4-7 yaşları arası uygulanan maksiller protraksiyonun etkinliğinin değerlendirilmesi
2024
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Doç. Dr. Berza Yılmaz
Özet (TR)
Sınıf III maloklüzyon; yetersiz gelişmiş ve geride konumlanmış maksilla, fazla gelişmiş ve ileride konumlanmış mandibula ya da bu durumların birlikte görülmesinden kaynaklanabilmektedir. Sınıf III maloklüzyonun geride konumlanmış maksilla ile görüldüğü vakalarda erken dönemde ortopedik etkili aygıtlar kullanılabilmektedir. Geç dönem tedavide ise sabit ortodontik mekaniklerle kompanzasyon ya da sabit tedaviye ek olarak ortognatik cerrahi uygulanabilmektedir. Sınıf III maloklüzyonun ortopedik tedavisi ile ilgili literatürde çeşitli yaklaşımlar bildirilmektedir. Sınıf III maloklüzyon %60 oranında maksiller yetersizlik nedeniyle meydana geldiğinden, erken dönemde hızlı üst çene genişletmeyle birlikte yüz maskesi kullanılarak maksillanın protrakte edilmesi bu anomali için en sık tercih edilen tedavi protokolünü oluşturmaktadır. Maksiller retrognatiyi erken dönemde tedavi etmek, hastaların ileride doğabilecek ortognatik ameliyat gereksinimine engel olunabilmesi, hastaları girişimsel ve pahalı bir dizi tedaviden kurtarılması, ayrıca psikososyal gelişimlerinin sağlanması açısından önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra, ameliyat gerekliliğinin önüne geçilemediği durumlarda gelişmekte olan maloklüzyonun şiddetini azaltması ve profilde yarattığı olumlu katkılardan dolayı maksiller protraksiyon büyük önem taşımaktadır. Maksillanın sagittal yönde büyümesini tamamlamasına ve prepubertal büyüme atağı dönemi öncesi döneme denk gelmesine ithafen kızlar için 10, erkekler için 11 yaş genellikle yüz maskesi ya da diğer ortopedik aygıtlar için sınır yaş olarak kabul görmektedir. Bunun yanı sıra, 4-7 yaşlar arasında gerçekleştiği kabul edilen ilk büyüme atılımı esnasında gelişmekte olan iskeletsel maloklüzyonun tedavisi, çevre dokuların ve özellikle mandibulanın daha uygun fonksiyonel zarf içinde gelişmesine olanak sağlayabilmektedir. Bu küçük yaş grubunda (4-7 yaş aralığı) konvansiyonel yaş grubuna (8-11 yaş aralığı) göre daha kısa süreli ve daha düşük kuvvet uygulanan bireylerde klinik olarak anlamlı düzelmeler elde edilebilmektedir. Ancak literatürde erken dönemde uygulanan yüz maskesinin sonuçlarını bildiren çalışma sayısı oldukça kısıtlıdır. Literatürde yüz maskesi kullanım süresi günde 12 ila 24 saat, kuvvet miktarı ise 300 ila 600 gram arasında değişen değerlerle önerilmektedir. Klinikte yüz maskesini sadece yatarken kullandıklarını beyan eden hastalarda da anlamlı değişiklikler gözlenebilmektedir. Bu bulgu bizleri kullanım süresini tekrar sorgulamaya itmiştir, zira literatürde yüz maskesi tedavisiyle ilgili yapılan çalışmalarda hastaya önerilen tedavi sürelerine yer verilmiştir ancak kullanım süresinin objektif kaydı yapılan çalışma sayısı azdır. Apareyin kullanım süresi hasta beyanı ve hekimin klinik gözlemine dayanarak ölçülmektedir. Ancak hastaların iyimser beyanları ve hekim tahminlerinin öznel olması nedeniyle bu yöntemler kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Hasta uyumunun nesnel olarak ölçülmesi ve buna bağlı tedavi protokolünün belirlenmesi amacıyla çeşitli cihazlar geliştirilmiştir. Günümüzde küçük boyutuyla ortopedik apareylere monte edilebilen, yüksek teknolojik özellikleriyle objektif veri kaydına olanak sağlayan mikroelektronik sensörlerin kullanımı yaygınlaşmaktadır. TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg- Avusturya) sistemi nesnel kooperasyon verilerinin elde edilmesini sağlayan bir mikrosensördür. Çalışmamızın amacı; karışık dişlenmeye geçiş döneminde (4-7 yaşlar arası) ve prepubertal dönemde (8-11 yaşlar arası) Sınıf III maloklüzyonun hızlı üst çene genişletmesini takiben günlük 9-11 saat 450 gram kuvvetle kullanılan yüz maskesi ile tedavisinin etkinliğin karşılaştırılmasıdır. Hipotezimiz, kooperasyonları dijital verilerle takip edilen, aynı süre ve aynı kuvvet miktarıyla tedavi edilen daha genç (4-7 yaşlar arası) ve daha büyük (8-11 yaşlar arası) gruplar arasında iskeletsel ve yumuşak doku parametreleri açısından fark olmayacağı yönündedir. İki grup, benzer başlangıç maloklüzyon parametrelerine sahip bireylerden oluşturulmuştur. Her iki gruptaki hastalara akrilik cap splint apareyi ile hızlı maksiller genişletme ve yüz maskesi uygulanmıştır. Günlük 10 saat kullanımını önerilen yüz maskesi Sınıf II kanin ilişkisi sağlanana dek tek taraflı 450gr kuvvetle kullandırılmıştır. Hastaların kooperasyonlarını somut verilerle takip etmek amacıyla yüz maskesinin alın parçasına TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg- Avusturya) mikrosensörleri entegre edilmiştir. Tedaviye başlamadan önce alınan (T0) ve hızlı üst çene genişletmesini takiben kullanılan yüz maskesi uygulamasının bitiminden sonra alınan (T1) lateral sefalometrik röntgenler üzerinde iskeletsel, dental ve yumuşak doku parametreleri belirlenerek ölçüm değerleri kaydedilmiştir. Sefalometrik analizler kurumumuzda bulunan Nemoceph® (Copyright© NEMOTEC, Madrid-İspanya) programı ile gerçekleştirilmiştir. TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg-Avusturya) ile kaydedilen veriler sensör okuyucu ile takip edilmiştir. Tedavi başlangıç yaşı 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olup cinsiyet ve tedavi süresi 8-11 yaş ve 4-7 yaş grupları arası arasında anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Günlük kullanım süresi 4-7 yaş grubunda 8.9+1.8 saat, 8-11 yaş grubunda 7.1+0.9 saat olarak kaydedilmiştir. Bu veriler ışığında günlük kullanım süresi 4-7 yaş grubunda, 8-11 yaş grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Sagittal iskeletsel değerler olan SNA°, A-Nasionperp (mm), ANB°, Wits (mm) ve Maksiller Derinlik (°) parametrelerinde her iki grupta da tedavi başlangıcı ile sonu arasında değerlerde gözlenen artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. SNB° değeri sadece 4-7 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı olarak azalmıştır. Co-A (mm) parametresi ise yalnızca 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede artış göstermiştir. Vertikal iskeletsel değerler olan ANS-Me (mm) parametresi her iki grupta da T0'dan T1'e artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. N-Me (mm) ve SN-GoGn (°) değerleri yalnızca 4-7 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Eyer (Saddle) Açısı (°) ve Artiküler açı parametreleri yalnızca 8-11 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Her iki grupta da Molar İlişkisi (mm) ve Overjet (mm) parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır. L1-A/Pg dental parametresi 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma göstermiştir. Maksillanın konumunu belirten parametrelerde her iki grupta da olumlu gelişmeler elde edilmiş, maksilla sagittal yönde gelişim göstermiş ve çeneler arası ilişkide düzelme meydana gelmiştir. Aynı süre kullanımı önerilen ve aynı kuvvet miktarıyla tedavi edilen daha genç ve daha olgun iki grup arasında birçok iskeletsel ve yumuşak doku parametresindeki değişiklik benzer bulunmuştur. Kimi parametrelerde ise farklılıklar gözlendiğinden dolayı sıfır hipotezi kısmen doğrulanmıştır. Erken yaş tedavi grubunun (4-7 yaşları arası) günlük aparey kullanım miktarının olgun yaş grubuna (8-11 yaşları arası) kıyasla daha fazla olması, kooperasyonun gerekli olduğu tedavilerde tedaviye başlama yaşının seçiminin önemine işaret etmektedir.
Yazar
Dr. Kübra Yaradanakul
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Kübra Yaradanakul (Doktora Tezi). 4-7 yaşları arası uygulanan maksiller protraksiyonun etkinliğinin değerlendirilmesi, 2024, Bezmialem Vakıf University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Bezmialem Vakıf University tezlerinden daha fazlası
- Unstable angina pectoris hastalarında signal peptide complement C1R/C1S, UEGF, ve BMP1 epıdermal growth factor-like domain-containiing protein 1' in tanısal değerinin araştırılması(2015)
- Pankreas duktal adenokarsinomlarında kök hücre belirteci CD133 ve CXCR4/CXCL12 kompleksinin kötü prognoz ile ilişkisinin araştırılması(2020)
- Laparaskopik sleeve gastrektomi ameliyatında recruitment manevrasının solunum mekanikleri üzerine etkisi(2015)
- Akut iskemik inme olgularında primer girişimsel ve trombolitik tedavinin oksidan-antioksidan durum ve lenfosit DNA hasarı üzerine etkisinin araştırılması(2015)
- Boyun ağrılı spondiloartritli hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerine konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi(2015)
- Katılma nöbeti olan hastalarda oksidatif durum ve dna hasarı araştırılması(2015)
