"Vatan için ölmek": Türkiye'de şehit asker kültünün sosyo-politik inşası ve şehit aileleri dernekleri
2022
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Birol Caymaz
Abstract (TR)
Bu tez, ulus devlet ve milliyetçilik ideolojisi bağlamında ortaya çıkan modern yurttaşlık olgusunun, savaşkanlık ve fedakârlık/ölüm odaklı militarist bir temel üzerine inşa edildiğini ileri sürmekte ve tarihsel, toplumsal, siyasal ve kültürel bir analizini yapmaktadır. Bu şekilde kapsamlı bir savın belirli bir örneklem düzeyine daraltılmadan verimli bir analizinin yapılamayacağı açıktır. Bu nedenle çalışma Türkiye'de zorunlu askerlik, devlet, savaşlar ve yurttaşlık bağlamında, tarihsel arka planıyla birlikte, günümüz şehitlik kültüne odaklanmaktadır. Günümüz Türkçesinde ölümün rastlantısallığını bastıran, belirli bir ilke, değer, tutku veya dava uğruna göze alınan bir risk ve/ya nihai bir eylem olarak tanımlanmasında kullanılan terim "şehit olmak"tır. Sıradan ölümü sıra dışından ayıran bu terim, İslam gelenekleriyle olan bağı tamamıyla kopmadan Türk milliyetçiliği tarafından miras alınmış ve sekülerleşerek gündelik dilin bir parçası haline gelmiştir. Bugün herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı şehit kelimesini gördüğünde, duyduğunda ve kullanırken, eskatolojisine, semantik ve teolojik tartışmalarına vakıf olmasa da dinsel kökeninden gelen kutsallık halesinin ve milliyetçi sembolizminin farkında ve bilincindedir. Bu farkında olma hali şehitlik olgusunun kültürel bir sabit, Türk milletinin değişmez özlerinden biri olarak tasavvuru ile bir aradadır. Diğer bir deyişle, şehitliğin tarih boyunca değişmeyen tek bir olgu olduğu ve Türklerin savaşçı kültürüyle bütünleşerek "mükemmel" formunu aldığını dair özcü bir tahayyül vardır. Çalışmanın içeriği bu dini ve milliyetçi özcü varsayımların eleştirel analizini yapmak üzerinden şekillenmiştir. Buna göre, konuya dört temel aşamaya/boyuta odaklanan bir bölümleme ve analiz düzeyi oluşturulmuştur: devlet-savaş-yurttaş ilişkisi üzerinden iktidar boyutu; şehitlik olgusunun dinsel kökeni ve sekülerleşme süreci; Türkiye'de seküler şehitliğin tarihsel seyri ve güncel boyutu; şehit askerlerin aileleri ve dernekleri üzerinden aktör boyutu. Görüldüğü üzere, bu boyutlardan ilk ikisi analizin tarihsel ve teorik zeminini oluşturmaktadır. Sonraki iki aşaması ise, örneklem boyutunu oluşturmaktadır. Örneklem boyutu da Türkiye'de seküler şehitlik olgusunun tarihsel seyrine, sembollerine, söylemlerine odaklanan bir arka plan ve şehit asker ailelerinin söylemlerine, pratiklerine ve siyasal alana müdahil olma stratejilerine odaklanan aktör boyutları şeklinde ikiye ayrılmıştır. Bu doğrultuda birinci bölümde, modern devletin inşa süreciyle savaşların, savaş kapasitesinin karşılıklı ilişkisi ("war making state making vice versa") ve bu süreçte icat edilen zorunlu askerlik olgusunun yurttaşlık kavramı açısından anlamını analiz edilmektedir. Bu konudaki çalışmalarıyla temel başvuru kaynağı haline gelmiş Charles Tilly, Mark Neocleous, Anthony Giddens, Michale Howard gibi yazarlardan yararlanılarak analizin teorik altyapısı oluşturulmuştur. Bölüm içerisinde Antik Çağ'ın sınıflara bölünmüş savaşçı yurttaşlarından başlanarak, profesyonel orduya, ardından feodaliteyle birlikte değişen sadakat ağları ve savaşçılık görevine, mutlakiyetçi rejimlerle birlikte paralı askerlere dayanan orduların kural haline gelmesine ve en sonunda Fransız Devrimi'yle yurttaş ordusu (levée en masse) fikrinin gelişimine doğru ilerleyen tarihsel süreç ve dönüşümler takip edilmiştir. Böylece devletin idari yapısı ile savaş kapasitesi arasındaki etkileşimler, geçmişten köklü kopuşlar ve yeniden icat edilen "antik gelenekler" üzerinden bir anlatı inşa edilmiştir. Bu süreç teritoryal modern devletin savaşları millileştirmesi ve yurttaşlığın militer yükümlülükler üzerinden tanımlanmaya başlanmasının miladını oluşturmaktadır. Zorunlu askerlik ile yalnızca yurttaşlığın temeline militarist pratikler yerleştirilmekle kalınmamış, aynı zamanda yurttaşlardan ulus devletleriyle ve savaşla özdeşleşmeleri de talep edilmeye başlanmıştır. Başka bir deyişle, egemenin savaşa karar verme hakkı (jus belli) yurttaşları silahaltına alma iktidarıyla birleşerek onlardan fedakârlığı/ölümü talep etme hakkına da dönüşmüştür. Çalışmanın ikinci bölümü, birinci bölüm ile paralel bir kronoloji izleyerek şehit kavramının semantik ve etimolojik anlamından başlamaktadır. Böylece günümüzdeki özcü yaklaşımların salt İslam ya da diğer semavi dinlerle ilişkili kabul ettiği şehitlik olgusunun aslında antik mirasla arasındaki ilişki gösterilmektedir. Bu şekilde Antik Çağ'ın ilk epik kahraman anlatılarından ve cenaze söylevi geleneğinden başlanarak tek tanrılı dinlere doğru bir dizge izlenmiştir. Bu doğrultuda, İslam geleneklerindeki ve modern Türkiye'deki özcü şehitlik algısının eleştirel analizi için gerekli olan Yahudi ve Hıristiyan inançlarında şehitlik kavramı analize dahil edilmiştir. Çünkü dinsel inancın değişmez kutsal özler tasavvuruna rağmen, şehitlik özelinde böylesine sabit bir olgu söz konusu değildir. Tarihsel süreç içerisinde çeşitli pratikler, semboller ve söylemler dinsel inançlar arasındaki etkileşimler sonucu dönüşmüş ve değiş tokuş edilmiştir. Bu nedenle önce Yahudi teolojisinde şehit kavramının oluşum süreci ele alınmıştır. Ardından Yahudi geleneği ile karşılaştırmalı olarak Hıristiyan geleneğinde şehitlik olgusunun ortaya çıkışı ve daha da önemlisi savaşçı erdemi haline gelmesi analize dahil edilmiştir. Bu dönüşüm, yani Hıristiyan şehitlik geleneğinin savaş alanlarına transferi, İslam devletleri ile ilk askeri rekabetlerin ortaya çıkmasıyla doğrudan bağlantılı yaşanmıştır. Aynı süreçte İslam geleneği de Yahudi ve Hıristiyan şehitlik olgusundan etkilenerek kendi savaşçı kutsallığını inşa etmiştir. Böylece bu kısım da hem İslami şehitlik kavramının savaşçılık, arzulama, talip olma, ilahi mükafatlar gibi temel söylemlerini ele alınmıştır hem de bu söylemlerin diğer geleneklerle ilişkisi gösterilmiştir. Bu bölümün ikinci kısmında ise, dinsel şehitlik olgusunun Batı'da başlayan sekülerleşme ve millileşme süreci analiz edilmiştir. Bu doğrultuda özellikle başta modernist milliyetçilik kuramları olmak üzere, milliyetçilik ve sivil din üzerine literatür taraması yapılmıştır. Fakat sadece batılı literatür ve örneklerle sınırlı kalınmamıştır. Fransız Devrimi ile başlayan "şehit yurttaşlar kültü"nün Kıta Avrupası'ndaki seyrinin yanında Japonya, Hindistan, İsrail, İran, Irak ve Filistin gibi farklı coğrafyalarda ve farklı dinsel geleneklerden beslenen modern seküler şehitlik kültleri de analize dahil edilmiştir. Böylece modern bir kült, milliyetçi seküler dinsellik formu olarak şehitlik olgusunun ulus devletler çağında birbirine çok benzer sonuçlar ürettikleri gösterilmiştir. Elbette farklılıklar da mevcuttur ve analiz dahilinde ayrıca vurgulanmışlardır. Devletle, milletle ve vatanla özdeşleşme biçimi olarak şehitlik olgusunu odağına alan hafıza mekânları, anmalar ve semboller bağlamında bir anlatı dizgesi takip edilmiştir. Ayrıca bu kısımda İsrail ve İslam ülkeleri örnekleri ayrı başlıklar altında ayrıntılı analize dahil edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, ilk iki bölümde oluşturulan teorik ve tarihsel zemin üzerinden, Türkiye özelinde şehitlik olgusunun sekülerleşme süreci, tarihsel dönüm noktaları ve asıl odak noktası olan 1990 sonrasında ortaya çıkan popülerleşme analizi yapılmıştır. Genel olarak kronolojik bir anlatı oluşturulmuş ve bu doğrultuda Osmanlı'da zorunlu askerlik uygulanmaya başlaması ve anıtlar, bayramlar gibi ilk sivil din formlarının ortaya çıkışı ele alınmıştır. Ardından Cumhuriyet rejimiyle birlikte resmi Türk milliyetçiliğinin inşası sürecinde icat edilen ordu-millet miti ve askerlik hizmetinin bir ibadet olarak tanımlanması gibi söylemler analiz edilmektedir. Askerliğin yalnızca bir yurttaşlık görevi olarak tanımlanmadığı, aynı zamanda Müslüman-Türk kimliğinin tamamlayıcısı olarak da tanımlandığı bu dönemde Türkiye'nin ilk cumhuriyetçi şehitlik anıtları ve anmaları ortaya çıkmıştır. Ancak inşa edilen bu milliyetçi, cumhuriyetçi şehit yurttaşlar kültü sabit kalmamıştır. Uluslararası konjonktür ve savaşlarla birlikte önemli dönüşümler geçirmiştir. Bu bölüm işte bu dönüşümleri izleyen ve vurgulayan bir yapıyla oluşturulmuştur. Bu doğrultu da Cumhuriyet'in seküler şehitlik algısındaki ilk önemli dönüşüm Kore Savaşı (1950-1953) ile yaşanmıştır. Birleşmiş Milletler'in ABD öncülüğündeki askeri müdahalesine anında dahil olan Türkiye, Kore'ye bir tugay göndermiş çok sayıda kayıp vermiştir. Soğuk Savaşı'n iki kutuplu siyasal iklimiyle birleşen bu savaş, Türk milliyetçiliğinin ve şehitlik kültünün anti-komünist bir vurgu kazanması ile sonuçlanmıştır. Ardından bir diğer önemli dönüşüm Kıbrıs sorunu ile yaşanmıştır. Aslında ellili yıllarda başlamış olan Kıbrıs sorunu, altmışlarda Türk milliyetçilerin birincil gündem maddesi haline gelmiştir. 1974'te Kıbrıs Harekâtı'na kadar tırmanan sorun, seküler şehit kültünün tarihsel vatan toprakları ve İslam vurgularının güçlenmesiyle sonuçlanmıştır. Bu dönem aynı zamanda ülke içinde siyasal şiddet ve radikalleşme de yükselmiştir. Bununla bağlantılı olarak da "siyasi dava şehitleri" şeklinde yeni bir fedakârlık formu daha ortaya çıkmıştır. Bu süreç göstermiştir ki, şehitlik olgusu giderek popülerleşmektedir ve sağdan sola değin siyasal yelpazenin farklı unsurlarının söylemlerinde yerleşik bir unsur haline gelmektedir. Bu kısımların ardından çalışmanın ve bölümün asıl odak noktası olan, 1990 sonrasında Kürt sorunu ve "terörle mücadele" konseptleri üzerinden yeni bir çatışma ekseni yükselişe geçmiştir. Doksanlı yıllarda giderek yükselen şiddet ve iç çatışma süreci şehitlik kültünün bir diğer ve günümüzde devam eden en önemli dönüm noktasını oluşturmuştur. Doksanlarda inşa edilen milli güvenlik rejimi ve milliyetçiliğin popülerleşmesinin etkisiyle şehitliğe dair algı ve söylemler çeşitlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Bütün söylem ve algı çeşitliliğine rağmen, hepsinin odağında "iç düşman" söylemi yer almaktadır. Başka bir deyişle, resmi milliyetçiliğin dış düşmanlar odaklı vatan savunması, askerlik görevi ve fedakârlık anlayışı, doksanlarda bir paradoksla karşılaşmıştır; düşman artık "içeridedir". Böylesi bir çelişki karşısında hem devletin hem de farklı milliyetçiliklerin ortak noktası, "gerçek vatansever yurttaşlar" ile "iç düşmanları" ayırmak üzere şehitlik kültüne daha fazla odaklanılması olmuştur. Öncelikle devlet, savaş ve şehitlik hafızasının yüceltildiği, kutsandığı mekânlara odaklanmıştır ve bu doğrultuda pek çok anıtı yenilemiş, yenilerini inşa etmiş ve hatta 18 Mart'ı Şehitler Günü ilan ederek kültü milli ritüeller takviminin parçası haline getirmiştir. Devletin bu çabalarının yanında, yerel yönetimlerin, okulların, üniversitelerin vs. çabalarıyla şehit anıtlarına, özellikle de Gelibolu yarımadasına yönelik ciddi bir ilgi patlaması yaşanmıştır. Geçmişte örneği görülmemiş derecede bir "şehitler turizmi" akımı ortaya çıkmıştır. Bu popülerleşmenin odağında Çanakkale Savaşı ve Gelibolu olsa da bu süreçte Dumlupınar gibi Kurtuluş Savaşı'nın hafıza mekanları da daha popüler hale gelmiştir. Dahası, Sarıkamış gibi yeni hafıza mekânları "keşfedilmiş", yeni anıtlar, anma günleri ortaya çıkmıştır. Şehitlik olgusunun bu siyasal, toplumsal ve kültürel seyrinin dışında, şehit ailelerini de doğrudan ilgilendirmesi ve saha da yansımaları olması nedeniyle yasal metinlerde ve parlamento da gündeme geliş şekilleri analiz edilmiştir. Bu analizin bir kısmı Refah Vapuru olayı (1941) ve Dumlupınar denizaltısı faciası gibi sembolik niteliği güçlü olaylar üzerinden parlamentodaki şehitlik ve şehit ailesi hakları tartışmaları analiz edilmiştir. Analizin diğer kısmı ise, daha genel olarak şehit ailelerinin sosyal ve ekonomik haklarına dair yapılan yasal düzenlemeler ve kapsamadışlama meselesi şeklinde bir düzen izlemektedir. Bu analiz sırasında ortaya konan en önemli noktalardan biri, şehitlik olgusunun hem resmi hem de gayriresmî milliyetçilikler açısından seküler dinselliğin merkezinde yer almasına rağmen hukuk dilinde tercih edilmemiş olmasıdır. Çalışmanın dördüncü ve son ana bölümünde, şehitliğin aktör boyutu olarak şehit askerlerin ailelerine odaklanılmıştır. Bu doğrultuda örneklem düzeyi olarak iki dernek seçilmiştir ve bu derneklerin üyeleriyle, yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Böylece şehitlik olgusunun kamusal alanda görünür olan birincil aktörleri olarak, ailelerin söylemleri, pratikleri ve siyasal alana müdahil olma stratejileri analiz edilmiştir. Bu bağlamda öncelikle ele alınan iki dernek arasındaki farklılıklar analiz edilmiştir. Çünkü seçilen derneklerden biri yasayla (1983) kurulmuş, Türkiye çapında şubeler ağı şeklinde oldukça örgütlü bir yapıya sahiptir ve kendini ailelerin asli temsilcisi addetmektedirler. Diğer dernek ise, 1995'te sadece bir şehirde (İzmir) kurulmuştur, örgütlülüğü çok daha zayıftır. Bu durum, sahada "resmi dernek" ve "sivil dernek" şeklinde ikili bir yapıya tekabül etmektedir. Bunun dışında, yöneticiler ile üyeler arasında derneğe üye olma motivasyonu ve örgütlülükten beklentilerinin farklılıkları öne çıkmıştır. Ayrıca her iki dernek arasında da üye profillerinin farklı olduğu ortaya konmaktadır. Bu farklılıklara rağmen her iki derneğin de üyelerin yasal haklara erişimi kolaylaştırıcı olmak, mevzuat dışı ayrıcalıklar sağlamak ve faaliyet biçimi olarak lobiciliği benimsemek gibi benzerlikler olduğu da ortaya çıkarılmış ve analiz edilmiştir. Genel olarak "şehit ailesi" olarak adlandırılsalar da ölümün gerçekleşme durumuna göre kendi içinde statü farklarına bölünen bir grup teşkil etmektedir: harp veya vazife malulü. Devlet tarafından sağlanan yasal hakların miktarı, ölümün gerçekleştiği olayla doğrudan bağlantılıdır. Bu da hukuk dilinden gelen harp ve malul ayrımını oluşturmaktadır; ayrıca Terörle Mücadele Kanunu'yla düzenlenmiş "terör olayları" bağlantılı ölümlerde ailelere sağlanan ilave haklar nedeniyle bir de gayriresmî "terör şehidi ailesi" statüsü ortaya çıkmıştır. Bu katmanlaşma da ailelerin bir kısmı tarafından eleştirilmektedir. Milliyetçi söylemlerde yer alan övgüler, yüceltmeler ve kutsamalar aileler nezdinde yadsınmasa da şehitlik olgusuna dair dinsellik veya milliliğinden ziyade oluş biçimine ve statülere odaklı daha pratik bir yaklaşımları var olduğu gözlenmiştir. Son yıllarda, "terörle mücadele" konsepti bağlamında şiddet olayları sonucu hayatını kaybedenler de şehit olarak tanımlanmaya ve şehit asker aileleri ile benzer yasal haklar tanınmaya başlanmıştır. Bu durumun "terörle" ilintili olduğu sürece fazla yadırganmadığı ama şehitlik kavramının giderek genişlemesine dair bir derece hoşnutsuzluk da olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın genel sonuçları şu şekildedir. Milliyetçi ideolojinin özcü temsillerine karşın şehitlik olgusu dönemsel, tarihsel konjonktürde şekillenen bir olgudur. Bu nedenle de dönüşüme uğramaya açıktır ki Antik Çağ'dan Modern Çağ'a geçen sürecin de gösterdiği gibi pek çok defa dönüşümler ve geçmişten köklü kopuşlar yaşanmıştır. Uğruna ölmeye değer inançlar, kutsallıklar, ilkeler, ölen kişilerin kimliği, celladının kimliği, ölümün şekli gibi şehitliğin temelini oluşturan unsurlar değişmez değildir. Ancak ölüme varan fedakârlığın değişmeyen bir yönünden de bahsetmek mümkündür. Bir yerde "şehitten" bahsediliyor ise, orada bir tür şiddet, çatışma veya savaş vb. bir konsept söz konusudur. Bu konsept açık ya da örtülü olabilir; fakat en nihayetinde bu politik bir kavramdır ve şehitliğin kültleşmesi de bu konsepte bağlıdır. Daha da önemlisi şehitlik her ne kadar ölüme ve ölüme getiren koşullara referans veriyor görünse de aslında bu kült geri kalan sağlara bir görev, farkındalık, hatırlama ve kimlik sunmak üzerine oluşmuştur. Fedakârlığa düzülen tüm övgüler aslında uğruna ölümün göze alındığı topluluğun, ilkenin ve kimliğin ne kadar yüce ve kutsal olduğunun kanıtıdır.
Author
Dr. Şafak Aykaç
How to Cite
Şafak Aykaç (Doktora Tezi). "Vatan için ölmek": Türkiye'de şehit asker kültünün sosyo-politik inşası ve şehit aileleri dernekleri, 2022, Galatasaray University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Galatasaray University
- Devletin yeni uzay faaliyetlerinden doğan uluslararası sorumluluğu(2025)
- Sermaye şirketlerinde ortakların ve organların kamu borçlarından sorumluluğu(2022)
- Le supporterisme comme une identite contre culturelle : etude des modes de construction identitaire dans et autour des stades de football a istanbul(2014)
- Le nouveau roman: claude simon et william faulkner(2014)
- Yöneticilerin sorumluluk sigortası(2015)
- Langlands functoriality principle(2021)
