Physical therapy
263 theses under this subject heading
Gerçek zamanlı fizyolojik sinyal verilerinin karşılaştırmalı öğrenme tekniği ile kişiselleştirilmiş anomali tespiti
İnsanlardan alınan fizyolojik sinyaller, sağlık başta olmak üzere birçok alanda önem taşımaktadır. Kişinin kalp atış hızı, vücut sıcaklığı, kan basıncı, elektrodermal aktivite gibi bilgileri analiz edilerek kalp hastalıklarını teşhis edilebilmek, stres seviyesini belirleyebilmek, egzersiz performansını izlemek gibi birçok fayda sağlamaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte fizyolojik sinyallerin daha kolay elde edilebilir olmasını sağlayan akıllı saatler ve bileklikler günlük yaşantımıza girmişlerdir. Bu sayede insanlar spor yaparken veya günlük hayatlarında, geliştirilen bu teknolojileri kullanarak sağlık durumlarını takip edebilmektedir. İnsan sağlığını etkileyen beslenme, fiziksel aktivite, uyku düzeni, genetik faktörler gibi unsurlardan biri de strestir. Günümüzde yaygın bir sorun haline gelen stres, sağlığımız üzerinde de ciddi etkilere sahiptir. Ayrıca vücuttaki çeşitli fizyolojik sinyaller üzerinde de stresin etkileri görülebilmektedir. Yapılan tez çalışması kapsamında da stresin fizyolojik sinyaller üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacıyla karşılaştırmalı öğrenme modeli kullanılarak kişinin stresli olup olmadığının tespitinin yapılabilmesi hedeflenmektedir. Normal şartlar altında beklenenden farklılık gösteren, alışılmadık veya dikkat çekici olay ve durumlara anomali denmektedir. Bu nedenle çalışma kapsamında bir kişinin stresli olması anomali olarak değerlendirilmektedir. Karşılaştırmalı öğrenme, etiketlenmemiş veriler üzerinde kullanılmak üzere ortaya çıkan bir derin öğrenme yöntemidir. Zaman serisi verilerinde anomali tespiti, etiketlenme eksikliği nedeniyle genellikle sorun oluşturmaktadır. Bu sorunu çözebilmek için farklı hastalıklara sahip (obstetrik brakial pleksus yaralanması, disleksi, zihinsel engelli ve tipik olarak gelişmiş) çocuklardan alınan zaman serisi olarak tutulan kan hacmi nabzı, elektrodermal aktivite ve vücut sıcaklığı verileri ile karşılaştırmalı öğrenme modeli kullanılarak anomali tespiti yapılması hedeflenmektedir. Çalışma kapsamında ilk önce tüm veriler kullanılarak ardından kişiye özel anomali tespiti yapılmaktadır. Sonucunda ise kişiselleştirilmiş anomali tespitinin genel anomali tespitinden daha başarılı bir sonuç elde ettiği görülmektedir.
Karpal tünel sendromu hastalarında retinaculum musculorum fleksorumun myofascial olarak gevşetilmesi, median sinir mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin kinesio taping bantlama tekniğiyle karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), n. medianus'un karpal tünel içerisinde sıkışmasıyla oluşan ve en sık görülen tuzak nöropatidir. Bu çalışmada amacımız; KTS'li hastaların tedavisinde, fizik tedavide kullanılan kinesio taping bantlama tekniğinin ne kadar etkin olduğunu saptamak ve kinesio taping bantlama tekniğiyle retinaculum musculorum flexorum'un myofascial gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin üçünün birlikte yapıldığı tedavi programının etkinliğini karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Gönüllü KTS'li 40 bayan hasta, iki gruba ayrıldı. Hastaların ilk grubuna 4 hafta boyunca haftada 5 gün retinaculum musculorum flexorum'un myofascial olarak gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizleri; ikinci gruba pazartesi- perşembe günleri 4 hafta boyunca haftada 2 defa karpal tünel sendromu için uygulanan kinesio taping bantlama tekniği uygulandı. Her bir hasta tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası ile değerlendirilip, her grubun tedavisinin kendi içinde etkinliğinin ve iki grubun tedavi etkinliğinin birbiriyle karşılaştırılması yapıldı.Bulgular: Her iki grupta da tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Egzersiz grubu ve bantlama grubu Boston Semptom Şiddeti Skalası'nda tedavi öncesi ve sonrası arasındaki fark karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası'nda iki grup arasında anlamlı bir fark tespit edildi.Sonuç: Her iki grupta da KTS semptomları açısından olumlu etkiler sağlandığı tespit edilmiş, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. KTS fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde egzersiz grubu bantlama grubundan daha etkin çıkmıştır.Anahtar Sözcükler: Karpal tünel sendromu, n. medianus mobilizasyonu, sinir mobilizasyon egzersizleri, tendon gliding egzersizleri, kinesio taping bantlama tekniği.
Akut inme hastalarında omuz subluksasyonunun önlenmesinde kinesio-taping etkinliğinin elektrik stimülasyonu ile karşılaştırılması
Amaç: Akut inme hastalarında, Kinesio Taping® uygulamasının glenohumeral subluksasyonu engellemedeki etkisini elektrik stimülasyon uygulamasıyla karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Akut inmeye bağlı hemipleji gelişmiş olan 44 hasta rastgele yöntemle bantlama (n=22) ve stimülasyon (n=22) gruplarına ayrıldı. Gruplara 3 haftalık tedavi sürecinde Bobath erken dönem egzersizleriyle birlikte bantlama grubunda omuza 3 günde bir Kinesio bantlama, stimülasyon grubunda ise M. Supraspinatus ve M. Deltoideus'un arka parçasına NMES uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası her iki omuz karşılaştırmalı grafileri oturur pozisyonda çekildi. Omuz subluksasyonu, vertikal mesafe ölçümü ve total asimetrinin hesaplandığı yöntemlerle değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi VAS ile, kas tonusu değerlendirmesi MAS ile, GYA değerlendirmesi Bİ ile ve üst ekstremite motor değerlendirmesi ise Brunnstrom evrelemesiyle yapıldı. Bulgular: Tedavi öncesi gruplar arası demografik, radyolojik ve klinik değerlendirme parametrelerinde anlamlı fark yoktu (p>0,05). Tedavi sonrası gruplar arası radyolojik değerlendirmede stimülasyon grubunun total asimetri değerlerinde bantlama grubuna göre anlamlı azalma tespit edilirken (p<0,05) vertikal mesafe ölçümlerinde fark bulunmadı (p>0,05). Grup içi değerlendirmede ise stimülasyon grubunda anlamlı fark bulunurken (p<0,05) bantlama grubunda anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). GYA değerlendirmesinde stimülasyon grubunda Bİ'de bantlama grubuna göre anlamlı iyileşme tespit edildi (p<0,05). VAS'ta tedavi öncesine göre grup içi ve gruplar arası değerlendirmede anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). MAS'ta ise grup içi değerlendirmede tedavi öncesine göre bantlama grubunda anlamlı artış olurken (p<0,05), stimülasyon grubunda anlamlı fark oluşmadı. Gruplar arası değerlendirmede de tedavi sonrası anlamlı fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç: Akut inme hastalarında GHS'nin önlenmesi amacıyla tedavide Bobath yaklaşımı ve omuz koruma stratejilerine ek olarak NMES'in yer almasının GHS'yi önlemede etkili bir yöntem olduğu kanısına varıldı. Kinesio bant uygulamasının ise tek başına GHS'yi engellemede yeterli olmadığı ancak uygulanan diğer tedavi yöntemlerine yardımcı olarak kullanılabileceği kanısına varıldı.
Bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisi
Bel ağrısı toplumda en çok görülen sağlık problemlerindendir. Ağrı, fonksiyonel yetersizlikler, yürüme ve denge bozuklukları bel ağrısında sık rastlanan semptomlardandır. Bel ağrısında sinir mobilizasyon tekniklerinin etkilerini araştıran randomize-kontrollü çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı, bel ağrılı olgularda sinir mobilizasyonun yürüme ve ayakta duruş parametrelerine etkisini araştırmaktı. Çalışmamıza 20 bel problemi tanısına sahip çalışma grubu (yaş ortalaması 39.45±8.55 yıl), 21 bel problemi tanısına sahip kontrol grubu (yaş ortalaması 38.33±9.70 yıl) ve 19 sağlıklı kontrol grubu (yaş ortalaması 35.94±9.70 yıl) olmak üzere 60 olgu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan olguların demografik özellikleri kaydedilmiş ve çalışma ve kontrol gruplarında, ağrı şiddetinin değerlendirilmesi için Vizüel Analog Skalası, düz bacak kaldırma testi açısı, fonksiyonel düzeyleri saptamak için Oswestry Özürlülük Skalası tedavi öncesi ve sonrası uygulanmıştır. Yürüme ve ayakta duruş parametrelerinin ölçümü için Zebris-FDM-2 platformu kullanılmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının vizüel analog skalası ve Oswestry özürlülük skalası ölçümlerinde tedavi öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Çalışma ve sağlıklı kontrol gruplarının düz bacak kaldırma testi ölçümlerinde anlamlı artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sallanma ve çift destek fazı yüzdesi parametrelerinde üç grupta da ölçümler arasında anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) fakat grupların birbirine üstünlüğünün olmadığı bulunmuştur(p>0.05). Çalışma sonucunda sinir mobilizasyonun ağrısız kalça fleksiyonu açısı ve fonksiyonelliğin arttırılması, ve ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Sinir mobilizasyonu ile yürüme ve ayakta duruş parametrelerinde kazanımlar elde edilmiştir. Sinir mobilizasyon teknikleri bel ağrısının tedavisinde rutin olarak kullanılabilir. Farklı sinir mobilizasyon tekniklerinin değişik seans ve sayıda uygulanacağı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması
Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi
Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda pulmoner, fiziksel ve psikososyal fonksiyonların incelenmesi
Boyun ağrılı spondiloartritli hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerine konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
AMAÇ Bu tez çalışmasında amaç, boyun ağrılı spondiloartrit (SpA) hastalarında egzersiz, Kinezyolojik bantlama (KB) ve konvansiyonel fizik tedavi (FT) modalitelerinin ağrı ve fonksiyonel durum açısından etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ ve YÖNTEM Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinden takip edilen ve inflamatuar karakterde boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası spondiloartrit hastaları dahil edildi. Son 3 ay içerisinde mevcut medikal tedavisinde değişiklik yapılanlar, servikal disk hernisi ile uyumlu semptomları olanlar, servikal bölgeden travma veya operasyon öyküsü olanlar, malignitesi, sistemik enfeksiyonu veya bilinen psikiyatrik bozukluğu olanlar, tedavi uygulanacak olan bölgede yara veya enfeksiyonu olanlar, KB bandına karşı alerjik reaksiyonu olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar 3 farklı gruba randomize edildi ve birinci gruba yalnızca ev egzersiz programı verildi. İkinci gruba 3 hafta sürecek şekilde 15 seans konvansiyonel FT modaliteleri uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Üçüncü gruba 3 hafta boyunca haftada iki kez değiştirilmek üzere boyun bölgesine KB tedavisi uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. hafta ve 3. ayda; Görsel Analog Skala (VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skoru (BAÖS), Kopenhag Boyun Fonksiyonel Özürlülük Skalası (KBFÖS), Spondiloartritler için Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ-S), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) testleri kullanılarak ve goniometre ile boyun eklem hareket açıklıkları (EHA) ölçülerek yapıldı. BULGULAR Çalışmaya 43 hasta alındı (Egzersiz grubu:14, Konvansiyonel FT grubu:14, KB grubu:15). Çalışmaya alınan olguların demografik özellikleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sadece egzersiz verilen grupta grup içi değerlendirmelerde kontroller arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. ay kontrollerinde konvansiyonel FT grubuna göre boyun ekstansiyonu ve sağ rotasyonu değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı artma saptandı. Kinezyolojik bantlama uygulanan grupta grup içi değerlendirmelerde yapılan kontrollerde anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS ağrı skoru değerlerinde tedavi öncesine göre azalma saptandı. Konvansiyel FT uyguladığımız grupta grup içi değerlendirmelerde 3. hafta kontrollerinde BASFI ve VAS değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS, BASDAI ve BASFI değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. SONUÇ SpA'lı hastaların boyun ağrısı ve kısıtlılığının tedavisinde verilen egzersiz programının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da eklem hareket açıklığı üzerine olumlu etkileri saptanmıştır. Egzersiz programına ek olarak uygulanan KB tedavisi ağrıyı azaltmada faydalı olmaktadır. Konvansiyonel FT yöntemleri ile egzersiz programı birlikte uygulandığında ise ağrı ve fonksiyonel durumda iyileşme görülmektedir. Boyun şikayeti olan SpA'lı hastalarda nonfarmakolojik yöntemler iyi birer tedavi alternatifi olabilir.
Okul çağındaki pediatrik nörolojik hastaların mobilite seviyesinin katılıma etkisi
Okul çağındaki pediatrik nörolojik hastalarda mobilite seviyesinin katılım üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yaptığımız çalışmaya, yaşları 5-15 olan toplam 63 çocuk ve aileleri alındı. Katılımcılar İstanbul ili sınırları içerisindeki Özel Eğitim Kurumları ve çeşitli Fizik Tedavi Merkezlere devam eden hastalardan seçildi. Çocuklara ve ailelerine tarafımızdan hazırlanan bir Değerlendirme Anketi, uygun durumda olanlara gövde ve alt ekstremite kas kuvveti testlemeleri, Kaba Motor Fonksiyon Ölçeği, Fonksiyonel Mobilite Skalası, Pediatrik Veri Toplama Aracı, Modifiye Barthel İndeksi uygulandı ve cevaplar kaydedildi. Sonuçların analizi SPSS 18 programı kullanılarak, p<0,05 anlamlılık düzeyi kullanılarak yapıldı. Çalışmaya katılan çocukların çoğunun Serebral Palsi'li oldukları görülmüştür. Çalışmamızın sonuçları incelendiğinde, çocukların mobilite düzeylerinin katılım ile ilişkide olduğu (p<0.001), mobilite ile alt ekstremite kas kuvveti ile arasında (p<0.001), gövde kas kuvveti arasında (p<0,01) kuvvetli ilişkiler olduğu, okulda geçirilen sürenin de mobilite (p<0,01), katılım (p<0.001), bağımsızlık (p<0.001) ve kaba motor fonksiyon düzeyleri ile (p<0,05) ilişkide olduğu, çocukların kaba motor fonksiyon düzeylerinin katılım üzerinde etkili olduğu (p<0.001) ve çocukların alt ekstremite kas kuvveti ile katılım arasında (p<0.001), gövde kas kuvvetleri ile katılım arasında (p<0,01), ve bağımsızlık ile alt ekstremite kas kuvveti arasında (p<0.001), gövde kas kuvveti arasında (p<0,01) kuvvetli ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda okul çağındaki nörolojik hastalığa sahip çocukların mobilite seviyesinin katılımlarını etkilediği belirlendi. Ayrıca mobilite seviyesine bağımsızlık seviyesi, kaba motor düzeyi ve kas kuvvetinin de etkili olduğu, katılım düzeyine ise kaba motor fonksiyon düzeyi, kas kuvveti gibi faktörlerin etki ettiği ve çocukların okulda geçirdikleri sürenin mobilite, katılım ve bağımsızlık seviyelerinden etkilendiği ortaya çıkmıştır.
Laktasyon dönemindeki bayanlarda görülen boyun ve bel ağrı seviyelerinin incelenmesi
Çalışmamızda, laktasyon dönemindeki kadınların boyun ve bel ağrı seviyelerini ve ağrı seviyelerinin günlük yaşamlarına etkileri incelemeyi amaçladık. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Laboratuvarına başvuran doğum sonrası 0-6 ay laktasyon döneminde olan 50 kadın dahil edildi. Olgularda sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirleyen soru formu, Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen olguların %68'i 20-29 yaş aralığında, %32'si 30-40 yaş aralığında idi. Olguların yaş ortalamasının 28,48±4,21 olduğu belirlendi. Çalışmaya dahil edilen bireyler doğum sonrası ortalama 4,07±1,88 ayda idi. Kadınların %42'si doğum sonrası 0-3 ayda iken, %58'i 4-6 doğum sonrası ayda idi. Çalışmamızdaki kadınların %16'sı ideal kilonun çok üzerinde, %30'u ideal kilonun üzerinde, %54'ü ideal kiloda idi. Bireylerin vücut kitle indeks ortalamasının 25,81±3,68 olduğu belirlendi. Olguların eğitim durumları incelendiğinde % 14'ü ilköğretim, % 4'ü ortaokul, % 12'si lise, % 54'ünün lisans mezunu olduğu bulundu. Kadınların doğum şekilleri incelendiğinde %36'sı normal doğum, %64'ünün sezaryen ile doğum gerçekleştirdiği belirlendi. Çalışmaya dahil edilen olguların postpartum dönemde %10'unun düzenli egzersiz yaptığı, %80'inin egzersiz yapmadığı bulundu. Katılımcıların Oswestry total puan ortalamaları 26,20±13,09, Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması 29,99±14,46 idi. Kadınların yaşları, eğitim durumları, postpartum egzersiz durumları ve vücut kitle indeksleri, ile Oswestry ağrı ölçeği total puanı ile Boyun ağrı ve disabilite indeksi total puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. (p>0,05) Çalışmaya katılan bireylerde doğum sonrası 0-3 ay dönemde olanların Oswestry ağrı puanının, 4-6 ay döneminde olanların total puanlarından daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. (p<0,05) Çalışmaya dahil edilen kadınların Oswestry Ağrı Ölçeği ve Boyun Ağrı ve Disabilite İndeksi total puan ortalamaları, ağrılarının günlük yaşamlarında hafif fonksiyonel kaybın olduğunu göstermektedir. Doğum sonrası aylar ilerledikçe gebeliğin izlerinin silinmesi ile bel ağrı seviyelerinin azaldığı buna paralel olarak günlük yaşamlarındaki fonksiyonel kaybın gerilediği bulundu.
Rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi, omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi , omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Rotator Manşet Sendromu tanısı almış, 18-65 yaş arasında, en az 4 haftadır devam eden unilateral omuz ağrısı olan 30 gönüllü katılımcı; kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 15'er kişiden oluşan eğitim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna ağrıyı azaltmaya yönelik elektoterapi uygulamaları ve glenohumeral ekleme yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri, eğitim grubuna ise bu programa ek olarak skapular stabilizasyon egzersizleri verildi. Katılımcıların çalışma öncesinde ve 15 seans sonunda; Visual Analog Skala ile ağrı şiddetleri, manuel kas testi ile omuz kas kuvveti, gonyometre ile omuz normal eklem hareket açıklığı, el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların fonksiyonel düzeyleri Kol, Omuz El Sorunları Anketi'yle, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği'yle, yaşam kalitesi Western Ontario Rotator Manşet İndeksi'yle ve günlük yaşam aktiviteleri Omuz Ağrı ve Disabilite Anketi'yle değerlendirildi.Verilerin istatistiksel analizi için SPSS V.20 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupda da grup içi değerlendirmede ağrı, normal eklem hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, omuz kas kuvveti, hareket etme korkusu, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktivitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında germe ve güçlendirme egzersizleriyle birlikte verilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin (eğitim grubu) omuz fonksiyonlarının iyileştirilmesinde, omuz abduktör, ekstansör kas kuvvetini ve el kavrama kuvvetinin arttırılmasında daha etkili bir yöntem olduğu görülmüştür(p<0.05). Çalışmanın sonucunda rotator manşet sendromlu hastalarda klasik egzersiz programının ağrının azaltılmasında, normal eklem hareket açıklığının kazandırılmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında, hareket etme korkusunun azaltılmasında ve günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılmasında yeterli olduğu klasik egzersizlere ilave edilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin ise omuz kas kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve omuz fonksiyonlarını iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Rotator manşet sendromu, skapular stabilizasyon egzersizleri, ağrı, omuz fonksiyonları, kinezyofobi, yaşam kalitesi
Lipödemli hastalarda gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabiliteye etkisi
Çalışmamızın amacı, lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı, ödem, gövde enduransı, fonksiyonel kapasite ve postüral stabiliteye olan etkisini incelemektir. Lipödem, kalça ve bacakların simetrik büyümesi olarak görülen, çoğunlukla kadınları etkileyen kronik, ilerleyici bir adipoz doku bozukluğudur. Çalışmaya yaş ortalaması 53,06±7,92 yıl olan, alt ve üst bacak tipi lipödem tanısı alan 32 kadın olgu dahil edildi. Olgular deney (n=17) ve kontrol (n=15) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular 6 hafta süresince haftanın 2 günü fizyoterapist gözetiminde, 5 günü ev programı olacak şekilde egzersiz programına alındı. Kontrol grubunun fizyoterapi programı aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden, deney grubunun fizyoterapi programı ise aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak gövde stabilizasyon egzersizlerinden oluşmaktaydı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, ekstremite hacmi (çevre ölçümü), vücut kompozisyonu analizi, gövde enduransı, ağrı (Vizüel analog skala), postüral stabilite (Biodex Balance System®) ve fonksiyonel kapasiteleri (6 dakika yürüme testi) değerlendirildi. Altı hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da grup içi değerlendirmede ağrı, çevre ölçümü ve 6 dakika yürüme testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme bulundu (p<0,05); ayrıca vücut kompozisyonu, gövde enduransı ve postüral stabilite değerlendirmesinde ise sadece deney grubunda anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında; postüral stabilite, vücut kompozisyonu, gövde enduransı, çevre ölçümü, 6 dakika yürüme mesafesi değerlerinde deney grubu istatistiksel olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Alt ve üst bacak tipi lipödemi olan hastalarda, aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programına ek olarak uygulanan gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabilite üzerine etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda alt ve üst bacak tipi lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programının ağrının azaltılmasında etkili olduğu, aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilave edilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin ise ekstremitenin volümünün azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin arttırılmasında, vücut kompozisyonu düzeltmede, gövde enduransı ve postüral stabiliteyi geliştirmede daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Lipödem, egzersiz, ağrı, gövde stabilizasyonu, postüral stabilite
Lomber bölge disk herniasyonlarında alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkiniği
Bu çalışma lomber bölge disk herniasyonu olan hastalarda alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 30-65 yaş aralığında 60 lomber disk herniasyon tanılı hasta dahil edildi. Hastalar değerlendirme sonrasında kapalı zarf yöntemiyle randömize edilerek deney (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Her iki grubuda 4 hafta (20 seans) sıcak paket (hotpack), konvansiyonel transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), terapotik ultrason uygulamalarıyla birlikte bel egzersizlerinden oluşan geleneksel fizik tedavi programı uygulandı. Deney grubuna bu programa ek olarak Alet Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (IASTM) haftada 3 kere 1 gün arayla toplamda 12 seans uygulandı. Bu teknik, farklı ebatlarda ve şekillerde paslanmaz çelik alet kullanılarak gerçekleştirilirdi. IASTM tedavisi aletle 45 ° açıyla her teknik (SWEEP-FAN- BRUSH-SWEEP ) 8-10 tekrarlı olmak üzere ilicostalis lumborum, priformis, gluteus medius, erektör spinalar, quadratus lumborum kaslarına, yüzeyel ve derin fasyaya uygulandı. Tedavi başlangıcında ve 4. haftanın sonunda hastaların depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile ağrı şiddetleri VAS ağrı skalası ile fonksiyonel durumları Oswestry Skalası ile yaşam kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ile ve normal eklem hareket açıklığı gonyometre ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS v.20 programı kullanılarak analiz edildi. Tüm yapılan analizlerde anlamlılık oranı p<0.05 kabul edildi. Dört haftalık tedavi programı sonunda her iki gruptada VAS ağrı şiddetinde, normal eklem hareketlerinde (fleksiyon, ekstansiyon, sağ-sol lateral fleksiyon, rotasyon) anlamlı oranda gelişmeler bulundu (p<0,05). Oswestry ve Beck Depresyon ölçeği skorlarında kontrol grubuna kıyasla sadece deney grubunda anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada VAS ağrı, normal eklem hareketi ve Oswestry ölçeğinde anlamlı fark görülürken SF-36 ve Beck Depresyon ölçeği anketinde anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonucunda lomber disk herniasyonlu hastalarda geleneksel fizyoterapi programına göre IASTM' in normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerinde daha etkili bir yöntem olduğu, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında uygun hastalarda alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.
8 haftalık multi-model egzersiz programının Serebral palsi'li çocukların fonksiyonları üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, Bobath NGT'ye (Nöro Gelişimsel Tedavi) ek olarak sportif aktivitelerle zenginleştirilmiş multi-model ev egzersiz programının SP'li çocukların rehabilitasyon sonuçlarını nasıl etkileyebileceğini araştırmaktır.Bu araştırma yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırma evrenini Rehabilitasyon Merkezi'nden fizik tedavi alan ve hasta kartlarından diplejik ve hemiplejik tip SP tanısı olan hastalar oluşturmaktır. 44 SP'li hasta çalışma evreni olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada, rastlantısal olmayan Sistematik Örneklem yöntemi ile nitel ve nicel araştırma desenleri bir arada kullanılmıştır.Bobath NGT yöntemine dayalı program alan 4-12 yaş arası (Çalışma grubu yaş ortalaması: 8,27 ±2.10, kontrol grubu yaş ortalaması: 7.27± 2,79 ) SP teşhisi konmuş 44 hasta (11 kız ve 33 erkek) çalışma programına alınmıştır. 44 hasta 22'şer kişiden oluşan 2 gruba ayrılmıştır. Her iki gruba haftada 2 gün 40 dakikadan oluşan Bobath yöntemine dayalı fizyoterapi programı uygulanmıştır. Aynı zamanda ÇG'ye 8 hafta boyunca, haftada 5 gün ve 50 dakikadan oluşan multi-model ev egzersiz programı düzenli olarak uygulanmıştır. Hastaların demografik özellikleri ve Aile Etki Ölçeği (AEÖ); Bağımsız İki Örnek T Testi ile, cinsiyet dağılımları ve Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS); Ki Kare testi ile, Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (GMFM), 1 dakika yürüme testi, sağ ve sol tek ayak üzerinde durabilme süresi ve NEH ölçümleri; Karışık Ölçümler İçin İki Faktörlü Anova yöntemiyle analiz edilmiştir. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.Bu çalışmada gözlenen hastalar hem demografik açıdan hem de cinsiyet açısından benzer olan iki gruptan oluşmaktadır. Gruplar arası seviyeler birbirine uygunluk göstermektedir (X2=0.144 0.05). Her iki grubun AEÖ değerleri benzerlik göstermektedir. ÇG ve KG'nin VAS skor ortalamaları analiz edildiğinde, aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur (P=0.003<0.05). Bu anlamlı farklılık, 8 hafta sonrası ÇG'nin VAS skor ortalamaları lehine olmuştur. Her iki grubun GMFM (P=0.098>0.05), 1 dk. yürüme testi (P=0.078>0.05), sağ tek ayak üzerinde durabilme süresi (P=0.725>0.05), sol tek ayak üzerinde durabilme süresi (p=0.927>0.05) ve NEH başlangıç ve 8 hafta sonunda ölçüm parametrelerine bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır Ancak hem 1 dakika yürüme testi hem de GMFM değerlendirmesinde ÇG lehine sayısal bir artış olmuştur.Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Ev egzersiz programı, Serebral Palsi ve egzersiz ve Serebral Palsi ve Spor ve Serebral Palsi ve fizik tedavi
Yoğun bakım hemşirelerinde göğüs fizyoterapisi uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin göğüs fizyoterapisi (GFT) hakkındaki bilgi durumlarını ve uygulamalarını belirlemek, GFT'ye yönelik verilecek bir eğitimle mevcut bilgilerine katkı sağlamak ve farkındalıklarını arttırmak amacıyla, kendisi kontrollü çalışma niteliğinde yapıldı. Etik kurul onayı ve başhekimlikten yazılı izin alındıktan sonra Mart-Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin tümü, örneklemini ise 62 hemşire oluşturdu. Eğitimden önce hemşirelere, tanıtıcı özelliklerini ve GFT ile ilgili parametreleri içeren bir anket uygulandı. Daha sonra hemşirelere birebir ve uygun bir ortamda, literatür taranarak ve uzman görüşü ile oluşturulmuş, 15 dakika kadar süren GFT yöntemlerinin gösterildiği bir video sunumu ile görsel eğitim ve GFT'nin tanımı, amaçları, değerlendirme parametreleri ve yöntemlerini içeren bir eğitim rehberi ile eğitim verildi. Eğitimden üç ay sonra anketin GFT ile ilgili kısmı tekrar uygulandı. Veriler Shaphiro wilk, eşleştirilmiş t ve Mc Nemar testi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan hemşirelerin %30,6'sı hemşirelik eğitiminde, %6,5'i hizmet içi eğitimde GFT ile ilgili eğitim aldığını, %59,7'si hastaya GFT'ye yönelik eğitim verdiğini, %95,2'si ünitelerinde kullandıkları GFT ile ilgili rehber bulunmadığını, %80,6'sı çalıştıkları yoğun bakımda GFT uyguladığını, %83.9'u GFT'nin etkinliğini değerlendirdiğini ifade etti. Hemşirelerin havayolu sekresyonlarını kontrol etmek ve uzaklaştırmak dışında GFT'nin yapılma amacını, öksürme egzersizleri dışında GFT değerlendirme parametrelerini, postüral drenajın kontrendikasyonlarını, aspirasyon işlemi sırasında sekresyon koyu ise sıvı alımının arttırılması, aspirasyon işlemi sırası, öncesi ve sonrasında FiO2'nin arttırılması ve aspirasyon işleminin 10 saniyeden fazla sürdürülmemesi gerektiğini, kontrollü öksürme, perküsyon ve diyafragmatik solunum tekniklerini ve hipoksi ve oksijen saturasyonu (SaO2)'nun tanımı ile arteriyel kan gazı (AKG)'nı daha doğru ifade ettiği belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak hemşirelerin GFT uygulamalarına ilişkin yeterli eğitim almadıkları ve bu konuda verilen eğitimin katkı sağladığı tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda; hemşireler için GFT ile ilgili güncel rehber oluşturulması, uygulamaların gösterildiği videolarla ve eğitimlerle bilgilerinin güncellenmesi, bilgilerini günlük uygulamalarında kanıta dayalı olarak kullanmaları önerilebilir. Anahtar kelimeler: Pulmoner Rehabilitasyon, Göğüs fizyoterapisi, Solunum Fizyoterapisi, Hemşirelik uygulamaları.
Karpal tünel sendromu tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Daha önce yapılmış çalışmalar ile karpal tünel sendromu (KTS) tedavisinde yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT), ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) ve transkutanöz elektriksel sinir uyarımı tedavisi (TENS) etkinliği araştırılmıştır. Bu fizyoterapi ajanlarının her birinin ayrı ayrı etkili olduğu gösterilmiştir. Ancak yaptığımız literatür taramalarında KTS hastalarında HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırıldığı çalışmaya rastlamadık. Bu çalışmada KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS'in etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Mayıs 2015 ile Ekim 2015 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve KTS tanısı almış 54 hasta, 90 el alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 30'ar el HILT, ESWT ve TENS tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Bilateral KTS'si olan hastaların her iki eli aynı tedavi grubuna alındı, ancak değerlendirmeler her iki el için ayrı ayrı yapıldı. Hastalara tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2. ay falen testi, ters falen testi ve tinel testleri yapıldı ve boston karpal tünel sorgulama anketi (BKTSA), vizüel analog skala (VAS) ağrı/uyuşukluk gece-gündüz, hasta memnuniyeti ölçeği (PEM) uygulandı. El kavrama gücü ve parmak kavrama gücü ölçümleri yapıldı. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2. ayda elektromyelografi (EMG) çekildi ve median sinir motor-duyusal distal latans ve iletim hızı kaydedildi. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler ve elektronörofizyolojik parametreler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık sapatanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 2.ay olarak karşılaştırıldığında falen testi, ters falen testi, el kavrama gücü, parmak kavrama gücü, VAS gündüz/gece ağrı/uyuşukluk ölçeği, BKTSA fonksiyonel skalası, semptom skalası ve PEM ölçeğinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı. Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.ay EMG bulguları açısından karşılaştırıldığında sadece HILT ve TENS grubunda median sinir duysal distal latansta (mSDL), ESWT grubunda ise median sinir motor iletim hızında (mMNCV) anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda KTS tedavisinde HILT, ESWT ve TENS etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin KTS'de etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Karpal tünel sendromu, yüksek yoğunluklu lazer tedavisi, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, transkutanöz eletriksel sinir uyarımı tedavisi
Savunmasız yaşlı anketi Türkçe geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma "Savunmasız Yaşlı Anketi"nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik araştırma türüne uygun olarak planlanıp gerçekleştirilen araştırmada SYA-13 Türkçe'ye uyarlanarak dil geçerliliği değerlendirilmiş ve gerekli düzenlemelerle ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçek, Ocak-Nisan 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 74 yaş ve üstü 242 hastaya uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak; Sosyo-demografik form, Savunmasız Yaşlı Anketi, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, ile Lawton&Brody Enstrümantal Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Yaşlıların sosyodemografik ve klinik özellikleri ortalama, sayı ve yüzde ile değerlendirilmiştir. Geçerlilik analizinde; Dil geçerliliği için çeviri-geri çeviri yapılmış, içerik geçerliliğinde uzman görüşleri Kendall iyi uyuşum katsayısı ile analiz edilmiştir (Kendall's = 0.435, p>0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğinde açımlayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Güvenilirlik için tanımlayıcı istatistikler, Cronbach alfa iç tutarlılık güvenilirlik katsayısı ve ölçekler arası ilişkinin değerlendirilmesinde Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.85, ölçek maddelerinin Cronbach alfa değerleri 0.82 - 0.85 arasında bulunmuştur. Ölçeğin madde analizi sonuçlarında, ölçeğin maddeleri arasındaki korelasyonların hepsi anlamlı düzeyde yüksektir. Yapılan analizde madde-toplam test korelasyon değerleri 0.33 ile 0.72 arasında değişmektedir. Ayrıca araştırmada örneklem uygunluğunu gösteren Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) analizi uygulanmıştır. İstatiksel analizlerde p < 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç olarak ölçeğin geçerlilik ve güvenilirlik değerlerinin yeterince yüksek olduğu ve Türk toplumunda yaşlı bireylerin değerlendirilmesi amacıyla kullanılabileceği belirlenmiştir.
İnme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremite kas kuvveti ve dengenin fonksiyonel yürüme kapasitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı inme sonrası hemipleji hastalarında alt ekstremitenin etkilenen kaslarındaki rezidüel defisitlerinin denge, fonksiyonel yürüme kapasitesi ve normalize yürüme değeri ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: İnme sonrası 3 ila 60 ay arası süre geçmiş, Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflamasına göre en az evre 3 ve üzeri, tek taraflı hemiplejik hastalar çalışmaya dahil edildi. Fugl-Meyer Alt Ekstremite Motor Subskalası, Brunnstrom evresi ve alt ekstremite manuel kas güçleri kaydedildi. Fonksiyonel Yürüme Kapasitesini belirlemek üzere 6 dakika yürüme testi, denge ve yürüme hızının belirlenmesi içinse 10 metre yürüme testi ve Berg Denge Ölçeği uygulandı. Her iki alt ekstremitede sekiz kas grubunun maksimum izometrik kuvvetleri el dinamometresi kullanılarak ölçüldü ve etkilenen taraftaki her bir kasın rezidüel defisiti hesaplandı. 6 dakika yürüme test sonuçları aynı yaş, cinsiyet, boy ve kilodaki sağlıklı kişilerden beklenen mesafeye göre karşılanan yürüme yüzdesi (normalize 6 dakika yürüme değeri) olarak sunuldu. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 61 hastanın yaş ortalaması 54,64±11,67 ve hastalık sonrası geçen süre ortalama 23,4±18,1 ay idi. Hastaların 36'ı (%59) erkekti. Berg Denge skorları ortalama 42 (20-56), 6 dakika yürüme mesafeleri ortalama 253,43 (40,50-435,00) metre, normalize yürüme değeri ortalama 44,4±23,4 metre ve yürüme hızları ortalama 0,91 m/sn (0,15-1,67) idi. Etkilenen alt ekstremite kaslarının rezidüel defisitlerinin tamamı normalize yürüme değeri ile negatif koreleydi: kalça fleksör (r=-,651), kalça ekstansör (r=-,621), kalça abduktör (r=-,657), kalça adduktör (r=-,630); diz fleksör (r=-,738), diz ekstansör (r=-,659), ayak bilek dorsi fleksör (r=-,776), ayak bilek plantar fleksör (r=-,773). Normalize yürüme değeri ile Berg Denge Skorları, 6 dakika yürüme mesafeleri ve yürüme hızları orta-güçlü derecede korele bulundu (sırasıyla r=,688; r=,950; r=,924). Çoklu lineer regresyon analizleri sonucunda normalize 6 dakika yürüme değerini belirleyen temel bağımsız değişkenler ayak bilek plantar fleksör ve diz fleksör kasların rezidüel defisitleri olmuştur (R:,791 R2: 625). Sonuç: İnme sonrası hemiplejik hastalarda alt ekstremite kas kuvveti ve denge, yürüme performansı ile ilişkilidir. İnmeli hastalarda yürüme performansının iyileştirilmesi amacıyla alt ekstremitedeki kaslara, özellikle ayak bilek plantar fleksörler ve diz fleksörlere güçlendirme egzersizleri önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Rehabilitasyon, İnme, Kuvvet, Yürüme, Denge.
Sağlıklı bireylerde klasik masaj ile konnektif doku masajı uygulamalarının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada sağlıklı bireylerde Klasik Masaj ile Konnektif Doku Masajının alt ekstremite kan akımı üzerine akut etkileri karşılaştırıldı. Araştırmaya 20 gönüllü sağlıklı kişi dahil edildi. Olguların sol alt ekstremitelerine 40 dakika tek seans Klasik Masaj uygulandı. Bir hafta sonra aynı kişilere temel bölge (sacral bölge) ve alt ekstremitelerine 40 dk tek seans Konnektif Doku Masajı uygulandı. Olguların arteria poplitealis ve arteria tibialis posterior'daki damar çapı (mm), kan akış hızı (ml/sn) ve kan akım miktarı (ml/dk) uygulama öncesi ve uygulama sonrası renkli doppler ultrason ile ölçüldü. Çalışmada Konnektif Doku Masajı ve Klasik Masaj yönteminin periferik damarlarda damar çapı, kan akış hızı ve kan akım miktarını arttırdığı belirlendi (p <0,05). İki uygulama karşılaştırıldığında Konnektif Doku Masajı arteria poplitealisde kan akış hızını, kan akım miktarını ve arteria tibialis posteriorda damar çapını (mm), kan akış hızını (ml/sn) ve kan akım miktarını (ml/dk) Klasik masajdan daha fazla arttırmıştır. (p<0,05). Arteria poplitealisin damar çapında iki uygulamanın birbirine üstünlüğü sağlanamadı. Bu sonuçlar sağlıklı kişilerde Konnektif Doku Masajı'nın Klasik Masaj'a göre periferik kan dolaşımını arttırmada daha etkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Dolaşım sistemi, Doppler ultrason, Kan akımı, Klasik masaj, Konnektif doku masajı
Lateral epikondilitli hastalarda extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, extrakorporeal şok dalga tedavisi ve kinezyolojik bantlama tedavisinin lateral epikondilit üzerindeki etkinliklerini değerlendirmek amacıyla kapalı zarf yöntemiyle randomizasyon yapılmıştır. Çalışmamız Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hastanesi fizik tedavi ve rehabilitasyon ünitesinde Kasım 2017 ve Ocak 2018 tarihleri arasında başvuran lateral epikondilit (LE) tanısı almış 80 hasta üzerinde yapılmıştır. 52'si kadın 28'i erkek olan hastaların yaş ortalaması 49,62 yıl olarak bulunmuştur. Hastalar kontrol grubu (n=40) ve çalışma grubu (n=40) olarak iki gruba randomize edilerek tedaviye alınmıştır. Çalışmadaki tüm katılımcılara haftada iki olmak üzere toplam 4 seans fizik tedavi (20 dakika hotpack, 20 dakika TENS ve 3 dakika ultrason) ve ESWT uygulandı. Buna ek olarak, çalışma grubuna kinezyolojik bantlama yapıldı. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi bitiminden iki hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmede Kol, Omuz, El Sorunları Anketi (DASH), Vizüel Analog Skala (VAS), Yaşam kalitesi (SF-36), ve Kavrama gücü ölçme parametreleri kullanılmıştır. Sonuç olarak; tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden iki hafta sonra yapılan değerlendirmelerin analizlerinde her iki grubun VAS, DASH değerlerinde anlamlı farklılık saptanırken gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Kavrama kuvveti ölçümlerinde ise sadece çalışma grubunun tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerinin karşılaştırılmasında p<0,005 anlamlı fark saptanmış. Kontrol grubunun tedavi öncesi-tedavi sonrası karşılaştırmalarında anlamlı fark bulunamamıştır. Kavrama kuvvetinin gruplar arası karşılaştırmalarında da anlamlı fark saptanamamıştır. SF-36 değerlerinde ise tedavi öncesi ve tedaviden sonra yapılan değerlendirmelerde gruplar arasında anlamlı bir fark yokken; grup içi ölçümlerde ise sadece fiziksel ağrı ve genel sağlıkta anlamlı farklılık saptandı. Anahtar Kelime: Lateral epikondilit, ESWT, Kinezyolojik bant, Fizik tedavi, VAS.
Temporomandibuler eklemin redüksiyonlu anterior disk deplasmanında retrospektif olarak ultrason tedavisi, gece plağı uygulaması ve flurbiprofen'in (majezik 100 MG tablet sanovel ®) etkinliklerinin karşılaştırılması
Temporomandibuler Eklemin Redüksiyonlu Anterior Disk Deplasmanı genellikle ağzın hem açılması hem de kapanmasını sırasında duyulan resiprokal klik ile karakterizedir. Kapanış sırasında duyulan klik anteromedial disk deplasmanının (ADD) bir işaretidir ve kapanış sırasında alınan klik ne kadar geç alınırsa prognoz o kadar iyidir. Açılma sırasında duyulan klik sesi ise, kondilin keskin üst kısmına denk gelen deplase diskin redüksiyonunu ifade eder. Eğer eklem içi basınç düşükse, disk yerine geri dönerken klik oluşmaz, erken açılma sırasında klik oluşur ve bu klik hafif bir ADD'nın işaretidir, geç fazda alınan klik ise daha ciddi bir rahatsızlığın belirtisidir. Açma kliği kondil disk morfolojisine, kas çekimine ve superior retrodiskal laminanın çekimine bağlı olarak açmanın herhangi bir safhasında oluşur. Hastalarda ağız açmada kısıtlılık olabilir. Ağzın açılmasının ilk aşamasında ve protrüzyon hareketinde mandibulanın etkilenen tarafa doğru deviasyonu izlenebilir. Bozukluğun erken safhasında ağrı genellikle olmaz, ileri safhada ise sekonder kas spazmına bağlı olarak oluşabilir ve ağrı TME çevresindeki yumuşak dokulardan kaynaklanır. Temporomandibuler eklemin redüksiyonlu anterior disk deplasmanında parafonksiyonun bir belirtisi olarak kaslarda gerginlik olabilir. Kas spazmları mandibulanın postural pozisyonunu değiştirebilir. Bu durumda oklüzyon değişebilir. Elevatör kaslardaki spazm sonucu da ağız açma zorlaşır. Yapılan bu retrospektif çalışma bu grup hastalarının tedavisinde gece plağı, ultrason tedavisi ve flurbiprofen ilaçların etkinliği araştırılmıştır. Gece plağı sert alçıdan elde edilen model üzerine kopoliester materyalden yapılmış 2mm kalınlığında sert plak üst dişlere adapte edilir. Ultrason, muskuloiskeletsel problemlerde sıklıkla kullanılan bir fizik tedavi yöntemidir. Ultrason; eklemlerde derin ısı oluşturur, bu yöntemle; kapsül dışı yumuşak doku gerginliği arttırılarak eklem yapıları tedavi edilir. Yapılan bu retrospektif çalışma 18 yaşından büyük, 54'ü kadın (% 84,4) ve 10'u erkek (% 15,6) toplam 64 hasta üzerinde yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, kontrol grubu dışındaki gruplarda VAS, protruziv, eklemin sola/sağa lateral hareketleri ve ağız açıklığı hareketlerin ölçüm zamanları arasında farklılık bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Ultrason, Gece plağı, Flurbiprofen, Redüksiyonlu Anterior Disk Deplasmanı.
Development of a body weight supported lower gait robotic training system
Humans may lose their movement capability as they get older or as a result of a stroke, an injury or an infection. In order to regain their movement capability, a physiotherapist helps the patients do physical exercises which consist of moving repeatedly a limb in a predefined manner. Since it is a repetitive task, robotic systems gain more importance for these types of therapy methods. These robotic systems offer more accurate control of the patients' limb movement as well as keeping a vast amount of sensory data for the improvement of the therapy methods. Hence, lower gait active orthosis system which can be used for treadmill based rehabilitation will be proposed in this thesis.
Özel eğitim ve rehabilitasyon, hastanelerde çalışan fizyoterapistler ile aktif çalışan öğretmenlerde yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, fizyoterapistlerin kendi içlerinde ve öğretmenlerle ağrı, yaşam kalitesi, depresyon yönünden değerlendirilmesidir. Çalışmamıza 50 adet özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapist, hastanelerde çalışan fizyoterapist ve 50 adet aktif çalışan öğretmen katılmıştır. Anket çalışmamızda; ağrıyı değerlendirmek için Vizüel ağrı skalası (VAS), depresyon için Beck depresyon envanteri, yaşam kalitesi için EQ-5D anketi kullanıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre fizyoterapistler ve öğretmenlerin yaşam kalitesi, depresyon ve ağrı ortalama değerleri değerlendirildiğinde, depresyon ve ağrı ortalama değerleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05) yaşam kalitesi ortalama değerinde gruplar arasında istatistiksel fark bulundu (p<0.05). Fizyoterapistlerin yaşam kalitesi seviyesi, öğretmenlere oranla daha düşük çıkmıştır. Fizyoterapistlerin çalıştıkları yere göre yaşam kalitesi, depresyon ve ağrı ortalama değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bu çalışma fizyoterapistlerin öğretmenlere göre yaşam kalitesi seviyesinin daha düşük olduğu ve depresyon, ağrı değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı görülmüştür. Bu nedenle fizyoterapistlik mesleğinin öğretmenlik mesleğine göre yaşam kalitesini daha çok olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Anahtar sözcükler: Yaşam kalitesi, depresyon, ağrı, öğretmen, fizyoterapist
İnmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, inmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya Özel Algomed Hastanesinde inme tanısı konmuş yaşları 45-75 aralığında olan 31 hasta alındı. Çalışmaya katılan 31 hastanın 16'sına, 4 hafta süresince haftanın 6 günü totalde 24 gün, 30-45 dakika konvansiyonel tedavi uygulanırken kalan 15 hastaya, 4 hafta süresince konvansiyel tedaviye ek olarak haftada 2 kez 20-30 dakika toplamda 8 seans robotik yürüme egzersizleri uygulandı ve araştırmanın grupları olarak kabul edildi. Hastaların sosyodemografik ve antropometrik özellikleri kaydedildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası BMİE Üst Ekstremite, BMİE Alt Ekstremite, BMİE El, FAS, Berg Denge skoru, FBÖ skorları kaydedildi. Hastaların konvansiyonel tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.01), BMİE Alt Ekstremite(0.05), BMİE El(0,04), FAS(0.03), Berg Denge(0.00), FBÖ(0.01) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Diğer taraftan konvansiyonel tedaviye ek olarak robotik yürüme egzersizi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.04), BMİE Alt Ekstremite(0.00), BMİE El(0.025), FAS(0.01), Berg Denge(0.01), FBÖ(0.02) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Grupların tedavi öncesi ve sonrası değerlerindeki değişimlerin gruplar arasında karşılaştırıldığında sadece BMİE Alt Ekstremite(0.023) skorunda artış vardı. Sonuç olarak robotik yürüme egzersizlerinin tek başına konvansiyonel yürüme egzersizlerinin yerini alamayacağını, fakat robotik yürüme egzersizleri ve konvansiyonel tedavinin beraber uygulandığında denge üzerinde daha olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: Denge, İnme, Konvansiyonel Tedavi, Robotik Yürüme Egzersizleri
Kronik bel ağrılı hastalarda lomber erektör spina kas tonusunun değerlendirilmesi ve klinik parametrelerle ilişkisi
Amaç: Kronik bel ağrılı hastalarda erektör spina kasının biyomekanik özelliklerini değerlendirmek ve klinik parametrelerle ilişkisini göstermek. Gereç ve Yöntem: Ocak-Haziran 2016 tarihleri arasında polikliniğimizde kronik lomber strain tanısı konan 70 hasta (MBA grubu) ve spondiloartropati tanısı konan 68 hasta (IBA grubu) olmak üzere toplam 138 kronik bel ağrılı hasta ve bel ağrısı olmayan 42 kontrol çalışmaya alınmıştır. Myotonometri cihazı ile (MyotonPro) lomber ve torakal erektör spina kasından tonus, sertlik ve elastisite ölçümleri yapıldı. Hasta gruplarında spinal metrik ölçümler, ağrı, özürlülük ve genel sağlık durumunu değerlendiren anketler uygulandı. Bulgular: Demografik özellikler açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Lomber bölgeden yapılan ölçümlerden elastisite ve sertlikte gruplar arasında anlamlı fark mevcut olup elastisite hasta grubunda kontrol grubuna göre daha az, sertlik ise daha fazla idi. Ancak MBA ve IBA grupları arasında anlamlı fark yoktu. Tonusta en yüksek değerler IBA grubunda ölçülmesine rağmen gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Torakal bölgeden yapılan ölçümlerde üç değerde de gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Cinsiyete göre yapılan değerlendirmede lomber myotonometrik ölçümlerde kontrol grubunda tonus ve sertlik (sağ) erkeklerde daha fazla, elastisite (sol) kadınlarda anlamlı olarak daha az idi. MBA grubunda elastisite ve tonus erkeklerde daha fazla bulunurken sertlikte anlamlı farklılık bulunmadı. IBA grubunda tonus, sertlik ve elastisite (sağ) erkeklerde kadınlardan daha fazla saptandı. Sonuç: Her iki hasta grubunda lomber erektör spina kası sertliğinde artma, elastisitesinde ise azalma tespit edilmiştir. Ağrının orjininden bağımsız olarak (inflamatuar veya mekanik kökenli), primer tedaviye ilaveten, artan sertliğe yönelik olarak benzer tedavi stratejileri uygulanabilir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliğini objektif olarak değerlendirmede myotonometrik ölçümlerin kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, erektör spina kası, myofasial sertlik, myotonometri, spondiloartropati.