
152
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Multiple travmalı hastalarda travma skorlama sistemlerinin kullanımının prognoza etkisi
Bu çalışma, multiple travmalı hastalarda travma skorlama sistemlerinin kullanımının prognoza etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış izlemsel bir araştırmadır. Araştırmada, 08.03.2013-11.05.2014 tarihleri arasında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine multiple travma nedeniyle başvuran, takip ve tedavi altına alınan, araştırma kriterlerine uyan, 18 yaş ve üzeri, araştırmaya katılmayı kabul eden kadın ve erkek toplam 70 hasta incelenmiştir. Araştırma verileri literatürden yararlanılarak araştırmacı tarafından oluşturulan hasta tanıtım formu ve hasta izlem formu ile toplanmıştır. Analizlerde ise karşılaştırma yapmak için birinci gündeki ve dördüncü gündeki veriler seçilmiştir. Sayısal veriler ortalama±standart sapma şeklinde ifade edilmiştir. Sayısal veriler arasındaki farklılıklar Student'in t testi ile karşılaştırılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki ise korelasyon analizi ile saptanmıştır. Travma skorlama sistemlerinin ölen hastaları öngörme düzeyleri ROC eğrileri ile analiz edilmiştir. Eğri altındaki alanların istatistiksel olarak anlamlı düzeylere ulaştığı durumlarda prediktif değerler için duyarlılık ve özgüllük değerleri hesaplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi tüm testler için p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma sonucunda hastaların % 78.6'sının erkek, % 21.4'ünün kadın olduğu tespit edilmiştir. Yaş ortalaması ±Standart hatası 40.97 ± 1.94'dür. Travma nedenleri %32.9'u araç içi trafik kazası, % 31.4'ü motor kazası, %12.9'u araç dışı trafik kazası, %10.0'ı iş kazası, %5.7'si yüksekten düşme ve kesici-delici alet yaralanmaları ve %1.4'ü ateşli silah yaralanmalarıdır. Travma mekanizması %91.4'ü künt travma, %8.6'sı penetran travmadır. Hastalarımızın % 91.4'ü hayatta kalırken, % 8.6'sının öldüğü tespit edilmiştir. Birinci ve dördüncü gün prognoz göstergelerinden entübasyon, eritrosit, taze donmuş plazma transfüzyonu ve ölüm ile tüm skorlama sistemleri arasında anlamlı bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Dördüncü gün yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, entübasyon, hemogram sonucu, eritrosit, taze donmuş plazma transfüzyonu ve ölüm ile tüm skorlama sistemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Yaşam bulgularından sistolik ve diastolik kan basıncı, solunum ve oksijen satürasyonu ile tüm skorlama sistemleri arasında anlamlı bir korelasyon olduğu saptanırken, vücut ısısı ile tüm skorlama sistemleri arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı saptanmıştır. Ölen ve sağ kalan hastaların birinci ve dördüncü gün tüm skorlama sistemlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Sağ kalım ve ölüm oranını öngörmede tüm skorlama sistemlerinin belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Travma skorlama sistemlerinin ölen hastaları tanımlamada özgüllük ve duyarlılığının ROC Eğrisi ile değerlendirilmesinde AIS, ISS ve TRISS'in diğer skorlamalara göre daha seçici ve duyarlı olduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarımız "GKS, RTS, AIS, ISS, TS ve TRISS travma skorlama sistemlerinin multiple travmalı hastalarda prognozu öngörmede etkisi vardır" hipotezini desteklemektedir. Multiple travmalı hastalarda kullanılan travma skorlama sistemlerinin hastanın fizyolojik durumunun ve mortalitesinin belirlenmesinde önemli bir yere sahip olduğu, hasta takibinde ve hemşirelik yönetiminde travma skorlama sistemlerinin etkin bir şekilde kullanılabileceği söylenebilir. Bu ve buna benzer çalışmalarla travmalar hakkında elde edilecek veriler ışığında gerekli koruyucu önlemlerin alınmasına, risk altındaki grupların bilinçlendirilmesine, ülkemiz koruyucu sağlık politikalarının geliştirilmesine, dolayısıyla travmaya bağlı morbitide ve mortalitenin azaltılmasına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Multiple travma, prognoz, travma skorlama sistemleri
Açık kalp cerrahisi geçiren hastalarda solunum egzersizlerinin dispne skoru ve egzersiz toleransına etkisi
Bu araştırma kalp cerrahisi geçiren hastalarda solunum egzersizlerinin dispne skoru ve egzersiz toleransına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2012- Eylül 2014 tarihleri arasında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi kalp damar cerrahisi biriminde yatan ve ilk kez açık kalp cerrahisi geçiren hastalardan toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini power analiz sonucuna göre 41 deney ve 41 kontrol olmak üzere toplam 82 hasta oluşturmaktadır. Araştırmanın yapılabilmesi için Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan yazılı onay ve araştırmanın yapıldığı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden yazılı kurum izni alınmıştır. Örneklemi oluşturan hastalara araştırmanın amacı, riskinin olmadığı ve zarar vermediği açıklandıktan sonra, araştırmaya katılmayı gönüllü kabul eden hastalardan sözel ve yazılı onam alınmıştır. Deney grubu hastalara ameliyattan 24-48 saat önce IS ile solunum egzersiz eğitimi verilmiştir. Araştırmanın verileri ''Veri Toplama Formu'', ''Hasta İzlem Formu'', ''Borg Skalası'' ve ''Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği'' kullanılarak ve araştırmaya katılan hastalara ''6 Dakika Yürüyüş Testi'' uygulanarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 15.0 for Windows paket programında yapılmıştır. Sürekli değişkenlerin normal dağılımına uygunluğuna bakmak için Kolmogorov Simirnov ve Shapiro-Wilk normallik analizi, Pearson Chi-Square ve Fisher's Exact testi, Mann Whitney U, Wilcoxon Signed Ranks, Friedman varyans istatistiksel analizleri (post hoc Bonferroni düzeltmeli Wilcoxon Signed Ranks) kullanılmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. KABG ameliyatı geçiren hastalarda BKI (p=0,201), EF (p=0,849) ve kross klemp süresi (p=0,215) ortalamaları açısından deney ve kontrol grubu hastalarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Deney grubundaki hastaların BKI 28,32±4,29, kontrol grubundaki hastaların BKI 26,88±4,53'tür. Deney grubundaki hastaların ejeksiyon fraksiyon yüzdeleri 53,78±8,86 kontrol grubundaki hastaların ise 54,15±8,51'dir. Kross klemp süreleri ise deney grubunda 36,24±12,19, kontrol grubunda 39,05±11,83 dakikadır. Çalışma sonucunda deney grubundaki hastalarda IS ile yapılan solunum egzersizlerinin dispne skoru üzerinde ve taburculuk sonrası GYA puanları üzerinde olumlu etkisi olduğu ancak 6DYM üzerine etkisi olmadığı bulunmuştur.
Total kalça protezi ameliyatı öncesi ve sonrası verilen taburculuk eğitiminin günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, Total Kalça Protezi ameliyatı öncesinde ve sonrasında verilen taburculuk eğitiminin hastaların günlük yaşam aktivitelerine ve yaşam kalitesine etkisini incelenmek amacıyla yarı deneysel bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışma; Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde, total kalça protezi ameliyatı olmak üzere kabul edilmiş olan hastalara 15 Temmuz 2013- 15 Temmuz 2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya, 18-65 yaş arasındaki 25 kişi deney, 25 kişi de kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışmada veriler sosyo demografik bilgiler içeren hasta tanıtım formu, ve yaşam kalitesi ölçeği SF-36 ile Katz günlük yaşam aktiviteleri ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği toplanmıştır. Hastalar ameliyat öncesi, sonrası birinci ve üçüncü aylarda evlerinde ziyaret edilmiştir. Deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrasında taburculuk eğitimi uygulanmış, kontrol grubu hastaları ortopedi kliniğinin rutin prosedürüne bırakılmıştır. Çalışmada kullanılan hipotezler için verilerin normal dağılıma uygunluğunu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi kullanarak homojenite durumu ise Homogeneity of variance testi kullanılarak belirlenmiştir. Parametrik olmayan veriler için ise; Ki-Kare Testleri, Friedman Testi, Mann Whitney-U gibi uygun yöntemler seçilmiştir. Tanımlayıcı veriler, yüzdelik, ortalama±standard sapma (SS) veya ortanca (min-max) olarak verilmiştir. Tip 1 (α) hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Ayrıca kontrol ve deney grubu verilerinin ortalama değerleri Mann Whitney-U testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Veri analizi için bir istatistik programı (Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows 18 (SPSS Inc.,Chicago,IL, USA lisans no:10241440) kullanılmıştır. Araştırma verilerine göre, kontrol grubu hastaların yaş ortalaması 55,96 (±10,26 min:26, max:65), deney grubu hastalarında 53,88 (±10,28 min:29, max:64) olarak saptanmıştır. Kontrol ve deney grubundaki hastaların 16'sının (% 64) kadın, 9'unun (%36) erkek olduğu, kontrol grubu hastaların 15'inin (%60 ) ilköğretim mezunu, deney grubu hastaların 19'unun (%76 ) ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Çalışmada günlük yaşam aktiviteleri açısından ameliyat öncesinde iki grup arasında fark bulunmazken (p>0,05), birinci ve üçüncü aylarda ileri derecede anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Yine ameliyat öncesinde SF-36 ölçeği alt bileşenlerinden alınan puanlar açısından iki grup arasında fark bulunmazken (p>0,05), üçüncü ayın sonunda fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, ağrı, vitalite, emosyonel rol ve mental sağlık alt bileşenlerinde ileri derecede anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Araştırmada; Total kalça protezi ameliyatı olan hastalara taburcu olmadan verilen hasta eğitimin etkinliğini belirlemede geçerliliği kabul görmüş Katz günlük yaşam aktiviteleri ölçeği ve SF 36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak sınanmıştır. Hemşirelerin eğitici rolünü kullanmaları sağlanarak, hemşirelik hizmetlerinin planlanması ve hastaların evde bakım ihtiyaçlarını belirlenmesi için hasta ve yakınlarına yol gösterici olduğu saptanmıştır. Araştırma bulguları var olan literatür ışığında tartışılmıştır. Sonuç olarak; total kalça protezi ameliyatı sonrasında verilen taburculuk eğitimi ile deney grubu hastalarının yaşam kalitelerinde artış olduğu ve günlük yaşam aktivitelerinin olumlu yönde etkilendiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Total kalça protezi, günlük yaşam aktivitesi, yaşam kalitesi, taburculuk eğitimi
Mekanik ventilatöre bağlı hastalarda iletişimde iletişim gereksinim tablosunun etkinliğinin belirlenmesi
Mekanik ventilatöre bağlı entübe hastalarla iletişimde gereksinim listesinin oluşturulması ve bu listenin iletişimde etkinliğinin belirlenmesi amacıyla planlan yarı deneysel desendeki bu araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Anesteziyoloji ve Reanimasyon, Göğüs Kalp Damar Cerrahisi, Cerrahi Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan bilinci açık entübe edilmiş olan 60 hasta oluşturmuş, bu hastalar müdahale ve kontrol grubu olarak iki grupta takip edilmiştir. Çalışmada veriler, literatürden yararlanılarak hazırlanan İletişim Gereksinim Listesinde yer alacak ifadeleleri belirlemeye yönelik hemşire, hekim, hasta ve yakınlarından görüşleri için Anket Formu, Veri Toplama Formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 15,0 (Statistical Package for the Social Science) tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Ki kare testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları deney grubunda 61,86±12.92, kontrol grubunda 60,63±13.55'dir ve hastaların % 76,7'si ilköğretim mezunudur. Çalışma grubundaki entübe hastaların %66,7'si hemşire ile iletişimde iletişim listesinin kullanıldığı iletişim yönteminden memnun olduğunu ve % 73,3%'ü kendini hemşireye anlatabildiğini belirtmişlerdir (p<0.05). Sonuç olarak entübe hastalarla iletişimde iletişim gereksinim listesinin etkin bir yöntem olduğu belirlenmiştir.
Total diz protezi uygulanan hastalarda progresif gevşeme yönteminin ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Bu araştırma total diz protezi uygulanan hastalarda progresif gevşeme yönteminin ağrı ve anksiyete üzerine etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın verileri Ekim 2014 – Şubat 2015 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine gonartroz tanısı ile başvuran ve total diz protezi uygulanan hastalardan toplandı. Araştırmanın örneklemini G-Power analiz sonucuna göre 40 deney ve 40 kontrol olmak üzere toplam 80 hasta oluşturdu. Araştırmanın yapılabilmesi için Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan yazılı onay ve araştırmanın yapıldığı Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nden yazılı kurum izni alındı. Örneklemi oluşturan hastalara araştırmanın amacı, riskinin olmadığı ve zarar vermediği açıklandıktan sonra, araştırmaya katılmayı kabul eden gönüllü hastalardan sözlü ve yazılı onam alındı. Araştırma verileri, hastaların tanıtıcı özelliklerinin sorgulandığı hasta bilgi formu ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri, Vizüel Analog Skalası (VAS) ile toplandı. Deney grubundaki hastalara kontrol grubundan farklı olarak ameliyat öncesi dönemde progresif gevşeme teknikleri öğretildi. Araştırma verilerinin analizinde SPSS for Windows 18.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; Mann Whitney U Testi, Ki Kare Testi, Wilcoxon Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırma verilerine göre, deney grubu hastalarının yaş ortalaması 62.27±7.98, kontrol grubu hastaların yaş ortalaması 62.35±9.80 olarak saptandı. Deney grubu hastaların 28'inin (%70) kadın, 12'sinin (%30) erkek olduğu, kontrol grubu hastaların 30'unun (%75) kadın, 10'unun (%25) erkek olduğu, deney grubu hastaların 19'unun (%47.5) ilkokul mezunu, kontrol grubu hastaların 22'sinin (%55) ilkokul mezunu olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların %50 (20)'sinin bir kronik hastalığa sahip olduğu, %62.5 (25)'inin geçmiş ameliyat deneyimi olduğu, %60 (24)'ının yardımcı araç kullandığı, %62.5 (25)'inin ağrısı olduğunda bir baş etme yöntemi kullandığı ve BKI ortalamasının 27.62±3.75 olduğu saptandı. Kontrol grubundaki hastaların %67.5 (27)'inin bir kronik hastalığa sahip olduğu, %60 (24)'ının geçmiş ameliyat deneyimi olduğu, %76.2 (16)'sinin yardımcı araç kullandığı, %72.5 (29)'inin ağrısı olduğunda bir baş etme yöntemi kullandığı ve BKI ortalamasının 29.57±5.10 olduğu saptandı. Çalışmada; sürekli kaygı puanı açısından ameliyat öncesi dönemde iki grup arasında fark bulunmadı (p<0.05). Durumluk kaygı puanı açısından ameliyat öncesi dönemde iki grup arasında fark bulunmazken (p<0.05), ameliyat sonrası 1. ve 2. günde kontrol grubundaki hastaların DKE puan ortalamaları deney grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulundu. Kontrol ve deney grubundaki hastaların ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1. ve 2. gün VAS puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşük bulundu. Sonuç olarak; hastalara uygulanan progresif gevşeme tekniğinin ameliyat sonrası ağrı ve anksiyeteyi azaltmada olumlu yönde etkisi olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Total Diz Protezi, Progresif Gevşeme, Ağrı, Anksiyete
Derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi median sternotomi üzerine yapılan soğuk uygulamanın sternotomi ağrısına etkisi
Bu çalışmada, derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi median sternotomi üzerine yapılan soğuk uygulamanın sternotomi ağrısına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 01.11.2015-15.04.2016 tarihleri arasında, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi ve Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan, açık kalp ameliyatı geçiren ve median sternotomisi olan hastalar ile ameliyat sonrası ikinci günde yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, hasta tanıtım formu, veri toplama formu, sayısal ağrı skalası, pulse oksimetre, tansiyon aleti ve ses kayıt cihazı ile toplanmıştır. Dört aşamada gerçekleştirilen bu çalışmanın soğuk uygulama yapılmayan birinci aşamasında hastaların sternotomi bölgesine ait ağrı şiddeti sorulup derin solunum ve öksürük egzersizi yaptırılmış ve sonrasında ağrı şiddeti tekrar değerlendirilmiştir. Soğuk uygulama yapılan ikinci aşamada sternotomi bölgesine ait ağrı şiddeti sorgulanmış ve sonrasında sternotomi insizyonu üzerine tek katlı steril gazlı bez konulup 15 dakika soğuk jel paket bekletilmiş ve derin solunum ve öksürük egzersizi yaptırıldıktan sonra hastaya tekrar sternotomi ağrı şiddeti sorulmuştur. Soğuk uygulama yapılmayan üçüncü aşama, soğuk uygulama yapılmayan birinci aşama ile aynı olup aynı basamaklar hastaya uygulanmıştır. Soğuk uygulama yapılan dördüncü aşama da, soğuk uygulama yapılan ikinci aşama ile aynı olup aynı basamaklar hastalara uygulanmıştır. Her aşama iki saat aralıklarla yapılmış olup, tüm aşamalarda hastaların derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi ve sonrası vital bulguları ölçülmüştür. Soğuk uygulama yapılan ikinci ve dördüncü aşamalarda ise soğuk uygulama süresince beşinci ve 15. dakikalarda soğuk uygulamaya ait algıları sorulmuş ve cilt yüzeyi kızarıklık, mavimsi-mor benekli görünüm açışından gözlemlenmiştir. Tüm aşamalar tamamlandıktan sonra soğuk uygulamaya ait tercihler hastalara sorularak kaydedilmiştir. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Wilcoxon ve Friedman testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi ve sonrası vital bulguları benzer olup, cerrahi tipi ile tüm aşamalara ait derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi ve sonrası ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Soğuk uygulama yapılmayan birinci ve üçüncü aşamalara ait derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi ve sonrası ağrı puanları arasında, soğuk uygulama yapılan ikinci ve dördüncü aşamalara ait derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi ve sonrası ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Soğuk uygulama yapılan ikinci aşamaya ait derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanı, soğuk uygulama yapılmayan birinci aşamaya ait derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanından farklı olarak istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Soğuk uygulama yapılan dördüncü aşamaya ait derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanı, soğuk uygulama yapılmayan üçüncü aşamaya ait derin solunum ve öksürük egzersizi sonrası ağrı puanından farklı olarak istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Hastaların %90 (18)'ının soğuk uygulama sırasında rahat olduğu, %85 (17)'inin derin solunum ve öksürük egzersizi öncesi soğuk uygulamayı tercih ettiği ve tekrar kullanmak istediği, %95 (19)'inin ise soğuk uygulamayı başka hastalara önerdiği belirlenmiştir. Araştırmamızda kullanılan soğuk jel paket uygulamasının açık kalp ameliyatı sonrası solunumsal komplikasyonları önlemek amaçlı yapılan derin solunum ve öksürük egzersizine bağlı ortaya çıkan ağrıyı azalttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Açık Kalp Ameliyatı, Sternotomi, Ağrı, Derin Solunum ve Öksürük Egzersizi, Soğuk Uygulama
Total kalça protezi ameliyatı olan hastalarda ameliyat döneminde jel yatak kullanımının basınç ülseri gelişimi üzerine etkisi
Bu araştırma; total kalça protezi ameliyatı olan 45 yaş üzeri, kronik bir hastalığı bulunmayan hastalarla gerçekleştirildi. Ameliyat döneminde jel yatak kullanımının basınç ülseri gelişimi üzerine etkisini incelemek amacıyla girişim öncesi/sonrası deney kontrol gruplu düzende gerçekleştirilen yarı deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedik Cerrahi Ameliyathane Kliniği ve Ortopedi Kliniğinde Temmuz 2015-Nisan 2016 tarihleri arasında 40 deney 40 kontrol grubu hastaları olmak üzere toplam 80 hastadan edinilen bilgilerle elde edildi. Deney grubu hastalarına total kalça protezi ameliyatı sırasında standart ameliyathane yatağı üzerine örtülen jel pozisyon pedi kullanılırken, kontrol grubu hastalarına standart ameliyathane yatağı kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerini belirleyen Veri Toplama Formu, Braden Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği, Braden Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Formu kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre ameliyat sonrası ayılma ünitesinde basınç ülseri prevelansı % 45, ameliyat sonrası 3. gün basınç ülseri prevelansının % 25 olduğu belirlenmiştir. Basınç ülseri gelişen hastalarda Braden Basınç Ülseri Risk Değerlendirme Ölçeği'ne göre gluteal bölgede 1. evre basınç ülseri geliştiği tanımlanmaktadır. Kontrol grubu hastalarında ameliyat sonrası ayılma ünitesinde basınç ülseri prevelansının %60,deney grubu hastalarında % 30 olduğu, ameliyat sonrası 3. gün basınç ülseri prevelansının kontrol grubunda % 12 , deney grubunda % 8 olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubu hastalarının ameliyat sonrası ayılma ünitesi basınç ülseri gelişimi ile yaş, yatış süresi(dk),anestezi türü ve anemi değişkeni arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu, boy kilo cinsiyet, hastanın tanısı, ameliyathane sıcaklık, nem, ameliyat öncesi hareket kısıtlılığı arasında ilişki olmadığı belirlendi. Ameliyat döneminde basınç ülseri gelişme durumunu inceleme sonucunda jel pozisyon pedi bulunan ameliyathane yatağının basınç ülseri gelişimini azalttığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, total kalça protezi, ameliyat dönemi hasta bakımı
Günübirlik cerrahide hasta konforu ve hasta konforunu etkileyen etmenler
Günübirlik cerrahi, uygun hastaların aynı gün içinde ameliyat olarak taburcu oldukları cerrahi girişimlerdir. Cerrahi tekniklerde ve anestezi tekniklerinde yaşanan gelişmeler sayesinde günübirlik cerrahi birçok ülkede hızla yayılmıştır. Kulak burun boğaz, ortopedi, jinekoloji, genel cerrahi, kalp damar cerrahisi, plastik cerrahi, çocuk cerrahisi ve ağız-diş cerrahisi gibi birçok alanda hastalar günübirlik ameliyatlarla tedavi edilmektedir. Konfor kavramı ise hemşirelikte çok eskiden beri kullanılmakta ve bakım kalitesiyle ilgili bilgi vermektedir. Günübirlik cerrahi her geçen gün daha fazla vakada daha çok hastaya uygulanmaktadır. Hemşirelik bakımının beklenen sonuçlarından olan konforun değerlendirilmesi günübirlik cerrahi hastalarına daha iyi hemşirelik bakımı sağlanabilmesi açısından önemlidir. Bu araştırma günübirlik cerrahi hastalarında konfor ve konforu etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya günübirlik cerrahi amacıyla günübirlik cerrahi servisine yatışı yapılan 300 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Bireysel Özellikler Formu, Perianestezi Konfor Ölçeği Formu ve Durumluk-Sürekli Anksiyete Ölçeği Formu kullanılmıştır. Hastaların konfor puanı ortalaması 70,197±11,01 durumluk kaygı puan ortalaması 43,7±9,03, sürekli kaygı puan ortalaması 46,77±7,51 olarak bulunmuştur. Araştırma sonunda, hasta konforunun bakımdan memnuniyet, yapılacak cerrahi ile ilgili bilgi verilme zamanı, daha önceden hastane deneyimi bulunma değişkenlerinden etkilendiği; diğer değişkenlerin hastaların anksiyete düzeylerini etkilediği ancak konforu etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Günübirlik Cerrahi, Konfor, Hemşirelik.
Diz protezi uygulanan hastalarda ağrı prevelansı, özellikleri, etkileyen etmenler ve ağrı yönetiminden memnuniyetin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma diz protezi uygulanan hastalarda ağrı prevelansı, özellikleri, etkileyen etmenler ve ağrı yönetiminden memnuniyeti incelemek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin ortopedi kliniğin'de diz protezi ameliyatı uygulanan 120 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak hasta tanıtım formu ve kısa ağrı envanteri kullanılmıştır. Kısa ağrı envanteri ağrı şiddeti ile ilgili dört madde ve ağrının günlük yaşam aktivitelerini engellemesiyle ilgili yedi maddeden (genel aktivite, emosyonel durum, kişilerarası ilişkiler, yürüme, uyku, egzersiz, yaşamdan zevk alma) oluşan bir araçtır. Bu ölçekte hastanın son 24 saatteki ağrı şiddeti ve günlük yaşam aktivitelerindeki engellenme durumu (0?10) sayısal ağrı ölçeği ile ölçülmektedir. Ölçeğin, Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği Dicle ve ark (2007) tarafından sınanmıştır. Veriler postoperatif dördüncü gün yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, Man Whitney U testi, pearson korelasyon analizi, Kruskal Wallis analizi kullanılmıştır.Bulgular ve Sonuç: Hastaların postoperatif üçüncü gün ortalama ağrı puanı 3.70 olarak saptanmıştır. Hastaların %76.7'si insizyon bölgesinin zonklama ve sızlama tarzında ağrıdığını, %45'i yatak içi hareket, %45'i yürümekle ağrılarının arttığını, %38'i analjeziklerle, %37.5'i yatak içinde oturmak ve bacağı düz uzatmakla ağrılarının azaldığını ifade etmişlerdir. Kadınların ağrı puanları erkeklere göre yüksek bulunmuştur. Ağrı nedeniyle en çok yürüme (5.9), egzersiz (5.8), genel aktivite (5.4) ve uykunun (4.0) engellendiği saptanmıştır. Ağrı yönetiminden memnuniyet puan ortalaması 10 üzerinden 8.8 olarak bulunmuştur. Hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki toplam engellenme puanı ile en kötü ağrı puanı arasında pozitif yönde güçlü, en hafif, ortalama ve görüşme anı ağrı puanları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır.Elde edilen sonuçlara göre ağrı nedeniyle hastanın aktivitelerini kısıtlamayacak, taburculuk eğitimine katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuşturAnahtar Kelimeler: Postoperatif ağrı şiddeti, diz protezi, günlük yaşam aktivitelerinde engellenme, ağrı yönetiminden memnuniyet.
Birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınlar için bilgi ve destek gereksinimleri ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması
Amaç: Bu araştırmanın amacı birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınlar için geliştirilen ?Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeği? (BDGÖ)'nün Türkiye'de geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmektir.Yöntem: Bu araştırma metodolojik bir çalışmadır. Örneklemi bir devlet hastanesinin kemoterapi ünitesine ve meme polikliniğine başvuran meme kanserli kadınların birinci derece yakınlarından 97 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu ve BDGÖ kullanılmıştır. BDGÖ, Chalmers ve arkadaşları (2001) tarafından geliştirilmiştir. BDGÖ; Gereksinimlerin Önemi Ölçeği ve Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği olmak üzere iki ölçekten oluşmaktadır. Her iki ölçek de 29 maddeden oluşmakta, likert tipi 1-4 arasında değerlendirilmektedir. Özgün ölçeklerin Cronbach alfa katsayısı, Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .92, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .92, Spearman-Brown korelasyon katsayısı Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .80, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .74, test-tekrar test güvenirlik katsayısı Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .79, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .73'dür. Ölçeğin tüm maddelerinin madde-toplam puan katsayıları .33'ün üzerindedir.Bulgular: Türkçe ölçeğin, dil geçerliği çeviri ve geri çeviri, içerik geçerliği uzman görüşleri tekniği kullanılarak sağlanmıştır. Cronbach Alfa güvenirlik katsayıları Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .81, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .83, test-tekrar test güvenirlik katsayıları Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .94, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .96, Spearman-Brown korelasyon katsayıları Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .79, Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .80 olduğu saptanmıştır. Madde-toplam puan korelasyonları, Gereksinimlerin Önemi Ölçeği'nin .22 ile .72 arasında; Gereksinimlerin Karşılanması Ölçeği'nin .23 ile .60 arasında değiştiği saptanmıştır (p< .05).Sonuç ve Öneriler: Türkçeye uyarlanan BDGÖ'nün geçerliği ve güvenirliği yeterli düzeyde bulunmuştur. Ölçeğin, birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimlerini saptamada kullanılması önerilir.Anahtar Kelimeler: Meme kanseri riski, bilgi ve destek gereksinimi, birinci derece yakınlar, geçerlik, güvenirlik
Karaciğer transplantasyonu öncesi ve sonrası yaşam kalitesinin incelenmesi
Amaç: KT öncesi ve sonrası üçüncü ayda yaşam kalitesi ve etkileyen etmenlerin incelenmesidir.Yöntem: Tanımlayıcı tasarıma uygun yapılan bu araştırmaya, mayıs 2007- haziran 2008 tarihleri arasında iki üniversite hastanesinde canlı ve kadavra donörden KT uygulanan hastalar alınmıştır. Araştırmada, kurumdan, hastalardan yazılı izin ve etik kuruldan onay alınmıştır. Örnekleme alınma kriterleri Türkçe iletişim kurulabilmesi ve bilişsel fonksiyonlarının yeterli olmasıdır. Dışlama kriterleri ise psikiyatrik hastalık tanısı alması ve fiziksel sınırlılığının olmasıdır. Hastaların yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ve tanımlayıcı özellikleri Hasta Tanılama Formu ile değerlendirilmiştir. Hastaların, KT öncesi hastalık şiddeti, ?karaciğer hastalık şiddeti evrelendirme modeli-MELD? ile değerlendirilmiştir. Veriler, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi, Man Whitney U, Wilcoxan testi ve Kruskall Wallis varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın gücü, bağımsız gruplarda t testi analizine göre hesaplanmıştır. Nottingham Sağlık Profili alt boyutlarında güç; ağrı; %97, enerji düzeyi; %89, emosyonel reaksiyon; %84, fiziksel mobilite; %82, sosyal izolasyon; %83 ve uyku için %89'dur.Bulgular: Hastaların KT öncesi ve sonrası üçüncü ayda NSP yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt boyutlarında anlamlı düzeyde fark vardır (p < .05). KT öncesi ve sonrası yaşam kalitesi fark puan ortalamalarına göre, cinsiyet ile ağrı; hastalık şiddeti ile ağrı, enerji düzeyi, emosyonel reaksiyon, fiziksel mobilite ve sosyal izolasyon alt boyutları arasında da anlamlı fark vardır (p< .05).Sonuç: Karaciğer transplantasyonu, hastaların yaşam kalitesini geliştirmiştir. Bu hastalarda yaşam kalitesinin uzunlamasına ve sosyokültürel yapısı içinde kalitatif incelenmesine gereksinim vardır.Anahtar Kelime: Karaciğer Transplantasyonu, Yaşam Kalitesi, Notingham Sağlık Profili, Hemşirelik
M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri'nin geçerlilik ve güvenilirliği
Amaç: M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri'nin (M.D. Anderson Symptom Inventory-Brain Tumor - MDASI-BT) Türk toplumu için geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmektir.Yöntem: Bu metodolojik bir çalışmadır. Araştırmaya Ocak-Haziran 2009 tarihleri arasında iki üniversite hastanesinde primer beyin tümörü tanısıyla tedavi gören 144 hasta alınmıştır. Araştırmada, etik kuruldan onay, envanter sahibinden, kurumlardan ve hastalardan yazılı izin alınmıştır. Veriler; Hastalara yönelik veri toplama formu, M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri ve Karnofsky Performans Skalası ile toplanmıştır. Armstrong ve arkadaşları (2006) tarafından geliştirilen M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri semptom ve engellenme durumu olarak iki bölümden oluşmaktadır. Envanter, 28 madde ve yedi alt boyut içermekte olup maddeler likert tipi 0-10 arası puanlanmaktadır.Bulgular: Envanterin dil geçerliliğinde çeviri-geri çeviri yapılmış, içerik geçerliliğinde uzman görüşlerinin uyumlu olduğu saptanmıştır (KW=.172, p=.09). M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri Türkçe (MDA-BTSETr) formunun iç tutarlılık güvenilirlik katsayısı .90, madde-toplam puan korelasyon katsayıları .21 ile .69 arasındadır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda envanterin semptom bölümünün model uyum indeksleri ? 2(193,N=144) = 370.15; RMSEA=.075; GFI=.82; CFI= .91 ve NNFI= .89; engellenme durumu bölümünün model uyum indeksleri ? 2(7,N=144)= 13.80; RMSEA=.075; GFI=.97; CFI=.98 ve NNFI=.96'dır ve özgün envantere benzer bir model yapısı gösterdiği doğrulanmıştır. Karnofsky Performans Skalası'na göre iyi performans gösteren (90 ve üstü) ile kötü performans gösteren (80 ve altı) olarak iki gruba ayrılan hastalarda semptom şiddeti ve engellenme durumu açısından fark saptanmış olup envanterin ayırtedici olduğu görülmüştür.Sonuç ve Öneriler: MDA-BTSETr' formunun primer beyin tümörlü hastalarda geçerli ve güvenilir ve ayırtediciliğinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu envanterin primer beyin tümörlü hastalarda semptomların değerlendirilmesinde kullanılması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Beyin tümörü, Semptom Envanteri, Geçerlilik, Güvenilirlik, MDASI-BT, MDA-BTSETr.
Servikal kanserden korunmaya yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi
Serviks kanseri kadınlarda erken tanı ile önlenebilen bir kadın sağlığı sorunudur. Servikal kanserin önlenmesi için, erken tanı testlerine katılım konusunda bir kadının kararının etkileyen tutumlarının anlaşılması önemlidir. Bu çalışmanın amacı, servikal kanserden korunmaya yönelik kadınların bilişsel, duyuşsal ve davranışsal becerilerini ölçen bir tutum ölçeği geliştirmektir. Bu çalışma metodolojik bir çalımadır. Çalışma, Afyon Sandıklı Toplum Sağlığı Merkezi' ne 1 Haziran- 1 Eylül 2016 tarihleri arasında tanı, tedavi ve pap-smear testi yaptırma amacıyla gelen basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiş 530 kadına uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak 29 soruluk bir anket formu, 39 sorudan oluşan Servikal Kanserden Korunma Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları ile elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarılarak SPSS istatistik paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Ölçek geliştirme aşamasında geçerlilik ve güvenirlik testleri yapılmıştır. Yapılan testler sonucu uzman görüşüne dayanan kapsam geçerliği endeksi 0.98, yüklenen ölçek katsayısının açıklayıcı faktör analizi 0,40 üzerinde bulunmuştur. Ölçeğin ölçtüğü niteliğe ilişkin açıkladığı toplam varyans % 55 olarak saptandı. Ölçek yapısının pekiştirmek için doğrulayıcı faktörü uygulanmış ve sonuç 22 maddeden oluşan üç alt boyut bir yapı sergilenmiştir. Güvenirlik çalışması sonucu Cronbach alfa katsayısı 0,87 bulunmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için ölçek 60 kişiyi iki hafta sonra tekrar uygulanmıştır. Test-tekrar test kapsamında tüm alt boyutlarının korelasyon katsayıları 0,95 üzerinde olduğu bulunmuş ve istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır. Ölçek, servikal kanserini önlemeye yönelik tutumları ölçmek için geliştirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ölçek geliştirme, Pap Smear Testi, Psikometrik test, Servikal kanseri önleme, Tutum,
Hemşirelerin bireysel iş yükü algısının bireyselleştirilmiş bakım algıları üzerine etkisi
Hemşirelerin Bireysel İş Yükü Algısının Bireyselleştirilmiş Bakım Algıları Üzerine Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelerin bireysel iş yükü algısının bireyselleştirilmiş bakım algıları üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı olarak planlanan çalışmaya Mart-Mayıs 2016 tarihleri arasında Afyonkarahisar il merkezi ve ilçe hastanelerinde çalışan 424 klinik hemşiresi dahil edilmiştir. Veriler hemşire tanıtım bilgi formu, Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği ve Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği-Hemşire A versiyonu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımı ve aritmetik ortalama kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki ve etki Pearson Korelasyon Analizi ve Regresyon Modeli ile incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin %86,3'ü kadın olup, çoğunluğu 35-44 yaş arasındadır. Hemşirelerin %35,4'ünün lisans mezunu, %50'sinin Merkez Devlet Hastanesinde çalıştığı, %32,5'inin çalışma yılının 1-5 yıl arası olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği puan ortalamaları 3,50±0,67 iken, Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği puan ortalamalarının 3,48±0,82'dir. Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği'ne göre hemşirelerin olumlu yönde en fazla "meslektaş desteği", en az "yönetici desteği" alt boyutlarından etkilendikleri bulunmuştur. Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği'ne göre ise hemşirelerin en olumlu "klinik durumda bireysel özellikler", en olumsuz "kişisel yaşam durumu" alt boyutlarını algıladıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin genel bireysel iş yükü algısı ile genel bireyselleştirilmiş bakım algısı arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon -ilişki- bulunmuştur. Regresyon analizine göre bireysel iş yükü algısındaki (genel hemşire memnuniyeti) bir birimlik artış bireyselleştirilmiş bakım algısı üzerinde 0,447 birimlik bir artışa neden olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bireysel iş yükü algısının bireyselleştirilmiş bakım algısı üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu; bireyselleştirilmiş bakım algısı üzerinde en yüksek etkiye sahip bireysel iş yükü alt boyutunun birim desteği olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, bireysel iş yükü, bireyselleştirilmiş bakım, çalışma ortamı, algı.
Total diz protezi ameliyatına hazırlık programının ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı; Roy Uyum Modeline göre temellendirilmiş total diz protezi ameliyatına hazırlık programının hastaların ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Yöntem: Araştırma, yarı deneysel ve niteliksel araştırma yöntemlerini kapsayan iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada yarı deneysel araştırma tasarımı kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini girişim (n=40) ve kontrol (n=43) olmak üzere 83 hasta oluşturmuştur. Veriler Hasta Tanıtım Formu, WOMAC Osteoartrit İndeksi ve Yaşam Kalitesi Ölçeği ile ameliyata hazırlık programı öncesi, taburculuk sonrası altıncı hafta ve üçüncü ayda hastalarla yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Birinci aşamanın verilerinin analizinde χ2, t testi, tek faktörlü varyans analizi ve tekrarlı ölçümlerde iki fatörlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında; tanımlayıcı niteliksel araştırma tasarımı kullanılmış ve örneklemini ameliyata hazırlık programı uygulanan hastalar (n=11) oluşturmuştur. Hasta verileri derinlemesine görüşme yöntemi ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmış, niteliksel veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Yarı deneysel araştırmada, girişim ve kontrol grubu arasında ağrı, fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, ağrı, sosyal fonksiyon, mental rol, mental özet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p<0.05); tutukluluk, genel sağlık, yaşamsallık, fiziksel özet puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Niteliksel araştırmda, ameliyata hazırlık programı uygulanan hastaların bu program hakkındaki görüşleri "ameliyat için hazırlanan gerçekçi bilgiler ve memnuniyet","öz yeterlilik gelişimi", "görsel eğitimin yararları", "ameliyat korkusunu yenme", "araştırmacıyla etkileşimden memnuniyet" olarak beş temadan oluşmuştur. Sonuç: Araştırmada, Roy Uyum Modeli'nin tüm alanlarında hastaların uyumlu ve uyumsuz davranışları tanımlamıştır. Ameliyata hazırlık programı bireylerin ağrı, fiziksel fonksiyon, yaşam kalitesini olumlu etkileyerek modelin fiziksel, benlik, karşılıklı bağlılık ve rol fonksiyonu açısından uyumu desteklediği görülmektedir. Bu nedenle ameliyata hazırlık programının hastaların ameliyata ve sonrası döneme uyum sağlaması için alternatif bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Kronik bel ağrısı olan hastaların cerrahi tedavi hakkındaki düşüncelerinin belirlenmesi
Kronik Bel Ağrısı Olan Hastaların Cerrahi Tedavi Hakkındaki Düşüncelerinin BelirlenmesiBu çalışma, kronik bel ağrısı olan hastaların cerrahi tedavi hakkındaki olumlu ya da olumsuz düşüncelerinin belirlenmesi ve bu sonuçlara yönelik olarak hastaların cerrahi tedavi hakkında bilinçlendirilmesi için gerekli olan bilgilerin elde edilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmamız, Temmuz 2008 ve Mart 2009 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nöroşirurji Polikliniği'ne bel ağrısı şikayeti ile başvuran bütün hastalardan; yapılan fizik muayene ve tetkikler sonucu üç ay veya daha uzun süreli bel ağrısı olan, spinal cerrahi operasyon geçirmeyen, araştırmaya katılmaya gönüllü toplam 152 hasta üzerinde uygulanmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak; hastaların sosyodemografik özellikleri ve sahip oldukları bel ağrısı ve cerrahi tedavisi hakkında bilgi ve görüşlerini belirlemeye yönelik hazırlanmış sorulardan oluşan Bireyi Tanıtıcı Veri Formu ile birlikte Visual Analog Skala (VAS) ve Oswestry Disability Index (ODI) kullanılmıştır.Verilerin değerlendirmesinde; Anova, T-testi, Ki-kare, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testi uygulandı.Araştırma sonucunda; çalışmaya katılan bütün hastaların %40,8'i cerrahi tedaviyi kabul ederken, %59,2'si kabul etmemiştir. Ayrıca hastaların %40,8'i bel ameliyatı hakkında bilgisinin olmadığını ve %39,5'i de felç olmaktan korktuğunu ifade etmiştir.Cerrahi tedavi yöntemini kabul eden hastaların; %33,9'u ameliyat olmaktan korkmasına rağmen, %54,8'i ameliyat sonrası ağrılarının kısmen azalacağını ve %62,9'u ise daha az ağrı kesici ilaç kullanacağını ifade etmiştir. Ayrıca hastalar günlük yaşam aktivitelerini (yürüme, ayakta durma, oturma gibi) rahat bir şekilde karşılayabileceklerini düşünmektedirler.Cerrahi tedaviyi kabul etmeyen hastaların ise; %61,1'i ameliyat olmaktan korktuğunu, %46,7'si ise cerrahi tedavi sonrası ağrılarının kısmen geçmeyeceğini ve daha fazla şiddetlenebileceğini düşünmektedirler. Ayrıca hastaların %13,3'ü ameliyatını yapacak doktora güvenmediği için cerrahi tedaviyi kabul etmediğini belirtmiştir.Sonuç olarak, cerrahi tedavi planlanan hastalara; hastalığın niteliği, anestezi uygulaması, cerrahi girişim ve postoperatif dönemle ilgili olarak kaygıyı arttırmayacak şekilde bilgi verilmelidir.Anahtar Sözcükler: Bel ağrısı, Cerrahi tedavi, Hastanın düşüncesi, Konservatif tedavi, Kronik bel ağrısı.
Hemşirelerin total parenteral beslenmeye ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması
Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde, Genel Cerrahi yoğun bakım, Dahiliye yoğun bakım, Anestezi yoğun bakım, Koroner yoğun bakım ve KVC yoğun bakım ünitelerinde ki 49 hemşire üzerinde, total parenteral beslenmeye ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması üzerine yapılan bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın evrenini; Aralık 2009-Ocak 2010 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Genel Cerrahi, Dahiliye, KVC, Anestezi ve Koroner yoğun bakım ünitelerinde görevli hemşireler oluşturmaktadır.Verilerin toplanmasında, Total Parenteral Beslenmeye ilişkin anket formu, Hemşirelik Bakımı Gözlem Formu kullanılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından hemşireler ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır.Araştırmada toplanan verilerin girişinde ve değerlendirilmesinde, Statistics Package for Social Sciences (SPSS) 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için sayı yüzde gösterimi kullanılmıştır. Değerlendirme sonrasında açık uçlu sorular, bilenler/bilmeyenler şeklinde gruplandırılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, hemşirelerin beslenme destek tedavisi hakkında bilgilerinin iyi olduğu ve Total parenteral beslenme hakkında yeterli bilgiye sahip oldukları; Total parenteral beslenmeye bağlı gelişebilecek komplikasyonların bir çoğu ile, erişkin bir bireyin günlük kalori ihtiyacı hakkında bilgi sahibi olmadıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak hemşirelere verilen hizmet içi eğitimin, onların uygulamalarını ve bilgi düzeylerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Yetersiz olunan hususlarda etkin hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi ve eğitimin sürekliliğinin sağlanması değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Total parenteral beslenme ve hemşirelik bakımı, Total parenteral beslenme komplikasyonları.
Tiroidektomi sonrası kadınlarda cinsel fonksiyon değişiklikleri
Bu çalışmaya; tiroidektomi operasyonu olacak evli, cinsel yönden aktif, 20-50 yaş arasında ve gönüllü olarak katılan 30 bayan hasta alınmıştır. Uygulanacak Kadın Cinsel İşlev Ölçeği ile operasyon öncesi ve sonrası cinsel işlevlerde farklılık olup olmadığı tespit edilmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır.Çalışmaya hasta grubuyla benzer özelliklere sahip 20 kadın kontrol grubu olarak alınmış ve aynı anket uygulanmıştır. Operasyon öncesi hastalara anket verilmiş ve uygun şekilde doldurulması istenmiştir. Operasyondan dört hafta sonra aynı anket hastalara uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak test edilmiştir.KCİÖ ile yapılan ölçüm sonucunda operasyon sonrası ortalama skor operasyon öncesi ortalama skordan anlamlı (p<0.05) bir şekilde yüksek çıkmıştır. Ölçeğin alt boyut skorları değerlendirildiğinde; istek düzeyinde operasyon sonrası ortalama skorlarının operasyon öncesi skorlara göre anlamlı (p<0.05) olarak yüksek olduğu tespit edilmiştir.Yapılan çalışma sonucunda hastaların operasyon sonrası cinsel istek düzeylerinde değişiklik saptanmıştır. Cinsel uyarılma, kayganlaşma, orgazm, tatmin ve ağrı durumlarında operasyon öncesi ve sonrası bir değişiklik tespit edilmemiştir.Anahtar Kelimeler: Tiroidektomi, cinsel fonksiyon, kadın.
Çocukları olan hemşirelerin iş yaşantısına ve normal sağlık anksiyetelerine ek olarak sigara içmelerinin ya da içmemelerinin anksiyetelerini ne ölçüde etkilediğinin araştırılması
Bu araştırma Çocukları Olan Hemşirelerin İş Yaşantısına ve Normal Sağlık Anksiyetelerine ek Olarak Sigara İçmelerinin ya da İçmemelerinin Anksiyetelerini Ne Ölçüde Etkilediğinin Araştırılması amacıyla planlanmış bir çalışmadır.Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Hastanesi'nde 25.02.2008-25.04.2008 tarihleri arasında yürütülmüştür.Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ve ölçekler [Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI I), Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI II), Beck Depresyon Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği, SF-39 Yaşam Kalite Ölçeği] kullanılmıştır.Toplanan verilerin değerlendirilmesinde yüzdelikler, ki-kare analizi, varyans analizi, korelasyon analizi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (t testi) kullanılmıştır.Toplanan verilerin değerlendirilmesi ile şu sonuçlar elde edilmiştir.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 29.95±5.98 olarak bulunmuştur.Çocukları olan ve olmayan hemşireler arasında eğitim durumu, medeni durum, çalışma süreleri, gelir durumu, sigara kullanma süreleri, sağlık sorunlarının olmasına göre istatistiksel anlamda farklılık bulunmuştur.Çocuk sahibi olmayan ve sigara kullanan hemşirelerde durumluk ve sürekli kaygı puanları yüksek bulunmuş, çocukları olan ve yine sigara kullanan hemşirelerde orta düzeyde duygu durum bozukluğu olduğu, beck depresyon puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak, hemşirelerin çocuklarının olmasının ya da olamamsının sigara kullanma durumlarına etki etmediği, kaygı düzeyi yüksek olan bireylerde madde kullanımının da yüksek olduğu ve aile işlevlerinde sağlıksızlığa gidişin olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler; Hemşire, Anksiyete, Depresyon, Yaşam Kalitesi, Aile İşlevleri
Trakeotomi bakımında hemşirelerin bilgi düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırmada, hemşirelerin trakeotomi konusundaki bilgi düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma grubunu, Ekim-Kasım 2009 tarihleri arasında İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Anestezi ve Reaminasyon yoğun bakım ünitesi, Cerrahi servisi , KBB servisi, Acil servis, Poliklinik , Dahiliye kliniklerinde görev yapan 150 hemşire oluşturmaktadır.Araştırmanın veri toplama aracı olarak kullanılan anketin birinci bölümünde hemşirelerin kişisel bilgilerine ilişkin sorular; ikinci bölümünde ise trakeotomi bakımı ile ilgili bir bilgi testi bulunmaktadır.Araştırmada elde edilen veriler SPSS 11.5 programında yüzde ve Khi-kare ile test edilmiştir, Khi-kare analizleri sonucunda p<.05 düzeyinde anlamlı çıkan sonuçlar belirlenmiştir.Hemşirelerin trakeotomi bakımındaki bilgi düzeyleri ile öğrenim durumları arasındaki ilişki istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunup (p<0.05) eğitim düzeyi yüksek olan hemşirelerin trakeotomi bakımındaki bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.Hemşirelerin trakeotomi bakımındaki bilgi düzeyleri ile aylık maaşları arasındaki ilişki istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bu bulguyla aylık kazancın yüksek oluşu iş motivasyonunu arttırdığı ve bunun da bilgi düzeyine olumlu yansıdığı söylenebilir.Hemşirelerin trakeotomi bakımındaki bilgi düzeyleri ile çalıştıkları birim arasındaki ilişki istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05).Araştırma sonucunda; hemşirelerin trakeotomi bakımı ile ilgili bilgi düzeylerinin öğrenim durumlarına, maaşlarına, mesleki isteklerine, kurumsal memnuniyetine, çalıştıkları birime, çalışma arkadaşları memnuniyetine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Trakeotomi, hemşire, bakım, bilgi düzeyi.
Gonartrozlu hastalarda total diz protezinin yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada amaç, gonartroz tanısı konan hastalarda total diz artroplastisinin yaşam kalitesi ve diz fonksiyonları üzerine etkisini araştırmaktır.Çalışma Eylül 2009 ? Eylül 2010 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Servisi'nde yapılmıştır. Gonartroz tanısıyla yatırılan, total diz protezi (TDP) ameliyatı yapılan ve ameliyat sonrasında protezinde komplikasyon gelişmeyen 48 hasta araştırma kapsamına alınmıştır. Çalışmada ameliyat öncesi ve 6 ay sonrasında 48 hastaya anket uygulanmıştır.Anket formunun birinci bölümünde hastaların demografik özelliklerine ait bilgiler, ikinci bölümünde genel sağlık statüsü boyutlarını içeren SF-36 yaşam kalitesi ölçeği, üçüncü bölümde ise diz değerlendirme formu yer almıştır. Veriler Statistical Package for Social Science (SPSS) programı kullanılarak bilgisayara verilmiştir. Ankete katılan hastaların demografik verilerinin hesaplanmasında sayı (n) / yüzde (%) kullanılmıştır. Diğer verilerin değerlendirilmesi için bağımlı iki grubun karşılaştırılmasında kullanılan, Wilcoxon ileri önemlilik testi uygulanmıştır.Çalışma, hastaların ameliyat öncesi ve sonrası genel sağlık statüsü boyutları karşılaştırılmış ve ameliyat sonrası anlamlı değişim olduğu görülmüştür. Yapılan istatistiksel analiz sonucuna göre genel sağlık statüsü boyutları arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p< 0,05). Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası genel sağlık statüsü boyutları yaş, cinsiyet, sistem hastalığı, dizdeki ağrı süresi ve diz protezi ameliyatı hakkında bilgi sahibi olup olmaması gibi demografik ve klinik özellikleriyle karşılaştırıldığında ameliyat sonrasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p< 0,05). Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası diz fonksiyon değerleri karşılaştırıldığında ameliyat sonrasında yapılan istatistiksel analiz sonucuna göre anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p< 0,05). Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası diz fonksiyon değerleri yaş, cinsiyet, sistem hastalığı, dizdeki ağrı süresi gibi özelliklerle karşılaştırıldığında ameliyat sonrası pozitif yönde değişim olduğu ve istatistiksel analiz sonucuna göre de anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p< 0,05).Sonuç olarak bu çalışmada gonartrozun tedavisinde total diz protezi ameliyatının hem yaşam kalitesi üzerine hem de diz fonksiyonları üzerine olumlu etkisinin olduğu görülmüştür. Çalışmada, TDP'nin gonartroz tedavisinde ağrıyı geçiren, diz fonksiyonlarında belirgin artış sağlayan, insanların yaşam konforunu arttıran etkili bir tedavi yöntemi olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Artroplasti, diz, gonartroz, protez, yaşam kalitesi.
Diyabetik hastaların diyabetik ayak ile ilgili bilgi ve tutumlarının diyabetik ayak lezyonlarının gelişimi üzerine etkileri
Diabetes mellitus, görülme sıklığı ve komplikasyonlarından dolayı önemli bir sağlık sorunudur. Diabetes mellitus'un kronik komplikasyonlarının etkilerinin görüldüğü yer özellikle alt ekstremitelerdir. Diyabetik ayak lezyonları amputasyon tedavisine kadar giden, morbidite ve mortalite riski taşıyan fakat önlenebilir bir komplikasyondur. Diyabetik ayak lezyonlarını önlemede diyabet eğitimi ve ayak bakım eğitimi önemlidir. Bu çalışmanın amacı; diyabetik ayak lezyonu ile hastaneye başvuran hastalarda diyabetik ayak bilgi ve tutumlarının ayak lezyonlarının tipleri ile olan ilişkisini belirleyerek eğitim ihtiyaçlarını ortaya çıkarmaktır.Bu çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Antalya'da HBOT uygulayan bir merkez, Ege ve Akdeniz Tıp Fakültesi Hastaneleri olmak üzere toplam dört merkezde uygulanmıştır. Bu merkezlere diyabetik ayak lezyonu ile başvuran 92 kadın ve 138 erkek olmak üzere toplam 230 hasta çalışma grubunu oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında dört form kullanılmıştır. Bu formlar sosyo-demografik özellikleri bilgi formu, diyabet bilgi testi formu, diyabetik ayak bakımı bilgi formu, Wagner sınıflama ve enfeksiyon şiddetine göre Klinik değerlendirme formudur. Veriler SPSS 18.0 istatistik paket programı ile Anova (F) testi, ?2 (Ki-kare) bağımsızlık testi, Korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir.Çalışmamızda hastaların eğitim düzeyinin, yara evresi üzerinde bir etkisi bulunmamıştır. Daha önce diyabetik ayak tanısıyla tedavi almış hastalar tekrar diyabetik ayak yarası oluşması açısından risk altında oldukları saptanmıştır. Buna ek olarak bu hastaların bir bölümünün diyabetik ayak bakım eğitimi ve diyabet eğitimi almadıkları görülmüştür. Diyabet eğitim programına katılan ile katılmayan hastaların bilgi düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Hastaların diyabete ilişkin bilgi düzeyinin Wagner sınıflamasına göre yara evreleri üzerinde etkili olduğu görülmüştür fakat ayak bakım bilgi düzeyleri ile yara evreleri arasında bir ilişki tespit edilmemiştir.Hastalara diyabet tanısı konulduktan sonra diyabet eğitimlerine en kısa sürede başlanmalıdır. Verilen eğitimlerin etkisini saptayabilmek için belirli periyotlarda hem bilgi düzeyleri hem de davranışları test edilerek güncel bilgiler ışığında eksik oldukları noktalar tekrarlanmalıdır. Eğitimleri desteklemek için medya organları aracılığıyla diyabet ve komplikasyonları hakkında temel bilgiler verilmelidir.Anahtar Kelimeler: Diabetes mellitus, diyabetik ayak, diyabetik ayak bakımı, diyabetik ayak bakımı bilgi düzeyi, diyabet bilgi düzeyi, Wagner sınıflaması ve enfeksiyon şiddetine göre klinik sınıflama
Laparoskopik kolesistektomide trokar yerine bupivakain enjeksiyonunun postoperatif ağrıya etkisi
Bu çalışmanın amacı laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalarda ağrıyı azaltmak için trokar yerine uygulanan lokal anestezik uygulamasının etkinliğini araştırmaktır. Laparoskopik kolesistektomi yapılan hastalarda ameliyat sonrası ağrıyı azaltmak için trokar yerinden bupivakain enjeksiyonu yapıldı. 18-88 yaş arası laparoskopik kolesistektomi uygulanan 71 hasta rastgele 2 grup oluşturmak kaydı ile dahil edildi. VAS (vizüel analog scala) skorlaması postoperatif 2,4,6 ve 12. saatlerde yapıldı. bupivakain grubunda 2,4,6. saatlerde VAS skoru bupivakain uygulanmayan gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu. Analjezik ilaç ihtiyaçları yönünden iki grup arasında fark bulunmadı.Sonuç olarak; trokar yerinden bupivakain enjeksiyonunun laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı tedavisinde postoperatif 12. saate kadar etkili sonuç verdiği sonucuna varıldı.
İlk kez sezaryen seksiyo olan hastalar ile mükerrer sezaryen seksiyo olan hastaların ağrı değerlendirmelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma ilkkez sezaryen olan hastalar ile mükerrer sezaryen olan hastaların ağrı düzeylerinin doğru tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırmamızın 06-10-2010 ile 24-12-2010 tarihleri arasında yapılmış olup, araştırmamızın evrenini Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın Doğum Servisi ile Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastahanesi Nisaiye Servislerinde sezaryen operasyonu geçiren hastaların tümü oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise bu tarihler arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kadın Doğum Servisi ile Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi nisaiye servislerinde yatmakta olup ,araştırmaya katılmayı kabul eden 216 hasta oluşturmuştur.Araştırmada veri toplama aracı olarak, 9 sorudan oluşan anket formu ile Mc Gill Melzack ağrı soru formu kullanılmıştır. Anket formunda kadınların demografik özellikleri, daha önce sezaryen geçirip geçirmediği ve ameliyat sonrası yaşadıkları ağrıya ilişkin sorular yer almaktadır.Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (yüzde, frekans, minimum, maksimum, v.b.), ki-kare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılarak, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.Çalışmamızda hastaların yaş ortalamasının 29,10 olduğu, tümünün evli, %54,2'sinin ilkokul mezunu, %76,9'unun ev hanımı olduğu saptanmıştır. %53,7'sinin geçirilmiş operasyonları olduğu, %57,7'si ilk sezaryeninin daha ağrılı olduğunu, %61,2'sinin endişe duyduğu, mükerrer sezaryen seksiyo geçiren hastalardan, ilk sezaryeninde daha fazla ağrı yaşadığını bildiren hastaların %71,8'i ilk ameliyatlarında daha fazla korkularının olduğunu, hastaların %55,09'unun Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Nisaiye Servisinde yatmakta olduğu saptanmıştır.Çalışmanın sonucunda ağrı değerlendirme soru formunda ağrının yeri ve lokalizasyonunun,ağrının algısal,duygusal yönünün ,ağrının zamanla ilişkisinin,ağrıyı arttıran ve azalan faktörlerin ve ağrının şiddetinin ölçüldüğü bölümler için p değerleri; p=0,20, p=0,117, p=0,804, , p = 0,868 olarak bulunduğundan, ilk kez sezaryen seksiyo olan hastalarla mükerrer sezaryen olan hastaların ağrı değerlendirmeleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir farka ulaşılamamıştır.Anahtar Kelimeler: Ağrı, ağrının değerlendirilmesi, hemşirelik, mc gill melzack, sezeryan seksiyo.
Cerrahi hekimlerin ameliyathanedeki gergin davranışlarının hemşireler üzerindeki etkileri
Amaç: Cerrahi branştaki hekimlerle beraber çalışan hemşirelerin aralarında gerginliğe neden olan olayların tespiti ve bu durumun hemşirelerin iş motivasyonuna yansımasının belirlenmesidir.Giriş: Ortak uğraşı alanı hasta bireyin bakımı ve tedavisi olan hekimlerle hemşirelerin ilişkileri bireysel olmasının yanı sıra çalıştıkları kuruma, hitap ettikleri topluma, aldıkları mesleki eğitime ve mensubu oldukları mesleki örgütlere bağlı olarak da şekillenir. Bu durum her meslek grubunda olduğu gibi koordinasyonda sıkıntılara yol açarak çatışmalara neden olur. Hekim?hemşire ilişkisinin anlaşılması ve aradaki anlaşmazlıkların çözülmesi sayesinde daha etkin ve daha güvenli hasta bakımı sağlanacak, dolayısıyla hastanelerin ve diğer sağlık kurumlarının işleyişi kolaylaşacaktır.Materyal ve metod: Çalışmamız, Afyon, Ankara, Bursa, İstanbul, Karaman, Konya illerindeki üniversite, eğitim-araştırma, devlet ve özel hastanelerinin ameliyathanesinde belirtilen tarihler arasında görev yapan 550 ameliyat hemşiresinden oluşmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırmanın yapıldığı tarihlerde kurumda bulunan 100 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır.Araştırma verileri anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Ameliyat hemşirelerine uygulanan anket formu 29 sorudan oluşmaktadır. Ayrıca Maslach Tükenmişlik Envanteri ile Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya katılan ameliyat hemşirelerine yönelik ankette yaş, cinsiyet, mezun olunan okul, meslekteki toplam çalışma süresi, ameliyat hemşiresi olarak çalışma süresi ve görev alınan cerrahi bölümler, çalışma ortamından memnuniyet durumu, gergin davranışlara neden olan durumlar ve bu davranışlara tepkileri belirleyici sorular sorulmuştur.Bulgular: Çalışma kapsamına alınan hemşirelerin yaş ortalaması 32,8 ± 7,13 olup (min: 21 ? max: 48), %51'inin önlisans mezunu olduğu ve %56'sının devlet hastanesinde çalıştığı saptanmıştır.Katılımcıların %66'sı 2 yıl ve üzerinde ameliyethane hemşireliği yapmış, %77'si gece-gündüz vardiyalı sistemde çalışan, meslekte çalışma süreleri ortalama 12 yıl olan hemşirelerdir.Çalışmamızda cerrahi hekimlerin ameliyathanedeki gergin davranışlarına hemşirelerin %96'sının maruz kaldığı, bu durumdan olumsuz yönde etkilendikleri (%49) ve bu davranışlar karşısında öfkelendikleri; ancak belli etmedikleri (%52,06) görülmüştür.Cerrahları ameliyathanede sinirlendiren olayların genellikle çevresel faktörlerden kaynaklandığı (%46,5) düşünülmektedir. Katılımcıların %97'si bu davranışları doğru bulmadığını ifade etmektedir. Ayrıca bu tür davranışların cerrahların kişisel problemlerinden kaynaklandığı ve engellenemeyeceği (%36,47) düşünülmektedir.Hemşirelerin eğitim düzeyinin yaşanan gerginlikte etkisi olduğu, bu gerginliklerin en sık üniversite veya eğitim-araştırma hastanelerinde meydana geldiği gözlenmiştir. Genellikle genel cerrahi bölümünde gerginlik yaşandığı gözlenirken bu durumun hemşire-doktor ilişkilerini de kötü etkilediği, cerrah-hemşire gerginliklerinde en sık rastlanan sebeplerin teknik yetersizlikler olduğu, gerginliğin ameliyatın ortasında en sık görüldüğü, önemli ameliyatlarda gerginliğin daha çok olduğu, cerrahların tepkilerini en sık yüksek sesle bağırarak dışarı vurduğu, bu durumun hemşirelerce onaylanmadığı ancak tepki göstermeden işlerine devam ettikleri görülmüştür.Sonuç: Çalışmamız, cerrahi hekimlerin gösterdikleri negatif tepkilerden hemşirelerin çoğunun olumsuz etkilendiğini, bu durumun performanslarını düşürdüğünü göstermektedir. Bu tür davranışlara maruz kalan hemşirelerin tükenmişlik ve öfke ölçeği puanlarının yüksek olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Hekim-hemşire İlişkisi, Ameliyathane Hemşiresi, Cerrah-Hemşire Anlaşmazlıkları.
Genel ve rejyonel anestezi uygulanan hastalarda pozisyonlara bağlı gelişen komplikasyonlar ve hemşirelik bakımı
En iyi pozisyon hastanın fizyolojisini etkilemeden, yumuşak doku ve iskelet hasarına yol açmadan cerrahi girişime izin veren ya da cerrahi girişimi kolaylaştıran pozisyondur. Doğru pozisyon verme iyi bir operasyon alanı sağlar ve potansiyel sinir hasarlarını azaltır. Çeşitli cerrahi girişimlerde kolaylık sağlamak amacıyla farklı pozisyonlar kullanılmaktadır. Operasyonda kullanılan pozisyonlar; Sırtüstü pozisyonu, baş aşağı pozisyonu, yüzüstü pozisyonu, yan yatış pozisyonu, oturma pozisyonu, litotomi pozisyonu, diz-göğüs pozisyonu ve baş yukarı pozisyonudur. İntraoperatif pozisyon vermeye bağlı gelişen hasarlar, hastanın toleransı, yaş, kilo, beslenme durumu, ilaç tedavisi, kronik hastalıkların varlığı gibi faktörlerden etkilenir. Operasyonda hastaya verilen pozisyonlara bağlı gelişen komplikasyonlar şunlardır; basınç ülserleri, gözle ilgili hasarlar, kompartman sendromu, sinir hasarı, hipotansiyon, eklem dislokasyonu ve kemik kırıkları, ciltte lasverasyon, venöz hava embolisi, allopesi (kellik),sırt ağrısıdır.Çalışmamızda genel ve rejyonel anestezi altında operasyon olan hastalarda, operasyon esnasında verilen pozisyonlara bağlı gelişen komplikasyonları araştırmayı amaçladık. Çalışmamızı yaş ve kilo ayrımı yapmadan 216 hasta ile yaptık. Hasta bilgilerini anket çalışması yaparak temin ettik. Hastalardan operasyon öncesi bilgilerini aldık. Operasyon esnasında verilen pozisyon ve vital bulguları kaydettik. Operasyondan sonra ise operasyon süresi, uygulanan aneztezi şekli postup vital bulguları ve pozisyona bağlı gelişebilecek komplikasyonları değerlendirdik.Bu çalışmamızda yanyatış ve sırtüstü pozisyondaki operasyonlarda ençok sırt ağrısı, yüzüstü pozisyondaki operasyonlarda sinir hasarı, litotomi pozisyonundaki operasyonlarda ençok basınç ülseri geliştiğini tespit ettik. Böbrek ve üretra operasyonlarında diğer operasyonlara göre daha fazla komlikasyon geliştiğini özellikle sırt ağrısı, basınç ülseri ve ayak düşmesi geliştiğini tespit ettik. Operason süresi arttıkça komplikasyon gelişim oranınında attığını özellikle 4 saat ve üzeri süren operasyonlarda daha çok komplikasyon geliştiğini tespit ettik. Diyabet hastalığı ile komplikasyon gelişimi arasında bir ilişki olmadığını, Herhangi bir hastalığı olanlarda hastalığı olmayanlara göre daha çok komplikasyon geliştiğini tespit ettik. Genel anestezi altında yapılan operasyonlarda rejyonel anestezi altında yapılan operasyonlara göre daha fazla komplikasyon geliştiğini tespit ettik. Mobilizasyon durumu ve önceden operasyon geçirmiş olmanın gelişen komplikasyonlar arasında bir ilişkisi olmadığını tespit ettik. Operasyon öncesi basınç ülseri komplikasyon gelişminde %50 etkili olduğunu tespit ettik. Operasyon esnasındaki pozisyonla hemodinamik değerler ve SpO2 değeri arasında bir ilişki olmadığını tespit ettik. Preoperatif SAB, DAB, KAH ve solunum sayısı istatistiksel olarak anlamlı derecede artarken, intraoperatif SAB ve DAB, KAH ve solunum sayısı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş oduğunu tespit ettik. İntraoperatif SAB, DAB, KAH ve solunum sayısı değerleri operasyon süresi 4 saat ve üzeri hastalarda düşüş oduğunu tespit ettik.Sonuç olarak operasyon esnasında verilen pozisyonların, yapılan operasyon çeşidinin, hastalık varlığı, operasyon öncesi basınç ülserinin varlığı komplikasyon gelişimini etkileyabilir. Pozisyonlara bağlı gelişen komplikasyonlar daha geniş hasta profili üzerinde araştırılmalıdır.
Serebrovasküler olay sonrası immobil olgularda hemşirelik bakımı ile anatomik ve fonksiyonel değişikliklerin değerlendirilmesi
Çalışma gözlemsel, kesitsel araştırma olarak, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Acil Kliniği'nde Serebrovasküler Hastalık (SVO) tanısını almış bireylerde anatomik, fonksiyonel, duysal ve davranışsal değişiklikler ve yetersizlikler ortaya konularak, bakımın multidisipliner planlanması, bireylerde yaşam kalitelerinin yükseltilmesi amacıyla yapıldı.Çalışmanın örneklemini Haziran- Aralık 2011 tarihleri arasında aynı hastanenin Acil Kliniği'nde SVO tanısı ile yatan 100 birey oluşturdu. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzde, aritmetik ortalama ve Chi kare testi kullanıldı; p<0.05 anlamlı kabul edildi.Bireylere uygulanan betimsel formda; hastaların %81'inde ek bir hastalık öyküsü, %69'unda HT, %93'ünde hemiparazi, %97'sinde ataksi, %78'inde dizartri, %81'inde bradikinezi saptandı. 100 hastanın 49'unda sağ hemipleji, 48'inde sol hemipleji, 3'ünde bilateral hemipleji görüldü. Anatomik ve radyolojik belirteçlerde; 3 olguda bilateral hemipleji, 1 olguda çapraz felç izlendi. NIH, Karnosfki, Barthel ve Glaskow skalalarının değerlendirme sonuçları hastalarınnın bağımlılık durumunu belirlemede birbirleri ile ilişkili bulundu. Hastaların %89'unda orta, ciddi ya da tam duyu kaybı gözlendi. Hemisfer ve hemipleji lokalizasyonunun NIH ve Glaskow koma Skalalarına anlamlı bir etkisi olmadığı görüldü. Araştırma verilerimiz, önceki çalışmalarla genelde uyumlu bulundu. Patolojilerin kesin lokalizasyonu için radyolojik anatomik verilerin değerlendirilmesinin önemli olduğu bir kez daha anlaşıldı. Gelişen fonksiyonel ve anatomik değişikliklerin hastaların bağımsızlıklarını önemli derecede etkilediği sonunca ulaşıldı. Hemşirelik bakımının multidsipliner planlanması için ölçek geliştirilmesine ihtiyaç duyuldu.
Malnütrisyona bağlı postoperatif komplikasyonlarda hemşirelik bakımı hakkında hemşirelerin bilgi düzeyi
Bu çalışma malnütrisyona bağlı postoperatif komplikasyonlarda hemşirelik bakımı hakkında hemşirelerin bilgi düzeyinin saptanması amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Afyon Devlet Hastanesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde cerrahi servislerinde çalışan 71 hemşire üzerinde araştırma yapılmıştır. Örneklem grubunu, anket formunu doldurarak araştırmaya katılan gönüllü olan hemşireler oluşturmaktadır.Araştırma veri toplama aracı olarak hemşirelerin kişisel özellikleri ile malnütrisyona bağlı postoperatif hastalarda gelişen komplikasyonlarda hemşirelik bakımı hakkında hemşirelerin bilgi düzeyleri konularını içeren ve araştırmacı tarafından literatüre doğrultusunda geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Anket formunda 10 tane tanımlayıcı 20 tane de bilgi sorusu yer almaktadır. Araştırmada anket sorularına ilişkin elde edilen veriler, `t ?testi ', ` varyans analizi ' testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Literatür doğrultusunda hemşirelerin aldıkları puanlar iyi olmakla beraber yine de bu kadar önemli bir konuda hiç bilgi açığının olmaması gerekmektedir. Çalışma sonucunda malnütrisyona bağlı postoperative komplikasyonlarda hemşirelik bakımı hakkında hemşirelerin hizmet içi programlarının arttırılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca hemşirelerin bir başka nedenle hastanede yatan bireyde gözden kaçan ya da değerlendirilemeyen komplikasyonlara ilişkin bulguları saptayabileceği belirlenmiştir. Araştırma da elde edilen veriler doğrultusunda öneriler geliştirilmiştir.Anahtar Sözcükler: Malnütrisyon, Beslenme Bozukluğu, Postoperatif Komplikasyonlar, Hemşirelik Bakımı, Hemşirelerin Bilgi Düzeyi.
1919-1923 yılları arasındaki cerrahi sağlık hizmetleri
Saglıklı insan sayısının az oldugu bir dönemde cephe olusturmak ne kadar güçse, Milli Mücadele döneminde, saglık hizmetlerinin yürütülmesi de, o kadar büyük fedakârlık ve gayret erektirmistir. Türk halkı ülkenin her bir yanındaki azınlıkların zumlu ve baskısına ragmen büyük bir mücadele etmistir. Öyle ki; yeri geldiginde kloroform olmadıgı için insanlar bagırtıla bagırtıla ameliyatlar yapılmıs, yeri gelmis ameliyat sonrası tentürdiyot olmadıgı için tetanoz olunmus yada ameliyat sonrası sargı bezi yoklugu çekilmistir. Bütün ?yok? lara ragmen Türk milleti bu devleti var etmeyi basarmıs aziz bir millettir. Bütün zorluklara ragmen B.M.M `sini açmıs ve milli mücadeleyi bunca zorluk içinde yönetmistir. Halk tüm varını yogunu aç kalmayı göze alarak cephedeki askerine göndermistir.Bu çalısmanın amacı Milli Mücadele yıllarında Türk milletinin genel saglık durumunu göstermek ve bu durumu Türk halkının nasıl korumak ve gelistirmek için çabaladıgını gözler önüne sermektir.
Açık kalp ameliyatı geçiren hastalarda preoperatif anksiyete ile postoperatif komplikasyonlar arasındaki ilişki
Açık kalp ameliyatı yapılan hastaların, ağırlıklı olarak fiziksel bakımları ile ilgilenilmesi, hastaların psikolojik açıdan değerlendirilmemesi ve planlı bir taburculuk eğitimi yapılmaması, hastaların anksiyete yaşamasına neden olmaktadır.Bu araştırma açık kalp ameliyatı olan hastalarda preoperatif anksiyetenin postoperatif komplikasyonlarla ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır.Araştırmanın örneklemini Afyon Kocatepe Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Özel Park Hastanesi kalp damar cerrahisi kliniğinde Aralık 2010- Mayıs 2011 tarihleri arasında açık kalp ameliyatı olan 37-84 yaş aralığında araştırmaya katılmayı kabul eden 60 hasta oluşturmuştur.Hastaların sosyodemografik özellikleri belirlendi ve Stait-Trait Anxiety Inventory (Durumluluk- Sürekli Kaygı Envanteri) ile anksiyete düzeyleri ölçüldü ve komplikasyonlara yönelik 10 soruluk anket uygulandı.Elde edilen veriler kodlanarak SPSS programına yüklendi. Pearson ilişki kat sayısı, student t-testi ve varyans analizi uygulandı.Araştırmanın sonucuna göre uykusuzluk, beslenmede değişiklik, ruhsal durumda değişiklik ile anksiyete arasında ilişki saptanmıştır.
Üretral kateter bağlı gelişen üriner sistem enfeksiyonlarında kateter bakımının önemi
Üriner sistem enfeksiyonu, en sık karşılaşılan nozokomiyal enfeksiyondur. Nozokomiyal üriner sistemi enfeksiyonların yaklaşık %80'ni sıklıkla üretral kateter sonrasında gelişir.Çalışma bir üniversite hastanesinde yatarak tedavi gören ve herhangi bir nedenle kateter takılan hastalarda kateter bakımının etkinliğini incelemek amacıyla planlandı.Çalışma bir üniversite hastanesinde Aralık 2011- Mart 2012 tarihleri arasında, yatarak tedavi gören ve kateter takılan toplam 207 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Çalışma kriterine uygun olmayan 110 hasta çalışma dışı bırakıldı. Çalışmanın örneklemini; 18 yaş ve üzeri, ilk kez üretral kateter takılan, enfeksiyonu bulunmayan, en az 3üç gün kateteri kalan ve çalışmaya katılmayı gönüllü kabul eden toplam n:97 hasta oluşturdu. Çalışmaya alınan Çalışma grubu n:67 hastaya bir antiseptik solüsyonla ve steril distile su ile üretral kateter bakımı yapıldı. Kontrol grubunu n:32 hasta oluşturdu. Verilerin istatistiksel analizinde yüzdelik ve Ki ? kare testi kullanıldı.Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 65,9±13 yaştır. Hastaların % 49,5'i kadın,%50,5'i erkek idi. Çalışmaya alınan toplam % 18,6 (n=18) hastada üretral kateter enfeksiyonu üredi. Hastalarda üretral katetere bağlı mikroorganizma üreme durumlarına göre dağılımlarını incelemek üzere yapılan Ki-kare testi sonucunda Çalışma ve kontrol grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunamamıştır (X2:1,371 Sd:2 p: 0,504). Çalışma ve kontrol grubunda üriner enfeksiyonu etkeni olarak E.coli ürediği saptandı.Kateter bakımı sırasında antiseptik solüsyon kullanımının kateterle ilişkili üriner sistem enfeksiyonu riskini azaltmadığını göstermektedir. Sadece kirlenme olduğunda steril distile su ile temizliği yeterli olduğu saptandı.Anahtar kelimeler: kateter bakımı, üriner enfeksiyon, üretral kateter
Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin anksiyetye düzeylerinin ve belirleyici faktörlerin araştırılması
ÖZETBu araştırma hemşirelik mesleğinin verimli bir şekilde sürdürülebilmesi için; stresörlerin daha fazla olmasından dolayı yoğun bakım hemşirelerinde anksiyete düzeyi ve sosyo demografik özellikler (eğitim, medeni durum, fiziksel hastalığının olup olması, çocuk sahibi olup olması? gibi) arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır.Çalışan bireyin fiziksel ve psikososyal sağlığını bozarak milyarlarca dolar maddi kayba yol açan iş stresi, Birleşmiş Milletler İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü tarafından 1999 yılında şu şekilde tanımlanmıştır. (International Labour Organization [ILO] 2002): ?İş stresi işin gerekleri, çalışanın ihtiyaçları, kapasitesi ya da kaynaklarıyla uyuşmadığı zaman oluşan zararlı fiziksel ve duygusal tepkilerdir.? Stres yaratan faktörlere uzun süre maruz kalma durumunda bireyi fizyolojik ve psikososyal anlamda olumsuz etkileyen bir diğer duygulanım durumunun anksiyete olduğu ifade edilmektedir. Anksiyete (kaygı, sıkıntı, endişe); stres reaksiyonu sonucu oluşan aşırı enerjiye karşı psikolojik bir tepki, olarak tanımlanmaktadır. Çalışma yaşamındaki streslerin kısa erimli sonuçları arasında ise anksiyete yer alır.Araştırma Aralık 2011 ? Mayıs 2012 arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi ve Mersin Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin, hastane yönetimlerinden alınan izinler doğrultusunda ve gönüllülük esas alınarak elde edilmiştir. Sosyodemografik özellikleri belirlemek amacıyla hazırlanmış 26 sorudan oluşan yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışılan yoğun bakım ve kişide anksiyete meydana getirebilecek iş yeri stresörleri tanımlanmasını içeren form ve Beck Anksiyete ölçeği ile veriler toplanıp değerlendirilmeye alınmıştır. Anket formları araştırma amacına yönelik olup, katılımcıların yanıtlayabilecekleri açıklıkta hazırlanmıştır.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaşları 21 ile 48 arasında değişmekte olup, katılımcıların yaş ortalaması 28,62'dir. Araştırmaya katılıp çalıştığı klinik ve kurumu belirten hemşirelerin %35'i devlet hastanesinde; %60'ı ise üniversite hastanesinde çalışmaktadır. Araştırmaya katılan hemşirelerin çoğu %21,1'lik bir oranla nöroloji ve dahiliye yoğun bakım ünitelerindeki çalışanlardan oluşmaktadır. Araştırmaya katılan hemşirelerin anksiyete puanlarının ortalaması 33,476 çıkmıştır. Buna göre araştırmaya katılan hemşirelerin anksiyete düzeyleri, kendilerini etkilemeyecek kadar hafif düzey ile yok arasında olduğu söylenebilir.Araştırmaya katılan hemşirelerde anksiyete meydana getiren nedenler sorulmuştur. Hemşirelerin %18,34 ile ?İşlerin yoğun olması nedeniyle ihtiyacı olan bir hastaya yeterince vakit ayıramamak? nedeni; %14,99 ile ?Hemşire sayısının yetersizliği nedeniyle iş yükümüzün artmış olması? nedeni; %14,54 ile ?Bakmamız gerekenden fazla sayıda hasta bakmak? nedeni başlarda gelmektedir.Anahtar kelimeler: Anksiyete, çalışma yaşamı, hemşire, iş ortamı, stresör, stres, yaşam kalitesi
Doğumda epidural analjezi/anestezi tercihini belirleyen faktörler
ÖZETEpidural anestezi doğum eyleminde ve sezaryen operasyonlarında kullanılan lokal anestezi şeklidir. Epidural analjezi ise vaginal doğumda, kanser gibi bazı hastalıklarda ve ameliyat sonrası ağrı giderilmesinde kullanılan bir analjezi metodudur. Bu çalışmada doğum yapan kadınların epidural analjezi/anestezi tercihlerini etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır.Bu çalışmada birincil veriler anket yöntemiyle elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini Bursa ve Afyonkarahisar illerindeki özel ve devlet hastanelerinde doğum yapan ve anketi cevaplamaya gönüllü olan 503 kadın oluşturmuştur. Bursa'da 381 kişiye, Afyonkarahisar'da 122 kadına anket uygulanmıştır.Bu çalışmada %30 (149 kişi) oranında doğumda epidural analjezi/anestezi tercih eden kadına ulaşıldı. Bu 149 kişinin % 27'si (40 kişi) epidural analjeziyi, % 73'ü (109 kişi) edidural anesteziyi kullanmıştır. Doğumda epidural anestezi ya da analjezi kullananların % 85 i doğum şeklinden memnun olduğunu ifade etmiştir. Doğumda epidural analjezi ya da anestezi tercih edenlerin% 64'ü epidural analjezi/anesteziyi neden tercih ettiniz sorusuna doktor önerisi, % 23'ü kendim kararı, %13'ü de diğer sebeplerden dolayı cevabını vermiştir.Doğumda epidural analjezi/anesteziyi tercih etme ile ailenin geliri, kendilerinin ve eşlerinin eğitim seviyesi arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Doğumda epidural analjezi/anesteziyi tercih etme ile yaş arasında bir ilişki bulunmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda sağlık personelinin gebe kadınları epidural analjezi ile doğum konusunda bilgilendirmeleri, kadın doğum polikliniklerine kadınların rahatlıkla ulaşabileceği broşürler hazırlanması önerilmiştir.
Cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin mobbinge maruz kalma durumlarının belirlenmesi ve mobbingin hemşirelerin motivasyonları üzerine olan etkisinin incelenmesi
ÖZETMobbing , iş yerlerinde çalışanlar arasında belirgin bir süre yaşanan , rahatsız ve huzursuz edici davranışlardır. Uzmanlar, iş yerindeki mobbing olaylarının hemşirelerde olumsuz etkiler yarattığı ve dolaylı olarak hasta bakım kalitesini olumsuz etkilediğini ileri sürmektedir.Bu çalışma cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin mobbinge maruz kalma durumlarının belirlenmesi ve mobbingin hemşirelerin motivasyonları üzerine olan etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın verileri Afyon ilinde yer alan üniversite ve devlet hastanesinde çalışan 80 (n=80) hemşireden elde edilmiştir.Araştırmanın gerçekleştirilmesinde veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Araştırma anketi 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm demografik özellikler için ?Hemşire Bilgi Formu?, ikinci bölüm ?İşyerinde Mobbing Davranışları Dilek ve Aytolan (2008) Ölçeği? üçüncü bölüm ?Motivasyon Anketi? şeklindedir. Elde edilen araştırma verilerini analiz etmek için SPSS 18 paket programı kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre , yaş, medeni durum, eğitim durumu, çalışılan kurum, mesleki deneyim yılları ve çalışılan bölüm değişkenleri ile mobbing davranışları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Maruz kalınan mobbing davranışları yönünden incelendiğinde, en yüksek düzeyde olumsuz görüş; ?Özel yaşantınız ile ilgili asılsız söylentilerde bulunulması? ve ?Başkalarının yanında sizinle aşağılayıcı ve onur kırıcı konuşulması? sorularında olmuştur. Çalışmamıza göre iş yerinde mobbing davranışları ile hemşirelerin motivasyon düzeyi arasındaki algılarında anlamlı bir ilişki vardır. İş yerinde mobbing davranışları arttıkça hemşirelerin motivasyonları azalmaktadır.Anahtar kelimeler: hemşire, mobbing, motivasyon
Safra kesesi ameliyatı olan hastalarda hemşirelik bakımından memnuniyeti etkileyen faktörler
ÖZETBu çalışma kolesistektomi cerrahisi hastaların sosyodemografik, sosyoekonomik ve ameliyat durumlarına göre postoperatif dönemde hemşirelik bakımından memnuniyeti etkileyen faktörleri araştırmak üzere yapıldı. Sağlık çalışanlarının temel görevi hastaların gereksinimlerine ve isteklerine cevap verebilmek ve hastaların iyilik halini artırmaktır. Bu nedenle kaliteli sağlık bakımında hasta memnuniyeti önemlidir.Mayıs 2012 ve Ağustos 2012 tarihleri arasında Manisa devlet hastanesi genel cerrahi servisinde uygun olan 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar önce hasta bilgilendirme formundakiler dahilinde bilgilendirildi. Verilerin toplanmasında Newcastle Hemsirelikten Memnuniyet Ölçeği, hasta demografik bilgi formu ve kolesistektomi ameliyat formu kullanıldı. Tüm veriler SPSS 18 yazılım programına girilerek analizleri yapıldı. Gruplar arasında puanların karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi uygulandı.Araştırma sonucunda hastaların %65 inin kadın, %45 inin 45-65 yaş arası, %76 sının evli, %55 inin ilköğretim mezunu, %58 inin ev hanımı, %92 sinin sağlık güvencesinin var, %63 ünün şehir merkezinde, %41 inin ikinci hastalığının olduğu tespit edildi. Ayrıca hastaların % 13 ünün acilden yattığı, % 35 inin laparoskopik ameliyat yapıldığı, %26 sının ameliyattan sonra komplikasyon yaşadığı tespit edildi.Hemşirelik bakımından memnuniyet ölçeği için ortalama 70.46±19.33 değeri elde edildi. Hastaların geldiği bölgeyle memnuniyet skorları arsında anlamlı fark bulundu (p=0,002). Diğer parametrelerde anlamlı fark bulunmadı. Fakat bekar (86,31±13,31) ile dul (69,23±18,18) ve evli (69,16±19,59) arasında, lise mezunuyla(86,49±18,06) okuma yazması olmayanlar (67,98±16,95) arasında, geliri giderinden düşük olanla (90,00±14,14) geliri giderinden yüksek olan (68,85±20,66) arasında büyük puan farkı tesbit edildi.Bu araştırma kolesistektomi olan hastaların aldıkları bakımdan genel olarak memnun olduklarını göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Kolesistektomi, hemşirelik bakımı, hasta memnuniyeti, demografi, kompl
Hepatopankreatobiliyer cerrahi uygulanan hastalardaki postoperatif komplikasyonlar konusunda verilen eğitim etkinliğinin değerlendirilmesi
Araştırma, hepatopankreatobiliyer cerrahi geçiren hastalara postoperatif komplikasyonlar konusunda verilen eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla planlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma İzmir Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Cerrahi Kliniği Organ Nakli servisinde uygulanmıştır. Çalışma cerrahi girişim geçiren hastalardan oluşmuş olup istenilen hasta sayısına ulaşıncaya kadar 10.03. 2012 ve 10.06. 2012 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini uygulamayı kabul eden 100 hasta oluşturmuştur. (n=100)Araştırma verileri araştırmacı tarafından ilgili literatüre dayalı olarak geliştirilen `Tanıtıcı Bilgi Formu' ve ` Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu' başlıklı iki bölüm ve 40 sorudan oluşan soru kağıdı kullanılarak toplanmıştır (Bkz. Ek 1).Anket formu bilgi düzeyi ölçmeye yönelik olup hastaların yanıtlayabileceği şekilde hazırlanmıştır. Hastalar iki grup yapılmış ve ilk 50 kişiye eğitim vermeden sonraki 50 kişiye ise konuyla ilgili eğitim verdikten sonra uygulama yapılmıştır. Hastalar arasındaki etkileşimi engellemek amacıyla eğitim verilmeyen grup tamamlandıktan sonra eğitim verilen grupla çalışmaya devam edilmiştir.Araştırmada elde edilen verilerin analizinde, Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 15.0 paket programı kullanılmıştır. Bilgi puanı normal dağılıma uygunluk göstermediği için bilgi puanı ile ilgili tüm karşılaştırmalar non- parametrik testlerden Mann- Whitney ve Kruskal Wallis testleri ile yapılmıştır. Kategorik verilerin gruplardaki karşılaştırmaları ise Ki-Kare ve Fisher'in kesin olasılık testleri ile yapılmıştır. İstatiksel anlamlılık değeri ise p< 0.05 ile tanımlanmıştır.Hastaların sosyodemografik özellikleri ve hastalık geçmişleri istatistiksel olarak analiz edildiğinde eğitim almayan hastalar ile eğitim alan hastalar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05).Literatüre taramalarının sonucuyla da paralel olarak eğitimin hasta bilgilendirmesi açısından etkili olduğu görülmektedir.
Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde sağlıkla ilgili bölümler dışındaki 3. ve 4. sınıf kız öğrencilerin meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi hakkında bilgi düzeylerinin ve uygulama durumlarının belirlenmesi
ÖZETBu araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi'nin sağlıkla ilgili bölümler dışında öğrenim gören 3. ve 4. sınıf kız öğrencilerin meme kanseri (meme Ca) ve kendi kendine meme muayenesi (KKMM) hakkında bilgi durumlarını ölçmek ve uygulama durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.Araştırma verileri literatüre uygun olarak geliştirilen; katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini, meme Ca hakkında bilgi düzeylerini, KKMM hakkında bilgi düzeylerini ve uygulama durumlarını içeren 43 sorulu anket formu uygulanarak toplanmıştır.Araştırmanın örneklemini n=200 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 22,28 (SS= 1,59); % 59,3'ü (n= 118) Sosyal Bilimler öğrencisi ve % 40,7'si (n= 82) Fen Bilimleri öğrencisi olduğu saptanmıştır.Araştırmaya katılan öğrencilerin % 59'u yaş arttıkça risk arttığını, % 66,7'si meme Ca olanların diğer memesinde görülmesini, % 79,4'u ailede meme Ca öyküsü varsa sizde olma riskini, % 62'si alkol kullananlarda, % 71'i sigara kullananlarda, %77'si radyasyona maruz kalan kadınlarda meme Ca risk faktörlerinin arttığını bildikleri saptanmıştır. Öğrencilerin % 54,5'i ilk doğum yaşı,% 52'si ilk adet yaşı, % 51,3'ü menopoz yaşı, % 48'i şişmanlık ve % 53,8'i doğum kontrol hapı kullanma gibi faktörlerin meme Ca riskini arttırıp arttırmadığı sorularını ?bilmiyorum? şeklinde yanıtlamıştır.Araştırmaya katılan öğrencilerin % 88,5'i memede kitle olmasının, % 51,3'ü memelerin portakal kabuğu görünümünde olmasının, % 51,5'i meme ucundan kanlı akıntı gelmesinin meme Ca belirtisi olduğunu bildiği saptanmıştır. Öğrencilerin % 56'sı meme başı çöküklüğü/ geri çekilmesi, % 46,5'i memede renk değişikliği, % 58'i meme derisinin çekilmesi gibi diğer meme Ca belirtilerini ?bilmiyorum? şeklinde yanıtlamıştır. 63Araştırmaya katılan öğrencilerin % 65'i KKMM yapmayı bildiklerini, % 28,5' i ise doğru zamanda ?adet kanamasından 5-7 gün sonra? uyguladıklarını ifade etmişlerdir.Araştırmanın sonucunda; öğrencilerin meme Ca'nın risk faktörleri, belirtileri ve KKMM hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, meme kanseri risk faktörleri, meme kanseri belirtileri, kendi kendine meme muayenesi.
Laparoskopik kolesistektomi olacak hastalarda eğitim ve anksiyete arasındaki ilişkinin saptanması
Amaç: Bu çalışmada ki amaç laparoskopik kolesistektomi olacak hastaların ameliyat öncesi verilen eğitimle anksiyeteleri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi?nde laparoskopik kolesistektominin yapıldığı genel cerrahi kliniğinde yapılmıştır. Örneklemimiz; 30?u kontrol, 30?su deney grubu olmak üzere toplam 60 hastadan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında; Kişisel veri formu, Beck Anksiyete Ölçeği ve Hasta Eğitim Formu kullanılmıştır. Veriler sayı ve yüzde analizleriyle değerlendirilmiştir. Yaş değişkeninin gruplar arası karşılaştırmasında bağımsız çift örneklem t testi, toplam ölçek puanlarının gruplar arası karşılaştırmalarında ise grup sayısının ikiden büyük olması durumunda Kruskal Wallis testi ve iki grup arası karşılaştırmalarda Mann Whitney testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin gruplar arasındaki karşılaştırmalarında ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmada p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.Çalışmanın analizleri SPSS 13.0 (Chicago, IL.) programında yapılmıştır. Bulgular ve Sonuç: Hastaların yaş ortalaması 53.9 ± 12.67 olarak bulunmuştur. Kontrol grubunun 21?ini kadın,9?unu erkekler oluştururken, deney grubunun 20?sini kadın, 10?unu erkek hastalar oluşturmaktadır. Cinsiyet dağılımına göre incelendiğinde ise gruplar arası fark saptanmamıştır(p=1.00 ve p>0.05). Her iki grupta da kadın olgu oranı erkeklere göre daha fazladır. Her iki grupta da okur yazar olmayanların sayısı 2 dir. Gruplar arası eğitim durumuna bakıldığında ise iki grup arasında fark saptanmamıştır(p>0.05). Kontrol ve deney grupları arasında anksiyete açısından yapılan araştırmada iki grup arasında istatistiksel olarak fark olmadığı tespit edildi (p>0.05).Laparoskopik kolesistektomi olacak hastaların anksiyeteleri incelendiğinde kadın ve erkek hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Hastaların eğitim durumlarına göre anksiyete skorları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Tüm hastaların hastane deneyimine göre toplam anksiyete skorları değerlendirildiğinde ise daha önce hastaneye yatan ve tedavi görenle, hiç hastane deneyimi olmayan hastalar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır(p>0.05) . Hastaların ameliyat öncesi döneme ait bilgi gereksinimlerine göre eğitimin planlanması ve uygun eğitim materyalleri ile desteklenerek bilgi verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca kontrol ve deney grubunun anksiyete skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı bir fark olmamasına rağmen,kontrol grubunda ki hastaların anksiyeteleri deney grubuna oranla biraz daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Laporoskopi, Kolesistektomi, Anksiyete, Eğitim
Karaciğer transplantasyonu uygulanan hastalarda yaşam kalitesinin incelenmesi
ÖZETKARAC ĞER TRANSPLANTASYONU UYGULANAN HASTALARDAYAŞAM KAL TES N N NCELENMESHavva ÖZDEM R (CANDAN)Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokuluhavva_candan@hotmail.comAraştırma, karaciğer transplantasyonu uygulanan hastaların yaşam kalitesinitanımlamak amacı ile yapılmıştır.Araştırma örneklemi, Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi Kliniğinde canlı vekadavra donörden Karaciğer Transplantasyonu uygulanan, gönüllü ve poliklinikte izlenen 52hastadan oluşmuştur. Örnekleme, bilişsel fonksiyonları yeterli, türkçe olarak iletişimkurulabilen, erişkin, transplantasyon öncesi ortopedik, fiziksel sınırlılığı, nörolojik, psikiyatrikrahatsızlığı olmayan ve transplantasyondan sonra en az 3 ay geçmiş hastalar alınmıştır.Veriler, Sosyo-Demografik Özelliklerini Tanılama Formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği iletoplanmıştır. Veri analizinde, Sosyo-demografik değişkenler ve tanımlayıcı özellikler sayı,yüzde, Fiziksel ve Mental sağlık Yaşam Kalitesi puanları ortalama, sosyo-demografikdeğişkenler ile Fiziksel ve Mental Sağlık Yaşam Kalitesi puan ortalamaları, Mann Whitney Utesti ve Kruskall Wallis Analizi kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre; Karaciğer transplantasyonu uygulanan hastaların FizikselSağlık Yaşam Kalitesi puan ortalaması; 50.98±9.60; Mental Sağlık puan 40.95±7.40ortalaması'dır. Karaciğer transplantasyonu uygulanan hastaların Fiziksel ve Mental sağlıkYaşam Kalitesi puan ortalamaları ile sosyo-demografik ve tanımlayıcı özelliklere göredağılımında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05).Karaciğer transplantasyonu hastaların yaşam kalitesinin yükseldiği düşünülmektedir.Sonuçlar ilgili literatürdeki çalışma sonuçları ile benzerlik göstermektedir. Daha büyükörneklem grubunda ülkemiz koşullarına uygun longitudinal çalışmaların yapılmasınagereksinim vardır.Anahtar Kelime: Karaciğer Transplantasyonu, Yaşam Kalitesi, SF-36, Hemşirelik
Hemşirelerin ve öğrenci hemşirelerin eleştirel düşünme eğilimlerinin incelenmesi
Bu çalışma, hemşirelerin ve öğrenci hemşirelerin eleştirel düşünme eğilimleriniincelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma bir üniversite hastanesinde ve bir hemşirelik yüksekokulundayapılmıştır. Örnekleme, lisans mezunu 143 hemşire ve Probleme Dayalı Öğrenmemodelinde öğrenim gören dördüncü sınıfın son dönemindeki 56 öğrenci alınmıştır.Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu ve California Eleştirel Düşünme Eğilim Ölçeği (CCTDI) iletoplanmış ve t testi, varyans, ki-kare ve korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir.Araştırmada, öğrencilerin eleştirel düşünme eğilimi toplam puanı, açık fikirlilik,doğruyu arama, sistematiklik, meraklılık alt ölçek puan ortalamalarının hemşirelerdenanlamlı olarak yüksek olduğu bulunmuştur. (p<0.05). ki grubun analitiklik, kendinegüven alt ölçek puanlarındaki farkın anlamsız olduğu saptanmıştır (p>0.05). Eleştireldüşünme düzeyi düşük olan hemşirelerin yüzdesi öğrencilere göre anlamlı olarak dahafazladır (p=0.001).Hemşirelerin eleştirel düşünme eğilimi toplam ve alt ölçek puanları ile yaşarasındaki ilişkinin anlamsız olduğu bulunmuştur (p>0.05). Hemşirelerin deneyimsüresi, çalıştıkları birim ve kurum içi bilimsel etkinliklere katılma durumuna göreeleştirel düşünme eğilimi toplam puanı arasındaki farkın anlamsız olduğu saptanmıştır(p>0.05). Buna karşın kurum dışı bilimsel etkinliklere 1 ve daha fazla katılanların hiçkatılmayanlara göre eleştirel düşünme eğilimi toplam puan ortalamalarının anlamlıolarak yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05)Eleştirel düşünmenin geliştirilebilmesi için düşünmeyi sağlayan eğitimmodellerinin ve tekniklerin kullanılması ve hemşirelerin mesleki yaşamlarında eleştirelbakış geliştirmelerine fırsat sağlayacak eğitim ve uygulamaya yönelik kurumsalpolitikaların sürdürülmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Eleştirel düşünme eğilimi, hemşire, hemşirelik öğrencisi, problemedayalı öğrenme
Cerrahi hemşirelerinde hasta güvenliği kültürü algılarının belirlenmesi: Afyonkarahisar' da bir uygulama
Hasta güvenliği, sağlık hizmetine bağlı hataların önlenmesi ve bu hataların neden olduğu yaralanma ve ölümlerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalardır. Hasta güvenliği kültürü de, hasta güvenliğinin kurumun en öncelikli konusu ve ortak değeri olarak kabullenilmesidir. Bu araştırmanın amacı, Afyonkarahisar İl merkezinde faaliyet gösteren hastanelerde görev yapan cerrahi hemşirelerinin hasta güvenliği kültürüne ilişkin algılarının belirlenmesidir. Araştırmanın evreni, Afyonkarahisar İl merkezindeki hastanelerde görev yapan cerrahi hemşirelerinden oluşmaktadır. Araştırmada örneklem alınma yoluna gidilmemiş olup, hastanelerin cerrahi servislerinde görev yapan tüm hemşirelere ulaşılarak "tam sayım" yapılmıştır. Buna göre, toplam 121 cerrahi hemşireden elde edilen anketler değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma hasta güvenliği kültürüne ilişkin mevcut durumu ortaya koyması bakımından betimsel (descriptive) bir çalışma niteliğindedir. Veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmış olup bu çalışmada da Hasta Güvenliği Kültürü Hastane "Hospital Survey on Patient Safety Culture" anketi kullanılmıştır. Verilerin SPSS for Windows paket programında değerlendirildiği çalışmada, hemşirelerin bireysel özellikleri frekans ve yüzde dağılımları ile sunulmuş olup, hemşirelerin hasta güvenliği kültürüne ilişkin algıları ise frekans ve yüzde dağılımlarının yanı sıra aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri ile betimlenmiştir. Bununla birlikte, hemşirelerin hasta güvenliği kültürü algısının bireysel özelliklere göre karşılaştırılmasında iki grup için t testi ve ikiden fazla grup için varyans analizi gibi parametrik testlerden yararlanılmıştır. Çalışmada, hemşirelerin hasta güvenliği kültürüne ilişkin algıları beş boyutta (çalışılan birim, yönetici, iletişim, raporlama ve genel hasta güvenliği) incelenmiş olup, her bir boyuttaki genel algılarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır.Bunun yanında devlete bağlı hastanelerde görev yapan hemşirelerin özel hastanelerde çalışanlara göre daha olumsuz bir algı içerisinde oldukları tespit edilmiştir. Araştırmada, 20 yaş ve altındaki hemşirelerin hasta güvenliği kültürüne ilişkin çalışılan birim, iletişim ve raporlama ile ilgili algısının diğer gruplardan yüksek olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda bekar ve kırsal bölgede hayatını geçirenlerin hasta güvenliği kültürüne ilişkin çalışılan birim ve raporlamaya yönelik algısı daha olumludur. Yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin hasta güvenliği konusunda yöneticilere yönelik algıları genel cerrahi ve ameliyathanede görev yapan hemşirelere göre daha olumsuzdur. Sağlık kurumlarımızda çalışan hemşirelerin hasta güvenliği kültürüne ilişkin algılarının saptanması, konu hakkında bilinçsel düzeyde bir betimleme yapabilmesine olanak sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Cerrahi hemşireleri; hasta güvenliği; hasta güvenliği kültürü.
Yoğun bakım hemşirelerinin santral venöz kateter takibine ilişkin bilgi düzeylerinin tespiti
Santral venöz kateterler (SVK) yoğun bakım ünitelerinde özellikle, yaygın olarak kullanılan girişimsel bir yöntemdir. Santral venöz kateterlere bağlı ortaya çıkan komplikasyonlar hastaların hastanede kalış sürelerini, maliyetlerini, mortalite ve morbidite oranlarını artırmaktadır. SVK bakımından öncelikli olarak hemşire sorumludur ki hemşirelerin sağladığı uygun bakım, katetere bağlı diğer komplikasyonların gelişme oranını azaltabilmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım hemşirelerinin santral venöz kateterlerin bakımı ve takibine yönelik bilgi düzeylerini incelenmek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın verileri 1 Kasım-31 Aralık 2012 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmaya yoğun bakım ünitesinde çalışan 102 hemşireden, gönüllü olarak katılmak isteyen 68 hemşire alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından demografik ve SVK bakım ve takibine ilişkin sorulardan oluşturulan veri toplama formu aracılığıyla yoğun bakım hemşiresi ile görüşerek toplamıştır. Katılımcı hemşirelerin SVK bakım ve takibine ilişkin 14 sorunun her biri bir puan üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırma verileri SPSS 15.0 for windows programı kullanılarak tek yönlü varyans analizi, yüzde ve ortalama olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan yoğun bakım hemşirelerin %36.8'i 26-33 yaş aralığında, %45.6'sı sağlık Meslek lisesi mezunu, %55.9'u bir yıldan daha az süredir yoğun bakım ünitesinde çalışıyor oldukları bulunmuştur. Hemşirelerin SVK bakım ve takibine ilişkin bilgi düzeyi ortalama puanları 6.81±2.3 olarak saptanmıştır. Hemşirelerin SVK bakımı ve takibine ilişkin sorulardan en fazla SVK' inden partiküllü sıvı gönderilmemesi, çok lümenli SVK'nin bir lümeninin parenteral beslenme için ayrılması gerektiğini bilirken, en az olarak SVK bakımının amacının " kateter enfeksiyonunu önlemek", "vücut sıvı volümünü değerlendirmek" olduğunu bilmişlerdir. Çalışma bulgularına göre, hemşirelerin büyük çoğunluğunun SVK komplikasyonlarını önlemeye yönelik bakım ve takibine ilişkin bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu saptanmıştır. Güvenli ve doğru bir SVK işleyişi için iyi bir teorik bilgi ve deneyim gerektirmektedir. Hemşirelik eğitimi verilen eğitim kurumlarında öncelikli olarak kateter bakımına ilişkin bilgilerin verilmesinin sonrasında ise sağlık hizmeti veren kurumlarda küçük gruplar halinde hemşirelere SVK' ya ilişkin hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinin, pratik uygulamaların gösterilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
Cerrahi hastalarında ameliyat öncesi anksiyetenin ameliyat sonrası ağrı üzerindeki etkileri
ÖZET Giriş: Anksiye, bilinmeyen, içten gelen, belirsiz ya da kökeni iç çatışmaya dayalı olan bir tehdide karşı gösterilen bir tepkidir. Anskiyete strese verilen tepkinin önemli bir parçasıdır ve kişiyi bir tehlike anında harekete geçmeye hazırlar. Bütün cerrahi operasyonlar hastada ölüm korkusuna neden olur. Bu korku daha sonra yerine anksiyete ve ameliyat sonrası ağrı korkusuna bırakır. Artan anksiyete ve korku, ağrı şiddetinin de artmasına neden olur. Ameliyat sonrası ağrı, cerrahi travma ile başlayan, giderek azalan ve doku iyileşmesi ile sonlanan, akut bir ağrıdır. Amaç: Araştırmanın amacı doğrultusunda postoperatif ağrı ile ameliyat öncesi ve sonrası durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri aralarında bir ilişki olup olmadığının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıștır. Gereç-Yöntem: Araştırmanın evrenini Van/Çaldıran Devlet Hastanesi'nde Ocak-Mart 2015 tarihleri arasında tedavi gören hastalar oluşturmaktadır. Anketlerin uygulanması için hem hastalardan hem de kurumlardan gerekli izinler alınmıştır. Bunlar arasından 130 hastaya ulaşılmış ve örnekleme alınmıştır. Hastaların, durumluluk ve sürekli kaygı seviyelerini ayrı ayrı saptamak amacı ile Spilberg ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan Durumluluk - Sürekli Kaygı Envanteri'nden faydalanılmıştır. Araştırmacı tarafından uygulanan anket sonuçlarının SPSS 20.0 paket programı ile istatistiksel analizi yapılmıştır. Tablolarda Kendall Tau-b korelasyon kat sayısı, normal dağılım sınaması olarak tek örnek Kolmogrov Smirnov Z testi, ortalama sınaması olarak ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve tek örnek t – testi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 130 hastadan %58.5'i kadın %41.5'i erkektir. Ortalama yaş 35.63∓12.06 iken medyan yaş 34'tür. %28.5'i ev hanımıdır, %14.6'sı çalışmamaktadır. Serbest meslek sahiplerinin oranı %18.5'tir. %30'u ilkokul mezunu olup %73'ü evlidir. %87.7'si şehir merkezinde ikamet etmektedir. %80.8'inin sosyal güvencesi bulunmaktadır. Hastaların %36,9'u sigara, %32.3'u ise ara sıra da olsa alkol kullanmakta, %67,7'si hiç alkol kullanmamaktadır. Sigara kullananlar ortalama 10.57∓7.84 yıldır günde ortalama 15,6∓5.32 adet sigara içtiklerini belirtmişlerdir. Hiç birinde kronik bir hastalık bulunmaktadır. Hastaların %59,2'sinin daha önce hastane deneyimi vardır. %29.9'unun şikayetleri 12 ay ve üstünde devam ederken %35'ininki 1 aydan kısa bir süre önce ortaya çıkmıştır. %75'inin yanında refakatçisi kalacaktır. Katılımcıların %83.5'i ameliyat sonrası mobilizasyonunda herhangi bir sorun yaşamadığını belirtmiştir. %59.1'ı bağırsak alışkanlıklarında herhangi bir değişiklik gözlemlememiştir. %61.4'ününn ameliyat yeri ile ilgili bir problemi yoktur. %58.3'ünün yara yerinde herhangi bir akıntı veya kızarıklık meydana gelmemiştir. %51.2'si uykusuzluk çektiğini belirtirken %39.4'ü beslenme alışkanlıklarının değiştiğini söylemiştir. %54.3'ünün ruhsal durumunda herhangi bir değişiklik olmazken %26'sı ameliyat sonrası bulantı, kusma gibi şikayetleri olduğunu ifade etmektedir. Sonuç: Araştırmanın amacı doğrultusunda postoperatif ağrı ile ameliyat öncesi ve sonrası anksiyete düzeyleri aralarında bir ilişki olup olmadığı araştırılmış her anksiyete puanı ile de postopertif ağrı şiddeti arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Cerrahi tedavi, anksiyete, ağrı, ameliyat sonrası ağrı
Hemşirelerde çalışma düzeninin uyku kalitesi ve ruhsal durum üzerine etkisi
Bu çalışma vardiyalı çalışma sisteminin hemşirelerin uyku kalitesi ve ruhsal durumlarına olan etkisini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi; Ekim 2014-Şubat 2015 tarihleri arasında İzmir ilinde bulunan özel hastane ve üniversite hastanelerinde görev yapan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve kullanılan form ve ölçekleri eksiksiz dolduran, 172 hemşireden oluşmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında; Bireysel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ve SCL-90-R Psikolojik Belirti Tarama Testi kullanılmıştır. Çalışmaya alınan hemşirelerin, %62,8'i üniversite hastanelerinde, %37,2'si özel hastanelerde çalışmaktadır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %49,4'ü cerrahi birimlerde, %33,1'i 2-10 yıl arası, %48.8'i sürekli gündüz vardiyasında, %51,2'si nöbetli çalıştığı saptanmıştır. Uygulanan anketlerin sonucunda verilen cevaplara göre Pitssburg Uyku Kalitesi İndeksi ile SCL-90-R alt boyutları istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur ( p< 0,05). Pittsburg uyku kalitesi alt boyutlarına bakıldığında, subjektif uyku kalitesi, uyku latensi (uykuya dalış süresi), uyku etkinliği, uyku bozukluğu, gündüz fonksiyon bozukluğu alt boyutları ile vardiya ilişkisi anlamlı bulunmuşken (p<0.05); uyku süresi, uyku ilacı kullanımı alt boyutları ile vardiya arasında anlamlılık (p>0.05) görülmemiştir. Hemşirelerin SCL-90-R alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde ise; obsesif- kompulsif (1,23), somatizasyon (1,02), anksiyete (1,11), fobik anksiyete (1,01) bozuklukları hemşirelerde en sık görülen ruhsal belirtiler olmuştur. Ayrıca, nöbetli çalışan hemşirelerin daha kötü uyku kalitesine sahip oldukları ve yine nöbetli çalışan hemşirelerin ruhsal durumlarının, psikotizm alt boyutu dışındaki tüm ruhsal bozukluk belirtilerinin, psikopatolojik sınırın üstünde olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, nöbetli vardiya sistemiyle çalışmanın uyku kalitesine ve ruhsal duruma olumsuz etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: vardiya, hemşire, uyku kalitesi, ruhsal bozukluk
Cerrahi hemşirelerin mesleki profesyonellik ve örgütsel vatandaşlık davranışları
Cerrahi Hemşirelerin Mesleki Profesyonellik Ve Örgütsel Vatandaşlık Davranışları Bu çalışma, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin profesyonel değerleriyle, ÖVD arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Literatürde hemşirelerin profesyonellik özelliklerinin araştırıldığı, ancak bu özelliklerin örgüte olan yararı hususunda yapılmış yeterli çalışmaya rastlanılmamıştır. Konunun sağlık kurumları açısından öneminin bulunması ve bu kurumlarda profesyonellik ile ÖVD'nin birlikte değerlendirilmesine yönelik bir çalışmaya rastlanılmamış olması bu konunun ele alınmasında etkili olan husustur. Çalışma, Afyonkarahisar ilinde bulunan bir üniversite ve iki devlet hastanesinin cerrahi kliniklerinde yapılmıştır. Örneklemini, bu kurumlarda çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü kabul eden 145 hemşire oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak 19 soruluk bir anket formu, 36 sorudan oluşan Hemşirelerin Profesyonel Değerler Ölçeği (HPDÖ) ve 24 soruluk ÖVD Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları ile elde edilen veriler, bilgisayar ortamına aktarılarak "SPSS" istatistik paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde, frekans ve yüzde dağılımı, aritmetik ortalama, Varyans analizi(ANOVA), t test, Pearson korelasyon analizi ve regresyon modeli k Hemşirelerin PDÖ'ye verdikleri puanların ortalaması 3.857±0.585 ve ÖVD'ye verdikleri puan ortalaması ise 3.451±0.581olarak belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda PDÖ ve ÖVD alt boyutları arasındaki ilişkiyi gösteren katsayıların r=0.250 ve r =0.445 arasında değiştiği saptanmıştır. Hemşirelerin PDÖ tüm alt boyut puanları ile ÖVD'nin toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Yine hemşirelerin PDÖ ile ÖVD toplam puanları arasında da anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (<0.05). PDÖ ile ÖVD arasındaki ilişkiye yönelik regresyon modeli incelendiğinde; PDÖ (0.442±0.074) ile ÖVD (1.748±0.290) arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (f=35.80; p=0.000). PDÖ ve ÖVD değişkenleri arasında pozitif yönlü bir ilişki (r=0.445) olduğu görülmüştür. Belirlilik (determinasyon) katsayısı (r2) 0.200 (%20) olarak hesaplanmış olup hemşirelerin ÖVD değişimlerine profesyonel değerlerinin %20 katkıda bulunduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlara göre hemşirelerin orta düzeyde bir profesyonellik değere ve ÖVD' ye sahip oldukları belirlenmiştir. Hemşirelerin profesyonel değeri artıkça orta kuvvette ÖVD'nin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca hemşirelerin ÖVD değişimlerinin %20'sinin profesyonel değerlere bağlı olduğu görülmüştür.
Memede kitle şüphesiyle hastaneye başvuran kadınların meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi ile ilgili bilgi düzeyleri ve kitlenin fark edilmesinde kendi kendine meme muayenesinin etkisi
ÖZET Bu çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Afyon Devlet Hastanesi, Afyon SSK Hastanesine memede kitle şüphesiyle başvuran kadınların, kendi kendine meme muayenesi ve meme kanseri hakkındaki bilgi düzeylerini değerlendirmeye olanak sağlamak, kadınlara ilişkin demografik özellikleriyle bilgi düzeylerinin değişip değişmediğini ve kitlenin fark edilmesinde kendi kendine meme muayenesinin etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak yapılmıştır. Toplam 62 kadın araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma verileri anket formu uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda kadınların demografik özelliklerim belirleyen sorular, meme kanserinin belirtileri ve kendi kendine meme muayenesi ile ilgili bilgi düzeyini belirleyen sorular, kendi kendine meme muayenesi yapma durumunu belirleyen sorular ve kitlenin fark edilmesi ile ilgili sorular yer almıştır. Anket sorulan Şubat-Temmuz 2003 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS programına yüklenmiş ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Değerlendirmede Ki-kare testi kullanılmıştır. Memede kitle şüphesiyle hastaneye başvuran kadınların yaş ortalamaları 39,5 (±Sd= 11,2) dir. Elde edilen veriler, bu kadınların meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi ile ilgili bilgi düzeylerinin düşük olduğunu, kendi kendine meme muayenesini her ay düzenli yapmadıklarını, memelerindeki kitleleri tesadüfen fark ettiklerini göstermektedir. Bununla birlikte, kendi kendine meme muayenesi yöntemini kadınların büyük çoğunluğunun televizyon ve radyodan duydukları ve bu konuda sağlık personelinin etkisinin çok düşük olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, meme kanseri, kendi kendine meme muayenesi.
Postoperatif dönemde spinal anesteziye bağlı komplikasyonlar ve hastanede yatış süresine etkisi
ÖZET Postoperatif Dönemde Spinal Anesteziye Bağlı Komplikasyonlar ve Hastanede Yatış Süresine Etkisi. Bu ileriye dönük çalışmada, spinal anestezi altında ameliyat olan hastalarda, postoperatif dönemde spinal anesteziye bağlı görülen komplikasyonların hastanedeki yatış süresine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışma, spinal anestezi altında elektif cerrahi planlanan hastalardan araştırmaya katılmaya istekli olanlar üzerinde yapılmıştır. ASA skoru I, II, III ve IV grubuna dahil, yaşları 18- 82 arasında değişen, boyları 150- 187 cm, kiloları 50- 110 kg arasında olan 113 hasta (88 vaka grubuna komplikasyon görülen, 25 kontrol grubuna komplikasyon görülmeyen) çalışmaya alınmıştır. Hastalara preoperatif dönemde 10 ml/kg Isolyte S infiizyonu yapılmıştır. Premedikasyon için 0,1 mg/kg midazolam IV olarak titre edilerek verilmiştir. Tüm lomber ponksiyonlar, aseptik şartlarda lateral veya oturur pozisyonda Ll- 2, L2- 3 veya L3- 4 intervertebral aralıktan gerçekleştirilmiştir. Lomber ponksiyon 20 G, 22 G veya 26 G Quincke spinal iğneler ile yapılarak ortalama 14,63 mg hiperbarik bupivakain %0,5 (Marcaine Heavy; 5 mg/ mi) subaraknoid mesafeye enjekte edilmiş ve hastalara cerahi operasyona uygun pozisyon verilmiştir. Subaraknoid ilaç uygulamasından sonra ameliyatın sonuna kadar 5'er dakika ara ile hemodinamik parametreler, (SAKB, DAKB, KAH, SpC>2) ölçümü yapılmıştır. Hastaların sistolik arter basıncı preoperatif bazal değerinden %25 aşağıya düşünce hipotansiyon kabul edilmiştir. Intravenöz infüzyon hızlandırılmış, düzelmeyince tekrarlayan dozlarda İV efedrin (5- 10 mg) verilmiş ve kolloid içeren solüsyonlar kullanılmıştır. Ameliyat sırasında hastaların sıvı ve kan gereksinimleri hesaplanarak karşılanmıştır. Bradikardisi olan hastalar atropin, bulantısı olan hastalar da metokloropramid ile tedavi edilmiştir.Bulantı, kusma, postspinal başağrısı, glob, hipotansiyon, bradikardi, ateş gibi komplikasyonlar preop, postop 0., postop 4., postop 6., postop 8., postop 24., postop 48. ve postop 72. saatlerde değerlendirilmiş ve kaydedilmiştir. Tüm hastaların başağrıları " visual analogue scale" ile değerlendirilmiştir. 1) Postoperatif dönemde hiç komplikasyon görülmeyen %22,1 (n=25) ve komplikasyon görülen %77,9 (n= 88) hastanın ortalama hastanedeki yatış süreleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (P>0,05). 2) Postoperatif dönemde hastalarda komplikasyon görülme sırasına bakıldığı zaman;. Birinci sırada bulantı %38,5 (n=43). İkinci sırada hipotermi %31,8 (n= 36). Üçüncü sırada başağrısı %27,3 (n=3 1). Dördüncü sırada glob %23 (n= 27). Beşinci sırada hipotansiyon % 1 5,0 (n= î 7). Altıncı sırada bradikardi %12,3 (n=14). Yedinci sırada kusma %7,9 (n=9) oranında görülmüştür. 3) Postoperatif dönemde;. Bir komplikasyon %37,0 (n=35). İki komplikasyon %26,5 (n=30). Üç komplikasyon %10,6 (n= 12). Dört komplikasyon %7,1 (n=8). Beş komplikasyon %1, 8 (n=2). Altı komplikasyon %0,9 (n=l) oranında hastalarda görülmüştür. Bir, iki, üç, dört, beş ve altı komplikasyon görülen hastalar ile hiç komplikasyon görülmeyen hastaların ortalama hastanedeki yatış süreleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (P> 0,05).Sonuç olarak, spinal anestezi komplikasyonları hastanede yatış süresini uzatmamaktadır. Spinal anestezi, gerekli önlemler alındığında komplikasyonları kabul edilebilecek düzeyde olan, tercih edilmesi gereken bir anestezi yöntemidir. Anahtar sözcükler: hastanede yatış, komplikasyonlar, postoperatif, spinal anestezi
Uşak il merkezi hastanelerinde çalışan hemşirelerin hastane enfeksiyonlarına ilişkin bilgi düzeylerinin ölçülmesi
ÖZET Uşak ti Merkezi Hastanelerinde Çalışan Hemşirelerin Hastane Enfeksiyonlarına İlişkin Bilgi Düzeylerinin Ölçülmesi Araştırma, Uşak İl Merkezi Hastanelerinde çalışan hemşirelerin hastane enfeksiyonları ile ilgili bilgi düzeyini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Uşak Devlet Hastanesi ve Uşak SSK Hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmak isteyen toplam 236 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma verileri Ek-1'deki hemşireler için geliştirilen soru kağıdı ile toplanmıştır. Soru kağıdında hemşireleri tanıtıcı sorular ve hemşirelerin hastane enfeksiyonlarına ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirecek sorular yer almıştır. Anket sorulan 16-31 Aralık 2002 tarihleri arasında araştırmacı ve bir anketör tarafından uygulanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS programına girilmiş ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Değerlendirmede Varyans analizi, T testi ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Değerlendirme sonucunda hastane enfeksiyonlarıyla ilgili olarak hemşirelerin bilgi puan ortalamalarının yeterli olduğu saptanmıştır. Hastanelerde hastane Enfeksiyon Kontrol Komitelerinin kurulmasının hastane enfeksiyonlarının neden olduğu gereksiz yatak işgali, iş gücü kaybı, zaman kaybı, ek masraflar nedeni ile oluşan ekonomik kayıpların azalmasını sağlayacağı, ayrıca çalışan hemşirelere hastane enfeksiyonlarına ilişkin sürekli ve etkin eğitim programlan düzenlenmesinin daha bilinçli ve etkili bir hasta bakımı sağlayacağı düşünülerek, araştırma sonunda gerekli öneriler getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bilgi Düzeyi, Çapraz Enfeksiyon, Hastane, Hemşirelik, İnfeksiyon.
Cerrahi hastalarda preoperatif anksiyetenin postoperatif komplikasyonlarla ilişkisinin incelenmesi
Cerrahi Hastalarda Preoperatif Anksiyetenin Postoperatif Komplikasyonlarla İlişkisinin İncelenmesi. Bu araştırma Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Hastanesi cerrahi servisindeki hastalarda preoperatif anksiyetenin postoperatif dönemde olası komplikasyonlarla ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışma olarak planlandı. Çalışmaya 52'si herni, 38'ini tiroid hastalıkları, 60'ı kolelitiazis nedeniyle öpere edilen toplam 150 hasta alınmıştır. Hastaların sosyodemografik özellikleri belirlendi ve Stait -Trait Anxiety Inventory=(Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri) ile anksiyete düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler kodlanarak SPSS programına yüklendi. İstatistiksel analiz için Perason X2 testi, student t-testi ve varyans analizi uygulandı. Sonuç olarak; elektif ameliyat olmak için cerrahi servisine yatan hastalarda preoperatif anksiyetenin postoperatif komplikasyonlarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, preoperatif anksiyete, cerrahi hasta, elektif cerrahi, postoperatif komplikasyon
Afyon Bölgesinde çeşitli sağlık kuruluşlarında çalışmakta olan cerrahi hemşirelerinin iş doyumu düzeylerinin ve bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi
ÖZET Bu çalışma, Afyon bölgesinde çeşitli sağlık kuruluşlarında çalışmakta olan cerrahi hemşirelerinin iş doyumu düzeylerini ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma, Afyon Devlet Hastanesi, Zübeyde Hanım Doğumevi ve Çocuk Hastanesi, Afyon SSK Hastanesi, Çay Devlet Hastanesi, Bolvadin Devlet Hastanesi, Emirdağ Devlet Hastanesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi olmak üzere toplam 5 Devlet, 1 SSK ve 1 Üniversite hastanesinin cerrahi servis ve ameliyathanelerinde görev yapan cerrahi hemşireleri üzerinde 4 Aralık 2003-25 Aralık 2003 tarihleri arasında yürütülmüştür (n=136). Verilerin toplanmasında, iş doyumu ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizi, SPSS paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Varyans Analizi ve Student t Testi kullanılmıştır. Hemşirelerin genel iş doyumu puan ortalaması x=12,13 olarak bulunmuştur. "İşin özelliği", "Çalışma arkadaşları ile ilişkiler", "Amirle ilişkiler" alt ölçeklerinde hemşirelerin ortanın üzerinde iş doyumu yaşadıkları, en düşük doyum alman alt ölçeğin "Yükselme/gelişme olanakları" olduğu saptanmıştır. En yüksek iş doyumu puan ortalamasını SSK Hastanesi' nde çalışanların, 40 yaş ve üzeri hemşirelerin, lise mezunu hemşirelerin, meslekte ve birimde 0-11 aydır çalışanların, çalıştığı birime kendi isteği ile gelenlerin, başka bir meslekte çalışmak istemeyenlerin, görevi olmadığını düşündüğü işleri yapmayanların ve ilde yaşayanların aldıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İş doyumu, Hemşire