Middle eastern countries
66 theses under this subject heading
Enerji tüketimi ve finansal gelişme ilişkisi: Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri üzerine ampirik bir çalışma
Bu çalışmada 19 adet Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Mısır, Irak, İran, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Umman ve Ürdün,) enerji tüketimi ile finansal gelişme arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Çalışmada kullanılan veriler 2001-2019 dönemine ait yıllık verileri kapsamaktadır. Ekonometrik modelde finansal gelişme göstergesi olarak özel sektöre verilen yurtiçi krediler ve piyasa kapitalizasyonu değişkenleri, enerji tüketimini temsilen ise kişi başına kg petrol eşdeğeri alınmıştır. Ayrıca modele dışa açıklık yani ihracat ve ithalat toplamının GSYH'ye oranı ve ekonomik büyümeyi temsilen kişi başına düşen GSYH dahil edilmiştir. Finansal gelişmenin enerji kullanımı üzerindeki etkisini tahmin etmek üzere panel veri modellerinden yararlanılmıştır. Ampirik sonuçlara göre finansal gelişme göstergesi olarak kredilerin GSYH içindeki payı alındığında Huber, Eicker ve White ile Discroll ve Kray tahmincisine göre kredilerin GSYH içindeki payındaki artışın enerji tüketimini artırdığı görülmektedir. Benzer şekilde kişi başına düşen milli gelirdeki bir artışın enerji tüketimini artırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ekonomik büyüme göstergesi olarak alınan kişi başına düşen milli gelirlerdeki artışın enerji tüketimi üzerindeki etkisinin finansal gelişme göstergesi olarak alınan kredilerin enerji tüketimi üzerindeki etkisinden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Finansal gelişme göstergesi olarak kapitalizasyon oranı alındığında Huber, Eicker ve White ile Discroll ve Kray tahmincisine göre kapitalizasyon oranının enerji tüketimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Benzer şekilde, tahmin sonuçlarına göre dışa açıklık değişkeninin enerji tüketimi üzerinde bir etkisinin olmadığı ortaya çıkmıştır.
Orta Doğu ve Hazar bölgesinde petrol ve petrol ürünlerinin taşımacılığı yönetiminde yeni politikalar ve stratejiler
Araştırmanın asıl konusuna girilmeden önce petrolün tarihsel boyutu, petrol piyasasının genel rakipleri, yeni üreticiler, tüketiciler ve dağıtım kollarının tanıtımı yapılmıştır ve ardından dünyadaki petrol rezervlerinin üretimi, tüketimi ve bunlarla ilgili üretim ve dağıtım maliyetleri üzerinde detaylı bilgi verilmiştir. Petrol fiyatlandırılmasında hangi kurumların karar verdiği ve dünya ekonomisi üzerindeki etkileri tartışılır. Orta Doğu ve Basra Körfezi'nin önemi Hazar bölgesi petrolü üzerinde ve transit konusunda yazılır. Bu tezin temel konusu olduğu için Hazar kıyı ülkeleri, Ortadoğu ve Irak petrolü geniş halde incelenir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaşanan siyasi değişim sonucunda petrol ve doğal gaz ile zengin Türk ülkelerinin başkaldırması ile enerji sektöründe yeni ufuklar açıldı ve bu durum dünya petrol şirketlerinin ilgi kaynağına çevrilmesine, eski taşıma rotalarının yanı sıra yeni transit rotalarının ortaya çıkmasına, bu rotaların batı ülkeler tarafından desteklenmesine, söz edilen ülkelerin tam bağımsızlık planları yapmalarına ve bu konudaki politikaların hız kazanmasına neden oldu. Transitle ilgili ülkeler yarışa girdiler ve bölge dışı güçler de kendi çıkarlarını korumak için rakipleri karşısında taraf tutmaya başladılar. Bu konuyu tetikleyen unsurlara taşıma rotalarının üzerindeki rakipler arası gizli-açık savaş ve rekabete sebep olan Irak Savaşı ve Kuzey Irak petrolünün taşınması da eklenmiş oldu. Sadece 2014 yılına kadar günde ortalama 2.5 milyon varil petrol Hazar Havzası'ndan mevcut hatlarla taşınmıştır. Gelecek 5 yıl içerisinde bu bölgenin ham petrol üretim miktarı günde ortalama 5 milyon varile ulaşacaktır. Ayrıca petrol ürünlerini de düşündüğümüzde bu miktarı artırmamız gerekir. Sorun üretim artışı ile birlikte taşıma rotasının seçimidir. Günde ortalama 50 milyon dolarlık pazar İran ve Türkiye ekonomisinin kalkınmasında önemlidir ve sınır bölgelerinde iktisadi faaliyetlerin güçlenmesine de yol açacaktır. Bu kaynağın İran ve Türkiye hattından ayrı bir taşıma rotasına geçmemesi için bir sıra faaliyetler gerekmektedir. Bu çalışma tüm transit rotaların tanıtımını, özelliklerini, olumlu ve olumsuz yönlerinin araştırılmasını, kıyaslanmasını ve odaklandığımız taşıma hattının incelenmesi ile önerilen yöntemleri içerir. Araştırmanın sonunda hedef rotanın güçlenmesi ve cazip hale gelmesi için öneriler verilmektedir.
Country risk assessment by applying multi-criteria decision-making methods: A case study ranking countries in the Middle East & North Africa
The Middle East and North Africa (MENA) region has been attracting many foreign investors for decades, but the current geopolitical situation has not shown a welcoming face towards them. Consequences of war, terror, riots and political changes in the region have forced many international companies to reconsider their future plans in the region or withdraw their investments from the region. On the other hand, there are also companies that have faith in the emerging market of the MENA with fewer competitors in the region. It should be hereby emphasized that narrowing down the best possible investment decision or decisions on future cooperation need accurate research on the current situation as well as an analysis and forecast of the upcoming situation in terms of various factors within the country concerned and also the region. The Multi-Criteria Decision Making (MCDM) analysis can help investors to choose the best alternative from a set of relevant criteria. In this research, three well-known MCDM methods, TOPSIS, ELECTRE, and PROMETHEE, were used to rank twenty-three countries based on twenty key indicators. The data required for this study was collected from the accessible databanks comprising the numbers published by the governments within the years 2000-2015. The outcome of these findings provides a set of country rankings for an interested group of decision makers, policy makers, stakeholders, researchers and other involved parties who are interested in the Middle East and North Africa region which is constantly on the move in the so-called Arab Spring or post-Arab Spring environment.
Kopenhag okulu teorik yaklaşımları çerçevesinde Arap Baharı olaylarının Orta Doğu güvenliğine etkisi
Tarih sahnesinde siyasal ve sosyal yapıların inşasında toplumsal hareketlerin rolü oldukça büyüktür. Özellikle egemen güçler toplumu baskı altına almaya çalıştığında, toplum içindeki belli kesimlerin ötekileştirilmeye çalışılmasında, özgürlüklerin baskı altına alındığı anti demokratik durumlarda bu kitle hareketleri daha bir önemli hale geldiği söylemek yanlış olmayacaktır. 2010 yılında önce Tunus ardından Mısır'da başlayan Arap Baharı olarak adlandırılan süreç de toplumsal bir hareket olarak doğmuştur. Ortadoğu halkları yıllarca diktatörler tarafından yönetilmiş, baskı ve sömürüye kalmış, insan haklarından mahrum bırakılmış, yolsuzluk eşitsizlik gibi sebeplerle çağdaş bir yaşamdan uzak bir yaşam sürdürmüşlerdir. Böyle şartlarda uzun yıllar yaşamış bir halk kitlesinin böylesi bir isyana kalkışıp diktatör rejimleri yıkması büyük bir tarihsel olay olarak kayıtlara geçiştir. Ancak bir bahar havası yaratmış olmasına rağmen sonuçları bakımından bölge halkı için çok da iç açıcı sonuçlar doğurmamıştır. Arap Baharı öncesi ve sonrası Ortadoğu güvenliği Kopenhag Okulu teorisi çerçevesinde analiz edilecektir. Böylece isyanların bölgede oluşturduğu insani yıkım boyutuyla beraber güvenlik sorunları da analiz edilmiş olunacaktır. Anahtar Kelimeler: Kopenhag Okulu Yaklaşımları, Sektörel Analiz, Güvenlikleştirme, Bölgesel Güvenlik Kompleksi, Ortadoğu Arap Baharı Olayları
Ortadoğu İslam ülkelerinde soyutlama geleneğinin görsel sanatlardaki güncel yansımaları
Bu tezde öncelikle Ortadoğu İslam ülkelerindeki soyutlama geleneğinin çağdaş sanata etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu hedeften yola çıkarak; Tezin ikinci bölümünde Ortadoğu coğrafyası, felsefe ve kültür özellikleri ana hatlarıyla değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde soyutlama kavramı, Batı ve İslam Sanatında Soyutlama olgusunun özellikleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde sanat geleneği ve geleneksel sanatlardan mimari, arabesk (süsleme ve bezeme), tezhip, minyatür ve hat sanatları soyutlama geleneği açısından incelenmiştir. Beşinci bölümde Ortadoğu İslam ülkelerinde modern sanat; modernlik, modernite, modern sanatta yeni araçlar, bu ülkelerde modern sanatın doğuşu ve gelişimi değerlendirilmiştir. Altıncı bölümde, Ortadoğu İslam ülkeleri çağdaş sanatçılarının çalışmalarından örnekler verilmiş bu ülkelerin görsel sanatlarının ortak ve farklı yönleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmaların ve elde edilen sonuçların genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.
Sub-imperialism and the Middle East: Saudi Arabia's regional policy in the post-Cold War period
The sub-imperialism theory refers to the policies of a group of dependent capitalist states which are capable of exporting their capital outside of their borders with their relatively independent policy despite of their strong dependence to and domination by core capitalist states. The strong state structure with the support of the merchant class, super-exploitation of migrant workers, "antagonistic alliance" with USA and other developed states, and the intense motivation to expand Saudi influence in the Middle East are all evidences of a state model compatible with the essential features of sub-imperialism theory. Therefore, this thesis scrutinizes the concept of sub-imperialism in order to analyze Saudi Arabia's foreign policy in the Middle East. Regarding that the structure of global capitalism in general and the Middle East as a region in particuar have been subjected to radical changes with the demise of Soviet Union, this thesis specifically concentrates on the Post-Cold War Period. The Saudi actions during the Gulf War, the U.S. invasion of Iraq and Afghanistan, the Arab Spring and the Yemeni Civil War as well as the efforts to expand the influence of Saudi conglomerates beyond Saudi and Gulf region reveals a Saudi willingness to expand its sphere of influence more intensely after the end of the Cold War with the help of U.S. unipolarity dominating the Middle East region. Both the expansionist and cooperative attitudes of Saudi Arabia in international politics need to be explained more closely with the sub-imperialism theory's explanations about state behaviour.
Orta Doğu ülkelerindeki çatışmaların pazarlama stratejileri üzerine etkisi: Türk işletmeleri üzerine örnek bir çalışma
Pek çok örnekte görüldüğü üzere aslında savaşlar sadece tek bir ülkenin değil, bölgedeki diğer ülkelerin ve/veya ticari ortakların da kalkınma ve büyüme hızını yavaşlatmaktadır. Bölgesel barışın ise, ülkelerin refah seviyesini yükselttiği ve aynı zamanda sosyo-ekonomik gelişimin önünü açtığı görülmektedir. Çatışmalar (Savaşlar) hem ülke içindeki hem de ülke dışındaki çıkar çatışmalarının birer sonucudur. Kimi durumlarda, belirli grupların ve ülkelerin ekonomik genişleme hedefleri bölgesel savaşları tetikleyebilmektedir. Ayrıca, bir grup veya ulusun, bir başka ulusun varlığını tehdit ettiği durumlarda da catışmalar (savaşlar) patlak verebilir. Günümüzdeki zayıf ve yoksul ülkelerin tarihi bu tür savaşların ekonomik ve toplumsal etkileriyle doludur. Öte yandan, barış; her alanda yatırımı ve modern teknolojik araçları teşvik ederek, toplumların yaşam standardını yükseltmekte ve ekonomik faaliyetlerin artmasını sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Çatışma, Savaş, Orta Doğu, pazar, pazarlama stratejileri, işletme
Dekolonizasyon sürecinde Britanya'nın Orta Doğu politikası
Dekolonizasyon terimi genel bir ifadeyle sömürge toplumlarının, sömürgeci devletlerden bağımsızlıklarını kazanmasıdır. Terim, ilk kez iki dünya savaşı arasında ortaya çıkacak ve II. Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada büyük yankılar uyandıracaktır. Dekolonizasyon süreci, özellikle üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak tanımlanan Britanya imparatorluğu için büyük sonuçlar doğuracaktır. Bu bağlamda öncelikle "imparatorluğun" tanımının yapılması, terimin neleri kapsadığı ve neleri ifade ettiğinin analizinin yapılması gerekmektedir. Nitekim Britanya imparatorluğu dünyanın farklı bölgelerinde farklı şekillerde ve farklı yönetim biçimleri ile varlığını sürdürmüştür. Tek bir özelliğe sahip olmayan sömürge yönetimi ile Britanya imparatorluğunun dekolonizasyon süreci de farklı bölgelerde farklı şekillerde gerçekleşecektir. I. Dünya Savaşı sonrası galip güçler tarafından manda ve himaye ile yönetilmeye başlanan Orta Doğu bölgesinde gerçekleşen dekolonizasyon süreci bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Britanya imparatorluğu özelinde ele alınacak sürecin başlangıcı, I. Dünya Savaşı öncesine kadar götürülebilmektedir. Nitekim dekolonizasyon sürecinin ana bileşeni olarak kabul edilen milliyetçilik akımı da bu dönemde ortaya çıkacaktır Arap toplumu arasında birlik ve beraberlik hayalleri, II. Dünya Savaşı sonrasında Arap Birliği örgütünün kurulmasına kadar devam edecektir. Dekolonizasyon, dünyanın her bir bölgesinde farklı şekillerde ortaya çıkıp gelişimini sağladığı üzere, Orta Doğu bölgesinde de farklı şekillerde gelişimini sağlamıştır. Her ne kadar bölgesel meselelerde önemli bir aktör konumunda olması amacıyla, Arap toplumunun büyük temennileri doğrultusunda kurulan Arap Birliği örgütü sonrasında dahi Britanya, 1972 yılına kadar Körfez bölgesinde varlığını sürdürecektir.
Ekoturizm kapsamında ortadoğu ülkelerinin incelenmesi
Turizm, tüm dünyada ve Türkiye'de büyük bir sektör olup, her geçen önemini artırmaktadır. Bu sektör gelişirken sosyo-ekonomik ve çevresel tahribatlara da yol açmış ve bu tahribat insanları alternatif türlere yöneltmiştir. Turizmin en bilinen modeli deniz-kum-güneştir. Bu modelin yerine geçecek en önemli çeşit ekoturizmdir. Ekoturizm çevreye minimum zararla ve yerel halkın çıkarlarını koruyarak uygulanır. Dünya geneli bir problem olan sürdürülebilirlik için ekoturizm iyi bir kaynaktır. Bu çalışmanın amacı Orta Doğu ülkelerinin (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Irak, İran, İsrail, Katar, Kıbrıs, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Umman, Ürdün ve Yemen) ekoturizm olanaklarının incelenmesidir. Çalışmanın gerçekleştiği yer olan Orta Doğu; tarihi, kültürü, doğal güzellikleri ve konumu ile tüm medeniyetlerin beşiği konumundadır. Araştırmanın yöntemi nitel olup, ikincil veriler kullanılarak hazırlanmıştır. Tez kapsamındaki ülkeler birer birer ekoturizm bağlamında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Orta Doğu, Ekoturizm, Sürdürülebilirlik
Impacts of economic indicators on environmental degradation: Evidence from MENA countries
The relationship between economics and environment has been studied for a few decades. Economists have tested Environmental Kuznets Curve (EKC) hypothesis and Pollution Haven Hypothesis (PHH) for emerging economies, particularly concentrating on Asian and Latin American countries. A new phenomenon is that such kinds of studies concentrating on the Middle East and North African (MENA) countries have recently gained momentum. But what is lacking in spite of this momentum is that the studies using recent panel data techniques are quite few. The main goal of this paper is to test these two hypotheses for nine middle-income MENA countries, that is, Algeria, Egypt, Iran, Jordan, Morocco, Pakistan, Sudan, Tunisia, and Turkey, during the period between 1980 and 2013. The dependent variable of this study is CO2 emissions while independent variables are income per capita, its square, FDI inflows, and energy use per capita. Methodologically, the study uses panel cointegration tests and long-run panel data estimators to see whether the EKC hypothesis and the PHH do explain the relationship. Moreover, Dumitrescu-Hurlin panel causality test is employed to find causal relationships between all the variables. Empirical findings reveal that these variables are cointegrated in the long-run. In addition, long-run coefficients of the model are estimated by Pedroni's Dynamic Ordinary Least Squares estimator. Besides these, findings suggest that the EKC hypothesis is valid for only four countries, that is, Algeria, Egypt, Sudan, and Turkey but the threshold level is not reached yet. On the other hand, the coefficients of FDI have positive signs for all the countries, and they reveal that FDI inflows increase emission levels for the MENA region. Particularly, the coefficients of FDI inflows are very high in Algeria and Iran. It is clear that FDI inflows to Algeria and Iran mainly consisted of dirty industries. Lastly, energy use is the most polluting determinants of emission levels for most countries. Findings also support that only three one-way causal relationships exist, that is, from emission level to FDI, from emission level to income level, and from energy use to FDI.
Latin Amerika ve Ortadoğu'daki askeri darbelerin karşılaştırmalı bir incelemesi ve ABD'nin tutumu: Venezuela ve Mısır
Askeri rejimler; çoğu zaman kalıcı olmayan, güçsüz, iktidarın siyasal zayıflığından dolayı ortaya çıkan istikrarsız yönetim biçimleridir. Bu şekilde yönetilen hükümetlerin genellikle demokrasi geleneğinin zayıf olmasıyla beraber muhalefet partilerinin, derneklerin, baskı ve çıkar gruplarının da etkinliği asgari düzeydedir. Ordu, kendi çıkar ve menfaatine yönelik politikalar üreterek toplumu, devleti, medyayı güç kullanarak kontrol altına alır. Ortadoğu ve Latin Amerika coğrafyaları askeri darbelerin en sık yaşandığı bölgeler arasındadır. Bunun en temel sebepleri; gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek politik yapılara, güçlü ve istikrarlı kurumlara sahip olmamaları, demokrasi geleneğini sürdürememeleri ve küresel piyasa ekonomisinde geri planda kalan dünya devletlerini barındırmalarıdır. Bu çalışmada, Venezuela ve Mısır ülkelerinde birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşen askeri darbe girişimleri sivil-asker ilişkileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Latin Amerika ve Ortadoğu bölgelerinin sahip oldukları doğal kaynaklar ve stratejik önemleri nedeniyle Venezuela ile Mısır'da yakın dönemlerde gerçekleşen askeri darbeleri açıklayarak benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. İlaveten, gerçekleşen askeri darbelerde Amerika Birleşik Devletleri'nin sergilediği tutum ve varsa rolünün hangi boyutlarda olduğuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın hipotezi, tarihsel süreç boyunca Mısır ordusunun üst kademesiyle devirdiği hükümet ve Müslüman Kardeşler arasında ideolojik ayrışmalar varken, Venezuela'da ordu komutası ve Maduro hükümeti Chavismo ideolojisi etrafında birleşmektedir. Ayrıca Mısır ve ABD ordusu arasında Enver Sedat dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerin olması gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önünü açan bir diğer etken olmuştur. Böylelikle darbe öncesi dönemdeki sivil-asker ilişkileriyle beraber ABD'nin bu tezin konusunu oluşturan Venezuela ve Mısır orduları ile ilişkileri de bu ülkelerdeki askeri darbelerin gidişatını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Mısır, Venezuela, Sivil-Asker İlişkileri, ABD, Chavismo
Arap milliyetçiliğinin düşünsel temelleri
Bu çalışmada Arap Milliyetçiliği düşüncesinin hangi koşullarda nasıl şekillendiği ve temelinde neleri barındırdığı incelenecektir. Arap milliyetçiliği üç döneme ayrılarak değerlendirmek mümkündür. İlk dönem I. Dünya Savaşının sonuna kadar olan kısmı kapsamaktadır. Çalışmanın kapsamı ilk dönemdir. Arap dünyasında millet inşa süreci bazı tarihi olaylar ve sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Hayali bir cemaat ve modern dönemin ürünü olan Arap milletinin kökenleri dini ve kültürel bağlara da dayandırılmaktadır. Kültürel milliyetçilik türüyle benzerlik göstermektedir. Arap milliyetçiliğinin Müslüman ve Hristiyan tebaa içerisinde ortaya çıkışının dayanakları ve yeni bir devlet isteği farklıdır. Dönemin Müslüman düşünürleri Osmanlı'nın son dönemde girdiği sürece bir çözüm aramaya girmiştir. Müslümanlar arasında hilafet makamının Araplara geçmesi ve âdem-i merkeziyet düşüncesi 19.yüzyılın sonlarına doğru ağırlık kazanırken, Hıristiyan Araplar arasında müstakil devlet ve millet olma eğilimi veya Avrupalı devletlerden hami tayin etme gibi düşünceler gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca başta Anadolu toprakları olmak üzere, bugün Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika olarak tanımlanan alanlarda hâkim bir güç olmuştur. Geniş alanda hakimiyet sağlaması, Osmanlı toplumunun çeşitli etnik, dini gruplardan oluşmasını sağlamıştır. "Millet Sistemi" şeklinde bilinen bu toplumsal yapıda Osmanlı üst kimliğinin yanında etnik kimlikten ziyade dini cemaatlerinin kimliği önemlidir. 1798-1801 yılları arasında Fransa'nın Mısır'ı işgal etmesiyle Arap vilayetlerinde milliyetçilik ideolojisi yayılmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa'nın reformları, Arap vilayetlerin Batılı devletlerle ticari ilişkilerinin gelişimi ve misyonerlik faaliyetleri, Arap kültürel uyanışının başlangıcıdır.19.yüzyılda giderek gücünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan modernleşme süreci millet sisteminin çözülmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde yaşanan ağır toprak kayıpları ve Balkanlar'da başlayan milliyetçi hareketler, zamanla Arap vilayetlerinde de kendini göstermiştir. 19.yüzyılın sonuna gelindiğinde elde kalan topraklarda yoğun olarak Türkler ve Araplar bulunmaktaydı. Dönemin Osmanlı yönetiminin elde kalan sınırlı toprak parçasını muhafaza etmek adına aldığı kararlar, merkezileştirme politikaları, Arap vilayetlerinde daha önceden de var olan huzursuzlukların artmasına sebep olmuştur. Son olarak I. Dünya Savaşının başlaması ikili ilişkileri çıkmaza sürüklemiştir. Bu bağlamda kültürel bir milliyetçilik türü olarak ortaya çıkan Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışı ve pan-Arapçılık düşüncesinin gelişimi incelenecektir.
Changing USA's foreign policies in the Middle East region
Today the terms called "Near East" and "Middle East" have come to be used interchangeably, but generally the term with Middle East ; considered to states consist of the independent countries of Turkey, Iran, Syria, Iraq, Lebanon, Israel, Jordan, Saudi Arabia, Egypt, Yemen, Kuwait, and lying along the coast of Arabian Peninsula. And this area, for American policymakers has often been a headache, sometimes a nightmare, and each president has applied his own policy for the Middle East from Truman to Bush. The United States has five fundamental interest in the Middle east: Oil of the region, especially the Arabian peninsula; The survival and security of the state of Israel; Preventing the other powers from dominating the area; Preventing, or at least managing, the spread of WMD and the fulfillment, so far as possible, of certain principles, including the peaceful settlement of international disputes, the inadmissibility of the acquisition of territory by force, and the right of peoples to self-determination. Each one of these interest, taken alone, gives the United States a vital concern with the future of the Middle East; taken together, and considering as well the extreme volatility of the unresolved Arab-Israel conflict, they make the Middle East the most important single region in the world from the standpoint of American interest- and the most dangerous. This thesis has sought to understand the complex and, at times, bewildering policy of USA on the Middle East, in particular, towards the policy of Israel, oil and The Gulf War. XVIII
Moyen-orient entre Islamisme, democratie et nationalisme Arabe
Le Moyen-Orient est une région qui contient de la diversité ethnique, religieuse, culturelle et qui a une histoire importante. Il s'agit d'un conflit permanent entre le nationalisme Arabe, l'islam et la démocratie sur la région. Le Moyen-Orient est une région qui est formée par l'Islam. Les idéologies islamiques dans le Moyen-Orient sont les plus dominantes et les plus efficaces que le nationalisme Arabe et la démocratie ; d'où le fait d'avoir les relations entre ces facteurs au Moyen-Orient.
Entrepreneurial exit in the Middle East and North Africa
This study investigates the main determinants of entrepreneurial exit in the Middle East and North Africa region, through the employment of the Global Entrepreneurship Monitor (GEM) Adult Population Survey (APS) Data. We estimate that human capital, financial capital, social capital, gender, and age have contrasting effects on entrepreneurial exit. Through our analysis, we have discerned that the MENA region shares similar determinants of exit with the world, with the exception of gender. It is found that male entrepreneurs have a higher exit rate than female entrepreneurs. The results suggest policy makers must begin incorporating educational programs to cultivate entrepreneurs from a younger age, in addition to encouraging entrepreneurial culture in order to reinforce MENA's entrepreneurial prospects for the future.
Turkey as a role model for the Arab awakening in The Middle East
Since the beginning of the Arab Spring, whether or not the "Turkish Model" will be the best democratic model for the countries in the Middle East has become one of the crucial discussion issues. However, it has caused misperceptions because of the misinterpretation of the model. The study claims that the full application of the "Turkish Model" to Middle Eastern countries is not possible due to cultural and political differences, however, despite these differences, the "Turkish Model" is a good alternative for several areas such as the state-religion relations, economic development and advanced democracy. In the first part of the thesis, general international theories that form the basis for understanding Turkish Foreign Policy are introduced. In this respect, firstly classical international theories of Alexander Wendt and Kenneth Waltz are analyzed and then, Turkish Arab relations both in the Ottoman and Turkish Republic era are examined. In the second part of the thesis, global, regional, social, economical, political, cultural and religious issues that provoked Arab Awakening in various Arab countries are introduced. The third part of the thesis focuses on the global and regional effects of the Arab Spring in Egypt and particularly in Syria. Furthermore, the main part of the thesis examines the global, regional and local analyses which affect the Arab Spring. This thesis is supported in the last part of the thesis which compares both advantages and disadvantages of the Arab Spring for Turkey. In this respect, it is obvious that the reasons which provoked the Arab Spring must be analyzed in details. This thesis includes important analyses of academic studies in this field.
Influence of the Congress on the American foreign policy in the Middle East since the turn of the century
The region which is referred as the Middle East, involves Turkey, Jordan, Lebanon, Iran, Iraq, Israel, Yemen, Kuwait, U.A.E., Egypt, Saudi Arabia and other independent states in the Arab Peninsula. This large region has always been one of the centers of interest in the world due to its strategic importance and rich oil resources.For United States, there is one more reason for the importance given to this area. Middle East plays a crucial role for security and safety of U.S.A.'s primary ally, Israel. Additionally to these primary factors; this area has been given particular attention; especially for the purpose of; preventing other powers from capturing the area; avoiding, or at least, managing the spread of weapons of mass destruction; preserving the borders against any act of power, as well as solution of international disputes by peaceful mediums and the right of self-determination. When all these facts and reasons are taken into consideration as a whole big picture; the importance of the region for the United States can be seen more clearly.This study primarily involves the foreign policy of United States, which has been applied on the Middle East (particularly Iraq and Israel) especially during two consecutive presidency periods of George W. Bush. Additionally, the opposition between the president and the congress is analyzed by also evaluating similar problems which have been witnessed during the times of former presidents. We may assert in advance that, the history of United States has always witnessed problems between the president and the congress involving the authority to exercise power.Additionally, this study intends to indicate and evaluate the effects of the decisions given by the congress or the president as the actors of U.S.A.'s international policy involving Middle East in 21st century. Which methods did the U.S.A. use for its own benefit, was there any dispute between the president and the congress during the application of these policies? If yes, what were the results of this aforesaid dispute? These questions are all tried to be answered under the scope of the study.KEY WORDS: Middle East, USA, International Policy of USA.
Paylaşım tasarıları çerçevesinde Ortadoğu'nun şekillendirilmesi (1918-1945)
Ortadoğu kelimesi tıpkı Şark ve Yakındoğu gibi Avrupalıların ürettiği bir kavramdır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde en çok kullanılan kavramlardan biri olan Ortadoğu kelimesi önceden kullanılan Yakındoğu teriminin yerini almıştır. Bu kavramın çok sık zikredilmesinin en önemli nedenlerinden biri de İngiltere'nin Hindistan ve Çin coğrafyasında etkin hale gelmesidir. Bu ifadenin tanımladığı topraklar İlkçağ'dan günümüze kadar tüm insanlık için farklı sebeplerle önemini korumuştur. Avrupalı devletler ve ABD için önemli bir sömürü merkezi olarak görülen bu topraklar Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesiyle paylaşım tasarılarının ana konusu olmuştur. Birinci Dünya Savaşı ile başlayan gizli antlaşmalar süreci, paylaşım tasarılarının savaştan sonra hayata geçirildiği manda yönetimlerinin kurulmasıyla devam etmiştir. Bu çalışma ile 1918'den 1945 yılına kadar paylaşım tasarıları ile Ortadoğu'nun büyük güçler tarafından nasıl şekillendirildiği ve kronolojik olarak bu topraklar üzerindeki paylaşım tasarılarının uygulanma aşamaları izah edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Türk ve yabancı arşivlerden, gazetelerden, kitap ve makalelerden yararlanılarak farklı bakış açıları ile konu tetkik edilmiştir. Manda yönetimleri kurularak devam eden Ortadoğu'yu şekillendirme gayreti Avrupalı devletleri Ortadoğu'yu masrafsız ve sorunsuz yönetebilmek için hakim oldukları bölgelerde anayasalar ve antlaşmalar yapmaya, yeni krallar atamaya sevk etmiştir. Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Suudi Arabistan devletleri bu çabanın sonucu olarak ortaya çıkmış olup, mandater devletler bu toprakları yönetirken askeri ve mali yükümlülüklerini azaltmak amacıyla çözümler aramışlardır. İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce İngiltere, Irak ve Ürdün ile Fransa, Suriye ve Lübnan ile sözde bağımsızlık antlaşmaları yapmışlardır. Bu antlaşmalar ile askeri, siyasi, kültürel ve ekonomik tüm menfaatlerini garanti altına alan mandater devletler sorumluluklarından kurtularak, Ortadoğu üzerindeki nüfuzlarını devam ettirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa önceki antlaşmaların kendilerine sağladığı garantilerle Ortadoğu'ya yeniden müdahale ederek bölgedeki askeri ve siyasi rollerini arttırmışlardır. Bu süreçte İngiltere, Filistin için ise toprakların Araplar ve Yahudiler arasında paylaşılmasını öneren tasarılar yapmıştır. Avrupalı devletler Ortadoğu'da 1918'den 1945'e kadar uyguladıkları böl, parçala, kolay idare et taktiği ile farklı devletler ve kimlikler oluşturma çabası içerisine girmişlerdir. Bu politika Ortadoğu'ya huzur değil, istikrarsızlık getirmiştir.
Doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmadaki rolü: Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri örneği
Gelişmekte olan ülkeler çeşitli ekonomi politikaları uygulayarak ekonomik kalkınmalarını sağlamayı hedeflemektedirler. Ekonomik kalkınmışlığın en önemli göstergelerinden biri de şüphesiz ki ülkede yoksulluğun azaltılmasıdır. Bu bağlamda özellikle gelişmekte olan ülkeler sahip oldukları üretim faktörlerini kullanarak ve gelişmiş ve diğer gelişmekte olan ülkelerden doğrudan yabancı yatırımları çekerek bu amaçlarını gerçekleştirmeyi amaçlarlar. Ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı sağlamadaki rolü ve yoksulluğu azaltmadaki önemi göz önüne alınarak gelişmekte olan ülkelere yönelik doğrudan yabancı yatırımlar ile çeşitli makroekonomik değişkenler ve yoksulluk arasındaki ilişki iktisat yazınında sıklıkla incelenmiştir. Bu çalışma 1995-2019 dönemi için yıllık veriler yardımıyla 12 Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkesinde doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmadaki rolünü Panel Vektör Otoregresyon (Panel VAR) yöntemini kullanarak incelemektedir. Çalışmada yoksulluk değişkeni olarak İnsani Kalkınma Endeksi kullanılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların milli gelire oranının yanı sıra doğal kaynak gelirlerinin milli gelire oranı, işsizlik oranı, kişi başına düşen gelir ve dışa açıklık oranı gibi makroekonomik göstergeler de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre doğrudan yabancı yatırımların yoksulluğu azaltmada önemli bir rolü olduğu tespit edilmiştir.
National role conceptions and orientations of Turkey, Iran, and Saudi Arabia as competing regional powers in the Middle East: 1979-2020
This study utilizes role theory to examine the role conceptions and behavior of the three competing regional powers in the Middle East, Turkey, Iran, and Saudi Arabia since 1979. Theoretically, the research aims at developing a contest-based regional role approach by highlighting four role behavior dimensions to study Middle Eastern regional powerhood and competition. Such role behavior applied to the Middle East revolves around four role behavioral dimensions that shape competing regional powers as a causal dimension (role sources), orientational (role orientations), expectational (role expectations), and contestational (role challenges). Being the Middle East a conflictive region, this thesis argues that regional powers seek regional power status by playing leading regional roles that vary between cooperative, competitive, and status quo. These cooperative roles are expected to contribute to regionalism, competitive roles are expected to bid hegemony, and status quo roles are expected to either maintain or challenge the regional power status quo. Analytically, the primary purpose of the study is to contribute to the Middle East IR scholarship by debating and understanding the regional role competition for regional power status by Turkey, Iran, and Saudi Arabia since 1979. By reflecting on the structural and ideational sources of roles, the study aims to explain how the shift and consistency of national role conceptions—those regional-oriented roles—shape foreign policy orientations and expectations and thus influence the dynamics of regional cooperation and competition. The study also explores how the Islamic Revolution of Iran shaped Iran's revisionist regional roles that affected the regional security order and triggered counter-regional roles of other regional powers, especially Saudi Arabia. Finally, it seeks to clarify that, while Turkey and Saudi Arabia are two Sunni status quo regional powers, they have acted differently since the Arab Spring uprisings and played competing roles; the former plays revolutionary liberal roles, and the latter plays counter-revolutionary conservative roles. Thus, such regional dynamics have transformed the regional status quo and these three regional powers' roles. Keywords: Role Theory, Middle East, Regional Powers, Turkey, Iran, Saudi Arabia
Ortadoğu'nun sınırlarının jeopolitik arka planı ve geleceği
Bu çalışmada, Ortadoğu'nun tarihsel sürecinde yaşanan savaş ve iç çatışmalarının arka planında bulunan küresel güçlerin, kendi çıkarları ve birbirleriyle olan siyasi-askeri mücadelelerinin Ortadoğu coğrafyasında günümüze kadar sürecek krizlerine ve Ortadoğu ülkelerinin yapay sınırlarının oluşmasındaki kırılma noktalarına değinilmiştir. Ortadoğu'nun iç dinamikleri, dini ve jeopolitik konumu bakımından iştah kabartan bir bölgeyi temsil etmesi birçok savaşın ve krizin çıkış noktası olarak tarihi süreçte önemli bir yere sahiptir. Dinlerin ve bu dinlerin peygamberlerinin bu bölgede ortaya çıkması, siyasi gücün kaynağının din referanslı tayin edilmesi ve güçlü olmanın yolu bölgeye hâkim olmaktan geçer algısı Ortadoğu'yu daima ilgi odağı haline getirmiştir. Batıda ortaya çıkan Sanayi devrimiyle beraber Ortadoğu'nun açık pazar alanına dönüşmesi ayrıca Hindistan gibi zengin bir bölgeye geçiş sağlayacak güzergâhları içinde barındırması siyasal ve askeri krizlerin ortak noktası olmasına da yol açmıştır. Dünyadaki petrol sanayisinin gelişmesi ve Ortadoğu'nun petrol bakımından zengin rezervlerinin keşfedilmesiyle vazgeçilmez bir bölge haline gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası savaş sanayisinde ve ulaşımda yaşanan yaşanan gelişmeler bölgede yaşanan askeri müdahalelerin şiddetini artırmış ve bölgede askeri üslerin kurulmasını hızlandırmıştır. Ortadoğu tarihinde yaşanan askeri işgal ve müdahaleler bölgede yeni sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan sorunların çözümü ise yeni müdahaleleri ve savaşları beraberinde getirmiştir. Ortadoğu'nun kaderi bu kısır döngü içinde günümüze kadar devam etmektedir. Batı tarafından desteklenen oligarşi temelli yönetimler ve diktatörler bölgede istikrasız ve patlamaya hazır radikal grupları ortaya çıkarmaktadır. Ortadoğu, Batının Ortadoğu'ya demokrasi pazarlama siyasetinin perde arkasında yatan gerçekliğin farkında olmasına rağmen bölgenin ekonomik, siyasi ve askeri bakımından yetersizliği bölge halkının kaderini batının vicdanına bırakmıştır.
Irak: Krallıktan cumhuriyete evrilme (1932-1958)
Irak, günümüzde cumhuriyetle yönetilen Ortadoğu devletlerinden biridir. Daha Ortadoğu topraklarında cumhuriyet yönetim biçiminin nadir görüldüğü bir dönemde cumhuriyet yönetim biçimini benimseyen Irak'ın demokratikleşme adımlarını nasıl aştığı ve bu yönetim biçimine nasıl ulaştığı ise bölgenin toplumsal yapısında ne gibi dönüşümler yaşandığını özetler niteliktedir. Birinci Dünya Harbi sonrasında büyük imparatorluklar son bulmuş ve birçok Ortadoğu toprağı da çoğunluğu dış etkenler vasıtasıyla devletleştirilmiştir. Irak'ın kaderi de bir dış etken olan İngilizlerce belirlenmiştir. Yüzyıllarca birçok etkin gücün hâkimiyeti altında yaşayan Irak toprakları hiçbir zaman milli veya mezhepsel bir devlete kaynaklık etmemiştir. Ayrıca sınırları da bu doğrultuda çizilmemiştir. İngilizlerden önce bölgeye hâkim olan birçok unsur bölgenin yaygın toplum düzenine uygun bir yönetim anlayışı benimsemiş, zaman zaman bölgede bu durumun değiştirilmesi yönünde adımlar atılmak istense de başarısız olunmuştur. İslam tarihi açısından vazgeçilmez olan toplum yapısı da İslam Devleti döneminde büyük ölçüde günümüzdeki haline benzer olarak şekillenen bölgenin demografik yapısı ve yaygın inanç sistemleri de yıllarca korunmuştur. İngilizler Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında işgal ettiklerinde bölgenin toplum yapısı olarak bir bütün teşkil etmediğini anlamışlar ve bölgede yapılacak çalışmaları da devletleştirmeyi kolaylaştırmak için ortak değerler üzerinden kurgulamışlardır. İngilizler bölgede her ne kadar kalıcı olmayı planlasalar da Irak coğrafyasında yaşayan unsurların çoğunluğunu Müslümanların oluşturması Hıristiyan bir dış faktörün tutunamayacağının kanıtı olmuştur. İngilizlerin bölgeyle bir bütün oluşturmadıkları manda yönetimleri uzun sürmemiş, yaşanan kısa süreli işgal döneminde de İngiliz yanlısı bir kesim oluşsa da bunlar da azınlık olmaktan ileriye gidememiştir. Irak toplumu istemedikleri bir dış etken aracılığı ile yönetildikleri dönemden dersler çıkarmışlar ve geleceklerini inşa ederken de bu birikimi kullanmışlardır. Manda döneminde ve sonrasında kurulan partiler Irak toplumunda parlamenter sitemin oluşmasına önemli katkılar yapmışlardır. Dönem dönem geçmiş alışkanlıkların da etkisiyle bir kişi ya da grubun yönetimde etkin olduğu dönemler yaşansa da demokratikleşmek için yapılan çalışmalar da sürdürülmüştür. Irak topraklarında yönetimde istikrarı engelleyen en önemli faktörü bölgenin farklı etnik gruplara, farklı dinlere ve farklı mezheplere mensup unsurları bir arada barındırması oluşturmaktadır. İşte Irak'ta cumhuriyetin inşasına kadar geçen sürecin aydınlatılmaya çalışıldığı bu çalışmada bölgenin kendi içinde ayrışmasına sebep olan faktörlere ve bölgenin yönetim anlamında yaşadığı dönüşüme yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Irak, Demokratikleşme, Cumhuriyet, I. Dünya Savaşı, İngiliz Mandası, Müslüman.
Nesnellik ve İslamofobi bağlamında Batı'nın Orta Doğu'ya yaklaşımının analizi
Bu tez çalışmasında Batı'nın Orta Doğu'ya yaklaşımı, nesnellik ve İslamofobi bağlamında ele alınmıştır. Öncelikle "nesnellik" ve "İslamofobi" kavramları incelenmiş, temelleri teorik olarak sorgulanmıştır. Bu iki kavram kullanılarak analiz çerçevesi oluşturulmuş, Batı'nın Orta Doğu'ya yaklaşımı somut olaylar üzerinden incelenmiştir. Buna göre nesnellik ilkesinin sosyal bilimlerde uygulanmasının zor olduğu, Batı'nın da Orta Doğu'ya yaklaşımında taraflı olduğu görülmüştür. İslamofobi, Avrupa'da sorunsallaştırılan ve siyasi olarak kullanılan bir olgudur. Korkudan ziyade düşmanlık içermektedir. Batı, savunuculuğunu yaptığı evrensel değerleri çıkarları için göz ardı edebildiği görülmüş, buna dair birçok olay örnek gösterilmiştir.
Ortadoğu'da otoriter rejimler
Ortadoğu siyasal coğrafyasının en belirgin özelliklerinden biri, uzun yıllardır bölgede hüküm süren dirençli otoriter rejimlerdir. Otoriter rejimler yalnızca güncel siyaset üzerinde değil, yürüttükleri politikalarla, bölgenin ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde de uzun erimli ve belirleyici etkilere sahiptir. Bu nedenle, Ortadoğu siyasetini ve toplumlarını anlayabilmek için, otoriter rejimlerin kaynaklarını ve işleyiş mekanizmalarını kavramak büyük öneme sahiptir. Bu tez, Ortadoğu'da otoriter rejimler üzerine akademik literatürün bir bilançosunu sunmayı hedeflemektedir. Otoriter rejimleri incelerken hangi kuramsal yaklaşımların benimsendiği, bu yaklaşımların literatüre olan katkıları ve sorunlu yönleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Böylece, Ortadoğu'da otoriter rejimleri uzun yıllar ayakta tutan kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikleri ana hatlarıyla ortaya koyabileceğime inanıyorum. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, mevcut literatür otoriter rejimlerin kaynakları ve rejimlerin kendilerini sürdürme stratejileri bakımından iki ana başlık halinde sınıflandırılacaktır. Literatürün sınıflandırılması ve alt başlıklar halinde incelenmesinin ardından, son bölüm, otoriter rejimler nasıl incelenmeli sorusuna cevap arayan bir tartışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde ilk olarak, son yılların yeni otoriteryanizm tartışmaları ele alınacaktır. Yeni otoriteryanizm çalışmalarının vaatleri ve sınırlılıkları ortaya konulduktan sonra, otoriter rejimleri siyasal iktidar perspektifinden okumanın, ana akım rejim çalışmalarının sıkıştığı dar formalist bakış açısını zenginleştireceği, siyasal rejimleri ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve rejimlerin maddi ve sembolik yaşam stratejilerini bütün veçheleriyle kavramamıza yardımcı olabileceği ileri sürülecektir. Burada, siyasal iktidar perspektifi olarak önerilen yaklaşıma, Pierre Bourdieu'nun alan teorisi ve Michael Mann'ın siyasal iktidar üzerine geliştirdiği kavramsallaştırmalardan hareketle varılmıştır.