Mimarlık alanında alternatif bir süreç: Herkes için mimarlık Ovakent projesi
2015
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. Ahmet Arda İnceoğlu
Özet (TR)
Herkes İçin Mimarlık Derneği (HİM)'nin çalışmaları ve mevcut pratiğin karşılaştırması, mimarlık alanında alternatif bir sürecin nasıl olabileceğine yönelik bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. "Yeni" bir tarif için "olan" tanımlanmaya çalışılmaktadır. Mevcut sorunlar incelendiğinde iktidar, biyo-politika, prekarite gibi kavramlar öne çıkmakta; bu kavramları barındıran sistem, dil/söylem üzerinden ve eğitim süreçlerinde şekillenmektedir. Üretimi bu hegemonik yapılardan ayrıştırmak ve potansiyellerini açığa çıkarmak için yatay ilişkilenme biçimleri denenmeye değer bir patika sunmaktadır. Bu açıdan HİM'in Atıl Köy Okulları Ovakent Projesi'nde deneyimlenmiş süreçler farklı bir üretimin olumlu ve olumsuz yönleriyle kavranabilirliği açısından önemlidir. Mimarlık alanındaki üretim; ürünün niteliği, çevreyle ilişki, aktörler arası ilişkiler, aktörlerin yaşam şartları, ekonomik döngü gibi pek çok problemli durum üzerinden tariflenmektedir. Genellikle sayısal verilere odaklanılan bu yaklaşım eleştirileri söz söyleme iradesine sahip patron, işveren, politikacı gibi "başaktör"lere yöneltmekte, aktörlerin mevcut ortamın bağıntılarını kabul ederek sistem içerisinde sıkışmalarına sebep olmaktadır. Sorunlu görülen maddi unsurlara ayrı ayrı odaklanmak çözüm tahayyülünü sistemi kabul ederek kuracağından oyalayıcıdır. Tüm unsurlar hakim söylem tarafından belirlendiğinden birbirlerine bağlıdır ve bireylerin değişim için bütüne etkiyebilecek "ağ"lar üzerinden bir eylem geliştirmeleri gereklidir. Mimarlık alanında bireyler tek yönlü ve anonim bir üretime zorlanmaktadırlar. Bu durum sadece mimarlık üretiminin niteliğinin değil, bireylerin yaşayışında temas ettiği tüm alanlarda da görünür olan ideolojinin yaydığı iktidar kavramının bir sonucudur. Hegemonyanın aile, eğitim ve toplumsal yapılar içerisinde bireylere empoze ettiği itaat kültürü dolayısıyla rıza üretimi ve sağduyulu bireyler ortaya çıkmaktadır. Tek bir varlık gibi davranış geliştiren kitleye kültür endüstrisinin benimsettiği yaşam biçimi, tek ve yegâne bir düzenin içerisinde olunduğu hissini vermektedir. Oysa bireylerin topluma uyum sağlamak adına sahip olmak için ömür boyu çalıştıkları nitelikler her geçen gün değişiklik göstermekte ve yaşam/çalışma şartlarını iyileştirmek için gösterilen çaba bireyin mevcut düzen içerisindeki konumunu etkilememektedir. Sistemin döngüsünü kavramak ve sistem içerisinde nefes alınabilecek bir alan yaratmak genelgeçer eleştirilerden sıyrılıp ortamda belirleyici olan hiyerarşik ilişkilenme biçimlerini kırmaktan geçecektir. Mevcut olanı okuyabilmek ve yeni/alternatif olanın arayışında potansiyelli bir patika açabilecek süreçleri keşfetmek için "dil", dil üzerinden gelişen "söylem", dilde ve ilişkilenme biçiminde belirleyici olan "eğitim süreci" üzerine düşünülmelidir. Çünkü yaşam diller ve hareketler içeren bir yenilik potansiyeli üretir; önemli olan bu üretkenlik ve kapasitenin bireyler açısından nasıl "güç"e çevrilebileceğidir. Toplum için ortak olan anlamların paylaşılma aracı olan dilin yeniden kurulması; aktörlerin öğrenilmiş/kalıplaşmış rollerinin dışına çıkabilmeleri, mevcut olanı çıkmazları ve potansiyelleriyle kavrayabilmeleri açısından gereklidir. Böylece farklı kültürlerden beslenen öznellikler inşa edilebilir ve üretim ilişkilerine alternatif bir örgütlenme deneyimlenebilir. Mevcut dil, anlamlar dünyasından çağrışımlarla, hep aynının konuşulabilir/tartışılabilir/üretilebilir olabildiği bir yapıya denktir. Bu dil üzerinden kurulan söylem ise özne, bilgi ve iktidarın aynı bağlamda oluştuğu bir süreç tanımlar. Mimari üretimin her bir unsuru ideolojinin etkisi altındaki bu dikey ilişkilenme biçimi tarafından belirlenir. Bu statik yapıdan yeni bir toplumun doğması ihtimali, bireylerin olguları kendi bakış açılarından görmeye başlamaları ve yeni bir anlatı kurabilmeleriyle mümkün olabilir. Hiyerarşik ilişkilenmelerle biçimlenen üretimde tekçilik ön plana çıkar. Hakim iktidar, dili merkeziyetçi bir söylem inşa etmek üzere araçsallaştırır; bireyler arası "diyalog" aslında bir monologa denk düşer. Bireyin kendi öznelliğini kurmasıyla keşfedilecek anti-hiyerarşik ilişkilenme, dilin merkezkaçcı özelliğini ortaya çıkaracak; toplumda canlı bir diyaloğu ve çok sesliliği, anlamlar arasında karşılıklı bir etkileşimi (diyaloji) doğuracaktır. Toplumda radikal bir değişim için bireylerin tutumunun değişmesinde eğitim süreci önemlidir. Süregelen eğitim yaklaşımlarına alternatif olan özgür eğitim yaklaşımı, kişinin inancını iradi eylemler yoluyla edimesini sağlayacak ve aklın kullanımı düşünceyi özgürleştirecektir. Tek bir doğrunun olmadığının idrakına varan bireyler için iktidar barındırmayan bir ilişkilenme biçiminin önü açılacaktır. Aynı anlamın tekrar tekrar üretilmesine neden olan paradoksal hiyerarşi kırılabilirse öğrencinin özdenetimi ve sorumluluk alma bilinci gelişecektir. Bireyin öğrencilik aşamasında sahip olduğu keşfetme heyecanı desteklenmeli, kendi benliğini kurabilmesi için zemin hazırlanmalıdır. Yeni eğitim anlayışında yine bir iktidar oluşmasının önlenmesi için anonim ve çoklu katılımlı, fraktal ve anlık eylemlerle kurgusuz bir yapı örülmelidir. Mevcut olanı okuyabilecek, yeniyi tahayyül edebilecek "özgür insan" arayışında tekrar bir kapalı sistem tanımlamamak adına belirli bir yöntem geliştirmekten kaçınılmalıdır. Hegemonya, entellektüel ve ahlaki iktidar üzerinden esnek, güvencesiz, gayri merkezi, belirsiz ve istikrarsız çalışma şartlarını meşrulaştırmıştır. Mimarlık pratiğinde bireyler sağduyuyla yaklaştıkları durumlara razı olmaktadırlar. Sürekli iş değiştirmek zorunda olmak, iş tanımlarının çeşitlenmesi, uzmanlaşmaların ön plana çıkması, dolayısıyla istenilen nitelikteki işin bir türlü bulunamaması gibi kişinin kendisine bağlı gibi gözüken şartlar aslında Post-Fordist dönemin getirdiği genel geçicilik hali ve öne çıkan bireysellikle ilişkilidir. Üretim derinliğini kaybederken, aktörlerin eylem kapasitesi daralır. İktidarın bilince ve bedene tamamen nüfus etmesi durumu biyo-politika kavramı ile açıklanmakta ve organik itaat rejimi öznelere "dışarısının yokluğu" hissini uyandırmaktadır. Ancak 21.yy'da araçsallaşan medya ve yücelttiği bireysellik duygusu, alternatif ve yatay ilişki ağlarının kurulabilmesi için çokluğun gücüne dönüştürülebilir. İnşa edilmiş öznellikler üzerinden özyönetime bağlı müşterek üretim deneyimleri, ortak zenginlik dünyasının kurulması için nasıl örgütlenebilineceğine yol gösterecektir. Herkes İçin Mimarlık Derneği (HİM)'nin eğitim ve pratik alanlarının birebir yerini tutmayan ama alternatif bir tartışma geliştiren çözüm arayışı önemlidir. Ürüne odaklanmadan, sosyal sorunlarda sorumluluk alarak, ortak katılımla, anti-hiyerarşik süreçlerin deneyimlenmesi; mimarlığın eylem alanının dönüşmesine ve yeni araçların keşfine açık bir pratik sunar. HİM, alışılmış muhalefet dilinden uzakta bir yaklaşımla proaktif projeler geliştirmektedir. Projeler özelinde söz konusu "saha"larda yere ve yerele bağımlı çalışmalar öne çıkmaktadır. Fiziksel ve zihinsel emek bütünleşmektedir. Çalışmalar "hep beraber" yapma refleksiyle alışılmış mimarlık pratiklerindeki "müelliflik" yaklaşımından ayrışır. Bu denemelerin pratik ve teorik yansımaları alternatif üretim biçimlerinin muhtemel sonuçları hakkında önemli veriler sunmaktadır. HİM'in bugüne kadar yürüttüğü en kapsamlı projelerden biri Atıl Köy Okulları Projesi (AKOP)'dir. Derneğin sosyal sorunlara mimarlık içerisinden çözümler üretmek ve proaktif tutum niyetleriyle örtüşen bu proje, hakim politikalar karşısında güçsüzleşen yerel hayata destek olmak amacı taşımaktadır. AKOP kapsamındaki 2013 yılında başlayan ve yaklaşık 2 yıllık bir takvime yayılan Ovakent çalışmasının süreçleri, olumlu ve olumsuz çıkarımlarıyla anti-hiyerarşik ve alternatif olarak vurgulanan süreç denemelerinde önemli bir yer tutmaktadır. Sahada yapının sosyolojik bir yaklaşımla, adeta kazı yapılara dönüştürülmesi, farklı birikimlerden ve yaş gruplarından katılımcılar, Ovakentliler, bağışçılar ve dernek üyelerinin birlikteliğiyle deneyimlenmiştir. Yerinde ve yerelden beslenen bir tasarım yaklaşımının baskın olduğu süreç, kolektif üretimin nasıl olabileceğine yönelik fikir vermektedir. Yerinde gözlemlenen çalışmalar ve teorik incelemeler göstermiştir ki eşitliğin ön plana çıktığı, yatay örgütlenen organizasyonların denemeleri alternatif üretim ortamları için umut barındırmaktadır. Toplumun değişimi için dil değişmeli, yeni bir söylem kurulmalı ve eğitim pedagojik bir devrimle açık bir yapıya kavuşmalıdır. Mimarlık eğitiminin bir başı ve sonu yoktur; heyecanını yitirmemiş bireyler gerek duyulan bilgiye ulaşma yetisine sahiptir. Klasik pratikler yerle, bireylerle, çevreyle kurulabilecek aktif etkileşimi mimari üretim süreçlerine dahil edememektedirler; ancak kolektif üretimle toplumcu bir yaklaşıma kavuşan deneyler mimarlığın potansiyellerini görünür kılmıştır.
Yazar
Dr. Merve Gül Özokcu
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Merve Gül Özokcu (Yüksek Lisans Tezi). Mimarlık alanında alternatif bir süreç: Herkes için mimarlık Ovakent projesi, 2015, Istanbul Technical University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Istanbul Technical University tezlerinden daha fazlası
- Investigation Of Stretching Effect With Mixed Finite Element Formulations For Laminated Beams And Plates(2023)
- Veri madenciliği yöntemlerini kullanarak anemi sınıflandırılmasına yönelik bir uygulama(2015)
- Moebius elektrolizi anot çamurlarından platin grubu metallerin uzaklaştırılması ve geri kazanımı(2015)
- Bir II. Alman İmparatorluğu projesi: Kaiser Wilhelm Anıtı'ndan Alman çeşmesine(2015)
- Soil salinity mapping by integrating remote sensing data with ground measurements; a case study in Lower Seyhan Plate, Adana, Turkey(2015)
- Kil çekirdekli toprak dolgu atık barajlarında sızmanın nümerik metotlarla araştırılması(2015)
