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizleri ve regresyon analizleri ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışanların yaşam doyumu, psikolojik sermaye ve iş becerikliği düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide iş becerikliliğinin ve alt boyutları olan ilişkisel beceriklilik ve bilişsel becerikliliğin kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide yaşın düzenleyici rolü yalnızca iyimserlik alt boyutunda görülmüştür. Çalışanların yaşları arttıkça iyimserlikleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin şiddeti de azalmaktadır. Psikolojik sermaye ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide eğitim düzeyinin düzenleyici rol oynadığı görülmüştür. En güçlü etki ön lisans ve lisans mezunlarında görülürken, lise ve altı eğitim seviyesi ile lisansüstü eğitim seviyesindeki çalışanların psikolojik sermayeleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkilerin şiddeti de azalmaktadır.
Migren hastalarında hatha yoga egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; migren hastalarında Hatha Yoga (HY) egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Bu çalışmaya kronik migren tanısı almış (n=32; deney grubu n=15; kontrol grubu n=17) 18-55 yaş arası gönüllü kadın bireyler dahil edilmiştir (deney ve kontrol grubu sırasıyla yaş ort: 35,80 ± 7,78 yıl; yaş ort: 36,65 ± 9,62 yıl). HY egzersiz programı 12 hafta, haftada 3 gün, günde 30 – 90 dk olacak şekilde planlanmıştır. Ölçüm metodu olarak; kişisel bilgi formu, vizüel analag skalası (VAS), migren hastalarında baş ağrısı etki testi (HIT-6), migren özürlülük değerlendirmesi anketi (MIDAS), yaşam kalitesi değerlendirme ölçeği ile birlikte antropometrik ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Ölçümler üç farklı zaman diliminde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz olarak; tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bağımsız örneklem t testi ve mann whitney U testi, friedman testi ile fisher's exact testleri kullanılmıştır. Önem düzeyi p<0,050 olarak alınmıştır. Farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasında, VAS, HIT-6 ve MIDAS verileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubunda gruplar içi ve gruplar arası karşılaştırma da vücut kompozisyonunda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). Esneklik ölçüm verilerinde ise grup içi karşılaştırmada anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak HY egzersizlerinin migren hastaları üzerinde ağrı şiddeti, sıklığı ve ağrıya bağlı kaybedilen gün sayısı üzerinde olumlu etki oluşturduğu görülmektedir. Migren hastalarında HY egzersizlerinin tamamlayıcı tedavi olarak önerilebileceği düşünülmektedir.
Acentelik
Çalışmanın amacı bağımsız tacir yardımcılarından biri olan acenteleri ayrıntıları ile incelemektir. Acente, acentelik sözleşmesine dayanarak müvekkil nam ve hesabına belirli bir yer ya da bölgede sözleşmeler yapan ya da sözleşmelere aracılık eden bağımsız tacir yardımcısıdır. Yazılı olarak aksi kararlaştırılmadıkça acente aynı yer veya bölgede birden fazla müvekkile acentelik yapamayacağı gibi müvekkil de birden fazla acente tayin edemez. Acente acentelik yaparken çeşitli hak ve yetkilere sahip olacaktır. Bununla birlikte müvekkilin de acentelik ilişkisinde hakları ve borçları bulunacaktır. Acentelik ilişkisinde acentenin en önemli ve başat hakkı ücrettir. Müvekkil ise bunun karşılığında acenteden ana edim olarak sözleşmeler yapmasını veya sözleşmelere aracılık etmesini bekler. Acente belirli şartlar gerçekleştiğinde müvekkilinden sözleşme sonrasında denkleştirme istemi talep edebilir. Buna ek olarak müvekkil sözleşme ilişkisi sonrasında acentenin kendisiyle rekabet etmesini istemeyebilir. Bu amaçla sözleşme sonunda işlerliğe girecek bir rekabet yasağı sözleşmesi de taraflar arasında yapılabilecektir. Bu durumda acente sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren aynı yer veya bölgede müvekkili ile en fazla iki yıl rekabet etmeyecektir.
Mediation in ELT curriculum: A comparative analysis of the 4th grade ELT textbook and the CEFR in Turkey
The main aim of the present study is to reveal the relationship between a 4th grade EFL textbook used in Turkey and mediation notion that is given a place in Companion Volume to the CEFR (CEFR/CV) in 2018. Deductive thematic content analysis method of qualitative research including usage of techniques such as re-reading and taking notes was conducted to analyse the data coming from data collection process. Textbook activities were unpacked and coded under themes that were determined beforehand. Then, illustrative descriptors for mediation from the CEFR/CV were extracted and coded as well. Mediator activities found in the textbook and illustrative descriptors of mediation were comparatively analysed to reveal the extent of their match. Themes were created out of the illustrative descriptors for mediation from the CEFR/CV, and textbook activities were unpacked and categorised in the light of these themes with their IDs that were determined before. Finally, a second opinion on the themes, categorizations and coding processes is received from an expert in the field. Descriptive analysis was utilized to display the relationship between the textbook and mediation characteristics in the CEFR/CV. The results show that most of the textbook activities do not reflect the characteristics of mediation mentioned in the CEFR/CV. There were 14 mediator activities out of 168 activities that indicate mediation, which constitutes 8,3% of the textbook. There were also other mediators found in the textbook such as visual and audial aids.
20. yüzyıl New Age akımı üzerine karşılaştırmalı bir analiz
Yirminci yüzyılda ortaya çıkmış, senkretik ve eklektik özellikler gösteren yeni dini, yarı-dini, spiritüel gruplardan birisi New Age (Yeni Çağ) akımıdır. Bu isim, benzer inanç, yönelim ve pratikleri olan ve 1980'lerde popüler hale gelen bir grup akım için de kullanılmaktadır. Herhangi bir değişmez, mutlak metin, dini kurum ve din adamları hiyerarşisinden yoksun olan bu akım daha çok meditasyon, kanal olma (channelling), reenkarnasyon, kristaller, psişik deneyim, holistik sağlık, reiki, yoga gibi konulara ilgi duyan alternatif ruhsal alt kültürleri tanımlamakta kullanılır. New Age akımı literatüründe 19. ve 20. yüzyılda ortaya çıkan dini, spiritüel, felsefi akımlardan ve doğu spiritüel geleneklerinden alınan terimler, benlik merkezli bir felsefi temelde yeniden yorumlanarak kullanılmaktaktadır. Bu terminolojide Tanrı, Tanrıça, Yüksek Benlik (High Spirituality), İçsel Çocuk (Inner Child), Mutlak Güç (Absolute Power) gibi ifadeler insanın iç potansiyel ve enerjilerini göstermektedir. New Age akımı özellikle şifa (healing) üzerinde durur. İnsanın içinde onun fiziksel ve psikolojik sorunlarının üstesinden gelmesini sağlayan kozmik bir güç vardır. Aynı güç evrende çeşitli güç merkezlerinden de enerji hatları ile yayılmaktadır. İnsanlar bilinçlerindeki gelişmeyle içlerindeki bu gücün farkına varacaklar böylelikle herhangi bir dışsal otoriteye (dini kurum, hiyerarşi, rehber vs) ihtiyaç duymadan bu güçlerini kullanacaklardır. Astrolojik olarak dünyanın Kova Burcu Çağı'na (Age of Aquarian) girmesiyle dünya genelinde ortaya çıkacak spiritüel uyanış, bu güçlerin daha etkin bir şekilde kullanıldığı, daha spiritüel, huzur dolu bir dünyanın habercisi olacaktır. Tezimiz yukarıda özellikleri kısaca verilen New Age akımının içerisinde yer alan farklı dünya dinlerinin mistik geleneklerinden alınan kavramları, pratikleri ve tekniklerini ortaya koymayı ve tanıtmayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken de bu akımın otorite olarak kabul ettiği kişilerin eserlerinden yani birinci el kaynaklarından yararlanılmıştır. Anahtar kelimeler: New Age, yeni dini akımlar, modern dinsellik, yoga, meditasyon.
Kişilik özellikleri ile iş tatmini arasındaki ilişkide psikolojik sermayenin aracılık etkisi: Kırşehir ilindeki kamu çalışanları üzerine bir araştırma
Tezin amacı, beş faktör kişilik özellikleri ile iş tatmini arasındaki ilişkide psikolojik sermayenin aracılık rolü üstlenip üstlenmediğinin Kırşehir İlinde çalışmakta olan kamu çalışanları üzerinde araştırılmasıdır. Bu amaçla Kırşehir İlinde görev yapmakta olan 391 kamu çalışanına anket uygulanmıştır. Kişilik özelliklerinin ölçümü için Benet, Martinez ve John tarafından 1998 yılında geliştirilen ölçek kullanılmıştır. İş tatmini ölçümü için Weiss, Davis, England ve Lofguist (1967) tarafından geliştirilmiş ve Baycan (1985) tarafından Türkçeye uyarlanan ölçek kullanılmıştır. Psikolojik sermaye için ise Luthans, Avolio, Avey & Norman (2007) tarafından geliştirilen, Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan psikolojik sermaye ölçeği kullanılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre, içsel iş tatmini boyutu üzerinde beş faktör kişilik özelliklerinin alt boyutları olan duygusal denge boyutu negatif ve anlamlı, dışadönüklük ve uyumluluk boyutları ise pozitif ve anlamlı etkilere sahiptir. Dışsal iş tatmini boyutu üzerinde ise beş faktör kişilik özelliklerinin alt boyutu olan uyumluluk boyutu pozitif ve anlamlı etkiye sahiptir. Ayrıca psikolojik sermaye üzerinde beş faktör kişilik özelliklerinin alt boyutlarından duygusal denge negatif ve anlamlı etkiye sahipken, dışadönüklük boyutu ise pozitif ve anlamlı etkiye sahiptir. Psikolojik sermayenin ise içsel ve dışsal iş tatmini boyutları üzerinde pozitif etkileri olduğu görülmüştür. Aracılık etkisi bakımından ise, psikolojik sermayenin beş faktör kişilik özellikleri alt boyutları olan duygusal denge ve dışadönüklük ile içsel iş tatmini arasında tam aracılık etkisi bulunurken, bir diğer kişilik özelliği alt boyutu olan uyumluluk boyutunda ise psikolojik sermayenin kısmi aracılık etkisine sahip olduğu gözlenmiştir. Yine uyumluluk boyutuna ilişkin olarak, bu boyutun dışsal iş tatmini ile olan ilişkisinde psikolojik sermaye kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Genel iş tatmini açısından bakıldığında ise, psikolojik sermaye kişilik alt boyutlarından dışadönüklük alt boyutunda tam aracı etkiye sahipken, uyumluluk alt boyutunda ise kısmi aracılık etkisine sahip bulunmuştur.
Tedarik zinciri risklerinin işletme performansına etkisi ve tedarikçi ilişkilerinin moderatör (Düzenleyici) rolü
Telekomünikasyon ve bilgi teknolojilerinde gerçekleşen hızlı değişim ile küresel dünyada işletmeler zorlu rekabet koşulları altında varolma mücadelesi vermektedir. Özellikle doğal felaketler, sosyo politik nedenler işletmelerin bu amaçlarını tehdit etmeye, işletmelerin performansları üzerinde olumsuz bir baskı oluşturmaya başlamıştır. Tedarik zinciri risklerinin işletme performansına olan olumsuz etkilerini en aza indirmek, işletmelerin açısından önemlidir ve tedarikçilerle ilişkilerin, oluşabilecek olumsuz etkilerin azaltılmasında önemli katkısı olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma; tedarik zinciri risklerinin işletme performansı üzerindeki etkisini ortaya çıkarmayı ve bu etkileşimde tedarikçi ilişkilerinin düzenleyici rolünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma TRC1 Bölgesi'nde bulunan OSB'lerdeki işletmeler üzerinde yapılmıştır. 302 orta ve üst düzey yöneticiden toplanan veriler SPSS ve AMOS paket programlarıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde; tedarik zinciri riskleri alt boyutları ile işletme performansı ve tedarikçi ilişkileri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiş, tedarik zinciri risklerinin işletme performansı üzerinde, tedarikçi ilişkilerinin tedarik zinciri riskleri üzerinde, ayrıca tedarikçi ilişkilerinin tedarik zinciri risklerinin işletme performansına etkisinde moderatör (düzenleyici) etkisinin olduğu bulgularına ulaşılmıştır.
Lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenlerin işletme performansına etkisinde lojistik performansın aracılık (Mediator) rolü
Lojistik faaliyetlerinin yalnızca taşımacılık hizmetinden ibaret olmadığının işletmeler tarafından anlaşılmaya başlanması, lojistiğin kendisinin de yapısal anlamda değişmesine imkân sağlamıştır. İşletmelerde yapılmakta olan lojistik faaliyetlerden beklenen yararın sağlanabilmesi, lojistik faaliyetlerin başarısında rol oynayan değişkenlere bağlı olmaktadır. Dolayısıyla çalışmada, işletmelerdeki lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenlerin lojistik performansa ve işletme performansına etkisini tespit etmek, bu değişkenlerin işletme performansına etkisinde lojistik performansın aracılık etkisi olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma TRC1 Bölgesi'nde bulunan OSB'lerde faaliyet gösteren işletmeler üzerinde yapılmıştır. 298 orta ve üst düzey yöneticiden toplanan veriler SPSS ve AMOS paket programlarıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde; lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenler ile lojistik performans ve işletme performansı arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiş, lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenlerin işletme performansı üzerinde, lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenlerin lojistik performans üzerinde, ayrıca lojistik faaliyetlerin süreçsel etkinliğinde rol oynayan değişkenlerin işletme performansına etkisinde lojistik performansın aracılık (mediator) etkisinin olduğu bulgularına ulaşılmıştır.
Psikolojik sermayenin işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde birey-örgüt uyumunun aracılık rolü
Global düzende bilgisayar, diğer teknolojik sistemlerin süregelen gelişimi işletmelerin-kişilerin iş yaşamlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Teknolojik gelişim, insan kaynağına gereksinimi azaltmanın yanında; çalışanın işletme ile olan ilişkisini ve psikolojik durumunu önemsiz hale getirmiştir. Buda çalışanların; işletmedeki görevini layıkıyla yerine getirmeyip aksatmalarına, bu aksaklıkta verimliliğin (çarkın dişlileri gibi düşünürsek; çarkın bir dişinin bozulması bütün sistemi etkilemektedir.) düşmesine zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmamızda; kurumsal bir market çalışanlarına, psikolojik sermaye boyutlarının işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde birey-örgüt uyumunun aracılık rolünü araştırmak üzere, verilerin toplanmasında anket yöntemini kullandık. Neticede, psikolojik sermaye boyutlarından iyimserliğin işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde birey-örgüt uyumunun tam aracı rolünün olduğuna ulaşıldı. Demografik değişkenlere göre yapılan analizlerden; pozisyon değişkeni ile işten ayrılma niyeti arasında- aylık gelir değişkeni ile işten ayrılma niyetinin arasında anlamlı farklılık olduğuna- psikolojik sermayenin umut boyutu ile aylık gelir değişkeni arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Netice olarak, iyimserlik seviyesi yüksek çalışanların birey-örgüt uyumu gösterme düzeylerinin de arttığı anlaşılmıştır. Bireyin kuruma aidiyet ve uyum duygusunun vuku bulması adına; işten ayrılma eğiliminin olduğu durumlarda, birey örgüt uyumunu geliştirecek eğitimlerin verilmesi, işletmenin kazanımını ve çalışanın psikolojisini pozitif yönde etkileyecektir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sermaye, İşten Ayrılma Niyeti, Birey- Örgüt Uyumu
Psikiyatri hastalarında çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acının tedavi uyumuyla ilişkisi
Amaç: Bu çalışma, psikiyatrikbozukluktanısı almış bireylerde çocukluk çağı travmaları (ÇÇT) ve psikolojik acının (PA) tedavi uyumu üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi; özellikle psikolojik acının, çocukluk çağı travmaları ile tedavi uyumu arasındaki ilişkide aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem:Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'nde yürütülmüştür. Örneklem; depresif bozukluk, anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk, psikoz tanısı almış bireylerden ve sağlıklı kontrol grubundanoluşturulmuştur. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Psikolojik Acı Ölçeği (PAÖ) ve Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ), Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Yale-Brown Obsesyon-Kompulsiyon Ölçeği, Young Mani Ölçeği, PANNS ölçeği uygulanmıştır.Veriler korelasyon, regresyon ve mediasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Tüm tanı gruplarında (n=275)PA,ÇÇT ile tedavi uyumu arasındaki ilişkide istatistiksel olarak anlamlı bir kısmi aracı rol oynamıştır (p<0.001). Aracılık analizleri, ÇÇTÖ toplam skoru ile tedavi uyumu arasında negatif yönlü bir ilişki olduğunu, bu ilişkinin PA üzerinden kısmen açıklandığını göstermiştir. Alt boyutlar düzeyinde yapılan incelemelerde, cinsel istismar, fiziksel istismar, fiziksel ihmal, emosyonel ihmal ve emosyonel istismar puanlarının tümünün PA ile pozitif; PA'nın ise tedavi uyumu ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç: ÇÇT, psikiyatrik hastalarda tedaviye uyumsuzluğun önemli belirleyicilerindendir ve bu etkide PA düzeyinin kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı, tedavi uyumu, aracılık etkisi, psikiyatrik bozukluklar
Dini tutumun tesettür moda giyim tercihinde referans gruplarının aracılık rolünün belirlenmesine yönelik uygulamalı bir çalışma
Araştırmanın temel amacı tesettürlü kadın bireylerin, dini tutumlarının tesettür moda giyim tercihine etkisi ve referans gruplarının aracılık rolünün belirlenmesine yöneliktir. Ayrıca bir diğer amaç ise dini tutumun satın alma davranışı üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın yapısı gereği daha kapsamlı bilgi elde edilmesi için nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kolayda örneklem yöntemi ile toplamda 448 tesettürlü kadından alınan veriler spss paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma Dini Tutum Ölçeği, Satın Alma Ölçeği ve Tesettür Moda Giyim Davranışı Ölçeği olmak üzere üç ölçek ile oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucu dahilinde, dini tutumun tesettür moda giyim ve satın alma davranışı arasındaki ilişki incelendiğinde, içselleştirilmiş inanç boyutu ile inanca uygun satın alma davranışı, dikkatli satın alma davranışı, planlı satın alma davranışı, çevreden etkilenen bireyler ve statükoyu ön plana alan bireyler arasında anlamlı düzeyde bir ilişki bulunmuştur. geleneksel dindarlık anlayışı boyutu ile alışılmış satın alma davranışı, inanca uygun satın alma davranışı, dikkatli satın alma davranışı, uzman satın alma davranışı inanç unsurunu ön plana alan bireyler ve modayı takip eden bireyler arasında anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Referans gruplarının aracılık rolü katılarak bağımlı ve bağımsız değişken arası ilişki incelendiğinde, statükoyu ön plana alan bireyler bağımlı değişkenin anlamsız çıktığını, içselleştirilmiş inancın statükoyu ön plana alan bireylere etkisinde referans gruplarının tam aracılık rolüne sahip olduğu göstermektedir.
Maliyet liderliği stratejisi ile firma performansı arasındaki ilişkide örgütsel öğrenmenin aracılık etkisi: Seyahat acenteleri üzerine bir araştırma
Küreselleşme ve hızlı değişen çevre koşullarından dolayı günümüz işletmeleri her zamankinden daha yoğun bir rekabet ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu koşullar altında işletmelerin rekabet avantajı kazanması için uygulayacakları rekabet stratejilerinin yanında bu avantajı uzun dönemde sürdürebilecek örgütsel yetenekler de oldukça önemlidir. Bu bağlamda bu çalışmanın temel amacı maliyet liderliği stratejisi ile firma performansı arasındaki ilişkide örgütsel öğrenmenin aracılık etkisine sahip olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışma teori ve uygulama olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci aşamasında, araştırmanın temel değişkenleri olan maliyet liderliği stratejisi, örgütsel öğrenme ve firma performansı kavramları detaylı bir biçimde incelenmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında ise, bağımsız ve ara değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini test etmek için saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye genelinde faaliyet gösteren IATA üyesi seyahat acentelerinin orta ve üst düzey yöneticileri oluşturmaktadır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı araştırmada, veriler yüz yüze ve e-posta yoluyla anket tekniği ile elde edilmiştir. Değerlendirmeye alınan ve verilerin analizinde kullanılan toplam anket sayısı 351'dir. Elde edilen veriler Yapısal Eşitlik Modellemesi ve AMOS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, maliyet liderliği stratejisi, örgütsel öğrenme ve firma performansı arasındaki pozitif ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında, maliyet liderliği stratejisi ile firma performansı arasındaki ilişkide örgütsel öğrenmenin aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlardan hareketle yöneticilere ve araştırmacılara yönelik bir takım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Maliyet Liderliği Stratejisi, Örgütsel Öğrenme, Firma Performansı, Seyahat Acenteleri.
Simsarlık sözleşmesi
Uygulamada oldukça yaygın olarak kullanılan simsarlık sözleşmesi ile simsar, müvekkilinin bir sözleşme kurmasını sağlamaya yönelik olarak aracılık faaliyetinde bulunur. Simsar kural olarak gerçekleştirdiği aracılık faaliyeti neticesinde müvekkilinin bir esas sözleşme kurması ile ücrete hak kazanır. Türk Borçlar Kanunu'nda simsarlık sözleşmesi için detaylı bir düzenleme yapılmamıştır. Bunun nedeni simsarlık sözleşmesinin vekalet sözleşmesinin bir türü niteliğinde olması ve hüküm bulunmayan hallerde vekalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacak olmasıdır. Bu kapsamda özellikle tarafların hakları ve borçları ile simsarlık sözleşmesinin sona erme hallerinin belirlenmesi için vekalete ilişkin hükümlere başvurmak gerekecektir.
Budizm'de Mandala anlayışı
Budizm, MÖ. VI. asırda Kuzey Hindistan'da yaşadığı kabul edilen Sakyamuni Budda'nın öğretileri çerçevesinde oluşan ve gelişen bir dindir. 2500 yıl gibi uzun bir tarihsel süreç geçiren Budizm, içinde doğduğu Hint kültürünün yanı sıra Orta ve Güneydoğu Asya'nın yerel kültürleriyle de karşılaşmış ve bu topraklarda egemen din ve kültür olmayı başarmıştır. Bu süreçte etkileşim tek yönlü olmamıştır. Budizm de diğer kültürlerden etkilenmiş ve değişime uğramıştır. Bunun bir sonucu olarak Budizm'de farklı ekoller ortaya çıkmıştır. Bu farklılık din içerisinde çeşitli uygulamaların oluşumuna veya var olan dini uygulamaların değişimine sebep olmuştur. Mandala sembolü de bu durumdan etkilenen dini bir uygulamadır. Mandala, temel Hint dinlerinde var olan kökeni çok eskiye dayanan bir uygulamadır. Mandala sembolünün kullanımıyla ilgili tarihsel sürece baktığımızda günümüze kadar çeşitli din ve kültürlerde farklı şekillerde kullanıldığı görülmektedir. Budizm'de mandala sembolleri daha ziyade Mahayana ekolünün etkin olduğu bölgelerde yaygındır. Onun bir alt kolu Tibet Budizm'inde ise, mandala sembollerinin tasarlanması ve kullanılması oldukça dikkat çekici ve ilginçtir. Miladi VII. asırda ortaya çıkan Tibet Budizm'i ayrıca başta mandala anlayışı olmak üzere geliştirdiği dini uygulamalarla diğer Budist ekolleri de etkilemiştir. Mandala, tantrik bir uygulama olması sebebiyle tantrizmin diğer unsurlarıyla da yakından ilişkilidir. Bu noktada mandalanın yoga ve meditasyon uygulamalarında kullanılan temel bir enstrüman olduğu görülmektedir. Tılsımlı sözler olarak da tanımlanan mantraların çoğunlukla mandala sembolleriyle birlikte kullanımı söz konusudur. Diğer tantrik uygulamalar olan yantra ve çakra ise gerek şekilsel olarak gerekse kullanım noktasında mandala sembollerine çok benzemektedir. Yantra ve çakra mandala ile benzer yönlere sahip olmasına karşın aralarında ayırt edici farklar da mevcuttur.
Mesafeli sözleşmelerin kurulmasına aracılık eden platformlara karşı tüketicinin korunması
Mesafeli sözleşmeler "tüketici ile satıcı veya sağlayıcının eş zamanlı fiziksel varlığı olmadan uzaktan iletişim araçları kullanılmak suretiyle akdettikleri sözleşme" olarak tanımlanmaktadır. Kanunda yer alan bu tanımdan hareketle unsurları belirlenmektedir. Sözleşmenin tarafları satıcı veya sağlayıcı ile tüketicidir. Kullanılan iletişim aracına göre sözleşmenin kurulduğu an ve hüküm ve sonuçlarını doğurduğu an değişmektedir. Tüketicilerin mesafeli sözleşmelerin dezavantajlarından kaynaklanan hukuki konumu mevcut yasal düzenlemeler ile giderilmeye çalışılmıştır. Mesafeli sözleşmelerin tarafı olmayan ancak kurulmasına aracılık eden platformların sorumluluğu ve tüketicinin korunması konusunda oynadıkları rol bu yüzden irdelenmelidir. Türk hukukunda buna ilişkin düzenlemeler 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer almaktadır. Tüm bu düzenlemelerin ortak özelliği aracılık eden platformların sorumluluk alanını daraltmasıdır. Çalışmamızda mesafeli sözleşmelerin teorik çerçevesi ortaya konduktan sonra özellikle tüketicilere yönelik koruma mekanizmalarından ve aracılık edenlerin bu süreçteki rolünden bahsedilmektedir. Bu bağlamda aracılık edenlerin sorumluluğunun kaynağı ile sorumluluk alanlarının sınırları iyi çizilmelidir. Mevcut yasal düzenlemeler ışığında bu konu hakkındaki kanaatlerimiz, işbu çalışmada sunulmaktadır.
Meditasyon uygulamalarının algılanan olumlu ve olumsuz etkileri
Budist felsefeye dayalı meditasyon uygulamalarının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu uygulamalar, çeşitli anbean farkındalık temelli programlar aracılığıyla günümüz psikoterapi uygulamalarında da kendine yer bulmaktadır. Meditasyonun etkilerine yönelik yapılan alanyazın taraması çeşitli olumsuz etkilerin ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye'de yaşayan yetişkinlerin meditasyon deneyimleri, meditasyon yapmanın olumlu ya da olumsuz etkilerini nasıl algılayıp bildirdikleri ile bu etkilerle ilişkili demografik ve kişisel öykü özellikleri incelenmiştir. Ayrıca meditasyon yapılan dönemde ya da hemen öncesinde psikolojik sorun ve / veya duygusal güçlüklerin varlığı ile meditasyona bağlı olumsuz etki arasındaki ilişkiyi tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma; yaşları 20 ile 66 arasında değişen, en az bir kez meditasyon yapmış olan 155 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; Demografik ve Kişisel Öykü Bilgi Formu, Meditasyon Deneyimi Bilgi Formu ve Meditasyonla İlişkili Olumsuz Etkiler Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılanların %53.5'ü; meditasyonla ilgili nadiren, ara sıra veya düzenli olarak olumsuz etki deneyimlediklerini raporlamıştır. Araştırma sonucunda meditasyona bağlı olumsuz etkilerin, meditasyon yapılan dönemde ya da hemen öncesinde psikolojik sorun ve/veya duygusal güçlüklerin varlığına göre anlamlı olarak farklılaştığı ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular, mevcut alanyazın çerçevesinde tartışılmış olup gelecek araştırmalara ve meditasyon uygulamalarına yönelik önerilerde bulunmak için kullanılmıştır.
Olumlu-olumsuz ağ ilişkileri, danışma (Aracılık) ağları ve bireysel performans üzerine görgül bir çalışma
İnsanlığın varoluşundan beri iletişim kurma zorunluluğu ile beraber sosyal ağların oluşumu da kaçınılmaz bir olgu olmuştur. Sosyal ağların temel parçaları olan bireylerin birbirleriyle olan olumlu, olumsuz ve aracılık ilişkileri kendilerinin ve içinde çalıştıkları örgütlerin performanslarına etki eden etmenler olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada bireylerin birbirleriyle olan türlü ilişkilerinin mikro ölçekte kendi performanslarına bir etkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Çalışma, aynı iş yerinde, aynı birimde, benzer pozisyonlarda ve birbirlerine fiziksel açıdan yakın olarak çalışan 22 kişilik bir ağ üzerinde yapılmıştır. Elde edilen analiz ve bulgular yazındaki genel varsayımlarla ve önceki çalışmalar ile karşılaştırılmıştır. Olumlu ağ ilişkilerinin merkezindeki aktörlerin performanslarının artmasını öngören varsayımlar reddedilmiş, danışma ağının merkezindeki aktörlerin performanslarının artmasını öngören varsayımlar kısmen reddedilmiş, olumsuz ağ ilişkilerinin merkezindeki aktörlerin performanslarının azalmasını öngören varsayımlar da reddedilmiştir.
Sahaja Yoga: İçeriği, amacı, Türkiye'deki faaliyetleri
Türkiye'de son yıllarda faaliyet gösteren Yeni Dini Hareketler'den birisi de Sahaja Yoga'dır. Bu oluşum her ne kadar kendisini tarih içinde ortaya çıkan yoga ekollerinden birisi olarak gösterse de, sahip olduğu özelliklerin Yeni Dini Hareketler'i çağrıştırması nedeniyle bu hareketler içinde değerlendirilmektedir.Biz bu çalışmamızda Sahaja Yoga'yı hem Yeni Dini Hareketler'e hem de yoga ekollerine benzerliği yönüyle ele alarak inceledik.Bu çerçevede yaptığımız çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi kapsamı, amacı, metodu, ve kaynaklarına yer verdik. Ayrıca bu bölümde Sahaja Yoga'ya giriş mahiyetinde yoganın anlamını, ortaya çıkışını, tarihsel gelişimini, Sahaja Yoga ile Yeni Dini Hareketler arasındaki ilişkiyi, Sahaja Yoga ile sağlık arasındaki kesişme alanlarını gözden geçirdik.Birinci bölümde Sahaja Yoga'nın anlamı, ortaya çıkışı, gelişimi, kurucusu Şri Mataji'nin hayatı, hareket içindeki konumu üzerinde durduk. Ayrıca Sahaja Yoga'nın teşkilat yapısı ve bu teşkilatın faaliyetleri gibi konularda bilgi verdik.İkinci bölümde Sahaja Yoga'nın temel kavramları, nasıl uygulandığı, diğer dinlere bakışı gibi konuları ele aldık. Yine bu bölümde Sahaja Yoga'ya yöneltilen eleştirilere de yer verdik.Sonuç bölümünde araştırmamızda ulaştığımız malzemenin ışığında değerlendirmeler yaparak çalışmamızı tamamladık.
İş anlamı ve mutluluk arasındaki ilişkide sosyal güvenin aracılık rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı , iş anlamı ve mutluluk arasındaki ilişkide sosyal güvenin aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu Bilecik Belediyesi, Eskişehir Odunpazarı Belediyesi'nde ve Bozüyük Belediyesi'nde çalışan ve uygun örnekleme yöntemiyle araştırmaya dahil edilen 390 iş görenden oluşmaktadır. Araştırma verileri üç ölçme aracı ile toplanmıştır. Katılımcıların iş anlamı düzeylerine ilişkin veriler; İş Anlamı Ölçeği ile sosyal güven düzeylerine ilişkin veriler; Sosyal Güvende Hissetme ve Memnuniyet Ölçeği ile mutluluk düzeylerine ilişkin veriler ise Öznel Mutluluk Ölçeği ile elde edilmiştir. Cinsiyet, medeni durum, çalışma yılına ilişkin veriler Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Kullanılan ölçme araçlarıyla elde edilen veriler, amaçlarda verilen durumlara uygun istatistiksel tekniklerle analiz edilmiştir. Öncelikle araştırmadaki katılımcılara uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler kodlanarak bilgisayara yüklenmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) istatistik programı kullanılmıştır. İşgörenlerin iş anlamı, sosyal güven ve mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkiler korelasyon analiziyle, işgörenlerin iş anlamı ve mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkide sosyal güvenin aracı rolü regresyon analiziyle, işgörenlerin cinsiyet, medeni durum ve çalışma durumlarına göre iş anlamı, sosyal güven ve öznel mutluluk düzeyleri arasındaki farklılıklar t testi ile işgörenlerin çalışma yıllarına göre iş anlamı, sosyal güven ve öznel mutluluk düzeyleri arasındaki farklılıklar ise varyans analizi ile test edilmiştir. Veri analizi sonucunda işgörenlerin iş anlamı, sosyal güven ve mutluluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür. Ayrıca işgörenlerin iş anlamı ile mutluluk arasındaki ilişkide sosyal güveninin aracılık rolünün test edilmesinde ilk aşama olarak; iş anlamı ile sosyal güven arasında pozitif bir ilişki olduğu görülmektedir. İkinci olarak sosyal güven ile mutluluk arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Aracılık analizinin üçüncü aşamasını test etmek amacıyla yapılan analizde iş anlamının, mutluluk ile pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır. Dördüncü aşamada ise mutluluğun yordayıcıları olarak iş anlamı ve sosyal güven birlikte analize dahil edilmiş ve iş anlamının, mutluluğu yordama katsayısının üçüncü aşamaya göre düştüğü ancak ilişkinin hala anlamlı olduğu görülmüştür. Bu sonuç, işgörenlerin iş anlamı ve mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkide sosyal güvenin kısmi aracılık rolüne sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular ışığında, araştırmadan elde edilen sonuçlar tartışılmış ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Düzenli bilinçli farkındalık meditasyonu uygulayıcılarının duygu regülasyonu stratejileri ve romantik ilişki deneyimleri: Nitel bir çalışma
Using attachment theory as the framework, this qualitative study focused on the experiences of the emotion regulation strategies and romantic relationships of regular mindfulness meditators with at least two years of practice and their meditation-naïve or non-regularly meditating partners. The Turkish mother-tongue sample consisted of 8 heterosexual and 2 same-sex couples. Semi-structured interviews were held separately with each partner. Thematic analysis yielded 7 themes and 13 subthemes on three levels: intrapersonal, relationship, and the perspective of the non-regularly meditating partners. Three intrapersonal themes (numbers) and four related subthemes (letters) were revealed: 1) meta-awareness; 1a) impermanence of emotions; 2) shift in emotion regulation capacities; 2a) decreased intensity of emotions; 2b) staying with negative emotions; 3) shift in the relationship with oneself; 3a) self-compassion. Three relationship themes and seven subthemes emerged: 4) experiential shift in stressful situations; 4a) less negative reactivity; 4b) fewer conflicts; 5) transformation of the emotional bond; 5a) self-disclosure of emotions; 5b) decreased anxiety about the relationship; 6) transformation of the romantic relationship; 6a) being present during sex; 6b) compassion and acceptance for the partner; 6c) re-defining of boundaries. One theme and two subthemes emerged from the non-regularly meditating partner's data: 7) general positive effects of regular practice; 7a) observing the peaceful mood of the partner; 7b) observing less negative reactivity of the partner. These intrapersonal themes indicated the importance for the regularly meditating partner of meta-awareness and enhanced emotion regulation and self-compassion. These were reflected in the romantic relationship as less reactivity, less anxiety, more self-disclosure, and enhanced compassion and acceptance for the partner, which attachment theory would associate with a more secure relationship. The partners of the regular meditators confirmed the relational and individual shifts due to their partner's regular mindfulness practice. Integrating attachment theory with regular mindfulness practice can thus be a valuable approach for couple and family therapy. Regular mindfulness practice, even for one partner, may also be beneficial during couple therapy. Future research can focus on the effects of mindfulness practice on specific periods or situations in romantic relationships. It can also investigate the relationship between the unique emotion regulation strategies promoted by regular mindfulness meditation and potential shifts in the attachment styles of both partners.
Aracılığın Arap uluslararası iş ilişkileri bağlamında öncülleri ve sonuçları
Arab markets continue to rely on Wasta as a prominent social-based business model to resolve conflicts and gain access to information and resources due to formal institutional voids in their respective countries. Yet, the conceptualization and examination of Wasta in the international business literature is still at its nascent stage. This dissertation aims to elaborate on the utilization of Wasta in the international business context in line with the formal and informal institutional differences between the (Arab) host and foreign countries. The study further examines the potential outcomes of Wasta dimensions on the relational capital and consequently on the relationship performance. Data were collected from 209 Arab importers across 16 Arab countries using self-administered questionnaires, structured equation modeling was used to examine the proposed research model. Findings reveal that the presence of more favorable political stability and regulatory quality in the importer's (host) country relative to the exporter's country has a negative impact on the utilization of Wasta through its dimensions (Mojamala and Hamola, and Somah respectively). Meanwhile, the presence of higher levels of uncertainty avoidance and individualism in the host country strengthens the utilization of Wasta through Somah only. Moreover, findings showed that relational capital is significantly improved through Mojamala and Hamola, which subsequently improves the relationship performance. This study presents researchers with deeper insights into the antecedents and outcomes of Wasta on a dimensional level, filling notable voids in the literature while also helping foreign businesses to better comprehend the utilization of Wasta under varying institutional differences. Keywords: Wasta, Culture-Specific Relationships, Institutions, Relational Capital, International Business Performance.
Örgütlerde inovasyon, örgütsel öğrenme ve örgüt yapısı ilişkisi: Teknoloji geliştirme bölgeleri üzerine bir araştırma
Organizasyonların hızla değişen pazar koşullarında ve rekabet ortamında başarılı olabilmeleri ve hatta hayatta kalabilmeleri, inovasyonu doğru anlayabilmelerine bağlı olarak değişip gelişmektedir. Söz konusu bu inovasyonun oluşum sürecinin temelinde ise birey, grup, örgüt düzeyinde ve/veya endüstriyel düzeyde edinilen birçok yeni bilgiler yatmaktadır. Dolayısıyla organizasyonların inovasyon kabiliyeti, öğrenilen bu bilgilerin ne denli faydaya dönüştürebilirliği ile yakından ilişkilidir. Ayrıca bu ilişki içerisinde önemli bir yere sahip olan örgüt yapısı, öğrenmenin yeni bir biçim kazanmasına neden olabilmekte; bireysel ve bütünsel öğrenmeyi, daha fazla bilgi üretmeyi ve inovasyon ortaya koymayı destekleyen yetenekleri açığa çıkarabilen nitelikleri ortaya çıkarabilmektedir. Gerçekleştirilen bu araştırmanın amacı, organizasyon içerisindeki örgüt yapısının organizasyonun inovasyon kabiliyeti üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu etkide örgütsel öğrenmenin aracılık rolünü incelemektedir. Bu amaç doğrultusunda, İstanbul'daki teknoloji geliştirme bölgelerinde faaliyet gösteren firmaların çalışanlarından oluşan 270 katılımcıya anket uygulanmıştır. Değişkenlerin geçerliliğini test edilmesi amacıyla doğrulayıcı faktör analizinden, hipotezlerin test edilmesinde ise regresyon ve aracılık testi analizinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, algılanan örgüt yapısının örgütsel öğrenme ve örgütsel inovasyon üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğu, örgütsel öğrenmenin örgütsel inovasyon üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğu ve algılanan örgüt yapısı ile örgütsel inovasyon arasındaki ilişkide örgütsel öğrenmenin aracılık etkisine sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Travma yaşamış ergenlerde minnettarlık ve psikolojik kırılganlık arasındaki ilişkide umudun aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırma; travma yaşamış ergenlerde minnettarlık ve psikolojik kırılganlık arasındaki ilişkide umudun aracı rolünün incelenmesini amaçlayan bir araştırmadır. Ayrıca araştırmada minnettarlık, psikolojik kırılganlık ile umut arasındaki ilişkilerin ve travma yaşamış ergenlerin psikolojik kırılganlık düzeylerinin cinsiyet, ebeveyn tutumu ve akademik başarı algısı değişkenlerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel bir çalışmadır. Çalışma grubu, İstanbul ili Sultangazi ilçesinde bir devlet okulunda öğrenim gören ortaokul düzeyinde 207'si kız 171'i erkek toplam 378 8. sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada ölçme araçları olarak Minnettarlık Ölçeği, Çocuklarda Umut Ölçeği, Psikolojik Kırılganlık Ölçeği, Travma Yaşantılarını Tarama Formu ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veri toplama aşamasında formlar çoğaltılarak bireylere tek seferde yüz yüze şekilde uygulanmıştır. Araştırma çerçevesinde elde edilen bulgular, nicel veri analiz paket programı ile bilgisayar ortamında analiz edilmiştir. İlk aşamada ön analizler gerçekleştirilmiş olup, araştırma değişkenlerinin birbiriyle ilişkilerinin incelenmesi amacıyla Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilere bakıldığında minnettarlık ile umut arasında pozitif; minnettarlık ve psikolojik kırılganlık arasında negatif, umut ve psikolojik kırılganlık arasında negatif doğrultuda korelasyon olduğu görülmüştür. Araştırmanın bağımlı değişkeni olan psikolojik kırılganlığın cinsiyet, ebeveyn tutumu ve akademik başarı algısı açısından incelenmesi amacıyla bağımsız örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, travma yaşamış ergenlerin psikolojik kırılganlık düzeylerinin kızlarda, değişken-tutarsız ebeveyn tutumuna sahip olanlarda ve kendini başarılı olarak görmeyen ergenlerde daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmanın diğer aşamasında ise, minnettarlık ile psikolojik kırılganlık arasında umudun aracılık rolünün incelenmesi amacıyla Hayes (2018) tarafından tasarlanan PROCESS makrosu ve çağdaş yaklaşım kullanılmıştır. Aracılığın etkisinin istatistiksel anlamlılığı ve büyüklüğünü test etmek amacıyla bootstrap güven aralıkları değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, umudun minnettarlık ile psikolojik kırılganlık arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçlar literatürde elde edilen bilgiler dahilinde tartışılarak araştırmacılara ve uygulamacılara öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Minnettarlık, umut, psikolojik kırılganlık, travma, ergenler, aracı değişken
Çağdaş din felsefesi problemi olarak yeni ateizm, Sam Harris örneği
Bu tez, yeni ateizmin ve onun önde gelen temsilcilerinden Sam Harris'in ele alındığı bir çalışmadır. Özellikle 11 Eylül 2001'den sonra gelişen bu oluşumun ateist eğilimler içindeki yerinden, kavramsal yönüne kadar ele almaya çalıştık. Yeni ateizm, Batı'da geniş anlamda din düşmanlığını, özelde ise İslam düşmanlığını dile getirmektedir. Din ile bilimin kesinlikle bağdaşmadığı iddiasını taşır. İnançlı bir insanın doktor olmasını dahi inancıyla tutarsız bulur. Bu bağlamda, dünyadaki ve Türkiye'deki yeni ateistlerin görüşlerini hem felsefî açıdan inceledik, hem de onların dinle mücadelelerinde toplumda bilimciliğin, seküler ve ateist yaşam tarzının yaygınlaşması çabalarını kurumsal faaliyetleri ile tezimize dahil ettik. Yeni Ateizmin Dört Atlısı olarak ünlenen dört isimden biri olan Sam Harris'i, eserleri, yöntemi ve felsefî açıdan değerlendirilebilecek eleştiri ve önerileriyle tahlil ettik. Yeni ateistlerin katı akılcı, toplumun manevî ihtiyaçlarını göz ardı eden ve gerçekçilikten uzak yaklaşımlarına yönelik, Sam Harris'in ahlâk ve maneviyat hakkındaki görüşlerini ele aldık. Nihai olarak, karşıt görüşteki ateist ve teist isimlerin yeni ateizme yönelik eleştirilerine de tezimizde yer verdik.