Master'sOpen Access

John Rawls ve Norman Barry'de sosyal adalet düşüncesi

2022
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Birden Güngören Bulgan

Abstract (TR)

ⅪⅩ. yüzyılda Sanayi Devrimi'nin ardından sosyo-ekonomik eşitsizlikler artmıştır. Kapitalist toplum yapısı, sınıflar arasındaki çatışmalar karşısında neredeyse çözümsüz kalmıştır. Bu dönemde aynı zamanda farklı adalet arayışlarının da ortaya çıktığı görülmektedir. Kişiler, yasalarda yer alan eşitliği yeterli bulmuyor ve belli imkanlardan yoksun olmanın kendilerine tanınan hakların kağıt üzerinde kalması anlamına geldiğini iddia ediyorlardı. Böylece kişilere asgari bir yaşam standardı sağlamayı amaçlayan sosyal devlet sistemi ortaya çıkmıştır. Sosyal devletlerin en büyük amaçlarından biri sosyal adaleti sağlamaktır. Sosyal adaletin anayasal bir değer olarak kabul edildiği toplumlarda hukuk da eşitliği, pozitif özgürlükleri ve sosyal hakları temel alarak şekillenir. Dolayısıyla hukuk kurallarının anlaşılması ve yorumlanması için sosyal adaletin somut sonuçları olan bir kavram olarak ne ifade ettiği ve ne gerektirdiği iyi bir biçimde anlaşılmalıdır. Biz de çalışmamızda hakkında birçok tartışma yapılan sosyal adaleti, iki farklı yazarın onun hakkındaki fikirlerini karşılaştırmalı bir biçimde ele alarak inceledik. İki düşünürün sosyal adaleti nasıl ele aldıkları meselesi üzerinden karşılaştırmalı bir çalışma yapılmasının sebebi, kavramın hukuki ve siyasi anlamda toplumsal hayatta ciddi etkileri olmasına rağmen birçok tartışmaya sebep olmasıdır. Uzunca bir zamandır sosyal adaletin, ulaşılması gereken bir ideal olup olmadığı tartışılmaktadır. Hal böyle olunca bu tartışmaların temelde ne ile ilgili olduğu sorusu büyük önem kazanmaktadır. Çalışmamız, özünde, sosyal adaleti sistemleştirme ve geliştirme taraftarı olanlar ile ona yönelik ciddi eleştiriler getirenlerin temelde hangi noktalarda birbirlerinden ayrıldıkları meselesini ele almayı amaçlamaktadır. Fakat birbirleriyle yarışan bu görüşler, iki düşünürün fikirleri özelinde sınırlandırılmıştır. Rawls ve Barry farklı hatta zıt denebilecek fikirlere sahip liberal değerlere bağlı iki yazardır. Bu sebeple çalışmada yer alan argümanlar, sosyal adalet hakkında klasik liberaller ile eşitlikçi liberallerin de genel düşüncelerine birer örneklik teşkil etmektedir. Sosyal adalete yönelik eleştiriler kişisel özgürlükler ve siyasi iktidar-birey ilişkisi üzerinden yapılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da çalışmamız kapsamında bu kavramlara sıklıkla başvurulmuş, sosyal adalet düşüncesi bu bağlamda incelenmeye çalışılmıştır. Sosyal adaletin liberal düşünürler arasında nasıl bir bölünmeye yol açtığı, tarihsel seyri ve kavramsal olarak kısa bir tanımı tezin giriş kısmında ele alınmaktadır. Bunun dışında tez üç bölümden oluşmaktadır. "John Rawls ve Hakkaniyet Olarak Adalet" başlıklı ilk bölümde fikirleri karşılaştırmaya konu olan Rawls'un adalet kuramının felsefi kökenleri ve genel amacı ile temel unsurları açıklanmıştır. "Norman Barry Düşüncesinin Genel Çerçevesi" başlıklı ikinci kısımda ise Barry'nin klasik liberal teoriyi geliştirme amacıyla ele aldığı temel meseleler hakkındaki görüşleri incelenmiştir. Bu iki bölüm, üçüncü bölümde yapılacak esas karşılaştırmaya hazırlık aşaması olarak hazırlanmıştır. Çalışma iki yazarın düşünceleri üzerinden ilerleyeceği için öncelik onların eserlerinin incelenmesine ve hukuki, siyasi toplumsal konular ile ilgili öne sürdükleri genel fikirlerin tahliline ayrılmıştır. Son bölümde ise her ikisinin de bireye yönelik yaklaşımları ve özgürlüğü nasıl tanımladıkları noktasında bir karşılaştırmaya yer verilerek sosyal adalete yönelik destekleyici ve eleştirel bakış açıları değerlendirilmiştir. İlk bölümde Rawls'un, başta Adalet Teorisi (A Theory of Justice) ve Siyasi Liberalizm (Political Liberalism) adlı eserleri olmak üzere diğer makaleleri ve hakkında yazılanlar incelenerek genel düşünce sistemi açıklanmaya çalışılmıştır. Rawls, liberal düşünürler arasında eşitlik kavramına en çok değer veren teorisyenlerden biridir. Kuramı, siyaset felsefesi ve hukuk düşüncesi bakımından adeta devrim etkisi yaratmış yaratıcı bir düşünürdür. Etkisi o kadar büyüktür ki adalet hakkında düşünülmeye başlandığında Rawls'tan bahsetmemek zordur. Hakkında yazılanlarla beraber yıllarca sürecek fikri tartışmaların fitilini ateşlemiş bir düşünürdür. Bu sebeple bu bölüm altında öncelikle teorisinin felsefi kökleri ve faydacılığa yönelik eleştirileri incelenmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünün ilk alt başlığında Rawls'un üzerindeki Kant etkisi, sosyal sözleşme geleneğini devam ettirme çabası ve klasik faydacı düşünceye yönelttiği eleştiriler ele alınmıştır. Rawls'un kuramı, bireylerin belli özel şartlarda bir araya gelerek toplumsal kurumların temeline yerleştirilmesi arzu edilen adaletin temel ilkeleri seçmelerine dayanır. Böylece Rawls'un teorisi sözleşme kuramının temel mantığına uygundur. Bireylerin rızasına dayanan sözleşme fikri, onun düşüncesini açıklamak noktasında hem bir araçtır hem de ondaki akılcı yaklaşımı görmek noktasında aydınlatıcıdır. Bireyler adalete Tanrı'nın buyrukları ya da geleneksel kurumlar aracılığı ile değil bir akıl yürütme ile ulaşırlar. Bu da Rawls'un akılcı yöntemlere başvurduğunu gösterir. İlgili kısımda, kuramın bu yönü vurgulanmıştır. İkinci olarak Kant'ın, kişilerin değerinin bir gereği olarak onların toplumsal ya da bireysel amaçlar için bir araç olmaktan uzak tutulması gerektiği yönündeki görüşlerinin Rawls üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bunun için Rawls'un faydacılığa yönelttiği eleştiriler de ele alınmaktadır. Rawls, kuramını öncelikle Adalet Teorisi adlı eserinde de belirttiği gibi, faydacılığa karşı bir eleştiri olarak meydana getirmiştir. Rawls'un daha çok kişinin faydası için bireysel özgürlüklerin ihlal edilemeyeceği düşüncesi, onun liberal çizgide olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. İlk bölüm kapsamında Rawls'un düşünce sistemi genel olarak incelendikten sonra adalet kuramının daha iyi anlaşılabilmesi bakımından teorinin unsurları tek tek ele alınmıştır. Rawls, sözleşme teorilerindeki doğa durumuna benzer bir orijinal durumdan hareket ederek metodolojisini oluşturur. Kişiler cehalet peçesi adı verilen bir vasıta ile toplumsal konumlarını, doğuştan getirdikleri yetenekleri bilmedikleri bir pozisyonda adalet ilkelerini seçerler. Rawls'un bu yolu seçmesinin sebebi tarafsızlığı tesis edebilmektir. Ardından Rawls'un iki adalet ilkesinin neler olduğu üzerinde durulmuştur. Bu ilkeler arasında hiyerarşik bir sıralama vardır. Özgürlükler değeri sosyo-ekonomik eşitliklerin sağlanmasına önceldir. Rawls burada özgürlük ve eşitlik arasında bir denge sağlamaya çalışırken özgürlüklere bir öncelik tanır. Buna göre eşitsizlikler ancak toplumda bulunacak en az avantajlı grubun faydasına ise kabul edilebilirdir. Bu şekilde açıklanabilecek fark ilkesi Rawls'un teorisinin en özgün yanlarından birini oluştururken aynı zamanda eleştirilerin de odağı haline gelmiştir. Rawls'a göre fırsat eşitliği adil bir toplum için yeterli değildir. Bu sebeple adaletin ikinci ilkesi şekli bir eşitlik anlayışına işaret eden fırsat eşitliği ile beraber fark ilkesini de içerir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise sosyal adalete yönelik düşünceleri incelenecek olan bir diğer yazar olarak Norman Barry ele alınmaktadır. Sosyal adalet, konusunda eleştirel kanatta fikirleri incelenecek olan Barry'nin, Rawls gibi orijinal bir teori kurguladığını söylemek zordur. Fakat Barry adalet başta olmak üzerine hukuk ve siyaset felsefesi kapsamındaki birçok kavram hakkındaki güncel tartışmaları ele alan çalışmalar yapmıştır. Hayek-Hume çizgisinde bir düşünür olmasına ve İskoç Aydınlanmasından etkilenmesine rağmen içinde bulunduğu söz konusu düşünce geleneğini de sık sık eleştirmekten geri durmamıştır. Bu açıdan bir özgür toplum teorisi olan klasik liberalizmin geliştirilmesi için önemli katkılarda bulunmuştur. Son yıllarda ülkemizdeki akademik çalışmalarda da eserlerine sıklıkla başvurulan bir düşünürüdür. Bu açıklamalar ışığında ikinci bölüm Barry'nin liberal gelenek içindeki yerinin tespitiyle başlamıştır. Barry, Marksizmin çöküşüyle beraber yükselişe geçen eşitlikçi bir devlet anlayışının bireysel hak ve özgürlükler açısından tehlikesine dikkat çeker. Özellikle 1970'li yıllara kadar etkisini güçlü bir şekilde sürdüren müdahaleci devlet uygulamalarını ve buna bağlı olarak hukuki düzenlemelerle beraber sosyal politikaları eleştirir. Barry, sosyal adalet düşüncesi ve gerekliliklerine karşı entelektüel bir karşı çıkışı temsil eden ve yeni sağ adı verilen bir sosyal felsefenin temsilcilerinden biri olarak kabul edilebilir. Bundan sonra Barry'nin hukuk ile devlet arasındaki ilişkiye nasıl yaklaştığı incelenmeye çalışılmıştır. Barry, hukukun devletin yaratmadığını ifade eder. Hukuk, devlet olmadan da var olabilir. Bununla beraber onun için devletsiz bir düzen de söz konusu olamaz. Çalışmamızda "Barry'nin Devlet Tahlili" başlıklı kısımda Barry'nin kamu tercihi teorisyenlerinin görüşlerini belli ölçüde kabul ettiği tespit edilerek kişi hak ve hürriyetlerine meşru bir sınırlama olarak getirilen kamu yararı kavramının gerçekçi bir anlamının neden olmadığı açıklanmaya çalışılmıştır. Buna bağlı olarak devletin neden sınırlandırılması gerektiğini de açıklamaktadır. Barry aynı zamanda Hume- Hayek çizgisinde bir düşünür olarak kendiliğinden doğan düzen düşüncesinden etkilenmiştir. Fakat bu düşünce bağlamında Hayek'i eleştirmekten de geri durmaz. "Kendiliğinden Düzen Fikri ve Hayek Etkisi" başlıklı kısımda Barry'nin bütün toplumsal kurumların oluşumunu açıklama noktasında bu yaklaşımın yetersiz kalacağı düşüncesi açıklanmıştır. Barry evrimci düşünceye karşı kurumların ortaya çıkışında özel bir çabanın da gerekli olduğunu vurgulamıştır. Hayek'i de bu anlamda evrimci düşüncelere körü körüne bağlanmakla suçlamıştır. Hukukun üstünlüğü ilkesi birçok liberal düşünür için olduğu gibi Barry için de oldukça önemlidir. "Barry'de Hukuk Kavramına Genel Bir Bakış" yasabaşlığında devletin sosyo-ekonomik hayatta giderek artan müdahalelerine paralel olarak hukuk düzeninde de kamu hukukunun özel hukukun yerini işgal etmeye başladığı eleştirisi ele alınmıştır. Bu kısımda da yazarın common law üzerindeki görüşleri incelenmiştir. Bu bağlamda Barry'nin hukuka yaklaşımında Hayek'in etkisinden ziyade Weber'in hukuki modernleşmeye dair biçimsel rasyonalitesinin etkisinin görüldüğü yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümü ise "Rawls ve Barry'de Sosyal Adalet Düşüncesi: Birey ve Özgürlük Kavramları Üzerinden Bir Karşılaştırma" adını taşımaktadır. Buraya kadar sosyal adalet perspektifinden fikirleri incelenen iki düşünürün belli kavramlar üzerinden karşılaştırılması yapılmaktadır. Burada izlenen amaç sosyal adaletin bir bütün kabul edilerek belli kavramsal parçalara ayrılması ve bu parçalar üzerinden değerlendirilmesidir. Söz konusu parçalar, sosyal adaletin somut yansımasını bulduğu meselelere dayanmaktadır. Yapılmak istenen, merkez kavramımız olan sosyal adaletin adeta anatomisinin incelenmesidir. Görünürde özgürlük ve birey anlayışı alt başlıkları ekseninde bir değerlendirme yapılmış olsa da bölüm kapsamında eşitlik, iktisadi düzen ve demokrasi gibi başkaca konulara da değinilmiştir. Çalışmamızın bu bölümü sosyal adaletin varlığının tespiti ve tanımının yapılması noktasında da bir iskelet sunmaktadır. Bireyciliğe yönelik iki farklı bakış açısının sunulduğu ilk alt başlıkta öncelikle modern hukukun ortaya çıkışı ile paralellik arz eden liberal bireyciliğin nasıl geliştiği incelenmiştir. Rawls ve Barry liberal bireycilik anlayışına sahip olmalarına rağmen onları farklı noktalara götüren temel kabuller incelenmeden bireyin topluma karşı öncelendiği anlayışın meydana geliş aşamaları incelenmiş ardından Rawls ve Barry'de bireyin hangi özelliklerle tanımlanarak merkezi bir konuma getirildiği açıklanmıştır. Rawls'un rasyonel ama makul bireyine karşı Barry'nin gerçekçi bir yaklaşım sergilemek konusundaki dikkati ile de bağlantılı olan sınırlı olarak iyilikseverliğe sahip ancak ortak bir yarar için çalışmaktan son derece uzak kendi çıkarını önceleyen bireyi ele alınmıştır. Bu yaklaşım farkının bireyler arası dayanışmada olduğu gibi toplumsal birçok konu bakımından da sonuçları incelenmiştir. Bir diğer alt başlık olan "Liberal Özgürlük Teorisinde Yol Ayrımları" kısmında öncelikle negatif ve pozitif özgürlük kavramları irdelenmiş ardından bu siyasi kavramların hukuka yansıması ele alınmıştır. Rawls ve Barry'nin de özgürlüğü tanımlamak konusundaki farklı yaklaşımları onların hak ve hukuk sorunlarına yönelik bakış açılarını da etkilemiştir. Dolayısıyla her iki düşünürün de özgürlük ve eşitlik arasında kurdukları ilişkinin bireysel haklara ve hukuka nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Son olarak adalet /özgürlük ikilemi ile insan onuru kavramları kapsamında sosyal adaletin her iki yazar için nasıl bir anlam ihtiva ettiği açıklanmıştır.

Author

Dr. Nisanur Önay

How to Cite

Nisanur Önay (Yüksek Lisans Tezi). John Rawls ve Norman Barry'de sosyal adalet düşüncesi, 2022, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University