Hakikat sonrası dönemde siyasal iletişim yönetimini yeniden düşünmek üzere niteliksel bir araştırma
2020
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren
Abstract (TR)
"Hakikat Sonrası Dönemde Siyasal İletişim Yönetimini Yeniden Düşünmek Üzere Niteliksel Bir Araştırma" başlıklı bu tezde, 2016 yılında gerçekleşen Brexit Referandumu ve ABD Başkanlık Seçimleri sürecinde yürütülen siyasal kampanyalarda başvurulan söylemler sonrasında, zamanın toplumsal ve siyasal atmosferini ifade etmek üzere ortaya atılarak, akademik ve popüler yazın için tartışılması önemli bir fenomen haline gelen "post-truth" siyaset yapma biçimini siyaset iletişimi ekseninde ele almak amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışmanın temel araştırma konusu, kamuoyunun politikalar üzerindeki kanaatini şekillendirmede, kişisel duygu ve inançların, nesnel ve olgusal argümanlardan daha etkili bir hal aldığı hakikat sonrası dönemde siyasal iletişim yönetiminin nasıl dönüştüğüdür. Kişiler, siyasetle doğrudan ilgilenmeseler de siyaset, siyasal aktörler ve siyasal iletişim profesyonelleri toplumla, toplumun belirli konulara ilişkin kanaatlerinin şekillenmesi ve rızalarının imal edilmesiyle yakından ilgilidir. Yirminci yüzyılın sonunda ortaya çıkarak yeni yüzyılda gelişen internet teknolojisi sayesinde genişleyen yeni medya ağı, geçmişte yalnızca geleneksel kitle iletişim araçları aracılığıyla seçim dönemlerinde yürütülen siyasal iletişim uygulamalarına daha farklı, daha etkili ve sürekli bir boyut kazandırmıştır. Bu nedenle, toplum tarafından kaçınılması imkânsız bir hal alan siyasetin yapılış biçimini ve meşruiyet kazanmak için gerçekleştirilen siyaset iletişiminde söylemlerin inşa edilme şeklini kavramak bugün her zamankinden daha fazla önem teşkil etmektedir. Bu anlamda, gerçekleştirilen çalışma kapsamında cevap aranan temel araştırma soruları, (1) "Hakikatin önemsizleştiği dönemde siyasal iletişim nasıl bir dönüşüm geçirmektedir?"; (2) "Hakikatin toplum nezdinde önemsizleştiği bu dönemde, siyasal aktörlerin söylemleri ve siyasal kampanyalar nasıl inşa edilmektedir?" şeklindedir. Yukarıda ifade edilen soruları yanıtlamak üzere, tezin birinci bölümünde öncelikle siyasal iletişim kavramı ele alınarak, siyaset iletişiminin meşruiyet elde etme ve sürdürme sürecinde etkin nitelik taşıyan; siyasal iletişime yönelik çalışmalarda sıklıkla başvurulan, ideoloji, kamuoyu, ikna, propaganda ve rızanın imalatı kavramları irdelenmiştir. Ardından siyasal iletişim süreciyle birlikte değerlendirilebilecek iletişim kuram ve modellerinin üstünde durularak, çalışmanın siyasal iletişime yönelik kuramsal zemini oluşturulmuştur. Son olarak, siyasal aktörlerin kendi gündemleri doğrultusunda belirledikleri hedefleri gerçekleştirmek üzere enformasyon ve iletişimi amaçlı olarak yürütme faaliyeti olarak stratejik siyasal iletişim yönetimi süreci ve uygulamaları değerlendirilmiştir. Günümüzde yürütülen ve farklı isimlendirilen modern uygulamaların, hakikatin siyasi aktörlerin amaçlarına uygun kalıplara dökülerek sunulması fonksiyonuyla toplum mühendisliği ve propaganda ile yakın ilişkisine dikkat çekilerek toplumun maruz kaldığı enformasyon doğrultusunda siyasal alanla kurduğu ilişkinin şeffaflığı tartışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, yukarıda bahsedilen kuramsal çerçeve ve yürütülen tartışmaya, çalışmaya özgünlüğünü katan "post-truth" kavramı ve hakikat sonrası siyasete yönelik literatürle derinlik kazandırılmıştır. Öncelikle, birbiri yerine kullanılan "gerçek" ve "hakikat" kavramları üzerine düşünülmüş; kanıtlanabilir, nesnel ve olgusal olan gerçek ile gerçeğin öznel yargı ve değerlendirme süzgecinden geçirilmesiyle ortaya çıkan hakikatin ayrımı yapılmıştır. Toplumun gerçeğin özüyle bağlarının zayıflamasına yol açan etkenlerin tespit edilip irdelenmesinde Baudrillard, Bauman ve Arendt'in düşüncelerinden yararlanılmıştır. Ardından, kamusal görünürlüğe erişmesi güncel olan hakikat sonrası kavramının tarihsel köklerinin Watergate Skandalı ve Körfez Savaşı döneminde bulunabileceği ortaya konmuş; bu olaylar sonrasında Amerikan halkının yakalandığı gerçek fobisini ifade etmek üzere kazandırılan kavramın, bugün tüm dünya halklarının içinde bulunduğu durumu açıkladığı ifade edilmiştir. Geçmiş ve bugün ayrımını yapmak, siyaset iletişiminin hakikat sonrası sıfatını nasıl kazandığını saptamak üzere bu sürece paralel ilerlediği düşünülen bilimsel bilginin reddi; geleneksel medyanın düşüşü ve yeni medyanın yükselişi; postmodernizm üzerine tartışılmıştır. Sosyal ağların manipülasyon ve dezenformasyona karşı savunmasızlığı, sosyal ağlarda hakikatin erişilmesi önünde eşik bekçisi vazifesi gören filtre balonu, yankı odası, sahte haber gibi unsurlar üzerinden vurgulanmıştır. Ağ toplumuna iyimser yaklaşımlarla birlikte kamusal alan tartışmalarını yeniden ortaya çıkaran sosyal ağların, hakikat sonrası dönemde toplumları demokratikleştirici bir işlev görme idealinden uzaklaşarak demokrasileri zayıflatabilecek bir niteliğe erişmesi örneklerle ortaya konmuştur. Bu noktada sosyal ağların ideal bir kamusal alan sağlamaktan ziyade popülist bir iletişim alanı sunduğu belirlenmiştir. Son olarak, hakikat sonrası şeklinde ifade edilen günümüzde gerçekleştirilen siyaset yapma biçimi ve uygulanan stratejik siyasal iletişim faaliyetlerinin yirminci yüzyılla birlikte yapısal bir dönüşüm geçirdiği söylenegelen kamusal alana getirdikleri irdelenmiştir. Halkla ilişkiler ve reklam endüstrilerinin kamusallığa dayattığı yapısal dönüşüme, Habermas'ın kamusal alan anlayışından yola çıkarak ışık tutulmuştur. Yirminci yüzyılda dönüşen kamusal alanın, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde ortak akıl ve iletişimsel eyleme dayanmaktan uzaklaşarak yozlaşmaya yönelişi Arendt'in siyasette yalan, aldatmaca, siyasal ve kamusal alan üzerine düşüncelerinden hareketle ortaya konmuştur. Kuramsal tartışmalar üzerinden kamusal alanın geçirdiği dönüşüme dikkat çekilerek, günümüz siyasal ve kamusal alanının siyasetin gündemindeki çatışmaların sergilendiği bir aldatma ve gösteri alanı haline büründüğüne işaret edilmiştir. Bu bağlamda her zamankinden daha karmaşık bir yapıya sürüklenen siyaset iletişiminin de siyasanın özünden bağımsız; yapay; güvenilmez; ağırlıklı olarak negatif söylemlerden, kutuplaştırmadan ve kimlik siyasetinden beslenen bir "antipolitika" ve "gösteri siyaseti"ne dönüşmesinin altı çizilmiştir. Yukarıda özüyle ifade edilen, ilk iki bölümde sunulan tartışmaların, yerli akademik literatür içerisinde, bu kapsamda yürütülecek gelecek çalışmalara teorik bir zemin teşkil etmesi ve alana katkı sunması umulmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde ise araştırma konusu çerçevesinde yanıt aranan araştırma sorularına cevap bulmak ve çalışma öncesinde belirlenen hipotezleri sınamak üzere yürütülen saha araştırmasının yöntemi, varsayım ve sınırlılıkları, bulguları, sonucu ile genel değerlendirmesine yer verilmiştir. Araştırma kapsamında, yirmi birinci yüzyılın hakikat sonrası siyasetinde başvurulan siyasal iletişim strateji ve tekniklerinin dönüşümünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaçla, siyasal ve sosyal araştırma uzmanları, siyaset stratejileri uzmanı ve siyasal iletişim danışmalarından oluşturulan örneklemle nitel bir araştırma ve veri toplama yöntemi olan derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Örneklemin bu şekilde belirlenmesinin sebebi, siyasal iletişim yönetiminde, çalışma kapsamında öne sürülen dönüşüm iddiasını doğrulayacak ya da yanlışlayacak bilginin en doğru kaynağının konunun uygulayıcısı olan siyasal iletişim uzmanları olarak görülmesidir. Bu doğrultuda, hakikat sonrası dönemde siyaset iletişiminin geçmişte yürütülen siyaset yapma biçiminden ve başvurulan siyasal söylemlerden farklı bir şey ifade edip etmediği, belirlenen anahtar kişilere yöneltilen on adet yarı-yapılandırılmış görüşme sorusu ile soruşturulmuştur. Bu sorulardan üç tanesi, "Hakikat sonrası dönemde, toplum ve siyasette olduğu kadar siyasal iletişim sürecinde de hakikatin önemini yitirmesi söz konusudur" şeklinde belirlenen birinci hipotezi sınamak amacıyla oluşturulmuştur. Bu sorular sırasıyla, hakikat sonrası dönemde siyasetçilerin siyaset yapma ve seçmenlerin siyasete katılma biçimleriyle siyasal kültürün bir dönüşüm geçirip geçirmediği; günümüzde siyasal iletişim stratejilerinin nasıl dönüştüğü, siyasal iletişim yönetiminde öne çıkan yönelimlerin ne olduğu; uygulanan siyasal iletişim stratejilerinin ve gerçekle bağdaşmayan siyasi söylemlerin modern demokratik toplumlara getirisi ile ilgilenmektedir. "Hakikat sonrası dönemde, siyasal kampanyalar ağırlıklı olarak duygu ve duygulanımları harekete geçirmek üzere tasarlanmaktadır" önermesiyle belirtilen ikinci hipotezi sınamak üzere de görüşmecilere yine üç adet soru yöneltilmiştir. Bu sorular ile bugün duyguları harekete geçiren mesajlar ve lider kimliği üzerine inşa edilen kampanyaların rasyonel vaatlerden daha ön planda olup olmadığı; seçmen davranışının belirlenmesinde siyasi liderlerin gerçeğe sadakatinin mi yoksa seçmenin liderle kurduğu duygusal bağın mı daha belirleyici olduğu; siyasal iletişim uygulamalarının seçmenleri mevcut kanaat ve tutumlarından farklı bir yönde hareket etmeye ikna edip edemeyeceği sorgulanmıştır. Geriye kalan dört yarıyapılandırılmış görüşme sorusu ise hakikat sonrası siyasete; dijitalleşen siyasal halkla ilişkiler ve reklam faaliyetlerinin siyasal kampanyalara getirdiği avantajlara; sosyal ağlarda yanlış bilgi akışını besleyen unsurların sosyal ağların yeni kamusal alan olarak görülmesine getirilerine; doğrulama platformlarının seçim süreçlerinde oynadıkları rolü belirlemeye yönelik değerlendirme sorularıdır. İlk elden toplanan verilerle, çalışma öncesinde belirlenen iki hipotez de doğrulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, günümüzde siyasal iletişim yönetimi uygulamalarının hem teknik hem de söylem açısından değişim gösterdiği saptanmıştır. Dijitalleşmenin, siyasal iletişim stratejilerini dönüştürerek büyük veriye dayalı mikro hedeflenebilir içerikler üretilmesine imkân tanıdığı, böylece seçmen verisinden yola çıkarak hazırlanan siyasi kampanyaların kitleleri duymak istedikleri mesajlarla cezbettiği görülmüştür. Siyasi dilin, rakipleri itibarsızlaştırmaya, farklı ideolojileri benimseyen seçmen gruplarını kutuplaştırmaya yönelik popülist bir eksene yöneldiği belirlenmiştir. Siyasal kampanyaların her daim duygulara seslendiği ancak geçmişte kampanyaların ağırlıklı olarak rasyonel vaatlerle şekillenirken bugün siyasi liderin yalnızca kendi seçmen gruplarıyla bağını güçlendirmek üzere tasarlandığı tespit edilmiştir. Seçmenin duygularına hitap ederek seçmenle parti ve lider arasında duygusal bir bağ ve ilişki inşa etmenin birincil hedef olduğu öğrenilmiştir. Böylelikle, seçmenin liderle kurduğu duygusal bağın, liderin gerçeğe sadakatinden daha ön planda olduğu belirlenmiş; seçmenle duygusal ilişki kuran liderin söylemlerinde hakikatle ilişkinin sorgulanmadığı sonucuna varılmıştır. Hakikat sonrası dönemde rasyonel kaygıların seçmen nezdinde yeterince ön planda olmaması sebebiyle, siyasal aktörlerin endişe, korku, öfke vb. duygu ve duygulanımları harekete geçirmeye yönelik kampanyaları ağırlıklı olarak tercih ettiği profesyonel siyasal iletişim uygulayıcıları tarafından kabul edilmiştir. Siyasal iletişimin geniş bir yayılma alanı bulduğu sosyal ağların fikir özgürlüğü ve sivil toplum hareketleri açısından önemli bir alan sağlamakla beraber ağların algoritmik yapıları ve seçmenlerin enformasyona seçici maruz kalması bir problem olarak görülmüştür. Bu problemi aşmada dijital okur yazarlık ve doğrulama platformlarının etkisinin, kamusal yaygınlık ve teyitleme isteği gereken düzeyde olmadığı için yeterli olmayacağı yönünde ortak kanaate varılmıştır. Bu çalışmada, bugün gerçekleştirilen siyasal iletişim yönetimi faaliyetleri, temel taktik ve prensiplerini geçmişteki uygulamalardan alsa da teknik ve içerik yönünden temel farklılıkların getirdiği dönüşüm ortaya konmuştur. Hakikat sonrası dönemin yükselen popüler politik liderlerinin farklı coğrafyalarda benzer yöntemleri izledikleri, kurguladıkları alternatif gerçeklikler üzerinden siyaset iletişimi yaptıkları belirlenmiştir. Kendi kimlik ya da ideolojisinin siyasal alandaki temsilcileriyle kurduğu duygusal bağ doğrultusunda hareket eden seçmen grupları için olgusal gerçeklerin önemsizliği örnekler üzerinden tartışılarak doğrulanmıştır. Siyasi liderlerin gerçeğin özüne sadakatine ilişkin sorumluluğunun, toplumun bu duruma yönelik tepkisi ve hesap sorma yetisiyle de ilintili olduğunun altı çizilmiştir. Bu anlamda, hakikat sonrası dönemin temel sorununun yalnızca siyasal yalan, manipülasyon ve aldatmacalar değil, bu durumun toplum nezdinde önemsizleşmesi olduğu ifade edilmiştir. Son olarak, gerçeği manipüle ederek üretilen mikro hedeflenebilir siyasal mesajlar aracılığıyla hedeflenen seçmen gruplarının davranışlarının yönlendirilmesi ışığında varılan yorum; bugünün siyasal iletişim yönetimi ve uygulamalarının yozlaşan bir kamusal alan ve özgür olmayan bir demokrasi anlayışını beraberinde getirdiğidir. Farklı ideoloji ve kimliklere sıkışarak kutuplaşan toplumlarda azınlıkların siyasal temsil sıkıntısı; dünya siyasetinde yükselen popülist akım; alt-sağ hareketle artan göç karşıtlığı, şovenizm ve ırkçılık gibi durumlar da çalışmanın ortaya koyduğu sonucu ve varılan yorumları destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Hakikat Sonrası, Hakikat Sonrası Siyaset, Siyasal İletişim, Stratejik Siyasal İletişim Yönetimi
Author
Dr. Onurcan Güden
Institution
How to Cite
Onurcan Güden (Yüksek Lisans Tezi). Hakikat sonrası dönemde siyasal iletişim yönetimini yeniden düşünmek üzere niteliksel bir araştırma, 2020, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
