Master'sOpen Access

La notion de ressentiment dans la genèse des valeurs selon Friedrich Nietzsche et Max Scheler

2013
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Zeynep Dırek

Abstract (TR)

Bu tezde; Nietzsche ve Scheler açısından "değerlerin kökeni" mefhumu ele alınmıştır. "Değerlerin kökeni" mefhumu felsefenin temelini esas alır ve Siyaset Felsefesi, Psikanaliz, Tarih ve Sosyoloji gibi çeşitli düşünce kollarının kaynağını oluşturur. Küresel dünyada; hızla gelişen sosyal paylaşım siteleri, medya ve sanat dünyası sayesinde kültürel değerlerin paylaşımı kolaylaşmıştır. Nietzsche'nin Ahlakın Soykütüğü (On the Genealogy of Morality) kitabında yaptığı gibi; "değerlerin kökeni nedir?", "buna kim karar vermiştir?" ve "bunu kim üretmiştir?" sorularına cevap aramaktayız. Bu soruların cevaplarıyla birlikte günümüzde hangi değerleri yaşadığımızı ve bu değerlere hangi anlamlar yüklediğimizi anlayacak, hangi ahlak kavramlarının öncelikli ve hangilerinin farklı olduğunu göreceğiz. Sonuç olarak bu konunun; farklı düzeylerde değişikliklere tabi olan güncel bir felsefi yansıması her zaman vardır. Tezimizde, Nietzsche'nin ve Scheler'in düşüncelerinin ışığında bu soruları cevaplandırmaya çalışacağız. Nietzsche'ye göre değerlerin kökeni "hınç ile" başlamakta, değerler ve kararlar hınç ile yol almaktadır. Scheler ise bu fikri eleştirip ilerleterek daha objektif bir değerlendirme yapar; öyle ki daha pozitif olan düşünce sistemini sayısal değerlerle destekleyerek yeni bir yaklaşımla konuyu ele alır. Bu tezde üç kişinin kitabı temel alınmıştır: Friedrich Nietzsche'nin Ahlakın Soykütüğü (1887) adlı kitabı, Max Scheler'in Etikte Biçimcilik (1913-1916) ve Hınç adamı (1919), adlı eseri ve Kant'ın Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi (1785) adlı kitabı. Nietzsche'nin tezine geçmeden önce, Kant'ın Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi adlı kitabı temel alınarak Kant'ın ahlak anlayışı özellikle sisteminin temel kavramları olan iyi irade (bonne volonté) ve kategorik emperatif mefhumlarıyla birlikte ele alınacaktır. Burada başka bir okulu düşünmek formel olduğundan Nietzsche'yi ve Scheler'i daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Değerlerin oluşumu; Nietzsche'nin Ahlakın Soykütüğü kitabında özellikle yer almıştır. Kant; değerlerin apriorizm yöntemi ile öğrenildiğini savunurken, Friedrich Nietzsche daha tarihsel, sosyolojik özellikle de psikolojik yönlere dayalı, daha ampirik açıklamalar ile değerlendirme yapar. Friedrich Nietzsche tarih bilgisi çok iyi olan bir felsefeci olarak bilinir ve bu konudaki çalışmalarında "tarihsel ruh"1tan bahseder. Tarih ile birlikte psikoloji ve psikanaliz gibi dallar da ilgisini çekmiştir. Çalışmalarını bu konular ile desteklemiş bir felsefecidir. Nietzsche; etimolojiye önem vermiştir; kelimelerin kökeninin konuları daha iyi anlamamıza yardımcı olduğu fikrini savunur. Dillerin kökeninin efendilerden bize aktarılan bir eser olduğunu ve bunu söyleyecek kadar da önem verdiğini görmekteyiz. Nietzsche; ayrıca diğer yaklaşımlardan farklı olarak, yaşanmış tarihsel olaylar bizim etik ve ahlaka bakışımızda sonuca gitmeden göz önünde bulundurmamız gereken değerlerdir diyerek hem farklı yaklaşım getirmekte hem de diğer yaklaşımları eleştirmektedir. İngiliz Felsefecilerden Nietzsche'yi ayıran en önemli yaklaşımlardan biri de Nietzsche'nin tarihe önem vermesidir. Nietzsche İngiliz felsefecileri bu konuda şöyle eleştirmektedir: pasif kabulün sebebi ya gelenekler ya da alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de olaylara gerçekçi gözlerle bakılmadığını ve bu şekilde değerlendirilmediğini söylemektedir. Mesafe koymak; olayların veya duyguların değerlendirilmesinde kullanışlı olup olmamasına bakılmaksızın objektif olunmasını ve net kararlar verilmesini sağlamaktadır. Nietzsche; iyilik ve kötülük kavramını etimolojik yaklaşımdan yola çıkarak değerlendirir. Önce iyilik kavramı düşünülür, sonrasında kötülük gelir. İyilik, bencil olamayan demek değildir. Bencillik kavramı aristokratların yargılarından değil haklın yargıları ve yaşanmışlıklarından ortaya çıkmıştır. Friedrich Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü kitabının ilk bölümünde, ahlaki değerlerin sebeplerini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu kitapta insanlık için kolay anlaşılan, özellikle temel kavramlardan iyilik ve kötülük ele alınmıştır. Rahiplerin iyilik ve kötülük kavramlarına yaklaşımında saflık ve saf olmayan kavramları konuya dâhil olmuş ve günah kavramı ortaya çıkmıştır. Böylece iyi kötü kavramına günah kavramı eşlik eder olmuştur. Günah olgusunun iyinin ve kötünün yanında yer alması Nietzsche' in eleştirileri arasındadır. Aristokrat Rahipler kendi yaşamlarından yola çıkarak; fizyolojik güçsüzlük ve bireysel yaşamları sebebiyle; toplumdaki durumu sindiremeyip, sosyal yaşamdaki sağlıklı birçok olayı günah ile değerlendirmişlerdir. Onların savunduğu değerler kısıtlı yaşam koşulları ve hareketsizlikten kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla doğal olmayan ve hesaplanmış değerleri savunmaktaydılar. Rahiplerin genel hali nevrasteni olarak değerlendirilmektedir. Rahipler genel olarak hüsran içinde ve zayıf karakterli olup, doğal davranışları reddederek yaşamaktadırlar. Bu nedenle hislerle ilgili kavramlardan uzak yaşarlar. Bu durum Nietzsche'ye göre, Rahiplerin günlük hayatta yaşanan doğal davranışlara karşı düşmanca yaklaşımlarını ortaya çıkarmıştır. Nietzsche ve Scheler' e göre hisler ve algılar sayesinde dünya ile bir bağ kurmaktayız. Nietzsche'ye göre rahipler acıları, zevkleri, hayatın gerçekliklerini reddederek yaşarlar. Ama böyle bir yaşam tarzı sayesinde insanlık daha enteresan hale geldi ve böylece insanlar arasında farklılıklar oraya çıktı. Öyle ki hayatımızda kıskançlık, intikam hissi, hırs ve günah kavramları gündeme geldi. Şövalyeler ile Rahipler arasındaki en belirgin fark güç ve zayıflıktır. Olaya başka bir açıdan bakarsak Rahipler kısıtlı yaşam koşulları sebebi ile daha çok düşünerek, zekâ ve düşünme farklılıkları ile antropolojik açıdan daha parlak zekâlı insanlar topluluğunu oluşturdular. Efendilerin varlıklarının çokluğu onların herhangi bir kaygı, endişe ya da çözüm üretmesine ihtiyaç duyacakları bir durum yaratmamıştır. Değerlerin yer değiştirmesi Rahiplerin propagandası ile olmuştur; şimdiki güncel değerler aslında intikam duygusu ile gelişmiştir. Köleler güçsüzlüklerini nefretleri ile besleyerek ayaklanmışlardır ve sonuç olarak değerlerin yer değiştirmesi iki bin yıl sürmüş ve bu değişim net olarak anlaşılamamıştır. Nietzsche'ye göre bu olaylar Yahudi haklının evrensel misyonu da olmuştur. Kant; hissedilen değerleri hiç önemsemezken Nietzsche için bu değerler çok önemli. Nietzsche; efendilerin içlerinden geldiği gibi, duyguları ile hareket ettiklerinden daha net kararlar aldıklarını düşünmektedir. Hınç adamı kitabında Scheler, hıncın yapısını; karı-koca(eş), kardeş-kardeş, kayınvalide-gelin vb. gibi "ideaF ilişkiler ile inceler. Değerleri ilişkiler ile sınırlandırmayı sadece basit insanlar yapar. Scheler'in Formalizm kitabında bu konuyu daha net görmekteyiz. Hıncın tanımında bağlı olduğu diğer değerler var. Hıncın tanımındaki anahtar kelimeler, güçsüzlük, kısmet, kendini zehirlemedir. Hıncın oluşumundaki gerçek sebeplerden biri de harekete geçirilemeyen duygulardır. Hınç zaman içinde kişinin yaşam biçimi olur. Olayların değerlendirilmesinde ana nesneyi kaybeder ve nesne bulanık bir hal alır. Her konunun değerlendirilmesinde öncelikli duygu hınç olacaktır. Hınç duygusu içinde olan insan; her zaman etrafını acımasızca eleştirerek karşısındaki olay ya da kişiye motivasyon sağlayacak yapıcı bir eleştiri yerine; yıkıcı eleştirileriyle olduğu durumdan daha olumsuz hale getirir. Hınçlı insanlar sistematik olarak kendi içine dönüş yaşar, iktidarsızlık duygusu yaşasalar da duruma karşı davranışları hareketsizlik değil de tepki olarak ortaya çıkar. Hınçlı olduğumuzda kendi güçsüzlüğümüzle hesaplaşamadığımız için mi yoksa gerçekten karşımızdaki olaya tepkili olduğumuz için mi bu duyguya kapılırız? Yapı olarak hıncın kökeninde psikoloji de bulunur ve temsil edilen duruma duyulan his olarak da tanımlanabilir. (Anne olan bir kadına, doğurma yeteneği olmayan bir bayanın hınç duyması gibi) Hınç konusu işlendiğinde sembolizm de göz ardı edilmemelidir. Burada şöyle bir soru sorabiliriz. Her insan hınç hissedebilir mi? Hınç hissedildiğinde değer yargıları değişebilir mi? Hıncı fark edip bundan kaçabilir miyiz? Scheler'in bahsettiği hınç fenomenolojisinde bir alt bilinç söz konusudur. Onu zaman içinde besliyoruz ve daha sonra da farkında olmadan onunla yaşamaya devam ediyoruz, ona alışıyoruz. Nietzsche; hınç ile ilgili olayları gözlemleyerek hıncın tanımlamasını yapmıştır, ama yetmemiştir. Scheler kavramlardan yola çıkarak hınç ile oluşan olayları inceler. Bu durumda Nietzsche daha çok betimleme yaparken, Scheler'in tanımlama yaptığını görüyoruz. Böylece bizim için kavramları ve hisleri anlamak kolaylaşmıştır. Scheler; örnek verdiği ve tecrübe edindiği olaylar ile okuyucunun empati kurmasını sağlamıştır. Empati kurduğumuzda içimizdeki değerleri hissederek Scheler'in formalizmine tekrar bağlanıyoruz. Din Hınç kavramında önemlidir. Nietzsche'ye göre din hıncın ifadesidir. Scheler ise hınçtan kurtulmak için dine sığındığımızı söyler. Nietzsche dine karşı olduğundan acımasızca eleştirerek hıncın kaynağını dine bağlamıştır, Scheler'e göre ise hınçtan kurtulmak için dine sığınmak gerekiyor. Bu yüzden güncel yaşamda dini, değer felsefesi çerçevesinde düşünmek gerekir. Hınç duygusu dini öğeler ile ilişkilendirilirse toplumların birbirine öfkelenme sebebidir. Dini öğelere ilişkin bazı olay ve yazılara karşı oluşturulan öfke ve alınganlık tepkilerinin temelinde hınç duygusunun belirgin izleri görülmektedir. Farklı dini değerlere sahip toplumların birbirlerine karşı duydukları hınç her türlü dini olgu temelinde açığa çıkabilmektedir. Scheler'in Etikte Biçimcilik adlı kitabında aksiyolojik yanılsama kavramını tekrar bulacağız. Hınç, insanda bir yanılsama duygusu ve olayların değerlendirilmesinde şaşkınlık yaratır. Gerçeği reddetmeye veya alternatif bir gerçeklik ve değer oluşturmamıza sebep olur, bu duruma bağlanırız ve buna inanırız. Örneğin; bir haksızlığa inanmak ya da gelecekte bir başarı düşünmek, sürekli bahane ya da savunma ile yaşama yaklaşım bizi başka bir gerçekliğe taşır. Bu yaptığımız çalışma o kadar hassas ki ne değer ne de arzuların değişimi söz konusu değildir, hınç besleyen insanlar tam bir mükemmel yanılsama yaşar ve bunu kader hatası olarak değerlendirirler. Neredeyse farkına olunmayan patolojik bir durumdur. Hınç hissettiğimiz nesneyi yıkmak ve onun üzerinde bir yanılsama kurmaktayız. Böylece herhangi bir yargı ya da değerlendirme doğal akışında olur. Hınç çift taraflı his yaratır ve iki ayrı uçlar alanında bulunur. Değerlere karşı çıkış bir özgürlük hissi ve asi bir yapı, şenlik duygusu ve neşe ile aynı anda bunalım ve endişe yaratır. İçimizdeki dengeli halimizden kayma yaşayarak bir yansıma yaşarız. Scheler, Etikte Biçimcilik adlı kitabında, istikrarlı bir apriorik değerler hiyerarşisini teyit eder, ki bu hiyerarşi kararlı ve bağımsızdır. Hınçtan kurtulmak için yaratıcılık bir çözüm müdür? Hınçlı insanların daha yaratıcı olma ihtimalleri söz konusu olabilir, bir sanatçının psikolojisi ile ortaya koyduğu eser arasında bir bağ kurulabilir. Tüm değerlendirmelerden yola çıkarak, değer hiyerarşisi bu yanılsama sebebi ile sarsılmıştır. Dünya değişmiyor, değer hiyerarşisi de değişmiyor fakat hınç yüzünden değerleri farklı algılamaktayız ve değerlendirmekteyiz. Değerlerin ana ilkeleri evrensel olması gerekirken görecelidir. Değerlerin öznelliği bu çalışmada önemli bir problemdir. Hınç ahlakın kökeni olarak kabul edilirse değerlerin dönüşümünü sağlayacaktır. Hınç felsefenin ötesinde birçok açıdan değerlendirilmelidir. Scheler'in ve Nietzsche'nin düşüncelerinde bir ütilitarizm ve hümanizm eleştirisi görmekteyiz. Her iki kavram da iyi birer değer olarak kabul edilmiştir çünkü sebepleri vardır. Bu kavramların iyilik durumları sebeplere dayandırılarak açıklandığı için doğallık açısından sınırlıdır. Bu kavramlar iyilik yanılsamasına bağlı olarak ortaya çıkarlar. Öyle ki bu kavramların temelinde, yapılan iyilik önceden tasarlanmış, hesaplanmıştır. Hıncın yapı ve kökeni Scheler'e göre basitçe sevgi ve sevgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu daha çok çağdaş ahlakı ile insana karşı güvensizliği ifade etmektedir. Nietzsche'ye göre Hıristiyan sevgisinin negatif bir etkisi vardır. Scheler'e göre ise tam tersi Hıristiyan sevgisi değer düşüncesinde yararlıdır. Nietzsche'nin düşüncesinde, ideal sofuluk hüsran sonucu olan bir felaket olarak adlandırılırken; Scheler bu durumu arınma için gerekli bir tercih olarak yorumlamakta, daha doğal hareket edebilmek için yapılmış bir tercih olarak görmektedir. Hınç Adamı kitabında Scheler hınç fenomenolojisine değinir. Toplumsal değil bireysel açıdan hıncı incelemiştir. Etikte Biçimcilik de hıncın biçimleri ve yapısını incelemiştir. Nietzsche konuya bu şekilde yaklaşmamıştır. Nietzsche, hıncın kökenini açıklamadan, ne bireysel ne de toplumsal olarak sadece bu hissi kaynak olarak tanımlamıştır. Etimolojik, sosyolojik ve tarihsel gerekçelerle konuyu sınırlamıştır. Ayrıca bu gerekçelerde bir öznelik bulabiliriz çünkü Musevi toplumuna karşı ağır ifadeler kullanmıştır. Bakış açısı olarak hiçbir zaman Musevilerin hınçları konusunda, değerler kökenine yaklaşımının daha anlaşılır ve tarafsız olacağı bir açıklama yapmamıştır. Friedrich Nietzsche'nin Ahlakın Soykütüğü adlı kitabının ilk bölümünde çelişkili bir durum hissedebiliriz. Nietzsche rahip toplumu hakkında kişisel olarak çok fazla eleştiride bulunmaktadır. Bu da kitabı okuyanlara Nietzsche konumu nedir? sorusunu sordurur: Kendisi evrensel ve tarafsız mıdır? Yoksa kendisi de bu topluma hınç besleyen kişilerden biri mi olmuştur? Kendi tezini kendine döndürmüştür. Hınç Adamı kitabında Scheler bireysel bir seviyede Hıncı çalışmaktadır. Dolayısıyla hınç konusunu bize daha çok hissedilebilir ve daha anlaşılabilir bir dille anlatılmıştır. Bir takım hınç örnekleri ile okuyucu kendi kendisini sorgular ve konuyu daha iyi anlayabilir. Scheler ile Nietzsche birçok konuda farklı yaklaşımları olsa da bir konuda aynı düşünürler: Hıncın önce yargıları dolayısıyla değer sistemlerini etkilediğini düşünüyorlar. Ancak Scheler Nietzsche'nin gördüğü ama fazla açıklamadığı özneliği de görmektedir. Scheler, Etikte Biçimcilik kitabında, felsefe alanında sadece psikolojik bir çalışma olmaması için değerler konusunda tarafsız bir düşünce geliştirmek adına fenomenoloji yöntemi ile Hıncın kökeni ve yapısını incelemiştir. Scheler iki eseri boyunca; hıncın çeşitleri, biçimleri, sebepleri, onu besleyen unsurları, diğer duyguların yerine hınç duygusunu koymamak gerektiğini toplumsal düzeyde ele alır. Bu şekilde Nietzsche'nin konuya yaklaşımına bağlanırız. Scheler'in çalışmasında bilimsel bir etik kurmak için tarafsız ve bilimsel bir çalışma yaptığını görüyoruz. Scheler değerlerin içeriklerine göre bir hiyerarşi kurmaya çalışır buna da materyal etik denir. Sadece biçimle bağ yoktur, içerik ile de bağlantılı bir araştırma yapmıştır. Scheler farklı bir yaklaşım ile değer destekleri mefhumunu konuya dâhil etmiştir. Değer desteği dediğimizde olaya sebep olan değer yargıları sonucu etkilemektedir/desteklemektedir. Bu değer desteğinin çeşitli yapay etkenleri vardır. "Şey" (res) denen değerin potansiyel desteği olabilir ama kendisi bir değer taşımaz. "Res" dediğimiz fiyat kattığımız yararlı bir nesne, bir kişiye ait olması değerini belirler. Bu açıklamalar bizi hıncın değerlerin kökenindeki rolünü daha iyi anlamamızı sağlar. Scheler Etikte Biçimcilik adlı kitabında, önce hıncın değerlendirilmesi için nesnelerin hiyerarşisini kurup ardından değerlerin hiyerarşisine olan bağlantısına bakmıştır. Duygusal algı sayesinde değeri yakalayabiliyoruz. Bu algının kriterleri sevgi ya da nefrettir. Değerlerin hiyerarşisi bu algıya dayanır. Scheler bir değerin negatif ve pozitif olmasından bahseder, değerin üstünlüğü konusunda Franz Brentano'nun çalışmalarını referans almıştır. Varlık pozif bir durumdur, var olmayan ise negatif bir durumdur. Ayrıca değerin algılanmasında Scheler seçim ve tercih arasındaki farkı açıklamıştır. Seçim, hareket üzerine kurulur ve bir değerin tercihi başka bir değer temel alınarak karar verilir. Bu da bize değer kavramının oluşumunun tercihlere dayandığını gösteriyor. Böylece hiyerarşisi oluşsa da kişiye göre bir düzende oluyor. Scheler kişinin tercihini etkileyen kriterlerden bahseder, sürdürülebilirlik, bölünebilme, memnuniyet derecesi, değerin göreceli halleridir. Bunların tamamı değerlerin hiyerarşisini oluşturur. Bunu kurduktan sonra Scheler yeni bir değer hiyerarşisine geçiyor. Scheler değer seviyeleri ve değer destekleri arasında sekiz tane ilişki kurar, insani değerler, hiyerarşisinin tepesinde kutsal değerler, bireysel ve toplumsal değerleri dizer, bütün seviyeleri açıkladıktan sonra ve hayati değerleri açıkladıktan sonra (asil, ortak, iyilik, kötülük) tekrar Nietzsche'nin tezine dönüyoruz, daha bilimsel bir düşünceden sonra Nietzsche'nin tarihsel ve sosyolojik argümanlarının çok sağlam olmadığını görmüştük ama artık Scheler'in desteği ile bu argümanları daha anlamlı düşünebiliriz. Değerlerin değişimi hınç üzerine dayanır. Köle ahlakı efendi ahlakının yerini almıştır. Scheler'in araştırmalarına dayanarak bireysel değerlerden, toplumsal değerlere geçiş yaparak Nietzsche'nin araştırmalarını daha iyi anlamlandırabiliriz. Scheler'in araştırmalarını Nietzsche'nin kavramlarına uygularsak; Değerlerin dönüşümü hınç duygusu üzerine kuruludur. Scheler'e göre, hınç aksiyolojik bir yanılsama yaratır, bu da değerlerin hiyerarşisini değiştirmez, çünkü değerler hiyerarşisi apriorik ve bağımsızdır. Ama hınç yaşayan insan başka bir hiyerarşinin yanılsamasını yaşar. İnsani değerler, insana bağlıdır özellikle köleleri düşünürsek, öz değerleri başkalarının değerleri ile karşılaştırırsak hıncın öz değerlerini ve doğumunu anlamamızı sağlar. Hınç oluştuğunda sevgi, nefret ve bilgi gibi değerler önemini yitirerek yanılsama oluşur. Scheler fonksiyon değerleri, duygusal algı gibi hıncın yargıları nasıl etkileyeceğini anlatıyor ve sonunda reaksiyon değerleri Nietzsche'nin tezinde daha iyi anlamamızı sağlıyor. Hâkim olan ve baskı hisseden insanların ilişkilerini açıklıyor. Hıncın yapısı evrimi ve tarihteki farklı ifadelerinin değerlerin kökenindeki etkisi artık bilimsel bir felsefede yer alıyor. Fakat hala din konusu bizi başka bir açıdan düşünmemize sebep olmakta, çünkü Scheler'e göre dinsel değerler en önemli kriterken Nietzsche'ye göre din değer değişimi için basit bir araçtır. Gördüğümüz gibi Scheler'e göre din önemliyken Nietzsche'ye göre sadece bir araçtır. Değerlerin dönüşümü bu iki filozof arasında ortak bir nokta gibi görünmektedir. Nietzsche'ye göre yaşamsal değerler ile dinsel değerler zıttır ama Scheler'e göre bu ikisi birbirini besler. Fakat Scheler Hıristiyan olmasına rağmen elitist ifadeler kullanarak hümanizmi eleştiriyor, biraz daha personalist olduğu söylenebilir çünkü iyi olan bir şey insana saygıyla birlikte açığa çıkar.

Author

Dr. Selin Merve Canto

How to Cite

Selin Merve Canto (Yüksek Lisans Tezi). La notion de ressentiment dans la genèse des valeurs selon Friedrich Nietzsche et Max Scheler, 2013, Galatasaray University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University