Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Enstitü

Sosyal Bilimler Enstitüsü

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

692

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimAR

Narrative techniques in the short story collection "Sâidûnâ ale't-tehallusi mine'ş-şuarâ" by Mustafa Al mousa

Gerçeği betimlemeyi, toplumun yaşadığı ve önemli gördüğü konu ve olayları açıklığa kavuşturmayı amaçlayan kısa hikâye, son zamanlarda edebiyat alanına giren yaygın sanat türlerinden sayılmaktadır. İnsanlığı ilerleme ve kalkınmaya doğru yönlendiren konulara dayanarak çağdaş edebiyatta en üst seviyelere ulaşmayı başaran elit bir hikâyeciler grubunun elinde önemli bir konum aldı ve varlığıyla ön planda olmayı başardı. Kısa hikâye, hikâyecinin fikirlerine ve hedeflerine hizmet eden çağrışımlar ve sembollerle doludur. Kısa hikâye, metnin genel yapısını oluşturan mekân, zaman, şahsiyet ve olaylardan oluşan bir dizi öğeden oluşmaktadır. Kısa hikâye yazımındaki teknik ve entelektüel becerisi ile öne çıkan yazarlardan biri de, Sâidûnâ ale't-Tehallusi mine'ş-Şuarâ (Şairlerden Kurtulmamıza Yardım Edin) adlı kısa hikâye koleksiyonunda yazar Mustafa Taceddin el-Musa'dır. Mustafa Taceddin el-Musa, 74 hikâyeden oluşan bu koleksiyonundaki öyküleri, belirgin karakterlerin dünyalarındaki gerçekçi sahnelerin yanı sıra bilinçli çatışmalar içinde bütünüyle savaşın vahşetini ve çılgınlığını özetlemektedir. Aslında savaşın bu öykü koleksiyonunda bıraktığı en büyük etki, karakterlerin anılarıyla, geçmişleriyle ve çocukluklarıyla olan ilişkilerinde ortaya çıkmaktadır. Hikâyelerin çoğu Suriye savaşı ve sonuçlarıyla ilgili olsa da küresel okuyuculara yöneltilen bir söylem olduğu da gözden kaçmamalıdır. Araştırmada Mustafa Taceddin el-Musa'nın öykülerini kaleme alırken biçimsel ve anlatım tekniği bakımından nasıl ürünler ortaya koyduğu incelenerek özelde Suriye, genelde ise Modern Arap Edebiyatında kısa öykülerin, tematik perspektiften ziyade anlatım teknikleri ve çeşitleri üzerinde durulmuştur. Hikâyelerde kara mizah, her hikayede ölüm olayını, karamsarlık, istircâ', istibâk, anlatımı hızlanıdırma, anlatımı Yavaşlatma, mecazi mekan, yaşam ve huzurlu mekan, açık mekan, kapalı mekan, hayali mekan, şahsiyetleri dolayısız ve dolaylı olarak sunmak tarzında anlatım tekniklerinin kullanıldığı görülmüştür. Araştırma metodu olarak yapısal ve analitik bir metot benimsenmiştir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili Belagatı, Kısa Hikâyeler, Mustafa Taceddin el-Musa, Sâidûnâ ale't-Tehallusi mine'ş-Şuarâ, Anlatım Teknikleri.

Fecir Begdeş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Görünmez Adam ve The Boys arasındaki metinlerarası ilişkiler

Metinlerarasılık, iki sanat eseri arasındaki benzer özellikler üzerine yapılacak bir analize olanak sağlar. Metinsel katmanı dışında, bu terim bir edebi anlatı ve görsel anlatı arasındaki analizle de ilişkilidir. Bu tez H.G. Wells tarafından yazılan Görünmez Adam ve Eric Kripke tarafından yönetilen Amerikan televizyon dizisi The Boys arasındaki metinlerarası ilişkileri bulmayı amaçlamaktadır. Bunu doğrultuda, Görünmez Adam'ın eserle aynı ismi taşıyan ana karakteri ve The Boys'taki Yarı Saydam karakteri metinlerarasılık bağlamında analiz edilmekte ve bu tür bir metinlerarasılığa mise-en-abym tekniğinin nasıl katkıda bulunduğu da incelenmektedir. Bu tezde birbiriyle ilişkili olan Görünmez Adam ve The Boys eserlerinde metinlerarasılıkla bağlantılı olan parodi tekniğinin kullanımı da gösterilmektedir. Bunu doğrultuda, The Boys eserindeki Yarı Saydam ve Black Noir karakterlerinin, Görünmez Adam'ı parodik bir bağlamda nasıl temsil ettikleri incelenmektedir. Ayrıca, metinlerarasılık ile bağlantılı olan diğer bir kavram Bakhtinci karnavalesk, eserle aynı ismi taşıyan Görünmez Adam ve The Boys'taki Asker Çocuk karakterleri aracılığıyla ele alınmaktadır. Ayrıca, Görünmez Adam ve The Boys'taki Yurtsever karakterleri arasındaki benzerlikler metinlerarasılık açısından analiz edilmektedir. Genel olarak, Görünmez Adam ve The Boys arasındaki benzerlikleri ortaya çıkaran bu analizlerde, yazılı ve görsel anlatı arasındaki örtülü göndermelerin sadece yazılı bir biçimde ve metinlerarasık teorisi bağlamında nasıl aktarılabileceği gösterilmektedir.

Taha Berk Astam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyet yapan bireylerin gıda neofobi düzeyleri ve fonksiyonel gıdalara karşı tutumlarının incelenmesi

Araştırma, diyet yapan bireylerin gıda neofobi düzeyleri ve fonksiyonel gıdalara karşı tutumlarının incelemeyi amaçlamaktadır. Diyet bireyin cinsiyet, yaş, kilo, boy ve sağlık durumu göz önünde bulundurularak yeterli ve dengeli beslenmesidir. Gıda neofobisi, yeni ve bilinmedik gıdalara karşı korku veya isteksizliği ifade ederken; fonksiyonel gıda ise geleneksel gıdalarla benzer özellikler taşıyan, diyetin bir parçası olarak tüketilen ve temel besleyici özelliklerinin yanı sıra fizyolojik yararlar veya hastalık risklerinin azaltılmasına katkıda bulunan gıdaları ifade eden bir kavramdır. Araştırmada, diyet yapan bireylerin gıda neofobi düzeyleri, fonksiyonel gıdalara karşı tutumları ve fonksiyonel gıda tüketim sıklığı incelenmiştir. Çalışmada öncelikle diyet yapan bireylerin gıda neofobi düzeyleri ve fonksiyonel gıdalara yönelik tutumları betimsel tarama modeli kapsamında incelenmiştir. Ardından, bu iki değişken arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırma, kesitsel bir tasarımla yürütülmüş olup veriler tek bir zaman diliminde toplanmıştır. Veriler Türkiye'de diyet yapan bireylerin gönüllü katılımıyla online ortamda (çevrimiçi) anket yoluyla toplanmıştır. 465 katılımcı katılmıştır ve analizler IBM SPSS 27.0 istatistik yazılım programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler ile demografik faktörler arasındaki farkları görmek amacıyla t-testi ve anova analizi, bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için korelasyon analizi yapılmıştır. Fonksiyonel gıda tüketim sıklığı için frekans analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarında, demografik değişkenler ile gıda neofobisi ve fonksiyonel gıdalar arasında anlamlı bir fark çıkmıştır. Fonksiyonel gıda tüketim sıklığının frekans dağılımı incelendiğinde fonksiyonel gıda bilgi düzeyine %53,8 'i orta, %38,5 düşük; fonksiyonel gıda tüketim sıklığını incelediğimizde en çok tercih edilen besinler sırasıyla maden suyu, sarımsak, bitter çikolata, kırmızı meyveler, yeşil çay, zencefil iken en az tercih edilen fonksiyonel gıdalar ilse içeriği zenginleştirilmiş gıdalar şeklindedir. Analiz sonuçları dikkate alınarak özellikle beslenme uzmanları ve gıda sektörünü bilinçlendirmek için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Neofobi, Fonksiyonel gıda, Diyet

Nur Bostanci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk dış politikasında ideolojinin rolü (1919-2000)

Bu çalışma, 1919–2000 yılları arasındaki Türk dış politikasının ideolojik yönelimler ile stratejik gerilimler arasındaki etkileşim çerçevesinde tarihsel gelişimini incelemektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren izlediği dış politika, dönemin siyasal iktidarlarının ideolojik yaklaşımlarına, uluslararası sistemin dinamiklerine ve güvenlik kaygılarına bağlı olarak önemli dönüşümler geçirmiştir. Tezde, erken Cumhuriyet döneminin Batıcı ve statükocu çizgisinden Soğuk Savaş yıllarındaki güvenlik merkezli politikalarına, ardından 1980 sonrası çok yönlü açılımlara kadar uzanan süreçte, dış politikada süreklilik ve kırılma noktaları analiz edilmiştir. Araştırmada, Mustafa Kemal Atatürk ve İnönü dönemlerinde Kemalist ideolojinin dış politikada belirleyici rolü, Demokrat Parti iktidarıyla birlikte Batı ittifaklarına yönelim, askerî müdahalelerin etkisiyle şekillenen Soğuk Savaş politikaları ve Turgut Özal dönemiyle birlikte ekonomik ve bölgesel açılım stratejileri ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Dış politikanın, yalnızca dışsal güvenlik ihtiyaçlarıyla değil, iç politikadaki ideolojik yönelimler ve iktidar refleksleriyle de biçimlendiği vurgulanmıştır. Çalışma, Türk dış politikasının tarihsel süreçte ideolojik temellerle nasıl şekillendiğini ve bu temellerin stratejik zorunluluklarla nasıl çatıştığını veya örtüştüğünü göstermeyi amaçlamaktadır. İdeolojik söylem ile ulusal çıkar ekseninde gelişen dış politika tercihleri arasındaki etkileşim, dönemsel örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Bu yönüyle tez, Türk dış politikasının sadece diplomatik bir tarihini değil, aynı zamanda ideoloji-strateji ilişkisini merkezine alan analitik bir çerçeve sunmaktadır.

Gamze Biner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmam Nâfi' ve İmam Ebû Ca'fer kıraatlerinin karşılaştırmalı tahlili: Es-Seb'u't Tuvel örneği

Kıraat farklılıkları olgusu, kökleri doğrudan Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemine uzanan, ilmî açıdan oldukça önemli bir meseledir. Medine döneminde İslam'a sonradan giren insanların Kureyş lehçesini yeterince bilmemeleri ve telaffuz problemleri yaşamaları üzerine, Hz. Peygamber'in ümmeti için kolaylık dilemesi neticesinde Yüce Allah tarafından "yedi harf" ruhsatı verilmiştir. Bu ruhsat, bazı kelimelerin farklı şekillerde okunabilmesine imkân tanımış ve böylece kıraat farklılıkları ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, söz konusu kıraat farklılıklarını incelemek üzere, İslamî ilimlerin gelişiminde önemli bir merkez olan Medine beldesine ait kıraatler esas alınmıştır. Bu bağlamda, on kıraat imamı arasında yer alan İmam Nâfi' ve Ebû Ca'fer'in kıraatleri mukayese halinde ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı, bu iki kıraat arasında hem benzerlikleri hem de farklılıkları sistematik biçimde ortaya koymaktır. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. İlk olarak, giriş kısmında kıraat ilminin ve çalışmanın muhtevasına ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Akabinde birinci kısımda iki kârinin ilmî kişiliklerine yer verildikten sonra fonetik özellikleriyle öne çıkan usulî farklılıklar değerlendirilmiştir. Bu farklılıkların tespiti ve analizi sırasında, Aşere tarîkinin yanında Takrîb tarîkide dikkate alınarak sistematik bir yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Kur'ân-ı Kerîm'de belirli kelimeler üzerinde ortaya çıkan ferşî farklılıklar ele alınmıştır. Bu farklılıklar, mana üzerindeki etkilerine göre iki kategori altında değerlendirilmiştir. Manaya etki eden ferşî farklılıklar, kelime yapılarına göre sınıflandırılmış; ardından ilgili kıraatler hüccet yöntemiyle delillendirilmiş ve bu farklılıkların mana üzerindeki yansımaları ayrıntılı biçimde verilmiştir. Manaya etki etmeyen ferşî farklılıklar ise kelime köklerine göre tasnif edilmiş, ilgili âyet bağlamında ele alınarak her iki kıraatteki farklılıklar tespit edilmiş akabinde hüccetlendirme yöntemine gidilmişitr. Çalışmanın kapsamı, es-Sebu't-Tuvel diye adlandırılan yedi uzun sûre ile sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda, zikredilen Medine kârîlerinin kıraatleri arasındaki farklar, hem lafız hem de mana boyutlarıyla derinlemesine incelenmiştir.

Neslihan Aydin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fârâbî ve Sühreverdî'de kötülük sorunu ve ilâhî adalet

Bu çalışma, İslam düşünce dünyasının iki önemli felsefe geleneğini temsil eden Fârâbî ile Sühreverdî'nin kötülük sorunu ve ilâhî adalet konusuna dair yaklaşımlarını ele almaktadır. Fârâbî, sudûr nazariyesi bağlamında varlık âlemindeki eksiklik-noksanlık-zıtlık gibi durumlardan kaynaklı kötülüğü değerlendirerek, onun varlığını iyiliğin yokluğuna göre izah etmekte; ilâhî adaleti her bir varlığın liyakatleri ölçüsünde paylarını alacak şekilde yetkinleşmesine bağlamaktadır. Nûr metafiziğine dayandıracak şekilde bir varlık anlayışına sahip olan Sühreverdî, kötülüğü, nûrun yokluğu olarak ifade etmekte; ilâhî adaletin ise varlıkların ilâhî nûra yakın olmalarıyla gerçekleştiğini beyan etmektedir. Fârâbî bunu nedensel bağlamda akıl ile açıklarken; Sühreverdî, keşf ve iç aydınlanma üzerinden nûr- zulmet ilişkisi bağlamında açıklamaya çalışmaktadır. Her iki filozof da varlık âleminde hiçbir çarpıklığın olmadığını, her şeyin aslında bir liyakat ve yetkinlik üzere ilâhî adaletle gerçekleştiğini vurgulayarak ahlâkî iyilik ve kötülüğe dikkat çekmektedirler. İslam düşüncesinde birbirinden farklı iki ekolün temsilcileri olan Fârâbî ile Sühreverdî'nin bu konuya dair özgün yorumlarının yanı sıra; bu sorunun felsefe ve kelam tarihinde tartışılıyor olması, çıkan tartışmalarla beraber her bir farklı görüşün çeşitlilik olarak literatüre katkısı çalışmanın önemini arttırmaktadır. Amacımız, bir Meşşâî, bir de İşrâkî ekol temsilcisi olan önemli iki filozofun kurmuş oldukları sistem içerisinde kötülük sorunu ile ilâhî adalete dair bakış açılarını ele alarak, benzer ve farklı yönleri üzerinden mukayeseye dayalı bir çözümleme yapmaktır.

Emine Sarıhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir gastronomi kapsamında yöresel yemek hizmeti sunan restoranların atık gıda uygulamaları: Van örneği

Dünyada nüfusun hızla artmasına bağlı olarak gıda israfı da her geçen gün artmaktadır. Gıda israfının ekonomik ve çevresel etkilerinin yanı sıra insan sağlığına dolaylı olarak verebileceği zararlardan dolayı çoğu ülke ve sivil toplum kuruluşları bu durumu günümüzün problemi olarak değerlendirmektedir. Bu problemlerin ortadan kaldırılması için çeşitli uygulamalar olmakla birlikte bunlardan birini de atık gıda uygulamaları oluşturmaktadır. Gıda israfı üretimden tüketime kadar her aşamada ortaya çıkabilmektedir. Gıda israfının üretici aşamalı kaybını belirlemeye yardımcı olacak mevcut araştırma ile sürdürülebilir gastronomi kavramı çerçevesinde yöresel yemek hizmeti sunan restoranların atık gıda uygulamalarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Ek olarak yöresel yemek hizmeti sunan restoranların atık gıda stratejileri, bu kapsamda yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de araştırma amacı kapsamında yer almaktadır. Araştırma evrenini Van ilinde faaliyet gösteren restoranlar; bu restoranlar arasından amaçsal örnekleme yöntemiyle seçilen yöresel yemek hizmeti sunan restoranlar ise araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda amaçsal örnekleme yöntemiyle seçilen yöresel yemek hizmeti sunan restoranlarla yüz yüze görüşme yapılması planlanmaktadır. Böylece elde edilen veriler ışığında araştırma amacına cevap bulunacağı öngörülmektedir.

Organik atıklarSıfır atıkÇevresel sürdürülebilirlik
Tuğçe Görürüm Kanat
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gastronomi turizminde yerel ürünlerin önemi: Zeytinyağı üreticileri üzerine bir çalışma

Özet: Bu çalışma, zeytinyağı üretim ve satış süreçlerinde üreticilerin deneyimlerini nitel yöntemle inceleyerek, üretimden tüketime kadar olan aşamaların kalite üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Bulgular, zeytinyağı kalitesini belirleyen temel faktörlerin; zeytin çeşidi, hasat zamanı, işleme yöntemleri, hijyen koşulları, saklama ve ambalajlama şekilleri olduğunu göstermiştir. Üreticilerin anlatımları doğrultusunda, erken hasat, uygun taşıma koşulları ve soğuk sıkım yönteminin kaliteyi artırdığı belirlenmiştir. Ayrıca, modern sistemlerin hijyen ve verimlilik avantajlarıyla öne çıktığı, ancak yüksek maliyet gibi dezavantajlar barındırdığı görülmüştür. Üreticilerin çevrimiçi satış kanallarına yönelmesiyle birlikte, gastronomi turizmiyle entegrasyon potansiyeli de vurgulanmıştır. Çalışma, zeytinyağı üretimini yalnızca tarımsal bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda kültürel bir mirasın ve yerel kimliğin taşıyıcısı olarak değerlendirmektedir. Zeytinyağı, gastronomi turizmi kapsamında stratejik bir ürün olarak konumlandırılmakta ve kırsal kalkınma için önemli bir araç olarak görülmektedir. Araştırma, ilerleyen çalışmalarda sürdürülebilir turizm politikaları, yerel yönetimlerin destek rolleri ve tüketici eğilimleri gibi konuların derinlemesine incelenmesini önermektedir.

Teslime Güney
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğitim ve Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi

Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de eğitim harcamaları ve Ar-Ge yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemektir. Bu çalışma, eğitim harcamalarının işgücünün bilgi-birikimini artırarak; Ar-Ge yatırımlarının ise inovasyon aracılığıyla yeni ürün üretimini teşvik ederek ekonomik büyümeyi desteklediğini varsaymaktadır. Bu amaçla çalışmada 1996-2023 dönemi esas alınarak Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Modele (Autoregressive Distributed Lag-ARDL) yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, eğitim harcamaları ve işgücü değişkenlerinin uzun dönemde ekonomik büyümeyi artırdığı buna karşılık Ar-Ge değişkeninin ise eonomik büyümeyi azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Literatürdeki çalışmalar incelendiğinde gelişmiş ülkelerde Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında genellikle doğrudan ve pozitif bir ilişkinin bulunduğu görülmektedir. Görece daha az gelişmiş ülkelerde Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, daha belirsiz sonuçlar vermektedir. Bu durum da Ar-Ge harcamaları sonucunda ortaya çıkan yeni ürün ve bu ürünlerin ticarileştirilmesinin sınırlılığının gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler açısından ekonomik büyüme üzerinde beklenen pozitif etkiyi ortaya koymadığını göstermektedir.

Özlem Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Siyah kadın kimliğini yeniden tanımlamak: Zora Neale Hurston'ın Theır Eyes Were Watchıng God, Tonı Morrıson'ın The Bluest Eye ve Chımamanda Ngozı Adıchıe'nin Purple Hıbıscus romanlarında güzellik ve beden

Bu tez, Zora Neale Hurston'ın Their Eyes Were Watching God, Toni Morrison'ın The Bluest Eye ve Chimamanda Ngozi Adichie'nin Purple Hibiscus adlı eserlerinin karşılaştırmalı analizi yoluyla, Siyah kadın edebiyatında güzelliğin ve kadın bedeninin temsilini inceliyor. Başlıca kuramsal çerçeveleri olarak kadıncılık, kesişimsellik ve panoptizmi kullanan çalışma, Siyah kadınların bedenlerinin ırk, cinsiyet, sınıf, sömürgecilik ve ataerkillik gibi kesişen yapılar içinde nasıl şekillendirildiğini, disipline edildiğini ve tartışıldığını araştırıyor. Tez, güzelliğin ve bedenin yalnızca estetik kaygılar olarak değil, aynı zamanda güç, kimlik ve direnişin müzakere edildiği merkezi siyasi ve epistemolojik alanlar olarak işlev gördüğünü savunuyor. Üç roman farklı tarihsel, kültürel ve coğrafi bağlamlardan ortaya çıkarken, topluca bedensel kontrol, gözetim ve içselleştirilmiş baskının ortak kalıplarını, farklı direniş ve öz tanımlama stratejileriyle birlikte ortaya koyuyorlar. Janie'nin kademeli özerklik arayışı, Pecola'nın beyaz güzellik normlarını trajik bir şekilde içselleştirmesi ve Kambili'nin dini ve ataerkil disiplin altında bedensel dönüşümü, Siyah kadın öznelliğinin beden aracılığıyla hem nasıl kısıtlandığını hem de nasıl yeniden yapılandırıldığını göstermektedir. Bu metinleri diyalog içine sokarak, bu çalışma Siyah feminist edebiyat eleştirisine özgün bir katkı sunmakta ve Siyah kadınların bedensel deneyimlerinin tekil veya evrensel bir anlatıya indirgenemeyeceğini göstermektedir. Bunun yerine, karşılaştırmalı yaklaşım, çeşitli bağlamların güzellik, bedenleşme ve kimlik konusunda farklı ancak kesişen anlamlar nasıl ürettiğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, tez, Siyah kadın edebiyatını, bedenin hafıza, direniş ve öz tanımlama alanı haline geldiği, baskın güzellik standartlarına meydan okuyan ve feminist ve postkolonyal edebiyat çalışmalarının kapsamını genişleten eleştirel bir alan olarak konumlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siyah Kadın Edebiyatı, Siyah Feminizm, Kadıncılık, Kesişimsellik, Panoptisizm, Güzellik, Beden.

Ela Ocak Yeltekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00