Yüksek LisansAçık Erişim

Une Approche Autofıctionnelle de L'œuvre de Drieu La Rochelle : Exemples de L'Homme couvert de femmes et de Gilles

2024
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Doç. Dr. Engin Bezci

Özet (TR)

Bu yüksek lisans tezi, 20. Yüzyıl Fransız edebiyatının en ilginç ve tartışmalı yazarlarından biri olan Drieu la Rochelle'in kimi yapıtlarının özkurgusal incelemesine odaklanmaktadır. Fransa'nın Naziler tarafından işgal edildiği İkinci Dünya Savaşı'ndaki işbirlikçi yazarlardan olan Drieu la Rochelle, özellikle ideolojik seçimlerinden dolayı "lanetli şair" figürüne de somut bir örnek oluşturur. Bu anlamda sorunlu olarak nitelendirilebilecek tartışmalı politik ve toplumsal düşüncelerini bir kenara bıraktığımızda, Drieu la Rochelle'in yapıtlarında keşfedilecek yeni şeylerin veya gerçeklerin olduğunu varsayıyoruz. Drieu'yü yapıtları ve kendisinin bir tür ikizi olarak yarattığını iddia ettiğimiz Gille/Gilles karakterleri üzerinden anlamayı amaçladık. Bunun için özkurgu yöntemini kullandık ve bu yöntem üzerinden Drieu la Rochelle'de "deneysel benliğin" ne olduğunu açıklamaya çalıştık. Bu nedenle çalışmamız, Frederic Grover'ın deyimiyle, "deneyim laboratuvarı" olarak kullanılan benliğin analizine odaklandı. Benzer niyetlerle bu olguya "deneysel benlik" adını verdik. Konusu Drieu la Rochelle olan bir incelemede ben kavramının mutlaka yer alması gerekiyordu. Özkurgusal bir çözümlemenin gerektirdiği gibi, üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, Pierre Drieu la Rochelle'in yaşamını konu aldık. Öncelikle çocukluğundan bahsederek yazarın kişiliğini ayrıntılı bir biçimde incelemeye çalıştık. Daha sonra ergenlik dönemini, Science Po'daki yıllarını, final sınavındaki başarısızlığını ve Birinci Dünya Savaşı'ndan birkaç ay önce askere alınışını ayrıntılı olarak ele aldık. Ayrıca farklı cephelerde savaştığı ve defalarca yaralandığı Birinci Dünya Savaşı zamanlarından da bahsettik. Bu anıların yazar için önemini ve "savaşçı" kavramına yüklediği özel anlamı inceledik. Savaştan dönüşünde, 1920'li yıllarda, savaşa rağmen, her zamanki kadar gösterişli ve parlak olan Paris toplum ve yaşamına ayak uydurmakta yaşadığı zorlukları tartıştık. Drieu, Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı toplumsal travma ve zorluklardan etkilen bir yazardır. Bu süreçte, eski bir dadacı olan Drieu la Rochelle'in Gerçeküstücü yazarlar grubuna katılışını, orada edindiği kimi arkadaşlıkları, anlaşmazlıkları ve bu gruptan biraz kırgın ve oldukça hiddetli bir biçimde ayrılışını, yazarın bu gruba hitaben yazdığı üç farklı açık mektup üzerinden anlattık. Özellikle Louis Aragon ile sona eren arkadaşlıkları, edebiyat araştırmacılarını olduğu kadar, iki yazarı da yıllar boyunca meşgul etmeye devam etmiştir. Daha sonra, Drieu la Rochelle'in yapıtlarını verdiği iki savaş arası döneme, özellikle Şubat 1934'ten sonra, döneminin birçok Avrupalı entelektüel gibi, kendisini açık bir biçimde faşist sağda konumlandırmasına değindik. Drieu la Rochelle bu ideolojik duruşu son yıllarına kadar savunmuştur. Bunu takiben İkinci Dünya Savaşı dönemine de değindik ve yazarın Hitler'i destekleyişini, siyasi görüşlerini, özellikle kadınlara ve Yahudilere ilişkin düşüncelerini, bir lider arayışı içinde geçen yaşamının sonlarına doğru içten içe Stalin'i takdir edişini görmemize olanak veren, XI 1939-1945 yılları arasında tuttuğu güncesi Journal'den söz etmeyi de ihmal etmedik. Drieu la Rochelle'in özyaşam öyküsü ile yapıtı arasında kurulan paralelliği ortaya koyabilmek için kısaca ve bir kez daha kronolojik olarak yazarın yapıtlarına odaklandık. Bu çerçevede, daha çok yazarın çocukluk yıllarından esinlenmiş olan Rêveuse Bourgeoisie adlı romanından, yazarın kadınlarla olan ilişkilerini yansıtan Don Juan kimliğini açığa vuran L'Homme couvert de femmes'dan, Birinci Dünya Savaşı'ndaki anılarından esinlenerek yazdığı ve altı öyküden oluşan derlemesi La Comédie de Charleroi'dan ve son olarak da iki savaş arası dönemin panoramasını çizen ve yazarın başyapıtı olarak kabul edilen Gilles adlı romanından söz ettik. Farklı izleklere ayırarak gerçekleştirdiğimiz bu kronolojik incelemede, her bir eseri Drieu la Rochelle'in yaşamının bir bölümüyle eşleştirmiş olduk. Rêveuse Bourgeoisie üzerinden çocukluğuyla başladık ve L'Homme couvert de femmes çerçevesinde Don Juan karakteriyle devam ettik. Daha sonra La Comédie de Charleroi'deki hikayelerle onun savaşçı yönünü, Gilles'le de yaşamının son on yılındaki siyasi yönelimlerini keşfettik. Bu bağlamda, araştırma konumuzun gerektirdiği çerçevede yazarın pek çok yapıtına değinsek de özkurgusal bir inceleme öneren çalışmamızın, üçüncü bölümde ayrıntılı bir biçimde ele alınan L'Homme couvert de femmes ve Gilles başlıklı romanlara odaklandığını belirtmemiz gerekir. Ana karakterleri Gille (L'Homme couvert de femmes) ve Gilles (Gilles) olan bu iki romana odaklanmamızın temel nedeni, yazarın ilk romanı olan L'Homme couvert de femmes ile gençlik dönemini, son romanlarından biri olan Gilles ile de sonraki yaşamını eşleştirerek yazarın yazınsal ve kişisel yaşamını panoramik olarak görebilmekti. İlk bölümün son alt bölümünde Drieu'nün çağdaşları ve sonraki kuşaklar tarafından nasıl alımlandığı konusuna değindik. Çalışmamızın ikinci bölümde Drieu la Rochelle'in yapıtlarını incelemek için kullandığımız çözümleme yöntemine odaklandık. Söz konusu yöntem özkurgudur. Öncelikle özyaşam öyküsünü Le Pacte autobiographique başlıklı yapıtında kuramsal bir düzlemde ele alan Lejeune'ün, özkurgu kavramı ve kuramlarına ulaşılmasındaki rolünü sorguladık. Özkurgu kavramının, bu adlandırmayı ilk kez kullanan romancı Serge Doubrovsky için taşıdığı anlama değindikten sonra, Vincent Colonna'nın Gérard Genette'in yönetiminde gerçekleştirdiği ve edebiyatta benliğin kurgulanması konusunu inceleyen bir çalışma olan L'Autofiction, essai sur la fictionalisation de soi en littérature başlıklı doktora çalışmasındaki kavramsallaştırmayı ele aldık. Özyaşam öyküsü ve özyaşamöyküsel kurmacayla karşılaştırıldığında, özkurgu kavramının doğasını ve diğerlerinden ayrıştığı noktaları irdelememize olanak sağladı. Bu çerçevede sonraki yıllarda özkurgudan türetilen özmasalsılık ve özanlatı kavramalarını da ele alarak, özkurguyu benzerlerinden ayıran düşünceyi daha iyi anlamayı amaçladık. İzlediğimiz bu yöntem, Drieu'ye daha çok yakıştırdığımız "deneysel benlik" kavramını incelememize ve çağdaşlarının yapıtlarındaki olası özkurgusal boyutu değerlendirmemize olanak sağladı. Bu değerlendirmeyi Drieu la Rochelle'nin çağdaşları olan, sol eğilimden André Malraux ve Louis Aragon'la, sağ eğiliminden ise Louis Ferdinand Céline ve Henry de Montherlant'la örneklendirdik. Yayımlanmasından üç yıl sonra Drieu la Rochelle tarafından Gilles'e (1939) eklenen önsöz, bu seçimizi doğrular niteliktedir. Çalışmamız açısından çok önem taşıyan bu XII önsözde, yazar yazınsal açıdan kendisini (Louis Aragon hariç) bu yazarlar arasında konumlandırmıştır. Çalışmamızın bu bölümünün amacı, özellikle bu dört yazarın, - kuşkusuz başka birçok yazarın da- neden özkurgu yöntemiyle okumaya elverişli olduklarını ortaya koymaya çalışmaktı. Şu ana kadar kullanılan tüm verilerden yararlandığımız çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde, Drieu la Rochelle ile yapıtları arasındaki, kimilerinin yapay olduğunu düşündüğü, ayrıma ilişkin bir açıklamaya ulaşmayı amaçladık. Bu bölümde, yazarın yapıtlarıyla bağlantılı tüm biyografik verilerle, özkurgu yöntemiyle elde ettiklerimizin eşliğinde, öncelikle gerçekten otobiyografik nitelikli olan romanları inceledik. Bu bağlamda, söz konusu bazı verileri doğrulayan, yazarın yayımlanma kaygısı gütmeden, 1939-1945 yılları arasında kaleme aldığı Journal'den, bir tür açık intihar mektubu ve çok da uzunca olmayan bir yaşamın son sözü niteliğinde olan Exode'dan da söz ettik. Daha sonra Drieu la Rochelle'in söz konusu romanlarındaki ana karakterler olan Gille ve Gilles'i analiz edebilmek için L'Homme couvert de femmes ve Gilles'i derinlikli olarak inceledik. Drieu la Rochelle'de "deneysel benlik" kavramını incelememiz için büyük önem teşkil eden "Gille" takma adıyla imzaladığı mektuplardan söz ettik. Victoria Ocampo adlı Arjantinli kadın yazara yazdığı bu mektuplardaki "Gille" imzası -karakteriyle de örtüşeceği biçimde- Gille karakterini yazarın ikincil bir benliği olarak yorumlayabilmemize olanak sağladı. Daha önce belirlediğimiz özkurgusal unsurları ve dolayısıyla yaratıcılarıyla olan benzerliklerini ortaya koymaya çalıştık. Bu iki karakter arasındaki farklar aracılığıyla, Frédéric Grover'ın "deneyim laboratuarı" isimli kavramından hareketle ortaya koyduğumuz "deneysel benlik" kavramını irdeledik. Grover'ın kavramına eklediğimiz "ben", Drieu la Rochelle'in yazınsal nesne olarak kendi benliğini ortaya koyduğunu açıklamamız ardından anlam kazanıyor. Daha sonra bu "deneysel benlik" fikrini pekiştirmek için ikincil karakterleri ve bizi Drieu'nün hayatına götüren olayları veya yerleri inceledik. Üçüncü bölümümüzün sonucu mahiyetinde, son olarak Drieu'nün yapıtlarının nasıl okunduğuna, yazarın yorumlanmasında bunun, başka pek çok parametrenin ışığında, etkisine değindik. Bu bölümde Drieu'nün çağdaşlarının, ardından yeni kuşağın ve son olarak da sonraki kuşakların Drieu la Rochelle'i nasıl okuduğunu göstermeye çalıştık. Bu bağlamda, İki Savaş Arası kuşağının, her şeye rağmen, Drieu'nün yapıtlarını anladığını, hatta kimilerinin ona bir çeşit hayranlık beslediğini, sonraki kuşağın ise 1980'li yıllara kadar Sartre düşüncesinin hakimiyeti altında kalarak kendilerine o günleri hatırlatan her şeye ve kişilere tamamen karşı olduklarını göstermeye çalıştık. Kendilerinden önceki kuşaktan farklı olarak, Drieu'yü sadece yapıtları aracılığıyla tanıyan, anlayan ve yargılayan kuşakta, Drieu'nün kadın düşmanı, Yahudi karşıtı ve her şeyden önce işbirlikçi imajının odakta olduğu bir portresinin çizildiğini gördük. Ancak Fransa, 1970'lerin sonunda, bu işbirlikçi yazarları ve özellikle de Drieu'yü, Frédéric Grover ve Pierre Andreu'nün çalışmalarıyla yeniden keşfetti. Bu çalışmalar, Drieu la Rochelle'i tanıyan ve şu anda hayatta olmayan kişilerle yapılan röportajları da gündeme getirdi. Bu röportajlar, Drieu la Rochelle'in nasıl bir insan olduğunu anlamamıza tartışmasız bir biçimde yardımcı oldu. Aynı zamanda, bu gibi belgelere erişimi olmayan ve Drieu'yü eserleri aracılığıyla tanıyıp eleştiren kuşağı daha iyi anlayabilmemizi de sağladı. Son olarak, yazarın günümüze kadarki alımlanmasından, XIII farklı okumalarından ve bu yeniden keşif sonrasında oluşturduğu imajdan da bahsettik. Bu yeniden keşif ve yayımın sıradan bir tesadüf olarak görülmemesi gerektiği açıktır. Tıpkı dünyada aşırı sağın farklı coğrafya ve zamanlarda tekrar tekrar yükselişinin tesadüf olarak görülmemesi gibi. Pierre Drieu la Rochelle'i yapıtlarıyla, kendi hakkında söyledikleriyle, eleştirmen ve araştırmacıların kendisi hakkında söyledikleriyle, çağdaşlarının onun hakkında söyledikleriyle, kendisinden sonra gelen neslin ve günümüz nesillerinin onun hakkında söyledikleriyle anlamaya çalışarak çalışmamızı sonuçlandırdık. Çalışmamızda yazarı bir bütün olarak tanımlamaya çalıştık ve çokça değindiğimiz gibi Drieu'nün yapıtları yoğun bir şekilde özkurgu barındırsa da bir insanı onu eserleri aracılığıyla anlayıp anlayamayacağımızın peşine düştük. Zira Drieu la Rochelle kadar soru işaretleri barındıran bir yazar seçmemizin de sebebi temelde buydu. Ve bu çalışmanın en nihayetinde, ortaya şu soru çıktı: Peki sanat eserinin, yaratıcısını temsil etme işlevi var mıdır, yoksa tam tersine ayrı bir varlık olarak mı düşünülmelidir? Drieu gibi "sorunlu" bir yazarı, özyaşamından bağımsız olarak okumak ve incelemek mümkün müdür? Anahtar kelimeler: Drieu la Rochelle, 20 yy. Fransız Edebiyatı, Faşizm, Edebiyatta Benlik, Deneysel Benlik, Özkurgu.

Yazar

Dr. Berat Erbaş

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Berat Erbaş (Yüksek Lisans Tezi). Une Approche Autofıctionnelle de L'œuvre de Drieu La Rochelle : Exemples de L'Homme couvert de femmes et de Gilles, 2024, Galatasaray University.

Anahtar Kelimeler

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Galatasaray University tezlerinden daha fazlası