Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

148

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankilozan spondilit hastalarında ASDAS-CRP ve ASQoL skalalarının korelasyonu

Amaç: Yapısal ve fonksiyonel kısıtlılıklara sebep olarak yaşam kalitesi bozulan AS hastalarında, hastalık aktivitesini ölçen iki skalanın (BASDAI ve ASDAS-CRP), AS?ye özgü geliştirilmiş yaşam kalite skalası ASQoL ile olan ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 22-65 yaş arası 79 AS hastası (57 erkek) dahil edildi. Hastaların demografik verileri sorgulandı. Hastaların laboratuvar incelemesinde C-reaktif protein (CRP) değeri ölçüldü. Hastaların, hastalık aktivitesi Bath AS Hastalık Aktivite Indeks (BASDAI) ve AS Hastalık Aktivite Skoru (ASDAS-CRP) ile değerlendirildi. Aktif hastalık dönemi olarak; BASDAI?de 4?ün üzeri, ASDAS-CRP?de ise 1,3?ün üzeri değerler kabul edildi. Buna göre; hastalar aktif ve inaktif hastalık olarak iki gruba ayrıldı. Bu iki grubun; hastalık süresi, sabah tutukluğu süresi, gece ağrısı varlığı, Bath AS Fonksiyonel Indeks (BASFI), Bath AS Metroloji Indeki (BASMI), AS Yaşam Kalitesi Skalası (ASQoL) ve CRP ile ilişkileri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastaların ASDAS-CRP?e göre 70 (%88,6) , BASDAI?e göre 38 (%48,1)?inde aktif hastalık bulundu. Hastalık süresi ile ASDAS-CRP ve BASDAI arasında ilişki gözlenmedi. Sabah tutukluğu ve BASFI hem ASDAS-CRP hem de BASDAI?nin aktif değerleri ile pozitif yönde ilişki gösterdiği, kendi aralarında değerlendirildiklerinde ise ASDAS-CRP?nin bu parametrelerle daha yakın ilişkili olduğu saptanıldı. BASMI ve CRP?nin sadece ASDAS-CRP aktif hasta grubu ile ilişkisi gözlendi. ASDAS-CRP aktif hastalık grubu ile ASQoL?in oldukça kuvvetli ilişkisi gözlenirken, BASDAI?de aktif hastalarda ASQoL ile orta derecede ilişki saptanıldı. Sonuç: Yaşam kalitesi ile ASDAS-CRP?nin daha güçlü ilişki göstermesi, belki de klinik çalışmalarda BASDAI?den daha spesifik bir aktivite ölçütü olduğunu düşündürebilmektedir. Öyle ki bu konuyu destekleyecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç Anahtar Kelimeler: Ankilozan Spondilit, ASDAS-CRP, yaşam kalitesi

C reaktif proteinSpondilit-ankilozanYaşam kalitesi+1
Canan Yıldırım
Adnan Menderes University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trombositten zengin plazma uygulamasının dejenere olmuş kıkırdağa etkisi: İn vitro deneysel bir çalışma

AMAÇ: Bu çalışmada trombositten zengin plazmanın, farklı doz, süre ve aktivasyon metodu kullanılmak suretiyle mekanik olarak hasarlanmış kondrosit hücreleri üzerindeki etkinliğini saptamayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada insan kondrosit hücresi kullanıldı. Kondrosit hücreleri üretilerek deneysel bir kıkırdak modeli oluşturuldu. Trombositten zengin plazma gönüllü kişiden alınan kanın afarez yöntemiyle trombositlere ayrılmasıyla elde edildi. Trombositten zengin plazma 4,8x106-2,4x106-1.2x106-6x105-3x105 dozlarında ayarlandı. Trombositten zengin plazmanın birinci gurubu intakt bırakıldı, ikinci guruba su içinde ultrason dalgaları uygulanarak yedi dakikada patlatıldı, üçüncü gurup kalsiyum klorid ile aktive edildi, dördüncü gurup ise kontrol grubu olarak belirlendi. On mikrolitre pipet ucu ile kuyucukta doğrusal bir hasar oluşturuldu. İnvert mikroskopta x10 büyütmede 0-4-8-24 ve 48. saatlerde hücre migrasyonu fotoğraflanarak değerlendirildi. İmageJ isimli program kullanılarak migrasyon aralıkları kantitatif olarak belirlendi. BULGULAR: 4-8 ve 24. saatlerde intakt ve patlatılmış trombosit guruplarında tüm dozlarda kontrol gurubuna göre anlamlı iyileşme saptanmazken, 48. saatte anlamlı iyileşme saptandı. Kalsiyum ile aktive edilmiş olan üçüncü gurupta 4-8 ve 24. saatlerde tüm dozlarda kontrol grubuna göre anlamlı iyileşme saptanmazken, 48. saatte 1,2x106-2,4x106 ve 4,8x106 dozlarında anlamlı iyileşme saptandı. Kırk sekizinci saatte 3x105 ve 6x105 dozlarında intakt ve patlatılmış trombositlerde kontrol grubuna göre anlamlı iyileşme saptandı. 1,2x106 ve üstü dozlarda ise tüm guruplarda kontrole göre anlamlı iyileşme saptandı. 48. saatte 3x105 ve 6x105 dozlarında patlatılmış ve intakt guruplarda kalsiyum ile aktive edilmiş gruba göre anlamlı iyileşme saptandı. SONUÇ: Çalışmada kullanılan trombositten zengin plazmanın tüm dozlarının iyileşmeye katkı sağladığı gözlendi. Bu arada trombosit migrasyonundaki en kritik parametrenin zaman olduğu ve anlamlı iyileşmenin de 48. saatten sonra başladığı görüldü.

KondrositlerKıkırdakKıkırdak hastalıkları+4
Kevser Bayraktar
Adnan Menderes University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karpal tünel sendromunda kinezyolojik bantlama ve splint etkisinin karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Bu çalışmada, karpal tünel sendromu tanısı olan hastalarda kinezyolojik bantlama uygulamasının ağrı ve fonksiyonlar üzerine kısa ve uzun dönem etkilerini, splint ve plasebo karşılaştırması yapılarak gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü tek kör prospektif bu çalışmaya, hafif ve orta düzey KTS tanısı konulan 18-70 yaş arası 9 erkek, 24 kadın toplam 33 hasta (60 el) çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılar randomize olarak kinezyolojik bantlama, splint ve plasebo (sham) kinezyolojik bantlama olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Gruplara tedavi başlangıcında, 4. haftada ve 12. haftada olmak üzere VAS Ağrı-uyuşma, el, parmak ucu ve lateral kavrama testleri, boston karpal tünel sendromu anketi Pittsburgh uyku kalitesi anketi uygulandı. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney U, Wilcoxon, Kruskal Wallis ve Friedman testleri kullanıldı. İstatitiksel anlamlılık için p<0,05 durumu anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmada her üç grubun başlanguca göre VAS Ağrı-Uyuşma değerlerinde anlamlı azalma gözlenmiş olup, Kinezyolojik Bantlama grubundaki azalma miltarı diğer iki gruptan daha fazla olduğu görülmüştür. Boston Semptom Şiddet Skoru ve Boston Fonksiyonel Durum skoru da her üç grupta azalmış olup, Kinezyolojik Bantlama grubundaki azalma diğer iki gruptan daha fazladır. Kinezyolojik Bantlama yöntemi, parmak ucu kavrama ve lateral kavrama açısından, kısa dönemde etkili iken, uzun dönemde bu etki ortadan kalkmaktadır. el kavrama testi açısından Kinezyolojik Bantlama yönteminin uzun dönemde de etkili olduğu görülmektedir. Sonuç: Kinezyolojik bantlama uygulamasının KTS tedavisinde VAS ile ölçülen ağrı ve uyuşma skorunu azaltmada, 4.haftada daha etkin olmasının yanında, 12. haftada da hala etkinliği devam etmektedir. Kinezyolojik Bantlama uygulaması, splint ve sham bantlama uygulamalarından, ağrı ve uyuşma skorunu azaltmada daha etkilidir. Ayrıca Kinezyolojik Bantlama yöntemi kavrama güçlerini artırmada kısa dönemde daha etkilidir.

AtellerFizik tedaviKarpal tünel sendromu+2
Mürüvvet Eroğlu
Adnan Menderes University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartriti olan hastalarda izokinetik egzersiz ile izokinetik egzersiz ve kesikli ultrason tedavilerinin karşılaştırılması

Osteoartrit, eklem kıkırdağında erozyon, eklem kenarlarında kemik hipertrofisi, subkondral skleroz ve sinovyal membran ve eklem kapsülünde bir takım biyokimyasal ve morfolojik değişiklikler ile karakterize dejeneratif bir eklem hastalığıdır. Ciddi morbiditeye yol açan, prevalansı yaşla beraber artan en sık görülen eklem hastalığıdır. Diz osteoartritinin diğer eklem osteoartritlerinden daha çok yeti kaybına neden olduğu bilinmektedir.Bu çalışmanın amacı, izokinetik egzersiz programına kesikli ultrason tedavisinin eklenmesinin, diz osteoartritli hastalarda fonksiyonel durum ve semptomlar üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla bilateral diz osteoartriti tanılı 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba randomize edildi. Grup I'e izokinetik egzersiz programı ve plasebo ultrason, grup II'ye izokinetik egzersiz programı ve kesikli US (1 MHZ, 1.5 W/cm², 1:5) haftada üç gün, altı hafta boyunca toplam 18 seans uygulandı.Her iki gruptaki hastalar tedavi öncesi, tedavi sonunda ve 3.ayda Visual Analog Skala (VAS), izokinetik ve izometrik diz fleksör ve ekstansör kas pik tork ölçümleri, Western Ontorio McMaster Osteoarthritis Index (WOMAC), aktif diz eklem hareket açıklığı (EHA) gonyometrik ölçümü, ambulasyon aktivitesi, yaşam kalitesi ölçeği Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi.Tedavi sonrası ve 3. ay kontrolünde VAS ve EHA ölçümlerinde her iki grupta başlangıca göre anlamlı düzelme saptandı. Gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. 60 °/sn açısal hızda ekstansör, 180 °/sn açısal hızda fleksör ve ekstansör izokinetik ve izometrik ekstansör pik tork ölçümlerinde tedavi sonunda her iki grupta anlamlı yükselme saptandı. Üçüncü ay kontrolünde tedavi öncesine göre anlamlı yükselme, tedavi sonrasına göre anlamlı gerileme saptandı. Gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. WOMAC ağrı, tutukluk, fonksiyonel durum alt bölümlerinde tedavi sonrası ve 3. ay kontrolünde her iki grupta başlangıca göre anlamlı düzelme saptandı. Gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Ambulasyon aktivitesinin tedavi sonrası ve 3. ayda her iki grupta anlamlı düzeldiği saptandı. Gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. SF-36 ölçeğinin fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık, yaşamsallık, sosyal fonksiyon, emosyonel durum ve mental işlev alt bölümlerinde tedavi sonrası istatistiksel anlamlı düzelme saptandı. Üçüncü ayda ağrı, genel sağlık, yaşamsallık, sosyal işlev ve mental işlev alt bölümlerinde her iki grupta da anlamlı düzelmenin devam ettiği saptandı. Gruplar arasında tedavi sonrası ve 3. ay kontrollerinde istatistiksel anlamlı fark saptanmadı.Sonuç olarak diz osteoartritli hastalarda izokinetik egzersiz tedavisinin güvenli ve etkin bir tedavi yöntemi olduğu ayrıca ağrı, fonksiyon, kas gücü ve yaşam kalitesi üzerine olumlu katkısı olduğu gösterildi. Bu çalışmada kesikli ultrason tedavisinin ağrı, eklem hareket açıklığı, kas gücü, tutukluk, fonksiyon, ambulasyon ve yaşam kalitesi parametreleri açısından izokinetik egzersiz programına istatistiksel olarak anlamlı katkısı gösterilemedi.

DizEgzersizOsteoartrit+1
Gözde Özcan Söylev
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik bel ağrılı hastalarda sadece egzersiztedavisi ile egzersiz tedavisine ek olarak kesikli/sürekli kısa dalga diatermi tedavilerinin karşılaştırılması

Amaç:Bu çalışmanın amacı, kronik bel ağrısı olan hastalarda bel okulu ve ev egzersiz programına ilave edilen kesikli/sürekli kısa dalga tedavisinin etkinliğini belirlemektir.Materyal Metod:Kronik bel ağrısı olan 90 hasta, randomize çift kör olarak planlanan bu çalışmaya alındı. Tüm hastalara bel okulu eğitimi ve ev egzersiz programı verildikten sonra hastalar 3 gruba randomize edildi. Birinci gruba; plasebo kısa dalga tedavisi, ikinci gruba; sürekli kısa dalga tedavisi ve üçüncü gruba da kesikli kısa dalga tedavisi uygulandı. Hastaların değerlendirmeleri tedavi öncesi, 15 seans tedavi sonrası ve izlemde 3. ayda yapıldı. Ağrı için VAS, Ağrı Özürlülük İndeksi; disabilite için Modifiye Oswestry Sorgulaması; psikolojik durum değerlendirmesi için Beck Depresyon Ölçeği kullanıldı. İzokinetik sistem kullanılarak, izometrik fleksör ve ekstansör kas güçleri ile 60° ve 120°/sn açısal hızlarda izokinetik fleksör ve ekstansör kas güçleri ölçüldü.Bulgular:Tüm gruplarda, tedavi öncesi değerlendirmeleri ile karşılaştırıldığında, tedavi sonrasında ve bazı parametrelerde izlemde 3.ayda da devam eden istatistiksel anlamlı düzelmeler mevcuttu. Gruplar arası yapılan değerlendirmelerde; kesikli kısa dalga tedavisi alan grup; ağrı değerlendirmelerinde ve izokinetik 60°/sn ekstansör kas gücü değerlendirmelerinde , kesikli/sürekli kısa dalga tedavisi alan gruplar ise izometrik fleksör gücü değerlendirmelerinde tedavi sonrasında plasebo grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklıydı. Değerlendirilen diğer parametrelerde (Ağrı Özürlülük İndeksi, Modifiye Oswestry Sorgulaması, Beck Depresyon Skalası) gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu.Sonuç:Kronik bel ağrısı olan hastalarda, bel okulu eğitimi ve ev egzersiz programına ek olarak kesikli/sürekli kısa dalga tedavisinin uygulanması ile tedavi gruplarında, plasebo grubuna göre ağrı ve kas gücü parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler gözlenmiştir. Değerlendirilen diğer parametrelerde (Ağrı Özürlülük İndeksi, Modifiye Oswestry Sorgulaması, Beck Depresyon Skalası) istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır.Anahtar Sözcükler: Kronik bel ağrısı, kısa dalga tedavisi

Bel ağrısıKronik ağrıKısa dalga tedavisi
Seide Alev Karasel
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik bel ağrısı olan hastalarda EMG biofeedback ile yapılan egzersiz programının gövde kas gücü, ağrı ve fonksiyonel durum üzerine olan etkisi

Bu çalışmanın amacı; kronik bel ağrısı olan hastalarda egzersiz programına eklenen EMG biofeedback uygulamasının, ağrı, gövde kas gücü, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine olan kısa ve uzun dönem etkilerini araştırmaktır.Çalışmaya toplam 40 hasta alındı. Hastalar çalışma ve kontrol olacak şekilde iki gruba randomize edildi. (n=20) Çalışma grubundaki hastalar; gövde fleksör ve ekstansör kaslarını güçlendirmek için belirlenen egzersiz programına EMG biofeedback ile 15 seans alındı. Kontrol grubundaki hastalara aynı egzersiz programı EMG biofeedback olmadan uygulandı. Tedavi bitiminde her iki gruptaki hastalara bu egzersizlerden oluşan ev egzersiz programı önerildi. Hastalar başlangıçta, 15 seans tedavi sonunda ve 3.ayda El-Parmak-Zemin mesafesi, Visuel Analog Skala, Modifiye Oswestry Ağrı Sorgulama Anketi, Kısa Form-36, izokinetik ve izometrik gövde kas gücü ölçümü ile değerlendirildi.Sonuçta ağrı şiddeti ve fonksiyonel kapasitede tedavi sonunda ve 3.ayda her iki grupta anlamlı bir düzelme elde edildi. El-Parmak-Zemin mesafesinde tedavi sonunda her iki grupta, 3.ayda ise sadece çalışma grubunda anlamlı bir düzelme gözlendi.60º/sn-120º/sn fleksiyon, 60º/sn-120º/sn ekstansiyon ve İzometrik ekstansiyon torklarında sadece çalışma grubunda; tedavi sonunda ve 3.ayda anlamlı bir artış elde edildi. Kontrol grubunda 60º/sn ekstansiyon torklarında tedavi sonunda ve 3.ayda, 120º/sn fleksiyon torklarında ise 3.ayda olan anlamlı bir artış saptanabildi. Her iki grupta izometrik fleksiyon torklarında anlamlı bir artış elde edilemedi. Kas gücü ölçümlerinde iki grupta da düzelme elde edilen tüm parametrelerde, çalışma grubundaki düzelmeler kontrol grubundan anlamlı olarak daha fazla bulundu.Çalışma grubunda yaşam kalitesinin sekiz alt grubunun yedisinde(fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık, enerji, sosyal fonksiyon, mental sağlık) ve kontrol grubunda ise sadece ikisinde(fiziksel fonksiyon, ağrı) tedavi sonunda anlamlı bir düzelme saptandı. 3.ayda ise sadece çalışma grubunda yaşam kalitesinin tüm alt gruplarında anlamlı düzelme elde edildi.Sonuç olarak kronik bel ağrısı olan hastalara uygulanan gövde güçlendirme egzersizlerinin EMG biofeedback ile yapılmasının ağrı, gövde kas gücü, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine tedavi sonrasında ve uzun dönemde standart egzersiz tedavisinden daha etkili olduğu saptandı.Anahtar sözcükler: Kronik bel ağrısı, EMG Biofeedback, Gövde kas gücü

Bel ağrısıElektromiyografiKas kuvveti+1
Sevinç Karcı
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Düşük frekanslı transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu uygulamasının santral ağrı modülasyonuna etkisinin fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile araştırılması

AMAÇ VE HİPOTEZ: Ağrı; tarihi insanlık tarihi kadar eski olan ve tedavisi için prehistorik dönemlerden beri mücadele edilen bir duyudur. Ağrı kontrolü için nörostimülasyon tekniklerinin kullanımı da antik çağlarda başlamıştır. Günümüzde ağrı tedavisinde en sık kullanılan nörostimülasyon tekniklerinden biri transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS)'tir. TENS, birçok kronik ya da akut ağrılı durumda kullanılan analjezik etkili, alçak frekanslı bir akımdır ve kullanılan akımın şiddeti ve frekansına göre farklı tipleri bulunmaktadır. TENS'in analjezik etkisini gösteren çok sayıda çalışma olmasına rağmen bu çalışmaların çoğunun kanıt değeri azdır. Ancak son yıllarda yapılan meta analiz ve derlemelerle bölgesel etkinliğini gösteren kanıtlar bildirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, omuz ağrısı modelinde düşük frekanslı TENS uygulamasının santral ağrı algılaması üzerine fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) ile gösterilebilir objektif bir etkisi olup olmadığının araştırılmasıdır.YÖNTEM: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na omuz ağrısı yakınması ile başvuran, hikaye ve fizik muayene ile omuz subakromiyal sıkışma sendromu tanısı konulan 20 hasta alındı. Tüm hastaların pasif omuz internal rotasyonu ağrılı idi. Hiçbir hasta daha önce fizik tedavi almamıştı. Hastalar iki gruba randomize edildi. Tüm hastalara ağrılı oldukları pasif omuz internal rotasyon pozisyonunda fMRG yapıldı. Daha sonra birinci gruba 30 dakika 250 µs, 3 Hz düşük frekanslı TENS; ikinci gruba da 30 dakika elektrotların bağlandığı ancak cihazın açılmadığı sahte TENS uygulandı. Uygulamalardan hemen sonra aynı pozisyonda ikinci fMRG yapıldı. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile elde edilen verilerin analizi istatistiksel parametrik haritalama (statistical parametric mapping: SPM) kullanılarak radyologlar tarafından yapıldı. Literatürde ağrı algılamasında rolü olduğu bildirilen on santral ilgili alan seçilerek bilateral değerlendirildi. Hastaların görüntülemeler sırasında, ağrılı uyaran verildiğinde hissettikleri ağrı on milimetrelik vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi.BULGULAR: Düşük frekanslı TENS uygulanan grupta VAS değerlerinde, tedavi sonrasında istatistiksel olarak anlamlı azalma oldu. Düşük frekanslı TENS uygulanan grupta, fMRG'de ilgili alandaki aktivasyon şiddetini gösteren Z skorlarının grup içi analizi yapıldığında kontralateral primer duyusal korteks, bilateral kaudal anterior singulat korteks, ipsilateral suplementer motor alan aktivitesindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. VAS değerindeki değişim ile kontralateral talamus, prefrontal korteks ve ipsilateral posterior paryetal korteks aktivitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulundu. Sahte TENS uygulanan grupta VAS değerlerinde ve ilgili alanların aktivitelerinde anlamlı değişiklik bulunmadı.SONUÇ: Bu çalışmada, omuz ağrısı olan hastalara tek seans düşük frekanslı TENS uygulaması ile ağrı VAS değerlerinde azalma sağlandı. Düşük frekanslı TENS uygulaması ile diskriminatif ağrı algısında rolü olduğu bilinen kontralateral primer duyusal korteks aktivitesinde azalma olduğu fMRG ile gösterildi. Bu bize TENS tedavisinin serebral düzeyde objektif olarak dökümente edilebilen bir analjezik etkisi olduğunu düşündürttü. Ağrı algılamasında diskriminatif ve affektif rolü olan anterior singulat korteks kaudal kesiminde bilateral; ağrıya oluşturulan motor yanıtı temsil eden suplementer motor alanda da ipsilateral azalma olması düşük frekanslı TENS uygulamasının; hissedilen ağrıda azalma ile birlikte santral ağrı algılamasının diskriminatif, affektif ve motor boyutunu etkilediğini düşündürttü.

AğrıTranskütanöz elektriksel sinir stimülasyonu
Figen Koçyiğit
Dokuz Eylül University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hemipleji hastalarında su içi egzersiz ve kara egzersiz programının yürüme ve denge fonksiyonları üzerine etkisi

Amaç: İnmeli hastalarda akuatik rehabiltasyonla kombine edilmiş konvansiyonel rehabilitasyon programının, tek başına uygulanan konvansiyonel rehabilitasyon programı ile karşılaştırmak ve yürüme, denge, güç, spastisite, motor iyileşme, fonksiyonel durum, ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini ölçmekti. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 60 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna (n = 30), hastalara akuatik terapi (haftada 2 kez) ve konvansiyonel kara egzersizleri (haftada 3 kez) uygulandı. Kontrol grubuna (n = 30), haftada 5 kez olacak şekilde kara egzersizleri uygulandı. Her iki grup toplam 30 seans tedavi aldı.Hastalardan tedavi öncesinde ve sonrasında olmak üzere iki kere değerlendirme alındı. Kullanılan ölçekler Brunnstrom evreleri, Modifiye ashworth skalası, FBÖ, BDÖ, 2DYT, ZKYT, SF-36 yaşam kalitesi değerlendirme anketi oldu. Aynı zamanda hastalardan iki kere kinestetik denge cihazı ile SBİ ve DBİ ölçümleri yanısıra izokinetik değerlendirme cihazı ile 90 derece/sn ve 120 derece/sn pik tork ölçümler hem hamstring hem de kuadriseps için alındı. Bulgular: Tedavi sonrası sonuçlar her iki grupta da (el bilek MAS skorları ve SF 36 ağrı parametresi hariç) tüm parametrelerde belirgin iyileşmeler gösterdi. Bununla birlikte, parametrelerin tedavi öncesi değerlerine göre tedavi sonrası yüzde değişimlerini karşılaştırdığımızda, çalışma grubunda SF-36'nın vitalite parametresinde gözlenen iyileşme iyileşme daha iyi idi (p<0.05). Tedavi sonrası değerlerin karşılaştırılmasında BDÖ ve 2DYT değerlerindeki iyileşmenin konvansiyonel rehabilitasyon grubunda akuatik rehabilitasyon grubundan anlamlı olarak daha iyi olduğu gösterilmiştir (p<0.05). Sonuç: Hemipleji hastalarında akuatik rehabilitasyonun konvansiyonel kara egzersizleri ile birlikte uygulanması (SF-36 vitalite alt parametresi hariç) konvansiyonel kara egzersizlerinin tek başına uygulanmasına ek bir fayda sağlamamıştır yalnız su içi egzersizleri de konvansiyonel kara egzersizleri kadar etkilidir. Suda egzersiz daha eğlenceli, motive edici olması sayesinde enerjik hissetmelerini de sağladığı için iyi bir alternatif oluşturmaktadır.

Nuran Eyvaz
Afyon Kocatepe University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartriti olan hastalarda balneoterapinin, izokinetik parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada diz osteoartriti olan hastalarda fizik tedavi programıyla kombine edilen balneoterapinin ağrı, fonksiyonel durum ve kas gücü üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya diz osteoartriti tanısı konulan toplam 60 hasta dahil edildi. Rastgele olarak balneoterapi grubu(n=30) ve kontrol grubu(n=30) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Her iki grubun semptomatik dizlerine yönelik haftada 5 gün olmak üzere toplam 15 seans sıcak paket, TENS, US ve diz egzersizlerini içeren konvansiyonel fizik tedavi programı 3 hafta boyunca uygulandı. Balneoterapi grubuna konvansiyonel fizik tedavi programıyla kombine olarak termomineralli havuzlarda haftada 5 gün, toplam 15 seans ve 20'şer dakika banyo tedavisi şeklinde uygulama yapıldı. Kontrol grubuna ise yalnızca konvansiyonel fizik tedavi programı uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrasında VAS, diz EHA, WOMAC , izokinetik dinamometre ile 90 derece/saniye ve 150 derece/saniye açısal hızlarda konsantrik diz fleksor ve diz ekstensör pik tork değerleri kaydedildi. Tüm hastaların tedavi öncesinde biyoelektrik impedans analiz yöntemi ile VKİ, vücut yağ oranı, vücut kas kitlesi, vücut kas yüzdesi ve yağsız vücut kitlesi hesaplandı. İstatistiksel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 18 ile yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde gruplar arası ortalama karşılaştırılırken test seçimini yapmak için normal dağılım Kolmogorov-Simirnov ve Shapiro-Wilk testi ile, tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arası ortanca farkının önemliliği test edilirken Mann-Whitney U testi, aynı grubun tekrarlayan ölçümlerini değerlendirmede Wilcoxon testi, iki kategorik verinin değerlendirilmesinde Ki kare testi, izokinetik veriler ve kas kitlesi arasındaki korelasyonu değerlendirmek için Spearman testi kullanıldı. P<0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Tedavi öncesi grupların demografik özellikleri, radyolojik evreleri, VAS, WOMAC, diz EHA ve izokinetik kas gücü ölçüm parametreleri birbiriyle benzerdi. Tedavi sonrasında yapılan değerlendirmelerde tedavi öncesine göre her iki grupta istatistiksel olarak; VAS ve WOMAC skorlarında anlamlı azalma, izokinetik kas gücü ölçümlerinde tüm açı ve hızlarda anlamlı olarak artma vardı. Tedavi sonrasında tedavi öncesine göre diz EHA'da yalnızca kontrol grubunda anlamlı artma mevcuttu. Grupların tedavi sonrasındaki değerlerinin karşılaştırılmasında; VAS, WOMAC ağrı ve WOMAC tutukluk değerlerinde balneoterapi grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı azalma mevcuttu. Grupların tedavi sonrasında yüzde değişimlerinin karşılaştırılmasında; VAS, WOMAC ağrı, WOMAC tutukluk, WOMAC fonksiyon ve WOMAC total skorları balneoterapi grubunda istatistiksel olarak daha fazla azaldı, izokinetik kas gücü ölçümlerinde ise anlamlı farklılık yoktu. Grupların izokinetik değişim değerleriyle vücut kas kitlesi ölçümleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Sonuç: Diz osteoartriti olan hastalarda balneoterapiyle kombine uygulanan konvansiyonel fizik tedavi programı, ağrıyı azaltmada ve fiziksel fonksiyonu arttırmada tek başına uygulanan konvansiyonel fizik tedavi programına kıyasla erken dönemde oldukça etkilidir.

Şükrü Sınıcı
Afyon Kocatepe University
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

L5-s1 disk herniasyonuna bağlı bel ağrısı olan hastalarda cerrahi olmayan spinal dekompresyonun ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi

Amaç: L5-S1 disk herniasyonuna bağlı bel ağrısı olan hastalarda cerrahi dışı spinal dekompresyonun ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 40 kişi dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Çalışma grubuna (n=20) haftada 3 gün, 3 hafta olacak şekilde spinal dekompresyon ile beraber ev egzersizi verildi. Kontrol grubuna (n=20) ise aynı sürede sadece ev egzersizi verildi. Hastalardan tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki kez değerlendirme alındı. Kullanılan değerlendirme parametreleri VAS, ODI, BDÖ ve SF-36 yaşam kalitesi değerlendirme anketi oldu. Ayrıca tüm hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası MRG ve H refleksi ölçümleri yapıldı. Bulgular: Tedavi sonrası sonuçlar karşılaştırıldığında VAS, ODI ve BDÖ ölçümlerinde her iki gruptada belirgin iyileşme görüldü. Gruplar arasında anlamlı değişim yokken, ODI değişim yüzdesi bakımından çalışma grubu lehine anlamlı fark vardı. SF-36 nın alt gruplarına baktığımızda 3 alt parametrede (sosyal fonksiyon, genel sağlık ve mental sağlık) çalışma grubu lehine anlamlı değişim varken, kalan 5 parametrede ise her iki grupta da anlamlı düzelme saptandı ve gruplar arası karşılatırmada fark yoktu. Disk boyutları ve H refleksi ölçümlerinde ise her 2 grupta da tedavi öncesi ve sonrası arasında fark tespit edilmedi. Sonuçlar: LDH'li hastalarda egzersiz tedavisi ile birlikte uygulanan spinal dekompresyon tedavisi ( ODI yüzde değişimi ve SF-36'nın 3 alt parametresi hariç), tek başına egzersiz tedavisine bariz bir üstünlük elde edememiştir. Karşılaştırmasız yapılan çalışmalarda etkinliği gösterilen ve hastalar açısından talep gören bu tedavinin tek başına kullanılmasından ziyade diğer modalitelere eklenmesinin hastaların motivasyonunu arttıracağından iyi bir alternatif oluşturacağını düşünmekteyiz.

AğrıBel ağrısıOmurga+4
Valat Miroğlu
Afyon Kocatepe University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankilozan spondilitte plantar basınç ve denge ile klinik ve entezit skorları arasındaki ilişki

Amaç: Ankilozan Spondilitli (AS) hastalarla sağlıklı kişiler arasında plantar basınç değerlerini karşılaştırmak, AS'li hastalarda plantar basınç değerleri ile klinik parametreler, entezit skorları ve denge arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 70 hasta polikliniğe başvuruş sırasıyla çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu olarak 35 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Dışlama kriterleri, kognitif fonksiyon bozukluğu, pedobarografi platformunda bağımsız yürümesini etkileyebilecek belirgin görsel, işitsel ve vestibüler problemlerin olması, alt ekstremitede geçirilmiş cerrahi öyküsü bulunması, alt ekstremitesinde nörolojik defisit olmasıydı. Hastaların yaş, cinsiyet, VKİ, hastalık süresi gibi demografik verileri kaydedildi. Klinik değerlendirmede hastalık aktivitesi BASDAI ve ASDAS CRP, metrolojik değerlendirme BASMI, fonksiyonel değerlendirme BASFI ve kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca hastaların entezit muayeneleri MASES ve SPARCC'a göre değerlendirildi. Hastarın aşil ve plantar entezis bölgeleri USG ile değerlendirildi ve GUESS skorları belirlendi. Hastaların denge değerlendirmesinde Berg denge ölçeği ve SportKat denge cihazı ile statik ve dinamik iki aşamada ön-arka-sağ-sol ölçümleri kullanıldı. Hastaların ve kontrol grubunun pedobarografik incelemelerinde statik ve dinamik plantar basınçları kaydedildi. AS hastalarınarına tüm değerlendirmeler, kontrol grubuna demografik ve pedobarografik değerlendirme yapıldı. Veriler SPSS 22.0 paket programı ile değerlendirildi. Bütün sonuçlar için p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 18 (%25,7) kadın 52 (%74,3) erkek hasta alındı. Hastaların ortalama yaşları 38,9±9,4 yıl idi. Ortalama hastalık süresi 8,6±5,6 yıldı. AS ile kontrol grubunun statik pedobarografik ölçümlerinin karşılaştırıldığında AS grubunun sağ ayakta toplam yükün ön ayağa düşen yüzdesinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşük, toplam yükün arka ayağa düşen yüzdesinde ise AS grubunun kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). İki grubunun dinamik plantar basınç parametrelerinin karşılaştırmasında sağ ayak 2.metatars, 3.metatars, 4.metatars ile topuk medial ve lateral basınçlarında AS grubu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı daha düşük bulundu (p<0,05). AS grubunda BASDAI ile sol 4. ve 5. metatars basınçları arasında pozitif korelasyon, ASDAS CRP ile sol 4. metatars basıncı arasında pozitif korelasyon, BASMI ile sol topuk medial ve lateral basıncı arasında negatif korelasyon, BASFI ile sol 4. metatars basıncı arasında pozitif korelasyon bulundu. MASES ile sol 5.metatars ve sol orta ayak basınçları arasında pozitif korelasyon varken, GUESS skoru ile sağ ve sol orta ayak basınçları arasında pozitif korelasyon vardı. Dengeyi değerlendirdiğimiz sonuçlarda; hastalık süresi ile BDÖ arasında negatif korelasyon, SportKat ile değerlendirdiğimiz statik ve dinamik denge skorları arasında pozitif korelasyon vardı. BASDAI ile statik sol denge skoru arasında pozitif korelasyon varken, ASDAS CRP ile denge skorları arasında korelasyon yoktu. BASMI ile BDÖ arasında negatif korelasyon, statik ve dinamik denge tüm skorlarda pozitif korelasyon göstermekteydi. BASFI ile BDÖ arasında da benzer şekilde negatif korelasyon, statik ve dinamik denge skorları arasında pozitif korelasyon vardı. MASES ile statik sağ ve sol denge skorları arasında pozitif korelasyon, SPARCC ile BDÖ ve statik ön, arka, sağ, sol , dinamik arka sağ sol skoru arasında pozitif korelasyon vardı, GUESS ile statik ve dinamik denge skorları arasında pozitif korelasyon, BDÖ ile negatif korelasyon vardı. Sonuç: AS'li hastalarda sağlıklı kontrollere göre dinamik plantar basınç ölçümlerinde özellikle metatars bölgelerinde daha düşük olduğunu saptadık. Plantar basınçlarla BASDAI, ASDAS CRP, BASMI, BASFI , MASES, GUESS ile pozitif ilişkili olduğunu saptadık. Ek olarak artmış BASMI, BASFI, MASES, GUESS parametreleri artmış denge skorları ile ilişkiliydi. Bu bulgular bize hastalık bulguları ile ilişkili olarak plantar basınçların değiştiğini ve dengenin bozulduğunu düşündürmektedir. Dolayısıyla pedobarografi AS'li hastalarda hastalığın ayak üzerine etkisinin ve klinik gidişini değerlendirilmesinde uygun bir araç gibi görünmektedir.

Emine Büyükköroğlu
Afyon Kocatepe University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Meme kanserine bağlı lenfödemin saptanmasında kolay ölçüm volümetresi: Validite çalışması

Amaç ve Hipotez: Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Meme kanseri tedavisinin en önemli komplikasyonlarından biri lenf dolaşımının bozulmasına ikincil olarak subkutan proteinden zengin sıvı artışı ile karakterize olan lenfödemdir. Lenfödem tanısında altın standart su taşırma metodu olarak tanımlanmaktadır. Ancak kullanılan standart volümetre ağırdır, kırılabilir malzemeden yapılmıştır ve hacim ölçümü için ek bir ölçü kabı gerektirmektedir. Bu dezavantajlara ek olarak suyun doldurulup boşaltılmasındaki zorluklar ve aynı kabın farklı hastalar tarafından kullanılması sebebiyle hijyen problemlerine sebep olmaktadır. Standart volümetrenin bu olumsuz yönleri yeni bir volümetre modeli gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Tarafımızca tasarlanan kolay ölçüm volümetresi standart volümetreden daha hafif ve daha küçük boyutludur. Kırılmaya dayanıklı bir malzemeden yapılmıştır. Ayrıca temizliği kolaydır. Bunlara ek olarak cihazın kendi ölçeği mevcuttur. Çalışmamızda yeni tasarlanan bu cihazın ölçümlerinin geçerliliği araştırılmıştır. Materyal ve Yöntem: Validite çalışması için ilk adımda standart hacimli silindirlerin volüm ölçümü, kolay ölçüm volümetresinde ve standart volümetrede üçer kez yapıldı. Bilinen hacimli silindirler (ölçülen hacimler 250 ml ile 3000 ml arasında değişmektedir) her iki volümetreye yavaşça daldırıldı. Daha sonra taşan suyun miktarı dijital tartıda tartılarak ölçüldü. İkinci adımda sağlıklı 15 gönüllü, sağ ve sol kol için üçer kez olmak üzere, kollarını aksilla seviyesine kadar volümetrenin içine daldırdı. Taşan suyun ağırlığı tartıldı ve her iki volümetredeki ölçümler karşılaştırıldı. Üçüncü adımda 28 meme kanserine bağlı üst ekstremite lenfödem hastasının kol hacimleri her iki volümetre ile ölçüldü ve karşılaştırıldı. Veriler SPSS 22.0 paket programı ile değerlendirildi. Bulgular: Standart hacimli silindirlerle yapılan ölçümlerde standart volümetre ve kolay ölçüm volümetresi arasında yüksek uyum saptanmıştır. Bağımlı örneklem t testi ile her iki cihazdaki ölçümlerin ortalaması karşılaştırılmış olup Sig.( P değeri ) 0,927 saptanmıştır. Bu değerin α = 0,05'ten büyük olması, iki cihazın ölçümleri arasında fark olmadığını belirtmektedir. Standart hacim ölçümlerinde iki cihazın varyansları Levene'nin varyansların eşitliği testiyle değerlendirilmiş ve Sig.(P değeri) 0,981 saptanmış olup iki cihazın ölçümlerinin değişkenliği birbiriyle aynıdır. Gönüllülerde yapılan ölçümlerde de iki cihazın ortalamaların farklılığı bağımlı örneklem t testi ile değerlendirilmiştir. İki cihaz arasındaki ölçümlerin farklı olmadığı (sig.= 0,105) saptanmıştır. Kolay volümetre ve standart volümetrenin ölçüm değerlerinin değişkenliği için Levene'nin varyansların eşitliği testi kullanılmıştır. İki cihazın ölçüm değişkenliği arasında anlamlı fark saptanmamıştır (sig.=0,932). Lenfödem hastaları arasında yapılan ölçümlerde de iki volümetre arasındaki ölçümler uyumludur (etkilenen kol sig.=0,842 ve sağlam kol sig.=0,075). Hastaların vücut kitle indeksi ve kilosu ile her iki volümetrede ölçülen üst ekstremite hacim ortalamaları arasında anlamlı korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda tasarlamış olduğumuz ''Kolay Ölçüm Volümetresi'' ile yapılan hacim ölçümlerinin geçerli olduğu saptanmıştır. Kendi ölçeğini içermenin yanında daha hafif, daha küçük, kolay temizlenebilir olma avantajları vardır. Geliştirdiğimiz kolay ölçüm volümetresinin günlük pratik kullanıma uygun olduğunu düşünmekteyiz. Üretim maliyetinin azaltılması sağlanabilirse hastalara evde kullanım için önerilmesini hedeflemekteyiz.

Lenfatik sistemLenfödemMeme neoplazmları+3
Onur Engin
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritli hastalarda, kesikli ultrason tedavisinin ağrı, fonksiyonellik, sinovyal sıvı ve kıkırdak kalınlığı üzerine etkisi ön çalışma sonuçları

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı diz osteoartriti tedavisinde terapötik kesikli ultrason uygulamasının dizde ağrı, fonksiyonellik, sinovyal sıvı ve femoral kıkırdak kalınlığı üzerine etkililiğinin araştırılmasıdır. MATERYAL METHOD: Randomize, kontrollü, çift kör, paralel gruplu bir klinik araştırma olarak planlanan çalışmamıza American College of Rheumatology (ACR) tanı kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı alan ve Kellgren Lawrence evrelemesi grade ≤3 olan 61 hasta (121 diz) alındı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Tedavi grubuna (31 hasta 62 diz) 1 Mhz başlıklı ultrason ile 1w/cm² şiddetinde, 1:4 şeklinde kesikli ve 10 dakika süreyle, haftada 3 gün, 8 hafta boyunca toplam 24 seans tedavi verilirken, kontrol grubuna (30 hasta 59 diz) aynı süre ve zamanlı sham ultrason tedavisi uygulandı. Her iki gruba da ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, sonrası ve 3.ayda değerlendirildiler. Hastalarda istirahat ve yürümekle oluşan diz ağrısı 0-10 cm 'lik visüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel değerlendirmeler WOMAC Anketi ve Kalk Yürü Testi ile, sinovyal sıvı miktarı ve femoral kıkırdak kalınlığı ise ultrasonografik olarak değerlendirildi. BULGULAR: Tedavi öncesinde her iki grup arasında yaş, cinsiyet, semptom süresi, vücut kütle indeksi, VAS istirahat, VAS yürüme, WOMAC total skoru, Kalk yürü test süresi, sinovyal sıvı ölçümü açısından fark yoktu. Ancak femoral kıkırdak kalınlığı tedavi öncesinde kontrol grubunda anlamlı olarak daha iyi bulundu. Her iki grupta da tedavi sonrası ve 3. ayda VAS istirahat, VAS yürüme, WOMAC total skoru değerlerinde anlamlı iyileşme saptanırken, kalk yürü testi yalnızca tedavi grubunda anlamlı iyileşme gösterdi. Gruplar değişimlerin farkı açısından karşılaştırıldığında sadece VAS yürüme değerinde tedavi grubunda anlamlı fark saptandı. Sinovyal sıvı ve femoral kıkırdak kalınlığının ultrasonografik ölçümlerinde her iki grup karşılaştırıldığında tedavi sonrasında ve 3. ayda anlamlı fark saptanmadı. SONUÇ: Çalışmamız, terapötik kesikli ultrasonun sinovyal sıvı ve kıkırdak kalınlığı üzerine etkisini ultrasonografi ile değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle özgündür. Bu ön çalışma verilerine göre; diz osteoartriti tedavisinde egzersiz programına eklenen terapötik kesikli ultrason uygulamasının dizde yalnızca yürümekle oluşan ağrı üzerine etkili bulunurken fonksiyonellik, sinovyal sıvı ve femoral kıkırdak kalınlığı üzerine etkililiği gösterilememiştir.

KıkırdakKıkırdak hastalıklarıKıkırdak-artiküler+4
Ali Karakaş
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Serebral palsililerde ağrı sıklığı ve etiyolojisinin saptanması, ağrının yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılması

Amaç: Araştırmamızın amacı serebral palsili olgularda ağrı sıklığı ve etiyolojisinin saptanması ve ağrıyla yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Metod: Serebral palsi tanılı hastalar yaşa göre üç gruba bölündü, 2- 4 yaş grubu 38, 5-11 yaş grubu 39 ve 12-18 yaş grubu 33 hasta çalışmaya dâhil edildi. Ebeveynler tarafından doldurulan HUİ ölçeği ve değerlendirici tarafından elde edilen anamnez ve muayene verileri ile ağrı prevalansı ve etiyolojisi belirlendi. Spearman analizi ve Mann Whitney U testleri kullanılarak ağrı, KMFSS, yaş ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Ağrı sıklığı 2-4 yaş grubunda %15.8, 5-11 yaş grubunda %28.2, 12-18 yaş grubunda ise %45.5 saptandı. 2-4 yaş grubunda nöromuskuler faktörler ağrı etiyolojisinin %70'inden sorumluydu. 5-11 yaş grubunda ise nöromuskuler ve ortopedik faktörler birbirlerine yakın oranlarda görülmekteydi.12-18 yaş grubunda ise olguların yarıya yakınında ortopedik faktörler ağrı sebebiydi. Kalça ve bel en sık ağrı lokalizasyonlarıydı. Değerlendirme sonucu ağrı saptanan olgularla ağrı saptanmayan olguların yaşam kalitesi skorları karşılaştırıldığında, 5-11 yaş grubunda FSTP skoru, 2-4 ve 12-18 yaş grubunda ise ÖTP, FSTP ve PSTP skorları ağrı saptanmayan grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Yaş yaşam kalitesiyle ilişkili bulunmadı. Sonuç: Serebral palsili olgularda ağrı tüm yaş gruplarında sık görülen ve akılda tutulması gereken bir olgudur. Çalışmamızda ağrının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bulunmuştur. Yaşam kalitesine etki edecek faktörleri saptamaya yönelik geniş hasta gruplarıyla yapılacak olan çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıEtyolojiFizik tedavi+2
Ali Can Soylu
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hemşirelerde fibromiyalji sendromu prevalansı

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışmakta olan 20-60 yaş arası 227 gönüllü hemşire dahil edildi. Hemşirelerin demografik verileri alındıktan sonra her bir hemşireye fibromiyalji sendromu(FMS) tanısı için Amerikan Romatoloji Koleji(ACR) 1990 ve 2013 tanı kriterleri uygulandı. Hassas nokta muayenesi algometre yardımıyla yapıldı. Üç aydan uzun süreli kronik ağrısı olan hemşirelere Fibromiyalji hızlı tarama testi(FIRST) yapıldı. Her bir hemşirenin uyku kalitesini araştırmak için Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) uygulandı. Bulgular: 227 hemşireden 61'i (% 26.9) 1990 kriterlerine göre, 35'i (% 15.4) 2013 kriterlerine göre FMS tanısı aldı. Üç aydan uzun süredir kronik ağrısı olan 125 hemşireden 57'si (% 45.6) FIRST'e göre FMS tanısı aldı. Bu hemşirelerin çalışmaya alınan tüm hemşirelere oranı %25.1 idi. 24 hemşire (%10,6) her üç kriterden de hastalık tanısı almıştı. FMS tanısı alan hemşirelerin PUKİ skorları, tanı almayan hemşire grubuna göre istatistiki olarak anlamlı düzeyde yüksekti(p<0,001). Kriterler arasındaki tutarlılığa bakıldığında 1990 ve 2013 kriterleri arasındaki orta düzey tutarlılık saptandı(p<0,001) (к: 0,560). FIRST ve 2013 kriterleri arasında orta düzeyde tutarlılık saptandı(к: 0,415) (p=0,001). 1990 kriterleri ve FIRST arasındaki tutarlılık saptanmadı(p=0,761) (к:0,310). Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda hemşirelerde FMS sıklığı normal populasyona göre yüksek saptanmıştır. FMS tanısı alan hemşirelerde, tanı almayanlara kıyasla uyku kalitesi daha kötüdür. Fibromiyalji sendromu prevalansındaki yükseklik hemşirelerin çalışma koşullarından kaynaklanan uyku bozuklukları ile ilişkili olabilir. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji, Hemşire, Uyku bozukluğu , Nöbet

FibromiyaljiHemşirelerHemşirelik+5
Hatice Merve Gökmen
Dokuz Eylül University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kortikosteroid enjeksiyonu ile oluşturulan rat aşil tendinozisinde terapötik ultrason kullanımının etkileri (deneysel çalışma)

Bölüm 1-ÖZETKORT KOSTERO D ENJEKS YONU LE OLUŞTURULAN RAT AŞ LTEND NOZ S NDE TERAPÖT K ULTRASON KULLANIMININ ETK LER(Deneysel Çalışma)Dr.Ayşe SağolDokuz Eylül Üniversitesi Tıp FakültesiFiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalınciraltı-ZM RBu çalışmanın amacı kortikosteroid enjeksiyonu ile oluşturulan rat Aşil tendinozistedavisinde terapötik ultrasonun (kesikli, su içi, 0,5 W/cm ², 1 ve 3 MHz, toplam 10 seans)fonksiyonel düzey ve histopatolojik değişikliklere olan etkilerini araştırmak ve uygunterapötik ultrason freakansını belirleyebilmektir.Deney hayvanı araştırmaları etik kurul onayı alındıktan sonra Dokuz EylülÜniversitesi Tıp Fakültesi Multidisipliner Deney Hayvanları Laboratuarı'nda ağırlıkları 250-300 gr. arasında değişen normal aktiviteye sahip, 27 adet Wistar beyaz erkek ratın 27 adet aşiltendonu araştırmaya alındı. Hayvanların sağ Aşil tendonları çalışmaya alınarak dört haftaboyunca, üç gün arayla 0,1 ml betametazon sodyum fosfat intratendinöz enjekte edildi.Dördüncü hafta sonunda tüm hayvanlara terapötik ultrason uygulaması öncesi yürüme testiuygulandı. Daha sonra randomize olarak üç gruba ayrılan ratlara Grup 1 (kontrol)'e shamultrason uygulandı. Grup 2'ye 0,5 W/cm², 3 MHz, Grup 3'e ise 0,5 W/cm², 1 MHz terapötikultrason su içi, 4 dk/gün, hafta içi ardışık 5 gün, toplam 10 seans uygulandı. Tedavibitiminden sonra fonksiyonel rat yürüme testi tekrarlandı. Yürüme testi ölçümlerimilimetrenin yüzde biri hassaslığına sahip kumpas cihazı ile kaydedildi ve her ayak için AşilFonksiyonel ndeks'i (AF ) hesaplandı. Histopatolojik inceleme için tüm ratların sağ Aşiltendonları eksize edildikten sonra yüksek doz etere maruz bırakılarak sakrifiye edildi.Tüm ratların kortikosteroid enjeksiyonu uygulanmış sağ ayakları ve kontrolü olaraksol ayakları ultrason tedavisi uygulaması öncesi AF açısından karşılaştırıldığındadejenerasyon oluşturulan sağ tarafta AF değerlerinde istatiksel anlamlı (p=0,017) olarakbüyüme elde edilmiştir. Tedavi sonrası her grup için sol ve sağ ayak AF farkına bakıldığındatedavi öncesi tüm gruplarda anlamlı artış saptanan sağ ayak AF nin terapötik ultrasonuygulaması sonrası Grup 1 (kontrol) ve Grup 2'de anlamlı olarak düzeldiği görüldü (p>0,05).Grup 3'te ise artmış olan sağ ayak AF 'sinde tedavi sonrası sol ayağa oranla istatiksel anlamlıolarak düzelme görülmedi (p=0,012).Terapötik ultrason uygulaması yapılan gruplarda histopatolojik parametrelerdeistatiksel anlamlılığa ulaşamamış olmasına rağmen özellikle tendona ait skorlar kontrolgrubuna oranla daha iyi olma eğilimi göstermekteydi. Ayrıca histopatolojik parametreler ayrıayrı incelendiğinde ve tüm patolojik değerlerin toplamından elde edilen patoloji toplam skorudeğerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel anlamlı fark görülmedi (p>0,05).Sonuç olarak kortikosteroid enjeksiyonu ile oluşturulmuş rat Aşil tendinozisinde 1 ve3 MHz de uygulanan terapötik ultrasonun fonksiyonel düzey ve histopatolojik düzelmeüzerine istatiksel olarak anlamlı katkısı olmadığı görülmüştür.Anahtar kelimeler: Terapötik ultrason, rat, aşil tendinozis

Ayşe Sağol
Dokuz Eylül University
2006
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obez bireylerde düşük ve yüksek yoğunluklu aerobik egzersiz programının etkilerin karşılaştırılması

Çağımızın en önemli hastalıklarından olan obezitede temel tedavi yöntemleri egzersiz ve diyettir. Biz bu çalışmamızda obez bireylerde yüksek ve düşük yoğunluk olmak üzere iki farklı düzeyde yapılan aerobik egzersizin; vücut komposizyonuna, metabolik ve kardiyovasküler risk faktörlerine, yaşam kalitesine, depresyon düzeyine ve otonom sinir sistemi fonksiyonu üzerine olan etkisini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmaya 18-65 yaş arası 110 obez birey alındı ve hastalar randomize olarak gruplara ayrıldı. 65 hasta çalışmayı tamamlayabildi. Hastalara Opticare yazılımındaki bisiklet ergometri cihazında egzersiz testi uygulandı. Belirlenen aerobik egzersiz zonun üst sınırına yakın kalp hızında yüksek yoğunluklu egzersiz programı + diyet grup 1?e (23 kişi), alt sınırına yakın kalp hızında ise düşük yoğunluklu egzersiz programı + diyet grup 2?ye (22 kişi) ve sadece diyet programı kontrol grubuna (grup 3-20 kişi) 12 hafta süre ile uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrasında vücut komposizyonları ve ağırlıkları, kardiyovasküler sistem fonksiyonel kapasiteleri (VO2max, MET ile) , fonksiyonel egzersiz kapasiteleri (6DYT ile), otonom sinir sistemi disfonksiyonu (KHD ve SDY ile), yaşam kaliteleri (SF36 ile) ve depresyon düzeyleri (Beck depresyon anketi ile) ve metabolik risk faktörleri (biyokimyasal analiz ile ) değerlendirildi. Her iki egzersiz grubunda VKİ, bel çevresi, kalça çevresi, yağ kütlesi, kas kütlesi, TK ve CRP düzeyleri, beck depresyon anketi skorunda anlamlı azalma tespit edildi. Yine her iki egzersiz grubunda VO2max, MET, 6 DYT ve SF 36 yaşam kalitesi anketi fiziksel komponent skorunda anlamlı artış tespit edildi. Kontrol grubunda ise bu parametrelerde anlamlı değişim saptanmadı. Sadece yüksek yoğunluklu egzersiz grubunda KHD parametrelerinden SDNN, RMSSD ve trianguler indekste artış tespit edildi. SDY bulgularında her 3 grupta da anlamlı değişim saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamız obezite tedavisinde verilen aerobik egzersiz programının her iki yoğunluğununda vücut komposizyonuna, kişilerin yaşam kalitelerine, fonksiyonelliklerine, metabolik risk faktörlerine ve obeziteye bağlı oluşan otonom sinir sistemi disfonksiyonunun iyileşmesine katkı sağladığını göstermiştir. Çalışmamız KHD?nin SDY?ye göre otonom sinir sistemi fonksiyonunu değerlendirmekte daha duyarlı bir tetkik olduğunu göstermiştir. Çalışmamızda KHD üzerine yüksek yoğunluklu egzersizin daha fazla etkili olduğu ve düşük yoğunluklu egzersizin bel çevresinin azaltılmasında daha etkili olduğunu bulundu. Bel çevresindeki artışın önemli risk faktörü olduğu bilinen diyabet, metabolik sendrom gibi hastalıklarda düşük yoğunluklu aerobik egzersizin etkisini değerlendiren uzun dönemli çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca otonom sinir sistemi disfonksiyonu üzerine yüksek yoğunluklu aerobik egzersizin etkilerini anlayabilmek için KHD ve SDY yönteminden başka otonom sinir sistemini değerlendiren diğer yöntemleri de içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

EgzersizEgzersiz tedavisiObezite+1
Aylin Dikici
Afyon Kocatepe University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

EFFECTİVENESS OF AQUATİC EXERCİSES ON SPASTİCİTY AND MOTOR FUNCTİONS OF CHİLDREN WİTH CEREBRAL PALSY

Amaç: Bu çalışmada su içi egzersizlerin SP'li çocuklarda motor fonksiyonlar ve spastisite üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç-Yöntem: Su içi egzersiz grubuna 17, kara egzersizleri grubuna 15 çocuk alındı. Su içi egzersiz grubuna hidroterapist ve fizyoterapist eşliğinde, evebeynin refakatinde, su sıcaklığı 33° olan terapötik havuzda; 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 60 dakika eklem hareket açıklığı, germe ve kuvvetlendirme egzersizleri ve aerobik egzersizlerden ( sığ suda yürüyüş, yüzme gibi) oluşan su içi egzersiz programı verildi. Kara egzersizleri grubuna, pediatrik rehabilitasyon ünitesinde, fizyoterapist eşliğinde, 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 60 dakika eklem hareket açıklığı, germe ve kuvvetlendirme egzersizleri, çocuğun fonksiyonel düzeyine göre oturma ayakta durma ve yürüme eğitimive aerobik egzersizlerden oluşan pediatrik nörolojik rehabilitasyon programı verildi. Çocukların tedavi öncesi ve sonrası EHA, spastisite muayeneleri (MAS ile), yürüme hızları (zamanlı kalk yürü testi ile), motor fonksiyonları (KMFÖ-88 ile), fonksiyonel ve ambulasyon düzeyleri (KMFSS ile), fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri (WeeFIM ile), yaşam kaliteleri (ÇİYKO-SP Modül ile) ve gastroknemius morfolojileri (USG ile) değerlendirmeleri yapıldı. Verilerin analizi SPSS for Windows 18.0 paket programında yapıldı. Kolmogorov-Smirnov Testi ile verilerin dağılımına bakıldı. Kategorik veriler vegrupların demografik özellikleri Ki Kare testi ile karşılaştırıldı. İki grubun tedavi öncesi başlangıç verilerinin ve yüzde değişim skorlarının karşılaştırılması için; normal dağılım gösteren sayısal verilerin analizinde İndependent T Testi, normal dağılım göstermeyen sayısal verilerin ve sayısal olmayan verilerin analizinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren sayısal verilerin tedavi öncesi ve sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında Paired T Testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen ve sayısal olmayan verilerin tedavi öncesi ve sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi kullanıldı. Parametreler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde de Spearman Korelasyon Testi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında incelendi, anlamlılık düzeyi p<0,05 durumu olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş, tanı yaşı, cinsiyet, SP tipi, prenatal, natal ve postnatal risk faktörleri, tedavi öncesi KMFSS ve gastroknemius MAS düzeyleri açısından fark yoktu. Tedavi sonrasındaki değerlendirmelerde iki grupta da benzer oranda ayak bileği EHA artışı, spastisitede azalma, yürüme hızında artış, kaba motor fonksiyonlarda iyileşme, fonksiyonel bağımsızlıkta artış görüldü. KMFSS ile değerlendirilen fonksiyonel düzey su içi egzersiz grubunda iyileşme gösterdi. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde bazı alt parametrelerin su içi egzersiz grubunda daha iyi olmak üzere iki grupta da anlamlı iyileşme saptandı. Su içi egzersiz grubunda USG değerlendirmesinde kompresibilitede anlamlı artış görüldü. Sonuç: Su içi egzersizler SP'li çocuklarda spastisite ve motor fonksiyonlar üzerine en az kara egzersizleri kadar etkilidir ve yaşam kalitesiyle ambulasyon üzerine daha etkili bulunmuştur. USG'nin SP'li çocuklarda gastroknemius kası morfolojik değerlendirmesindede kullanılabilir ucuz, kolay bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.

Serebral palsi
Sevda Adar
Afyon Kocatepe University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnmeli hastalarda üst ekstremite rehabilitasyonunda kinect oyun teknolojisinin etkinliği

Geleneksel rehabilitasyon yöntemlerinin faydaları sınırlı kalabilir ve hastalar tedavi için motivasyonlarını kaybedebilir. SG rehabilitasyonu, yeni bir tedavi yöntemi olarak rehabilitasyon programının yararlarını geliştirebilir, hastaların motivasyonlarını ve tedaviye bağlılığını artırabilir. Bu tez çalışmasının amacı üst ekstremitede motor yetersizliği bulunan inmeli hastaların rehabilitasyonunda Kinect oyun sistemi ile SG'nin etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya Brunnstrom evresi kol ve el için 3 ve üzeri olan toplam 27 hasta alındı. Hastalar 2 tedavi gruba randomize edildi: Grup 1 (14 hasta) 30 seans geleneksel rehabilitasyona ek olarak SG eğitimine, grup 2 (13 hasta) ise kontrol grubu olarak sadece geleneksel rehabilitasyona alındı. SG, tennis, golf, bowling, boks, dart ve fruit ninja oyunlarından oluşmaktaydı. Demografik veriler, Brunnstrom ve spastisite evreleri, FAS, FBÖ, WMFT, FMA skorları kaydedildi. Tedavi memnuniyeti VAS ve tedavi memnuniyet anketi ile değerlendirildi. Başlangıçta, hasta özelliklerinde anlamlı farklılık yoktu. Tedavi sonrası, grup 1 de değerlendirilen tüm parametrelerde istatistiksel anlamlı düzelme mevcuttu. Grup 2 de ise Brunnstrom el ve alt ekstremite evrelerindeki, spastisite el bilek ve parmak skorundaki iyileşmeler anlamlı değere ulaşmadı. Tedavi sonrası, FAS, FBÖ kendine bakım, FBÖ toplam skorları grup 1'de anlamlı derecede yüksek bulundu. Birinci gruptaki hastalar tedaviden daha memnundu. İnmeli hastalarda geleneksel rehabilitasyona eklenen SG eğitiminin günlük yaşam aktivitelerinde ve ambulasyonda başarısını bildirdik. SG eğitimi, tekrarlayan görev odaklı eğitim, zenginleştirilmiş ortam ve gerçek hareketleri taklit etme fırsatı sağlaması gibi birçok avantaja sahiptir. Bu çalışmada öncelikle üst ekstremiteye odaklandık, bununla birlikte aynı zamanda alt ekstremite fonksiyonlarında iyileşmeler tespit ettik.

Halime Çevik
Afyon Kocatepe University
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Azalmiş plantar duyu ve kas zayifliğinin plantar basinç üzerine etkisi

Purpose: To determine the isolated contribution of reduced plantar sensation and of muscle weakness by simulating them on healthy subjects was aimed. Material and Methods: The study group consisted of 18 subjects (20 - 44 years old). Subjects walked in 4 different conditions (condition 1 was normal condition walking in normal gait pattern, condition 2 was reduced muscle strength walking by wearing waistcoat contains 40% of subject?s body weight, condition 3 was reduced plantar sensation walking after 12 minutes ice immersion approach and condition 4 was combination of conditions 2 and 3) with their preferred walking speed. Plantar surface of the foot divided into ten different areas (two areas for hindfoot, two areas for midfoot, three areas for MTHs (1, 2, 3-4-5) and three areas for toes (1, 2, 3-4-5). Results: There was significant main effect of all areas, of the waistcoat condition and of iced condition (F=66.11, F=57.27, F=14.39 prospectively). There was insignificant main effect of combined condition. There were significant interaction effects between the areas and the waistcoat condition (F=5.71) and between areas and the iced condition (F=7.28). Peak pressure on areas 5, 6 and 7 were higher than other areas under iced condition. Peak pressure on areas 3 and 6 were higher than other areas under waistcoat condition. Conclusion: Reduced plantar sensation had more effect on plantar pressure than muscle weakness whereas both of them had no effect on healthy subjects. This result may project to diabetic patients with reduced plantar sensation and desensitization training should be considered to manage that problem

Berrak Yiğit
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnmeli hastalarda elektromiyografi ile reflekslerin ve sempatik deri cevabının incelenmesi ve fonksiyonel kapasite ile ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmamızda Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'na başvuran serebrovasküler olay sonrası inme gelişen hastalardan elde edilen sempatik deri yanıtları (SDY) ve elektrodiagnostik refleks çalışmalarından (F dalgası, H refleksi) elde edilen değerlerin fonksiyonel kapasite ile ilişkisini belirlemeyi amaçladGereç ve Yöntem: Çalışmaya 40 hemipleji/hemiparezi'li (yaş ortalaması 57,8 ± 10,9 yıl, 22'si erkek, 18'i kadın) hasta ve 40 sağlıklı gönüllü (yaş ortalaması 55,7 ± 8,5 yıl, 18'i erkek, 22'si kadın) dahil edildi. Bu hastalardan 17'si akut dönemde, 23'ü kronik dönemdeydi.Hastaların SDY ölçümleri bilateral üst ve alt ekstremiteden median sinir uyarılarak elde edilmiştir. F dalgası kayıtları bilateral median, ulnar ve tibial sinir uyarılarak yapıldı. H refleksi kayıtları bilateral tibial sinirden yapıldı.Hastaların fonksiyonel kapasitelerini değerlendirmek amacı ile tüm hastaların Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (FBÖ), RiverMead Mobilite İndeksi (RMİ), Brunnstrom evrelemesi ve Modifiye Ashworth Skalası (MAS) skorlarına bakıldı. Elde edilen değerler elektrofizyolojik parametreler ile karşılaştırıldı. İstatistiksel değerlendirme için Student's t- testi, Mann Whitney-U, Ki-kare ve pearson korelasyon analizi kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hemipleji/hemiparezi hastaları ile gönüllülerin yaş ortalaması ve cinsiyetleri benzerdi. Hastaların sağlam tarafı ve tutulan tarafı SDY latans ve amplitüd değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı fark bulunamadı (p> 0.05). Hastaya ait üst ve alt ekstremite SDY latans değerleri, kontrol grubuna göre bilateral üst ekstremite ve alt ekstremite latans değerlerine göre anlamlı şekilde yüksektir (p<0.05). Hasta kola ait amplitüd değerleri kontrol grubu sağ üst ekstremite amplitüd değerlerine göre anlamlı şekilde düşüktü (p<0.05). Hastaların SDY amplitüd değerleri FBÖ değerleri ile arasında anlamlı ilişki tespit edildi. RMİ skoru 0-7 arasında olanlara ait amplitüd değerleri 8-15 arasında olanlara göre anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0.05). SDY ile Brunnstrom evrelemesi arasındaki ilişkiye bakıldığında Evre 1-3 arasında olanların amplitüd değerleri Evre 4-6 arasında olanlara göre anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0.05).Hastalar ile kontrollerin F dalgası parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda, ulnar sinir latans ve persistans ile tibial sinir persistans değerleri kontrol grubu ile karşılaştırınca istatistiksel anlamlı fark vardı (p<0.05).Hastaların alt ekstremite Brunnstrom evrelemesine göre evre1-3 arasında olanlar ile 4-6 arasında olanların F dalgası persistans ve amplitüd değerleri arasında istatistiksel fark (p<0.05) tespit edildi. Ulnar sinir amplitüd değerleri ile toplam FBÖ ve RMİ arasında, tibial sinir persistansı ile toplam FBÖ, RMİ ve MAS skorları ile anlamlı ilişki tespit edildi.Hastaların H refleksine ait Hmaks/Mmaks amplitüd oranları ile MAS skorları arasında anlamlı ilişki tespit edildi. FBÖ ve RMİ skorları arasında korelasyon tespit edilmedi.Sonuç: Sonuç olarak; inmeli hastalarda SDY parametrelerinden amplitüd değerlerinin, F dalgası parametrelerinden ise persistans ve amplitüd değerlerinin fonksiyonel kapasiteyi değerlendirmede yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Akut dönemde SDY amplitüd değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermesi ve fonksiyonel kapasite arttıkça bu değerlerin normal olarak kabul edilen değerlere ulaşmasından yola çıkarak; otonom sinir sistemi fonksiyonunu değerlendirmede SDY amplitüd değerlerinin yararlı bir elektrofizyolojik yöntem olduğu inancındayız.

Elektromiyografiİnme
Tuncay Çakır
Afyon Kocatepe University
2008
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tenisçi dirseğinde düşük enerjili lazer ile kesikli ultrason tedavilerinin etkinliğinin araştırılması

DirsekLazer tedavisiTenis dirseği+1
Ramazan Kızıl
Dokuz Eylül University
1994
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Torasik çıkıs sendromunda fizyoterapi etkinliğinin klinik ve somatosensoriyel uyarılmış potansiyeller ile değerlendirilmesi

BÖLÜM 6) ÖZET Torasik Çıkış Sendomu; brakial pleksus, subklavian arter ve venin torasik çıkış bölgesinden veya kostoklaviküler aralıktan geçerken irritasyon veya kompresyona uğraması sebebiyle boyun-omuz, kol ve eli etkileyen farklı semptomlar kompleksidir. Belirgin olan semptoma bağlı olarak; nörojenik, arteriyel ve venöz olmak üzere 3 ayrı kategoride incelenir. Etiolojide pekçok faktör olmakla birlikte en sık karşılaşılan servikal kot, C7 transvers proces uzunluğu veya fibröz bantlar gibi konjenital stüktürel anomaliler zemininde postür bozukluğu ve kas imbalansının tetkiklediği klinik tablolardır. Klinik ve radyolojik bulgularla TÇS tanısı alan 18'i kadın 7'si erkek toplam 25 hasta çalışmaya alında. Hastalar25-52 yaşlar arasındaydı ve ortalama yaş 37 idi. Semptom süreleri 6 ay ile 10 yıl arasında değişmekteydi ve hastaların büyük çoğunluğunda en az 3-4 yıldır yakınmalar mevcuttu. Yaş grubu arttıkça semptom sürelerinin arttığı gözlendi. Biri hariç olguların tümünde konjenital servikal kot anomalisi ya da C7 transvers proces uzunluğu mevcuttu. Klinik özellikler, muayene bulguları elektrofizyolojik bulgularıyla tüm olgular nörojenik TÇS grubundaydı ve 22 olgu gerçek Nörojenik TÇS, 3 olgu tartışmalı (semptomatik) Nörojenik TÇS sınıflamasına alındı. Tüm olgulara tedavi öncesi üst ekstremite eklem hareket açıklıkları, postür değerlendirmesi, üst ekstremite motor, duyusal ve refleks bakısı, Adson, Kostoklaviküler, Stres Abduksiyon, Üst Ekstremite Germe, Halstead ve Allen(Roos) testlerinden oluşan TÇS provakatif testleri, supraklavikuler hassasiyet testi ve Brakial Tinel testi yapıldı. Olguların hepsinde servikal, torakal ve omuz eklem hareket açıklıklarında normal sınırlar içindeydi. 15 hastada (%60) postür bozukluğu mevcuttu. Hastaların TÇS stres testlerine verdikleri nörojenik cevaplar değerlerdirildiğinde en güvenilir ve sensitif testlerin Brakial Tinel Testi, Supraklavikuler Hassasiyet Testi, Stres Abduksiyon Testi ve Ailen (Roos) testi olduğu saptandı. Testler sırasında hastaların verdikleri nörojenik cevapların tanıda ve tedavi izleminde değerli yöntemler olduğu sonucuna varıldı.Olgulara 3 hafta süreyle TENS ve egzersizden oluşan kombine fizyoterapi progamı uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası Verbal Ağrı Skalası, hareketle kolda ağrı, istirahatte kolda ağrı, hareketle kolda uyuşma, istirahette kolda uyuşma, boyun ağrısı, baş ağrısı parmaklarda uyuşma, el ve kolda güçsüzlükten oluşan sübjektif klinik parametrelerin hepsinde istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler saptandı. Olguların stres testlerine verdikleri cevaplar tedavi öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında stres testlerinin nörojenik cevabı tüm semptomatik ekstremitelerde tedavi sonrası istatistiksel olarak anlamlı düzelme gösterdi. Asemptomatik ekstremitenin nörojenik cevabı ve vasküler cevaplarda anlamlı değişiklik saptanmadı. Normal populasyonda pozitif saptanma oranınındaki yükseklik gözönüne alınarak vasküler cevapların tedavi izleminde değerli olmadığı sonucuna varıldı. Brakial Tinel testi %64, supraklavikuler hassasiyet testi %73 oranında tedavi sonrası negatifleşti. Her iki testin de klinik düzelmeyle korele olması sebebiyle tedavi izleminde uygun testler olduğu sonucuna varıldı. Tedavi öncesi motor defisit saptanan 18 olgunun 7'sinde (%38), duyusal defisit saptanan 15 hastanın 8'inde (%53) tedavi sonrası düzelmeler gözlendi. Motor ve duyusal bulguların regresyonu için yeterli süre geçmediğinden tedavi sonrasında hemen yapılan nörolojik muayenenin tedavi etkinliğini tam olarak yansıtmayacağı düşünüldü. Olguların 22'sinde (%88) Cg-Tı innervasyonlu el kaslarında kronik parsiyel denervasyon ile uyumlu EMG bulguları saptandı. Motor bulguların regresyonunda daha uzun süre geçmesi gerektiği ve hasta tarafından iğne EMG'sinin zor tolere edilebilen bir tetkik olması sebebilye klinik izlemde EMG tetkiki kullanılamadı. Olguların 19'unda (%76) ulnar SUP'ler patolojik saptandı. 10 olgu ise (%40) ulnar, median N9 Amp. oran düşüklüğü, 6 olguda (%24) N13-N9 interpik latans uzaması ve 3 olguda (%12) N13 konfıgürasyon bozukluğu ve Nn kompenenti yokluğu saptandı. Tedavi öncesi ve tedaviden 1 ay sonra olmak üzere 2 ay arayla yapılan SUP kayıtlarında SUP patolojisi saptanan 19 olgudan 14'ünde (%73) Ulnar sinir SUP komponentlerinde düzelme gözlendi. Bu düzelmeler N9 ampitüd, N» Ampitüd, N2o Amplitüd ve Ulnar/Median N9 Amplitüd oranı komponentlerinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu.3 haftalık kombine fizyoterapi sonrası 25 olgudan 20'inde (%80) klinik düzelme saptandı. 5 olgu (%20) konservatif tedaviye tam yanıt vermedi. Tedaviye yanıt alınamayan olgulardan birinde yakınmalar tedavi sonrasında arttı. Bu olguda tedavi öncesi normal bulunan Ulnar sinir SUP değerleri tedavi sonrasında patolojik sınırlardaydı. Tedavi sonrası klinik düzelme gösteren ve tedavi öncesi SUP'lan patolojik olan hastalardan %88'inde SUP değerleri tedavi sonrasında düzelme gösterdi. Klinik düzelme elde edilemeyen 2 olgunun SUP patolojileri de devam etti, diğer 3 olgunun tedavi öncesi ve sonrası SUP'lan normaldi. Çalışmamızda yalnızca 2 olguda klinik düzelme gözlenmesine rağmen SUP patolojisi devam etti. Çalışmanın sonunda çoğunluğu Gerçek Nörojenik TÇS olan 25 olguda 3 haftalık kombine fizyoterapi programının sübjektif ve objektif klinik özellikler ve SUP'ler ile saptanabilen düzelme sağladığı ve tanı ve konservatif tedavi izleminde provakatif testlere verilen nörojenik cevabın ve SUP'lerin değerli yöntemler olduğu sonucuna varıldı. 78

Brakiyal pleksusFizik tedaviKonservatif tedavi+4
Elif Akalın
Dokuz Eylül University
1995
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritinde EMG biofeedback'in klinik etkinliğinin araştırılması

BOLUM VI ÖZET Bu çalışmaya primer gonartroz tanısı olan 40 hasta alındı. Rastgele seçilen 20 hasta egzersiz programına (Grup I), rastgele seçilen diğer 20 hasta ise egzersize ek olarak EMG biofeedback ile quadriceps grubu kas eğitim programına (Grup II) alındı. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, düz yolda yürürken, merdiven inip çıkarken ve istirahat sırasındaki ağrısı Visuel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Ağn, eklem sertliği ve fonksiyonel durumu WOMAC anketi ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi, Nothingam Sağlık profili ile, aktif diz fleksiyon ve ekstansiyon eklem hareket açıklığı goniometrik ölçüm ile değerlendirildi. îzokinetik ve izometrik kas gücü ölçümleri Cybex ile değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrasında ölçümler karşılaştırıldı. Grup I ve Grup H'de tedavi öncesi ve sonrasında ki karşılaştırmada istirahat, merdiven inip çıkma, düz yolda yürüme VAS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma bulduk. Ağn, eklem sertliği ve fonksiyon için uygulanan WOMAC'da her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme bulundu. Yaşam kalitesini ölçen Nothingham Sağlık Profili I.grupta fiziksel mobilite ve ağrıda, Il.grupta fiziksel mobilite, ağn, uyku ve enerji değerlendirmesinde düzelme istatistiksel olarak anlamlıydı. îzokinetik ve izometrik kas gücü ölçümlerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu. Değerlendirme parametrelerimizden sadece EHA'da tedavi öncesi ve sonrası değerlerde istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Bu da aldığımız gruplardaki hastaların anlamlı EHA kısıtlılıklarının olmamasına bağlandı. Sonuç olarak egzersiz tedavisinin doğru ve düzenli yapıldığında güvenilir, etkin bir tedavi olduğunu ağn, fonksiyon ve kas gücünde artış sağladığını gözlemledik. Ancak bu çalışma ağn, fonksiyon ve kas gücü egzersizle birlikte yapılan biofeedbackin ek bir katkısı gösterilememiştir. Diz OÂ'inde biofeedback etkinliği ile ilgili yeterli çalışma olmamasından dolayı bu konu ile ilgili yeni uzun dönem çalışmalara ihtiyaç olduğu inancındayız. 54

Özlem Özdemir Yılmaz
Dokuz Eylül University
2001
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Serebrovasküler olay sonrası üst ekstremite spastisitesinin tedavisinde botulinim toksin A etkinliği

En az 9 ay önce geçirilmiş serebrovasküier olaya bağlı hemiparezisi ve fonksiyonel kısıtlanma ile rehabilitasyon programına uyumu engelleyen spastisitesi olan 11 olgu çalışmaya alındı. Üst ekstremitede dirsek, el bilek, metakarpofalangeal ve interfalangeal eklem fleksörlerinden modifiye ashworth skalasına göre en az iki değerinde spastisitesi olan kas gruplarına botulinum toksin uygulandı. Değerlendirmelerde modifiye ashworth skoru, aktif ve pasif eklem hareket açıklıkları, Brunnstrom evrelemesi, Fugl-Meyer motor fonksiyon değerlendirmesi, fonksiyonel bağımsızlık ölçütü, motrisite indeksi, el hijyen skoru ve istirahatte parmak pozisyon skoru kullanıldı. Tedavi öncesinde, tedavi sonrasında 5. gün, 2. hafta, 4. hafta, 8. hafta, 12. hafta ve 16. haftalarda bu parametreler kullanılarak değerlendirmeler yapıldı. Ashworth skorunda tedavi sonrasında 5. günde başlayıp 4. ayda devam eden azalmanın bir sonucu olarak aktif omuz fieksiyonu, abduksiyonu, aktif, ve pasif omuz ekstansiyonu, aktif dirsek ekstansiyonu, aktif ve pasif el bilek ulnar deviasyonu, pasif el bilek radial deviasyonu, aktif ve pasif el bilek dorsifleksiyonu, pasif metakarpofalangeal eklem ekstansiyonu ölçümlerinde artma, eklem hareketleri sırasındaki ağn ve zorlanmayı değerlendiren VAS skorlarında, el hijyen skorlarında, parmak pozisyon skoru ve Fugl- Meyer skalası ile motor fonksiyon değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edilmiştir. Fonksiyonel bağımsızlık ölçütü ve motrisite indeksi değerlendirmelerindeki düzelmeler ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Botulinum toksin uygulaması ile üst ekstremite spastisitesinde belirgin bir azalma sağlamıştır. Bu da hastanın rehabilitasyon programına uyumunda düzelme, günlük yaşamda kolaylaşma ve fonksiyonel seviyede olumlu etkilere yol açmıştır. 99

Botulinum toksinleriKas spastisitesiRehabilitasyon+1
Özlem El
Dokuz Eylül University
1998
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Postmenapozal osteoporoz tedavisinde egzersizin etkinliği

Bu çalışma egzersizin osteoporoz tedavisindeki etkinliğini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Bu amaçla, klinik muayene ve DEXA (Dual foton X absorpsiometri) yöntemiyle postmenapozal osteoporoz tanısı konulan hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubunda yeralan 20 hastaya medikal tedaviye ilave olarak, haftada 2 gün birer saat süre ile sırt extansion ve postür egzersizleri ile, haftada 3 gün birer saatlik hızlı yürüme egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubundaki 40 hastaya ise sadece medikal tedavi verildi. Medikal tedavide her iki gruba 2 hafta etidronat disodyum 400mg/gün; takiben 10 hafta 0.5μg/gün kalsitriol ve elementer kalsiyum 1000mg/gün verildi. Tedavi 6 ay sürdürüldü. Tedavi öncesi ve sonrası DEXA yöntemi ile L1-L4 vertebralarda trabeküler kemik yoğunluğu ölçüldü. 24 saatlik idrarda hidroksiprolin düzeylerine bakıldı. HAQ (Health Assesment Questionare) yöntemi ile günlük yaşam aktiviteleri (GYA) ile değerlendirildi. Tedavi sonunda, egzersiz grubunda kemik dansitesinde %4.3, kontrol grubunda yaklaşık %1,0'lık artış görüldü. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Yine egzersiz grubunda 24 saatlik üriner hidroksiprolin düzeylerinde anlamlı azalma görüldü (p<0.01). Egzersiz grubunda daha fazla olmak üzere, her iki grupta GYA'lerinde anlamlı düzelmeler görüldü (p<0.001).

Bilge Belenoğlu
Karadeniz Technical University
1995
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ratlarda deneysel olarak oluşturulmuş osteoartrit modelinde oral K2 vitamini kullanımının diz osteoartrit progresyonu üzerine etkisi

GİRİŞ ve AMAÇ: K vitamini, yağda çözünen bir grup vitamine verilen isimdir. Literatürde K vitamini eksikliği ile osteoartrit oluşumu üzerine birçok çalışma yürütülmüştür. Fakat osteoartrit üzerine olan etkinin hangi K vitamini çeşidi üzerinden olduğu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Çalışmamızda bu etkinin K2 vitamini ile ilişkili olabileceği öngörülerek diz osteoartrit progresyonuna etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: 24 adet Sprague Dawley cinsi erkek ratlar çalışmaya alındı. Ratlar sham grubu, kontrol (osteoartrit) grubu ve tedavi grubu olarak 3 eşit gruba ayrıldı. Sham grubunun sağ dizine steril salin, kontrol ve tedavi grubunun sağ dizine osteoartrit modeli oluşturmak için Monosodyum Iodoasetat (MIA) molekülü intraartiküler uygulandı. Standart diyete ek olarak tedavi grubundakilere 8 mikrogram (µg) / gün K2 vitamini oral olarak verildi. 28 gün takip sonucunda ratlar sakrifiye edildi. Uygun metodlarla alınan sağ diz eklem kıkırdağı histolojik olarak Hematoksilen - Eozin ve Safranin O ile, immunhistokimyasal olarak tip II kollajen alfa 1 ve Matriks Metalloproteinaz - 13 (MMP – 13) ile incelendi. Histolojik skorlama sistemi olarak Mankin, immunhistokimyasal verilerin değerlendirilmesi için H - Score skorlama sistemi kullanıldı. BULGULAR: Histolojik incelemeler sonucunda, tedavi grubunda kontrol grubuna göre kıkırdağın daha düzenli olduğu ve kıkırdak kalınlığının daha fazla olduğu ve sinovyal doku artıklarının bulunmadığı gözlenmiştir. Mankin skoru verileri sonucunda tedavi grubunda (4,25 ± 0,83), kontrol grubuna (11,10 ± 0,83) göre anlamlı düzeyde düşük sonuçlar saptanmıştır. İmmunhistokimyasal incelemeler sonucunda tedavi grubunda kontrol grubuna göre daha yoğun tip II kollajen boyanması, daha az MMP – 13 boyanması gözlenmiştir. H – Score verilerine göre tip II kollajen düzeyi tedavi grubunda (35,00 ± 7,60), kontrol grubuna göre (6,30 ± 2,31) anlamlı miktarda yüksek bulunurken, MMP – 13 düzeyi ise tedavi grubunda (28,80 ± 8,30), kontrol grubuna göre (71,30 ± 2,31) düşük saptanmıştır. SONUÇ: Ratlarda MIA ile oluşan OA modelinde oral K2 vitamini kullanımı ile OA progresyonunun yavaşlatılabileceği saptanmıştır. Bu çalışma K2 vitaminin OA progresyonu üzerinde etkinliğinin yapıldığı ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: K2 vitamini, osteoartrit, rat.

OsteoartritOsteoartrit-diz
Emre Uzun
Sakarya University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ailesel akdeniz ateşi hastalarında tiroid otoantikorları ve tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ailesel Akdeniz Ateşi (AAA), periton, plevra, sinovyum ve perikardı tutan, sıklıkla ateşin eşlik ettiği serozit ataklarıyla karakterize otoinflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı, AAA hastalarında tiroid fonksiyon testlerini ve tiroid otoantikorlarını değerlendirerek tiroid otoimmünitesi ile hastalık arasındaki olası ilişkiyi aydınlatmaktır. YÖNTEM: Bu çalışmaya Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Romatoloji polikliniklerinde Tel Hashomer tanı kriterlerine göre AAA tanısı ile takip edilen 60 hasta retrospektif olarak dahil edildi. Tiroid fonksiyonlarını etkileyebilecek herhangi bir kronik hastalığı olmayan 60 kişi kontrol grubu olarak seçildi. Tiroid stimüle edici hormon (TSH), fT3, fT4, tiroid peroksidaz (anti-TPO) ve tiroglobulin antikor düzeyleri hasta ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldı. Hasta ve kontrol gruplarının eğer yapılmışsa tiroid ultrasonografi (USG) sonuçları kaydedildi. BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 39,6 ± 12,3 yıl, kontrol grubunun ise 37,4 ± 13,7 yıldı (p>0.05). Kadın/erkek oranı AAA grubunda 1.8/1, kontrol grubunda 1.7/1 idi (p>0.05). Tiroid USG sonuçlarına göre AAA grubunun %26,7'sinde tiroidit ve %18,3'ünde nodül saptandı. Bu oranlar kontrol grubunda sırasıyla %7.1 ve %3.6 idi (p=0.034). fT3 (p=0.003) ve fT4 (p=0.007) düzeyleri AAA ve kontrol grubu arasında anlamlı derecede farklıydı. Anti-TPO (p<0.001) ve anti-tiroglobulin (p<0.001) düzeyleri AAA grubunda kontrol grubuna göre daha yüksekti. AAA hastalarında tiroid otoimmünitesi kontrol grubuna göre daha yaygındı (p=0.001). SONUÇ: AAA tiroid fonksiyon testlerini etkilemektedir ve tiroid otoimmünitesi ile ilişkilidir. AAA olgularının tiroid otoimmünitesi açısından taranması tiroid hastalıklarının erken tanı ve tedavisini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Ailesel akdeniz ateşi, tiroid otoimmünitesi, tiroid fonksiyonları

Nargız Shıralıyeva
Sakarya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik boyun ağrısında fizik tedavi ile epidural steroid enjeksiyonunun karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Boyun ağrısı genellikle iyi seyirli olsa da kronikleşme ve tekrar etme oranları yüksektir. Hastaların %30'unda ağrı kronikleşirken, %14'ünde 6 aydan uzun sürer. Bu durum, boyun ağrısının doğru değerlendirilmesini ve etkili yönetim stratejilerinin önemini vurgular. Erken tedavi kronikleşmeyi engelleyebilir ve tedavi maliyetlerini düşürebilir. Fizik tedavi modaliteleri ile epidural steroid enjeksiyonu (ESE) karşılaştırılarak ağrı, fonksiyon ve özürlülük endeksleri açısından retrospektif değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ile Algoloji polikliniğine, kronik (3 aydan uzun süreli) boyun ağrısı ile başvuran ve konvansiyonel grafi ve MR ile servikal spondiloz tanısı almış 66 hasta, rutinde uygulanan tedavilerle değerlendirilmiştir. Bu hastalar, fizik tedavi (FT) (sıcak paket, TENS ve US) ile servikal stabilizasyon egzersizleri veya servikal ESE ile servikal stabilizasyon egzersizleri alarak 6 ay süreyle (tedavi öncesi, 1. ay, 3. ay ve 6. ay) NRS, SF-12 ve boyun özürlülük endeksi ile takip edilmiştir. BULGULAR: FT ve ESE gruplarında NRS, NDI, PCS ve MCS değerlerinde tedavi sonrası ölçümlerde anlamlı iyileşmeler gözlenmiştir. Epidural steroid enjeksiyonu grubunda tedavi etkisi ilk ayda (t1) daha güçlü iken, fizik tedavi grubu iyilik halini uzun dönemde (t1-t3) daha uzun süre korumuştur. Demografik özellikler (cinsiyet, komorbidite) ise bazı ölçümlerde tedaviye yanıt üzerinde farklılık oluşturmuştur. SONUÇ: Kronik boyun ağrısında fizik tedavi ve algolojik tedavi yöntemlerinin karşılaştırılmasıyla kişiselleştirilmiş tedavi programlarının önemini ortaya koymaktadır. Sonuçlar, ESE uygulanan grupta erken dönemde hızlı iyileşme görülürken, FT verilen grupta sağlanan iyilik halinin daha uzun vadede sürdürülebildiğini göstermiştir. Bu durum, tedaviye uyumu artıracak ve gerçekçi hedefler sunacak yaklaşımların geliştirilmesi için önemli bir temel oluşturmaktadır.

Fadime Döndü Akyüz
Sakarya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Plantar fasiitli hastaların tedavisinde ekstrakorporeal şok dalga tedavisi ile lokal ozon enjeksiyonu etkinliklerinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Plantar fasiit (PF), topuk ağrısının en sık görülen nedenlerinden biri olup, bireylerin günlük yaşam aktivitelerini ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla konservatif yöntemlerle tedavi edilse de bazı hastalarda semptomlar kronikleşmekte ve ileri tedavi yaklaşımlarını gerektirmektedir. Bu çalışmada, ESWT ve lokal ozon enjeksiyonunun kronik plantar fasiit tedavisindeki etkinliğini karşılaştırmak; ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerindeki etkilerini retrospektif değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ile Algoloji polikliniğine, kronik (3 aydan uzun süreli) topuk ağrısı ile başvuran klinik ve radyografik olarak ayırıcı tanısı yapılmış, öykü ve fizik muayene ile plantar fasiit tanısı alan hastalardan rutinde uygulanan ESWT veya lokal ozon enjeksiyonu tedavisi almış 60 hasta değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan hastalar, egzersiz ve ESWT ya da egzersiz ve lokal ozon enjeksiyonu uygulanarak tedavi öncesi, 1. ay ve 3. ay NRS, SF-12 ve Ayak Fonksiyon İndeksi (AFİ) ile takip edilmiştir. BULGULAR: Hem ESWT hem de lokal ozon enjeksiyonu tedavileri ağrı ve fonksiyonel iyileşme açısından etkili bulunmuştur. Tedavi süreci boyunca her iki grup için NRS skorlarında anlamlı azalmalar gözlemlenmiş olup ESWT grubunda bu değişiklikler daha hızlıdır. AFİ değerlerinde her iki grup da tedavi sonrası anlamlı iyileşmeler göstermiştir. AFİ-A ve AFİ-Total parametreleri 2. dönemde NRS ağrı skoru ile paralellik gösterecek şekilde ESWT grubunda daha belirgin iyileşme saptanmıştır. Tedavi öncesi, 1. ayda ve 3.ayda her iki grup PCS ve MCS skorlarında benzer derecelerde iyileşme göstermiştir takip dönemlerinde ancak iki grup arasında fark saptanmamıştır. SONUÇ: Bu çalışma, kronik plantar fasiitte ESWT ve lokal ozon enjeksiyonunun ağrı ve fonksiyonel sonuçlar açısından etkili tedavi yöntemleri olduğunu göstermektedir. Her iki yöntemde kısa vadede iyilik hali sağlarken ESWT uygulamasında bu iyileşme daha hızlı saptanmıştır. Orta vadede ağrı skorlarında ESWT lehine iken fonksiyonellik benzerdir. Sonuçlar, PF tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.

ESWTPlantar fasiit
Hasan Oğuzkağan Karadeniz
Sakarya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritli hastalarda fizik tedavi uygulamasına eklenen su içi egzersizin ağrı, kas gücü ve denge üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada diz osteoartriti olan hastalarda fizik tedavi uygulamalarına eklenen su içi egzersiz tedavisinin ağrı, denge ve kas gücü üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya diz OA tanısı konan toplam 73 hasta dahil edildi ve randomize olarak su içi egzersiz (n=35) ve kara egzersiz grubu (n=38) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Her iki gruba da haftada 5 gün toplam 15 seans semptomatik dizlerine yönelik sıcak paket, TENS, KDD içerikli fizik tedavi programı 3 hafta boyunca uygulandı. Su içi egzersiz grubuna fizik tedavi programıyla kombine olarak egzersiz havuzunda fizyoterapist eşliğinde haftada 5 gün, toplam 15 seans ve 30'ar dakika ( ısınma, su içi yürüme, EHA egzersizleri, kuadriseps güçlendirme egzersizleri, denge, alt ekstremite kaslarına germe egzersizleri ve soğuma) egzersiz programı uygulandı. Kara egzersizi grubuna ise fizik tedavi programıyla kombine olarak fizyoterapist eşliğinde haftada 5 gün, toplam 15 seans ve 30'ar dakika ( ısınma, yürüme, eha egzersizleri, kuadriseps güçlendirme egzersizleri, denge, alt ekstremite kaslarına germe egzersizleri ve soğuma) egzersiz programı uygulandı. Tedavi öncesi ve tedavi sonrasında EHA, VAS, WOMAC, 6DYT, kinestetik denge cihazı ile statik ve dinamik değerlendirmesi, izokinetik dinamometre ile 90 ve 150 derece/saniye açısal hızlarda diz fleksor ve diz ekstensör pik tork değerleri kaydedildi. İstatistiksel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 18 ile yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde gruplar arası ortalama karşılaştırılırken test seçimini yapmak için normal dağılım Shapiro-Wilk testi ile, tanımlayıcı istatistikler ve gruplar arası ortanca farkının önemliliği test edilirken Mann-Whitney U testi, aynı grubun tekrarlayan ölçümlerini değerlendirmede Wilcoxon testi, iki kategorik verinin değerlendirilmesinde Ki kare testi kullanılmıştır. P <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi grupların demografik özellikleri, radyolojik evreleri benzerdi. Klinik değerlendirme parametrelerinden hareketle ilişkili VAS, WOMAC fonksiyon ve WOMAC total skoru su içi egzersizde daha düşük, 90 derece/ sn açısal hızda ölçülen diz ekstansör pik tork değeri su içi egzersiz grubunda daha yüksek olup, bunların dışındaki tüm parametreler (EHA, VAS-İ,VAS-G,WOMAC ağrı, WOMAC tutukluk, 6DYT, SBİ ve DBİ ve dieğr izokinetik ölçümleri) birbiriyle benzerdi. Tedavi sonrasında her iki grupta VAS ve WOMAC skorlarında anlamlı olarak azalma, 6DYT, SBİ ve DBİ' de iyileşmeler ve tüm açısal hızlarda izokinetik değerlerde anlamlı olarak olarak artış, sadece kara egzersizi grubunda EHA'da artma mevcuttu. Her iki grubun tedavi sonrası değerlerinin karşılaştırılmasında VAS-H, WOMAC ağrı, WOMAC fonksiyon, WOMAC total, SBİ, 90 derece/sn açısal hızda diz ekstansör pik tork değeri ve 150 derece/ sn açısal hızda diz fleksör pik tork değerlerinde su içi egzersiz grubu lehine anlamlı ilerlemeler mevcuttu. Sonuç: Fizik tedavi uygulamalarına eklenen su iç egzersiz programı ağrıyı azaltmada, statik dengeyi ve kas gücünü iyileştirmede kara egzersiziyle uygulanan fizik tedavi programına kıyasla erken dönemde daha etkili olabilir.

Başak Elif Dal
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Subakromiyal sıkışma sendromu tanısı olan hastalarda; hılt tedavisinin plaseboya karşı, kısa ve uzun dönem etkinliğinin gösterilmesi

Amaç: Kas iskelet sistemi ağrıları içerisinde çok sık karşılaşılan, hastada ağrı ve hareket kısıtlılığı ile hastanın günlük yaşamını etkileyen subakromiyal sıkışma sendromunun tedavisinde, HILT‟ in plaseboya karşı erken ve geç dönem ağrı, yaşam kalitesi,omuz fonksiyonu ve izokinetik değerlendirme ile kas gücü üzerindeki etkinliğini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, subakromiyal sıkışma sendromu tanısı olan, yaşları 30-75 yas aralığında olan 32 hasta HILT+egzersiz grubu (HG) ve 31 hasta sham HILT+egzersiz grubu (kontrol grubu-KG) olmak üzere 63 hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. HILT grubuna haftada 5 gün 55 dakika olacak şekilde (25 dakika HILT ve 30 dakika egzersiz programı) 3 hafta boyunca HILT ve egzersiz programı (coldman sarkaç egzersizleri, eklem hareket açıklığı, germe ve güçlendirme egzersizleri); 2. gruba ise haftada 5 gün 55 dakika olacak Ģekilde (25 dakika sham hılt ve 30 dakika egzersiz programı) 3 hafta boyunca sham HILT ve egzersiz programı (coldman sarkaç egzersizleri, eklem hareket açıklığı, germe ve güçlendirme egzersizleri) aynı fizyoterapist tarafından uygulandı. Hastaların demografik özellikleri kaydedildi. Ölçümler, tedavi öncesi (başlangıç: T0), tedavi sonrası (T1,3.Hafta) ve çalışma sonu (tedavi sonrası 3. ay kontrol: T3) değerlendirmesi ile yapıldı. Değerlendirmeler; eklem hareket açıklıkları pasif ve aktif ölçümü, Visuel Analog Skalası (VAS), Constant Murley Skoru, SF-36 Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi, izokinetik omuz iç ve dış rotasyon 120,180 ve 210 derecelerde pik tork düzeyi ölçümlerini içermekteydi. Bulgular: Tedavi sonrası (T1) ve tedavi sonrası 3. ay kontrollerinde (T3) yapılan değerlendirmelerde hem HILT hem de kontrol grubunda anlamlı iyileşmeler saptandı. Grupların tedaviden hemen sonra ve tedaviden sonraki 3. aydaki değerlerinin karşılaştırılmasında ise omuzun aktif fleksiyon, iç rotasyon ve dış rotasyon EHA ölçümlerinde; VAS istirahat, VAS hareket ve VAS gece skorlarında ; Constant Murley günlük yaşam aktivitesi, eklem hareket açıklığı, kuvvet ve toplam skorlarında; SF-36‟nın tüm alt parametrelerinde (fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, vitalite, mental sağlık, sosyal fonksiyon, ağrı ve genel sağlık); izokinetik ölçümlerin iç rotasyon 120, 180,210 ve dış rotasyon 120,180 derece/saniye pik tork değerlerinde HILT grubu plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdi. Sonuç: SSS‟li hastalarda, HILT tedavisi plasebo ile karşılaştırıldığında; kısa ve uzun dönemde ağrıyı azaltmada, eklem hareket açıklığı, fonksiyonelliği, yaşam kalitesini ve izokinetik ile değerlendirilen kas kuvvetini arttırmada etkilidir.

Fizik tedaviFiziksel tıpLazer tedavisi+6
Muhammed Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankilozan spondilitli hastalarda kaplıca tedavisi, su içi egzersizi ve kara egzersizinin hastalık aktivitesi, semptomları, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve serum sklerostin seviyesi üzerine olan etkileri

Amaç: Bu çalışmada, ankilozan spondilitli hastalarda su içi egzersiz, kaplıca tedavisi ve kara egzersizinin hastalık aktivitesi, semptomları, uyku kalitesi, yaşam kalitesi ve serum sklerostin seviyesi üzerine olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza; Modifiye Newyork tanı kriterlerine göre AS tanısı alan 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele su içi egzersizi (20 hasta), kaplıca tedavisi (20 hasta) veya kara egzersizi (20 hasta) grubuna alındı. Su içi egzersizi grubuna; 32-33 °C sıcaklıktaki yüzme havuzunda, fizyoterapist eşliğinde toplam 60 dakika tedavi verildi. Kaplıca grubuna; 38-40 °C derece kaplıca havuzunda, tüm vücut banyosu şeklinde toplam 20 dakika tedavi verildi. Kara egzersizi grubuna; fizyoterapist eşliğinde toplam 60 dakika tedavi verildi. Tüm hastalar 4 hafta süresince, haftada 5 gün, toplam 20 seans ve 5-6 kişilik grup fizyoterapisi şeklinde tedavi aldı. Hastalar tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde ve 12.haftada değerlendirildi. Hastaların demografik veriler (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (BMI), eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, hastalık süresi ve kullandığı ilaçlar) kaydedildi. Hastalık aktivitesi BASDAİ ve ASDAS-CRP ile fonksiyonel durum BASFİ ile, entezit MASES ile, spinal mobilite BASMİ ile, yaşam kalitesini ASQoL ile, uyku kalitesi PUKİ ile, yorgunluk düzeyleri FSS ile değerlendirildi. Tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde ve 12. haftalarda serum sklerostin düzeyi ölçümü (SunRed marka Human Sklerostin Elisa kiti ile) yapıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. İstatistiksel analiz IBM SPSS Version 22 ile yapıldı. P <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında başlangıçta yaş, cinsiyet, hastalık süresi, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanımı, kullandıkları ilaçlar, BMİ, BASDAİ, BASFİ, ASDAS-CRP, MASES, BASMİ, göğüs ekspansiyonu, ASQoL, FSS, toplam PUKİ skoru ve PUKİ alt bileşenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcut değildi. Tüm gruplarda tedavi sonrası ve 12.hafta kontrollerinde; BASDAİ, BASFİ, MASES, BASMİ, ASQoL ve toplam PUKİ skorlarında istatistiksel olarak anlamlı ve benzer iyileşme sağlandı (p <0.05). ASDAS-CRP ve FSS'de üç tedavi grubunda da tedavi sonrası ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Kara egzersizi grubunda, tedavi sonrası ASDAS-CRP'de istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptandı. ASDAS-CRP'de 12.hafta kontrolünde görülen iyileşme; kaplıca ve kara egzersizi gruplarında, su içi egzersizi grubuna göre istatistiksel olarak daha fazlaydı. Kara egzersizi grubunda, tedavi sonrası FSS'de istatistiksel olarak daha fazla iyileşme saptandı. 12.haftada FSS'deki iyileşme açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Su içi egzersiz grubunda; tedavi sonrası ve 12. haftada göğüs ekspansiyonunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Kaplıca ve kara egzersizi gruplarında göğüs ekspansiyonunda tedavi sonrası ve 12.hafta kontrollerinde başlangıca göre artış görüldü, ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kaplıca ve su içi egzersizi gruplarında uyku latansı; kara egzersizi grubunda ise uyku süresinde daha iyi sonuçlar elde edildi. Uykunun diğer bileşenleri ve toplam PUKİ skoru üzerine üç grupta benzer etkinlik gösterdi. Tedavi sonrası ve 12.haftada serum sklerostin düzeyinde görülen değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Serum sklerostin düzeyi ile göğüs ekspansiyonu arasında pozitif yönde hafif korelasyon; yaş, BMİ ve ESH arasında ise negatif yönde hafif korelasyon saptandı. Serum sklerostin düzeyi ile hastalık süresi, BASDAİ, ASDAS-CRP, BASFİ, MASES, BASMİ, ASQoL, PUKİ, FSS ve CRP arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Su içi egzersiz, kaplıca tedavisi ve kara egzersizi ile AS'li hastalarda; hastalık aktivitesi, spinal mobilite, entezit, uyku kalitesi, yorgunluk, fonksiyon ve yaşam kalitesinde tedavi sonrası 12.haftaya kadar devam eden istatistiksel olarak anlamlı iyileşme sağlandı. Su içi egzersiz göğüs ekspansiyonu geliştirmede daha etkili bulundu. Bu çalışma; AS'li hastalarda serum sklerostin düzeyi ve non-farmakolojik tedavi yaklaşımları (kara egzersizi, su içi egzersiz ve kaplıca tedavisi) arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Üç grupta da, 12. haftada serum sklerostin düzeyinde başlangıca göre benzer bir artış izlendi (bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi). Serum sklerostin düzeyi ile göğüs ekspansiyonu arasında pozitif yönde hafif korelasyon; yaş, BMI ve ESH arasında ise negatif yönde hafif korelasyon saptandı.

Belirti ve semptomlarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Ersin Beştaş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pulse elektromanyetik alan tedavisinin lomber disk bozukluğu olan hastalarda ağrı, yaşam kalitesi, uyku kalitesi, depresyon, disabilite ve inflamatuar belirteçler üzerine etkisi

Amaç: Pulse elektromanyetik alan tedavisi (PEMT)'nin lomber disk bozukluğu olan hastalarda ağrı, yaşam kalitesi, uyku kalitesi, depresyon, disabilite ve inflamatuar belirteçler üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya en az 3 aydır mekanik tarzda bel ağrısı olan yaşları 18-55 arasında değişen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 50 hasta dahil edildi. Hastalar, randomize olarak iki farklı tedavi grubuna ayrıldı (1.grup; egzersiz programı+ PEMT ve 2.grup; egzersiz programı+ Sham PEMT). Her iki gruba da fizyoterapist eşliğinde, dört hafta süresince, haftada beş gün, toplam 20 seans tedavi verildi. Egzersiz+ PEMT grubuna, egzersiz programı ve elektromanyetik alan cihazıyla 50 hz, 85 Gauss ( 0,0085 Tesla) 20 dk/gün lomber bölgeye manyetik alan tedavisi uygulandı. Egzersiz+sham PEMT grubuna ise egzersiz ve manyetik alan cihazı kapalı bir şekilde, 20 dk lomber bölgeye uygulama yapıldı. Hastalar cihazın açık veya kapalı olduğu hakkında bilgi sahibi olmadılar. Hastalar tedavi başlangıcında, tedavi bitiminde (4.hafta) ve 12. haftada olmak üzere toplam üç kez aynı hekim tarafından değerlendirildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, VKİ), hastalık süresi ve ilaç kullanımı kaydedildi. Ağrı düzeyleri VAS ve McGill-Melzack Ağrı Anketi (MMAA) ile, depresyon BDÖ ile, disabilite ODI ile, yaşam kalitesi SF-36 ile, uyku kalitesi PUKİ ile değerlendirildi. Biyobelirteç olarak; IL-1, IL-6, IL-17, IL-23, TNF-a, RANTES, NPY düzeyleri bakıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. Sağlıklı erişkin grubundan ise sadece bir defaya mahsus kan numunesi alınarak demografik ve klinik parametreler sorgulandı. İstatistiksel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 26 ile yapıldı. p <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kronik bel ağrısı olan hastalarda, sağlıklı kişilere kıyasla ağrı, disabilite ve depresyonun arttığı, uyku kalitesi ve eklem hareket kabiliyetinde belirgin azaldığı saptandı. Hem PEMT grubunda hem de sham PEMT grubunda tedavi sonrası ve 12. hafta kontrollerinde VAS, SF-36, BDÖ, ODI, PUKI skorlarında grup içi anlamlı iyileşmeler tespit edildi. PEMT grubunda tedavi sonrası sham PEMT grubuna kıyasla VAS- hareket, ODI ve SF-36'nın vitalite alt parametresinde belirgin iyileşme sağlandı (p<0,05). Tedavi öncesi PEMT ve sham PEMT grubunda, sağlıklı gruba kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olmasa da IL-6, IL-23, RANTES seviyelerinde yükseklik tespit edildi. Diğer belirteçlerde belirgin bir fark yoktu. PEMT grubuyla sham PEMT gruplarının tedavi öncesi IL-1 düzeyleri farklı olduğundan dolayı yüzdelik değişim hesaplandı. Sham PEMT grubunda PEMT grubuna kıyasla tedavi öncesi ve 12. hafta ölçümleri arasında belirgin artışın olduğu saptandı. PEMT, tedavi boyunca IL-1, IL-6 ve IL-17 seviyelerinde yükselmeyi engellemiştir. Fakat tedavi kesildikten sonra 12. hafta kontrollerinde inflamatuar belirteçler üzerine belirgin etki oluşturamadığı ve bu belirteçlerin tekrar yükseldiği görülmüştür. PEMT, tedavi boyunca ve sonraki süreçte TNF-alfa, IL-23, NPY ve RANTES seviyelerinde düşüşe neden olmamıştır. PEMT grubunda tedavi sonrası grup içi değerlendirmede lomber fleksiyon, ekstansiyon ve rotasyonda artışın ve Parmak Zemin Mesafesi (PZM)'deki azalışın 12. haftada anlamlı bir şekilde devam ettiği görülmüştür. Gruplar arasında ise PZM azalışı, PEMT grubu lehine belirgin anlamlı bulundu. Tüm biyobelirteçler, IL-17 hariç birbiriyle pozitif yönde korelasyon göstermiştir. Biyobelirteçler ile yaş, VKİ, BDÖ, ODI, PUKI arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda, kronik bel ağrısında egzersiz programına ilaveten PEMT'in klinik ve fonksiyonel iyileşmede erken dönemde daha belirgin etkili ve güvenilir olduğu bulundu. Uzun dönemde ise bu etkinliğini koruyamadığını düşündürmektedir. Öte yandan biyobelirteçler üzerine etkisi inflamatuar süreçteki farklı yolaklardan dolayı net olmamakla birlikte, kısa dönemde antiinflamatuar etki gösterdiğini düşündürmektedir. Bu etkilerinin net değerlendirilmesi için hasta sayısının daha fazla olduğu, inflamatuar süreçlere spesifik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: kronik bel ağrısı, lomber diskopati, pulse elektromanyetik alan tedavisi, inflamatuar biyobelirteç

AğrıBel ağrısıBiyobelirteçler+7
Fatih Çakıroğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartritli hastalarda lipödem ve venöz yetmezlik

Amaç: Bu çalışmada orta-ileri diz osteoartriti tanısı konulan hastalarda, lipödem veya venöz yetmezlik birlikteliğinin; osteoartrit semptomlarına ve hastaların yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya KL evrelemesine göre evre 3 ve 4 diz osteoartriti saptanan 96 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar yapılan tetkiklere göre osteoartrit (n=35), venöz yetmezlik ve osteoartrit (n=35), lipödem ve osteoartrit (n=26) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Her üç grubunda diz ağrı süreleri, KL evreleri, alt ekstremite çevre ölçümü, EHA, VAS, WOMAC, SF 36, IPAQ SF, 6 DYT, vücut kompozisyon analizi, bilateral alt ekstremite venöz RDUS sonuçları kaydedildi. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Demografik verilerde gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Venöz yetmezlik grubunda evre 4 diz osteoartriti olan hasta sayısı ve WOMAC tutukluk skoru anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Lipödem grubunda diz ağrı süresi ve alt ekstremite çevre ölçüm değerleri anlamlı olarak daha fazla bulundu. Klinik değerlendirme parametrelerinden EHA ölçümünde gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Ağrı değerlendirmesinde kullanılan parameterlerden VAS istirahat ve WOMAC ağrı skorları lipödem ve venöz yetmezlik grubunda osteoartrit grubuna göre anlamlı olarak yüksek iken VAS haraket ve VAS gece skorlarında gruplar arasında anlamlı fark yoktu. WOMAC fonksiyon ve total WOMAC skorları lipödem ve venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu. Fiziksel aktivite düzeyi değerlendirmesinde kullanılan 6 DYT sonuçlarında gruplar arasında anlamlı fark yok iken IPAQ SF sonuçlarına göre lipödem grubunda anlamlı olarak daha fazla fiziksel inaktif hasta saptandı. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde kullanılan SF 36 alt parametrelerinde ise fiziksel rol kısıtlılığı lipödem ve venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak düşük saptandı. Sosyal fonksiyon alt parametresi ise venöz yetmezlik grubunda anlamlı olarak düşük saptandı. Vücut kompozisyon analizinde BMI, yağ yüzdesi, alt ve üst ekstremite için segmantal yağ yüzdeleri, alt ekstremite empedans değerleri ve hücre dışı sıvı miktarı lipödem grubunda anlamlı olarak yüksek saptandı. Gövde yağ yüzdesi değerlerinde ise gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Bazal metabolizma hızı/kilo oranı lipödem grubunda OA ve venöz yetmezlik grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Diz osteoartritine eşlik eden venöz yetmezlik ve lipödem; hastaları ağrı, yaşam kalitesi ve fiziksel fonksiyon bakımında olumsuz yönde etkileyerek osteoartrite bağlı mevcut disabiliteyi arttırmaktadır.

DizDiz eklemiLipödem+3
Hilmi Ekti
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Postmenopozal osteopenik ve osteoporotik kadınlarda sarkopeninin denge ve düşme üzerine etkisi

Amaç: Osteoporoz, osteopeni ve sarkopeni yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen, ortak etyolojileri paylaşan hastalıklardır. Bu çalışmada postmenopozal osteopenik ve osteoporotik kadınlarda eşlik eden sarkopenin denge parametreleri üzerine etkisi ve düşme riskindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamız kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmış olup Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran 55-75 yaş arası postmenopozal osteopenik ve osteoporotik 150 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni hali, vücut kitle indeksi (VKİ), sigara ve alkol kullanımı, osteoporoz takip süresi, menopoz süresi ve kullandığı ilaçlar) kaydedildi. Hastaların kemik mineral yoğunluğu dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) ile, kas gücü Jamar el dinamometrisi ve alt ekstremite izokinetik test ile, kas kütlesi biyoelektrik impedans analizi ile, fiziksel performans Kısa fiziksel performans testi, "Time Up Go" testi ile, denge Berg denge ölçeği, Tinetti denge ve yürüme testi, fonksiyonel uzanma testi ile, düşme riski FROP-COM anketi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 150 hasta osteoporoz, osteopeni ve sarkopeni açısından değerlendirildi. Osteosarkopenik hastalar ile izole osteporoz ve izole osteopenisi olan hastaların verileri karşılaştırıldığında osteosarkopenik hastalarda 6 dakika yürüme mesafesi, Tinetti denge-yürüme-toplam skorları, Berg denge testi, Kısa Fiziksel Performans Testi, izokinetik testte 60 derece açısal hızda fleksiyon ve ekstansiyon maksimum tork değerleri, 180 derece açısal hızda ekstansiyon maksimum tork değerleri anlamlı şekilde düşük saptandı. FROP-COM anketi sonuçları ve "Time Up Go" testi süreleri ise osteosarkopenik hastalarda anlamlı şekilde yüksek saptandı. Sonuç: Osteopenik ve osteoporotik hastalarda düşme kırık riskinde artışa, mortalite ve morbiditeye, yaşam kalitesinde azalmaya yol açar. Osteoporotik, osteopenik ve sarkopenik hastalar fiziksel performans, kas gücü, denge ve düşme riski açısından değerlendirildi. Sarkopenik hastalarda fiziksel performansın ve kas gücünün düşük olduğu ve bunlara bağlı denge kaybının ve düşme riskinin artmış olduğu tespit edildi.

DengeDüşme kazalarıKas distrofileri+5
Ahmet Muhammed Kılınç
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aerobik egzersizin romatoid artrit hastalarında uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum bdnf ve irisin düzeyleri üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, aerobik egzersizin RA hastalarında uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum BDNF ve irisin düzeyleri üzerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2010 ACR/EULAR tanı kriterlerine göre romatoid artrit tanısı konulmuş 20-60 yaş arasında, DAS28 (Disease Activity Score) ≤3.2 (düşük hastalık aktivitesi veya remisyon) olan stabil 73 hasta ve yaş- cinsiyet uyumlu 78 sağlıklı erişkin dahil edildi. Hastalar rastgele 2 gruba ayrıldı. 40 hasta içeren 1.gruba, EHA egzersizleri ve büyük kas gruplarına yönelik güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. 33 hasta içeren 2.gruba ise ev egzersiz programına ek olarak 4 hafta süresince, haftada 5 gün, toplam 20 seans boyunca Opticare yazılımındaki bisiklet ergometrisi cihazında aerobik egzersiz programı uygulandı. Hastaların egzersiz şiddeti, orta yoğunlukta olup maksimum kalp hızı (220-yaş) ve istirahat kalp hızına göre hesaplanan Karvonen formülü ile belirlendi. Program öncesi 6 DYT kullanılarak verilebilecek maksimum yük hesaplandı. Egzersiz boyunca hesaplanan Wmax' ın % 60-80'i arasında güç uygulandı. Hastalar tedavi başlangıcında ve tedavi bitiminde (4.hafta) olmak üzere 2 kez aynı hekim tarafından değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, hastalık süresi, medikal tedavisi ve otoantikor düzeyi (anti-CCP, RF) kaydedildi. Hastalık aktivitesi DAS 28 ile, uyku kalitesi PUKİ ile, yorgunluk düzeyi YŞÖ ile, depresyon BDÖ ile, yaşam kalitesi SF-36 ile, egzersiz kapasitesi 6DYT ile değerlendirildi. Biyobelirteç olarak; serum İrisin ve BDNF düzeyleri ELİSA kiti ile bakıldı ve sonuçlar ng/dl olarak kaydedildi. Sağlıklı erişkin grubundan ise sadece bir defaya mahsus kan numunesi alınarak demografik ve klinik parametreler sorgulandı. İstatistisel analiz Windows için geliştirilmiş SPSS 25 kullanılarak yapıldı. p<0.05 olması, istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: İlk değerlendirmede RA hastalarında sağlıklı kişilere kıyasla uyku kalitesi ve yaşam kalitesinin belirgin düşük olduğu, yorgunluk ve depresyonun ise daha fazla görüldüğü saptandı. Egzersiz tedavisi sonrası her iki RA grubunda da depresyon skorlarında belirgin azalma olmasına rağmen gruplar arası anlamlı fark yoktu. Aerobik egzersiz alan grupta ek olarak DAS 28 skorlarında azalma, PUKİ total ve öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku bozukluğu parametrelerinde azalma, Yorgunluk şiddet ölçeği puanlarında azalma, SF-36'da fiziksel fonksiyon, vitalite, mental sağlık, ağrı, genel sağlık alt parametrelerinde iyileşme ve 6 dakika yürüme testi mesafesinde anlamlı artış tespit edildi (p<0.05). Tedavi öncesi ve sonrası serum irisin ve BDNF düzeylerinin yüzdelik değişim oranları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatististiksel olarak anlamlılık gözlenmedi (p>0.05). BDNF ve irisin düzeyleri birbirleriyle pozitif korelasyon gösterdi (r>0.50). Ek olarak İrisin düzeyi yaş, hastalık aktivitesi, hastalık süresi ile zayıf düzeyde pozitif korelasyon gösterdi (r<0.50). Sonuç: Aerobik egzersiz, RA hastalarında hastalık alevlenmesini geciktirmede, yorgunluk ve depresyonu azaltmada, yaşam kalitesi, egzersiz kapasitesi ve uyku kalitesini artırmada oldukça etkili ve medikal tedaviyi destekleyici bir tedavi olarak görünmektedir. RA hastalarında fiziksel aktivite ve egzersiz rutin tedavinin bir parçası olmalıdır. Öte yandan gelecekte biyobelirteçlerin egzersiz ve uykuyla ilişkisini daha net değerlendirebilmek için hasta sayısının daha fazla olduğu, daha uzun takip süresi olan çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışma; RA hastalarında aerobik egzersizin uyku kalitesi, yorgunluk, yaşam kalitesi, depresyon, serum BDNF ve irisin düzeyleri üzerine etkisini inceleyen ilk çalışmadır. Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, Uyku kalitesi, Aerobik egzersiz, İrisin, BDNF

AdalimumabAerobik güçArtrit-romatoid+7
Hatice Kudret Miroğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nonspesifik kronik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) etkinliği: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin (PEMT) ağrı, dizabilite, basınç ağrı eşiği ve yaşam kalitesi üzerindeki etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-55 yaş aralığında, kronik nonspesifik boyun ağrısı tanısı alan 75 hasta dahil edildi. Hastalar PEMT, sham PEMT ve sadece NSE olmak üzere üç gruba randomize edildi. PEMT grubuna boyun bölgesine 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans PEMT (25 hz frekans, %35 yoğunlukta, 30 Gauss, 25 dk) ve sonrasında 60 dakikalık NSE uygulandı. Sham PEMT grubuna cihaz kapalı bir şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün her seans 25 dk olmak üzere toplam 15 seans sham PEMT ve 60 dakikalık NSE uygulandı. NSE grubuna ise her seans 60 dakika olacak şekilde 3 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 15 seans sadece NSE programı verildi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Değerlendirme parametreleri; semptom süreleri, servikal eklem hareket açıklıkları (EHA), istirahat-hareket-gece Visuel Analog Skala (VAS) değerleri, boyun ağrı ve özürlülük ölçeği (NDI), hasta ve hekim global değerlendirmeleri, algometre ile basınç ağrı eşiği ölçümü ve kısa form-36 (SF-36) yaşam kalitesi değerlendirme anketinden oluşmaktaydı. Değerlendirmeler; tedavi öncesi (T0), tedavi sonrası/3. haftada (T1) ve 6. haftada (T2) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 paket programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda her üç grupta da, tedavi sonrası ve 6. haftada yapılan değerlendirmelerde başlangıca göre, çoğu parametrede iyileşme saptadık. T1 kontrolünde PEMT ve sham PEMT grupları arasında VAS hareket düzeylerinde PEMT lehine anlamlı fark vardı. Gruplar arası analizde T1 kontrolünde PEMT grubu NSE grubuna göre NDI düzeylerinde daha fazla iyileşme gösterdi. 6. hafta kontrolünde ise NDI düzeylerinde PEMT grubunda, sham ve NSE grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha fazla iyileşme mevcuttu. Sonuç: Kronik nonspesifik boyun ağrılı hastalarda NSE'ye eklenen PEMT'in ağrı, dizabilite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri olmaktadır. PEMT istirahat, hareket ve gece ağrısını azaltmada egzersize üstün; harekette ağrıyı azaltmada ise plaseboya üstün olup, dizabiliteyi iyileştirmede kısa vadede egzersizden, uzun vadede hem egzersiz hem de plasebodan daha etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, Egzersiz, Kronik nonspesifik boyun ağrısı, Pulse manyetik alan tedavisi

AğrıBoyunBoyun ağrısı+2
Nur Doğanlar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Spinal kord yaralanmalı hastalarda robot yardımlı el terapisinin el fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Spinal kord yaralanmalı hastalarda el fonksiyonlarının iyileştirilmesi günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılması açısından önemlidir. Robot yardımlı terapi bir bilgisayar programı ve mekanik bir cihaz yardımıyla uygulanan egzersizlerden oluşan tedavi yöntemidir. Robot yardımlı terapi yüksek yoğunluklu, sık tekrarlı ve fonksiyonel tedavi imkanı sunmaktadır. Bu çalışmada spinal kord yaralanmalı hastalarda robot yardımlı el terapisinin el fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerindeki etkinliğini değerlendirmek amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 15.11.2021-15.05.2023 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğine rehabilitasyon amacıyla başvuran 18-65 yaş arası, spinal kord yaralanması sonrası tetrapleji gelişen 41 hasta değerlendirildi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 38 hastadan çalışmayı tamamlayan 30 hastanın verileri incelendi. Hastaların demografik verileri kaydedildi. Hastalar robot yardımlı terapi grubu ve konvansiyonel terapi grubu olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrıldı. Konvansiyonel terapi grubuna her iki el için 30'ar dakika pasif ve aktif asistif eklem hareket açıklığı egzersizleri, güçlendirme egzersizleri ve görev odaklı egzersizlerden oluşan egzersiz programı uygulandı. Robot yardımlı terapi grubu bu tedaviye ek olarak haftada 5 gün her iki ele 30'ar dakika olacak şekilde el-parmak robotu ile robot yardımlı tedavi aldı. Robotik rehabilitasyonda devamlı pasif eklem hareket açıklığı, aktif assistif egzersiz ve oyun terapisi programları kullanıldı. Her iki gruba haftada 5 gün olacak şekilde 6 hafta boyunca toplam 30 seans tedavi verildi. Değerlendirme parametreleri; el becerisi için Sollerman El Fonksiyon Testi ve Kutu Blok testi; el kavrama gücü ve parmak sıkıştırma gücü için dinamometre; aktivite kısıtlılığı için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ve Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği III; sosyal katılım için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Değerlendirmeler, tedavi öncesi (T0) ve tedavi sonrası (T1) yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 25.0 programı kullanıldı. p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 30 hastanın; robot yardımlı terapi grubunda 2'si kadın (%13,3) ve 13'ü erkek (%86,7), konvansiyonel terapi grubunda 1'i kadın (% 6,7 ) ve 14'ü erkekti (%93,3) (p= 0,543). Her iki grupta grup içi tedavi sonrası (T1) değerlendirmelerde tedavi öncesine (T0) göre Üst Ekstremite Motor Skor, Sollerman El Fonksiyon Testi, sol el için Kutu Blok Testi, Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği kendine bakım, hareketlilik ve total skoru, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği kendine bakım ve total skoru parametrelerinde anlamlı iyileşme saptandı. Robot yardımlı terapi grubunda ek olarak sağ el için kutu blok testi, sol el için kavrama gücü, sol el için parmak ucu, lateral ve palmar sıkıştırma gücü, sağ el için parmak ucu sıkıştırma gücü, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği transfer alt parametresi ve SF-36 emosyonel rol kısıtlılığı alt parametresinde tedavi öncesine göre anlamlı iyileşma saptandı. El fonksiyonlarının Sollerman El fonksiyon Testi ve Kutu Blok Testi ile değerlendirmesinde tedavi öncesinde gruplar başlangıçta benzerken tedavi sonrasında robot yardımlı terapi grubunda daha yüksek saptandı (p<0,05). Aktivite kısıtlılığının Omurilik Yaralanması Bağımsızlık Ölçeği III ile değerlendirmesinde gruplar başlangıçta benzerken tedavi sonrasında kendine bakım alt parametresinde robot yardımlı terapi grubunda daha yüksek saptandı (p<0,05). Sonuç: Spinal kord yaralanmalı tetraplejik hastalarda konvansiyonel terapiye eklenen robot yardımlı el terapisi, konvansiyonel terapiye kıyasla el fonksiyonları ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Anahtar kelimler: Omurilik yaralanmaları, tetrapleji, el rehabilitasyonu, robotik rehabilitasyon, el fonksiyonları, yaşam kalitesi

Melek Rukiye Taşgın
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Lateral epikondilitli hastalarda ekstrakorporeal şok dalga tedavisine (ESWT) eklenen plateletten zengin plazma (PRP) tedavisinin klinik ve ultrasonografik olarak etkinliği: prospektif randomize kontrollü çalışma

Amaç: Çalışmamızın amacı, kronik lateral epikondilitli hastalarda ev egzersiz programı ve ESWT tedavisine ek olarak PRP veya Sham PRP enjeksiyonlarının eklenmesinin ağrı, el kavrama kuvveti, fonksiyonel aktiviteler, yaşam kalitesi ve USG parametreleri üzerine etkinliğini belirlemek ve tedavilerin birbirlerine olan üstünlüklerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 18-65 yaş aralığında, şikâyetleri 3 aydan fazla devam eden ve lateral epikondilit tanısı konulan toplam 91 hasta dahil edildi. Hastalar üç tedavi grubuna randomize edildi. Her gruba her gün 3 ay boyunca germe ve eksantrik güçlendirme egzersizlerini içeren ev programı ve 3 hafta boyunca haftada 1 olmak üzere toplam 3 seans ESWT (8 Hz, 2.0 bar, 2000 atım) uygulanması planlandı. Birinci grup tek doz PRP enjeksiyonu, ESWT ve egzersiz; ikinci grup tek doz sham PRP enjeksiyonu, ESWT ve egzersiz; üçüncü grup ESWT ve egzersiz tedavisi aldı. Hastalar tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) olmak üzere toplam üç kez değerlendirildi. Hastalar, Vizüel Analog Skala (VAS) ile istirahat, hareket ve gece ağrı şiddeti, Jamar dinamometre ile elin kavama kuvveti, Hasta Bazlı Lateral Epikondilit Değerlendirme Ölçeği (PRTEE) ve Hızlı Kol, Omuz ve El Özürlülük Ölçeği (Quick DASH) ile fonksiyonellik, SF-36 ile yaşam kalitesi, İzokinetik Dinamometre cihazı ile el bileği ekstansör ve fleksör kuvveti ve ultrasonografik değişiklikler için ortak ekstansör tendon (CET) kalınlığı ölçümleri ve total ultrasonografi (USG) skalası skoru (hipoekojenite, neovaskülarite, heterojenite, kemik anormalliği) parametreleri ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 91 hastanın 65'i (%71.4) kadın, 26'sı (%28.6) erkekti. Katılımcılar demografik veriler açısından homojen dağılım göstermekteydi. Her üç tedavi grubunun zamansal takiplerinde VAS istirahat, hareket ve gece, el kavrama kuvveti, PRTEE-ağrı, fonksiyon ve total, Quick DASH, SF-36 alt parametreleri, USG değerlendirmeleri (CET kalınlığı, hipoekojenite ve TUSS), İzokinetik Dinamometre cihazı ile yapılan fleksiyon ve ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler saptandı. Gruplar karşılaştırıldığında, T1 ve T2 ölçümlerinde 1. grubun, VAS hareket ve VAS gece skorlarını azaltmada diğer gruplara kıyasla daha üstün olduğu gözlemlendi. VAS istirahat skorları takiplerinde gruplar arası anlamlı fark olmadığı bulundu. El kavrama kuvvetlerinin T1 ölçümünde 1. grubun, sadece 2.gruba; T2 ölçümünde ise 1. grubun diğer gruplara karşı üstünlüğü saptandı. PRTEE-ağrı, fonksiyon ve total değerlerinde, T2 ölçümlerinde 1. grubun sadece 3. gruba üstün olduğu saptandı. Quick DASH skorlarının T2 ölçümlerinde, 1. grubun diğer gruplara üstün olduğu bulundu. Tüm ultrasonografik değerlendirme parametrelerinde T1 ve T2 ölçümlerinde gruplar arası anlamlı farklılık saptanmadı. İzokinetik Dinamometre cihazı ile yapılan kas gücü değerlendirmelerinde T1 ve T2 ölçümlerinde 1. grubun, 2. gruba fleksiyon ve ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde üstün bulundu. Ancak sadece ekstansiyon kas gücü değerlendirmelerinde, T1 ölçümünde 3. grup, 2. gruba üstün bulundu. Sonuç: ESWT ve PRP lateral epikondilit tedavisinde beraber kullanılması ağrı, fonksiyonellik, el kavrama kuvveti ve yaşam kalitesi gibi klinik parametrelerinin üzerine, ESWT'nin tek başına kullanılmasından daha üstün bulunmuştur. Ancak bu tedavi yöntemleri ultrasonografik parametreler üzerine olumlu etkileri olsada, birbirlerine üstünlüğü gösterilememiştir. Sonuç olarak, ESWT ve PRP tedavisinin kombinasyonu lateral epikondilit tedavisinde etkili, güvenilir şekilde kullanılabilir görünmektedir.

Ali İzzet Akçin
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İnmeli hastalarda repetatif transkranial manyetik stimulasyon tedavisinin alt üriner sistem disfonksiyonları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, inme sonrası üriner inkontinans olan hastalarda tekrarlayan transkranial manyetik stimülasyon (rTMS) tedavisinin etkinliğini ve güvenilirliğini sham rTMS ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya inme sonrası üriner disfonksiyon (ÜD) gelişen 40 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele olarak rTMS (n=20) veya sham rTMS (n=20) gruplarına ayrıldı. rTMS grubu, 3 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 15 seans, 1 Hz frekansında, %80 motor eşik uyarısı ile rTMS tedavisi aldı. Sham rTMS grubu ise rTMS cihazına benzer bir cihazla plasebo tedavisi aldı. Her iki grup da takip süresince konvansiyonel inme rehabilitasyon programına devam etti. Hastaların değerlendirilmesi tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 8. haftada yapıldı. Değerlendirmede Danimarka Prostat Semptom Skoru (Danish PSS) Üriner İnkontinans Yaşam Kalite Ölçeği (I-QOL), İdrar Kaçırma Anket Kısa Formu (ICIQ-SF) ve Aşırı Aktif Mesane Semptom Skoru (AAMSS), Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FİM), Barthel İndeksi ve Beck Depresyon Ölçeği, ayrıca üroflowmetri testi kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler (yaş, cinsiyet, inme tipi, inme zamanı) ve başlangıç değerlendirme skorları açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). rTMS grubu, sham rTMS grubuna kıyasla Danish PSS, I-QOL, ICIQ-SF ve AAMSS skorlarında tedavi sonrası ve 8. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gösterdi. rTMS grubunda Danish PSS skorları tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak azalırken (sırasıyla p=0.02, p=0.01), sham rTMS grubunda anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Benzer şekilde, rTMS grubunda I-QOL skorları tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak artarken (sırasıyla p=0.03, p=0.008), sham rTMS grubunda anlamlı bir değişiklik saptanmadı (p>0.05). rTMS grubunda ICIQ-SF ve AAMSS skorları da tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve 8. haftada anlamlı olarak azalırken (sırasıyla p=0.01, p=0.005 ve p=0.02, p=0.01), sham rTMS grubunda her iki skor için de anlamlı bir değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Ayrıca rTMS grubunda, SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt ölçeklerinde, FIM ve Barthel İndeksi skorlarında sham rTMS grubuna göre anlamlı iyileşmeler gösterirken (p<0.05), Beck Depresyon Ölçeği skorlarında iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0.05). üroflowmetri değerlendirmesinde elde edilen objektif sonuçlara göre maksimum akış hızı, işenen hacim, ortalama akış hızı ve rezidü idrar miktarında rTMS tedavisinin uzun dönem takiplerinde görülen iyileşmenin sham rTMS grubuna kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Her iki grupta da tedaviye bağlı ciddi bir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Bu çalışma, rTMS'un inme sonrası üriner disfonksiyon olan hastalarda semptomları hafifletmede, yaşam kalitesini artırmada ve mesane fonksiyonlarını iyileştirmede etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olabileceğini düşündürmektedir. Bu ön bulguların doğrulanması ve rTMS'un uzun dönem etkilerinin değerlendirilmesi için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ayşenur Beysel
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankilozan spondilitli hastalarda aerobik egzersiz programının hastalık aktivitesi, semptomlar, yaşam kalitesi, spinal mobilite ve serum kalprotektin, visfatin, leptin değerleri üzerindeki etkisi: Ultrasonografik çalışma

Amaç: Çalışmamızın amacı Ankilozan Spondilitli (AS) hastalarda germe egzersizleri ve bisiklet ergometrisinde uygulanan yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersiz kombinasyonunun; hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi, spinal mobilite, USG parametreleri ve kalprotektin, visfatin, leptin, IL-33 serum değerlerine olan etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 20-60 yaş aralığında, 2009 ASAS kriterlerine göre AS tanılı toplam 56 hasta dahil edildi. Hastalar aerobik + germe egzersiz grubu (28 hasta) ve sadece germe egzersiz grubu (28 hasta) olmak üzere iki tedavi grubuna randomize edildi. Her 2 gruba da gözetim altında 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans servikal, torakal ve lomber omurgaya yönelik eklem hareket açıklığı ve germe egzersizleri verildi. Birinci gruba ek olarak kardiyopulmoner rehabilitasyon ünitemizde bisiklet ergometrisinde yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersiz programı uygulandı. Aerobik egzersiz alan hastaların egzersiz şiddeti Wmax (W) = (0.122 x 6DYT) + (72.683 x boy [m]) - 117.109 formülü ile belirlendi; hastalara toplam 25 dakika olmak üzere 4×4 dakikalık aralıklarla belirlenen yükün tamamı, ardından 3x3 dakikalık aralıklarla belirlenen yükün %50'si verildi. Zorlanma derecesi Borg skalasına göre yüksek yoğunluklu aralıklar için 15-17 değerleri, düşük yoğunluklu aralıklar için 12-14 değerleri arasında olacak şekilde takip edildi. Hastalar tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1: 4.haftada) ve tedaviden sonra 12.hafta (T2) olmak üzere toplam üç kez değerlendirildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), eğitim durumu, ek komorbidite varlığı, hastalık süresi, daha önce aldığı tedaviler ve kullandığı ilaçlar) ve HLA-B27 durumu kaydedildi. Akut faz reaktanları CRP (mg/L) ve ESH (mm/saat) ile, hastalık aktivitesi BASDAİ ve ASDAS-CRP ile, fonksiyonel durum BASFİ ile, yaşam kalitesi ASQoL ile, spinal mobilite BASMİ ve alt parametreleri (sağ ve sol lateral fleksiyon, sağ ve sol servikal rotasyon, maksimal intermalleolar mesafe, tragus duvar mesafesi ve modifiye schober testi) ve ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 prone, T11-12 max fleksiyon, T11-12 fark, L4-5 prone, L4-5 max fleksiyon, L4-5 fark) ile, aerobik kapasite 6DYT ile, vücut ağırlığı ve kompozisyonu TANİTA BC 418 kullanılarak BİA yöntemi ile değerlendirildi. Ek olarak göğüs ekspansiyonu değerlendirildi. T0, T1 ve T2'de biyobelirteç olarak serum kalprotektin (ng/ml), visfatin (ng/ml), leptin (ng/ml) ve IL-33 (ng/L) düzeylerinin ölçümü ELISA kitleri ile yapıldı ve sonuçlar kaydedildi. Bulgular: Çalışmayı tamamlayan 56 hastanın 18'i (%32,1) kadın, 38'i (%67,9) erkekti. Gruplar arasında başlangıçta demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0,05). Aerobik + germe egzersiz grubunda T1 ve T2'de BASDAİ, ASDAS-CRP, ASQoL ve 6DYT'deki iyileşme sadece germe egzersizi alan gruptaki iyileşmeye göre üstündü (p<0,05). Her iki grupta T1 ve T2'de BASFİ, BASMİ ve alt parametreleri, ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 prone, T11-12 max fleksiyon, T11-12 fark, L4-5 prone, L4-5 max fleksiyon, L4-5 fark) açısından anlamlı iyileşmeler gözlendi (p<0,05), ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Göğüs ekspansiyonundaki iyileşme aerobik + germe egzersiz grubunda diğer gruba göre üstün bulundu (p<0,05). Grup içi göğüs ekspansiyonu ölçümlerinde izlenen iyileşme her iki grupta T2'de anlamlıyken; aerobik + germe egzersiz grubunda T1'de de anlamlı düzeydeydi (p<0,05). Biyobelirteçler açısından aerobik + germe egzersiz grubunda kalprotektin ve leptin seviyesinde T1 ve T2'de iyileşme gözlendi (p<0,05); kalprotektindeki iyileşme aerobik + germe grubunda üstündü (p<0,05). Leptindeki değişimler açısından tedavi sonrasında gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Tedavi sonrasında her iki grupta da CRP, ESH, Visfatin ve IL-33 düzeylerinde anlamlı değişiklikler izlenmedi (p>0,05). Vücut ağırlığı ve VKİ yalnızca aerobik + germe egzersiz grubunda T1'de iyileşme gösterdi; vücut yağ kütlesinde aerobik + germe egzersiz grubunda T1 ve T2'de iyileşme gözlendi (p<0,05). Gruplar arası vücut ağırlığı, VKİ ve yağ kütlesi açısından tedavi sonrası anlamlı fark yoktu (p>0,05). Korelasyon analizinde serum kalprotektin ile T1 ve T2'de visfatin, leptin ve IL-33 arasında orta-güçlü düzeyde pozitif yönde anlamlı korelasyon gözlendi (p<0,05). Tedavi sonrasında serum kalprotektin seviyesi ile hastalığa özgü parametreler, CRP ve ESH arasında korelasyon saptanmadı. Ultrasonografik değerlendirme parametreleri (T11-12 Max fleksiyon, T11-12 Fark, L4-5 Max fleksiyon, L4-5 fark) ile BASMİ arasında negatif yönde hafif-orta; MST arasında pozitif yönde hafif-orta derecede anlamlı korelasyon saptandı (p<0,05). Sonuç: AS tanılı hastalarda, sadece germe egzersizlerine kıyasla, yüksek yoğunluklu aralıklı aerobik egzersizler ile kombinasyonun hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi ve fonksiyonel egzersiz kapasitesi açısından ek faydalar sağladığı görülmüştür. Ayrıca hem aerobik hem de germe egzersizleri spinal mobilitenin iyileştirilmesinde etkili bulunmuştur. Spinal mobilitenin değerlendirilmesinde metrik ölçümlerin yanısıra ultrasonografik ölçümlerin klinik iyileşmeyi yansıtabileceği belirlenmiştir. Bununla birlikte AS'de hastalık aktivitesi değerlendirilmesinde inflamatuar biyobelirteçlerden biri olan serum kalprotektin seviyelerinin katkı sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. AS hastalarında farmakolojik olmayan tedavi yöntemlerinin bir parçası olarak aerobik egzersizlerin, egzersiz reçetelerine eklenmesi tedavi yönetiminde önemli katkılar sunabilir. Aerobik egzersizlerin inflamatuar biyobelirteçler üzerindeki etkisini daha kapsamlı değerlendirebilmek için geniş popülasyonlarla ve daha uzun takip süreleriyle yürütülecek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Ankilozan spondilit, Aerobik egzersiz, Kalprotektin, Ultrasonografi, Yüksek yoğunluklu aralıklı egzersiz

Spondilit-ankilozanİnterlökin 33
Faruk Emre Yulcu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Distal radius uç kırığı sonrası gelişen kompleks bölgesel ağrı sendromu olan hastalarda girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin ağrı, dizabilite, fonksiyonellik ve el kavrama gücü üzerine olan etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, distal radius uç kırığı sonrası gelişen kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 olan hastalarda girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya distal radius uç kırığı sonrası kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 gelişen 38 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele olarak kontrast banyo (n=19) veya girdap banyo (n=19) gruplarına ayrıldı. Hastaların değerlendirilmesi tedavi öncesi, tedavi bitimi 4.hafta ve tedavi sonrası 12. haftada yapıldı. Kontrast banyo grubu, 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans tedavi aldı. Her seansta 4 dakika sıcak su (38°C) ve ardından bir dakika soğuk su (10°C) uygulaması periyotlar halinde tekrarlandı ve toplam 20 dakika süren tedavi gerçekleştirildi. Girdap banyosu grubu, 4 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 20 seans, 20 dakika boyunca 32-38°C sıcaklıktaki suda tedavi edildi. Her iki gruba da ek olarak egzersiz ve TENS verildi. Değerlendirmede Vizüel Analog Skala (VAS), eklem hareket açıklıklarını ölçmek için gonyometre, el kavrama kuvvetini değerlendirmek için Jamar Hidrolik El Dinamometresi, Kol Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick-DASH), Hasta Bazlı El Bileği Değerlendirme Anketi (HBEBD), Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik ve klinik özellikler (yaş, cinsiyet, etkilenen taraf, dominant el, yaralanma mekanizması) ile başlangıç değerlendirme skorları açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Grup içi değerlendirmelerde her iki grupta da VAS, el kavrama kuvveti, eklem hareket açıklıkları, Quick-DASH, HBEBD, JTEFT ve SF-36 skorlarında tedavi sonrasında ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler görüldü (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında VAS, eklem hareket açıklıkları, Quick-DASH, HBEBD, JTEFT ve SF-36 skorlarında tedavi sonrası ve 12. haftada istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). 12. haftada el kavrama kuvvetinde gruplar karşılaştırıldığında kontrast banyo grubunda girdap banyosu grubuna göre daha fazla iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma, girdap banyosu ve kontrast banyo tedavilerinin distal radius uç kırığı sonrası kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 olan hastalarda semptomları hafifletmede, yaşam kalitesini artırmada ve fonksiyonel iyileştirmede etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olabileceğini düşündürmektedir. Elde edilen verilerin klinik uygulamalara yön verebilmesi için daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Radius distal uç kırığı, Kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1, Kontrast banyo, Girdap banyosu, Rehabilitasyon, Ağrı

Duygu Keskin
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koksidini tanılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisi ve intrarektal manipülasyon tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu retrospektif çalışmada koksidini tanılı hastaların almış olduğu Pulse elektromanyetik alan (PEMF) tedavisi ve intrarektal manipülasyon tedavilerinin etkinlikleri ve tedaviden faydalanmayı etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Haziran 2018 ve Eylül 2019 tarihleri arasında koksidini tanılı ardışık 40 hasta (35 kadın, 5 erkek Yaş:41.42 ±11.93, 19-68 yıl) geriye dönük olarak analiz edildi. Hastaların demografik bilgileri, koksidini etyolojisi, grafi bulguları, komorbidite durumları, koksiks tipleri, anemi varlığı kaydedildi. Hastalar aldıkları tedaviye göre iki ayrı grupta değerlendirildi. PEMF (pulse elektromanyetik alan) tedavisi alan 20 hasta, intrarektal manipülasyon uygulanan 20 hasta vardı. Hastalar VAS (Vizüel Ağrı Skalası), Paris anketi, EuroQool (EQ-5D-3L) Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Oswetry Bel Ağrısı Engellilik Düzeyi anketlerinden alınan verilerle değerlendirildi. BULGULAR: Her iki tedavi grubundaki hastalık aktivite indekslerinin tedavi öncesi ve tedaviden 6.ay sonraki değerleri kıyaslanmıştır.Buna göre DGDVAS (doktor global değerlendirme vizüel analog skala), HGDVAS (hasta global değerlendirme vizüel analog skala ) , Paris anketi, EUROQOL Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Oswetry Bel Ağrısı Engellilik Düzeyi anketlerinde tedavi öncesine göre tedaviyle birlikte, 6. ayda dahi devam eden istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme saptanmıştır. ( Magnetoterapi grubu için p= 0,000, p=0,000, p=0,000, p=0,001, p=0,001; manipulasyon grubu için p=0,005, p=0,011, p=0,001, p=0,026, p=0,000). Her iki grupta da koksiks Tip-2'de , diğer koksiks tiplerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek DGDVAS skoru saptanmıştır. ( magnetoterapi grubu için p=0,038; manipulasyon grubu için p=0,018) Manipulasyon grubunda şoför olanlarda anlamlı derecede yüksek HGDVAS indeksi saptanmıştır. (p=0,014) Magnetoterapi grubunda, dejeneratif grafi bulgusu olanlarda anlamlı derecede yüksek oswestry indeksi saptanmıştır. (p=0,033) Oswetry indeksinde de manipulasyon kolunda hastalık süresi, yaş ve VKİ ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. (p=0,439, p=0,462, p=0,410) SONUÇ: Koksidini hastalarında magnetoterapi ve intrarektal manipulasyon tedavilerinin kısa ve orta dönemde etkin oldukları tespit edilmiştir. Bu iki tedavi yönteminin koksidinin konservatif tedavisinin bir parçası olabileceğini öngörmekteyiz.

Elektromanyetik alanlarFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Yıldıray Aydın
Sakarya University
2020
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyet ve gıda katkı maddesi kullanan romatoid artrit hastalarında klinik aktivitenin takibi ve diğer gruplarla karşılaştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada kurkumin ekstresi kullanımının Romatoid Artrit (RA) hastalarında laboratuvar parametreleri ve klinik hastalık aktivitesi üzerine etkileri araştırıldı. YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı polikliniğinde RA tanısı ile takipli en az 12 haftadır metotreksat 10 mg/hafta, prednizolon 5-7.5 mg/gün ve folik asit 5mg/hafta tedavisi alan 30-60 yaş arası 60 kadın RA hastasında kurkumin kullanımını retrospektif olarak inceledik. 2x125 mg kurkumin ekstresini 2 ay kullanmış olan 30 hastayı kurkumin grubu olarak ve hiçbir gıda takviyesi almayan 30 hastayı kontrol grubu olarak aldık. Kurkumin grubunun Eritrosit Sedimentasyon Hızı (ESH) ve C-Reaktif Protein (CRP) değerleri, hassas ve şiş eklem sayısı, Vizüel Analog Skala (VAS) ve Hastalık Aktivite Skoru 28-ESH (DAS28-ESH) skorları, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Romatoid Artrit Yaşam Kalite Ölçeği (RAQoL), Duruöz El İndeksi puanları ve sabah tutukluluğunun başlangıç, 2.ay ve 4.ayda değişimlerini değerlendirdik. Kontrol grubuna göre karşılaştırdık. BULGULAR: Kurkumin alan grupta başlangıca göre 2. ayda sabah tutukluluğu süresi, VAS, HAQ ve DAS28-ESH skoru, hassas eklem sayısı, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, RAQoL ve Duruöz El İndeksi puanlarında istatistiki anlamlı fark saptanmıştır. 2. ay ile 4. ay arasında istatistiki anlamlı fark saptanmamıştır. Şiş eklem sayısında iyileşme başlangıca göre 4. ayda gerçekleşmiştir. Fakat ESH ve CRP değerlerinde başlangıç ile 2. ay arasında istatistiki anlamlı fark bulunmamıştır. Kurkumin grubu 2. ay ve 4. ay sabah tutukluğu süresi, VAS skorları, hassas eklem sayısı, DAS28-ESH, Uyku Hijyen İndeksi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, HAQ, RAQoL ve Duruöz El İndeksi puanları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olarak saptanmıştır. ESH, CRP değerleri ile şiş eklem sayısında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. SONUÇ: RA hastalarının tedavisi uzun ve maliyetlidir. RA hastalarında kurkumin takviyesi ağrıyı ve yorgunluğu azaltarak, eklem bulgularını ve fonksiyonelliği iyileştirerek hastalara dinamik bir hal sağlar. Medikal tedavinin yanına kurkumin takviyesi eklenmesi hastaların remisyona ulaşmasında faydalı görünmektedir. Anahtar Sözcükler: Diyet, kurkumin, romatoid artrit

Artrit-romatoidBitki özütüDiyet+2
Merve Baykul
Sakarya University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Romatoid artrit hastalarında inflamatuar belirteçlerin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı romatoid artritli hastalar ve sağlıklı popülasyonun biyokimya ve hemogram parametrelerinden özellikle CRP/albümin oranı, nötrofil/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı, lenfosit/monosit oranı, RDW (Red cell Distrubition Width), MPV (Mean Platelet Volüme) ve lomber ile femur kemik mineral yoğunluğunun karşılaştırılarak bu değerlerin romatoid artrit ile ilişkisini değerlendirmektir. YÖNTEM: Çalışmaya romatoid artrit tanılı 56 kadın ve 14 erkek hasta vaka grubu olarak , herhangi bir romatolojik hastalığı olmayan sağlıklı 47 kadın ve 3 erkek kontrol grubu olarak dahil edildi. Bireylerin demografik özellikleri kaydedildi. Retrospektif olarak taranan dosyalardan CRP/albümin oranı, nötrofil/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı, lenfosit/monosit oranı, RDW, MPV ile kemik mineral yoğunluğu kaydedildi. Romatoid artrit tanısı ile takip edilen hastaların aldıkları medikal tedaviler kaydedildi, 59 hasta sentetik DMARD (disease modifying anti-rheumatismal drug), 11 hasta biyolojik DMARD kullanmaktaydı. BULGULAR: Vaka ve kontrol grubu arasında hastaların yaş , boy, kilo, VKİ (Vücut kitle indeksi) anlamlı (p <0.05) farklılık göstermedi. Her iki grupta kadın cinsiyet ( p= 0,030) baskındı. Vaka grubunda CRP, CRP/albumin oranı, NLR, PLR kontrol grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha yüksekti. Vaka grubunda albumin , lenfosit, LMR, L1-4 vertebra KMY, Femur total KMY kontrol grubundan anlamlı (p <0.05) olarak daha düşüktü. Vaka grubunda sentetik DMARD kullananlarda nötrofil, NLR, RDW biyolojik DMARD kullananlara göre anlamlı (p<0.05) olarak daha yüksek bulundu. SONUÇ: İnflamasyon ile seyreden RA hastalığında CRP/albumin oranı, NLR ve PLR hastalık aktivitesinin ve inflamasyon düzeyinin belirlenmesinde etkili bir belirteç olabilir. Romatoid artritte kullanılan medikal tedavilerin son zamanlarda hastalık aktivitesinin belirlenmesinde gündemde olan CRP/albumin oranı, NLR ve PLR üzerindeki etkilerinin çalışıldığı yeterli araştırma literatürde bulunamamıştır. Tedavi gruplarınında ele alındığı yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: CRP/albumin oranı, lenfosit/monosit oranı, nötrofil/lenfosit oranı, platelet/lenfosit oranı

AlbüminlerArtrit-romatoidC reaktif protein+5
Ayşenur Felekoğlu Aydeniz
Sakarya University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Osteoporozda hemogram parametrelerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ ve AMAÇ: Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve mikromimarisinde bozulma ile karakterize metabolik bir kemik hastalığıdır. Osteoporozla inflamasyon arasındaki ilişki sıkça vurgulanmaktadır. Çalışmamızda inflamasyon parametresi olarak değerlendirilen nörofil/lenfosit oranı (NLR), platelet /lenfosit oranı (PLR), monosit /lenfosit oranı (MLR) değerlerinin osteoporoz, osteopeni ve normal gruplar arasında farklılığına; lomber ve femur T skoru değerleri ile NLR, MLR, PLR değerlerinin korelasyonuna bakılarak osteoporoz ile inflamasyon arasındaki ilişki gösterilmeye çalışılmıştır. YÖNTEM: 2019-2021 yılları arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi FTR polikliniklerine başvurup DEXA ile KMY ölçümü yaptırmış 350 kadın hastanın DEXA sonuçları ile hemogram parametreleri, NLR, PLR, MLR değerleri, eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein (CRP), D vitamini, kalsiyum, fosfor, parathormon(PTH), alkalen fosfataz (ALP), ürik asit ve B12 değerleri kaydedildi. Romatizmal hastalığı, malignitesi olanlar, steroid veya hemogram parametrelerini değiştirebilecek ilaç kullananlar çalışma dışı bırakılarak 250 hasta KMY ölçümüne göre osteoporoz, osteopeni ve normal olarak 3 gruba ayrıldı. Gruplar arası NLR, PLR, MLR nin farklılığına ve lomber ile femur T skoruyla korelasyonuna bakıldı. İstatistiki analizde değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde ANOVA, Kruskal-wallis, mann-whitney u test, nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test, ki-kare test koşulları sağlanmadığında fischer test kullanıldı. Analizlerde SPSS 28.0 programı kullanıldı. BULGULAR: Hastaların 101'i osteoporoz, 100'ü osteopeni ve 49'u normal olarak sınıflandırıldı. Osteoporoz grubunda lenfosit ve monosit değerleri diğer gruplardan anlamlı olarak düşük (p<0,05) bulunurken, nötrofil yüzdesi, NLR ve PLR değerleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. NLR, PLR, MLR değerleri sedimantasyon ve CRP ile korelasyon göstermemiştir (p>0,05). Lomber ve femur T skoru ile PLR değeri negatif korelasyon göstermiştir. (r= - 0,250, p=0,00; r= -0,134, p= 0,035) SONUÇ: Çalışmamızda NLR ve PLR'nin osteoporoz grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulunması,lomber ve femur T skoru değerlerinin PLR ile negatif korelasyon göstermesi osteoporozun inflamatuar bir süreç ile ilişkili bir hastalık olabileceğini, komorbid inflamatuar hastalıkların osteoporozu derinleştirebileceğini düşündürmüştür.

Kan sayımıNötrofil/lenfosit oranıOsteoporoz+1
Nuran Eryılmaz
Sakarya University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Romatoid artritli hastalarda kardiyovasküler tutulum ve klinik ve laboratuvar bulgularla ilişkisi

Muhaddis Mert
Akdeniz University
2005
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diz osteoartriti olan hastalarda fizik tedavi uygulamalarının ve kinezyolojik bantlamanın kinezyofobi üzerine ve kuadriceps kasının kalınlığı üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, diz osteoartriti olan hastalarda aynı izometrik ve izotonik egzersizin ve bu egzersize ek olarak uygulanan kinezyo bantlamanın ve fizik tedavi ajanlarının hastalarda kinezyofobi düzeyine, ultrason cihazıyla ölçülen kuadriseps kası kalınlığına olan etkisini araştırmaktır. Bu etkiyi araştırmak için Abant İzzet Baysal Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ve Rehabiliyasyon Eğitim Araştırma Hastanesine diz ağrısı şikayetiyle başvuran ve American College of Rheumatology (ACR) kriterlerine göre osteoartrit tanısı konmuş ayrıca Kellgren-Lawrence evrelemesine göre evre 2 ve evre 3 osteoartriti olan 90 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Prospektif olarak planlanan çalışmada hastalar üç gruba randomize olarak ayrıldı. 1. gruba dört hafta boyunca haftada üç gün, günde ise yarım saat olmak üzere izometrik diz egzersizleri verildi. 2. gruba her gruba verilen bu egzersiz programına ek olarak kinezyo bant tedavisi uygulandı. Kinezyo bant tedavisi hafta üç gün olmak üzere toplamda iki hafta boyunca uygulandı. 3. gruba ise diğer gruplara da aynı şekilde verilen egzersiz tedavisinin yanında toplamda iki hafta boyunca on seans olarak konvansiyonel fizik tedavi ajanları verildi. Fizik tedavi hotpack, terapötik ultrason ve tens tedavilerinden oluştu. Tüm hastalar tedavi öncesinde ve sonrasında Vizüel Analog Skala (VAS), Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ile değerlendirildi. Ayrıca tüm hastaların tedavi öncesi ve sonrası tanısal ultrason cihazıyla kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı ölçüldü. Tüm gruplarda VAS, TAMPA, WOMAC değerlerinde düzelme görüldü ve bu düzelme istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Bu düzelmeler gruplar arası değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tüm gruplarda tedavi sonrasında kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı tedavi öncesine göre arttı. Bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplar arası değerlendirildiğinde kuadriseps kası kalınlığı ve vastus intermedius kası kalınlığı açısından grupların arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Bu bulgular, egzersiz tedavisinin hastaların VAS, WOMAC, TAMPA ölçeklerinde düzelme sağlayabileceği ve kuadriseps ve vastus intermedius kası kalınlıklarında artış sağlayabileceğini gösterdi.

DizDiz eklemiFizik tedavi+4
Ayşe Özdemirkan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bisikletli fonksiyonel elektriksel stimülasyon ve konservatif rehabilitasyon uygulamasının inmeli hastalarda fonksiyonel durum ve kas özellikleri üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmamızda inme hastalarında konservatif rehabilitasyon(KR) ile KR'ye ek olarak uygulanan güncel alt ekstremite bisikletli FES uygulamasının günlük yaşam aktiviteleri, motor iyileşme, yürüme mesafesi, mobilizasyon, denge, yorgunluk, kas gücü gibi fonksiyonel durumlar üzerine olan etkinliğini ve ultrasonografik kas özellikleri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi ve karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma prospektif randomize kontrollü, değerlendirici kör olarak planlandı. İnme sonrası 3 ay ila 5 yıl süre geçmiş olan; 21-85 yaş arası, ilk kez serebrovasküler olay geçiren, destekli olarak veya cihaz yardımıyla kısa mesafe yürüyebilen, mini mental testte 24 ve üzeri puan alan 30 hemiplejik hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı. 1. gruba 6 hafta boyunca yalnızca KR, 2. gruba KR tedavisine ek olarak 4 hafta boyunca haftada 3 gün biofeedback etkili bisikletli FES uygulandı. Tüm katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası(6. Hafta) iki kez değerlendirildi. Katılımcıların motor iyileşme durumları Brunnstrom iyileşme evrelemesi ve Fugl-Meyer alt ekstremite değerlendirmesi(FMD) ile; denge seviyeleri Berg Denge Ölçeği(BDÖ) ile; ambulasyon durumları Fonksiyonel Ambulasyon Sınıflaması(FAS), günlük yaşam aktiviteleri Barthelindeksi(Bİ) ile; spastisite seviyeleri Modifiye Ashworth Skalası(MAS) ile; yorgunluk seviyeleri Yorgunluk Şiddet Ölçeği(YŞÖ) ile; yürüme mesafeleri 6 dakika yürüme testi(6dkYT) ile; diz ekstansör ve diz fleksör kas güçleri(DEKG, DFKG) manuel dinamometre ile değerlendirildi. Etkilenen tarafın rektus femoris kasının pennat açısı(PA) ve rektus femoris kas kalınlığı(RKK) ultrasonografi ile değerlendirildi. Bulgular:Çalışma sonucunda her iki grupta da grup içi tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre BDÖ, FAS, BI, FMD, 6dkYT, DEKG, RKK skorlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptandı. DFKG, YŞÖ, Brunnstrom alt ekstremite, PA değerlerinde yalnızca 2. Grup tedavi sonrası, tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdi. MAS değerlerinde her iki grubun da grup içi ve gruplar arası tedavi sonrası, tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arası değerlendirmelerde iki grubun birbirine anlamlı üstünlüğü tespit edilmedi. Sonuç: İnme rehabilitasyonunda kullandığımız konservatif rehabilitasyon uygulamaları ve bisikletli FES tedavisi hastaların fonksiyonel durumunun gelişmesinde önemli katkıları bulunmaktadır. Ancak tedavi sonunda grupların birbirlerine üstünlükleri görülememiş olmasına rağmen bisikletli FES uygulanan grupta tedavi sonunda DFKG, rektus femoris PA değerlerinde artış ve yorgunluk şiddetinde iyileşme görülmesi dikkat çekicidir. Gelecekte, çok merkezli, uzun dönem takip sonuçlarını içeren, çok sayıdaki inme hasta grupları ile oluşturulmuş, farklı dozların kullanıldığı bisikletli FES cihazı ile yapılacak çalışmalarının literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler:İnme, Konservatif rehabilitasyon, Bisikletli fonksiyonel elektriksel stimülasyon

Zeynep Şafak İbişoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00