Taşınmazların anonim şirketlere sermaye olarak konulması
2020
0 views
0 downloads
Advisor: Doç. Dr. Fülürya Yusufoğlu Bilgin
Abstract (TR)
Sermaye anonim şirketler için olmazsa olmaz unsurlardan bir tanesidir. Kanun koyucu mukayeseli hukukta da olduğu gibi anonim şirketlere nakdi sermaye konulabilmesinin yanında ayni sermaye getirilebilmesini mümkün kılmıştır. Bu noktada ayni sermaye niteliğinde olan taşınmazlar da anonim şirkete sermaye olarak getirilebilecektir. Bununla birlikte anonim şirketlere ayni sermaye getirilmesi, taşınmazlar özelinde de birtakım ek düzenlemelere tabi olup, bu çalışmamızda taşınmazların anonim şirketlere sermaye olarak konulması konusu incelenmektedir. Sermaye kavramının ortak bir tanımı bulunmamakta olup, ekonomi, finans, muhasebe ve hukuk alanlarında farklı anlamlara gelmektir. Hukuki anlamda genel olarak borçlar ve ticaret hukuku ortaklıklarının müşterek amaçlarının gerçekleştirilmesi maksadıyla ortakların, ortaklığa getirmeyi taahhüt ettikleri veya getirdikleri iktisadi değerler olarak tanımlanan sermaye, ortaklıkların temel unsurlardan birisidir. Bir ortaklık niteliğinde olan ve TTK'da düzenlenen ticaret şirketlerinin de ortaklarının malvarlığından farklı; ancak ortaklarca getirilmesi gereken, "sermayesi" mevcuttur. Ticaret şirketleri ise özellikle sorumluluk anlamında kişi ve sermaye şirketleri olarak ikiye ayrılmış olup, sermaye şirketlerinde ortakların sorumluluğu kural olarak sınırlı nitelikte ve şirkete karşıdır. Bu bakımdan bir sermaye şirketi niteliğinde olan anonim şirketlerde sermaye ayrı bir önem arz etmektedir. Anonim şirketler TTK m. 329 uyarınca sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Anonim şirketlerde sermaye, kısaca ortakların, şirketin kuruluşu veya sermaye artırımı esnasında şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri malvarlığı değerlerinin nakdi olarak ifadesi olarak tanımlanabilir. Bu noktada anonim şirketlerde sermaye bilançonun pasifinde bulunmakta olan itibari bir değer olarak işlev görmektedir. Bununla birlikte şirkete getirilen sermaye şirket tarafından kullanılabilecek, şirket mal varlığında azalma veya artış söz konusu olabilecektir. Anonim şirketlere getirilebilecek sermayenin genel olarak belirli ve paylara bölünmüş olması, nakit olarak ifade edilmesi, tamamen taahhüt edilmiş olması gerekmektedir. Bununla birlikte anonim şirketlerde sermaye, şirketin malvarlığı ile aynı anlama gelmemektedir. TTK m. 127 hükmünde genel olarak ticaret şirketine sermaye olarak getirilebilecek değerler sayılmıştır. Madde hükmünde sayılan değerler örnekseyici nitelikte olup, TTK m. 127/1-j hükmünde devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değerin ticaret şirketlerine sermaye olarak getirilebileceği ifade edilerek sermaye olarak konulabilecek değerlerin genel bir sınırı çizilmiştir. Bununla birlikte TTK m. 127/2 hükmünde bazı sermaye değerlerinin kimi sermaye şirketlerine konulamayacağına vurgu yapılmıştır. Anonim şirketlerde ise TTK m. 342 hükmünde getirilebilecek ayni sermayelerin niteliği belirtilmiş ve TTK m. 127 genel düzenlemesinden farklı olarak birtakım sermaye değerlerinin anonim şirkete getirilemeyeceği ifade edilmiştir. Anonim şirketlerde genel olarak para dışında ifade edilebilen değerler ayni sermaye olarak tanımlanmaktadır. Bu bakımdan "ayın" ifadesi TTK'da eşya hukukundaki anlamından farklı niteliktedir. Anonim şirkete getirilecek ayni sermayenin maddi edim niteliğinde, olması, nakden değerlendirilebilmesi, devredilebilir olması ve TK m. 342 anlamında üzerlerinde sınırlı ayni hak, haciz ve tedbir bulunmaması gerekmektedir. Bu kapsamda çalışmamamızın ilk bölümünün ilk kısmında genel olarak sermaye kavramı, ayni sermaye ve anonim şirkete getirilebilecek ayni sermaye değerlerinin niteliği ele alınacaktır. TTK m. 127 uyarınca ayni sermaye olarak her çeşit taşınmazın anonim şirkete sermaye olarak getirilmesi mümkündür. TTK anlamında niteliği itibariyle özel olarak taşınmaz olarak kabul edilen bir değer olmadığından ve taşınmazlar için tapu sicili rejiminden bahsedildiğinden sermaye olarak getirilecek taşınmazlar için TMK kapsamındaki taşınmazların anlaşılması gerekmektedir. Bu bakımdan TTK m. 342 anlamında üzerlerinde sınırlı ayni hak, haciz ve tedbir bulunmayan, devredilebilen ve nakden değerlendirilebilen taşınmazların kural olarak anonim şirketlere ayni sermaye olarak getirilmesi mümkündür. Yine hukuki olarak taşınmaz niteliğinde olmasa da tapusuz taşınmazların taşınıra bağlanan hukuki sonuçlara tabi olarak devredilebilir ve nakden değerlendirilmesi mümkün olduğu müddetçe anonim şirketlere ayni sermaye olarak getirilmesinde bir engel bulunmamaktadır. TTK m. 127 hükmünde anonim şirkete ayni sermaye olarak getirilebilecek değerler arasında taşınmaz eşyaların faydalanma ve kullanma hakları da sayılmıştır. TTK m. 127/1-j hükmünde ise devredilebilirlik ve nakden değerlendirilebilirlik koşullarını sağlayan tüm değerlerin ayni sermaye olarak şirkete getirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan, genel olarak, devredilebilen ve nakden değerlendirilebilen nitelikte olan sınırlı ayni hakların da anonim şirketlere sermaye olarak getirilmesi mümkündür. Bu kapsamda çalışmamızın ilk bölümünün ikinci kısmında taşınmazlar ve sınırlı ayni haklardan genel olarak bahsedilerek, ayrı ayrı ayni sermaye yeterlilikleri incelenmektedir. Anonim şirketlere ayni sermaye konulması yalnızca Türk hukukunda değil mukayeseli hukukta da düzenlenmiştir. Bu bakımdan Fransız hukuku, İsviçre hukuku ve AB hukukunda şirketlere ayni sermaye konulması birtakım özel düzenlemelere tabi kılınmıştır. Türk hukukunda ise kural olarak eşya hukuku anlamında taşınmazların devri resmi şekil şartına bağlanmıştır. Bununla birlikte taşınmazın sermaye olarak getirilmesi şekil itibariyle farklı birtakım özellikleri beraberinde getirmektedir. Gerçekten de pay sahiplerinin ve alacaklıların menfaatini korumak ve şirket malvarlığının zarara uğramasının öne geçilmesi için şirkete ayni sermaye getirilmesinde ve taşınmazlar özelinde Türk hukukuna özgü düzenlemelerin de yer aldığı bazı ek prosedürler öngörülmüştür. Taşınmazlarda sermaye koyma borcu genel olarak borçlanma (taahhüt) ve tasarruf (ifa) işlemi olmak üzere iki aşamadan ibaret olup, sermaye olarak konulacak taşınmaz ayrıca bir değerleme prosedürüne tabidir. Bu kapsamda çalışmamızın ikinci bölümünün ilk iki kısmında taşınmazların ayni sermaye olarak konulmasında genel olarak mukayeseli hukukta durum ve Türk hukukunda taşınmazların ayni sermaye taahhüdü ve ifası konuları incelenmektedir. Sermaye koyma borcu, sermaye taahhüdünün yer aldığı esas sözleşmenin usulüne uygun bir şekilde imzası ve onayı anında doğacak şekilde ve şirketin tüzel kişilik kazanması bozucu şartına bağlı olarak şirket lehine alacak hakkı oluşturan şahsi bir borçtur. Sermaye koyma borcunun kaynağı olan sermaye koyma taahhüdü ise esas sözleşme ile tüm kurucuların kabulüne bağlı olacak şekilde kuruluş esnasında tüm kuruculara karşı, sermaye artırımında ise bizzat şirket tüzel kişiliğine karşı yapılan bir irade beyanıdır. Böyle bir irade beyanı ise başlı başına ayni sermaye taahhüdünün geçerli olması için yeterli olmayıp belirli şekil şartlarının yerine getirilmesi gerekmektedir Taşınmazların sermaye olarak taahhüt edilmesine ilişkin gerekli şekil şartları bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle esas sözleşmeye kaydı ve aynı zamanda tapuya şerh edilmesidir. Bu noktada İsviçre hukukundan farklı olarak taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerindeki ayni hakkın sermaye olarak taahhüdü ayrıca bir resmi şekil şartına gerek kalmaksızın TTK m. 335 anlamında şirket esas sözleşmesinde kayıt altına alınması gerekmektedir. TTK m. 339/2-e çerçevesinde ise, taşınmaz mülkiyeti ve üzerindeki ayni hakların sermaye olarak taahhüt edildiği durumda bu değerlerin neler olduğunun, bunların değerinin, karşılığında verilen pay miktarının esas sözleşmede belirtilmesi gerekmektedir. TTK m. 339/1 hükmü uyarınca ise geçerli bir sermaye borcunun doğabilmesi için yazılı esas sözleşmenin usulüne uygun bir şekilde imzalanıp onaylanması gerekmektedir. Yine TTK m. 128/2 hükmü ile eTTK'da, İsvBK'de ve 2017/1132/AB Yönergesi'nde karşılığı bulunmayan şerh zorunluluğu getirilmiştir. Buna göre taşınmazların sermaye olarak taahhüdünden itibaren şirketin tüzel kişilik kazanmasına kadar olan süreçte, taşınmazların üzerinde üçüncü kişiler lehine olası tasarruf risklerinin önü alınması için ayni sermaye olarak konulan taşınmazın tapuda şerh ettirilmesi, şirketin tescili için şart haline getirilmiştir. Bununla birlikte SAİT düzenlemesinde şirketin tescil edilmesine kadar TTK m. 128/2 anlamında bir şerhin varlığına rağmen ilgili taşınmaz üçüncü kişilere devre konu olmuşsa ticaret sicil müdürlüğünün şirketin tescilini reddedeceği ifade edilmiştir. Şerhin eşya hukuku anlamında tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına yönelik bir şerh mi yoksa kişisel bir hakkın şerhi niteliğinde şerh mi olduğu, şerhin ne zaman ve kimin tarafından gerçekleştirileceği gibi konularda TTK'da herhangi bir hüküm yer almamakta olup, doktrinde farklı görüşler öne sürülmüştür. Ayni sermaye olarak getirilen taşınmazların değerlemeye de tabi tutulması gerekmektedir. Bu noktada anonim şirketlere ayni sermaye olarak getirilecek taşınmazlara şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce değer biçilmesi gerekmektedir. Doktrinde bilirkişinin şirket merkezinin bulunduğu mahkeme tarafından atanması kuralı eleştiri konusu olmuştur. Yine bilirkişinin atanmasına ilişkin talebin kimin tarafından yapılacağına ve bilirkişilerin niteliğine ilişkin de TTK'da bir düzenleme bulunmamakta olup, doktrinde birtakım öneriler getirilmiştir. Değerleme raporunun içeriğine ilişkin olarak ise yapılacak değerlemenin somut olay özelinde herkes için en adil ve uygun değerleme yönteminin kullanıldığının, taahhüt edilen değerler karşılığında tahsis edilecek pay miktarlarının Türk lirası olarak karşılığının raporda belirtilmesi gerekmektedir. TTK m. 343'te bilirkişi raporuna kurucular ve menfaat sahiplerinin itiraz edebileceği hüküm altına alınmış olup, mahkemenin onayladığı bilirkişi raporunun ise kesin olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte özellikle "mahkeme onayı" ve "bilirkişi raporunun kesinliği" konularında maddenin kaleme alınış şekli, uygulamada pek çok soruna yol açacak nitelikte olup aynı zamanda doktrinde birtakım tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Taşınmazların ayni sermaye olarak getirilmesinde borcun muacceliyeti ve ifasında da doktrinde genel olarak iki temel ayrım bulunmaktadır. Buna göre bir görüş taşınmaz borcunun şirketin ticaret siciline tescili ve tüzel kişilik kazanması ile muacceliyet kazanacağı ve taşınmazın tapu siciline tescili ile ifa edileceğini savunmaktadır. Bir diğer görüş ise, TTK m. 128/2-5-6 hükümleri çerçevesinde, taşınmazın ayni sermaye koyma borcunun esas sözleşme ile muaccel olacağını, tapuya şerh ile borcun ifa edileceğini, şirketin ticaret siciline tescili ile mülkiyetin şirkete geçeceğini, burada bir tescilsiz iktisap halinin söz konusu olduğunu ifade etmektedir. Bu temel ayrım özellikle pratikte borcun zamanaşımına uğraması, hasar ve yararın hangi anda şirkete geçeceği noktasında önem arz etmektedir. TTK m. 128/6 hükmü ile eTTK'dan farklı olarak ticaret sicil müdürüne re 'sen ilgili sicillere bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu noktada doktrinde SAİT düzenlemelerinden kaynaklı olarak tapu sicil müdürlüğünün TTK m. 128/6 açık hükmü çerçevesinde ticaret sicil müdürlüğünün tescil bildirimi neticesinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın tapu kayıtlarında şirket lehine değişiklik yapabilmesi noktasında tartışma bulunmaktadır. TTK m. 128/6 hükmünde şirketin de tek taraflı istemde bulunabilme hakkı saklı tutulmuştur. Ayni sermaye taahhüde konu ayni sermayenin taahhüt edenin aynen ifasını teminat amacıyla TTK m. 128/8 hükmünde ihtiyati tedbir müessesesi öngörülmüştür. Taşınmazların ayni sermaye olarak getirildiği durumlarda TTK m. 128/2 hükmü karşısında ihtiyati tedbirin uygulaması alanı ise neredeyse bulunmamaktadır. Çalışmamızın ikinci bölümünün kalan kısımlarında ise ayni sermayenin konulmasında kanunun arkadan dolanılması, zamanaşımı ve sermaye artırımındaki özellikli durumlar incelenmektedir. Şirkete ayni sermaye konulması birtakım özellikli düzenlemelere tabi olsa da bu düzenlemeleri aşmak suretiyle şirkete ayni sermaye koymaksızın ayınların veya işletmenin şirket tarafından devralınması gündeme gelebilecektir. Pay sahiplerinin ve alacaklıların menfaatlerini tehlikeye sokabilecek ve şirket malvarlığına zarar verebilecek bu durumlara karşı kanun koyucu kuruluş sırasında ve kuruluş sonrasında iki yıl için ayın devralınmasına ilişkin olarak özel düzenlemeler getirmiştir. Yine ayni sermaye konulacak şirket tarafından verilecek finansal destek ile şirket paylarının edilmesi amacı ile şirket paylarının edilmesinin önüne geçilmek için kanunda birtakım düzenlemeler öngörülmüştür. Sermaye koyma borcunda zamanaşımın ne olduğu konusunda ise doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Buna göre doktrinde TBK m. 147/4 anlamında 5 yıllık zamanaşımının uygulama alanı bulacağı savunulduğu gibi ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece borcun zamanaşımına uğramayacağı görüşleri de söz konusudur. Tescilsiz iktisap görüşünde ise borç şirketin ticaret siciline tescilinden önce ifa edileceğinden zamanaşımı söz konusu olmayacaktır. Sermaye artırımı sürecinde ayni sermaye konulması ise kural olarak kuruluş sırasındaki ayni sermaye konulması prosedürlerine tabi olsa da sermaye artırımına özgü kimi düzenlemelerden kaynaklı olarak taşınmazların ayni sermaye konulmasında özellikli durumlar söz konusudur. Buna göre dış kaynaklardan sermaye artırımında "önceki sermaye taahhütlerinin ödenmiş olması ön şartının ayni sermaye taahhütleri bakımından uygulanabilirliği" ve "sermayeye dönüştürülmemiş olan bir serbest iç kaynak bulunmaması ön şartı ve iç kaynaklardan sermaye artırımının taşınmazlar açısından uygulanabilirliği" hususları incelenmektedir. Yine sermaye artırımında taşınmazların esas sözleşmede belirtilmesi sorunu ele alınmaktadır. Her borcun ifasında olduğu gibi ayni sermaye borcunun da çeşitli sebeplerden ötürü yerine getirilmemesi mümkün olabilir. Bu sebepler genel olarak irade sakatlığı, fiil ehliyeti yoksunluğu, kanuni şekil şartına aykırılık, imkansızlık, ayıplı ifa ve zapta karşı tekeffül, temerrüt olarak sayılabilir. Bununla birlikte anonim şirkete hakim olan ilkeler de göz önünde bulundurulduğunda borcun yerine getirilmemesine genel anlamda bağlanan hukuki sonuçların ayni sermaye getirme borcunda uygulanması anonim şirketlerin niteliğine uygun düşmeyeceği gibi yerinde de olmayabilir. Bu kapsamda çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde taşınmazlar özelinde ayni sermaye borcunun yerine getirilmemesine sebebiyet veren haller incelenmiş olup, bu hallerin yol açtığı hukuki neticeler, doktrin tarafından getirilen öneriler ile birlikte değerlendirilmiştir.
Author
Dr. Muhammet Fatih Atakan Biçkici
How to Cite
Muhammet Fatih Atakan Biçkici (Yüksek Lisans Tezi). Taşınmazların anonim şirketlere sermaye olarak konulması, 2020, Galatasaray University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
