Freedom

228 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Kant'ın teorik ve pratik felsefesinde Tanrı ve özgürlük kavramlarının konumu

Bu tez çalışması, 18. Yüzyılın önde gelen filozoflarından olan Immanuel Kant'ın "Tanrı" ve "özgürlük" anlayışını onun teorik ve pratik felsefesine dayanarak açıklama amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamızın temel tezi Kant'ın Tanrı ve özgürlük anlayışının onun teorik ve pratik felsefesinin birlikte ele alınması yoluyla uygun ve tutarlı bir şekilde açıklanabileceğidir. Bu temel tezi desteklemek üzere öne sürmüş olduğumuz iki ana iddia söz konusudur. Bu iddialardan ilki Tanrı'nın, saf aklın ideali olarak kabul edilmesiyle, Kant'ın yalnızca pratik felsefesinde değil teorik felsefesinde de olumlu anlamda merkezi bir konuma sahip olduğudur. İkinci ana iddiamız ise, Kant'ın özgürlük anlayışının bir seçim özgürlüğüne indirgenemeyeceği, aslında zorunluluğun özgür bir seçimine dayandığıdır. Bu doğrultuda çalışmamız önemli tema ve tartışmalar ekseninde felsefe tarihine değinerek Kant'ın teorik ve pratik felsefesinin yanı sıra onun Tanrı ve özgürlük anlayışını ortaya koymaktadır. Bu kapsamda özellikle incelediğimiz temalar veya konu başlıkları şunlar olacak: aşkınlık ve içkinlik tasarımları, doğa ve özne ikiliği, saf aklın ideali, zorunlu varlık antinomisi, Tanrı'nın varlığı lehine öne sürülmüş olan spekülatif argümanlara yönelik olarak Kant'ın ortaya koyduğu eleştiriler, özgürlük antinomisi ve Kant'ın ahlak anlayışının temel kavramları.

Kant, ImmanuelTanrıÖzgürlük
Emin Oral
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

İran'da insani kalkınma analizi: Eğitim ve cinsiyet eşitsizliği karşılaştırmalı bir bakış açısından

This thesis attempts to address existing gender parities and gaps in Iran compared to Azerbaijan and Turkey in terms of human development perspective. Human development by enlarging people's freedoms and potentials draws the attention to "ends" and insists on both intrinsic and instrumental values of development. The three main components within human development are: capabilities, free agency and achievements. Health, education and per capita income are the essential indicators of Human Development Index (HDI). Each of which has the same ratio in HDI value estimation. Gender inequality as a global phenomenon, increasingly focuses on women's deprivation of education, health, income and social developments. This thesis discusses Iran's educational developments analytically and compares female-to-male progresses in HDI indicators of Iran with Turkey and Azerbaijan. The main goal of human development and capability approach is equal distribution of capabilities and functionings among people. The exceptional status of education in having both intrinsic and instrumental values multiplies the significance of equal education in a global context. In addition to the direct impact of education on total health and income rates, parity in education has the capacity to empower women and make them qualified for well-paid vocations. Iran from 1990 to 2015 has had a sustainable progress in health, education and per capita income. In case of education, Iran has proceeded remarkably in women's access to schools. Iran has almost succeeded to close the gender gap in education, while gender inequality remains in achievements so far. In comparison, in Turkey and Azerbaijan, raising women's capabilities has led to more achievements in terms of economic resources, labor force participation and political participation. According to human development reports, Turkey in capability distribution has experienced more gender disparity than Iran. By filtering the health indicator, Azerbaijan has the best status in gender parity rather than Turkey and Iran. Turkish women's high life expectancy at birth is the best among the analyzed countries. Unlike Iran, educated women in Azerbaijan and Turkey have lower unemployment rates than Iranian women. That is probably why women in Iran recently have less interest to continue their education in tertiary level and this disappointment has reproduced the gender gap.

AzerbaijanGenderGender differences+7
Parisa Vahdatıan
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Possibilities of female liberation at the turn of the twentieth century

This dissertation reads the problems of women and their living conditions in the light of the feminist theory. Female entrapment in some premises such as motherhood marriage and social environment is what is questioned in this work. My intention in this study is to discuss some possible ways of liberation for the women to escape the patriarchal conventions by using Charlotte Perkins Gilman's Herland, 'Making a Change' and 'An Unnatural Mother', Kate Chopin's The Awakening, 'The Storm', 'Her Letters' and 'A Respectable Woman' and Edith Wharton's The House of Mirth. The first chapter will deal with Charlotte Perkins Gilman's presentation of women entrapped in motherhood. Gilman is of the opinion that motherhood is natural; however, she claims that it should be professionalized. The second chapter will handle with Kate Chopin's works stated above in terms of the sexual liberation for women who are made to live in their asexual marriages. How adultery is found natural and humane in the confined marriages of the time is my main focus in this chapter. I will then analyze Edith Wharton's The House of Mirth in which Lily is entrapped in her single life and in the upper-class society which expects her to marry in order to secure her life. By analyzing these three major 20th century writers, I conclude that Charlotte Perkins Gilman, Kate Chopin and Edith Wharton complement each other and that is why analyzing them altogether enables us to see the big picture for the entrapment and the liberation of women. Keywords: Entrapment, Motherhood, Sexuality, Single life, Liberation

20. centuryMotherhoodSinglehood+6
Sedef Güzelyurt
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Orta yetişkinlik dönemindeki geylerin öznel iyi oluşlarına dair söylemleri

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yaşayan orta yetişkinlik dönemindeki geylerin (eşcinsel erkeklerin) öznel iyi oluşlarına dair konuşmalarına kaynaklık eden "açıklayıcı repertuarlar"ın incelenmesidir. Çalışma kapsamında 45-62 yaş arasında, İstanbul'da yaşayan 10 gey ile yarı-yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, görüşmecilerin onayı dahilinde ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve daha sonra yazıya aktarılmıştır. Görüşme metinleri söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Görüşmelerin analizi sonucunda katılımcıların öznel iyi oluşlarına dair açıklamalarına kaynaklık eden yedi açıklayıcı repertuara ulaşılmıştır: Uzun Süreli/Güvenli Partner İlişkisi, Cinsel Haz, Gençliği Olumlama ve Beğenilme Arzusu, Aile ve Arkadaşlar, Başkalarına Fayda ve Deneyim Aktarımı, Özgürlük, Kendini Kabul. Analizde elde edilen açıklayıcı repertuarlardan "özgürlük" ve "kendini kabul" dışındaki repertuarların beşi de direkt başkalarıyla ilişki üzerinden elde edilen, katılımcıların tümüyle bireysel kontrollerinde olmayan, mutluluklarını etkileyen alanlar olarak ortaya çıkmaktadır.

LGBTSöylem analiziYetişkinler+2
Dilek Özkan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kant estetiği bağlamında sanat-ahlak bağıntısı ve kavramsal sanatın zemini

Bu tezin amacı, sanatın ahlaktan özerkleştiği söyleminin arkasında gözlemlenen ahlaki duruşu çalışmaktır. Bu duruş muhatabından da aynısını bekler. Son yüzyıllara damgasını vuran "fikir olarak sanat"ın ardında yer alan sanat ve ahlak arasında kurulan ilişkinin zemini üzerine düşündüğümüzde Kant'ın "Güzel ahlaki iyinin sembolüdür" (Das Schöne ist das Symbol des Sittlich-Guten) kavramıyla karşılaştık. Bu bağlamda Kant'ın felsefesinde "iyi"nin ve "güzel"in anlamını bulmak önemliydi. Günümüze etkisi babında "yüce" de ele alındı. Çağdaş Sanat temelinde sanat ve ahlak arasındaki bağıntının yansımasını açığa çıkarmak için sanat çalışmaları ve sanat kuramlarından örnekler de sunuldu. Manet'den Duchamp'a yol alındı. Kant'ın izini takip ederek anti-retinal, düşünce pratiğine dönüşmüş kavramsal sanatı anlamak için "Neden Kant?" sorusunu cevaplamanın önemi ortaya çıktı. Kant'la başlayan bu çalışma, nihai varış noktası olarak da Kant'a ulaştı. Anahtar Kelimeler: Kant, Özgürlük, İyi, Güzel, Yüce, "Güzel İyinin sembolüdür", Kavramsal Sanat, Manet, Duchamp.

AhlakGüzelKant, Immanuel+4
Zeynep Gökgöz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Alter ego ve personanın sanatsal faaliyetteki rolü

Bu tez, artist sıfatının geçirdiği evrimi incelerken bu sıfatın içindeki değişmeyen ve değişen özellikleri ele alacaktır. Artist olan herkesin sanat yapıyor olması, sanat yapan herkesin bir artist olduğu manasına gelmemektedir. Bu yüzden metodoloji olarak antropoloji, sanat tarihi, felsefe ve sanat eleştirisi kullanılarak eserler üzerinden artist tipolojileri incelemeye alınmıştır. Bu calışmada batı sanatında artistin bir sıfat haline gelişi, özgünlük ve özgürlük meseleleri üzerinden irdelenmiştir. Ego halinde ortaya çıkan artist ile alter ego olarak beliren artist kimliği arasındaki benzerlikler ve farkılıklar ortaya konmuştur. Çalışma kapsamında farklı zamanlarda yaşamış artsistlerin ortak yanlarının özgünlük, farklılıklarının ise özgürlük olduğu tespit edilmiştir. Bu tez artistlerin postmodernizmden sonra ego ve alter ego yerine bir persona yarattığını savunuldu. Bu personanın ise artistin özgünlük ve özgürlük meselelerine aykırı olduğu vurgulandı. Türkçede sanatçı sıfat olarak kullanılmazken batıda ise "digital artist", "photography artist", "video artist", "tattoo artist", "installation artist" gibi terimler artist sıfatındaki özgürlük manasını yok edip türkçedeki sanatçı anlamına getirmektedir; bu da artistin doğasına aykırıdır. İnsanların çoğunluğunun bir sanatsal persona yaratmaya çalıştığı bu dijital çağda bilgi kirliliği oldukça fazladır. Özgünlük ve özgürlük ilkelerine özünde sahip olan artist, bir isim olarak herkesin kendine yakıştırabildiği dijital etkileşim çağımızda anlamını tamamen yitirmiştir. Bu etkileşim çağında paylaşımları ile beraber en çok öğretebilen olmak da mesele olacaktır. Geleceğin artistinin, "Bilgiyi tecrübe ettiren bir hayat öğretmeni" olması kaçınılmazdır. Bu yüzden, "Geçmiş, Günümüz, Gelecek Artist Tipolojisi" bu tezde incelenirken gelecekte olması gereken bir artist tipolojisinin de üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ego, alter ego, persona, artist, davranış biçimi, özgünlük, özgürlük, avatar

Alter egoAvrupa sanatıBenlik+5
Can Akerson
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Hegel's republican idea of freedom: A comparision between Hegel's idea of freedom and Pettit's freedom as non-domination

In the history of modern political philosophy, Hegel's political thought has been interpreted in many different and incompatible ways. While some have ascribed him the label of totalitarian, others have considered him as a liberal. In this thesis, my aim is to show that Hegel's political philosophy and chiefly, his concept of freedom, has its roots in republican political thought. I compare Hegel's concept of freedom with modern republicanism, especially Philip Pettit's conception of freedom as non-domination. Despite the fact that Pettit and Hegel have different starting points and their theories of freedom are based on different metaphysics, I argue that their understandings of freedom and their emphasis on recognition, do not differ. More precisely, I will argue that the structure of the modern republican idea of freedom as non-domination can be understood as Hegel's 'being-with-oneself-in-an-other'. However, at the same time, we will see that in the application of his modern republican idea of freedom to the institutions of Sittlichkeit, Hegel reverts to the classical republicanism and therefore contradicts himself. In order to show all this, I start by taking freedom to be at the center of Hegel's social and political thought. In the second chapter, I position my interpretation among the three main broad readings of Hegel. After briefly discussing totalitarian, metaphysical and non-metaphysical, that is Kantian or 'self-actualization' readings of Hegel, I argue for the latter and offer particular support for Alan Patten's 'civic humanist' interpretation. The third chapter will be entirely concerned with the third possibility of defining freedom that is freedom as non-domination. After elaborating the main points of Pettit's modern republicanism, I compare it with Hegel's understanding of freedom in the fourth chapter. We will see that for Hegel, as well as for Pettit, relations to others, what we can call recognitive relations, are constitutive of freedom. In the last chapter, I will show how Hegel's republican idea of freedom is realized in the ethical institutions of the modern state. While Hegel designs ethical institutions that are determined to be necessary by the structure of freedom itself, we will see that, in contrast to his modern republican idea of freedom, these institutions – family, civil society and the state – expose many to dependency and domination.

RepublicanismHegel, Georg Wilhelm FriedrichPettit, Philip+2
Magda Mkheıdze
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessAR

The meaning of human freedom according to sheikh Mohammed Saeed Ramadan Albouti

Bu tez Şeyh Muhammed Said Ramazan el-Butî'nin düşüncesindeki insan hürriyeti konusu etrafında dönmektedir. Bu, ihtiyar ve cebir adı altında eskiden beri kelam âlimlerinin araştırdığı bir konudur. Bu mesele etrafında görüşler çoğalmıştır. Her birinin kendine göre delilleri vardır. Ben bu tezde bu görüşlere, bu meselenin tarihine ve geçtiği aşamalara değindim. Davetçileri ve bu ilimle uğraşan kimselerin kalbini meşgul eden en önemli konulardan biri olduğundan bu konuyu araştırdım. Bu konulardan bazıları şunlardır: insan fiillerinin gerçek yaratıcısı kimdir, insan tüm tasarruflarında ve fiillerinde hür mü yoksa mecbur mu? Şeyh Butî'nin bu konuya değindiği metot gibi. Butî'nin değindiği tüm konulara değindim. Bu tezde Eş'arî ve Maturî olarak ehlisünnetve'l-cemaat'tan ve diğer kelamî mezheplerden görüşleri zikrettim. Butî'nin diyalektik, materyalizm ve komünizm görüşünde olan batı ve doğudaki şüphe ehline olan cevaplarını ve Müslümanların akidesiyle ilgili birçokfikhîictihadlarını da naklettim. Bu tezde, araştırmanın öneminin Müslümanları ilgilendiren herhangi bir konuyu açıklamada gizli olduğunu, Allah(cc) hakkında cebr ve zulüm gibişeyleri hiç düşünmemesi gerektiğini ortaya koydum. Nice insanlar var ki bilgilerinin azlığından dolayı kaza ve kader hakkında hayrete düşmüşler ve nice gruplar var ki Allah(cc)'ın sıfatlarını ve zatını yaratılmışların sıfatlarına kıyasladıkları için teşbih ve ta'tile girmişlerdir. Araştırmanın hedefi hürriyyetin gerçek manasını açıklamak, insanın hürriyyetini ve kerametini müdafaa etmek, insan iradesinin Allah iradesi önündeki gidişatını açıklamak ve hürriyet ve İslam'ın bu konudaki konumu hakkındaki problemleri açıklamaktır. Örneğin: tabir etme hürriyetinde İslam'ın konumu nedir? Mürteddin ölümünün vucübiyyeti karşısında şahsi hürriyyet nerede? Farklı grup ve taifelerden dolayı İslam'ın gölgesinde hürriyyet genişler mi? Şura sistemi hâkim için gerekli mi? Şeyh Butî'nin eserlerini okurken tüme varım yöntemine tabi oldum. Sonra onun görüşlerini, eserlerini, insan hürriyetiyle alakalı en önemli konuları arz ederken ve insan tüm fiillerinde hür mü yoksa bazı filleri yapmada mucber mi? gibi konularda onun tutumunu ince bir şekilde tahlil ettim. Bu araştırma bir mukaddime, bir temhid, iki bab, sonuç ve en önemli kaynakların listesinden oluşmaktadır. Mukaddime bölümünde örneğin konunun önemi, bu konuya iten sebepler, bu araştırmanın hedefleri, metodu, beklentileri, bu konu hakkında önceden yapılmış çalışmalar ve şeyh Butî'nin hayatı, fikri ve metoduyla alakalı çalışmalar gibi konulara değindim.

Murad Charif
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Özgürlük ve ahlak'ın Zygmunt Bauman'da yeniden temellendirilmesi

Bu çalışmada moderniteyi eleştirip postmodernitenin gerekliliğini vurgulayan, fakat daha sonra fikir değiştirip modernite ve postmoderniteyi haklı bulmadığını söyleyerek tüm dikkatleri üzerine çeken Zygmunt Bauman'ın özgürlük ve ahlak anlayışı ele alınmıştır. Fakat bunun öncesinde İlkçağdan başlayarak postmodern döneme kadar özgürlük ve ahlakın filozoflar tarafından nasıl temellendirdiği ele alınmıştır. Bu bağlamda Bauman'ın Holocaust ile ilgili görüşüne, "bahçe kültürü" metaforuna, modern ve postmodern bireyin durumunu resmeden "serseri-turist-hacı" metaforuna, daha sonra modernite ve postmodernite ile ortaya çıkan üretim-tüketim toplumu ayrımına ve son olarak modern ve postmodern dönemde varlığıyla adından çok söz ettiren entelektüel sınıfa yani yasa koyucular ve yorumcular sınıfına yer verilmiştir. Ve nihayetinde bu çalışmada tüm bunları ele almamın nedeni Bauman'ın özgürlük ve ahlakı nasıl yeniden temellendirdiğini gözler önüne sermektir.

AhlakBauman, ZygmuntFelsefe+2
Belgin Önal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

J. P. Sartre'ın 'varlık ve hiçlik' adlı eserinde özgürlük kavramı

Sartre'ın felsefesinin ana konusu, insan varoluşu ve insanın bu dünya ile olan ilişkisinde açığa çıkan ve hiçbir zaman güncelliğini yetirmeyen özgürlük kavramıdır. Sartre felsefesine ilişkin bir tezin, bu nedenle, özgürlük kavramını ele alması zorunlu görünmektedir. Dolayısıyla, bu çalışmada genel olarak Sartre'ın düşüncesinin temelinde nelerin yattığından hareketle onun özgürlük anlayışına ve varlık görüşüne değinilecektir. Bu bağlamda ilkin Sartre'ın etkilendiği felsefe tarihindeki kimi önemli figürlere değinilecek, daha sonra Sartre'ın Varlığı nasıl yorumladığına bakılacak ve bununla bağlantılı bir biçimde insanın nesneler dünyası ile olan ilişkisinin derin anlamının sorgulanması doğrultusunda ortaya çıkan 'hiçlik' kavramının üzerinde durulmaya çalışılacak ve insanın eylemselliğinin ve beraberinde ortaya çıkan 'iç daralması' ve 'bırakılmışlık' gibi kavramların özgürlükle ne gibi bir bağlantı içerisinde oldukları ele alınacaktır. Sonuç olarak, özgürlük, Sartre'a göre, insan varlığının temelidir ve insan varoluşunun anlaşılması özgürlüğün anlaşılması ile eş-güdümlüdür. Çünkü Sartre, özgürlük dediğimiz şeyin insana sonradan eklenen ya da sonradan elde edilen/kazanılan bir insan niteliği olmadığını; bu özgürlük insanın hiçliği sayesinde ortaya çıkan ve hep insanın varoluşuna bağlı olan bir özgürlük olduğunu ifade eder. Anahtar kelimeler: İnsan, Varoluş, Özgürlük, Varlık, Hiçlik, İç-daralması, Bırakılmışlık. Sayfa sayısı: 111 Tez danışmanı: Doç. Dr. EMRAH AKDENİZ

FelsefeHiçlikSartre, Jean Paul+2
Aydın Yazğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Leibniz'de akıl-iman ilişkisi

Leibniz'in akıl-iman ilişkisine dair görüşlerini ele aldığımız çalışmamızda; bir din felsefesi problemi olarak akıl-iman problematiği çerçevesinde, felsefi olarak akıl-iman ilişkisinin nasıl işlendiğini ele aldık. Bu kapsamda özünde üç tür yaklaşım bulunduğunu ve bunların; (1) aklı bir kenara iterek, iman alanında akla yer vermeyen fideizmi, (2) aklın önemini ve iman alanı için merkez noktada olduğunu savunan rasyonalizmi ve (3) akıl ile imanı uzlaştırmaya çalışan eleştirel akılcılık olduğunu açıkladık. Leibniz ise bu yaklaşımlardan daha çok katı akılcılığa yakın görünmektedir. Ancak onun bu yaklaşımı kendi felsefi sistemine has; özgün ve akılcı bir yaklaşımdır. Leibniz'e göre; aklın ezeli ve ebedi hakikatleri vardır. İman alanı da bu hakikatlere uygundur. Dolayısıyla iman ile akıl birbiriyle çatışmamaktadır. Ayrıca aklımızı aşan iman hakikatleri de vardır. Fakat bu iman hakikatleri asla akla zıt değildir. Gerçekte hiçbir iman hakikati akıl ile çelişmez. Leibniz'e göre; iman sevgidir. Bu sevgi nurunu akıldan alan, Tanrı'yı bilme ile elde edilen bir sevgidir. En yetkin varlık olan Tanrı sevgisine uygun erdemli yaşam ise gerçek dindarlıktır. Anahtar Kelimeler: Akıl, İman, Rasyonalite, Fideizm, Özgürlük, Teodise

AkılFelsefeLeibniz, Gottfried Wilhelm+3
Fatma Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Immanuel Kant'ın ahlak felsefesinde özgürlüğün temellendirilmesi

Bu çalışma, Kant'ın ahlak felsefesinde özgürlüğün temellendirmesi konusunu incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla öncelikle Kant'ın ahlak felsefesinin genel hatları açıklanarak bu ahlak felsefesi: iyi isteme, ödev ve saygı kavramı çerçevesinde irdelenmiştir. Eğer bir insan özgür olduğunu biliyorsa bu bilginin nereden geldiğini belirtmek gerekir. Bu yüzden bu kast edilen bilgi kaynağının ahlaki buyrukla nasıl bir ilişki içinde olduğunu açıklamak da araştırmamızın en önemli yönünü teşkil etmektedir. Bu açıdan ikinci adım olarak özgürlük kavramı incelenerek bu özgürlük kavramının, ahlak felsefesi ile nasıl bir ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada özgürlüğün insan için bir gerçeklik taşıyıp taşımadığı hususu, ahlak felsefesi bakımından değerlendirilerek ahlak ve özgürlük ilişkisi üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kant, Ahlak Yasası, Özgürlük, İyi İsteme, Ödev, Saygı, Numen

AhlakAhlak felsefesiKant, Immanuel+4
Bülent Oskay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel rekabet ile ekonomik özgürlük arasındaki ilişkinin lojistik regresyon yöntemiyle analizi

Küresellik, ülkelerin bilgi ve teknolojileri kullanarak karşılıklı iletişim halinde ticari faaliyetlerini gerçekleştirebilmesini, ham madde ve ara mal değişimleri yapabilmesini, dünya ülkelerinde verilen yasal kararların tüm ülkelerde birbiriyle uyumlu hâle getirilmesini, sınırların yabancı kişilere açık olması sonucu yabancı kişilerin yeni pazarlara girmesinin sağlanmasını, ülkelerin mal ve hizmet üretimini ucuz işçi maliyetlerinin olduğu ülkelerde yaparak tasarruf etme isteği, ihracat-ithalat kısıtlamalarının ve gümrük tarifelerinin kaldırılmasını ifade etmektedir. Ülkelerin küreselleşmesi beraberinde küresel rekabete yol açmış ve ülkelerde faaliyet gösteren işletmeler ucuz ve kaliteli mal ve hizmet üretmek konusunda adeta birbirleriyle yarış içerisine girmiştir. Ülkelerde faaliyet gösteren firmaların rekabet edebilme gücü ancak özgürlüklerin getirdiği faydalar doğrultusunda olacağı aşikârdır. Özgürlük, bireylerin ekonomik aktivitelerini yasal çerçeveler doğrultusunda özgürce gerçekleştirebilmesini ifade etmektedir. Ekonomik özgürlüklerin varlığı ülke ekonomisinin gelişmesini, ticaret hacminin artmasını dolayısıyla ekonomik büyümeyi beraberinde getirmektedir.Çalışmanın amacı, ülkelerin ekonomik özgürlük düzeylerinin küresel rekabet gücü üzerindeki etkisinin belirlenmesi, ülkelerin rekabet edebilmek amacıyla hangi ekonomik özgürlük bileşenlerine ağırlık vermesi gerektiği ve makroekonomik faktörlerin küresel rekabet gücü üzerindeki etkisini belirlemek oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda bağımlı değişken olan küresel rekabet edebilirlik gücü kategorik hale getirilerek ikili lojistik regresyon analizi yöntemine uygun hâle getirilmiştir.2016, 2017 ve 2018 yıllarını kapsayan çalışmada, Heritage Vakfı ve Wall Street Journal tarafından ortaklaşa hazırlanan ekonomik özgürlük endeksinin, ülkelerin uluslararası rekabet gücünü gösteren bir gösterge olmasının yanında rekabet gücünün ölçümünde önemli sayılabilecek değişkenleri de içermesi bu çalışmanın altyapısını oluşturmuştur. Ülkelerin makroekonomik göstergelerinin uluslararası rekabet düzeyi üzerinde bir etkisi olabileceği düşüncesi makroekonomik göstergelerin (gayri safi yurtiçi hasıla, reel efektif döviz kuru, tüfe ve faiz) küresel rekabet gücü düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesini gerekli kılmıştır. Analizler sonucunda bir ülke küresel rekabet gücü düzeyini artırmak istiyorsa mülkiyet hakkı, kamu bütünlüğü, ticaret özgürlüğü, yatırım özgürlüğü, parasal özgürlük, yargı etkinliği, iş ve emek özgürlüğü gibi özgürlük bileşenlerine pozitif yönde ağırlık vermesi gerekirken, kamu harcamalarını düşürmesi ve vergi yükünü hafifletmesi gerekmektedir. GSYH'deki artış, TÜFE'deki azalış ülke küresel rekabet gücü düzeyini pozitif yönde etkileyen değişkenlerken, REDK değişkeni sadece 2017 yılı için küresel rekabet edebilirlik gücü üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu, FAİZ değişkeninin ise küresel rekabet edebilirlik gücü üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir.

Ekonomik büyümeEkonomik özgürlükLojistik regresyon analizi+7
Mehmet Soyer
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenliğin günümüz toplumsal ilişkilerine etkileri: Göçün güvenlikleştirilmesi

Güvenlik kavramı, bireylerin, grupların veya devletlerin karşı karşıya kalabileceği tehditlerden korunma durumu olarak ifade edilir. Güvenlik kavramı, geleneksel olarak devlet merkezli olup, bir devletin dış tehditlere karşı sınırlarını, egemenliğini ve vatandaşlarını koruma yeteneği olarak anlaşılmıştır. Göç, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını sürdüren ve etkisini devam ettiren bir olgudur. Göç kavramı, insanların oldukları bölgelerden ayrılarak başka bir bölgeye yerleşmesi olarak tanımlanabilmektedir ve bu yer değiştirme ise farklı nedenlere bağlı olmaktadır. Güvenlik ve göç kavramı tarihsel süreç içerisinde tanımları ve işlevselliği değişim ve dönüşüme uğramıştır. Günümüzde göç konusunun, bireyler, toplumlar, devletler ve ekonomik güvenlik üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu iddiasıyla giderek konu güvenlik alanına kaydırılmaktadır. Başlangıçta, göç olayının yalnızca sınırlarla, ulusal güvenlikle ve toplum bütünlüğüyle ilgili bir tehdit oluşturduğu ileri sürülmüştür. Ancak zamanla, güvenlikleştirici aktörler konuşmalarının halk üzerinde daha fazla etki yaratması ve korku uyandırabilmesi amacıyla göçün toplum içerisinde tehdit unsuru olarak belirmesine sebep olmaktadır. Bu bağlamda ise göç hareketleri devletler tarafından sıklıkla güvenlik endişeleriyle ilişkilendirilir. Özellikle kitlesel göç dalgaları, hükümetleri ve toplumları güvenlik riskleriyle başa çıkmaya zorlayabilmektedir. Göçmenlerin geldiği bölgelerdeki ekonomik zorluklar, savaşlar gibi unsurlar, göçmenlerin güvenlik ihtiyaçlarını artırabilmekte ve hedef ülkelerdeki güvenlik endişelerini tetikleyebilmektedir. Bu çalışma, Thomas Hobbes'un doğal durum teorisi ve John Locke'un doğal haklar doktrini çerçevesinde ilerlemektedir. Hobbes, güvenliği sağlamak için güçlü bir devlet otoritesine ihtiyaç duyulduğunu savunurken, Locke, güvenliği toplum sözleşmesi ve birey hakları temeli üzerinden değerlendirmektedir. En temel ayrım, devletin genel mutluluğu ve güvenliği sağlama adına bireyin özgürlüğünün kısıtlanması noktasında ortaya çıkmaktadır. Bu mesele, günümüz toplumlarında oldukça tartışmalı bir konudur. Bu bağlamda, devlet otoritesinin bireysel özgürlükler üzerindeki etkisi ve güvenliğin sağlanması konusunda iki filozofun sunduğu farklı perspektifler incelenmektedir. Bu karşılaştırmalı analiz, modern güvenlik politikalarının şekillendirilmesinde önemli teorik çıkarımlar sunmayı hedeflemektedir. Çalışmada diğer önemli bir teorik kısım ise göçün güvenlikleştirilmesi ve güvenlik ile ilişkisi Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirilme teorisi ile desteklenmiştir. Nitel bir çalışma yöntemi çerçevesinde Uşak'ta yaşayan Afganlılarla derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Göç ile güvenlik arasındaki ilişkinin karmaşıklığı ve çeşitliliği, bu çalışmanın önemli noktalarından birini oluşturmaktadır.

AfganistanAfganlılarGöçler+5
Beritan Kalkan
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Basın özgürlüğünün bir ön koşulu olarak gazeteci güvenliği kavramı

Yasama, yürütme ve yargıdan sonra "dördüncü güç" olarak adlandırılan basın, halkın gerçek gündemini ilgilendiren haberlerin vatandaşlara ulaştırılması ve bu sayede kamuoyu yaratılarak yürütmenin keyfi işlemleri üzerinde baskı kurulabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğünün en önemli bileşeni olarak basın özgürlüğü, demokratik ve özgür tartışma ortamı için olmazsa olmaz bir kavramdır. Bu özgürlüğün kullanılmasında temel aracılar olan gazeteciler, kendilerini ne ölçüde güvende hissederlerse, bilgi ve haberin araştırılması ve iletilmesi de o derece rahat olacaktır. Bunun sağlanmasında en önemli kavramlardan biri de gazeteci güvenliğidir. Gazeteci güvenliği, yeni bir kavram olmasa da 2010'lu yıllarda gazetecilere ve basın özgürlüğüne yönelik saldırıların artması sonucu giderek görünür hale gelmiştir. Gazeteci güvenliği kavramının ön plana çıkmasında, küreselleşme sonucunda kamuoyunun insan hakları ihlallerinden daha çabuk haberdar olması ve uluslararası platformlarda gazeteci güvenliğine yönelik alınan kararlar etkili olmuştur. Gazeteci güvenliğine yönelik hukuki, akademik vb. çalışmaların teşvik edilmesi için başta UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) olmak üzere birçok bölgesel ve uluslararası kuruluş da faaliyet göstermektedir. Gazeteci güvenliği kavramıyla beraber sıklıkla kullanılmaya başlayan bir diğer kavram da "cezasızlık"tır. "Gazeteci Güvenliği ve Cezasızlık Sorunu Eylem Planı", bu iki kavramın BM düzeyinde birlikte kullanımına en güzel örneklerden biridir. Gazeteci güvenliğini tehlikeye atan en önemli sebeplerden biri olan cezasızlık da gazetecilerin karşı karşıya olduğu tehditleri daha iyi kavrayabilmek için üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu haline gelmiştir. Bu çalışma, basın özgürlüğünün korunması için gazeteci güvenliği kavramının önemine ve gazeteci güvenliğinin nasıl sağlanması gerektiğine odaklanmaktadır. Yüksek lisans veya doktora düzeyinde daha önce ülkemizde bu konuda bir çalışma yapılmamış olduğundan bu tezle aynı zamanda gazeteci güvenliği konusunda ileride akademik çalışma yapacak araştırmacılara da yol gösterilmesi hedeflenmektedir. Çalışmayla amaçlanan diğer bir husus da başta gazeteciler olmak üzere diğer basın çalışanlarının karşılaştığı temel tehditleri ortaya koymak ve bu tehditlerin ortadan kaldırılmasında yararlanılabilecek iyi uygulamalara yer vermektir. Çalışmanın sonunda yer verilen iyi uygulamalar ve diğer öneriler, gazeteci güvenliğinin sağlanması için bir yol haritası vazifesi görmektedir. Çalışmamızda, gazetecilere yönelik tehditler ve nedenleri Meksika üzerinden anlatılacaktır. Bu ülkenin seçilmesindeki temel neden, Meksika'nın günümüzde aktif bir savaş ya da çatışma içinde olmasa da en çok gazetecinin öldürüldüğü ülkelerden biri olmasıdır.

Basın özgürlüğüGazetecilerGüvenlik+2
Umut Öner Ülgen
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

2015 sonrası kadınların başörtüsünü çıkarma pratikleri üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın amacı, 2015 sonrasında kadınların başörtüsünü çıkarma pratiklerini sosyolojik ve siyasi boyutlarıyla değerlendirmektir. Literatürde bedensel özgürlük bağlamında değerlendirilen başörtüsüzleşme eyleminin ağırlıklı olarak bedensel bir okuma üzerinden ele alındığı görülmektedir. Bu tez çalışması, başörtüsü çıkarma süreci ve eylemini bir siyasal pratik olarak farklı perspektiflerden okumanın mümkün olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır. Nitekim bu çalışma, başörtüsü çıkarma sürecini, kadın ve beden ilişkisi bağlamında; bu meselenin içindeki siyasi eylemlilik ve siyasi özgürleşme gibi çeşitli yönleri de dikkate alarak bir değerlendirme yapmaya çalışması açısından literatüre katkı sunmaktadır. Bu çalışmanın temel iddiası, 2015 sonrası başörtüsünü çıkartan kadınların bu tercihinde, sosyal hayatta AKP'nin politikalarının sorumlusu olarak algılanma ve etiketlenme üzerinden AKP'nin etkisinin olduğudur. Bu çerçevede, bu sürecin toplumsal ve siyasi bir arka planı olduğu ve kadın-beden ilişkisi üzerinden siyasi bir özgürleşme eylemi olarak da okunabileceği iddia edilmektedir. Çalışmanın saha araştırması kısmında derinlikli mülakat yöntemiyle başörtüsünü çıkartan kadınların birincil dereceden ifadeleri doğrultusunda başörtüsüzleşme tercihi ile AKP'li algılanma/etiketlenme arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Çalışmanın ilk bölümünde; araştırmanın konusu, amacı ve metoduna yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise başörtüsü kuramsal ve kavramsal bağlamda ele alınmıştır. Başörtüsüzleşme, bedensel özgürlük, siyasi özgürlük gibi kavramlar ve başörtülü kadınlar için ifade ettiği anlamlarla başörtüsü tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Geç Osmanlı Dönemi'nde modernleşme hareketlerinin başladığı zamandan AKP dönemine kadarki süreçte; başörtüsüne toplumsal olarak yüklenen anlamların, Türkiye siyasi konjonktüründe siyasi erklerle ilişkilenmesi değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, AKP'nin başörtüsüyle olan ilişkisi; başörtüsü yasağının kaldırılması ve AKP'nin bu süreçteki duruşu ve Türk siyasi hayatındaki politik konumlanması siyasi olaylar temelinde ele alınmıştır. Beşinci bölümde ise saha çalışmasından elde edilen veriler doğrultusunda AKP'nin, toplumda algılandığı otoriter kimliğiyle ilişkilendirilmekten rahatsızlık duyan kadınların siyasi olarak AKP'den ayrışma ve özgürleşme motivasyonuyla başörtüsünü çıkartmaları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak 2015 sonrası başörtüsünü çıkartan kadınların, başörtüsünü bir siyasi gösteren olarak tanımladıkları ve AKP'li algılanmak/etiketlenmek istemediklerinden ötürü başörtüsünü çıkardıkları, kadınların kişisel deneyim aktarımları doğrultusunda anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Başörtüsü, AKP, siyasi özgürleşme, otoriterleşme

Adalet ve Kalkınma PartisiBaş örtüsüKadınlar+4
Zeynep Gül Parla
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyetçi ve liberal düşüncede özgürlük kavramı: Pettit ve Rawls üzerine karşılaştırmalı bir inceleme

Özgürlük kavramı, üzerindeki öznel değerlendirmelerin neden olduğu belirsizlikler bir yana bırakılırsa siyaset bilimi, felsefe, sosyoloji, sanat ve edebiyat metinlerinde tarih boyunca üzerinde durulan bir kavram olagelmiştir. Bununla birlikte özgürlük, siyaset teorisinde bazı ideolojik pozisyonların ve düşünce geleneklerinin de başat değerini oluşturmuştur. Bunlar arasında liberal teori ile cumhuriyetçi düşünce geleneği önemli yer tutmaktadır. Ancak tarihsel süreçte farklı fraksiyonlara ayrılan liberal ve cumhuriyetçi düşüncenin özgürlük yorumları da farklılaşmıştır. Liberal teoride özgürlük, müdahalesizlik bağlamından (devlet) müdahale (sine) evrilerek bir kırılma hattı oluştururken, cumhuriyetçi düşünce geleneğinde de başlarda siyasal topluluğun egemen karşısındaki konumuna ve siyasal katılıma imlenen özgürlük, keyfi müdahalenin önlenmesi ve tahakkümsüzlük bağlamında yeniden yorumlanmıştır. Bu çalışmada; liberal teori ve cumhuriyetçi düşünce geleneğinin özgürlüğü ele alış biçimleri Philip Pettit ve John Rawls'un görüşleri doğrultusunda incelenecektir. Bu bağlamda her iki düşünürün özgürlük nosyonu ve buna ilişkin metodolojik yaklaşımı ele alınacaktır. Bununla birlikte özgürlük kavramının müdahale-müdahalesizlik-tahakküm eksenindeki gelişimi değerlendirilecektir Çalışmanın amacı, özgürlük kavramının tarihselliğini ortaya koymanın yanı sıra; refah devleti tartışmalarında başat figür olarak müdahale meselesini normatif politik teoride kuramsallaştırarak müdahalesizlik-müdahale hattında önemli bir kırılma ekseni sunan Rawls ile çağdaş cumhuriyetçiliğin özgürlük kuramcısı olarak bilinen ve özgürlük tartışmalarına bir üçüncü yol öneren Philip Pettit'in tahakkümsüzlük bağlamının irtibat noktalarını soruşturmaktır. Anahtar Sözcükler Özgürlük, Müdahalesizlik, Tahakküm, Liberalizm, Cumhuriyetçilik

CumhuriyetçilikKarşılaştırmalı analizLiberalizm+5
Batıkan Aksoy
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Serbest zaman doyumu, ilgilenimi ve algılanan özgürlük: Fiziksel aktivite yoluyla kadınların güçlenmesi

Bu araştırmanın amacı 12 haftalık fiziksel aktivite programı ile kadınların serbest zaman ilgilenimi, serbest zaman doyumu ve özgürlük algıları arasındaki ilişkinin incelenerek bunların kadınların güçlenmesine etkisinin araştırılmasıdır. Bu bağlamda araştırmanın kuramsal çerçevesini güçlenmenin kavramsal ilişkileri, feminist pedagoji ve öz belirlenim kuramı oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına uyğunluğu bakımından pragmatist ve dönüşümsel araştırma paradigmaları temel alınarak karma yöntem araştırması kullanılmış ve araştırma deseni olarak açımlayıcı sıralı desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel bölümünde ön test son test yarı deneysel yöntem kullanılmış ve araştırmacı tarafından 12 haftalık pilates egzersiz programı geliştirilmiştir. Nitel bölümde ise fenomenoloji yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak nicel bölümde Serbest Zaman İlgilenimi (SZİÖ), Serbest Zaman Doyumu (SZDÖ) ve Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük (SZAÖÖ) ölçekleri kullanılmış, nitel bölümde ise gözlem, alan notları ve bireysel görüşme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmada katılımcı grubu 3 ayrı gruptan oluşmaktadır. Ölçek yapı geçerliğinin test edilmesi amacıyla fitnes/pilates egzersizine katılan kadınlardan (n=209), Yapısal Eşitlik Modeli oluşturulması amacıyla fitnes/pilates egzersizine katılan kadınlardan (n=399) veriler toplanmıştır. Son olarak araştırmanın deney grubunu oluşturan ve 12 haftalık pilates egzersizine katılan 21 kadından veri toplanmıştır. Nicel veriler online ortama aktarılmış ve SPSS 20.00 ve AMOS 16.00 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük Ölçeği"nin (SZAÖÖ) kadın katılımcılar için yapı geçerliğini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan üç ölçeğin güvenirlik düzeyini test etmek için Cronbach's Alfa katsayıları hesaplanmıştır. 12 hafta boyunca uygulanan pilates programının kadın katılımcıların ilgilenim, doyum ve algılanan özgürlük düzeylerine etkisini belirlemek için bağımlı örneklemler için t-testi test tekniği kullanılmıştır. Ayrıca araştırma kapsamında modelin yapısal geçerliğini test etmek için Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) ve korelasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda ise içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük Ölçeğinin yetişkin kadınlar için 10 madde ve tek boyutlu yapısı doğrulanmıştır. 12 haftalık pilates egzersiz programına katılan kadınların ilgilenim, doyum ve algılanan özgürlük ölçeklerinin tüm alt boyutlarındaki son test puanları-ön test puanlarına göre daha yüksek bulunmuştur. Serbest zaman ilgileniminin hem algılanan özgürlük üzerinde doğrudan etkisinin olduğu hem de serbest zaman doyumu üzerinden dolaylı etkisi olduğu, bunun yanı sıra serbest zaman doyumu üzerine de doğrudan etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların güçlenme deneyimleri incelendiğinde güçlenmenin kavramsal ilişkileri bağlamında yapılan egzersiz programının psikolojik, fiziksel, sosyal, kültürel güçlenme ve aktif yaşam becerisi üzerinde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kadınların serbest zaman aktivitelerine ilgilerinin arttırılmasının özgürlük algılarını yükselterek güçlenmelerine katkı sağlayabileceği veya ilgilenimlerinin arttırılıp ihtiyaçlarının karşılanmasıyla doyuma ulaşan kadınların kendilerini özgür ve güçlenmiş hissedebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

AlgıBoş zamanları değerlendirmeFiziksel aktivite+6
Esra Emir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Rousseau'nun genel irade kavramı üzerine bir inceleme

Bu çalışmanın odağında Rousseau'nun "genel irade" kavramı bulunmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, klasik ve modern dönemde ortaya konulan siyaset kuramları ele alınacaktır; bu bölümde Rousseau'nun kuramını şekillendiren kavramsal tertibatı serimlemek ve polemik halinde olduğu düşünceleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. İkinci bölümde ise Rousseau'nun kuramının temel kavramlarından olan genel irade kavramı, ilişkili olduğu diğer kavramlarla birlikte ele alınacak, genel irade kavramının tanımıyla uygulaması arasında tespit ettiğimiz farklılıklar ortaya konulacaktır. Sonuç bölümünde ise genel irade kavramının, Rousseau'nun murat ettiği eşitlikçi ve özgürleştirici siyasal zemini kurmaya hizmet edip etmediği tartışılacaktır.

EgemenlikEşitlikGenel irade+7
İnan Taylan Durdu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ın pratik felsefesinde beden problemi

Bu çalışma, Kant'ın pratik felsefesinde akıl ve beden kavramını ele alışından hareketle "beyaz erkek" bedenlerinden farklı bedenleri temsil eden hayvan, kadın ve siyahi bedenlerinin, Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığını eleştirel bir okumayla ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Kant öncesi felsefede akıl ve beden arasındaki ilişkinin ele alınışı doğrultusunda farklı bedenlerin nasıl konumlandırıldığı, Kant'a zemin oluşturması bakımından; Platon, Augustinus, Descartes ve Hobbes'un düşünceleri doğrultusunda araştırılacaktır. İkinci bölümde Kant'ın ahlak, hukuk ve politika alanlarında bedeni nasıl konumlandırdığı akıl kavramıyla karşılaştırmalı bir şekilde serimlenecektir. Üçüncü bölümde Kant'ın beden ve aklı pratik felsefesinde konumlandırış biçimi doğrultusunda hayvan, kadın ve siyahilerin Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığı araştırılacaktır. Bu sayede Kant'ın, pratik felsefesinin evrenselliğini şüpheye düşürebilecek bir yanının olup olmadığı tartışılacaktır.

Ahlak felsefesiAkılBeden+7
Bükem Özçeri
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

1848-1849 Macar özgürlük mücadelesi ve Macar mülteciler meselesi

Macarlar bağımsız olabilmek, kendilerine özgü bir devlet kurabilmek için siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan çok mücadele vermişlerdir. 15 Mart 1848'den itibaren Macarlar özgürlükleri uğruna baskılara karşı gelmişler ve 1848 İhtilâllerine sürüklenmişlerdir. 1830- 1867 yılları Macarların devlet kurabilmek için çaba sarf ettiği yıllardır. 1789 Fransız İhtilâli de Macarların bağımsızlık fikri üzerinde etkilidir. Bu dönemde Avrupa'da meydana gelen devrim hareketleri de milliyetçi ve liberal özellikler göstermekteydi. 1848 yılında Macarlar Avusturya ile pek çok savaşlar vererek Macar Cumhuriyetini kurmak istediler. Tek hedefleri Avusturya'dan ayrılmak idi. Lajos Kossuth önderliğinde yeni bir meclis kuruldu. Lajos Kossuth, Sándor Petőfi ve János Damjanich gibi vatanseverler özerk Macaristan için mücadele ettiler. Avusturya'ya karşı açtıkları savaşta Avusturya, Ruslardan yardım isteyerek onları bastırmak istedi. Rusların askerî gücü karşısında Macarlar direnemediler ve yenildiler. Avusturya ayaklanmayı bastırdı ve Macarları tekrar kendisine bağladı. Pek çok Macar katledildi. Macarlar ve Lehler daha fazla dayanamadılar ve Osmanlı Devleti'ne sığındılar. Avusturya'nın Macar, Rusya'nın da Leh asıllı mültecileri Osmanlı Devleti'nden iadesini talep etmesi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun da bu isteği geri çevirmesi üzerine diplomatik kriz oluştu. Bunun üzerine Macar Mültecileri problemi gelişmeye başladı. Bu çalışmanın amacı, Macaristan'da 1848- 49 yılları arasında patlak veren ihtilâli, ağırlıklı olarak Macar kaynaklar kullanılarak meydana gelen muharebeleri ve Macar Mülteciler Meselesini anlatmaktır. Macar Özgürlük Mücadelesinde çok büyük rol oynayan Lajos Kossuth tanıtılmaya çalışılmıştır. Macarların bağımsızlık mücadelesinin başarısızlıkla son bulmasından dolayı Osmanlı Devleti'ne sığınma talep ettikleri ve Osmanlı Devleti'nin de nasıl yardım ettiğini ortaya koymaktır. Mültecilerin Osmanlı Devleti'ne sığınma süreci ve yürütülen diplomatik ilişkiler ele alınmıştır. Çalışma da Macar Özgürlük Mücadelesinin hem Macarlar hem de Avrupa Devletleri üzerindeki etkileri temel alınarak yazılmıştır. Macarca literatür, Macarca kaynaklar, Türkçe literatür ve Türkçe belgeler ışığında 1848 İhtilâli ve Mülteciler Meselesi incelenmiştir. Macar Özgürlük Mücadelesinin sadece Macaristan'ı değil tüm Avrupa'yı etkilediği ve reformları hayata geçirmek için nasıl çaba harcandığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: Macar, Leh, Macar Mülteci, Macar Özgürlük Mücadelesi, Mülteciler, Osmanlı Devleti, Türk- Macar İlişkileri

MacaristanMültecilerOsmanlı Devleti+3
Burcu Çiloğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Media and democracy: The past, present and the future of press freedom in Chile

Press freedom in Chile today is not a relevant issue because it is been thought that there is almost no problem related to freedom of expression. However, this Latin American country has a long history to tell. By means of media freedom, today Chile is an a good situation regarding the rankings of Democracy and Press Freedom in the world. But it is the fact that, is only after years of hard struggles in the last 50 years Chile enforce universal rights such as press freedom and freedom of expression. The experiences during the government of Salvador Allende and later Dictatorship of Augusto Pinochet cemented the path of the media and the journalism practices. Standing on this historical context, this study aims to know the history of the last 50 years of journalism in Chile. For that, were interviewed 15 journalists who worked at different times, that is, some worked in the times of Allende, others during the dictatorship and finally the rest currently are working in different media. Their experiences and points of view will serve to know how the reality of journalism in Chile was it and also what are the current difficulties that communications professionals have to face. In addition, they will take a look at the future to see what will happen to journalists and media in Chile.

Press freedomDemocracyMedia+3
Dennısse Flores Conejeros
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilimkurgu edebiyatında araçsallık-özgürlük gerilimi: Makine/insan

Aydınlanma, Sanayi Devrimi, emperyalizm ve sömürgecilik ile karakterize edilen 19. yüzyıl, yeni bir aklın, yeni bir bilimin, yeni bir tekniğin, yeni bir insanın ve tam da bu dönüşümün ortaya çıkardığı yeni bir kurgu türünün, yani bilimkurgunun doğuşuna tanıklık etmiştir. Ortaya çıkışından bu yana teknolojiyi ve onun insan ve toplum üzerindeki etkilerini sorunsallaştırmış olan bilimkurgu, insan-teknoloji ilişkisine dair gelgitli bir tutuma sahip olmuştur. Kimi yazarlar bilim ve teknolojiye bir kurtarıcı rolü atfederek onları insanlığı daha ileri bir noktaya taşıyacak araçlar olarak görmüş, kimi yazarlar endüstriyel kapitalizmle iç içe olan bu tekniğin insanı nesneleştiren ve yabancılaştıran veçhesine vurgu yapmış, kimi yazarlar ise bu konuda daha ikircikli bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu çalışmada insan-teknoloji ilişkisine dair farklı görüşlerin temsilcileri olarak gördüğümüz Čapek, Asimov, Dick, Shelley, Villiers ve Moore gibi yazarların metinlerindeki robot, android ve siborg figürleri üzerinden, söz konusu gerilimin izi sürülecektir. Çalışmamızın merkezine özellikle bu figürleri koymamızın sebebi, onların insan ve makine kategorilerinin farklı tarzlarda iç içe geçtiği melez ve çok-anlamlı figürler olarak, bu gerilimin izini sürmek için oldukça elverişli olmaları ve insan-teknoloji ilişkisi konusunda farklı okumalara imkan tanımalarıdır.

AndroidAraçsallaştırmaBilim-kurgu+7
Karun Çekem
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Women in change: Female teachers and middle class in the 1940s-1950s

This study examines the extent of liberation the middle class, educated, and working women enjoyed in Turkey during the 1940s-1950s, together with its restriction within the rules of the family, class and society. For this aim, interviews were conducted with eleven, female, middle class teachers who worked in secondary schools during the1940s and the 1950s. The concept of "liberation" is taken in a narrow sense in this study, referring only to the ability to direct their own lives and making life-changing choices such as about education, work life, and marriage without pressure. Secondary education teachers, working in junior high / high schools, were selected specifically, as they were required to receive university-level (faculty or institute) education in contrast to primary school teachers in the time period concerned.

Women teachersHigh schools teachersMiddle class+2
Aslı Ebru Şanlıtürk
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2014
00

Related subjects