Military organization
56 theses under this subject heading
Arşiv belgelerine göre Kütahya Redif Taburu ve Redif Kışlası
Redif Teşkilâtı; merkezdeki düzenli orduya paralel olarak, askerin sürekli kışlada tutulmadığı, askerî eğitimin senenin belli zamanlarında verildiği, tarımsal üretimi aksatmayacak şekilde yapılandırılmış, taşrada asayişin sağlanmasında faydalanılacak ve harp zamanında ise nizâmi orduya destek olacak bir "Taşra Ordusu" olarak kurulmuştur. Kütahya bu sistem dâhilinde Redif taburlarının oluşturulduğu ve askerler için bir kışlanın inşâ edildiği merkezlerden biridir. Askerlik konusunda özellikle Tanzimat ile başlayan ve XIX. yüzyıl boyunca devam eden çağdaşlaşma çabaları; askere alma, muvazzaflık süreleri, yedeklik durumu, bedel uygulamaları, askerî eğitim ve öğretim, kıyafet, silah ve techizat alanlarında bazı düzenlemeler yapılmasına sebep olmuştur. Askerlik uygulamalarında meydana gelen bu değişiklikler, Redif sistemini ve dolayısıyla Kütahya Redif taburlarını da etkilemiştir. Redif ordusunun görevlerinin fazla ve çeşitli oluşu nedeniyle; Kütahya'daki Redif taburları XIX. ve XX. yüzyıl boyunca, Osmanlı Coğrafyası dâhilinde pek çok cephede savaşmış olmalarının yanında, asayişin sağlanması ve iç isyanların bastırılması gibi pek çok görevde ve yerde kullanılmışlardır. Kütahya Kışlası; 1912 senesinde Redif Teşkilatının kaldırılmasından sonra da Kurtuluş savaşı esnasında ve Cumhuriyet döneminde de askere hizmet vermeye devam etmiştir. Redif Teşkilâtının Kütahya'daki fiziki temsilcisi olan "Redif Kışlası"nın işlev ve mimari özellikleri, Redif sistemi ile bir bütün halinde ele alınmıştır. Kütahya Redif Kışlası ve müştemilâtındaki binalardan hiçbiri maalesef günümüze ulaşamamıştır. Sadece Fotoğraflarda kalan Kütahya Kışla kompleksi; belgeler ışığında kapsamlı bir çalışma konusu yapılarak ilk defa gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Kışla, Kütahya Kışlası, Redif, Kütahya Askerlik, Kütahya Redif Kışlası, Osmanlı Redif Ordusu
Lider-yönetici eğitimi ve Kütahya Jandarma Eğitim Tabur Komutanlığı'nda durum tespiti
Her geçen gün dünyada, bilgiler eskiye oranla artmakta ve süratle değişmektedir. Teknolojide ve bilimde ortaya çıkan bu değişiklikle birlikte, hizmetlerin nitelik ve nicelik açısından değişmesi ve artması, yönetiminde değişmesine yol açmıştır. Yönetiminin değiş nesi, yöneticilerin de bu yenilikler ışığında kendilerini geliştirmelerini; gerekli bilgi, beceri ve deneyimle donatılmalarını zorunlu kılmıştır. Yöneticilerin bu niteliklere sahip olmalarında en etkili araç, şüphesiz eğitimdir. Bu bakımdan eğitim her zaman önemini koru nmuştur Bugün sadece, denenmiş öğretilerle bir şeyler yapmaya çalışırsak, yetiştireceğimiz liderler ancak bugüne hükmedenler olacaktır. Dünyamız büyük bir değişimin içindedir. Askeri teknolojiler de süratle bir değişimin içindedir. Bilgi çağının kuvvetlerini yönetecek liderlerin özelliklerinin farklı olacağı ve yönetim biliminin de çok değişeceği kesindir. Yarının in yönetiminde sadece krizi yönetecek değil sürekli değişimi yönetecek lider- yöneticilere gereksinim olacaktır.
Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonu
Savaşların ana dinamiklerinden biri olan sefer organizasyonunun bazen sayıları yüzbinleri aşan ordular tarafından nasıl yapıldığını bilmek bu orduların zafer ya da mağlubiyetlerinin nedenlerinin anlaşılması açısından fazlasıyla önem teşkil etmektedir. Devletlerin sınırlarının büyümesi veya küçülmesi askerî organizasyonların ne denli başarılı yapıldığı ile doğrudan ilgilidir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kısa süre içerisinde dünya tarihinde önemli bir rol oynamasındaki etkenin ordunun iâşe ve ikmali meselesi olduğu çok açıktır. Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonunun incelendiği bu çalışma özet, önsöz, kaynaklar, araştırma eserler, giriş, dört bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde ordunun bütçesinin seferden önce ve seferdeyken nasıl oluşturulduğu, savaşçıların nerelerden temin edildiği, ordunun nasıl ve kimler tarafından teftiş edildiği, nasıl bir düzen içerisinde harekete geçtiği, yollarda karşılaşılan olumsuz durumlara karşı alınan tedbirlerin neler olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca bu bölümde sefer güzergâhları tartışılmış ve tespit edilen bazı güzergâhların haritaları çıkarılarak yolların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. İkinci bölümde sefer sırasında ordunun ihtiyaç duyduğu silâh, iâşe, yem ve benzeri diğer maddelerin savaş alanına intikali ele alınmıştır. Üçüncü bölümde kamp kurulacak alanın nasıl tespit edildiği, askerlerin kamp alanında nasıl düzen aldığı ve çadırlar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde ordugâhın güvenliğinin nasıl sağlandığı, askerlerin ibadeti, aile yaşamı, temizliği ve tertibi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ordunun beslenme ve su ihtiyacı ele alınmış, ayrıca sefer sonrası yaşananlar ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Sefer, Organizasyon, Lojistik, Büyük Selçuklular, Ordu.
Türkiye Cumhuriyeti jandarması ve uluslararası jandarmalar ve askerî statülü kolluk kuvvetleri (FIEP)
Dünyadaki güvenlik algısı günümüzde değişim ve gelişimlerin etkisini sürekli bir dönüşüm ile zorunlu hale getirmektedir. Önceki dönemlerde çok dar bir şekilde değerlendirilme imkânı bulan mücadele esasları, ülkelerin oluşturduğu sınırların kapsam dışında kalmaları ile gerekli önemin verilmesi açısında zorunlu olmuştur. Bu yüzden güvenliğin nitelikli değişimi, her yerde suç işleyen ve suça teşvik edenlerle baş edebilme çalışmalarına yönelik yöntemlerin değişimi şart görülmüştür. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Jandarmasının, Ulusallar Jandarmalar ve Askeri Statülü Kolluk kuvvetlerindeki yeri, 15 Temmuz 2016 yılından sonraki süreçte Türkiye Cumhuriyeti Jandarmasının Uluslararası arenadaki diğer paydaş üyelerinin bağlılık durumu ve 21 yüzyılda Askeri Statülü Kolluk Kuvvetlerinin ' gerekliliğinin artacağı yönünde görüş sunmayı amaçlamıştır. Türk Jandarma teşkilatının yapısı ile FİEB üyesi ülkelerin askeri statülü kolluk kuvvetleri incelenmiş ve yeniden yapılandırılan Türk jandarma teşkilatının FİEB bünyesindeki paydaşları (Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz) ile yapısal, bağıllık gibi benzerlikleri, bulunduğumuz çağda özelikle gelişmiş olan ülkelerin daha çok etkileneceği anarşi, terör, yağma gibi olaylar da yerel Polis teşkilatının yetersiz olabileceği değerlendirilmiştir.
Geç Roma-Batı Roma İmparatorluğu ile Avrupa Hunları arasındaki siyasi ve askeri ilişkiler (375-475)
Batı Roma ve Avrupa Hunları'nın siyasi ve askeri faaliyetlerinin incelendiği bu araştırmada hem Türk hem de Roma Tarihi'nin belirli bir dönemine ışık tutulmaya çalışıldı. Roma İmparatorluğu, Avrupa Hunları'nın tarih sahnesine çıkması ile zor günlerini yaşadı. Roma, önce Kavimler Göçü neticesinde kendisine sığınan kavimlerin isyanlarıyla uğraşdı daha sonra ise Hunlar ile mücadele etti. Avrupa Hunları ve diğer kavimler ile giriştiği mücadeler neticesinde yıpranan Batı Roma'nın siyasi ve askeri durumu incelenmeye çalışıldı. Batı Roma'nın siyasi ve askeri durumun yanında Avrupa Hunları'nın bölgedeki etkin faaliyetlerine, Cermen kavimlerini itaat altına alarak egemen güç olmalarına ve izledikleri politikalar neticesinde hem Doğu Roma'yı hem de Batı Roma'yı kontrol altına almaları üzerinde duruldu. Balamir liderliğinde tarih sahnesine çıkan Avrupa Hunları, Kavimler Göçü'ne sebep oldu. Kavimler Göçü'nün ikinci dalgası ise bu dönemde gerçekleşti. Uldız zamanında ayrıca Hun politikası da şekillenmeye başladı ve güçlüye karşı zayıf desteklendi. Roma ise kendisine sığınan kavimlerden başlangıçta asker olarak faydalansa da daha sonra kontrol edemez bir duruma geldi. Uldız zamanında şekillenen Hun dış politikası, Attila'ya kadar dostane şekilde sürüdürüldü. Attila ise Hun politikasında değişikliğe giderek Doğu Roma'yı itaati altına aldıktan sonra yönünü Batı Roma'ya çevirdi. Batı Roma üzerinde diplomasiyi oldukça iyi kullanan Attila, bu sırada ordusunu da hazırlamayı ihmal etmedi. Batı Roma ise Attila'nın gücünün farkındadır. Bu yüzden Batı Roma, Attila'nın dâhiyane fikirlerine ve askeri başarılana karşılık Aetius adlı komutanı kullandı. Aetius, Hun Kültürü'nü yakından bildiği için Attila'nın savaş taktiklerinin farkındaydı. Bu iki rakip güç Catalaunum Ovası'nda karşı karşıya gelse de birbirlerine üstün gelemediler fakat ordularındaki eksiklikleri gördüler. Bu durum Avrupa Hunları'nın, hızlı bir şekilde orduyu gözden geçirerek yeniden modernize etmesine ve İtalya'yı kuşatarak kendisine tabii hale getirmesine sebep oldu. Tüm bu gelişmeler neticesinde Attila'nın ölümü nasıl ki Avrupa Hunları'nın yıkılış sürecine sebep olduysa; III. Valentinianus'un da Aetius'u öldürmesi Batı Roma'nın yıkılış sürecine girmesine yol açtı.
Russian attacks and military organization of the Khiva Khanate
Turkestan Region has become a field of struggle by many nations since it is located on important trade routes. After the Industrial Revolution, the inter-circuit struggle increased with the colonial system brought about by the need for raw materials and markers. It has become the target of Russia who just started developing its industry and who needs economic resources and wnts to prove itself. Since other European countries completed their industrialization early and put geographies with precious metals under their domination, only West Turkestan was left as Russia's share. West Turkestan Region included four khanates, Kazakh, Bukhara, Khıva (Harezm) and Hokand. Khiva Khanate, XVI. In the first quarter of the century, it was established in the Harezm Region by İlbars and Baybars inns, known as Arapshah, descendants of Şiban. As a result of the struggle of the Khanates of dominate each other, an authority gap in order to establish their domination in the region. Russia was the Khıva Khanate, which she had the most difficulty in her struggle against the khanates. The city, between Karakum ve Kyzylkum Deserts, which includes the Harezm Region, has a two-sided protection area surrounded by huge walls from the outside. Russia has undertaken an intensive preparation for occupation to lift this shield. The army of the khanate's showed a good resistance against the high-tech weapons of the Russians in order not to lose their independence. Keywords; Turkestan, Russia, Horazm, Army, Occupation.
Modern Dönem Osmanlı ordusunda askeri köprüler ve tombaz köprücülük (19. ve 20. Yüzyıl)
Günümüzde TSK'nın Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından modernizasyon projeleri kapsamında yer alan ve taktik harekât ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirilen "SAMUR-Seyyar Yüzücü Hücum Köprüsü (SYHK)" birliklerin muharebe alanlarındaki nehir vb. sulu mevkilerden karşı sahile geçmek için tasarlanıp kullanılmaktadır. Sistem oldukça modernize edilmiş olsa da aslında yüzyıllardır kullanılan sistemin devamı niteliğindedir. Büyük İskender'den günümüze kadar uzun süre aynı mantıkla kullanılmıştır. Yüzer köprülerin Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılındaki kullanımları, askeri modernizasyonları ve modernitenin gereklerini karşılamak için kullanılan sistemin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki modernleşmesiyle birlikte kullanılan yöntemler incelemektedir. Askeri okullardaki öğrenciler için hazırlanan ders kitapları, seyahatnameler, el yazmaları, savaşlara katılan askeri personelin eserleri ve arşiv belgeleri aracılığıyla kullanımları ve inşa süreçleri anlatılmaktadır. Bu kaynakların içerisinde köprücülük kitapları önemli bir yere sahiptir. Bu eserler orduların nehirleri geçmek için kullandığı köprülerin türleri ve yapımı hakkında ayrıntılı açıklamalar sağlar. Köprülerin sabit ve yüzer ayaklar üzerine inşa edilme süreci, geçiş yerinin tespiti, nehir ve ormanların incelenmesi, inşa süreci ve çalışanların görevlendirilmesi de dahil olmak üzere adım adım yer verilmiştir. Araştırmada yüzer köprülerin 19. yüzyıldaki durumunu incelendi. Köprülerin kullanımlarındaki ve durumlarındaki değişiklikler de dahil olmak üzere çeşitli hususları analiz edilerek cevaplar arandı. Böylece çalışmaların az olduğu bu alana akademik olarak katkıda bulunmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: 19. Yüzyıl, Askeri Köprüler, İstihkam Birlikleri, Yüzer Köprüler, Askeri Modernleşme
BOA. TTD. 48 numaralı Saruhan Sancağı Piyadegân Defteri`nin transkipsiyonu ve değerlendirilmesi
Yaya ve Müsellemler, Osmanlı Devletinin kurulduğu sıralarda artan asker ihtiyacını karşılamak üzere, Orhan Bey döneminde oluşturulmuş ilk düzenli ordudur. Kuruluş yıllarında gönüllülerden ibaret olan Osmanlı askeri kuvveti yerini artık bu birliklere bırakmıştır. Yaya ve müsellem teşkilatının ilk kuruluş yıllarında sefer zamanı devletten ulufe alan askerler, barış zamanlarında ulufeleri verilmediği için, kendi işlerinden sağladıkları ile geçinmekteydiler. Bu devrede devletin hassa askeri olarak hizmet eden yaya ve müsellemler, yeniçeri ocağının kurulması ile bu özelliklerini yitirmişlerdir. Bundan sonra yayalara bir çiftlik yer verilirmiş buna karşılık şer'i ve örfi vergilerden muaf tutularak askerî statüye geçmişlerdir. Bu şekilde Anadolu ve Rumeli'nin pek çok yerinde yaya ve müsellem teşkilatı kurulmuş olup, ocağın insan kaynağı daha ziyade Anadolu ve Rumeli'deki Yörük taifesinden oluşmaktaydı. Nöbetleşe sefere eşen yayaların işlerini takip etmek ve çiftliklerin faaliyetlerini sürdürmek üzere çiftlikte yaşayan yamakları vardır. Yamaklar büyük çoğunlukla aile üyelerinden oluşmakta ve onlar da sıraları gelene kadar seferde olan yayanın ihtiyaçlarını karşılamaktaydı. Yaya ve müsellem olanlara çiftlik verilmesi orduya olan ilgiyi arttırmış çiftlik ile yaya ve yamak sayıları gün geçtikçe çoğalmıştır. Zamanla devlet sınırlarının genişlemesiyle artık eski işlevini yerine getiremeyip, sefere gitmek yerine çiftliğinde kalıp ziraatla uğraşmaları üzerine yeniçeri ocağının da kurulmasını takiben teşkilat eski önemini yitirmiş ve merkezi ordu olmaktan çıkıp eyalet askeri statüsüne geçirilmiştir. Bu dönemden sonra geri hizmete alınarak yol yapımı, köprü inşaatı, suyolu tamiri gibi ordu için çok önemli diğer işlerle uğraşmaya başlamışlardır. İncelenen defter teşkilatın henüz askeri özellikte olduğu yıllara denk geldiğinden önem arz etmektedir.
Hitit devlet teşkilatında askeri yapılanma
Tezimizde M.Ö. II. Binyıl Anadolu'sunda hüküm süren Hitit devletinin askeri yapısı ve savaşma becerisi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır.Bu çalışma, hüküm sürdüğü tarih boyunca Hititler'in, askeri organi-zasyonu, donanımı, eğitimi, savunma teknikleriyle Anadolu'nun eskiçağ askeri tarihinde oynadığını önemli rolü ortaya koymuştur. Devlet teşkilatında önemli bir yapıya sahip Hitit ordusunun her ne kadar temelinde süvari birliği ve deniz kuvvetleri olmasa da gerek piyadelerinin ve gerekse savaş arabala-rının profesyonelce eğitilmeleriyle ortaya güçlü ve disiplinli bir ordu çıkmıştır. Ana silahı mızrak, kılıç ve yaydan oluşan Hitit ordusunun savunma stratejisini ise kentleri çepe çevre saran surlar oluşturmuştur. Özet halinde sunduğum bu bilgiler arkeolojik kanıtlar, yazılı belgeler ve bu konuda hazırlanmış çalışmalardan faydalanılarak açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler:1-Askeri Teşkilat,2-Hitit,3-Eskiçağ Tarihi
Asur İmparatorluğu'nun askeri tarihi: M.Ö. 2000-600
Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan Asur İmparatorluğu'nun Askeri Teşkilatı isimli çalışmamızda, Asur ordusundaki kuvvet kolları, Asur askeri teşkilatının hiyerarşik düzeni, Asur ordusunda yer alan ordu birlikleri, görev-rütbeler ve savaş-araç gereçleri ile ilgili bazı terimler yabancı kaynaklar başta olmak üzere bu konuda yapılan çalışmalardan faydalanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca rölyeflerden çıkartılan çizimler aracılığıyla, Yeni Asur İmparatorluğu dönemi başta olmak üzere, Eski Asur ve Orta Asur dönemlerine ait askerlerin giysi ve teçhizatları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmeye çalışılmıştır.Çalışmamız üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında Asur Coğrafyası hakkında bilgi verildikten sonra birinci bölüme geçilerek Asur'un siyasi tarihi hakkında, özellikle Asur'un siyasi gelişimi dikkate alınarak Eski Asur, Orta Asur ve Yeni Asur dönemleri hakkında genel bilgi verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Asur askeri teşkilatı ve savaş taktikleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Asur Askeri giysi ve teçhizatları hakkında ?rölyeflerden çıkarılan çizimlerden faydalanılarak- bilgi verilmeye çalışılmıştır.
Selçuklu devri savaşlarında strateji ve taktik
Tarihe bakıldığında, Türklerin hayatlarının önemli bir kısmının savaş ve mücadelelerle geçtiği görülmektedir. Çünkü Türklerin kaderi, Türk ordularının savaş meydanlarında kazanacakları başarılara bağlıydı. Dolayısıyla Türkler, kazanmak için tüm marifetlerini ortaya koymak zorundaydılar. Güçlü bir ordu ve askeri yeteneğe bağlı olan bu marifetler de Türklerin kurmuş oldukları yüksek disiplinli, donanımlı, iyi örgütlenmiş, büyük ve güçlü ordularında fazlasıyla mevcuttu. Türkler, askeri alandaki üstünlüklerini uzun süre ellerinde bulundurmuş; özellikle Selçuklular döneminde, Avrupalı devletlerin tümünü etkileyen yüksek bir güce ulaşmışlardır. Diğer Türk devletlerinde olduğu gibi Selçuklularda da ordu, Türklerin başlıca güç kaynağı olmuştur. Selçuklular, Hunlardan kendilerine kadar uzanan bu gücü devralarak ordularını değişen ve gelişen çağa göre yenilemeyi başarmışlardır. Gerek Büyük Selçuklu Devletinin Sultanları, gerekse Türkiye Selçuklu Devletinin Sultanları reformcu özellikleriyle, askerlerini çağın gereklerine göre yetiştirmeyi bilen; verdikleri mücadelelerde de zekice geliştirdikleri stratejilerini başarıyla taktiğe dönüştüren birer komutan olduklarını gözler önüne sermişlerdir. Bu süreçte Türklerin savaşlarda göstermiş oldukları bir takım faaliyetler de zamanla Türk askerî kültürün temelini oluşturan birer gelenek haline gelmiştir.Anahtar SözcüklerSelçuklular, Savaş, Ordu, Strateji, Taktik
Batı cephesi'nin ikmal ve iaşesi (1919-1922)
Türk Millî Mücadelesi bir bütün olarak yeniden doğuşun ifadesidir. Bu Mücadele XX. yüzyılın en önemli tarihi şahsiyeti olan Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde, Avrupa' nın en güçlü ordular ma karşı başlatılmış zorlu bir mücadeledir. İşgalci güçlere karşı yapılan Millî Mücadele'nin her safhası Türk nesillerine dünü, bugünü ve yarını çok iyi değerlendirmesi gereken ibret verici gerçeklerle doludur. Bu gerçeklerden en önemlisi de cephe gerisi hizmetleri içeren ikmal ve iaşe konusudur. Çünkü bu savaş, Mustafa Kemal Paşa'nın, savaşları artık ordular değil milletler yapar, gerçeğinden yola çıkarak başlattığı, Türk Milleti'nin maddi ve manevi kaynaklarıyla ordusu için seferber olduğu ve tarihimize, Ordu-Millet bütünleşmesi'nin en güzel örneği olarak geçtiği bir savaştır. Bu çalışma, Türk Milleti'nin maddi ve manevi kaynaklarıyla harekete geçirilmesini sağlayan Batı Cephesi'nin ikmal ve iaşesi adıyla geçen bir dizi yükümlülüklerin, hazırlanışım ve uygulanışını kapsamlı olarak inceleyen bir çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Batı Cephesi, Millî Mücadele, İkmal ve İaşe.
Türkiye Selçuklularında ordu
Türkiye Selçuklu Devleti, Anadolu'ya yönelik Türkmen göçünün bir neticesi olarak kurulmuştur. Devletin askerî gücü, XII. yy'ın sonlarına kadar büyük ölçüde Türkmenlere dayanmaktadır. Zamanla, Ortaçağ İslâm devleti modeline bürünen devletin askerî teşkilâtı da buna göre şekillenmiştir. Türkmenlerin ordu içerisindeki etkinliği azalmış ve gulâmlar, ıktâ` askerleri, tâbi devlet kuvvetleri ve ücretli askerlere dayanan bir ordu yapısı ortaya çıkmıştır. Bu yapının şekillenmesinde, Türkiye Selçuklularından önceki Müslüman Türk devletlerinin etkisi olduğu kadar Türkiye coğrafyasının sosyal ve ekonomik şartları ile az da olsa Bizans ve Haçlıların etkisi bulunmaktadır.Türkiye Selçuklu Devletinin sahip olduğu ordu sistemi, kendisinden sonra bu coğrafyada kurulan Türk beylikleri ve Osmanlı ordusunun temelini teşkil eder. Bu bakımdan Türkiye Selçukluları, Orta Asya'dan getirip Orta Doğu'da zenginleşen Türk ordu yapısının, Türkiye'ye ve daha sonra da Osmanlılarla birlikte Avrupa'ya yayılmasında bir köprü vazifesi görmüştür. Türkiye Selçukluları döneminde Türk ordu yapısında kaydedilen gelişme ve askerî üstünlük, Anadolu'nun Türklerin ebedi vatanı haline gelmesinin en önemli sebeplerindendir.
Osmanlı ordu teşkilatında akıncı ocağı
Akıncılık, Osmanlı Devletinin ilk zamanlarında kurulan ve " bu devletin kullandığı, bir çeşit hafif süvarilere verilen bir isimdir. Akmalara, hareket ve manevra kabiliyeti çok yüksek olduğu için bu ad verilmiştir. Akıncılar genellikle sınırlara yakın bölgelerde bulunur, yapılacak savaştan önce devletin isteğiyle düşman topraklarına hücum ederek bol miktarda ganimet ve esir elde ederlerdi. Düşmanlara âit yol, köprü, araziler ve onların askerî güçleri gibi hususlarda devlet için lazım olan bilgileri toplayıp devlete haber vererek istihbarat görevi yaparlardı. Böylece akıncılar, öncü birlikler olup, savaşta asıl ordudan dört beş gün önde giderek keşif hizmeti de görürlerdi. Akıncı dediğimiz bu Osmanlı süvarileri, Osman Gazinin yakın silah arkadaşları olan ünlü kumandanların neslinden devam etmiştir. Akıncılık, babadan oğula geçen bir meslek olduğu için bu ocağa akıncı sülalesinden olmayan kimseler belirli şartlara göre dahil edilirdi. Akıncılar sınır boylarında ve stratejik açıdan önem taşıyan belirli noktalardaki şehirlerde bulunurlardı. Her bir akıncı beyinin karargâhı önemli şehirler olmuştur. Akıncıların sayılan zaman azman ihtiyaca göre değişmiştir. Önceleri yüz bin kadar mevcudu bulunan akıncılar, 1595 yılında uğramış oldukları talihsiz bir yenilgi üzerine tamamen erimişler ve bundan sonra eski önemlerini kaybederek yerlerim sınır bölgelerindeki serhat kulu askerlerine terk etmişlerdir. Bu tarihten sonra ise akın hizmetleri Kırım Tatarlarına verilmiştir. Gün geçtikçe sayılan azalan akıncılar ismen bir süre daha devam etmiştir. Bir müddet devam eden Akıncı Teşkilatı, 1826 senesine gelindiğinde tamamen kapatılmıştır.
Gazneli Devleti'nin askerî teşkilâtı
Gazneli Devleti 963-1186 yılları arasında Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan'da hüküm süren bir Türk-İslam hanedanlığıdır. Gazneli Devleti temelleri atıldığı andan itibaren bulunduğu coğrafyadaki devletler arasındaki mücadele içerisinde yer almaya başlamıştır. Gazneli Devleti bu coğrafyadaki mücadele ortamından başarı ile çıkmış Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan'ı İslâm yurdu haline getirmişlerdir. Bu bölgelerde İslâmiyet'i yaymışlar kendinden sonra kurulacak devletlere zemin hazırlamışlardır. Gazneliler, Hindistan topraklarının büyük bölümünü kısa sürede fethetmeyi başarmıştır. Bilhassa Sultan Mahmud Hindistan'a düzenlediği seferlerde birçok kale ve şehir fethetmiştir. Orta Asya'da kuruldukları andan itibaren sadece putperest Hindulara karşı değil, aynı zamanda İslâm içinde ortaya çıkan Bâtıni düşüncelerle de mücadele etmişlerdir. Gazneli Devleti'nin hâkimiyetini zikredilen bu coğrafyalarda tesis etmesindeki en büyük pay sahibi siyasî, sosyal ve ekonomik bakımından güçlü bir orduya sahip olmasıdır. Ordu teşkilâtı kendinden önce Orta Asya'da kurulan bozkır Türk Devletleri ile Sâmânî, Abbâsî ve Sâsânî devletlerinin bazı uygulamalarının terkibi sonucu meydana gelmiştir. Gazneli Devleti yaşadığı cağın askerî, siyasî, ekonomik ve sosyal açıdan en güçlü ve en büyük ordusuna sahipti. Askerî teşkilâtın kendi içinde sorunsuz işleyen bir hiyerarşik yapı ve düzeni vardı. Ordu Türk, Hint, Arap, Deylemli, Gurlu, Afgan, Tacik gibi çeşitli milletlerden oluşuyordu. Bunun yanında tâbi devletler, gönüllü gaziler, şehir ve bölge kuvvetleri sefer sırasında orduya katılıyordu. Gazneli Devleti böylesine büyük bir orduyu sevk ve idare etmede aksamadan işleyen kusursuz bir Askerî teşkilâta sahipti. Bu çalışma, Gazneli Devletinin temellerini atan Alp Tegin'den, hanedanın son hükümdarı Hüsrev Melik döneminin sonuna kadar devletin askerî teşkilâtını ve işleyişini konu edinmektedir. Bu çalışmada Gulâm sistemi, ordunun sevk ve idaresi, Askerî teşkilât içerisinde yer alan sivil, askerî memurlar ve kullanılan teçhizatlar dönemin kaynakları çerçevesinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Satır aralarındaki askerî teşkilât içerisinde yer aldığını düşündüğümüz küçük bir kayıt dahi göz önünde bulundurulup değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Gazneli Devleti askerî teşkilâtı kendinden sonra bu coğrafyada kurulan Türk-İslâm devletleri ordularına örnek teşkil etmiştir.
Türk Hava Kuvvetleri`nin teşkilatlanma tarihi
297 ÖZET Türk Hava Kuvvetlerinin Teşkilatlanma Tarihi konulu tezde, uçma duygusunun insanlık tarihi kadar eski olması nedeniyle havacılığın insanlık ve Türk tarihindeki yeri ile modern havacılığın doğuşu giriş bölümünde kısaca incelenmiştir. Birinci bölümde, Osmanlı Devleti' de Hava Kuvvetlerinin kuruluşu, Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları ile dönemin havacılıkla ilgili gelişmeleri ve Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Hava Kuvvetlerinin teşkilatlanması ve savaşta aldığı görevler incelenmiştir. 2. Bölümde; I. Dünya Savaşı sonu ile İSTİKLÂL Harbi arasında geçen sürede Türk Hava Kuvvetlerinin durumu, Kurtuluş Savaşı'nda Türk Hava Kuvvetleri incelenemiştir. 3. Bölümde Cumhuriyetin Kuruluşundan bugüne kadar olan dönem incelenmiştir. "Harp Sanayii tesisatımızı, daha ziyade inkişaf ve tevsi için alınan tedbirlere devam edilmeli ve endüstrileşme mesaimizde de ordu ihtiyacı ayrıca göz önünde tutulmalıdır." (1 Kasım 1937-TBMM Açış Konuşması K. ATATÜRK)
Bozkır kültürü çevresinde askeri teşkilatlanma (Başlangıçtan Göktürk Dönemi sonuna kadar)
ÖZET Geniş bozkır coğrafyasın da yaşayanlar sosyalleşme ve devletleşme sürecinden sonra bu geniş coğrafya da orduların sevk ve idaresin de teşkilatlan ma sürecine girmiştir. Bozkır coğrafyası insanlarının askeri teşkilatları ilk bu bölge de düzenledikleri ve kurduklarını söyleyebiliriz. Bozkır coğrafyasın da mücadelenin şiddeti ve sürekliliği askeri teşkilatlanmayı mecbur kılmıştır. Bu mücadele ilk safha da ilkel metotlarla başlamış ve daha sonra tecrübelerle en iyi şekilde geliştirilmişti. Gücü ve tecrübeleri ölçüsünde yeni sistem ve mücadele teknikleri geliştirmeye başlamıştır ve kısa sürede birçok strateji ve taktik ortaya çıkarmıştır. Bu strateji ve taktikler mücadele aracı olarak kullanılarak rakip ordular imha edilmiştir. Bu arada atın hızı savaşlarda kullanılması ve asker ile beraber hızının avantajı galipleri tayin etmiştir. At bozkırlının gözünde adeta kendisi ile birlikte savaşa katılan silah arkadaşı olmuştur. Tarihte hiçbir zaman Türk milleti ile ordusu arsında fark olmamıştır. Türk milleti "ordu millet" deyimi ile anılmıştır. Bize göre Türkler ordu teşkilatını icat eden ve onu ilk kullanan millettir. Bozkırın uçsuz bucaksız arazilerini hakimiyet altına almış ve en büyük imparatorluklarını kurup yaşamasını sağlamıştır. Bozkır coğrafyasında mücadelenin esası strateji ve taktiğe dayanmaktaydı. Bozkır coğrafyasında ki bu teşkilat elbette milat' tan 146önceki binlerce yılın vermiş olduğu bilgi birikimi ve şartların ortaya çıkarmış olduğu tecrübelerin meydana getirmiş olduğu bir askeri teşkilat sistemidir. Bozkır da mücadele küçük çarpışmalar dan öte sistemli ve hazırlanmış orduların mücadelesidir. Bozkırın geniş arazilerinin üzerin de belirli hedefler seçilerek, taktik baskın ve imha hareketleri ortaya koymuşlardır. Bu seçilen taktikler Türk askeri stratejisinin bir parçası olarak düşmanın kontrol altına alınması, yıpratılması ve imha edilmesini öngörmekteydi. Askeri teşkilatlar da strateji ve taktik anlayışının ortaya konmasından sonra bozkır Türk devletlerin de çeşitli savunma ve saldırı taktikleri uygulanmıştır. Bu taktikler Bozkır (step), Turan taktiği, ırmakta geçiş anında saldırı, vur kaç (ani baskın), arkadan çevirme taktiği idi. Savunma taktikleri: Çöle çekme taktiği, sarp arazide pusu taktiği, boğazda düşmanı imha etme taktiği idi. Bozkır coğrafyasın da askeri teşkilatlanmaya ise Türk devletleri sahip olmuşlardır. Bozkır coğrafyasında bu askeri teşkilatlanmayı sağlayan bu devletler güçlü birer imparatorluklar haline dönüşmüşlerdir. Orta Asya steplerin de yeni bir çığır açan Büyük Hun İmparatorluğu, büyük bir askeri entegrasyon ile küçük kavimlerin insan güçlerini büyük bir askeri teşkilat haline getirmiştir. Bozkırdaki bu askeri teşkilatın ordusu sürekli ve daimi idi. Bu süreklilik içerisin de kavimlerin küçük askeri birlikleri büyük bir orduyu meydana getiriyorlardı. Türkler askerlik teşkilatını kuran millet olarak da askerlikle ilgili terimleri(tümen, tümen başı, çavuş gibi ) bulmuşlardır. Ayrıca askerlikle ilgili silahları icat edip geliştiren millet olmuşlardır. Bu silahları maharetle kullanmışlar ve diğer milletlere tanıtmışlardır. 147
Türkiye Selçukluları'nda ordu
84 ÖZET Her milletin diğer milletlere göre öne çıkan bir özelliği vardır Türklerin bu özelliği savunma, saldırı ve ordu kurmaktaki inanılmaz başarılardır. Tarih boyunca bir çok devlet kuran Türk toplulukları daima ordularını ön planda tutmuşlardır. Türk milletinin varlığını koruyan onun tarih sahnesinden yok olup gitmesini önleyen Türk orduları olmuştur. Anavatanları Orta Asya'dan ayrılan Türkler güçlü orduları ve teşkilatçı yapılarıyla dünyanın değişik yerlerinde birçok devlet kurdular.Türk Milleti'nin kurduğu en önemli devletlerden biri de Türkiye Selçukluları 'd ir. Kutalmışoğlu Süleyman-şah tarafından iznik merkez olmak üzere Anadolu 'da kurulan bu devlet Türk tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır. Anadolu'yu fethedip Türkleştiren Anadolu'ya "Türkiye" denilmesini sağlayan Türkiye Sel- ç afwfaye Selçuklularının kurucusu olan Süleyman-şah ve ondan sonra gelen bütün Selçuklu Sultanları Anadolu'yu Türk yurdu haline getirmek için azimle mücadele etmişlerdir. Onlar sadece Anadolu'yu fethetmekle kalmayıp korunmasında ve savunulmasında da üstün bir gayret göstereceklerdir.bütün bunlar ise ancak güçlü bir orduyla mümkün olmuştur önceleri tamamen Türkmenlerden oluşan Selçuklu Ordusu ordu zamanla teşkilatını tamamlamış, içerisinde çeşitli unsurlarında bulunduğu çağdaş bir ordu haline gelmiştir. Selçuklu Ordusu'nu teşkilat açısından üç kısma ayırabiliriz.. Kuruluş döneminde tamamen Türkmenlerden oluşan milli ordu. Yükselme döneminde içerisinde bir çok unsuru barındıran çok uluslu ordu85. Moğol döneminde içerik olarak ve sayısal açıdan zayıflamış ordu Selçuklu Ordusu teçhizat açısından da o dönemde kullanılan bütün savaş araç ve gereçlerini bünyesinde bulundurmuştur. Silâh imalâthaneleri mevcuttur. Ayrıca kale kuşatmalarında çok önemli bir yeri olan mancınık, arrade gibi kuşatma silâhlarına sahiptir. Türkiye Selçuklu Ordusu'nun savaş taktikleri genelde geleneksel Türk savaş taktikleri olmuştur. Yanıltma, yıldırma, pusu kurma ve baskın şeklinde özetleyebileceğimiz bu taktikler Selçuklular tarafından ustaca kullanılmış ve kendilerinden sayıca daha fazla olan orduları yenmişlerdir.
Roma askeri teşkilatı (İmparatorluk dönemine kadar)
ÖZET Eski Romalılar asker bir milletti. Romalı vatandaşta milli his, kahramanlık, çalışkanlık ve disiplin gibi faziletler mevcuttu. Bunlar, aynı zamanda bir askerde bulunması gereken özelliklerdi. Dolayısı ile, askerlik hizmeti konusunda Roma'da bir sıkıntı yaşanmamıştır. Askerlik müessesesi, kusursuz işleyen bir sistem üzerine oturtulmuştu. En ince ayrıntısına kadar her husus düşünülmüş ve ona göre tedbirler alınmıştır. Hatta, daha bağlayıcı olmak üzere bu konuda Senatus tarafından kanunlar çıkarılmıştır. Roma siyasetinin en önemli icra unsuru olan ordu, her bakımdan kendini sürekli olarak yenilemiştir. Ordunun modernizasyonu ile ilgili olarak geniş çaplı reformların yapıldığı dönemler mevcuttur. Bu, daha krallık döneminde başlamış, erken cumhuriyet ve geç cumhuriyet dönemlerinde artarak devam etmiştir. Geç cumhuriyet dönemi, Roma askeri teşkilatının bütün kurum ve kuruluşları ile gücünün zirvesine ulaştığı bir zaman dilimini teşkil etmiştir. Romalı yeniliğe açıktı. Düşmanında bile görse, ve bunun kendisinde olmayışının bir eksiklik olduğunu hissettiği her hangi bir unsuru hemen kendine adapte ederdi. Bu, bir silah, zırh, savaş taktiği veya askeri birlik nizamı konusunda olabilirdi. Zaten bu zihniyet Roma ordusunun kendini devamlı olarak yenilemesinde baş faktör olmuştur. Roma ordusunun kullandığı silahlar, çağdaş diğer milletlerin silahlarından çok üstündü. Ayrıca, savaş araç gereçlerinin kullanımında olan en yüksek randımanı almak üzere askerlere kamplarda talim yaptırılırdı. Acemi bir asker, bu tür kamplarda aldığı eğitim sayesinde usta bir silahşor olup çıkıyordu. Roma ordusunun karakteristik özelliklerinden birisi askeri kamplardı. Bu kamplar, bir şehrin küçük bir kopyası gibiydi. Tapınağı, mahkemesi, Pazaryeri, hastanesi, tamirci dükkanları ile kendine yeter bir yapıdaydı. Kamp içindeki çadırlar, barakalar veya taş yapılar muntazam aralıklarla sıralanmıştı211 ve bunlar cadde ve sokaklarla birbirinden ayrılmıştı. Kampta bir askerin hayati ihtiyaçlarını karşılayabileceği her şey mevcuttu. Talim saatleri, yemek ve uyku zamanları belliydi. Kamp, içinde güvenliği sağlamak üzere devriyeler sürekli olarak dolaşırlardı. Katı disiplin anlayışı ve uygulanan sert cezalar, aynı zamanda ordu içindeki hiyerarşiyi üst seviyelere çıkaran faktörler olmuştur. Roma ordusunda görev yapan bir asker kusursuz olmalıydı, yapabileceğinin en iyisini yapmak mecburiyetindeydi. Hataya müsamaha gösterilmezdi. Görevi ihmal, yalancılık, firar etmek, korkaklık ve disiplinsiz her hangi bir davranış asla cezasız kalmazdı. Falakaya yatırma, kamp dışında nöbet tutma cezası, rütbe sökülmesi, günlük yiyecek istihkakının azaltılması, maaş kesme gibi ceza metodları uygulanırdı. Bunlara, idam cezasını da eklemek gerekir. Bunun yanında askerler, gösterdikleri kahramanlık ve yaptıkları hizmetin değeri ölçüsünde bir takım ödüllerle onore edilirdi. Bu husus, askerin moral motivasyonunu yükseltir ve görev tapması şevkini arttırırdı. Roma ordusu, tabir yerinde ise karada bileği kolay kolay bükülemeyecek bir seviyeye gelmişti. Buna mukabil, denizde o kadar güçlü değildi. M.Ö. III. asra kadar bir donanmaya sahip olmadığını antik kaynaklar yazmıştır. Ne zaman ki, Kartacalılarla adeta bir ölüm kalım savaşına girilmiştir. İşte o zaman Roma, denizlerde de hakim unsur olması gerektiğinin farkına varmıştır. Bundan sonra kısa zamanda bir donanma inşaa etmiş ve mücadelesini denizde de sürdürmüştür. Tarihte, denizci bir kavim olarak ün salmış olan Kartacalıları, kendi savaş alanlarında yani denizde mağlup ederek, Akdeniz'in hakimi haline gelmiştir. Genel olarak "bütün bir Roma tarihine savaşlar yön vermiştir" dense, bu mübalağalı bir ifade olmaz. Çünkü, Roma tarihi savaşlarla yoğrulmuştur. Ordu, Roma siyasetinin icra organı idi. Bu sebeple, Roma askeri teşkilatı, Roma'nın kaderini belirleyici en önemli faktörlerden birisi olmuştur.
Bizans imparator muhafız birlikleri Varegler
Viking Çağında İskandinavya'dan Avrupa'nın doğu ve batısına yayılan Vikingler, günümüz Rusya topraklarına geldiklerinde yerli halklar tarafından Vareg olarak adlandırılmışlardır. Kiev'de IX. asrın sonunda tarihin ilk Rus devletini kuran Varegler bu süreçten önce Bizans İmparatorluğu ile bir kısım ticari ilişkiler içerisine girmişlerdir. Dolayısıyla Bizans ve Varegler arasındaki bilinen ilk temaslar bu ticari ilişkiler sayesinde başlamıştır. Varegler, Kiev'de devletlerini kurduktan sonra İstanbul üzerine askeri seferler düzenlediler. Bizans İmparatorluğu da bu seferler sayesinde Vareglerin savaşçı özelliklerine tanık oldu. Bizans imparatorluğu Vareglerin Kiev'e yerleştikleri IX. asırda ve sonrasında Ermenistan, Doğu Anadolu ve Mezopotamya'daki topraklarının büyük bir kısmını önce Araplara ardından da Türklere kaybetmişti. Mezkûr bölgeler Bizans'ın asker devşirdiği en önemli bölgeler arasındaydı. Dolayısıyla bu kayıplar nedeniyle Bizans İmparatorluğu istediği anda yeterli sayıda askeri bulamadı. Asker açığını kapatmak isteyen II. Basileios, 988'de Kiev Prensi Vladimir'den yardım talebinde bulundu ve Vladimir de imparatora 6,000 Vareg savaşçısını gönderdi. II. Basileios daha sonra Vareg askerlerinden iki birlik oluşturdu. İlk birlik imparatorun özel muhafızları olurken ikinci birlik de thema bölgelerine gönderildi. II. Basileios'un ardılları da bu uygulamaya devam ettiler ve Varegler imparatorluğun en güvenilir imparator muhafızları haline geldiler. Varegler varlıklarını 1204'teki Latin istilasına kadar sürdürdüler. Yetenekli ve sadık savaşçılar olan Varegler imparatorlara olan sadakatleri ile ün yapmışlardır. Kendilerinden önceki imparator muhafızları, darbeye kalkışan gaspçıların tarafına geçebiliyorlardı. Bu tehlikenin farkında olan imparatorlar, Vareglerin sadakatleri sayesinde hem imparatorluğu hem de tahtlarını güvence altına alabilmişlerdir. Thema ordularında görev alan Vareg askerleri de ordunun vurucu gücünün artmasına yardımcı olmuşlardır. Bu sayede Arap ve Türkler karşısında zayıflayan imparatorluk ordusu, gücünü yeniden toparlamış ve Latin istilasına kadar başarılı yeniden fetih hareketleri yapabilmiştir.
Kızıl Ordu'da Kafkas halkları (1941-1945)
Çalışmada; II. Dünya Savaşı yıllarında Kızıl Ordu saflarına Kafkasyalı askerlerin katılımına ve Kafkasya'da milli politikaların belirlenmesine dair bir inceleme yapılmıştır. Bu bağlamda askerî ve parti organlarının arşivlerine dayanarak önce orduya asker yetiştirmek üzere uygulanan seferberlik ve askere alım-sevkiyat faaliyetlerinin doğurduğu sorunlara, milli birliklerin oluşumuna, askerî eğitime; sonra ise dil eğitimine ve Sovyet insanı yaratmaya yönelik ideolojik projeye, Rus milliyetçiliğine ve savaşın ikinci yarısında bazı Kafkasya halklarına yönelik uygulanan sürgünlere ışık tutulmuştur. Bu dönemde, Rus milli politikasının etkisiyle SSCB içerisinde özellikle Türk-Müslüman nüfusa yönelik topyekûn bir güvensizlik prensibi etkili olmuş ve bu durum daha sonrasında Kafkasya halklarının tarihî vatanlarından sürgün edilme kararlarının temelini oluşturmuştur. Sovyet ideolojisi 1917'den itibaren teoride; milletler arası ayrışmayı ortadan kaldırmak ve milletler arasında eşitlik ilkesini uygulamak prensibini temel almasına karşın incelediğimiz dönemde bu politikanın tam aksine Slav milliyetçiliğinin belirgin bir biçimde diğer milletleri aşağıladığı ve onları ötekileştirdiği tespit edilmiştir. Aynı şekilde Sovyet ideolojisinin her türlü dinî ayırımcılığı sona erdirme iddiasında olmasına karşılık özellikle Hıristiyan dinine mensup toplumlara hoşgörüyle bakılırken Müslüman topluluklara karşı olumsuz bakış ve yaklaşımların söz konusu olduğu görülmüştür. Bu özellikler, araştırdığımız dönemde Kafkasya halklarına karşı izlenen politikaların arkasında yatan temel olgulardır. Resmî belgelerde ifade edilmese de uygulamada, Slav olmayan halklara karşı büyük bir etnik temizlik operasyonun sürdürüldüğü söylenebilir. Kafkasya milli birliklerinin tarihi, savaş yıllarında milli politikanın tüm dönemeçlerini bir ayna gibi yansıtmıştır. Savaş yıllarında Kafkasya milli birliklerinin tarihinin analizi; oluşturulma şartları ve prensipleriyle, askerî olarak kullanıldıkları alanla, askerlerin muharebe ve eğitim hazırlıklarıyla birimlerin; Kızıl Ordu'nun diğer askerî birimlerinden farklı, özel bir konumda olduklarını göstermiştir. Bu çalışma, geleneksel askerî-tarihsel araştırma yöntemleriyle birlikte savaş yıllarında Kafkasya'da, milli politikaların ve siyasî süreçlerin incelenmesini birleştiren, özel bir araştırma metodunun geliştirilmesini gerektirmiştir. Çalışma nihai olarak; dört yıl süren kanlı savaşın içinde Kafkasya halklarının büyük zafer gününe yaklaştıran ancak göz ardı edilen paha biçilmez katkısını gün ışığına çıkararak sonuçlanmaktadır. Çalışmayla, Kafkasya halklarının II. Dünya Savaşı'na katılmaları konusunun objektif olarak incelemesine katkıda bulunulduğu umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: II. Dünya Savaşı, Kafkasya Halkları, Kızıl Ordu, Milli Birlikler
Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne ordunun siyaset ve toplumsal hayatın diğer alanları üzerindeki etkileri
Bu makalenin amacı; Türkiye'de ordunun etkinlik alanlarına değinmek ve bu alanlar hakkında bilgi vermektir. Osmanlı İmparatorluğu mirası üzerine kurulmuş, pretoryen bir kültürden gelen Türkiye'de ordu etkinliği zaman zaman önüne geçilemez biçimlerde sistemdeki yerini almıştır. Asıl amacı devletin savunmasını yapmak olan ordu, farklı alanlarda nüfuz mücadelesine girişmiştir. Türkiye'de ordu dört kez sivil hayata müdahale etmiştir ve hala kendini ayrıcalıklı konumda görmektedir. Değişen dünyada, ordunun sistem içerisinde bu derece yer alması kabul görmeyen bir durum olarak, demokratikleşmenin önünde engel olarak durmaktadır. Ayrıca ordunun yalnızca siyaset üzerinde değil, ekonomi ve hukuk alanlarındaki ayrıcalıklı konumuna asker-sivil ilişkilerini göz önünde bulundurarak yer vermektir. İkinci Dünya Savaşından sonra dünya siyaseti yeniden şekillenmeye başlamıştır. Dünyanın iki kutba ayrılmasıyla başlayan süreç, zaman içerisinde mutasyonlara uğramıştır. Sovyetlerin yıkılmasında sonra her şeyin çok farklı olacağı düşüncesi kısmen doğru çıkmıştır. Türkiye'deki darbelerde dış güçlerin etkisi ve başka ülkelerdeki örneklere yer verilmiştir. Avrupa Birliği üyeliği konusunda oldukça hassas bir noktada olan Türkiye'nin 2011 yılı itibariyle orduya bakış açısına değinilecektir. Sürenin uzun ve olayların kesif olması dolayısıyla mümkün olduğunca detaydan kaçınılmış ve olayların nüvesi anlatılmaya çalışılmıştır.
21. yüzyılda jandarma teşkilatlarında değişimin analizi (Türkiye - Fransa karşılaştırması)
Bu tezin ana teması, 20 nci yüzyılın son çeyreğinden itibaren dünyada jandarma teşkilatlarında meydana gelen yapısal reform ve dönüşümlerin tarihi ve hukuki bir perspektif içinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmesidir. Dünyada yaklaşık 62 ülkede faaliyet gösteren jandarma teşkilatları, neoliberal fikirlerin kamu yönetimine yerleşmesinden sonra askeri statüleri, sivil gözetimleri, suçla mücadelede polisle zayıf koordinasyonları ve nihayetinde siyasi ve idari otoriteye tabi olmaları gibi konularda tartışma konusu olmuştur. Bu kapsamda, 1990'lardan sonra yoğunlaşan bu tartışmalar jandarma teşkilatlarının askeri statüsü, bağlılığı, insan kaynakları ve diğer kolluk kuvvetleri ile koordinasyonu konularında önemli yapısal reformların başlatılmasına yol açmıştır. Söz konusu reformlar, jandarmanın polis ile bütünleştirilmesi (Fusion-Belçika ve Avusturya örneği), jandarma teşkilatının içişleri bakanlığına bağlanması ve polis teşkilatı ile yakınlaştırılması (Rapprochement-Fransa Örneği) ve jandarmanın polis teşkilatı ile eşitlenmesi (Egalisation-Türkiye örneği) şeklinde üç farklı özellikte kendini göstermiştir. Bu çalışmada, Türk Jandarma Genel Komutanlığı ile karşılaştırma unsuru olarak Fransa Jandarma Genel Müdürlüğü seçilmiştir. Çünkü Fransa, Jandarma sisteminin dünyada ilk kez kurulduğu (1791) ülkedir ve Türk jandarma teşkilatı gibi dünya jandarma teşkilatları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Öte yandan her iki ülke, merkezi ve mahalli teşkilatlanmaları ile iç güvenlik teşkilatlarının yapısı açısından birbirine büyük benzerlik göstermektedir. Türkiye ile Fransa arasındaki bu karşılıklı çalışmada, Fransız jandarma teşkilatının bir yandan ulusal polise yakınlaştırıldığı, diğer yandan paradoksal olarak, askeri statüsünün ve askeri özelliklerinin muhafaza edildiği görülmektedir. Türk Jandarma Teşkilatı nezdinde kısa sürede gerçekleştirilen reformda ise jandarmanın, askeri statüsünden, başlangıç eğitimine ve bağlı olduğu makama kadar birçok açıdan Emniyet Teşkilatı ile başarılı bir şekilde eşitlendiği bulgulanmaktadır. Bununla birlikte, Türk jandarmasındaki bu başarılı dönüşümlerin uzun vadede jandarmanın kimliğini tehlikeye atabileceğine de dikkat çekilmektedir. Tarihsel ve hukuki bir perspektiften yürütülen bu karşılaştırmalı çalışmanın sonunda, Fransız jandarma teşkilatı reformunda gözlemlenen bazı olumlu uygulamalardan esinlenerek, reform süreci devam eden Türk jandarma teşkilatı için bir model önerisi de sunulmaktadır.
XIX. yüzyıl başlarından kaldırılışına kadar Evlâd-ı Fâtihân teşkilatı
XIX. yüzyıl başlarından itibaren Evlâd-ı Fâtihân teşkilatının yenilenmesine gidildi. 1810 yılında yeni bir nizamname hazırlandı ve yürürlüğe girdi. Padişah II. Mahmud (1808-1839), Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdıktan sonra mevcut düzenli ve düzenli olmayan askeri ocaklara yönelik yenilikler yaptı. Muntazam olmayan askeri birliklerden biri olan Evlâd-ı Fâtihân'da askeri ıslahata tabi tutulanlardandı. İlk olarak, bir kısım Asâkir-i Mansûre subayları Evlâd-ı Fâtihân'ı eğitmek üzere İstanbul'dan Selanik'e gönderildi. Ardından Osmanlı – Rus Savaşı (1828-1829) arifesinde bu birlikler için yeni bir nizamname hazırlandı. 1828 tarihli bu nizamnamenin temel amacı eskimiş yapıyı düzeltmek ve yenileştirmekti. Evlâd-ı Fâtihân, her biri 814 kişiden oluşan dört piyade taburu olarak yeniden düzenlendi. Dört piyade taburu "on üçüncü alay" ismi altında düzenlendi. Evlâd-ı Fâtihân birlikleri Mısır ordusuna karşı Osmanlı kuvvetleri içinde çarpıştı. Tanzimat reformları ile mevcut teşkilat yapısı uyuşmayan Evlâd-ı Fâtihân teşkilatı, 1845 yılında kaldırıldı. Anahtar kelimeler: Evlâd-ı Fâtihân, II. Mahmud, Osmanlı Devleti, Rumeli, İskân