Une autre fidélité ; le retour d'Alain Badiou à Platon et sa transformation de Platon face aux problèmes philosophiques contemporains
2023
0 views
0 downloads
Advisor: Dr. Öğr. Üyesi Ömer Orhan Aygün ; Dr. Öğr. Üyesi Hakan Yücefer
Abstract (TR)
Bu tezde, Alain Badiou'nun çağdaş felsefeye yönelttiği eleştiriler ve bu eleştiriler karşısında Platon'a dönüşü, geliştirdiği felsefenin eleştirdiklerine cevap üretme kapasitesiyle birlikte içsel tutarlılığı ve nihayet Platon ile kurduğu özel ilişki belirli bir bağlamda, Platon'a sadakat üzerinden değerlendirilmiştir. Bu amaçla çalışma sırasıyla üç ana kısma ayrılmıştır; çağdaş felsefede Badiou'nun gördüğü problemleri berraklaştırmayı amaçlayan "Retour à Platon Face aux Problèmes Philosophiques Contemporains" (Çağdaş Felsefe Problemleri Karşısında Platon'a Dönüş) başlıklı birinci kısım, Badiou'nun felsefesini ana hatlarıyla hem aktarmayı hem eleştirmeyi, bunu yaparken de Platon ile kurduğu ilişkiyi göstermeyi hedefleyen "La philosophie de Badiou" (Badiou'nun Felsefesi) başlıklı ikinci kısım, Badiou'nun Platonculuğuna daha yakından odaklanan, bir filozofa sadakatin anlamını tartışan "Le Platonisme de Badiou" (Badiou'nun Platonculuğu) başlıklı üçüncü kısım. Düşünürün ürettiği tüm malzemeden, hatta röportajlarından bile yer yer faydalanılmakla birlikte, çalışma esas olarak Badiou'nun iki büyük eseri olan, L'être et l'événement (Varlık ve Olay) (1986) ve Logiques des mondes : L'être et l'événement 2 (Dünyaların Mantığı : Varlık ve Olay 2), (2006) ile birlikte onların sonuçlarının toparlandığı ve daha geniş okuyucu kitlesine hitap eden Manifeste pour la philosophie (Felsefe için Manifesto) (1989) ve Second manifeste pour la philosophie (Felsefe için İkinci Manifesto) (2009) üzerinden yürütülmüştür. Bununla birlikte, çalışmaya katkısı olabileceği düşünülen bazı çağdaş düşünürler, örneğin Gilles Deleuze birçok tartışmaya dahil edilmiştir. 1.Kısım: Çağdaş Felsefe Problemleri Karşısında Platon'a Dönüş "Retour à Platon Face aux Problèmes Philosophiques Contemporains" isimli bu kısım sırasıyla "Philosophie analytique et philosophie française contemporaine" (Analitik Felsefe ve Çağdaş Fransız Felsefesi), "Effacement de la notion de vérité" (Hakikat Kavramının Silinmesi), "La disparition de la catégorie du sujet" (Özne Kategorisinin Kaybı) başlıklı bölümlerden oluşmaktadır. 1.1. Bölüm: Analitik Felsefe ve Çağdaş Fransız Felsefesi Bu bölümde, Badiou'nun çağdaş felsefeye yönelttiği eleştirilerin genel bir panoramasının çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle çağdaş felsefeyle, daha spesifik olarak Çağdaş Fransız Felsefesiyle hangi dönemin kastedildiği ve onun genel özellikleri Badiou'yu takip ederek aktarılmıştır. Ardından, felsefenin analitik ve kıta felsefesi olarak bölümlenmesine rağmen her iki ekolün de sürdürdüğü ortak temalar, örneğin anti-Platonculuk ve hakikat kavramının silinişi ele alınmıştır. Badiou'nun felsefenin dikişlenmesi olarak adlandırdığı, felsefenin belirli bir alana indirgenmesine değinilmiş, anti-felsefe olarak adlandırdığı felsefi yaklaşımlar ana hatlarıyla aktarılmıştır. Genel panoramaya ek olarak, Badiou'nun anti-felsefe içerisine yerleştirmesine rağmen özel bir ilişki geliştirdiği isimler, örneğin Nietzsche, daha kapsamlı bir şekilde işlenmiş ve anti-felsefe ifadesinin içeriği soruşturulmuştur. Felsefenin sonu gibi iddiaların da değerlendirildiği bu bölüm, ardından gelen iki bölümün müstakil tartışmalar gerektirdiği iddiasıyla sona ermektedir. 1.2. Bölüm: Hakikat Kavramının Silinmesi Bu bölümde, hem Badiou'nun eleştirilerinde önemli bir yer tuttuğu hem de kendi felsefesinde merkezi bir yer işgal edeceği için hakikat kavramının silinişine odaklanılmıştır. "Postmodern" olarak anılan felsefenin bu süreçteki rolü, beslendiği kaynaklar, hakikat kavramına ne türden eleştiriler getirildiği incelenmiştir. Bunu yaparken Nietzsche, Foucault, Derrida gibi öne çıkan isimlere ağırlık verilmiştir. Badiou'nun hakikat anlayışını açıklamayı sonraya bırakmakla birlikte, kendisinin düşüncesinden fragmanlar halinde söz edilmiştir. Özellikle hakikat ve doğruluk arasındaki ayrımı vurgulanmıştır. Günümüzde doğruluğun ve nesnelliğin bile büyük bir tehdit altında bulunduğunu göstermek adına post-truth (hakikat sonrası) tartışmasına yer verilmiştir. 1.3. Bölüm: Özne Kategorisinin Kaybı Bu son bölümde, bir öncekiyle benzer gerekçelerden hareketle öne çıkarılması gerektiğine inandığımız bir süreç, öznenin yok oluşu incelenmiştir. Bunu yapabilmek için ilk önce modern öznenin nasıl doğduğu ve nasıl tasavvur edildiği, yani Descartes'ın özne anlayışı aktarılmıştır. Ardından, bu özne anlayışının belirli dönüşümlere karşın ana hatlarıyla belirli bir noktaya kadar sürdürüldüğü vurgulanmıştır. Daha sonra, bu belirli özne anlayışını kesintiye uğratan farklı türden eleştiriler; Freud ve Lacan ile birlikte psikanalizin getirdikleri, Althusser ve Gramsci gibi isimlerin ideoloji eleştirileri, Foucault'nun öznenin kurulan bir şey olduğuna yönelik iddiası incelenmiştir. İnceleme esnasında humanizm ile anti-humanizm arasındaki gerilim, Badiou'nun modern özne savusununa karşın birçok noktada antihumanist eleştirilere katıldığı belirtilmiştir. Hakikatin aksine asla tümüyle terk edilmemiş olan özne kategorisinin devamlılığı için Badiou'nun yaptığı çağrıyla, Descartes'tan bu yana var olan özne, hakikat ve varlık arasındaki ilişkiye dair tek bir adım daha atılması gerektiği iddiasıyla bölüm, böylece çalışmamızın ilk kısmı sonlandırılmıştır. 2. Kısım: Badiou'nun Felsefesi "La philosophie de Badiou" ismini taşıyan bu kısım, sırasıyla şu dört bölümden meydana gelmektedir: "Conditions de la philosophie" (Felsefenin Koşulları), "Les mathématiques en tant qu'ontologie" (Matematik olarak Ontoloji), "L'événement et la vérité" (Olay ve Hakikat), "Sujet en relation avec l'événement" (Olay ile İlişkide Özne). 2.1. Bölüm: Felsefenin Koşulları Bu bölüm kapsamında, Badiou'nun felsefeyi nasıl tasavvur ettiği kendisinin ortaya koyduğu koşullar üzerinden değerlendirilmiştir. Badiou için malzemesini dışarıdan alan felsefe, hakikatin vuku bulduğu dört türeyimsel alandan, yani bilimden, sanattan, politikadan ve aşktan beslenmektedir. Öyle ki, felsefe ile bu alanlar arasında mevcut olması gereken özgür oyun bozulduğunda, ilk kısımda eleştirilen felsefenin belirli bir alana dikişlenmesi mefhumu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda tartışma üç ana eksen üzerinden yürütülmüştür. Öncelikle koşulların var olmasının felsefeyi ve filozofu konumlandırdığı nokta, bir başka ifadeyle saf bir felsefenin ve salt felsefe ile ilgilenen filozofun olumsuzlanması vurgulanmıştır. Ardından, Badiou'nun belirlediği dört koşulun gerekçeleri, keyfi tercihler olup olmadığı tartışılmış, bu konuda oluşan literatür dikkate alınarak başka kimi alanların, söz gelimi dinin bir koşul olup olamayacağı soruşturulmuştur. Bu soruşturma neticesinde, Badiou'nun koşulları dört adetle sınırlayışının gerekçelendirilmesinde eksiklerinin bulunduğu, belirli bir keyfiyet derecesini aşamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Tüm bu tartışmaların ardından, Badiou'nun koşullarının içeriğine girilmiş, kendisinin tek tek her koşuldan ne anladığı açıklanmış ve değerlendirilmiştir. Sanat koşulu ile neredeyse tamamen şiirin kastedilmesi ve sinema gibi modern formların dışarıda bırakılması, politika ile sadece devrimci anların kastedilmesi, bilimin ise matematikle eş anlamlı kullanımının anlamı ve sonuçları serimlenmiştir. Her koşulun Platon ile ilişkisi farklı uzunluklarda tartışılmış, Badiou'nun Platon'un otoritesine fazlasıyla bağlı kaldığı noktaların en problemli ya da felsefesinin en az ilgi gören noktaları olduğu gösterilmiştir. Aşkın bir koşul oluşunun doğurduğu ayrıksılık ve gerekçelendirmedeki güçlükler bunun somut bir örneğini sunarken, sanat bağlamında Antik formlara bağlı kalışın yarattığı güçlükler, sinema gibi alanların kaçırılan potansiyeliyle örneklendirilmiştir. 2.2. Bölüm: Ontoloji olarak Matematik Bu bölümde Badiou'nun ontolojisi, daha doğrusu ontoloji olarak matematiği öne sürmesi açıklanmış ve değerlendirilmiştir. Bu kapsamda öncelikle Badiou'nun kullandığı matematiğin temel ifadeleri; kümeler kuramı ve Cantor'un sonsuzluk kuramı ana hatlarıyla tanıtılmıştır. Badiou'nun kalkış noktası olan bu kuramlardan ulaştığı sonuçlar, varlığın her zaman çokluk olduğu ve sadece sayılabilmek, temsil edilebilmek amacıyla tekleştirilmesi, yani compte-pour-un (bir olarak sayma) dediği süreç açımlanmıştır. Badiou'ya yöneltilen eleştiriler, özellikle de ulaştığı sonuçlarla yola çıktığı malzemenin uyumsuzluğu dair iddialar ele alınmış, Badiou'nun klasik bir matematik felsefesi yapmadığı vurgusunda bulunulmuştur. Badiou'nun matematiksel ontolojisinin çıktıları arasında, özellikle çokluğu merkezine yerleştirerek çağdaş birçok tartışmayı dikkate alması olumlu karşılanırken, bunu tümüyle soyut bir ontoloji üzerinden gerçekleştirmesi eleştirilmiştir. Nihayet, her bölümde olduğu gibi bu bölümdeki hamlesinin de Platon ile ilişkisi tartışılmış, Platon'da epistemolojik bir işlev gören matematiğin ontolojik bir işlev kazandığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. 2.3. Bölüm: Olay ve Hakikat Bu bölümde başlangıç, bölüme başlığını veren hakikat ve olay kavramlarını anlamlı bir şekilde soruşturmak için zorunlu olan bir başka kavramla, durum (situation) ile yapılmıştır. Bir önceki bölümün verilerinden de yararlanılarak, durumun bir compte pour un mantığı olduğu vurgulanmış ve anlam ufku soruşturulmuştur. Bu soruşturma esnasında, durum kavramının hayatın olağan akışı kadar geniş bir içeriğe sahip olduğu, bir olay ile kesintiye uğramadığı sürece her şeyin her zamanki akışını imlediği belirtilmiştir. Durumu kesintiye uğratan bir olay ile hakikatin ortaya çıkması, hakikat ve olay kavramlarının iç içe geçtiklerini göstermektedir. Bu bağlamda hem olayın hem de hakikatin somut örnekleri aranmış, özellikle politikada bulunan berrak örneklere Badiou tarafından Fransız Devrimi ve altmış sekiz hareketlerinin gösterildiği anlaşılmıştır. Olayın ana özellikleri arasında gösterilen öngörülemezlik, bilinmezlik gibi hususların olayın adeta "mucizevi" bir içerik taşımasına yol açtığı eleştirisi gündeme getirilmiş, özellikle politika alanında olayın öncesinde ne yapılacağına dair mevcut boşluk tartışılmıştır. Aynı şekilde, dört türeyimsel alan arasındaki hakikat farklılığının Badiou tarafından yeterince somutlaştırılmamasının problemleri, sıklıkla tüm tartışmanın politika üzerinden yürütülmesine yol açtığı değerlendirilmiştir. Bölümün sonunda Badiou'nun Platoncu bir kavram olan hakikati tarihsel yükünden, sıklıkla üzerinde taşıdığı dinsel ve metafizik anlamdan sıyırarak bu dünyaya getirmesinin önemi vurgulanmış, Badiou'nun bunu Platon'dan uzaklaşmak pahasına ve sayesinde, hakikati hiç de Platoncu olmayan kendi kavramıyla, olay ile ilişkide kurarak başardığı vurgulanmıştır. 2.4. Bölüm: Olay ile İlişkide Özne Bu bölümde, bir önceki bölümün iç içe geçen kavramlarına bir yenisi eklenmiş, olay ile birlikte ve olaya yönelik takındığı tavırla kurulan özne ele alınmıştır. Badiou felsefesinde hakikatin taşıyıcısı olan özne bir yandan olayın olay olmasını sağlayan, onu ilan edendir, diğer taraftan kendi varlığı tümüyle olaya bağlıdır. Bu karşılıklı etkileşimin ana gerekçesi neyin olay olup olmadığını belirleyecek nesnel ölçütlerin, herhangi bir karar mercinin bulunmamasıdır. Dolayısıyla, her ne kadar olayın sonuçları evrensel olma potansiyeli taşısa da olayın olay olduğunu söylemek öznel bir karardır. Bir önceki bölüme benzer şekilde, ortaya çıkan ilk problem olayın öncesinde öznenin ne olduğudur. Daha doğrusu, olay öncesinde öznenin bulunmayışının yarattığı boşluk bir problemdir. Bu probleme cevap üretebilmenin uygun bir yolu, Badiou'nun daha geç bir dönemde ürettiği Platoncu ide fikridir. Çalışma boyunca defalarca karşılaşıldığı gibi bu noktada da Platoncu bir kavramın Platoncu olmayan bir bağlamda kullanılması Badiou'nun argümanlarının gücünü arttırmıştır. Son olarak, öznenin olay karşısında takındığı tutumlar Badiou tarafından uzun bir süre salt olumlu terimlerle karşılanmıştır. Oysa olayın karşısında onu görüp katılmayan, olaya karşı reaksiyon veren özneler mevcuttur. Daha geç döneminde Badiou, olayın olay olduğunu iddia edip onu sürdüren sadık özneye ek olarak gerici özneyi ve reaksiyoner özneyi gündemine almıştır. Bununla birlikte, Badiou'nun sıraladığı tüm özne tipleri akıldan ziyade inanç ile hareket eden öznelerdir. Nitekim, olayın nesnel ölçütünün olmaması bir şeyin olay oluşunu öznel karara ve o şeye inanmaya indirgemektedir. Yine de sorunlarına karşın Badiou'nun öznesi modern özneyi, üstelik birçok probleminden kurtarılmış bir modern özneyi sürdürmek bakımından başarılıdır. 3.Kısım: Badiou'nun Platonculuğu "Le Platonisme de Badiou" başlıklı bu kısım, sırasıyla; "La République de Platon" (Platon'un Devlet'i), "Le sens de la fidélité à un philosophe" (Bir Filozofa Sadakatin Anlamı), "Le platonisme du multiple et ses problèmes" (Çokluk Platonculuğu ve Onun Problemleri) bölümlerinden oluşuyor. 3.1. Bölüm: Platon'un Devlet'i Bu bölümde, Badiou'nun Platonculuğunun en açık örneğini sunan, kendisinin çevirerek yeniden yazdığı Platon'un Devleti metnine odaklanılmıştır. Daha doğrusu, Badiou'nun yeniden yazdığı metnin orijinalinden ayrıldığı temel bir nokta, iş bölümünün dağılması okumamızın merkezine yerleştirilmiştir. Böylece, ilk önce Platon'un Devlet metninde iş bölümünün nasıl ortaya çıktığı ve iş bölümünün doğurduğu sonuçlar, ardından Badiou'nun metninde iş bölümünün nasıl ortadan kalktığı ve bu hamlenin tüm metni nasıl tersine çevirdiği sırasıyla ele alınmıştır. Bu bölümdeki amacımız, Badiou'nun felsefesi içerisinde Platon'a yaptığını tek bir metin üzerinden, daha yoğun bir biçimde gösterebilmektir ; yani Platon'a bazı noktalarda bağlı kalırken onu tamamen tersine çevirmeye cesaret edebilmek, bunu yaparken Platon'u daimi olaran modernleştirmek ve güncelleştirmek. Nitekim, Badiou'nun metne bu denli müdahale ederek yepyeni bir metin meydana getirmesinin doğurduğu, çalışmamız için hayati olan problem, bu noktaya kadar parçalı ve kapalı bir biçimde yanıtlamakla yetinilen bir soru bütünlüklü haliyle ilk defa bir sonraki bölümde soruşturulmuştur. 3.2. Bölüm: Bir Filozofa Sadakatin Anlamı Bu bölümde, birbirleri ile kesişen birkaç soruya birden cevap aranmaya çalışılmıştır. Bunlar en genel olanından başlayarak; bir filozofa sadakatin anlamı nedir, bir filozofla ilgilenmenin gerekçeleri nelerdir, Badiou'nun Platon'a sadakatinden söz edilebilir mi gibi sorulardır. Tüm bu sorulara hem Badiou'nun kendisi üzerinden, hem de paralel düşündükleri birçok noktada Gilles Deleuze'ü tartışmaya dahil ederek cevap aranmıştır. İncelememiz sonucunda, bu sorulara yaklaşımın en genel haliyle bir ikilik etrafında düzenlenebileceği savunulmuştur. İkiliğin daha klasik bir tarafının genel felsefe eğitiminde yer alan biçimiyle, filozofları öne sürdükleri görüşler üzerinden ele alan, onların düşüncelerini çeşitli kategorilere bölen yaklaşım olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan, ikinci bir yaklaşımın filozofun söylediklerinden çok problemleriyle, hangi soruna çözüm aradığıyla ilgilendiği savunulmuştur. Nihayet tüm yanıtlarımızın bu iki yaklaşıma göre değiştiği, Badiou ve Deleuze gibi isimleri yerleştirebileceğimiz ikinci yaklaşımın bir filozofa o filozofun ilgilendiği sorular, sorunlar üzerinden yaklaştığı, böylesi bir yaklaşımda filozofu değiştirmenin sadece normal olmakla kalmayıp zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Ulaştığımız sonuçları Badiou ve Platon ilişkisi bakımından değerlendirdiğimizde, Badiou'nun klasik bir sadakatin ötesinde "daha yüksek bir felsefi bağlılık" olarak adlandırdığı şeyi sahiden de gerçekleştirdiği iddia edilmiştir. Nitekim Badiou, hem Platon'un Devlet'i metninde hem de felsefesinin tamamında Platon'un sorduğu öne sürülebilecek soruları sormuş ve cevap aramıştır. Bunu yaparken, bir tekrardan kaçınarak Platon'u güncelleştirmekten çekinmemiş, onun kavramlarını kendi kavramlarıyla birleştirmiş ve çoğu kez içeriğini değiştirmiştir. Tüm bunlar daha yüksek bir sadakatin kanıtlarıdır. Dahası, bu bakış açısı benimsendiğinde görülmektedir ki Badiou'nun Platon'a en sadık olduğu noktalar ondan en fazla uzaklaştığı noktalar, ona neredeyse "ihanet" ettiği noktalar ise onun otoritesine fazlasıyla kapıldığı ve lafzına bağlı kaldığı noktalardır. 3.3. Bölüm: Çokluk Platonculuğu ve Onun Problemleri Çalışmamızın bu son bölümünde Badiou'nun çokluk Platonculuğunun içsel problemleri ele alınmıştır. Bu bölüme kadar yöneltilen bazı eleştiriler derinleştirilerek onlara yenileri eklenmiştir. Badiou'nun kendisinin kullandığı, bölüme adını veren paradoksal ifadenin Badiou'nun en büyük başarılarından biri olduğu vurgulanmıştır. Badiou'nun Platon'a sadakatinin en çok çağdaş felsefede gördüğü sorunlara karşı cevap üretme kapasitesinde ortaya çıktığı çalışmamız içerisinde iddia edilmişti. Nitekim Badiou da kendi yaptığının, tıpkı Platon'un Sofistlerle mücadele etmesi gibi çağdaş Sofistlerle mücadele etmek olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, Badiou'nun birçok noktada çağdaş problemleri ve tartışmaları dikkate alan cevaplar, daha doğrusu bir cevap olarak kendi felsefesini ürettiğini öne sürülmüş, Platon'a sadakatinin de ancak bu cevapların yeterliliği, kuvveti üzerinden değerlendirilebileceği iddia edilmiştir. Badiou bunu birçok noktada başarmış; felsefenin, öznenin, hakikatin devamlılığını dile getirmiştir. Bunu yaparken, özellikle hakikat ve felsefenin devamlılığı bakımından çağdaş durumu göz önüne almış, böylece Platonculuğunu salt bir tekrardan, adeta bir geriye dönüş olmaktan kurtarmıştır. Buna karşın özne bağlamında bunu yapamadığı, özneyi yok oluşa götüren neredeyse hiçbir eleştiriye felsefesinde yer açmadığı ve karşılık vermediği vurgulanmıştır. Son tahlilde, Badiou felsefesinde sorunlu birçok noktanın birbiriyle uzlaşmaz ikili bir etkileşimden kaynaklandığı; Platon ve Marx, idealizm ve materyalizm arasındaki gerilimden ortaya çıktığı savunulmuştur.
Author
Dr. Özhan Öztürk
How to Cite
Özhan Öztürk (Yüksek Lisans Tezi). Une autre fidélité ; le retour d'Alain Badiou à Platon et sa transformation de Platon face aux problèmes philosophiques contemporains, 2023, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
