TFRS 9 finansal araçlar standardı kapsamında beklenen kredi zararı modelinin Türk bankacılık sektöründe uygulanması ve bankaların kârlılık yönetimi eğilimlerine etkisi üzerine bir araştırma
2019
0 görüntülenme
0 i̇ndirme
Danışman: Prof. Dr. İdil Kaya
Özet (TR)
Bu çalışmanın amacı, TFRS 9'un getirdiği beklenen kredi zararı modelinin kapsamı, değer düşüklüğü testinin uygulama esasları, kredi zarar karşılıklarının hesaplanmasında kullanılacak temel parametreler ve finansal varlıkların sınıflandırılmasında kullanılan kriterlerin irdelenmesi ile beklenen kredi zararı modelinin bankalar tarafından uygulanmasında dikkate alınması gereken TFRS 9'da yer alan esaslar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yürürlüğe konulan mevzuat hükümleri ve BASEL tarafından yayınlanan TFRS 9'un bankalarca uygulanmasında dikkate alınması gereken prensiplerin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Ayrıca, Türk Bankacılık Sektörü'nde faaliyet gösteren bankaların kârın istikrarlı gösterilmesi yönündeki eğilimleri ile beklenen kredi zararı modelinin söz konusu eğilimler üzerindeki etkisinin araştırılması da çalışmaya dâhil edilmiştir. IASB tarafından mali tabloların hazırlanmasında uygulanması gerekli görülen ilke ve prensipler, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları adı altında belirlenmekte, ayrıca hazırlanan standartlara ilişkin gerekli görülen güncellemeler IFRS Yorumlama Komitesi tarafından yapılmaktadır. Benzer şekilde, ülkemizde de muhasebe standartlarının ekonomik ve siyasi ilişkilerin yoğun olduğu ülkeler örnek alınarak geliştirilmeye çalışılmış, bu kapsamda ülke genelinde tek bir muhasebe standartları setinin uygulanmasını teminen, 2011 yılında KGK kurularak ilgili kurum tarafından Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, Türkiye Muhasebe/Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) adı altında yayımlanmıştır. Öte yandan, 2008 krizinden sonraki süreçte; finansal kuruluşlar tarafından ayrılan kredi zarar karşılıklarının çok yetersiz düzeyde olduğu ve mali tablolara çok geç yansıtıldığı görülerek finansal raporlama standartları yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Söz konusu gelişmeler sonrasında, IASB tarafından finansal varlıkların muhasebeleştirilmesi ile kredi zarar karşılıklarının ölçülmesi konularında hazırlanan Uluslararası Muhasebe Standardı 39-Finansal Araçlar: Muhasebeleştirme ve Ölçme isimli standardın güncellenmesi konusundaki çalışmalar hızlanmıştır. IASB tarafından ilgili standardın sınıflandırma ve ölçüm fazı 2009 yılında, riskten korunma muhasebesi fazı 2013 yılında, 2009'dan itibaren muhtelif tarihlerde değişiklik yapılan karşılıklara ilişkin faz ise 2014 yılında tamamlanarak taslak standart metni kamuya açıklanmıştır. Söz konusu 3 fazda yapılan güncellemeler neticesinde Temmuz 2014 döneminde Uluslararası Muhasebe ve Raporlama Standardı 9 nihai taslak metni yayımlanmıştır. Bankacılık sektörü açısından önemli etkiler doğuran IFRS 9, 07.04.2015 tarihinde KGK tarafından TFRS 9 adıyla yayınlanmış olup söz konusu standardın yürürlük tarihi ise 01.01.2018 olarak belirlenmiştir. TFRS 9'da yer verilen karşılıklara ilişkin hükümlere ilaveten, bankacılık sektöründeki uygulamaların tekdüze hale getirilmesi amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından da bir takım düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Bu kapsamda bankaların TFRS 9 kapsamında beklenen kredi zararı yaklaşımına göre karşılık ayırmasını öngören Kredilerin Sınıflandırılması ve Bunlar için Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (Yönetmelik, 2016) ile kredilerin yeniden yapılandırılma konusunda düzenlemeler içeren 2018/1 Sayılı Genelge hazırlanmıştır. Bu çalışmada da, ülkemizde TFRS 9, BDDK tarafından yapılan düzenlemeler ile BDDK tarafından beklenen kredi zararı modeline geçiş sürecinde dikkate alındığı ifade edilen Basel Rehberi'nde yer verilen ilke ve prensipler ışığında beklenen kredi zararı modelinin bankacılık sektöründeki uygulamaları hakkında bilgi verilmiştir. İşletmeler tarafından TFRS 9 kapsamında beklenen zarar karşılığı ayrılması gereken finansal varlıkların standart kapsamında olmayan varlıklardan ayrılması ve karşılık hesaplamasında kullanılan temel kredi bilgilerinin, diğer bir ifadeyle beklenen kredi zararı hesaplamasına konu edilecek finansal varlıkların nakit akışları ile söz konusu finansal varlıklar için alınan teminat bilgilerinin temin edilmesi gerekmektedir. Buna ilaveten, beklenen kredi zararı modelinde işletmeler tarafından temerrüt halinde risk tutarı, temerrüt olasılığı ve temettür halinde kayıp gibi temel üç parametrenin hesaplanması gerekmektedir. Temerrüt halinde risk tutarı finansal varlıktan sağlanabilecek nakit akışlarının toplamı olarak tanımlanmakta olup ilgili finansal varlığın raporlama tarihindeki defter değerine eşittir. Temerrüt, tanımı ile şartları işletmeler arasında farklılık gösterebilmekle birlikte, genel anlamda borçlu tarafından sözleşme uyarınca belirlenen yükümlülüklerini yerine getirememesi olarak tanımlanmakta olup temerrüt olasılığı ise borçlunun yükümlülüklerini önceden belirlenmiş bir zaman süresinde ödeyememe, diğer bir ifadeyle temerrüde düşmesi olasılığıdır. Temerrüt halinde kayıp, işletmenin aktifine kayıtlı alacağın temerrüdünden kaynaklanan zararın temerrüt tarihindeki alacak toplamına oranı olarak tanımlanmaktadır. Beklenen kredi zararlarının hesaplanması sürecinde kullanılması gereken bilgilerin kapsamı ise, mümkün sonuçlar dikkate alınarak belirlenen olasılıklara göre ağırlıklandırılmış ve tarafsız bir tutar, paranın zaman değeri, geçmiş olaylar, mevcut şartlar ve gelecekteki ekonomik şartlara ilişkin tahminler olarak belirlenmiştir. Bankalar tarafından, raporlama tarihi itibarıyla aşırı maliyet ve çabaya katlanılmadan elde edilebilen makul ve desteklenebilir bilgilerin karşılık hesaplamalarında dikkate alınması gerekmektedir. Standart'ta; 12 aylık beklenen kredi zararı ömür boyu beklenen kredi zararlarının, raporlama tarihinden sonraki 12 ay içinde finansal araca ilişkin gerçekleşmesi mümkün temerrüt hallerinden kaynaklanan beklenen kredi zararlarını temsil eden kısmı olarak tanımlanmıştır. Ömür boyu beklenen kredi zararı ise Standart'ta; finansal aracın beklenen ömrü boyunca gerçekleşmesi mümkün tüm temerrüt durumlarından kaynaklanan beklenen kredi zararları olarak tanımlanmıştır. Bankalarca yukarıda bahsi geçen temerrüt halinde risk tutarı, temerrüt olasılığı ve temerrüt halinde kayıp gibi parametreler kullanılarak, 12 aylık ve ömür boyu beklenen kredi zararlarının hesaplanması gerekmektedir. TFRS 9'un getirdiği en önemli yeniliklerden biri, geleceğe yönelik bilgilerin de karşılık hesaplamalarında dikkate alınmasıdır. Bu kapsamda, beklenen kredi zararlarının hesaplanması sürecinde, işletmelerin gelecekteki ekonomik şartlara ilişkin tahminlerde bulunması ve söz konusu ekonomik değişkenleri de karşılık hesaplamalarında kullanması gerekmektedir. Dolayısıyla, beklenen kredi zararlarının hesaplanmasında sadece geçmiş ve cari bilgilerin dikkate alınması yeterli olmamakta, işletme tarafından gelecekte meydana gelmesi tahmin edilen olayların ve ekonomik değişkenlerin kredi zararları üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerekmektedir. TFRS 9'da üç aşamalı bir sınıflandırma modeli benimsenmiştir. İlk defa mali tablolara alınan ve kredi riskinde önemli düzeyde artış olmadığına kanaat getirilen krediler 1'inci Aşama'da sınıflandırılmakta olup söz konusu krediler için 12 aylık beklenen zarar karşılığı hesaplanmaktadır. Diğer taraftan, işletme tarafından makul ve desteklenebilir bilgiler dikkate alınarak ilk defa mali tablolara kaydedildiği dönem ile raporlama dönemi arasındaki süreçte bir alacağın kredi riskinde önemli artış meydana geldiği kanaatine varılması durumunda, söz konusu alacak 2'nci Aşama olarak sınıflandırılmaktadır. Son olarak, işletme tarafından belirlenen temerrüt tanımını karşılayan alacaklar ise 3'üncü Aşama olarak sınıflandırılmaktadır. Öte yandan, BDDK tarafından hazırlanan ve 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren Karşılıklar Yönetmeliği'ne bakıldığında, kredilerin toplam 5 grup altında sınıflandırıldığı, 1 ve 2'nci Grup kredilerin "Canlı Alacaklar", 3,4 ve 5'inci Grup kredilerin ise "Donuk Alacaklar" olarak tanımlandığı, söz konusu kredi gruplarının tanımlanmasında TFRS 9'a atıf yapıldığı görülmekte olup Standart ile bankaların uygulamakla yükümlü oldukları Karşılıklar Yönetmeliği'nde yer alan hükümlerin uyumlu olduğu değerlendirilmektedir. TFRS 9'da yer verilen sınıflandırma yaklaşımında kredi riskinde önemli derecede artış, temerrüt gibi bir takım kavramların kilit rol oynadığı görülmektedir. Ayrıca, TFRS 9'da sınıflandırma yaklaşımına ilişkin olarak düşük kredi riski ile 30 gün ve 90 gün gecikmeye düşen alacaklarda aksi ispat edilebilir bir takım kârinelerin kullanılabilmesi gibi bir takım kolaylaştırıcı uygulamalar da getirilmiştir. Öte yandan, TFRS 9'da kredi riskinde önemli artış, temerrüt gibi temel kavramların tanımlarına yer verilmediği görülmekte olup işletmelerin risk yönetimi uygulamalarında kullandıkları tanım ile tutarlı bir temerrüt tanımı kullanmaları amaçlanmıştır. Diğer taraftan, bankacılık uygulamasında, yeniden yapılandırma konusunda TFRS 9'dan farklı ve daha ihtiyatlı uygulamaların benimsendiği görülmektedir. Karşılıklar Yönetmeliği'nde yeniden yapılandırma kredi borçlusunun ödemelerinde karşılaştığı veya karşılaşması muhtemel olan finansal güçlükler nedeniyle borçluya tanınan ve geri ödeme sıkıntısı çekmeyen bir borçluya tanınmayacak olan imtiyazlar şeklinde tanımlanmış olup 1 ve 2'nci Grup'ta izlenirken yeniden yapılandırmaya konu edilen ve donuk alacak şartlarını sağlamayan kredilerin 2'nci Grup'ta sınıflandırılması gerektiği belirtilmiştir. Son olarak, TFRS 9; kredi riskinde önemli artış olup olmadığı konusunda değerlendirmelerin yapılması ile zarar karşılıklarının toplu olarak finansal tablolara alınması için ortak kredi riski özellikleri esas alınmak suretiyle finansal araçların gruplandırılmasına ve toplu olarak değerlendirme yapılmasına izin vermekte olup portföy bazında değerlendirme yapılması da TFRS 9 ile gelen yeniliklerden biri olarak dikkat çekmektedir. Kârın istikrarlı gösterilmesi, muhasebe prensipleri kullanılarak ve nakit akışlarında herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen muhasebesel kâr rakamını etkileyecek bir takım tekniklerle kâr rakamlarında oluşabilecek en yüksek ve en düşük kâr seviyelerinin törpülenmesi suretiyle dönemler itibarıyla raporlanan kâr rakamlarının normal kâr seviyelerinde seyretmesini sağlamak şeklinde tanımlanmaktadır. Gerek yurtdışı, gerekse ülkemizde kârlılık yönetimi uygulamalarının analiz edildiği çok sayıda çalışma bulunmktadır. Söz konusu çalışmalarda kârın istikrarlı gösterilmesi amacıyla bankalar tarafından ağırlıklı olarak karşılık kaleminin kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Beklenen kredi zararı modeli kapsamında yapılacak karşılık hesaplamaları ise, asli unsurları işletmelerin inisiyatifine bırakılan çok sayıda uygulamanın kullanılmasını gerektirmektedir. Söz konusu durum ise, ayrılacak kredi zarar karşılıklarının, maruz kalınan risklerin mali tablolara yansıtılmasının yanında farklı bir takım amaçlarla kullanılması ihtimalini gündeme getirmektedir. Bu kapsamda, 2009 ile 2018 yılları arasında faaliyetlerini sürdüren, aktif büyüklüğü 31.12.2018 itibarıyla 20 milyar TL'nin üzerinde olan ve Türk Bankacılık Sektörü aktif büyüklüğünün %88,57'sini oluşturan 18 bankanın verileri dikkate alınarak, Türk Bankacılık Sektörü'nde faaliyet gösteren bankaların kârın istikrarlı gösterilmesi yönündeki eğilimleri ile beklenen kredi zararı modelinin söz konusu eğilimler üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Ekonometri programlarından Stata kullanılarak oluşturulan panel regresyon modeli aracılığıyla yapılan analizlerde, gerek gerçekleşen kredi zararı modelinin kullanıldığı 2009 ile 2017 yılları arasında, gerekse beklenen kredi zararı modeli kapsamında karşılık hesaplamalarının yapıldığı 2018 yılında karşılıklar öncesi dönem net kârı bakiyesi ile özel karşılıklar arasında %5 anlamlılık düzeyinde pozitif bir ilişki olduğu, dolayısıyla Türk Bankacılık Sektörü'nde karşılıkların kârlılık yönetimi amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Diğer taraftan, gerçekleşen kredi zararı modelinin kullanıldığı 2009 ile 2017 yılları arasında özel karşılıklar ile karşılıklar öncesi dönem net kârı kalemleri arasındaki ilişkinin %30,06 seviyesinde olduğu görülmekle birlikte, beklenen kredi zararı modelinin kullanıldığı 2018 yılında söz konusu ilişki %15,49 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bahsi geçen durum ise, çalışmamızda öngörülen beklentilerin aksine TFRS 9 kapsamında beklenen kredi zararı modeline geçiş ile birlikte, bankalar tarafından özel karşılıkların kârlılık yönetimi amacıyla kullanılması eğiliminde azalış meydana geldiğini göstermektedir. Beklenen kredi zararı modelinin kullanıldığı verilerin 2018 yılına ait yalnızca 4 çeyreklik veriden oluşması ve 2018 yılında yaşanan ekonomik konjonktürün bankalarda kârın istikrarlı gösterilmesi eğilimlerini zayıflatabileceği hususları dikkat çekmekte olup bahsi geçen etmenler çalışmamızın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Son olarak, gelecekte daha geniş veri setleriyle yapılacak araştırmalar aracılığıyla beklenen kredi zararı modeli ve kârlılık yönetimi uygulamalarının genel trendi hakkında daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilecektir. Buna ilaveten, TFRS 9'un getirdiği 3 aşamalı kredi sınıfı modelinde kredilerin sınıflandırılması davranışı ile kârın istikrarlı gösterilmesi eğilimleri arasındaki ilişkilerin de analiz edilebileceği değerlendirilmektedir.
Yazar
Dr. Ali Akpelvan
Bu Yayına Nasıl Atıf Yapılır
Ali Akpelvan (Yüksek Lisans Tezi). TFRS 9 finansal araçlar standardı kapsamında beklenen kredi zararı modelinin Türk bankacılık sektöründe uygulanması ve bankaların kârlılık yönetimi eğilimlerine etkisi üzerine bir araştırma, 2019, Galatasaray University.
Anahtar Kelimeler
Lisans
Tüm Hakları Saklıdır
Bu eser belirtilen lisans koşulları altında paylaşılmaktadır.
Galatasaray University tezlerinden daha fazlası
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
