Yüksek LisansAçık Erişim

Shawn Basey'nin Hunger öykü derlemesi üzerine eleştirel söylem çözümlemesi

Bu tez size mi ait?

Bu kayıt toplu arşivden geldi. Sizinse profilinize bağlayın.

2025
0 görüntülenme
0 i̇ndirme

Özet (TR)

Çağımızı, çağımızın düşünme biçimlerini, disiplinlerini ve çağımız toplumunu anlamak için söylemin ne olduğunu anlamak gerekmektedir. Söylemin keşfinden sonra, artık evrensel gerçeklik yoktur; gerçeklikler vardır. Gerçeklik, söylem ve söylem içinde inşa edilen şeydir. Her söylem bir gerçeklik inşasıdır ve dolayısıyla artık söylemlere tekabül eden gerçeklikler söz konusudur (Sözen, 2017: 9). Eylemlerimizi belirleyen, içinde bulunduğumuz hayatı anlamlı ya da anlaşılır kılan, dille ve dilde inşa edilen sosyal gerçekliklerdir. Doğal gerçeklik ve sosyal gerçeklik, sadece doğa bilimleri, hukuk, tıp, psikiyatri ve ekonomi gibi disiplinlerce ve onların bilgi formlarıyla üretilen bir gerçeklik değildir; birer söylem formu olarak tıbbın, ekonominin, psikiyatrinin ve doğa bilimlerinin inşa ettikleri gerçekliklerdir. Çünkü her gerçeklik bir söyleme dayanır. Fakat bütün gerçeklikler, bilimsel disiplinlerin ya da söylemlerin inşa ettiği gerçeklikler değildir; toplumda elitlerin söylemleri dışında söylemler ve bu nedenle bu söylemlerce inşa edilmiş bulunan başka gerçeklikler de vardır. Farklı gerçeklikler, farklı bilgi formlarına denk gelen farklılaşmış dil pratikleriyle, yani söylemlerle yapılanır. Birer eylem ve dil pratiği olan söylemler, farklı ideolojilere, farklı anlatımlara ve farklı beyanlara dayanır. Bütün bu dilsel eylemler, kökleri geçmişte veya şimdide bulunan sözlü/yazılı iletişim biçimleridir. Söylem, ideolojilerin yeniden üretiminde ve günlük ifadelerde vazgeçilmez bir rol oynar (Dijk V., 2003: 13). Van Dijk'e göre, toplumun grup ve kurumsal seviyesindeki ilişkileri ideolojiktir ve ideolojiler, bu ilişkileri etkileme ve açıklama gücüne sahiptir. İdeoloji, aynı zamanda, gündelik yaşam içindedir ve gündelik yaşamda insan bilincini belirleme gücüne sahiptir. Van Dijk'a göre, ideolojilerin gerçek doğasını, toplumsal pratikler ve söylemle olan ilişkilerini açıklayabilmek için ise, öncelikle onların zihinsel ya da bilişsel boyutunun iç yüzünü kavrayabilmeliyiz. 'Yanlış bilinç' ve sağduyu gibi geleneksel kavramlar ya da düşünceler gibi günlük kavramlar, ideolojilerin ne tür zihinsel nesneler olduklarının tanımını yapmaya yetebilmeleri açısından fazlasıyla belirsiz kalmaktadır. Dijk'in bu aşamada Marx ve Engels'in ideoloji tanımını yetersiz bulduğunu belirtmek mümkündür. Nasıl ki bireysel dilleri konuşmuyorsak, bireysel ideolojilerimiz de yoktur. Öyleyse, ideolojiler kişisel düşüncelerden değil, ortak toplumsal inançlardan oluşmaktadır (Dijk V., 2003: 20). İdeoloji, toplumsal bilişin bir biçimidir; daha kesin bir deyişle, bir toplumsal grubun toplumsal temsillerinin altında yatan temel inançlardır (Dijk V., 2003: 26). İdeolojiler, açık bir şekilde ifade edilebilir ve bu nedenle kolayca fark edilebilirler. Ancak bu, aynı zamanda oldukça dolaylı, sezdirmeli, üstü kapalı bir biçimde, tonlama, duraksama veya bir zamir kullanmak gibi söylemin daha az belirgin yapılarında da oluşabilir (Dijk V., 2003: 55). Söylemler ideolojileri kuşatır ancak onların yorumlanmaya ihtiyaçları vardır. Yorumun varoluş nedeni söylemdir ve yorumsuz bir söylem bir hiçtir. Söylem, bütün bunlara rağmen, bir başlangıç noktası, bir nihai temel, bir sıfır noktası değildir çünkü sıfır noktası ya da sıfır noktaları yoktur. Söylem, söylemi söylem yapan ilişkilerin var ettiği bir şeydir. Söylem bu ilişkilerin, bağlantıların kendileri de değildir; o, bu ilişkilerden daima daha fazla bir şeydir. Söylemlerin fonksiyonları bilgi, güç, iktidar, hakimiyet, otorite ve kontroldür ve bütün bunlar dilde varlık kazanır (Sözen, 2017: 10). Bilginin, gücün, ideolojinin dildeki kullanımı birer dil eylemidir ve bunların fonksiyonelliği ancak bir söylem içerisinde anlamlı hale gelir. Gündelik konuşmalarımızda anlamsız gelen ifadeler dahi, bir söylemde anlam ifade eden ve fonksiyonu olan ögelerdir. Bildiğini söylememe, bilmediği konularda geçiştirici ifadelerde bulunma eylemleri, tek başına bir anlam ifade etmese de söylem içerisinde kesinlikle bir anlama sahiptir. Söylemleri anlaşılabilir kılan, anlatım, ifade ve beyanların nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktıkları, söylemleri kullanan söylem aktörlerinin kimliğidir. Söylemi anlaşılabilir kılan, onu kullanan aktörlerdir. Fairclough, söyleme önemli bir rol yüklemektedir. Söylem, yapıların biçimlendirilmesine ve yeniden üretimine ve dönüşümüne de katkıda bulunur. Bu yapılar, söylemsel/ideolojik bir doğaya sahiptir. Söylem, yapılar ve ilişkilerle olan ilişkilerinde yalnızca temsili değildir. Aynı zamanda bir bileşendir. İdeoloji maddi etkilere sahiptir ve söylem, toplumsal dünyayı dolduran ilişkilerin, özne ve nesnelerin yaratılmasına ve sürekli yeniden yaratılmasına katkıda bulunmaktadır (Fairclough, 2003: 159). Dolayısıyla dil, düşünceyi ve ideolojiyi taşıyan temel bir araçtır (Matheson, 2005: 5). Söylem ise, bir dilsel eylemde bulunma biçimidir. Sadece konuşmacının kullandığı dille sınırlı olmamakla birlikte, sürekli devam eden iletişimi, dilbilimsel kuralları ve gelenekleri de kapsamaktadır (Hartley, 2002: 73). Böylece dil, söylem ve ideoloji aslında tek başına ele alınması mümkün olmayan, iç içe geçmiş ve toplumsal yönlendirmede temel işleve sahip temel kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Başka bir deyişle, günlük yaşam içerisinde ideoloji somut/maddi olarak insanları belirler; söylem, bireyleri konumlandırır ve koşullandırır. Söylem ideolojiktir (Özer, 2011: 56). Fairclough'a göre, ideoloji, hem geçmiş olayların bir ürünü ve güncel olayların koşullarını oluşturan yapılarda hem de kendi koşullandırılmış yapılarını yeniden üreten ve dönüştüren olaylarda konuşlandırılmıştır. Ona göre, söylem kavramının kullanımında, dil kullanımının metinlerde beliren dilsel biçimlerini de içeren, kendi özelliklerindeki değişimleri sistematik olarak belirleyen toplumsal ilişkiler ve süreçlerle çakıştığı belirtilebilir. Söz konusu dil, ideolojinin maddi bir biçimidir ve dil, ideoloji tarafından kuşatılmıştır (Fairclough, 2003: 158). Aslında Fairclough'ın açıklamaları o kadar açıktır ki; ideoloji dilde yer almaktadır ve dil ideoloji tarafından çevrelenmiştir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise, söylemin, yapılar tarafından biçimlendirildiğidir. Eleştirel söylem çözümlemesi, söylem olarak dilin kavramsallaştırılmasını merkeze aldığı ve daha açık olarak eleştirel dil çözümlemesini toplumsal bilimlerde konumlandırdığı için 'eleştirel dilbilim' üzerine kurulmuştur (Fairclough, 1989'dan aktaran Fairclough ve Graham, 2003: 188-189). Eleştirel dilbilim ve eleştirel söylem çözümlemesinin her ikisi de Marksizim, özellikle de 20. Yüzyıl batı Marksizmi tarafından biçimlendirilmiştir (Fairclough, Wodak, 1997'den aktaran Fairclough ve Graham, 2003). Van Dijk'e göre, eleştirel söylem çözümlemesi, öncelikle söylemin kendisinden kaynaklanan ya da sonuçlanan eşitsizlik, haksızlık ve güç/iktidarın kötüye kullanılmasının söylemsel boyutlarıyla ilgilenmektedir (Dijk V., 1993: 252). Güç/iktidar, bir grubun veya üyesinin diğer gruplar üzerinde, diğerlerinin eylem özgürlüğünü kısıtlamayı içeren eylemsel ve zihni etkileyen bilişsel kontrolü içermektedir. Modern ve en etkili güç bilişseldir ve diğerlerini ikna etmeye, yönlendirmeye, diğerlerinin kendi çıkarlarının aksi yönünde düşünmesini sağlamaya dönük olanıdır. Bazı zihni yönetmeler açıktan yapılabileceği gibi, doğal görünen günlük konuşmalar ve metinler aracılığıyla rutin olarak kurnazca yeniden üretilebilir. Eleştirel söylem çözümlemesi, meşru kontrol sistemleri, sosyal düzeni doğallaştırma ve özellikle de eşitsizlik ilişkilerinin söylemsel stratejileri üzerine yoğunlaşmak durumundadır (Dijk V., 1993: 254). Eleştirel söylem çözümlemesi hem dili hem de göstergesel biçimleri, örneğin beden dili ya da görsel imgeleri içermektedir. Bu nedenle, söylem ve diğer toplumsal pratiklerin diğer ögeleri arasındaki diyalektik ilişkinin çözümlemesidir. Fairclough'un yaklaşımında temel odak, çağdaş toplumsal yaşamda yer alan radikal değişimler, söylemin değişim süreçlerinde nasıl tanımlandığı ve pratiklerin ağ yapısındaki göstergesel süreçler ile diğer toplumsal öğeler arasındaki ilişkilerdeki kaymalar üzerindedir. Ona göre, toplumsal pratiklerde söylemin rolü olduğu gibi kabul edilmemeli, çözümleme yoluyla kurulmalıdır. Nitekim, söylem, bir başka pratikte ya da pratikler kümesinde az ya da çok önemli veya dikkat çekici olabilir ve zaman içinde önemi değişebilir (Fairclough, 2003 a: 174). Bu tez, Shawn Basey'in Hunger adlı kitabındaki A Pale Death, Frozen, ve That Hidden Darkness adlı üç öyküsünün eleştirel söylem çözümlemesini yaparak yazarın ideolojisini, söylemiyle gerçekleştirmek istediği eylem/leri ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Basey'in öykülerinde 'açlık karşısında insanların zor durumda kalmaları ve çaresizlik içerisinde düzene boyun eğmeleri', 'hayatta kalma mücadelesi', 'açlığın insan vücudu ve hayatındaki etkileri', 'savaşın acımasız yüzü' ve 'inanç' ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yazınsal Söylem, Eleştirel Söylem Çözümlemesi, İdeoloji, Kanibalizm, Hunger, Shawn Basey.

Yazar

Öznur Yağcı

Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır

Öznur Yağcı (Yüksek Lisans Tezi). Shawn Basey'nin Hunger öykü derlemesi üzerine eleştirel söylem çözümlemesi, 2025, Van Yüzüncü Yıl Üniversity.

Anahtar Kelimeler

Lisans

Tüm Hakları Saklıdır

Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.

Van Yüzüncü Yıl Üniversity tezlerinden daha fazlası