Obezite cerrahisi

Bu konu başlığı altında 57 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahinin kuadriseps (Q) açısı, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Bariatrik Cerrahinin Q Açısı, Yürüyüşün Zaman-Mesafe Karakteristikleri, Fiziksel Aktivite ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkileri Bu çalışmada, bariatrik cerrahi öncesi ve sonrası bireylerde Kuadriseps (Q) açısı, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesindeki değişiklikler incelendi ve bu parametreler arasındaki ilişkiler sorgulandı. Çalışmada, gönüllü 30 obez bireyin bariatrik cerrahi öncesi ve 3 ay sonrasındaki durumları ele alındı. Q açısı gonyometreyle, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri BTSG-Walk® cihazıyla, fiziksel aktivite IPAQ-kısa formla ve yaşam kalitesi IWQOL-Lite anketiyle, hamstring esnekliği popliteal açı ölçümü yapılarak gonyometreyle, Rektus Femoris ve İliopsoas kaslarının esnekliği Modifiye Thomas testiyle, lumbal ekstansörlerin esnekliği Otur-Uzan testiyle değerlendirildi. Katılımcıların ağırlık ortalaması cerrahi öncesi 128.10±16.22, 3. ayda 100.43±12.59 kg hesaplandı; VKİ, göğüs, bel, kalça ve uyluk çevresi ölçümlerinde azalma belirlendi (p<0.001). Cerrahi öncesi ve sonrası Otur-Uzan testi, hamstring ve iliopsoas kaslarınındaki esneklik değerlerinde ve Q açısı ölçümlerinde farklılık gözlendi (p<0.05). Bireylerin hız ortancasının cerrahi öncesinde 56.80 m/sn (min-maks:26.20-90.60), 3 ay sonra 67.80 m/sn (min-maks:36.40-122.50) olduğu görüldü (p<0.001). Fiziksel aktivite puanında cerrahi sonrasında anlamlı yükseliş gözlendi (p<0.001). Sonuç olarak bariatrik cerrahi sonrası bireylerin Q açısı ölçümlerinde azalma, yürüyüşün zaman-mesafe karakteristiklerinde normalleşme, fiziksel aktivite düzeylerinde, yaşam kalitesinde ve kas kısalık/esneklik parametrelerinde artış görüldü. Bunun sebebinin kilo vermeyle alt ekstremiteye binen yükün azalması ve bireylerin hareket kabiliyetlerinin artması olabileceği, ayrıca kilo vermeyle fiziksel aktivite düzeyi artan bireylerin yürüyüş parametrelerinin normal değerlere yaklaşacağı ve yaşam kalitelerinde düzelme görüleceği sonucuna varmaktayız. Anahtar Kelimeler: Bariatrik cerrahi, fiziksel aktivite, q açısı, yaşam kalitesi, yürüyüş

Fiziksel aktiviteKuadriceps femorisObezite cerrahisi+2
Neslihan Fırat
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi

Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.

Hasta eğitimiKas kuvvetiKaslar+6
Tevfik Acar
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatında stapler hattı güçlendirme tekniklerinin postoperatif erken dönem sonuçları ve gastrointestinal semptomlar üzerine etkisi

Amaç: Morbid obezite nedeniyle laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) uygulanan hastalarda stapler hattı güçlendirme yöntemlerinin postoperatif erken dönem komplikasyonlar ve gastrointestinal semptomlar üzerine olan etkilerini ve ilişkilerini prospektif randomize olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı'nda Haziran 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında obezite nedeniyle LSG ameliyatı endikasyonu alan 90 hasta çalışmaya dâhil edildi. Çalışma için Bezmialem Vakıf Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındı. Stapler hattı destekleme (SHD) tekniklerinden fibrin doku yapıştırıcısı (Tisseel® fibrin sealant) kullanılan (Grup – 1), omentopeksi yapılan (Grup – 2) ve stapler hattı güçlendirmesi yapılmayan grup (Grup – 3) olarak 3 grup (n=30) belirlendi ve hastalar www.random.org kullanılarak randomize edildi. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, komorbid hastalıkları, kullandıkları antikoagülan ilaçlar, beden kitle indeksi, preoperatif tüm batın ultrason ve özofagogastroskopi bulguları kaydedildi. Postoperatif komplikasyonlardan kanamanın karşılaştırılması için hastaların tümünden preoperatif, postoperatif 6.saat ve 24.saat kan alınarak hemoglobin değerleri ve postoperatif 1. 2. ve 3. gün dren debi miktarları ölçülerek kaydedildi. Postoperatif kaçak için tüm hastalara postoperatif 2.gün mide-duodenum pasaj grafisi yapıldı. Tüm hastalara postoperatif 1. hafta ve 1. ayda gastrointestinal semptom derecelendirme ölçeği (GSRS) yapılarak gastrointestinal semptomları (karın ağrısı, hazımsızlık, gastroözofagial reflü, kabızlık ve diyare) değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Hastaların 17'si (%18,9) erkek, 73'ü (%81,1) kadın, yaş ortalaması 35,3±11,6, ortalama VKİ 45,3±7,7 kg/m2 idi. Hastaların 57'sinde (%63,3) obezite ile ilişkili yandaş hastalıklar (n=46'sında (%51,1) tip 2 diyabet, n=21'inde (%23,3) hipertansiyon, n=10'unda (%11,1) hiperlipidemi, n=10'unda (%11,1) obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) ve n=7'sinde (%7,8) antikoagülan ilaç kullanımı) mevcut idi. Grupların demografik verileri ve yandaş hastalıkları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmadı ve grupların homojen dağıldığı tespit edildi. Mortalite izlenmedi. Grupların ameliyat süreleri; grup 1 için 83,6±17,7 dk, grup 2 için 85,4±16,2 dk. ve grup 3 için 70,7±11,9 dk. olarak kaydedildi. Ameliyat süreleri karşılaştırıldığında grup 3 diğer gruplara göre (grup 1 için (p=0,005), grup 2 için (p=0,001)) istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha kısa bulundu. Ortalama hastane yatış süresi 3,2±0,5 gün idi. Tüm hastalardan postoperatif 6. saat (p=0,582) ve 24.saat (p=261) alınan hemoglobin değerleri ve postoperatif 1. gün (p=0,193), 2.gün (p=0,233) ve 3.gün (p=0,363) dren debi miktarları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı fark izlenmedi. Grup 3'te postoperatif 2 hastada (%2,2) kanama gelişti. Hiçbir hastada kaçak izlenmedi. GSRS anketi sonuçlarına göre grup 3'te 1. haftadaki reflü semptomları ve hazımsızlık şikâyetleri, grup 1 ve 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha fazla bulundu (p<0,001). Ayrıca karın ağrısı skorlamasında 1.haftada gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,702). Sonuç: Günümüzde sleeve gastrektomi ameliyatında stapler hattı güçlendirme tekniklerin rutin kullanımı üzerine tartışmalar sürmektedir. Çalışmamız LSG'de SHD yöntemlerinin gastrointestinal sistem üzerine etkilerinin araştırıldığı ilk prospektif randomize klinik çalışmadır. Ameliyat sonrasında erken dönemde SHD yöntemlerinin kullanımının gastrointestinal sistem şikayetlerini azaltığını tespit ettik. Çalışmamızda LSG'de SHD yöntemleri postoperatif erken dönem komplikasyonlar üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermedi. Ancak SHD kullanımının klinik olarak komplikasyon oranlarının azalttığını tespit edildi. Daha iyi ve güçlü sonuçlar için; orta ve uzun dönem sonuçların değerlendirildiği daha geniş hasta gruplarını içeren karşılaştırmalı yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Belirti ve semptomlarGastrektomiGastrointestinal sistem+7
Yunus Yapalak
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahinin obezite ile ilişkilendirilmiş mikroRNA düzeylerine etkisi

Amaç: Obezite ile ilişkilendirilmiş olan miRNA ekspresyon düzeyleri ile kilo kaybı arasındaki ilişkinin değerlendirilerek, hastaların postoperatif ne kadar kilo verebileceğini öngörmek ve planlanan cerrahiden maksimum fayda edinilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mayıs 2017-Temmuz 2018 yılları arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD Obezite ve Metabolik Cerrahi Polikliniği'nde bariatrik cerrahi için endikasyon konulan ve laparoskopik sleeve gastrektomi planlanan 17 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan onay alındı. Hastalardan preoperatif ve postoperatif 6. ay kan örneği ile intraoperatif yağ doku örneği alınarak obezite ile ilişkilendirilmiş miRNA (miR27b-3p, miR122-5p, miR223-3p) ekspresyon düzeylerine bakıldı. MiRNA'lar kan ve yağ dokudan izole edilip gerçek zamanlı polimeraz zincirleme tepkimesi (RT-PCR) yöntemi kullanılarak kantite edilip incelendi. Hastaların postoperatif 6. ay vücut fazla kilo kaybı oranları (%EWL) %0-50 (grup-1), %50-70 (grup-2), %70-90 (grup-3) olarak üç gruba ayrılarak değerlendirildi. MiRNA ekspresyonlarının kan ile yağ dokuları arasındaki farklılıkları, cinsiyet, kilo kaybı oranları ve diyabetes mellitus ile ilişkisi incelendi. Bulgular: Hastaların 4'ü erkek (%23,5), 13'ü kadın (%76,4), erkek/kadın oranı: 0,3, ortalama yaş 41±11,6, ortalama vücut kitle indeksi 49,1±7,6 kg/m2 idi. Altı hastada (%35,2) diyabetes mellitus mevcut olup bu hastaların ortalama glukoz ve HbA1c değerleri sırasıyla 133 ± 59,4 mg/dl ve %6,4 ± 1,3 idi. Altıncı ay % EWL oranı ortalama %62,7±17 olup grup-1, 2 ve 3'te sırasıyla 4, 7 ve 6 hasta mevcut idi. Preoperatif gruplar arasında miR223-3p'nin ekspresyonu tüm gruplar için anlamlı şekilde yüksek bulundu (grup-1 için p=0,0046; grup-2 için p<0,0001; grup-3 için p=0.0017). Grup-2 ve grup-3'teki hastaların preoperatif ve postoperatif kan değerlerinde bakılan miR223-3p gen ekspresyon düzeylerinin miR27b-3p ve miR122-5p gen ekspresyon düzeylerinden istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde yüksek olduğu tespit edildi (grup 2 için p değerleri sırasıyla p=0,0335 ve p=0,0328; grup 3 için p değerleri sırasıyla p=0.0446 ve p=0.0441). Ayrıca yağlı dokuda bakılan miR122-5p gen ekspresyonunun diabetes mellitusu olan olgularda diğer miRNA'lardan daha az eksprese olduğu tespit edildi (p=0,0062). Sonuç: Morbid obez hastalarda miR223-3p ekspresyonunun özellikle %EWL değeri 50 ve üzerinde olan hastalar ile korele olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle bariatrik cerrahi sonrası kilo kaybını ön görmede miR223-3p geni olası bir biyobelirteç olarak kullanılabilir. Böylece cerrahiden daha fazla fayda görecek hasta grubu önceden belirlenip cerrahinin etkinliği arttırılabilir. Aynı zamanda cerrahiden fayda görmeyecek olan gruplar belirlenip, bu hastalarda da restriktif bariatrik cerrahi prosedürleri yerine kombine (restriktif + malabsorbtif) veya malabsorbtif cerrahi prosedürler tercih edilebilir. Ancak vaka sayısının ve miRNA tiplerinin fazla olduğu ve farklı bariatrik cerrahi prosedürlerinin uygulandığı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

GastrektomiMikro RNAObezite+2
Samet Yığman
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi uygulanmış hastaların ameliyat sonrası altı ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybının, besin tüketim durumunun ve bazı biyokimyasal bulgularının belirlenmesi

Obezite ve obeziteye bağlı metabolik bozukluklar yüksek morbidite ve mortalite ile ilintilidir.Bariatrik cerrahi (BC) morbid obezlerdevücut ağırlığı kaybı ile komorbiditenin iyileştirilmesinde etkin bir yöntemdir.Bu çalışmanın amacı bariatrik cerrahi ameliyatı geçirmiş hastaların ameliyattan sonra 6 ay ve üzeri sürede vücut ağırlığı kaybı, besin tüketim durumu, beslenme alışkanlıkları ve bazı biyokimyasal bulguların değişimlerininsaptanmasıdır. Çalışma Gaziantep İlinde bir özel hastanede 30 hastada (14 erkek, 16 kadın) yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besinlerin tüketim sıklığı ve fiziksel aktivite düzeyleri, 24-saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) öncesi ve sonrası bazı antropometrik ölçümler, hekim kontrollü olarak rutinde yapılan biyokimyasal ve hematolojikanalizler (açlık kan şekeri, insulin düzeyi, HbA1c, total kolesterol, düşük (LDL) ve yüksek dansiteli(HDL) kolesterol, serum demiri, hemoglobin, alanin aminotransferaz (ALT), B12) değerlendirilmiştir. Bireylerin %56,7'si 30-44 ve %26,6'sı 45 ve üzeri yaş grubundadır.LSG öncesi bireylerin%52,9'unda tip 2 diyabet,%23,5'inde karaciğer yağlanması, %5,9'unda hipertansiyon belirlenmiştir.Ameliyat sonrası bireylerin %73,3'ünün hastalıklarında düzelme görülmüştür,%53,3'ü besin desteği (%82,4'i protein hidrozialtı,%17,6 multivitamin mineral) kullanmaktadır.Ortalama günlük enerji alımı erkeklerde 728,2±250,8 ve kadınlarda 828,8±257,1 kkal'dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı erkeklerde %32,9±12,6, %24,2±8,1 ve%42,9±12,2,kadınlarda%32,9±9,7, %22,4±7,2 ve %44,6±8,8'dir.Vücut ağırlığı ve BKİ değerleri LSG öncesi ve sonrası erkeklerde 139,9±29,8 ve 98,3±17,8 kg (ortalama kayıp: %29,7; p<0,05), 42,9±8,5 kg/m2 ve 30,7±5,8 kg/m2 (p<0,05), kadınlarda 109,3±15,4 ve 71,8±12,8 kg (ortalama kayıp: %34,3; p<0,05), 41,0±5,3 ve 27,0±4,9 kg/m2 (p<0,05) bulunmuştur.Tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşmeler gözlenmiştir.Erkeklerde ALT (p=0,007, p<0,05), kadınlarda insülin (p=0,005, p<0,05), total kolesterol (p=0,016, p<0,05), LDL-K (p=0,004, p<0,05), ALT (p=0,004, p<0,05) düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. LSG uzun dönemde vücut ağırlığında önemli kayba ve antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede azalmaya neden olmaktadır.

AntropometriBeslenme durumuBiyokimya+6
Almila Kuyucu
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin preoperatif ve postoperatif diyet uyumunun, antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı Bariatrik Cerrahi geçirmiş bireylerin operasyon öncesi beslenme alışkanlıklarının operasyon sonrası beslenme tedavisine olan uyumun sağlanması, antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimin incelenmesidir. Bariatrik Cerrahi ameliyatına uygun görülmüş olan 18-40 yaş arası 31 birey (23 kadın, %74,2) preoperatif dönemde görüşmeye alınmış ve postoperatif 6. aya kadar takibi sürdürülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıkları, besin takviyesi kullanımı, besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kaydı, 24 saatlik fiziksel aktivite kaydı sorgulanmış antropometrik ölçümleri yapılmış, biyokimyasal bulgularına bakılmıştır. Bireylerin çoğunun (%80,6) vücut ağırlık kaybı için cerrahi tedaviden önce diyet tedavisine başvurdukları ve başarısız olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi ve sonrası öğün tüketim alışkanlıklarında değişiklikler olmuştur. Sabah öğünü tüketimler %58,1'den ameliyat sonrasında %96,8'e yükselmiş ve gece öğünü tüketimlerinin azaldığı (sırasıyla %87,1, %77,4) görülmüştür. Ameliyat öncesi bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin düşük olduğu ve sedanter bir yaşam sürdürdükleri saptanmıştır (PAL:1,5±0,2). Operasyon öncesi bir veya daha fazla hastalığı olan bireylerin (%70,9) ameliyat sonrası 6 ay içerisinde sahip oldukları hastalıklarda %81,8 (18 birey) iyileşme olduğu görülmüştür. Bireylerin ameliyat öncesi ve sonrası BKİ değerlerine bakıldığında sırasıyla; erkeklerde preop BKİ değeri 46,9±5,76 kg/m2, postop 6. ay 30,9±7,23 kg/m2, kadınlarda preop BKİ değeri 53,8±11,01 kg/m2, postop 6. ay 30,2±11,23 kg/m2 olduğu saptanmıştır. Erkek ve kadın bireylerin ameliyat öncesi yüksek seyreden açlık glukoz seviyelerinde iyileşme olduğu (sırasıyla 102,8±15,12 mg/dL, 113,1±39,76 mg/dL, p<0,05) ve operasyon sonrası sağlık problemleri açısından daha iyi hissetikleri (92,2±9,82 mg/dL, 89,9±13,44 mg/dL, p<0,05) saptanmıştır. Obezite tedavisinde kullanılan bariatrik cerrahiye bütüncül bakıldığında sağlık üzerinde birçok olumlu etki sağladığı görülmektedir. Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin ameliyat öncesi ve sonrasında çok yönlü multidisipliner bir yaklaşım ile takibinin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Bireylerin şişmanlamasını önlemeye yönelik müdahalelerin anne karnında başlayarak tüm yaşam sürecinde sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi düzenlemeleri ile önlenmesi temel hedef olmalıdır.

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+7
Merve Gizem Özdişli Payam
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda e-mobil eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin öz-bakım gücü, beden imajı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma bariatrik cerrahi geçiren hastalarda, e-mobil eğitim ve danışmanlık hizmetinin öz bakım gücü, beden imajı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü girişimsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Isparta Şehir Hastanesi Obezite Merkezinde, örneklem seçim kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 51 (26 uygulama, 25 kontrol) hasta oluşturmuştur. Uygulama grubundaki hastalara, ameliyat öncesinden başlanarak 3 ay boyunca bariatrik cerrahiye özgü geliştirilen mobil uygulama ile e-mobil eğitim ve danışmanlık hizmeti verilmiştir. Araştırmanın verileri literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel bilgi formu, Öz Bakım Gücü, Beden İmajı, Moorehead Ardelt Yaşam Kalitesi II (MA-II) Ölçekleri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki-Kare, Bağımsız Örneklem T testi, Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA, Mann-Whitney U ve Friedman testi kullanılmıştır. Uygulama ve kontrol grubu hastalarının süreçlere göre Öz Bakım Gücü, Beden İmajı, MA-II ve BKİ puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arasında ameliyat öncesi, 1, 2 ve 3.ay Öz Bakım Gücü, Beden İmajı ve MA-II ölçeği puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Gruplar arasında 1., 2.ve 3.ay BKİ ortalamaları açısından uygulama grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Elde edilen bulgular bariatrik cerrahi uygulanan hastalara verilen e-mobil eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin BKİ ölçümlerinde etkili olduğunu ancak öz bakım gücü, beden imajı ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olmadığını göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası etkin kilo kaybı için mobil sağlık uygulamalarının kullanılması önerilebilir. Ayrıca bariatrik cerrahiye özgü geliştirilen e-mobil uygulamanın etkisini değerlendirmek için daha uzun süren araştırmaların yapılması önerilebilir.

Cerrahi hemşirelikDanışmanlıkHasta eğitimi+2
Sevgi Deniz Doğan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obezite cerrahisi sonrası olası kardiyak reverse remodellingi saptamada ekokardiyografik parametreler ve serum galectin-3 düzeylerinin rolü

Amaç: Obezite, eşlik eden komorbiditeleri nedeniyle yaşam süresini kısaltan, prevalansı giderek artan global bir sağlık problemidir. Obezite, kardiyak disfonksiyonuna zemin hazırlayan kardiyak morfolojide değişikliklere neden olabilir. Obezitenin tedavisinde bariatrik cerrahi yöntemlerin kullanılma sıklığı her geçen gün artmaktadır. Laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG), morbid obezite tedavisinde günümüzde en önemli cerrahi seçeneklerinden biridir. Çalışmamızda LSG'nin kardiyak reverse remodelling ve kardiyak fibrozis üzerindeki ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2020-2022 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde obezite nedeniyle LSG olan ardışık 72 obezite hastası ile sağlıklı 72 birey incelendi. Hastaların ve sağlıklı grubun demografik verileri, antropometrik ölçümleri, laboratuvar özellikleri, Galectin-3 (Gal-3) ve ekokardiyografik parametreleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilenlerin ortalama yaşı 34,7±10,2 idi, bunların 105 (% 72,9)'i kadındı. Cerrahi sonrası ortalama beden kitle indeksi (BKİ) 43,6±4,2 kg/m²'den 29,4±3,8 kg/m²'ye azalma göstermiştir. Cerrahi grupta vücut ağırlığı kaybı, BKİ ve vücut yüzey alanında (VYA) istatistiksel anlamlı azalma saptandı. Cerrahi sonrası takipte ortalama Mitral E pik hızında (p <0,001) ve E/A oranında (p <0,001) anlamlı artış, sol atriyum (SA) boyutu (p:0,015), sol ventrikül diyastol sonu çap (SVDSÇ) (p <0,001), sol ventrikül kütlesi (SVK) (p <0,001), SA hacmi (SAH) (p <0,001), SA hacim indeksi (SAHİ) (p <0,001)ve ortalama Mitral A pik hızında (p <0,001) ise anlamlı azalma saptandı. Hasta grubunda Gal-3 değeri cerrahi sonrasında, öncesine göre istatiksel olarak anlamlı olmayan düşüş görülmüştür (9,0±4,6'ya karşı 7,8±3,8, p:0,146). Sonuç: LSG ile kısa dönemde etkin kilo kaybı sağlanmıştır. LSG ile hem sistolik hem de diyastolik fonksiyonlarda önemli iyileşme saptanmıştır. Cerrahi sonrası 6 aylık takip sırasında Gal-3 düzeyi anlamlı saptanmamıştır. LSG'nin Gal-3 üzerine değişimini değerlendirmek için uzun süreli takip gerekebilir. Anahtar Sözcükler: Obezite, Laparoskopik Sleeve Gastrektomi, Galectin-3, Sol Atriyum Hacim İndeksi, Sol Ventrikül Kütle İndeksi

Atriyal fonksiyonEkokardiyografiGalektin-3+4
Ömer Tepe
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kendine zarar verme ve intihar davranışlarının bariatrik cerrahi hasta popülasyonundaki sıklığının ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada bariatrik cerrahi hazırlığında olan hastaların psikiyatrik açıdan değerlendirilmesi, hastaların kendine zarar verme profilleri, intihar düşünce-davranışlarının sıklığının incelenmesi ve bu davranışlarla ilişkili klinik ve sosyodemografik faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Eylül 2020 – Mayıs 2021 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Obezite Merkezi tarafından obezite cerrahisi öncesi değerlendirme amacıyla Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na konsültasyonu istenen ardışık tüm vakalar üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 18 yaş üstü, verilen ölçekleri uygun bir şekilde anlayıp cevaplayabilecek olan hastalardan çalışmaya katılmaya gönüllü olanların tamamı (n=70) dâhil edilmiştir. Her katılımcıyla DSM-V tanı ölçütlerine göre klinik görüşme yapıldıktan sonra Sosyo-Demografik Veri Formu, Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE), Columbia İntihar Riskini Derecelendirme Ölçeği (C-SSRS), Yeme Tutumu Testi 40 (YTT-40), Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YEDÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Gece Yeme Anketi (GYA) ölçekleri uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan bariatrik cerrahi adaylarının intihar girişimi öyküsü %2,85 ve C-SSRS'ye göre yaşam boyu intihar düşüncesi bulunma oranı %31,4 olarak bulunmuştur. Katılımcıların 11'inin (%15,7) KZVDDE ölçeğine göre daha önce en az bir yöntemle kendine zarar verdiği belirlenmiştir. C-SSRS'ye göre yaşam boyu intihar düşüncesi olanlarda işsizlik, tıbbi hastalık, BDÖ skoru, YEDÖ total skoru, DEBQ duygusal yeme ve GYA sabah iştahsızlığı alt ölçek ortalama rank değerleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.016, p=0.042, p=0.033, p=0.033, p=0.026, p=0.032). Yapılan lojistik regresyon analizinde C-SSRS'ye göre yaşam boyu intihar düşüncesi bulunma odds oranı işsizlerde 6,17 kat, tıbbi hastalığı olanlarda 3,41 kat, yüksek DEBQ duygusal yeme altölçek puanı olanlarda 1,73 kat artmaktadır. Sonuç: Bariatrik cerrahi öncesi değerlendirilen hastalarda intihar girişimi ve yaşam boyu intihar düşüncesi sıktır. Bu hasta gurubunda intihar düşüncesi ve davranışları sorgulanırken, işsizlik, tıbbi hastalık varlığı ve emosyonel yeme durumlarını içeren ayrıntılı değerlendirme yapılmalıdır. Anatar sözcükler: İntihar, kendine zarar verme davranışı, bariatrik cerrahi, obezite, psikopatoloji

Kendine zarar verme davranışıObeziteObezite cerrahisi+2
Furkan Gökçe
Düzce University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahiye bağlı hızlı kilo kaybı nedeniyle yapılan vücut şekillendirme ameliyatlarının değerlendirilmesi

Obezite, vücutta anormal miktarda fazla yağ dokunun depolanmasıdır. Dünya sağlık örgütüne göre obezitenin temel sebebi, alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki dengesizliktir. Obezite, organ sistemleri ve psikososyal durum üzerindeki olumsuz etkileriyle birçok sağlık problemine neden olmaktadır. Obezitenin tedavi seçeneklerinden biri olan bariatrik cerrahi sonrası kişilerde aşırı kilo kaybına bağlı ciltte sarkmalar ve bu sarkmalara bağlı vücut şekillendirme ameliyatı (VŞA) ihtiyacı oluşmaktadır. Çalışmamızda bariatrik cerrahi sonrası hastaların beden memnuniyetleri üzerindeki değişimlerini, hızlı kilo kaybına bağlı deri sarkmaları nedeniyle vücut şekillendirme ameliyatına ihtiyaç duyan hastalar ile vücut şekillendirme ameliyatına ihtiyaç duymayan hastaların özelliklerini karşılaştırmayı, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40 kg/m2 altında olanlar ile 40 kg/m2 ve üstünde olanlar arasında farklılık olup olmadığını ve VŞA yapılan hastaların sağlık sistemi üzerinde oluşturduğu yükü tespit etmeyi amaçladık. Bu çalışmada, bariatrik cerrahi için kliniğimize başvuran 541 hastanın ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası birinci yılda antropometrik ölçümleri ile segmental vücut analizi yapıldı ve Çok Boyutlu Beden Benlik İlişkileri Anketi (ÇBBBİA) uygulandı. Ameliyat sonrası birinci yılda masif dersi sarkması ve VŞA isteği değerlendirildi. ÇBBBİA skorlarının, bariatrik cerrahi sonrası beden ölçümlerdeki değişimlerden etkilendiği görülmüştür. Bariatrik cerrahi sonrası birinci yıl kontrolünde hastaların büyük kısmı (%90,62) vücudunun en az bir yerinde sarkma olduğunu beyan etmiş ve sarkma olduğunu beyan eden hastaların %79,31'i VŞA istediğini belirtmiştir. ÇBBBİA skorlarının VŞA isteği üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. VKİ'si 40 kg/m2 ve üstü olan hastalarda sarkma ve VŞA isteği, 40 kg/m2 altında olan hastalardan daha fazla idi. Bu grupta tahmini VŞA maliyeti de daha yüksek bulundu. Sonuç olarak bariatrik cerrahi için genel kabul görmüş VKİ kriterinin maliyet-etkinliği ile ilişkili çalışmalar yapılırken VŞA maliyetleri göz önünde bulundurulmalıdır.

CerrahiKilo vermeObezite+1
Ömer Faruk Can
Fırat University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik sleeve gastrektomi uygulanan hastalarda PVI (pleth variability index) kontrollü hedefe yönelik sıvı tedavisinin organ perfüzyonuna etkisinin araştırılması

ÖZET Bu çalışmada, laparoskopik sleeve gastrektomi uygulanan hastalarda PVI kontrollü hedefe yönelik sıvı tedaivisinin doku perfüzyonuna etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Uygulanan sıvı tedavileri ve bu sıvı tedavilerinin doku perfüzyonuna etkisini değerlendirmek için plazma laktat düzeyleri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmamızda PVI kontrollü hedefe yönelik sıvı tedavisi uygulanan grup Grup I olarak ve standart sıvı tedavisi uygulanan grup Grup II olarak belirlendi. Grup I'de sıvı tedavisi PVI oranı 14 olacak şekilde uygulanmıştı. Grup II'de sıvı tedavisi standart olarak 4-6 mL/kg/sa olacak şekilde uygulanmıştı. Her iki grupta da hipotansiyon (<65 mmHg) ya da kanama olması durumunda bolus kolloid uygulanmıştı. Her iki grupta arteriyel kan örnekleri cilt insizyonu, cerrahi boyunca her saat ve post-operatif 6, 12, 18, 24, 36, 48. saatlerde alınmıştı. Grup I'de intra-operatif 60. dakika (1,25±0,48-1,57±0,51) ve post-operatif 48. saatte (0,73±0,27-0,91±0,36) laktat düzeyleri anlamlı olarak daha düşük bulundu. Grup I'e uygulanan kristalloid hacmi ortalama 734,33±85,20 mL iken Grup II'ye uygulanan 1214,7±231,43 mL'dir ve bu fark anlamlı bulundu. Grup I'e uygulanan toplam sıvı hacmi 1242,667±283,073 mL iken Grup II'ye 1739;667±303,888 mL'dir ve bu fark anlamlı bulundu. Sonuç olarak çalışmamızda hedefe yönelik sıvı tedavisi uygulamasının doku perfüzyonunu iyileştirdiğini bununla birlikte, aynı operasyonu geçirecek hastalarda PVI ile hedefe yönelik sıvı tedavisi uygulamasının doku perfüzyonuna etkilerini inceleyecek daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Peri-operatif hedefe yönelik sıvı tedavisi, PVI, Bariyatrik cerrahi, Laktat

GastrektomiLaktatlarLaparoskopi+3
Mustafa Özdemir
Fırat University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahinin morbid obez bireylerde total antioksidan kapasite üzerine etkisi

Obezite vücutta aşırı ve anormal şekilde yağ birikimi durumudur. Yağ kütlesi artışı şişmanlığın yanı sıra diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi ve uyku-apne sendromu gibi çeşitli komorbiditeleri de beraberinde getirmektedir. Bu komorbiditelerin etiyopatogenezinde, yağ dokusu artışına bağlı oksidatif stresin artması ve antioksidan kapasitenin azalması rol oynamaktadır. Morbid obezitenin tedavisinde en etkili yöntem bariatrik cerrahidir. Bariatrik cerrahide laparoskopik sleeve gastrektomi (LSG) günümüzde en sık tercih edilen yöntemdir. Bu çalışmada LSG ile sağlanan kilo kaybının oksidatif stres ve total antioksidan kapasite üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Kliniğimizde 2015-2016 yılları arasında LSG yapılan hastalar çalışmaya dahil edildi. Komorbiditesi bulunmayan 75 hastadan preoperatif ve postoperatif 12. ayda kan örneklemleri alındı. Kanlar uygun koşullarda hazırlanıp saklandı. Bu örneklerden total antioksidan kapasite (TAC) ve total oksidatif stres (TOS) düzeyleri ölçüldü. Ortalama vücut kitle indeksi preoperatif 45, 3 iken, postoperatif 12. Ayda 25, 4 idi. Bir yıl sonunda hastalar aşırı vücut kütlelerinin ortalama % 97, 6±14, 6'sını (59, 4-128, 1 kg aralığında) kaybettiler. Preoperatif dönemde ortalama TOS 8, 36±8, 19 µmol H2O2Eq/L ve ortalama TAC 1, 25±0, 21µmolTroloxEq/L iken, postoperatif dönemde ortalama TOS'i 3, 67±6, 24µmol H2O2 Eq/L ve ortalama TAC'si 1, 36±0, 20 µmolTroloxEq/L olarak bulundu (her ikisi için de p<0, 01). LSG, aşırı vücut kütlesinin kaybı yanı sıra TOS'de azalmaya ve TAC'de artışa neden olmaktadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sleeve, antioksidan, oksidatif, laparoskopi

AntioksidanlarGastrektomiLaparoskopi+4
Mehmet Fatih Korkmaz
Fırat University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sleeve gastrektomi geçiren ve hedefe yönelik sıvı yönetimi uygulanan hastalarda postoperatif derlenme sürecinin araştırılması

Obezite eşlik ettiği ek hastalıklar nedeniyle erken ölümlere sebep olmaktadır. Hedefe yönelik sıvı tedavi yönetiminin hasta prognozundaki başarısı aşikardır. Bu çalışmada, laparoskopik sleeve gastrektomi geçiren hastalarda kullanılan Pleth Değişkenlik İndeksi (PVI), Sistolik Basınç Değişimi (SPV) ve Nabız Basınç Değişimi (PPV) kontrollü hedefe yönelik sıvı tedavi uygulamalarının; doku perfüzyonunu sürdürmekteki ve böbrek fonksiyonunun devamlılığını sağlamaktaki yerini araştırmak amaçlandı. Prospektif, randomize kontrollü olan klinik çalışmamıza; etik kurul onayı alındıktan sonra 01/02/2019 – 01/08/2019 tarihleri arasında yazılı onamları alınan toplam 210 hasta dahil edildi. Demografik veriler, hemodinamik parametreler, verilen kolloid ve kristaloid miktarı, uygulanan hedefe yönelik sıvı yönetim tekniği kayıt altına alındı. Hastalar, uygulanan hedefe yönelik sıvı yönetim tekniğine göre PVI(n=70), PPV(n=70) ve SPV(n=70) olmak üzere randomize üç gruba ayrıldı. Doku perfüzyonu için plazma laktat düzeyleri, böbrek fonksiyonu için üre ve kreatinin değerleri prospektif olarak değerlendirildi. Hastalara rutin olarak yapılan preoperatif anestezik değerlendirme, genel anestezi uygulaması ve derlenme protokolleri uygulanmıştır. Verilen kolloid miktarı SPV grubunda, PVI grubuna göre anlamlı derecede düşük olup verilen kolloid miktarı açısından diğer ikili grup karşılaştırmalarında ise anlamlı bir fark saptanmadı. Verilen kristaloid miktarının, laktat, üre ve kreatinin değerlerinin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Laparoskopik sleeve gastrektomi cerrahisinde PVI, SPV ve PPV ölçüm teknikleriyle intraoperatif yapılan hedefe yönelik sıvı tedavi yönetimleri; doku perfüzyonu, böbrek fonksiyonu, barsak hareketlerinin geri dönüş zamanı ve hastane kalış süresi açısından araştırılarak postoperatif derlenme sürecinde üç grubun birbirlerine üstün olmadığı görüldü. Sonuç olarak, hedefe yönelik sıvı tedavi protokollerinin, bariatrik cerrahilerde intraoperatif aşırı sıvı yüklemesinin önüne geçtiğinden uygulanan tekniklerin optimizasyonu için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: PVI, SPV, PPV, Bariatrik Cerrahi, Laktat

Anestezi ve analjeziAnesteziden ayılma dönemiGastrektomi+5
Gökhan Urhan
Fırat University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi uygulanan morbid obez hastaların genel anesteziden derlenme özelliklerinin araştırılması

Anestezi sonrası derlenme süresini hastanın durumu belirlemektedir. Obezite beraberinde getirdiği hastalıklar nedeniyle hayatı tehdit eden bir hastalıktır. Çalışmamızda, bariatrik cerrahi uygulanan morbid obez hastaların genel anesteziden derlenme özelliklerini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında bariatrik cerrahi geçiren hastalardan rastgele 100 kadın (Grup K) ve 100 erkek (Grup E) hasta çalışmaya alındılar. Genel anestezi propofol, remifentanil ve rokuronyum ile başlatıldı, sevofluran veya desfluran, remifentanil ve rokuronyum ile sürdürüldü. Cerrahi bitiminde genel anestezi sonlandırılarak, rokuronyumun kalıntı etkisi sugammadex ile giderildi. Uyandırılma ve ekstübasyondan sonra derlenme ünitesine alınan hastalar F.Ü. Hastanesi Anesteziden Derlenme İzlem Formu'na göre takip edilerek toplam skor ≥12 olanlar servislerine gönderildiler. Uyanma, ekstübasyon, derlenme ünitesine alınma ve derlenme ünitesinden çıkış süreleri; derlenme süresince oluşan komplikasyonlar ve yapılan girişimler karşılaştırıldı. Anestezi, operasyon, uyanma, ekstübasyon ve operasyon odasından çıkış süreleri erkeklerde kadınlara göre klinik olarak anlamsız, istatistiksel olarak anlamlı derecede (p<0.05) daha uzun; her iki grubun derlenme ünitesinde kalış (Grup K: 33.37±14.88 dk, Grup E: 32.80±15.55 dk) ve total derlenme süreleri benzerdi. Kadınların % 28'inde ve erkeklerin % 49'unda (p<0.05) derlenme esnasında bulantı-kusma, ajitasyon, hipertansiyon ve taşikardi gibi çeşitli sorunlar gözlendi. Erkeklerde kadınlara göre SpO2 değerleri daha düşük; sistolik (SAB) ve diyastolik (DAB) arteriyel basınçları anlamlı derecede daha yüksek seyretti (p<0.05). Sonuç olarak, bariyatrik cerrahi geçiren hem kadın ve hem de erkek hastalarda genel anesteziden derlenmenin benzer sürelerde sağlandığı; bununla birlikte, erkeklerde derlenme esnasında daha yüksek oranda derlenme sorunlarına rastlanıldığı, SpO2 değerlerinin daha düşük olduğu, KAH, SAB ve DAB değerlerinin daha yüksek seyrettiği saptanmıştır.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-genel+5
Meryem Işık Seç
Fırat University
2016
00
DoktoraAçık ErişimEN

Evaluation and follow-up of cognitive function and reward bias in obesity, and their biopsychosocial determinants: A prospective study of obese patients before and after bariatric surgery

Objectives: Obesity, defined by excess accumulation of body fat in the body, is a chronic disease that increases the risk of medical conditions such as hypertension and diabetes, in addition to mental disorders such as depression, and also mortality. Obese people are at increased risk of dementia and are more likely to have cognitive deficits. It is also argued that obese individuals have a reward dependence which makes them vulnerable to addictions other than food. Bariatric surgery (BS) is a preferred treatment for obesity because of its apparent effect on weight loss and recovery from concomitant diseases. It is not well known how BS affects the cognitive function and reward bias in obese patients in the early months post-surgery. Here it has been aimed to evaluate and monitor cognitive characteristics and reward responses of obese patients at baseline compared to healthy controls and before and after BS, along with determining associated psychiatric symptomatology and stress-related factors using computerized and standard measures, resting-state functional imaging, and potential biomarker measurements. Methods: 42 sleeve gastrectomy (SG) patients and 15 healthy controls were evaluated with self-report scales: Snaith-Hamilton Pleasure Scale (SHAPS), Cognitive Failures Scale (CFS), Mood Disorder Questionnaire, Barratt impulsivity, Beck Depression and Beck Anxiety scales to assess psychiatric symptomatology. BS patients were evaluated at baseline, and 3 months post-surgery. Healthy controls were assessed once. Participants completed laboratory-based measures of cognitive function (a neuropsychological test battery, Penn-CNP) and a reward learning task (the probabilistic reward task, PRT). Blood samples were collected at all assessments to assess HOMA-IR, HbA1c, CRP, lipid panel, vitamin B12, folic acid, and ferritin levels. 19 of the BS patients (pre-surgery and 3 months post-surgery) and 15 controls underwent resting-state functional magnetic resonance (fMRI) imaging for evaluation of functional connectivity (FC). The regions of interest on FC were default mode network (DMN), dorsal attention network, medial prefrontal cortex, hippocampus, nucleus accumbens, orbitofrontal cortex (OFC), caudate, putamen, amygdala, insular cortex, and salience network. Results: Depression, anxiety, impulsivity, stress, and anhedonia scores, in addition to self-report cognitive symptoms, did not change significantly at 3 months post-surgery compared to pre-surgery in obese patients. There was a significant increase in scores related to visuospatial perception and memory (32.53 ± 3.37 vs. 35.21 ± 3.80, p <0.001 for face memory task, 33.97 ± 3.59 vs. 35.92 ± 3.58, p =0.001 for delayed face memory task, 15.26 ± 2.59 vs. 16.13 ± 2.53, p=0.002 for visual object learning task) and visual attention and impulsivity (109.76 ± 12.18 vs. 114.56 ± 6.75, p=0.002 for continuous performance task) between pre-surgery and 3 months post-surgery, along with an increased overall performance score (-0.17 ± 0.81 vs. 0.29 ± 1.07, p<0.001). Mixed-effects regression analysis revealed that the model was a significant predictor of total correct responses for the visual object learning task (SVT). BMI negatively predicted SVT, while insulin resistance (HOMA-IR), C-reactive protein (CRP) and triglycerides did not. For the other improved cognitive scores, the model including BMI, HOMA-IR, CRP and triglycerides was not significant. There were no statistical differences between obese patients and healthy controls regarding Penn-CNP tasks scores at baseline. There was no significant difference in reward bias and discriminability variables, main outputs of the PRT, in the 3 months post-surgery in the obese group. When the obese patient group was compared with the healthy control group at baseline, obese patients had greater response bias (0.144 ± 0.225 vs. 0.072 ± 0.149, p=0.022) in PRT. Increased FC was found between the left hippocampus and precuneus cortex post-surgery in obese patients. There was a negative correlation between the change in total correct responses in the face memory task (IFAC_TOT) and the right PFC in the salience network in obese patients after BS. There were no FC differences in the DMN and in the major areas of the reward network, such as nucleus accumbens, putamen, ventromedial PFC, and the anterior insula post-surgery in the obese group. Significant FC changes were observed between obese patients and healthy controls. Right anterior insula FC with right supramarginal gyrus (SMG) and right OFC FC with right insular cortex were significantly higher and left amygdala FC with left precuneus was significantly lower in obese patients compared to controls. Also, left OFC FC with left frontal pole; left and right putamen FC with left middle and superior frontal gyrus were significantly lower and right intraparietal sulcus (IPS) with right postcentral gyrus was significantly higher in obese patients compared to controls. Conclusion: Bariatric surgery may cause improvement of cognitive task scores, even as early as three months post-surgery, however, reward bias in patients may remain unchanged. Our analysis shows that improvement of cognitive function may be devoid of the improvement of HOMA-IR, CRP, and triglyceride levels, but that it may relate to functional connectivity changes in the brain. Other biomarkers as GLP-1, leptin, ghrelin, and inflammatory cytokines might be mediating this relationship and it needs further assessment in conjunction with structural changes in the brain.

CognitionCognitive functionsEmotion regulation+5
Candan Yasemin Yazıcıoğlu
Koç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi planlanan hastaların yeme bağımlılığı, depresyon ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Bu araştırma, bariatrik cerrahi planlanan hastalarda yeme bağımlılığı, depresyon ve beslenme durumunun değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışmaya, özel bir hekim muayenehanesine bariatrik cerrahi için başvurmuş, hekim tarafından genel sağlık muayenesi yapılmış, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, Ankara'da yaşayan 127 yetişkin birey katılmıştır. Bireylere, demografik özellikleri, sağlık durumları ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili sorular içeren anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Bireylerin beslenme durumunun saptanması için üç günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri yapılıp bazal metabolizma hızı, bel/boy ve bel/kalça oranı hesaplanmıştır. Bireylerin, yeme bağımlılığı Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği ve depresyon durumları ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirilmiştir. Bireylerin 49'u erkek (% 38.6) ve 78'i kadın (% 61.4), yaş ortalaması 38.7±11.24 yıldır. Kadınların %96.2'sı, erkeklerin ise %93.0'ı daha önce diyet yapmıştır. Kadınların %53.8'inin, erkeklerin ise %20.4'ünün öğün atladıkları belirlenmiştir. Bireylerin günlük diyetle aldıkları; enerji, karbonhidrat, protein, yağ ve kolesterol yüzdeleri "önerilen günlük alım miktarlarını" (Recommended Dietary Allowances-RDA) karşılamaktadır. RDA önerilerine göre, bireylerin günlük diyetle aldıkları potasyum minerali tüm bireylerde yetersiz, ayrıca E vitamini, pantotenik asit, kalsiyum ve demirin kadınlarda yetersiz olduğu saptanmıştır. BDÖ puan ortalaması erkeklerde 15.2±8.21, kadınlarda ise 16.8±7.30 olduğu saptanmıştır. Kadınlarda, minimal depresyon aralığında olan bireylerin BKİ ortalaması 41.0±7.38 kg/m2, hafif depresyon aralığında olan bireylerin BKİ ortalaması 39.9±4.16 kg/m2, orta depresyonu olanların BKİ ortalaması 42.9±7.27 kg/m2 ve şiddetli depresyon aralığında olan bireylerin BKİ ortalaması 46.7±1.35 kg/m2 olarak saptanmıştır ve kadınlarda depresyon şiddeti ile BKİ arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır. Yeme bağımlılığı olan bireylerin bel çevresi ortalaması (129.8±14.20 cm), yeme bağımlılığı olmayan bireylerin ortalamasından (126.4±16.20 cm) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin BKİ değerleri ile karbonhidrat alım değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde, protein yüzde değerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde zayıf bir ilişki belirlenmiştir. Sonuç olarak, obezitenin önlenmesine katkı sağlayabilmek için yeme bağımlılığı, depresyon ve beslenme durumlarının daha fazla incelenmesi ve bu konularla ilgili daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme davranışıDepresyon+4
İdil Akdemir
Başkent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, bariatrik ve metabolik cerrahi geçirmiş bireylerin cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrasındaki antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma; Kasım 2017 – Ağustos 2020 tarihleri arasında Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bariatrik cerrahi geçiren 102, metabolik cerrahi geçiren 13 hasta olmak üzere toplam 115 hasta ile yapılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, genel sağlık durumları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametreleri Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hastane Bilgi Yönetim Sistemi ve Postoperatif Hasta Değerlendirme Formu incelenerek araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %20.6'sı erkek, %79.4'ü kadındır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 33.3±8.78 yıl, kadın hastaların ise 35±10.77 yıl olarak saptanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların yaş ortalaması 64±1.41 yıl kadın hastaların yaş ortalaması 52.2±7.77 yıl olarak belirlenmiştir. Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.2±6.11 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %32.4.±6.77 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %21.9±5.09 kg olarak; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. ayda ağırlık kaybı oranları ortalama %30.6±5.24 kg olarak hesaplanmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren erkek ve kadın hastalar için cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Metabolik cerrahi geçiren erkek hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %24.8±7.38 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. aydaki ağırlık kaybı oranları ortalama %6.8±3.89 kg; cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 6. aydaki ağırlık kaybı oranların ortalama %27.7±7 kg olarak hesaplanmıştır. Metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. ay ile cerrahi sonrası 3. aya göre cerrahi sonrası 6. ay vücut ağırlıklarının istatistiksel açıdan önemli olarak azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Bariatrik cerrahi geçiren erkek hastalarda cerrahi öncesine göre cerrahi sonrasında açlık plazma glukozu düzeylerinin değişmediği (p>0.05) fakat hem bariatrik hem de metabolik cerrahi geçiren kadın hastalar için cerrahi öncesine göre, cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki açlık plazma glukozunun azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmada, bariatrik cerrahi geçiren hem erkek hem de kadın hastaların ve metabolik cerrahi geçiren kadın hastaların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 3. ve 6. aydaki serum insülin düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, bu çalışma bariatrik ve metabolik cerrahi geçiren hastaların antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal parametrelerinin değişimini belirleyip, cerrahiden sonra oluşabilecek komplikasyonları değerlendirerek obezite tedavisinde cerrahi yöntemin uygulanmasının olası sonuçlarını ortaya koymuştur.

AntropometriCerrahiDiyet tedavisi+4
Nilsu Özçifçi
Başkent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi sonrası ağrı düzeyinin taburculuğa hazır olma üzerine etkisi

Bariatrik cerrahi, sindirim sisteminde gerçekleştirilen çeşitli yapısal değişiklikler aracılığıyla bireyin kilo vermesini sağlamayı hedefleyen, obezite tedavisinde yaygın olarak kullanılan cerrahi bir yöntemdir. Bu araştırma, bariatrik cerrahi sonrası ağrı düzeyinin hastaların taburculuğa hazır olma durumuna etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmada, bariatrik cerrahi sonrası yaşanan ağrının taburculuğa hazır olma düzeyi üzerindeki etkisinin varlığı ve bu etkinin düzeyi sorgulandı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desen kullanılarak yürütülen bu çalışmada, İstanbul Avrupa yakasında yer alan özel bir hastanenin genel cerrahi servisinde, Eylül 2024 - Mart 2025 tarihleri arasında etik kurul onayı alınarak veri toplama süreci başlatıldı. Çalışmaya, 18-60 yaş aralığında, yer-zaman oryantasyonu tam, iş birliğine açık, çalışmaya katılmaya gönüllü ve yazılı onam formu imzalayan toplam 150 hasta dahil edildi. Veriler; Tanıtıcı Özellikler Formu, Vizüel Analog Skala (VAS) ve Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği-Hasta Öz Değerlendirme Formu aracılığıyla ameliyat sonrası ikinci gün toplandı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanıldı, normal dağılımlarını görmek için çarpıklık basıklık değerleri incelendi, ilişkiler Pearson korelasyon analizi ve regresyon modeli ile değerlendirildi; anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Katılımcıların taburculuğa hazır olma düzeyini ameliyat sonrası ağrının anlamlı olarak etkilediği bulundu.

Hasta eğitimiObezite cerrahisiPostoperatif ağrı
Betül Çakır Tunca
Atlas University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Medikal turizm kapsamında obezite ameliyatı olan bireylerin beden imajı algısı, hasta memnuniyeti ve yaşam kalitesi ilişkisinin değerlendirilmesi

Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite insan vücudunda noral değerlerin üzerinde, bireylerin sağlığına olumsuz yönde etki edecek seviyede yağ birikmesi olarak tanımlanabilir. Obezite kompleks, multifaktöriyel bir hastalıktır ve gelişiminde genotip ve çevre koşullarının karşılıklı etkileşimi söz konudur. Obezite tek başına çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir veya beraberinde var olan bir sağlık sorununu ağırlaştırabilir. Özellikle hipertansiyon, koroner kalp hastalığı (KKH), diabetes mellitus (tip 2) gelişimi veya bazı malignitelerin insidansında artıştan sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca fazla kilo veya obezite osteoartrit, uyku apnesi, solunum problemleri, safra kesesi hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, KKH, inme gibi sağlık sorunları ile ilişkili morbiditeyi artıran bir durum olarak kabul edilmektedir. Aşırı kilo aynı zamanda tüm nedenlere bağlı mortaliteyi de artıran bir durumdur. Son yıllarda obezite tedavisinde özellikle tıbbi beslenme tedavisi, davranışsal terapi tedavisi, egzersiz tedavisi ve farmakoloji tedavi ile başarıya ulaşamayanlar son olarak cerrahi tedaviyi tercih etmektedirler. Bununla birlikte cerrahi tedavi maliyetleri yüksek olduğu için bireyler bu hizmeti almak için ülkeleri dışına maliyetin daha düşük yerlere seyahat etmektedirler. Birçok sağlık sorunlarına yol açması nedeniyle önlenmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olan obezite, aynı zamanda bireylerin yaşam kalitesini ve beden algısını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu gerekçe ile planladığımız araştırmanın amacı, medikal turizm kapsamında obezite ameliyatı için ülkemizi tercih eden obez bireylerin beden imajı, hasta memnuniyetleri ve yaşam kalitesi ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın evreni, Samsun ilinde bulunan sağlık turizmi yetki belgesine sahip özel hastanelerde 2015-2022 yılları arasında obezite ameliyatı (Slevee Gastrektomi, Gastrik Band, Gastrik Plikasyon, Roux-en Y Gastrik Bypass, Mini Gastrik Bypass, Tek Anastomozlu Gastarik Bypass, Duodenal Switch) olan 18 yaş üstü, mental yeterlilikte olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden Türkçe ya da İngilizce bilen 329 medikal turistler oluşturmaktadır. Araştırmanın minimum örnek büyüklüğü prevalans %50 olarak ve yanılgı payı %5 ve %95 güven seviyesinde %80 güçle 178 olarak belirlendi. Araştırma veriler 4 form ile toplandı; kişisel bilgi formu, beden algısı ölçeği", yaşam kalitesi ölçeği ve hasta memnuniyet ölçeği. Veriler 01.09.2021- 31.10.2022 tarihleri arasında çevrimiçi, yüz yüze ve bırak-topla yöntemi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve student t testi, ANOVA testi, korelasyon ve çoklu regresyon istatistik analiz yöntemleri kullanıldı. Çalışmaya katılanların %37,4'ü erkek, %62,6'sı kadın, %25,3'ü 41-50 yaş aralığındadır. Katılımcıların ameliyat öncesi BKI 40,39 ve ameliyat %35,2'si Almanya'dan gelmiştir. Katılımcıların beden imajı algısı ortalaması 129,93±24,592, yaşam kalitesi ortalaması 27,01±4,004 ve hasta memnuniyeti ortalaması 66,813±8,872'dir. Çalışma elde edilen sonuçlara göre, hasta memnuniyeti yaş, eğitim durumu, aile türü, aylık geliri, gelir durumu, egzersiz yapma durumu kronik hastalık durumu ve beden imajı algısından etkilenmektedir (p<0.05). Yaşam kalitesinin ise medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu, aile türü, gelir durumu, alkol kullanma, egzersiz yapma durumu beden imajı algısından etkilendiği tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmadan elde edilen bir diğer sonuç obezite operasyonu geçiren bireylerde beden imajı algısı ile hasta memnuniyeti ve yaşam kalitesi arasında pozitif bir korelasyon olduğudur. Bu sonuçlardan yola çıkarak obezite cerrahisi olan hastaların daha büyük bir katılım ile psikolojik faktörlerin incelenmesi önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Medikal Turizm, Obezite Cerrahisi, Beden İmajı Algısı, Hasta Memnuniyeti, Yaşam Kalitesi

Beden imajıHasta memnuniyetiMedikal turizm+4
Yaşar Demir
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Son 5 yılda morbid obezite sebepli sleeve gastrektomi yapılan hastaların post operatif erken dönem sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Obezite dünya ekonomisi üzerinde ciddi yük oluşturan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Obeziteye karşı mücadele de hiçbir konservatif yöntem cerrahi müdahale kadar etkinlik gösterememektedir. Günümüzde laparaskopik sleeve gastrektominin en sık kullanılması beraberinde getirdiği komplikasyonların önemini de arttırmaktadır. Stapler hattından kaçak gelişmesi, kanama ve pulmoner tromboemboli/ pulmoner emboli en ciddi erken dönem komplikasyonlar olarak görülmektedir. Biz bu çalışmamızda LSG ameliyatı sonrası erken dönemde ortaya çıkan komplikasyon oranlarımızın literatürdeki çalışmalarla uyumu ile birlikte hastanın demografik verileri, ameliyatta kullandığımız stapler sayısı ve fibrin yapıştırıcının komplikasyonlarla ilişkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Genel Cerrahi Kliniği'nde 1 Ocak 2017 ile 1 Mart 2022 tarihleri arasında LSG yapılan 335 hasta retrospektif olarak çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastalardan ayrıntılı anamnez alınarak fizik muayeneleri ile birlikte cerrahi öncesi hazırlıkları yapılmıştır. Standart LSG tekniği yapılan tüm hastaların 311 (%92,8)'inde fibrin yapıştırıcı kullanılmıştır. 317 (%94,6) hastaya 5 tane stapler, 18 (%5,4) hastaya 6 tane stapler kullanılmıştır. Postoperatif dönemde 1. aya kadar oluşan komplikasyonlar kayıt altına alınmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 26.0 paket programında analiz edildi. Bulgular: Araştırmaya yaşları 18 ile 72 arasında değişen, 67'si erkek 268'i kadın hasta olmak üzere 335 hasta dahil edildi. Cerrahi sonrası %2,4 oranında kaçak, %0,6 oranında kanama, %0,6 oranında pulmoner tromboemboli görüldü. Hastalarda kullanılan fibrin yapıştırıcı ve stapler sayısı kaçak açısından istatistiksel olarak anlamlı değildi. Fibrin yapıştırıcı kullanılmayan hastalarda fibrin yapıştırıcı kullanılan hastalara göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde kanama daha yüksekti. (p=0,018). Sonuç: Cerrahi sonrası kaçak, kanama ve pulmoner tromboemboli komplikasyon oranlarımızın literatür çalışmalarıyla uyumlu olduğu görüldü. Kullandığımız fibrin yapıştırıcının kaçak önleme konusundaki etkinliği tartışmalı olmakla birlikte kanama üzerine etkisi yüksek görülmüştür. LSG yapılan hastalarda fibrin yapıştırıcının stapler hattından kanamayı etkili bir şekilde önlemesi açısından kullanılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Fibrin yapıştırıcı, Kaçak, Kanama

FibrinFibrin doku yapıştırıcılarıGastrektomi+6
İhsan Tümkaya
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bariyatrik cerrahi hastalarında hemşirelik danışmanlığının beden imajı, depresyon, yeme özellikleri, yaşam kalitesi ve konfor düzeyi üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, bariyatrik cerrahi hastalarına verilen eğitim ve hemşirelik danışmanlığının hastaların beden imajı algıları, depresyon durumları, yeme özellikleri, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite düzeyleri, konfor düzeyleri ve komplikasyon görülme durumlarına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü, ön test-son test tekrarlayan ölçümlü deneysel model kullanılan çalışma, Mart 2017 - Mayıs 2018 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde 25 girişim, 26 kontrol grubu hastasıyla gerçekleştirildi. Eğitim kitabı ve video CD kullanılarak ameliyat öncesi 2, ameliyat sonrası 4 oturum şeklinde bireysel olarak eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1.ay, 3.ay ve 6.ayda değerlendirmeler yapıldı. Veriler Hasta Bilgi Formu, Beden İmajı Doyum Ölçeği (BİDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Yeme Bozukluğunu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA) ve Konfor Skalası ile toplandı. Vücut kompozisyonu, yaşamsal bulguların ölçümü ve hekim tarafından istenilen kan tetkik sonuçlarının takibi yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Pearson Ki-kare, Fisher Exact, Mann Whitney U, Wilcoxon Signed Rank, McNemar Ki-kare ve Friedman Testleri kullanıldı. BULGULAR: Ameliyat sonrası 6.ay izleminde girişim grubunun BİDÖ, SF-36 Fiziksel ve Mental Komponent, UFAA Toplam, Yürüme, Orta ve Şiddetli Aktivite, Sosyal ve Çevresel Konfor puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek, BDÖ, YBDÖ Toplam, Kilo Endişeleri, Kısıtlama alan puanları anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Girişim grubunda kaybedilen fazla kilo miktarı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti(p<0,05). Girişim ve kontrol grubunun yaşam bulguları ve komplikasyon görülme oranlarında bir fark görülmedi (p>0,05). SONUÇ: Sonuçlar bariyatrik cerrahi hastalarına uygulanan EDH programının etkin bir program olduğunu destekledi. Anahtar Kelimeler: Obezite cerrahisi, Sleeve gastrektomi, Hasta eğitimi, Danışmanlık, Hemşirelik bakımı

Beden imajıDanışmanlık hizmetleriDepresyon+7
Esra Usta
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastalara yönelik geliştirilen mobil destek uygulamasının hastaların özyönetim, yaşam kalitesi ve klinik sonuçlarına etkisi

Amaç: Bariatrik cerrahi ameliyatlarına özgü olarak geliştirilen e-BariS-mobil destek uygulamasının, hastaların öz-yönetim, yaşam kalitesi ve klinik sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü tek kör olarak yapılan çalışmada toplamda 70 (Müdahale:35, Kontrol:35) hasta dahil edilmiştir. Hastaların seçiminde 4'lü blok randomizasyon kullanılmıştır. Veriler Eylül 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında Antalya'da bir kamu hastanesinde toplanmıştır. Hastalar bariatrik cerrahi sonrası mobil uygulama ile toplamda üç ay izlenmiştir. Bariatrik Cerrahi Öz-yönetim Davranışları Ölçeği, Moorehead Ardelt Yaşam Kalitesi Ölçeği II ve klinik sonuçlar mobil uygulama aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaşam kalitesi ve öz-yönetimin ölçümleri için 2*3 ve 2*2 karışık ölçümler kullanılmıştır. Yaşam kalitesi ve öz-yönetime ait puanlardaki değişimin müdahale ve kontrol grubunda olmaktan etkilenmediği sonucuna varılmıştır. Ölçek puanlarında zamanla artış görülse de bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. E-BariS'in hastaların bariatrik cerrahide yaşam kalitesi, öz-yönetim ve klinik sonuçları (bulantı, kusma, dumping sendromu, ağrı, yara yeri enfeksiyonu, konstipasyon, kilo kaybı, tekrarlı hastane yatışı, acil servis başvurusu) üzerine olumlu bir etkisi görülmemiştir. Hastaların uygulamadan memnuniyet oranları yüksektir. Sonuç: Bulgularımız geliştirilen e-BariS-mobil destek uygulamasının bariatrik cerrahi sonrası hastaların uzun süreli takibini sağlama ve hastaları süreçte motive etme potansiyeline sahip olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: m-sağlık, e-BariS mobil uygulama, bariatrik cerrahi, yaşam kalitesi, öz-yönetim

Cerrahi hemşirelikGenel cerrahiMobil aplikasyon+1
Damla Seçkin
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeyleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırmada, bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Araştırmada etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan gerekli onamlar alınmıştır. Araştırma, bariatrik cerrahi geçiren ve örnekleme dahil edilme kriterlerini taşıyan 142 hasta ile yürütülmüştür. Veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu ve Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği Kısa Formu- Hasta Öz Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmada bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeyleri 8.27 ± 1.39 ortalama puan ile "fazla hazır" bulunmuştur. En yüksek puan, "Beklenen Destek" alt boyutunda (9.22 ± 1.39); en düşük ise "Bilgi" alt boyutunda (7.19 ± 2.76) bulunmuştur. Hastaların taburculuğa hazır olma durumlarını ameliyat öncesi hastanede kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, hastanede kalınan toplam gün sayısı ve uygulanan cerrahi prosedürün etkilediği saptanmıştır. Ölçek alt boyutlarında; cinsiyet, hedeflenen kilo değeri, ameliyat öncesi hastanede kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, uygulanan cerrahi prosedür faktörlerinin etkisi anlamlıdır (p<0.05). Sonuç: Bariatrik cerrahi hastalarının taburculuğa "fazla hazır" olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, hastanede kalınan toplam gün sayısı, uygulanan cerrahi prosedür, cinsiyet ve hedeflenen kilo faktörlerinin bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma durumlarını etkileyen faktörler olarak ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Bariatrik cerrahi, cerrahi hemşireliği, taburculuk.

Cerrahi hemşirelikObezite cerrahisiTaburcu olmak
Nur Seda Bursalıoğlu
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik sleeve gastrektomilerde kaçak testi uygulamasının faydası var mıdır?

Obezite çağımızın giderek artan sorunu haline gelmiştir ve ek hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Diğer tüm yöntemler başarısız olduğunda hastalara cerrahi prosedür uygulanmaktadır. Ameliyat tercihi hastanın VKİ ve komorbiditelerine göre değişmektedir. SG günümüzde en çok tercih edilen ameliyatların başında gelmektedir. Postoperatif komplikasyonlardan biri de kaçaktır. Kaçak insidansını en aza indirmek için çeşitli yöntemler mevcuttur. Bu çalışmada erken dönem kaçakların tespitinde faydalı olduğuna inanılan intraoperatif kaçak testinin rutin yapılmasının gerekliliği araştırılmıştır. Çalışmaya 215 hasta dahil edildi. Hastaların boy ortalaması 169,87±9,51 cm, medyan kilosu 110 (IQR: 97-130) kg ve medyan VKİ değeri 39 (IQR: 35-44) kg/m2 olarak hesaplandı. 108 hastaya intraoperatif kaçak testi yapılmadı ve 107 hastaya intraoperatif kaçak testi yapıldı. Bu çalışmada kaçak testi yapılan gruptaki bütün hastalara 38F boyutunda buji kullanıldı. Kaçak testi olarak metilen mavisi tercih edildi. Tüm hastalara ortalama 80-100 ml metilen mavisi orogastrik tüpten verildi ve yaklaşık olarak 15-30 saniye beklendi. Kaçak testi bütün hastalarda negatif sonuç verdi ve test tekrarlanmadı. İntraoperatif kaçak testi yapılan hastaların medyan ameliyat süresi (115 [IQR: 105-150]) yapılmayanlara göre (85 [IQR: 70-110]) anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Hiçbir hastada stapler hattına devamlı destek sütürleri atılmadı. Bütün hastalara dren konuldu ve postoperatif birinci günde dren çekildi. Hastanede medyan yatış süresi 3 gündü (IQR: 3-3). Bir hastada (%0,5) postoperatif kaçak tespit edildi. Kaçak gelişen bu hastanın intraoperatif kaçak testi yapılmayan grupta olduğu görülürken, iki grup arasında postoperatif kaçak oranı istatistiksel olarak benzer bulundu (p=0,999).

GastrektomiKaçak tayiniLaparoskopi+3
Vafa Sadıgova
Akdeniz University
2022
00

İlgili konular