Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı

Adnan Menderes University

1.014

Arşivlenen Tez

13

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu Denetçiliği Kurumu: Ve Türkiye örneği

Devletin temel görevi, bireylerine en iyi şekilde kamu hizmetini sağlamaktır. Fakat devlet, bu hizmetini sunarken bazı aksaklıklar oluşabilmektedir. Kamu yönetimi alanında, bireylere karşı, kamu görevlileri haksızlık, yozlaşma veya istenilmeyen bir davranış gösterdiklerinde, kamu kurumlarının haksızlık, ayrımcılık yapmalarını ve istenilmeyen davranışları engellemek amacıyla bazı denetim mekanizmalarına başvurur. Denetim mekanizmaları içinde de Kamu Denetçiliği Kurumu, önemli bir kurumdur.Kamu Denetçiliği Kurumunun işlevi, bireylerin şikâyetlerini dinlemek ve konuyu araştırarak, sonucu hem taraflara hem de kamuoyuna duyurmaktır. Kamu Denetçiliği, bireyi devlet karşısında ön plana çıkaran, devlet merkezli kamu yönetimi anlayışından, birey merkezli kamu anlayışını hâkim kılan bir anlayıştır. İdare ile birey arasında arabuluculuk görevi üstlenir.Çalışmamın ilk bölümünde Denetim ve Kamu Denetçiliği başlığı altında, denetim kavramı ve Kamu Denetçiliği ile ilgili kavramsal çerçeve, Kamu Denetçiliğinin görev ve yetkileri, özelikleri, çeşitleri ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Dünya?daki Kamu Denetçiliği Kurumlarından örnekler verilmiştir. Kurumun başlangıç noktası olan İskandinav ülkeleri (İsveç, Finlandiya, Norveç ve Danimarka) ile Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz Uluslar Topluluğu Ülkeleri (İngiltere ve Yeni Zelanda), Avrupa Birliği ve Batı Avrupa Ülkelerinde (Fransa, Almanya) Kamu Denetçiliği Kurumları incelenmiştir. Son bölümde ise Türkiye?de Denetim ve Kamu Denetçiliği Kurumu başlığı altında, Türkiye?de Denetim Mekanizmaları, Tarihsel süreçte Osmanlı Devletinde ve Türkiye Cumhuriyetinde Kamu Denetçiliği, Türkiye?de Kamu Denetçiliği İhtiyacının Kaynağı, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunun Değerlendirilmesi, Kamu Denetçiliğinin gerekliliği ve eleştiriler ile çalışmam sonuçlandırılmıştır.

Kamu denetimiOmbudsman
Mahmut Çalışkan
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu yönetiminde katılım: Modeller ve Türkiye'de yerel düzeyde uygulama örnekleri

Günümüz dünyasında kamu yönetimi, katılımcı bir yönetim anlayışıyla dönüşmekte ve yönetimler demokrasilerini ileriye taşımak için çalışmaktadır. Katılım, demokratik yönetimlerin en önemli unsurudur. Temsili demokrasilerin yaşadığı kriz, yönetimlerin meşruiyetlerinin sorgulanması ve yönetişim yaklaşımının gelişmesi yönetimde katılımcılık tartışmalarını canlandırmıştır. Vatandaşların yönetime doğrudan katılması, bir ütopya olarak görülebilir. Ancak demokratik ideal bir toplum yapısı için katılımın arttırılması gerekir. Bu tezde kamu yönetiminde vatandaş katılımın arttırılması için bazı Batılı ülkelerde uygulanan, vatandaşların özellikle yerelde yönetime katılımına imkân sağlayan katılım araçları incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'de uygulanmış bazı başarılı katılımcı uygulama örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda, Türkiye Milletvekillerini İzleme Komiteleri (TÜMİKOM), Semt Danışma Meclisleri (SEDAM), Çanakkale Belediyesi Katılımcı Bütçe Uygulaması, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi, İZKA "İzmir'i Planlıyorum", Vatandaş Karnesi, Bursa Kent Konseyi ve Baraka çalışmaları incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER : Kamu Yönetimi, Yönetişim, Demokrasi, Katılım Araçları, Yönetime Halk Katılımı

Murat Yılmaz
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de merkez sağın kuruluşu: Demokrat Parti'nin gözünden Cumhuriyet Halk Partisi

Türkiye'de iki köklü siyasi hareket var olmuştur. Bu iki köklü siyasi hareketten biri Cumhuriyet Halk Partisi, diğeri de Demokrat Parti'de toplanmıştır. Tek Parti döneminden çok partili rejime geçişle beraber iktidar ve muhalefet partileri yeni sisteme uyum sağlamaya çalışmış ve demokrasi kavramı siyaset hayatında partiler arasında ayırt edici bir kavrama dönüşerek yerini almıştır. Bu tezin konusu, 1945-1960 yılları arasında Demokrat Parti yönetici kadrolarının, kendilerini, içinden çıktıkları Cumhuriyet Halk Partisi'nden hangi söylemlerle farklılaştırdıklarıdır. Çalışmanın temel amacı, Demokrat Parti geleneğinin Cumhuriyet Halk Partisi'ne rağmen nasıl oluştuğunu, kuruluşundan kapatılmasına kadar Demokrat Parti üst yöneticileri ve DP ileri gelenlerinin söylem ve demeçlerinden hareketle, nasıl bir Cumhuriyet Halk Partisi algısı oluşturduklarını ve Cumhuriyet Halk Partisi'ni hangi söylemlerle eleştirdiklerinin anlaşılmasıdır. Böylece Türkiye liberal muhafazakâr (merkez) sağının, kendi seçmen kitlesinin gözünde nasıl bir "sol" ve CHP imgesi inşa ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla amaçlanan Türk siyasi kültüründeki söylemsel şiddetin kaynaklarının çözümlenmesidir. Bu amaç için çalışmada konuyla ilgili literatürde var olan birincil kaynaklar taranmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi Mikrofilm arşivinde bulunan, Demokrat Parti'nin yarı resmi organı sayılabilecek Zafer Gazetesi arşivinin tamamından ve DP Meclis Grup Toplantı Tutanakları ile Adnan Menderes'in konuşma ve demeçlerinden oluşan belgelerden yararlanılmıştır.

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiMerkez sağ+3
Şerife Gökçen Nalbant
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapısal ve işlevsel açıdan Türkiye'de üniversite etik kurulları

Etik, etik ilke ve davranışlar, etik yönetim, etik ihlaller, etik kurul ve komisyonlar ve buna benzer ifadeler günümüzde sıklıkla duyduğumuz ve yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen kavramlardır. Etik davranış ilkeleri ile varılmak veya elde edilmek istenen temel amaç, devlette ve toplumda yolsuzluğu ve genel olarak yozlaşmayı önlemek ve dürüstlüğü hakim kılmak, şeffaf, adil, hesap verebilir bir toplum yaratmaktır. Bu bakımdan etik düşünmek, eylemlerde bulunurken etik ilke ve kurallar doğrultusunda karar verebilmek, son derece önemlidir. Üniversiteler eğitimlerle, bilimsel çalışmalarla ve uygulamalı alanlarda sunulan hizmetlerle toplumsal bir işlev görürler. Bu işlevlerin tümünde de etik son derece önemlidir. Önemli bir kamu hizmeti veren, aktif bilim yuvası olarak adlandırılan ve paydaşlarının çeşitliliği ile her anlamda etik davranışların önemli olduğu üniversitelerde etik kurul/komisyon vb oluşumlar mutlaka olmazsa olmazlar arasındadır. Bu gereklilikten hareketle, tezde Türkiye'de yer alan üniversitelerdeki üniversite etik kurullarının yapısal ve işlevsel durumlarının tespitine yönelik olarak, literatür taramaları, internet adresleri üzerinden yapılan araştırmalar, alan araştırması, ve mülakat yöntemleri kullanılarak, bir sonuca varılmış ve önerilerde bulunulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Etik, Kamu Yönetiminde Etik, Üniversitede Etik, Etik İlke ve Davranışlar

Etik kurullarKamu yönetimiKomisyonlar+3
Beril Alev
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mahremiyet açısından birey ve devlet ilişkisi

Türkiye'de ve dünyada birey mahremiyetinin her yeni teknolojik aşamada biraz daha küçülen bir özel alan haline geldiğini görmekteyiz. Geliştirilme nedenleri ne olursa olsun; uydular, kameralar, ses kayıt cihazları ve bilgisayarlar gittikçe daha hızlı, verimli ve etkili bir duruma gelmektedir. Bireyin mahremiyetinin etrafındaki çember daralmaktadır. Sürekli gözetim altında ve kaydediliyor olmanın ortaya çıkardığı yeni toplumsal düzende, hem kendini ifşa hem de başkalarının özel hayatlarını keşfetme arzusu gittikçe artmaktadır. Bilmediğiniz bir şehirde kaybolup yanlışlıkla valilik binasının önünden 2-3 defa geçerseniz şüpheli durumuna düşebilirsiniz. Hakkınızda bir inceleme başlatılabilir ve ekonomik durum, sağlık, eğitim ve diğer tüm bilgileriniz gözden geçirilebilir. Hatta tutuklanıp niyetiniz hakkında sorgulanabilirsiniz. Çünkü plakanız kameralarca tespit edilmiş ve bir kamu binasının önünden defalarca geçmeniz tehlikeli olabileceğinize işaret etmiştir. İşyerinize kamera konulabilir ya da her gün parmak iziniz alınabilir. Bilgisayarlarınız sayesinde bütün internet trafiğiniz internet servis sağlayıcı tarafından kaydedilirken, girdiğiniz her site de kendi kaydını yapmaktadır. Devletler ve küresel özel kuruluşlar bu bilgileri sürekli toplamakta, biriktirmekte, düzenlemekte ve bu bilgilerden yeni bilgiler üretmektedir. Mahremiyet hakkına yönelen tehditler doğrudan bireyin özgürlüğüne yönelmiş demektir. Bu nedenle mahremiyet ve mahremiyet hakkının birey ve devlet açısından ne anlam ifade ettiğini ortaya koymak önemli olmaktadır.

DevletKişisel veriMahremiyet+4
Murat Artuç
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Denetçiliği Kurumu'nun örgütsel ve işlevsel analizi

Devletin temel görevi kendi vatandaşlarına en iyi kamusal hizmeti vermektir. Devletin bu temel görevini ilgili idareler yürütmekte ve yine onlar tarafından halka sunulmaktadır. İşte sunulan bu hizmet yerine getirilirken kimi zaman vatandaşların şikâyetleri söz konusu olmaktadır. Vatandaşların devlet ile olan sorunlarını çözecek birçok kurum olmasına rağmen yeterli sonuçlar günümüzde hala elde edilememiştir. Ombudsman denetimi de bireyler ile idareler arasındaki uyuşmazlıkları çözmek için ilk kez İsveç'te kurulmuş olan bir tamamlayıcı denetim sistemidir. Ombudsman, bireylerin şikâyetlerini dinleyen ve gerektiğinde soruşturma başlatarak ilgili idareleri denetleyen bir denetim sistemidir. Bireyleri idarelerin keyfi ve hak mahrumiyeti yaratan uygulamalarından koruyan ombudsman, verdiği tavsiye kararlarıyla da adeta adalet savunucusu bir rol üstlenmektedir. Zaman içerisinde sorun çözme konusunda gösterdiği başarılardan ötürü İskandinav ülkelerinden başlayarak hızla yayılmıştır. Ombudsmanın örgütsel ve işlevsel analizini gerçekleştirdiğimiz bu çalışmanın ilk bölümünde kamu, denetim ve kamu denetçiliğinin gelişimi ve türleri üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise ombudsmana ilişkin literatür bilgisi verildikten sonra önemli altı ülkenin ombudsman kurumları incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise Türkiye'deki ombudsman kurumuna neden ihtiyaç olduğu, ne gibi çalışmalar yapıldığı, örgütsel sisteminin nasıl olduğu ve işlevsellik durumunun ne olduğu konularına yer verilmiştir.

DenetimDenetim sistemleriKamu Denetçiliği Kurumu+5
Ömer Faruk Özer
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yönetişim çerçevesinde ortaklıklar ve belediyelerin kardeş şehir ilişkileri: Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği

20. yüzyılla etkilerini hissettirmeye başlayan "yönetişim, ortaklıklar ve kardeş şehir olguları" yerel yönetimlerde çok geniş uygulama alanları bulmuş, bu olgulara atfedilen önem, tüm dünyada büyük bir ivme kazanmıştır. Yönetişimde uygulanan bir strateji olarak adlandırılabilecek ortaklıklar, beraberinde kardeş şehir ilişkilerini de getirmiştir. Bu nedenle bu tez, bu kavramların modern dünyada ve gündelik hayatta önem yapılarını nasıl etkilediğinin ortaya konulması amacıyla yazılmıştır. Çalışmanın diğer bir amacı da daha önce pek değinilmeyen bölgesel ya da ulusal nitelikteki kardeş şehir uygulamalarının ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel alandaki etkilerinin belirlenmesidir. yerel yönetimler her ne kadar yönetişim modelini kendi bünyelerinde uygulasalar ya da uygulamaya çalışsalar da günümüz koşullarında çeşitliliği artan ihtiyaçlar ulusal ve uluslararası alanlarda birtakım ortaklıklar ve işbirlikleri kurmayı zorunlu hale getirmiştir. Küreselleşme eğilimlerinin arttığı bu dönemde beliren ihtiyaçlar karşısında belediyeler kendi imkânlarıyla çıkış bulamadıkları noktada ortaklık ve kardeşlik ilişkileriyle çözüm aramış ve ihtiyaçların sadece ekonomik olmadığı, ulusal ve uluslararası ölçekte hem ülkelerin hem de kentlerin birbirlerinin kültürlerini tanımak istediği görülmüştür. Bu bilgiler ışığında, Türkiye'nin başkenti olan "Ankara"nın kardeş şehirleriyle ilişkileri ve bu ilişkilerin ne gibi etkiler yarattığı bu tezde incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yönetişim, Yerel Ortaklıklar, Kardeş Şehircilik

Ankara Büyükşehir BelediyesiBelediyelerKardeşler+2
Ece Aktulun
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de korunan alan olarak milli parkların yönetimi: Orman ve Su İşleri 4.Bölge Müdürlüğü örneği

Türkiye'de bulunan korunan alanların idari yapılanması ve organizasyonunda aksaklık ve hataların olduğu bilinen bir gerçektir. Ülkemizde bulunan korunan alanlar; ilgili idari yapının dağınıklığı, korunan alanlara özgü mevzuatın karmaşıklığı ve bu mevzuatta söz sahibi kurumların çokluğundan kaynaklı sıkıntılardan dolayı olumsuz etkilenmektedir. Bu açıdan hareket edilerek, bu çalışma kapsamında başlıca amaçlar, Orman ve Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğü'nün sorumluluğundaki Milli Park Müdürlüklerinin kaynak değerleri ve idari yapılanması incelenerek, bu alanlarda var olan idari sorunların tespitini yapmak ve çözüm önerilerini geliştirmek olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte; bu araştırma kapsamında bulunan milli parkların kaynak değerleri karşılaştırılarak, bu alanlarda yapılan aktivitelerin tespiti ile mevcut değerlerin etkin korunması için idari yapılanmanın önemi de ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca, bu çalışma ile Milli Park Müdürlükleri yapılanmasının olumlu yönleri ve eksik yanları ile milli parktaki tehditler incelenmiştir. Sonuç olarak, ülkemizdeki tüm korunan alanlar için faydalı olabilecek idari yapılanmaya dikkat çekmeye ve ideal idari yapılanma şekli ortaya koymaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Milli Park Müdürlüklerinin yönetim şemasını belirlemek amacı ile araştırma yöntemi olarak hipotezli sınama-akıl yürütme ve alan çalışmasında yöneticilerle yapılan mülakatların sonucuna ilişkin karşılaştırma yapılması yoluna gidilmiştir. Sonuçta, Orman ve Su İşleri 4. Bölge Müdürlüğü'nün sorumluluğundaki Milli Park Müdürlüklerinin idari yapılanmasının geliştirilmesine yönelik tespit edilen sorunların çözümüne yönelik öneriler getirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Korunan Alan, Korunan Alanlarda İdari Yapılanma, Milli Park, Milli Park Yönetimi, Orman ve Su İşleri 4.Bölge Müdürlüğü

Koruma alanlarıKorunmaMilli parklar+4
Melikunnas Özkaya
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afet riski nedeniyle kentsel dönüşüm: İzmir örneği

Üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası tarih boyunca başta deprem ve sel gibi doğal afetlerin yanısıra endüstriyel kazalar, ulaşımla ilgili afetler, yangın, teknolojik afetler gibi birçok felaketle karşı karşıya kalmıştır. Bu afetlerin sonucunda maddi ve manevi birçok kaybın yaşandığı bilinmektedir. Türkiye ve dünyada afet ile ilgili yapılan çalışmaların ana ekseni, önceleri yara sarma olarak adlandırılabilecek konvansiyonel bir anlayışla değerlendirilse de özellikle 90'lı yıllardan itibaren daha kapsayıcı ve çok yönlü, en başta afet kayıplarını önleyici –risk azaltıcı- bir anlayış benimsenmiştir. Bu değişime paralel olarak ülkemizde de özellikle 1999 Marmara Depremi'nin ardından riskleri önceden öngörüp azaltıcı bir anlayış yerleştirilmeye çalışılmıştır. Afetlerin oluşumundan önce kayıpların yaşanmasını engellemek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Kentsel dönüşüm uygulamaları da, afeti önleme yöntemlerinden biridir. Türkiye'de afet nedeniyle kentsel dönüşümün yasal dayanağına bakıldığında 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun dikkati çekmektedir. Kanunun adından da anlaşılacağı üzere afet yönetimi ve içeriğindeki konular kentsel dönüşüm ile çok yakından ilgilidir. İzmir kenti de tarihi boyunca birçok defa yukarıda bahsedilen afetlere uğramış ve yıkılıp tekrar inşa edilmiştir. Dolayısıyla İzmir'in dönüşüme alışık bir kent olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Afet ve afet yönetimi konuları bu tez çalışmasının teorik altyapısını oluştururken, İzmir kentinin afet tarihinin kentin bugününe yansımaları ile İzmir'de kentsel dönüşüm uygulamalarının afetleri önlemede ne derece etkili olduğu çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Afet Yönetimi, Risk, Kentsel Dönüşüm, Sendai Çerçevesi, İzmir

Afet yönetimiAfetlerDoğal afetler+3
Bulut Doğan
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Belediyelerin altyapı hizmeti sunumunda vatandaş memnuniyeti: Anamur Belediyesi örneği

Yerel yönetim birimlerinin temel hizmetlerinden biri olan altyapı hizmetlerinin sunumu ve vatandaşların söz konusu hizmetlerden memnuniyeti bu çalışmada konu olarak ele alınmıştır. Çalışmada, orta ve küçük ölçekli belediyelerde altyapı hizmetlerinin vatandaş memnuniyeti açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Örnek yerel yönetim birimi olarak küçük belediyeler grubunda yer alan Anamur Belediyesi seçilmiştir. Anamur Belediyesi tarafından sunulmuş olan altyapı hizmetlerinden Anamur İlçesinde yaşayan vatandaşların memnuniyet ölçüsü tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anamur Belediyesi'nin hizmetlerinden yararlanan vatandaşların memnuniyet ölçüsünü belirlemek amacıyla 392 vatandaşa anket uygulaması yapılmış ve elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı ile yorumlanmıştır. Vatandaş memnuniyetinin belirlenmesinde frekans ve faktör analizi, hipotezlerin test edilmesinde t-testi ve Anova analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Anamur Belediyesi'nin altyapı hizmetleri ile ilgili önerilerde bulunulmuştur.

Alt yapı hizmetleriBelediye hizmetleriBelediyeler+3
Muazzez Özdemir
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu hastanelerinde çalışanlara beyaz kod uygulaması: Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde bir uygulama

Günümüzde Türkiye'de genel perspektifte her alanda, özelde sağlık çalışanlarına yönelik şiddette bir artış olmuştur. Yaşam hakkı ihlallerinin arttığı bu dönemde sonuçları çok net olmamakla birlikte yeni düzenlemeler yapılmış ve yapılmaktadır. TBMM'de sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete yönelik komisyon kurulmuş, Sağlık Bakanlığı "Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi" yayınlamış ve sivil toplum kuruluşları halkı bilgilendirmek için çalışmalar yapmıştır. Hastanelerde renkli kod uygulaması ile haberleşme ağı oluşturulmuş; tüm hastane personelinin karşılaşacağı fiziksel saldırı, taciz ve şiddete maruz kalmaları durumunda alınacak güvenlik önlemlerini ve yapılacak işlemleri belirlemek için beyaz kod uygulamasına geçilmiştir. Güncel bir sorun olan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi için uygulanan beyaz kod, çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde yapılan çalışmadan elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlar arasında saldırıya maruz kalma yerlerinin uzman hekim, hemşire ve ebe olma durumuna göre farklılık gösterdiği; uzman hekimlerin, hemşirelerin ve ebelerin büyük çoğunluğunun en fazla acil serviste saldırıya maruz kaldıkları; bir saatten az bekleme süresinin olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın sonucunda kamu hastanelerinde beyaz kod uygulamasının iyi yönetişime örnek teşkil ettiği söylenebilir. ANAHTAR KELİMELER: Kamu Hastaneleri, Beyaz Kod, Şiddet.

Beyaz kodDevlet hastaneleriDoktorlar+5
Havva Kazandere
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerel yönetimlerde kadının siyasal katılımı: İzmir ili üzerine bir araştırma

Kadın erkek eşitliğinin sağlanamadığı alanların başında kuşkusuz siyaset gelmektedir. Dünyada ve Türkiye'de kadınlar siyasal karar alma mekanizmalarında eşit temsil edilememektedir. Dünya genelinde ulusal ve yerel meclislerde katılım ve temsil oranlarına bakıldığında, bu durumun ülkemiz açısından daha önemli bir boyutta olduğu görülmektedir. Bu çalışmayla, ülkemizde kadının yerel siyasal katılım ve temsilinin yetersizliği sorunundan yola çıkılarak; kadının yerel yönetimlere yeterli düzeyde katılamamasının nedenlerini inceleyip, bu sorunun çözümü için uygulanması gereken politika ve önerilere dikkat çekmek amaçlanılmıştır. Bu amaçla çalışmada kadının yerel siyasal katılım ve temsili konularında Türkiye genelindeki ve İzmir ilindeki durum incelemeye alınmıştır. Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak, siyasal katılım ve temsil kavramları, siyasal katılımı etkileyen faktörler incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye'de kadınların siyasal katılımı ve temsil durumu tarihsel süreç içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmada ikinci olarak da, yerel yönetimler ve yerel siyaset kavramları, Türkiye'nin yerel yönetim yapısı, Dünyada ve Türkiye'de yerel yönetimlerde kadının siyasal katılım durumu incelenmiştir. Devamında ise yerel yönetimlere katılımda kadının karşılaştığı sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada üçüncü olarak da, İzmir İlinde yerel yönetimlerde kadının siyasal katılım ve temsil durumu incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, yerel yönetimlerde kadının siyasal katılımını arttırmaya yönelik yasal düzenlemeler, kadının siyasal katılım ve temsilini arttırmada araç olarak kullanılan kota uygulamaları, Türkiye'de kadının yerel siyasal katılım ve temsilini arttırmaya yönelik yapılan çalışmalar ve çözüm önerileri değerlendirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kadın, Yerel Yönetim, Katılım, Temsil, İzmir.

KadınlarSiyasal katılmaSiyasi temsil+4
Damla Sağıt
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de milli eğitimde e-Devlet uygulamaları: Aydın örneğinde FATİH Projesi

Bilgi teknolojileri 21. yüzyılda, her alanda kendini göstermektedir. Bilgi ve teknolojiye uyum sağlanmaya çalışılması resmi işlemlerin daha hızlı ve modern yapılabilmesi için e-Devlet uygulamsı kullanıma konulmuştur. E-Devlet, devletin her alanında gelişmeye başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gelişimini hızlandıracak projeler yapılmaktadır. Bu projelerin en önemlileri arasında FATİH Projesi bulunmaktadır. Bu yüksek lisans tez çalışmasında, e-devlet uygulamasının eğitimdeki devamı olan FATİH Projesi'nin Aydın'daki okullarda uygulanması ve bu uygulamanın kamuya yararı incelenmiştir. Aydın İl'indeki 95 liseden 51'inde akıllı tahtanın kurulumu ve öğretmenle öğrenciye tablet dağıtımı tamamlanmıştır. Bu 51 liseden 24 tanesi ile anket çalışması yapılmıştır. Aydın İl'inin 12 İlçesi'nde, 24 lisede; 346 öğretmen ve 1.336 öğrenciyle anket uygulaması yapılmış, FATİH Projesi'yle ilgili öğretmen ve öğrencilerin görüşleri alınmıştır. Bu anket uygulaması yapılırken sonuçlarının daha güvenli olabilmesi için anket yapılacak bütün liselere gidilerek, öğretmen ve öğrencilerle birebir görüşülmüştür. Yüksek lisans tez çalışmasının alan çalışması olan anket uygulamasında FATİH Projesinin üç ana unsuru olan akıllı tahta, tablet bilgisayar, EBA incelenmiştir. Çalışmada akıllı tahtanın faydalı olduğu, tablet ile ilgili ise özellikle programlar bazında çalışmaların artırılması, iyileştirilmelerin yapılması gerektiği kanısına varılmıştır. EBA ise sürekli geliştirilmekte olan elektronik bilişim ağıdır. EBA'nın ders içeriğiyle ilgili yeterliliği anket sorularına verilen cevaplar yardımıyla değerlendirilmiştir. FATİH Projesi'nin bu üç unsuru irdelenerek kamuya daha faydalı hale getirilmesi amaçlanmıştır. Bunun yapılabilmesi için de hangi çalışmaların yapılması gerektiği saptanırken, FATİH Projesi'nin Aydın'daki eğitim kurumlarına katkıları araştırılmış, projenin varsa eksik yönleri belirlenmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELĠMELER: FATĠH Projesi, Akıllı Tahta, Tablet, EBA, Öğrenci, Öğretmen.

Akıllı tahtaElektronik devletFatih Projesi+2
Ahmet Erhan Dinçer
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nde sürdürülebilir kentleşme: Türkiye'ye yansımaları

Oluşum süreci, anlamı ve tanımı üzerinde halen tartışmaların sürdüğü, fakat son yıllarda hem küresel hem de yerel düzeydeki çevre koruma politikalarının genel kabul görmüş bir kavramı olan, hatta bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin değerlendirilmesindeki başarılarıyla bağdaştırılan "sürdürülebilir gelişme" olgusunun ilk tanımı Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Gelişim Komisyonu tarafından 1987 yılında yayımlanan "Ortak Geleceğimiz (Bruntlandt) Raporu"nda, "Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamak" olarak belirtilmiştir. Buradan da anlaşılabileceği üzerinde bu tanımda sürdürülebilir gelişme kavramı üzerinden sürdürülebilir kentleşmeye atıfta bulunulmuştur. Özellikle 1970'li yıllar itibariyle hızla artan kentleşme kavramıyla birlikte sürdürülebilir gelişme kavramı kentsel politikaların oluşumunda ve gelişiminde büyük rol oynamıştır. Temeli Birleşmiş Milletler'e dayanan ve Avrupa Birliği ile büyük aşama kaydeden "sürdürülebilir kentsel gelişme" olgusu günümüzde insanlığın geleceği açısından büyük önem arz etmektedir. Sürdürülebilir kentsel gelişme kavramının Avrupa Birliği boyutu ise 1990'lı yıllarla beraber hızla yükselmeye başlamıştır. Birlik içerisinde artan kentleşme ile birlikte, kavramın tanımı yapılmış ve sürdürülebilir kentler sağlayabilmek için gerekli şartlar ve ilkeler belirlenmiştir. Bu tez çalışması, Sürdürülebilir kentsel gelişme kavramı üzerinde, Avrupa Birliği temel alınmak üzere BM ve Türkiye ölçeğinde gerçekleştirilen çalışma ve uygulamaların bir araya toplanması ve gelecekte yapılacak çalışmalara kaynak tutması üzerine kurgulanmıştır. Yapılan onca çalışmaya rağmen Birlik düzeyinde sürdürülebilir kentleşmeye yeterince ulaşılamadığı buna rağmen yaşanan gelişmelerin umut verici olduğu, ülkemizde ise yeni yeni oluşmaya başlayan sürdürülebilir kentsel gelişme olgusunda ise henüz pek bir aşama kaydedemediğimiz anlaşılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kentsel Gelişme, Avrupa Birliği, Türkiye, Birleşmiş Milletler.

Avrupa BirliğiKentleşmeSürdürülebilir kentleşme+2
Barış Erdinç
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kamu yönetiminde esneklik ve bağımsız idari otoriteler: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu örneği

Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kamu yönetiminde esnekliğin altyapısal çözümlemesi yapılarak, fordist ve postfordist dönemin özellikleri, fordizmden postfordizme geçiş, postfordizme geçiş ile birlikte krizden çıkış için düzenlenen yeni dönemin neoliberal ve esnek sermaye birikim rejimi ve esnekliğin kamu yönetimi üzerindeki etkileri incelenmiştir.İkinci bölümde esneklik uygulamalarının bağımsız idari otoritelerin oluşmasındaki etkileri ve sonuçları ile değişik ülke ve anlayıştaki ülkelerdeki bağımsız idari otoritelerin ortaya çıkışı, Türkiye'de bağımsız idari otoritelerin ortaya çıkışı, özellikleri ile birlikte kamu yönetimi üzerindeki etkileri incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise bir bağımsız idari otorite örneği olarak enerji piyasası düzenleme kurumu incelenmiştir. Enerji piyasası düzenleme kurumunun yapısı, işleyişi düzenlemeleri ve esneklik özellikleri esnek birikim rejimi düzenleme biçiminin ve kamu yönetiminde esneklik uygulamalarının örneği olarak incelenmiştir.Anahtar Kavramlar: Fordizm, Postfordizm, Esneklik, Düzenleme, Bağımsız idari otorite, liberalizm

Mehmet Sarıtürk
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karanlık üçlü kişilik özellikleri, siyasal katılım düzeyi ve kültürel eğilimlerin demokratik liderlik algısına etkisi

Genel anlamda, demokratik lider algısının bireysel (psikosoyal) ve kültürel etkenlerle ilişkisinin incelenmek istendiği bu çalışmada, ilk amacımız, bazı sosyo-demografik değişkenlerin demokratik liderlik algısındaki rolüne bakmaktır. İkinci amaç ise bireylerin demokratik liderlik algısı ile siyasal katılım düzeyi, Karanlık Üçlü kişilik özellikleri alt boyutları (narsisizm, Makyavelizm ve psikopati) ile kültürel eğilimler (bireycilik, toplulukçuluk) arasında ilişki olup olmadığını araştırmak ve demokratik liderlik algısının, tüm bu değişkenlerden tarafından ne ölçüde yordandığını tespit etmektir. Bunun için çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi'ndeki çeşitli fakültelerden toplam 412 (278 kadın, 134 erkek) öğrenci dahil edilmiştir. Kolayda (Convenient) örnekleme yoluyla öğrencilere Sosyo-demografik Bilgi Formu, Demokratik Liderlik Algısı Ölçeği, Kişiliğin Negatif Yönleri Ölçeği (Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği), Siyasal Katılım Ölçeği, Bireycilik ve Toplulukçuluk Kültürel Eğilim Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlardan elde edilen bulgular, kendisi ve ailesi tarafından siyasete ilgili olan öğrencilerin, demokratik lider algı skorlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Demokratik lider algısının, siyasal katılım düzeyi, yatay toplulukçuluk ve yatay bireycilik kültürel eğilimleri ve narsisizm tarafından olumlu ve anlamlı bir şekilde yordandığı tespit edilmiştir. Demokratik liderlik algısına etki büyüklüğü bakımından en büyük katkının ise yatay toplulukçu kültürel eğilimlere ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar, ilgili literatür bulguları üzerinden tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokratik Liderlik, Karanlık Üçlü kişilik, siyasal katılım, bireycilik, toplulukçuluk.

Demokratik liderlikKaranlık kişilik özellikleriKişilik+7
Merve Döne Yıldırım
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alev Alatlı perspektifinden Türkiye'de batılılaşma ve aydın meseleleri

Değişmeyen tek şeyin değişim olduğu dünyada toplumlar da bu değişimlere ayak uydurmak zorundadır ve bu süreçleri fikirsel anlamda yönetenler aydınlardır. Tıpkı tüm dünyayı etkisi altına alan Batılılaşma hareketi içerisinde Türk aydınının durmaksızın sürece yön vermesi gibi. Ancak insanoğlunun farklı pek çok fikre sahip olması ve sosyal bilimlerin kapsayıcılığı dolayısıyla çeşitli fikirler üretilmektedir. Batılılaşmayı doğru bulanlar olduğu gibi sadece içeriğini beğenmeyen ya da tamamen fikre karşı olanlar da vardır. Bu çalışma da bir aydının gözünden süreç içerisindeki aydınlar izlenmektedir. Çalışmada öncelikle kavramsal okumalar gerçekleştirilmekte ardından ilgili kavramların Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet Türkiye'si için neler ifade ettiği aydınların gözünden araştırılmaktadır. Bu süreçte aydınların oynadığı roller hakkında da Alev Alatlı'nın eserleri okuma ve işitsel şekilde incelenerek Alatlı'nın genel kanıdan çok farklı bir aydın tipi çizdiği çıkarımına varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, batılılaşma, aydın.

Alatlı, AlevAydınlarBatıcılık+5
Dimaze Özden
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de dış göç olgusunun Emirdağlı gurbetçiler örneğinde incelenmesi

Göç ekonomik, kültürel, eğitim ve sağlık, sebebi her ne olursa olsun insanların yaşamı için yeni yerler tercih etmesi ve bulunduğu yeri terk etmesi kısaca yer değiştirme hareketidir. İnsan ülke sınırları içinde veyahut ülke sınırları dışına göç edebilir, bu göç belirli bir süreliğine olabileceği gibi süresiz olarak gerçekleşmiş olabilir. Bütün bunlar göçün çeşitlerini oluşturur. Ülke içindeki yer değişikliğine iç göç, dışarıya gidilmesi dış göç, belirli bir süre gidilmesi geçici göç ve süresiz kalmak için gidilmesi ise kalıcı göçtür. Göç olgusu üzerine çeşitli kuramlar ve kurallar ortaya konulmuştur. Ravenstein'in göç kanunları, neo klasik kuram, merkez çevre kuramı, göç sistemleri kuramı ve ilişkiler ağı kuramı bunlardan birkaçıdır. Türkiye de diğer ülkeler gibi tarihi boyunca her zaman göç almış ve göç vermiştir ve aynı şekilde işleyen bir sürece tabidir. Göçü tetikleyen her sebep Türkiye içinde geçerli olup ekonomik, siyasi, sosyal, sağlık ve eğitim gibi birçok konudan dolayı ülke göç alıp vermeye devam etmektedir. Emirdağ'da yaşanan dışgöç süreci uzun yıllar boyunca devam etmiş ve halen devam etmektedir. İlçeden Avrupa'ya yoğun göçün ekonomik sebeple başladığı bilinmekte ve göçün; göç edenler, geride kalanlar ve hatta ilçenin ekonomik gelişimi açısından faydalı olduğu görülmektedir. Fakat göç kapsamında üçüncü, dördüncü kuşak denilen yeni nesil açısından kültürel yozlaşma ve yabancılaşma gibi bazı olumsuz sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Türkiye'de dış göç, Emirdağlı gurbetçiler.

Özlem Akdemir
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrat parti iktidarında bir dönüm noktası olarak 1957 seçimleri üzerine bir inceleme

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan 1946 yılına kadar tek parti dönemini yaşamıştır. 1946 yılında Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü'nün Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılarak Demokrat Parti'yi kurmasıyla 23 yıllık tek parti dönemi sona ermiştir. 1950 yılında yapılan genel seçimlerle Demokrat Parti iktidarı devralmış ve 27 yıldır iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi muhalefete düşmüştür. Demokrat Parti iktidara gelmesinin ardından 1950-1954 aralığında ülkeye ekonomik ve siyasal anlamda büyük katkılar sağlamış ve 1954 genel seçimlerini de büyük bir çoğunlukla kazanmıştır. Ancak 1955 yılına gelindiğinde, 1950-1954 arası dönemde plansız yapılan yatırımlar ve kuraklığın baş göstermesiyle beraber ekonomik sorunlar ortaya çıkmıştır. Ekonomik sorunlardan ötürü hem muhalefetten hem de halktan tepki alan Demokrat Parti, baskıcı mahiyette kanunlar çıkararak tepkilerin önüne geçmek istemiştir. 1958'deki genel seçimleri ise bir yıl erkene almıştır. 1957 seçimlerinin ardından Demokrat Parti iktidarı muhalefete karşı daha baskıcı bir tutum benimsemiştir. Yaşanan bu olaylar üzerine 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi yapılmış ve Demokrat Parti iktidarı son bulmuştur.

Ayşe Demirağaç
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu hizmeti yayıncılığı: TRT üzerine bir inceleme (1964-1980)

Kamuoyunun oluşmasında ve demokrasinin gelişmesinde en önemli araçlardan olan radyo ve televizyon 20. yüzyılın ilk çeyreğinde doğmuştur. Bu yeni kitle iletişim aracı ortaya çıktığı tarihten itibaren toplumda belirli görevler üstlenmeye başlamış ve ilk yıllarda eğlence aracı olarak işlev görürken öneminin anlaşılmasıyla merkezi hükûmetler tarafından ideolojilerini yaymak için propaganda aracı olarak kullanılmış, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni düzende sundukları hizmetin niteliğinden dolayı özerk kurumlar olarak teşkilatlanmışlardır. Türkiye'de radyo-televizyon yayıncılığının gelişimine bakıldığında, biraz gecikmeli olarak, kıta Avrupası'ndaki ülkelere benzer bir gelişme gösterdiği görülmektedir. 1961 Anayasasıyla özerk olarak kurulan TRT, daha sonra yapılan yasal düzenlemelerle tarafsız olarak teşkilatlandırılmış ve siyasal iktidarların etkilerine açık hale gelmiştir. Çalışmada kitle iletişim araçlarının -radyo ve televizyon- kamu hizmeti yayıncılığının gereklerine göre yayın yapma sürecinde karşılaştıkları sorunlar TRT örneği üzerinden 1964-1980 yılları arası merkeze alınarak incelenmeye çalışılmıştır.

Ferhat Diş
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ile Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifinden incelenmesi (1990-2023)

Bu çalışmada, Türkiye-Rusya ilişkilerinin işbirliği ve çatışma perspektifi bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Diğer bir ifadeyle çalışma, Rusya ve Türkiye devletleri arasında iş birliğine ya da çatışmacı ilişkilere konu olan alanları ortaya koymaktadır. Soğuk Savaş'ın sona ermesi, daha önce zıt bloklarda yer alan Türkiye ve Rusya için yeni fırsatlar açmıştır. Türkiye, kültürel bağlar nedeniyle özellikle Kafkaslar ve Orta Asya'daki ülkelerle güçlü ilişkiler kurmayı hedeflemiştir. 1990'ların sonlarına doğru, Rusya istikrar kazanarak, eski Sovyetler Birliği ülkelerini güvenliği için hayati önemde görmeye başlamış ve Türkiye ile rekabete girişmiş, bu da zaman zaman karşılıklı tehdit algılarına yol açmıştır. Ekonomik krizlere rağmen Türkiye ve Rusya'nın ikili ticareti, örtüşen ekonomik çıkarlarla gelişmiştir. 2000'lerde gelişen ekonomik bağlar ve Batı ile yaşanan sorunlar, iş birliğini artırmıştır. Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki çatışmalar, farklı çıkarların varlığını ortaya koysa da iş birliği potansiyelini de göstermiştir. Bölgesel çatışma konularına rağmen, karşılıklı ekonomik bağımlılık, uzlaşma ve iş birliğini teşvik etmiştir.

Maral Mominova
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1929 dünya ekonomik buhranının Türk siyasal hayatına etkileri üzerine bir inceleme

Çalışmanın konusu, 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin Türk Siyasal Hayatı'na olan etkilerinin incelenmesidir. Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp, dalga dalga Avrupa'ya ve oradan Türkiye'ye kadar yayılan büyük kriz, ülkemizi de en az diğer Avrupalı devletler kadar etkilemiştir. Dünya, krizi klasik ekonomik politikalarının yaygın olduğu bir dönemde karşılamıştır. Klasik ekonomi yaklaşımları ortaya çıkan sorunların çözümünde yetersiz kalınca Keynes'in geliştirdiği ekonomi politikası krizden çıkış kapısı olarak görülmüştür. Keynes'in yaklaşımına göre krizin küresel boyutta yayılmasının sebebinin devletlerin ekonomiye müdahale etmemeleri olduğunu iddia etmiştir. Birçok konuda geleneksel ekonomi politikasına eleştiriler getirmiştir ve çözüm önerileriyle ülkelerin bu krizden en az hasarla çıkmalarına yardımcı olmuştur. Krize liberal ekonomik modeli takip ederken yakalan Türkiye de, çağdaşı olduğu diğer devletler gibi geleneksel ekonomik politikaları yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış ve daha devletçi politikalar uygulayarak, iktisadi kalkınma planları hazırlayarak krizi atlatmaya çalışmıştır. Bu sıkıntılı süreçten en az zararla çıkılabilmesi için bir yandan özel sektöre devlet desteği verilerek ekonomik hayatı düzenleyen çeşitli tedbirler alınırken, toplumsal tepkilerin ise çoğulcu bir siyasi yöntem ile giderilebileceği düşünülmüştür. İşte bu sebeplerle Mustafa Kemal Paşa tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu beklenen olumlu etkiyi yapmadığı gibi başka sorunlara yol açarak siyasi ortamın daha da gerilmesine neden olmuştur ve kısa bir süre sonra da kendisini feshetme kararı almıştır. Anahtar Kelimeler: 1929 Dünya Ekonomik Krizi, Serbest Cumhuriyet Fırkası

Melek Selman
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu politikası analizinde yöntem: Türkiye'deki akademik yazın üzerine bir araştırma

Bu amaçla Türkiye'de ilgili alan yazındaki kamu politikası temalı çalışmalarda kullanılan yöntemleri, politika alanı odakları çerçevesinde analiz etmek tezin önceliğidir. Tezlerde kamu politikası odaklı çalışmalarda kullanılan yöntemlerin tespiti ve hangi fonksiyonlarda kullanıldığı sorularına cevap aranmaktadır. Araştırma 4 bölümden oluşmaktadır. İlk 3 bölümde literatür taramasına yer verilirken, dördüncü bölümde araştırma kısmı yer almaktadır. İlk bölümde kamu politikası kavramı süreci, aktörleri unsurları ve gelişimi ele alınmaktadır. İkinci bölümde kamu politikası analizi kavramı, metodolojik yaklaşımları, karar verme modelleri ve diğer yaklaşımlar üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümde bilimsel araştırmalarda yöntem kısmı ele alınmaktadır. İlgili kısım özellikle veri toplama teknikleri ile incelendikten sonra kamu politikası ve bilimsel yöntem arasındaki etkileşimli ilişki üzerinde durulmaktadır. Dördüncü bölümde nitel bir araştırma kısmı bulunmaktadır. Tez ve makalelerin yöntem kısmı odaklanarak toplanan veriler, Nvivo 12 programı dahilinde içerik analizine tabi tutulmaktadır. Elde edilen bulgular tartışma, sonuç ve öneriler şeklinde incelenerek yorumlanmaktadır. Elde edilen bulgular sonucunda politika analizi sırasında kullanılan yöntemin politikaya başarıya götürecek etmenlerden biri olduğu sonucuna varılmaktadır.

Kamu politikaları
Esra Akcasu
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu güvenliği politikalarında yeni bir unsur olarak robotlar üzerine bir inceleme

Bu tez, robot teknolojisinin hızlı ilerlemesi ve bu ilerlemeyle birlikte kamu güvenliği alanında giderek artan şekilde kullanılmaya başlanan robotların, güvenlik politikaları üzerindeki dönüştürücü etkilerini incelemektedir. Çalışma, robotların kamu güvenliği süreçlerindeki spesifik rollerini ve bu rollerin kamu güvenliği stratejileri ve politikaları üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Tez kapsamında, kolluk kuvvetleri personelinin görüşlerine dayanan birincil veriler ve literatür taraması ile desteklenen ikincil veriler kullanılarak, robot teknolojisinin mevcut ve potansiyel etkileri analiz edilmektedir. Ana amaç, robot teknolojisinin kamu güvenliği politikaları üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu teknolojinin, kamu güvenliğinin sağlanmasında üstlenebileceği alternatif görevlerin projeksiyonunu sunmaktır. Bu projeksiyonlar yardımıyla, gelecekteki kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunmak amaçlanmaktadır. Çalışma, robot teknolojisinin kamu güvenliği politikalarına etkisini anlamak ve bu etkileri sistemli bir şekilde ele alarak, gelecekteki politika yapıcılarına yol gösterici bilgiler sunmayı hedeflemektedir. Konuyla ilgili mevcut literatürde önemli bir boşluk bulunmakta olup, bu tez, bu boşluğu doldurarak kamu güvenliği politikalarının daha etkili bir şekilde şekillendirilmesine katkı sağlama potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda, çalışma, kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesinde robot teknolojisinin rolünü anlamak için kritik bir kaynak olarak önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu Güvenliği, Robot Teknolojileri, Güvenlik Operasyonları

Güvenlik politikalarıJandarma Genel KomutanlığıKamu güvenliği+1
Umut Pınarcı
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kentsel güvenlik ve güvenlik algısı: Afyonkarahisar örneği

Kentsel güvenlik, yalnızca suçun önlenmesi ya da fiziksel tehditlerin ortadan kaldırılmasıyla sınırlı değildir. Ekonomik istikrar, barınma güvencesi, etkin ve dayanıklı altyapı, sürdürülebilir ulaşım sistemleri, afetlere hazırlık, toplum sağlığı, gıda güvenliği ve çevresel koruma gibi çok çeşitli boyutları kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu doğrultuda, uluslararası belgelerde de kentsel güvenliğin yalnızca kolluk tedbirleriyle değil, toplumsal refahı ve yaşam kalitesini etkileyen unsurlarla birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar tarafından kabul edilen çeşitli belgeler incelenmiş ve bu belgelerin çok boyutlu kentsel güvenlik yaklaşımına sunduğu katkılar değerlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, söz konusu belgelerin toplumsal kapsayıcılıktan iklim değişikliğine uyuma kadar uzanan çok geniş bir alanda kentsel güvenlik bileşenlerini desteklediği ve bu konularda normatif ilkeler ortaya koyduğu görülmüştür. Ardından, Afyonkarahisar il merkezinde yaşayanların kentsel güvenlik algılarını incelemek amacıyla bir saha araştırması yürütülmüştür. Araştırmada kent sakinlerinin kentsel güvenlik algıları çok boyutlu bir çerçevede ele alınmış ve bu algılar çeşitli sosyodemografik değişkenler açısından karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda, bireysel güvenlikten çevre güvenliğine kadar uzanan toplam 10 alt ölçekten oluşan çok boyutlu bir kentsel güvenlik ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın evreni, Afyonkarahisar Belediyesi sınırları içinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Bu kapsamda, kentin 42 mahallesinden en az bir katılımcıya ulaşılmış ve toplam 443 bireyden veri toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların bireysel güvenlik, konut güvenliği, sağlık güvenliği ve altyapı güvenliğine ilişkin algılarının görece daha yüksek olduğunu; buna karşılık ekonomik güvenlik, ulaşım güvenliği, afet güvenliği ile su ve gıda güvenliği alanlarında ise kendilerini daha az güvende hissettiklerini göstermektedir.

Hulusi Nusret Özsoy
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimEN

Revisiting refuge through a critical perspective: A Marxist explanation of Syrian refuge to Türkiye

Existing refugee research has been mainstreamed in a liberal and normative perspective on the root causes of refugeeness, and the relationships and experiences of refugees. However, the multifaceted feature of refuge makes this mainstreaming insufficient to address historical-structural explanations. Therefore, this dissertation adopts a critical perspective through the case of Syrian refugees in Türkiye. The framework in this dissertation addresses the refugee phenomenon from a critical Marxist perspective to reveal overlooked and ignored terms through Syrian refugees in Türkiye. Based on a qualitative-descriptive approach, the dissertation analyzes the research on Syrians in Türkiye, identifies the main themes and missing points, and thus draws an overarching deconstructive framework for revisiting the Syrian refugee experience. In this context, the issue of Syrian refugees in Türkiye is discussed from a Marxist approach through the arguments of accumulation by dispossession, surplus population, class formation and struggle, and industrial reserve army. Asserting that the critical perspective is generally overlooked in the existing research on Syrian refugees in Türkiye and through a Marxist revisit, this dissertation reveals that the global capitalist structure is the main cause of refugeeness, refugees create the surplus population and emerge in the class formation and struggle, and dispossession from the means of financial and human capital forms an industrial reserve army; thus, refugees are exploitated under precarious working conditions. In particular, in the case of Syrians in Türkiye, it is argued that refugeeness is a process of dispossession, and it continues in a vicious cycle from dispossession to accumulation by dispossession.

PostmarxismInternational migrationForced emigration
Atahan Demirkol
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de ceza infaz kurumları yönetiminde yetki ve görev ayrımı: Kuvvetler ayrılığı ilkesi perspektifinde bir inceleme

Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olan kuvvetler ayrılığı ilkesi, yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirinden bağımsız ve dengeli bir şekilde çalışmasını hedefler. Bu ilke, hukuk düzeninin korunması, birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve kamu idaresinin şeffaflığının sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetiminde yürütme ve yargı erklerinin birer mensubu olan mülki idare amirleri ve infaz savcıları birlikte yetkilendirilmişler ve sorumlu tutulmuşlardır. Çalışmada, Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetiminde mülki idare amirleri ve infaz savcılarının görev, yetki ve sorumlulukları kuvvetler ayrılığı ilkesinin ışığında incelenmektedir. Öncelikle bu ilkenin teorik temelleri ve hukuki dayanakları ele alınacak, ardından ceza infaz kurumlarının idaresindeki mevcut düzenlemeler ve uygulamalar değerlendirilecektir. Bu kapsamda, idari ve yargısal otoritelerin etkileşimi ile ortaya çıkabilecek aksaklıklar ve zorluklar analiz edilerek, ceza infaz kurumlarının yönetimini daha etkin ve sade hale getirmek adına öneriler sunulacaktır. Mevcut literatürde, ceza infaz kurumları gibi icra ettiği fonksiyon bakımından oldukça önemli ve kritik bir kurumsal yapının yönetimi ile ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmamış olması çalışmanın literatürde önemli bir boşluğun dolması adına ilk adımı olabileceği ihtimalini öne çıkarmaktadır.

Muhammet Emin Güngör
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1961 Anayasası'nın temel felsefesi bağlamında özerk statülü kurumlar üzerine bir inceleme

Çalışma, 1961 Anayasası'nın temel felsefesini merkeze alarak, anayasal düzen içinde özerk statülü kurumların ortaya çıkışını, işlevselliğini ve siyasal sistem içindeki konumunu incelemektedir. Anayasa kavramının tarihsel, siyasal ve ideolojik boyutlarıyla ele alındığı çalışmada, özellikle liberal, sosyal devlet ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin anayasal tasarıma nasıl yön verdiği tartışılmıştır. 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi sonrasında oluşturulan Kurucu Meclis'in yürüttüğü anayasa yapım süreci, dönemin siyasal ve toplumsal dinamikleriyle birlikte değerlendirilmiş, 1961 Anayasasının temel felsefesi olarak kabul edilen özgürlükçü ve çoğulcu yaklaşımların, devletin yeniden yapılanmasında ne ölçüde etkili olduğu irdelenmiştir. Demokrat Parti (DP) iktidarında yaşanılan anayasal krizler, özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının aşınması ve üniversite özerkliği, radyo kullanımına ilişkin alanlarda yaşanan müdahaleler çerçevesinde analiz edilmiştir. 1961 Anayasası, bu krizlere de bir tepki olarak, siyasi iktidarı sınırlandırma yaklaşımı çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Devlet Planlama Teşkilatı ve özerk statülü kuruluşlar gibi yeni kurumlar vasıtasıyla bürokratik yapıyı ı güçlendirmeyi amaçlayarak devletin kuruluş ve işleyişini yeniden düzenlemiştir. Bu bağlamda esas olarak üniversiteler ve radyo (TRT) gibi özerk statülü kurumların anayasal statüleri ve kuruluş gerekçeleri, dönemin siyasal tartışmaları bağlamında incelenmiş ve neticede söz konusu kurumların özerkliklerinin ve anayasal statülerinin, iktidar ilişkileri ve siyasal kültür çerçevesinde şekillendiği sonucuna varılmıştır.

Merve Adatepe
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk Devletleri Teşkilatının Türk Birliğine dönüşme imkânının incelenmesi

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), tarihsel, kültürel ve dilsel bağları asırlara dayanan Türk topluluklarını, günümüzün değişen uluslararası koşullarında ortak bir kurumsal yapı altında bir araya getiren en önemli girişimlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık 11 milyon kilometrekareye yayılan ve 260 milyonu aşkın nüfusa sahip Türk dünyası, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan geniş bir coğrafyada, geçmişten günümüze çeşitli siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlere sahne olmuştur. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, 1990'lı yıllardan itibaren artan bir hızla, karşılıklı iş birliği ve bütünleşme arayışlarını kurumsal platformlara taşımışlardır. Bu sürecin bir ürünü olarak, 1992'de başlayan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri, 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile kalıcı ve örgütlü bir yapı olan Türk Konseyi'ni, daha sonra ise 2021'de Türk Devletleri Teşkilatı'nı doğurmuştur. Günümüzde TDT, üye ve gözlemci ülkeleriyle yaklaşık 180 milyonluk bir nüfusu ve 5 milyon kilometrekareyi bulan bir alanı kapsamakta, siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğini önceleyen bir vizyonla faaliyetlerini sürdürmektedir. Teşkilat, tam anlamıyla bir siyasi birlikten ziyade, ortak kimlik ve tarihsel mirastan beslenen, esnek ama giderek kurumsallaşan bir entegrasyon platformu olarak öne çıkmaktadır. Ortak dil, din ve kültür, TDT'nin yalnızca bir uluslararası örgüt değil; aynı zamanda bir "kimlik topluluğu" olarak şekillenmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği'nin "farklılıkta birlik" yaklaşımının aksine, TDT'de "aynılıkta birlik" olarak adlandırdığımız model ön plana çıkmakta, ortak dil ve tarih unsurları entegrasyon sürecinde başat bir rol üstlenmektedir. Çalışmanın ana amacı, TDT'nin bütünleşme süreçlerini, uluslararası ilişkiler disiplinindeki klasik ve çağdaş entegrasyon kuramları çerçevesinde analiz etmek ve elde edilen bulguları stratejik önerilerle bütünleştirmektir. Bu bağlamda, kurumsal gelişim, ekonomik entegrasyon, savunma ve güvenlik iş birliği, kültürel ve toplumsal yakınlaşma ile kimlik inşası, çalışmanın temel inceleme başlıklarını oluşturmaktadır. Ayrıca, SWOT (GZFT) analiziyle TDT'nin mevcut güçlü ve zayıf yönleri, karşı karşıya olduğu fırsatlar ve tehditler kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Güçlü yönler arasında, Türkiye'nin savunma sanayi ve teknolojideki gelişmişliği, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın enerji ve doğal kaynak zenginlikleri, kültürel-tarihsel ortaklık, bölgesel liderlik ve diaspora kapasitesi öne çıkarken; zayıf yönler arasında kurumsallaşma eksikliği, ulaşım altyapısındaki bütünsellik yetersizliği, ticaret kapasitesinin düşüklüğü ve siyasi-iktisadi uyumsuzluklar yer almaktadır. Çalışmada ayrıca, Kuşak ve Yol Girişimi gibi uluslararası projelerle artan jeopolitik fırsatlar ve Çin, Rusya, İran gibi aktörlerin baskıları ile etnik çatışmalar, sınır sorunları ve güvenlik tehditleri gibi dışsal riskler de bütünleşme sürecine etki eden başlıca unsurlar olarak ele alınmıştır. Tezde, TDT'nin çok boyutlu entegrasyon süreci, uluslararası ilişkiler teorileri perspektifinden incelenmektedir. Federalizm, konfederalizm, kurumsalcılık, karşılıklı bağımlılık, iletişim (transactional) teorileri, bölgeselcilik, devletlerarasıcılık, liberal bütünleşme, fonksiyonalizm, neo-fonksiyonalizm ve sosyal inşacılık gibi yaklaşımlar, TDT'nin gelişim çizgisiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; bunun yanında, fonksiyonalist ve konstrüktivist dinamiklerin sentezlendiği özgün bir model olarak "işlevsel-inşacılık" (fonksiyonalist-konstrüktivizm) yaklaşımı önerilmiştir. Bu model, teknik iş birliğinin toplumsal yakınlaşmaya, toplumsal-kültürel yakınlaşmanın da yeni teknik ve siyasi adımlara zemin hazırladığı döngüsel bir bütünleşme dinamiği tanımlamaktadır. Böylece, TDT'nin entegrasyon deneyimi, klasik teorilerin ötesine geçen, esnek ve kendine özgü bir kuramsal bakış açısı sunmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, TDT'nin entegrasyonunun yalnızca teknik-ekonomik iş birlikleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda ortak kimlik ve kültürel değerler üzerinden de güçlendiğini göstermektedir. Son on yıllık dönemde, Türk dünyasının "tarihsel romantizmden" pragmatik ve akılcı entegrasyona doğru önemli bir dönüşüm yaşadığı; eğer mevcut zayıflıklar giderilip fırsatlar doğru şekilde değerlendirilirse, uzun vadede TDT'nin Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli taşıdığı öne sürülmektedir. 2040 Vizyonu gibi stratejik belgeler de bu entegrasyonun hem fonksiyonel (ulaştırma, enerji, dijitalleşme) hem de normatif (ortak alfabe, diaspora, kültürel iş birliği) hedefler üzerinden ilerlediğini göstermektedir. Öte yandan, kurumlar arası düzenli temas ve ortak normların filizlenmesiyle TDT'nin bir örgüt kültürü ve kimliği geliştirmeye başladığı, ekonomik ve beşerî bağların güçlenmesiyle çatışma olasılıklarının azaldığı, Türk toplulukları arasında karşılıklı güven ve dayanışma ruhunun pekiştiği analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma; TDT örneğinde, fonksiyonel ve kimlik temelli entegrasyonun eş zamanlı ve birbirini destekleyen bir süreç olarak ilerlediğini ortaya koymakta; klasik bütünleşme teorilerinin ötesine geçen, özgün bir "işlevsel-inşacılık" modeli önermektedir. TDT'nin gelecekte Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli, kurumsal reformlar, ekonomik entegrasyon, kültürel yakınlaşma ve uluslararası meşruiyetin güçlendirilmesiyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen analizler ışığında hem akademik literatüre hem de politika yapıcılarına yönelik kapsamlı öneriler sunulmuş, TDT'nin küresel düzeyde etkili bir aktör olabilmesi için atılması gereken adımlar detaylandırılmıştır.

Cüneyt Akın
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anlamlı yaşam algısı, iyimserlik ve değerlerin üniversite öğrencilerinin siyasal katılımı üzerindeki etkisi: Afyon Kocatepe Üniversitesi örneği

Bu çalışmada, ilk amacımız, anlamlı bir yaşam algısının, iyimserlik düzeyi ve değerler ile siyasal katılım toplam puanlarının ve 7 alt boyutunun (siyasi tartışmalar, görsel ve yazılı basına görüş bildirme, seçimlere duyarlılık, gösteri ve yürüyüşler, seçim mitingleri, hizmet ve politika takibi ile propaganda, boykot ve eylemler) arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmak, ikincil amacımız ise bazı sosyo-demografik etkenlerle, anlamlı bir yaşam algısının, iyimserlik düzeyi ve değerlerin siyasal katılım üzerindeki rollerini belirlemektir. Bu nedenle, çalışmaya Afyon Kocatepe Üniversitesinin çeşitli fakültelerindeki toplam 355 (248 kadın, 107 erkek) öğrenci dahil edilmiş olup ortalama yaş 21,07 (SS = 1,48)' dir. Rastgele örnekleme yoluyla, öğrencilere, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Siyasal Katılım Ölçeği, Yaşamda Anlam Anketi, Yaşam Yönelimi Testi ve Portre Değerler Ölçeği uygulanmıştır. Korelasyon analizi sonucunda, anlamlı yaşam algısı, iyimserlik, muhafazakarlık ve özaşkınlık değerleri ile siyasal katılım toplam puanı arasında anlamlı ve olumlu yönde bir ilişkili bulunmuştur. Her bir değişkenin katkı rolünü incelemek için gerçekleştirilen Standart Çoklu Regresyon analizine göre ise, siyasal katılım düzeyini, yaşamda anlam ile muhafazakarlık değeri olumlu yönde yordamıştır. Siyasal katılımın 7 altboyutu (siyasi tartışmalar, görsel ve yazılı basına görüş bildirme, seçimlere duyarlılık, gösteri ve yürüyüşler, seçim mitingleri, hizmet ve politika takibi ile propaganda, boykot ve eylemler) ile gerçekleştirilen analizlere göre ise, hizmet ve politika takibi varyansın en fazla açıklandığı altboyut olup, muhafazakarlık ve anlamlı yaşam algısı tarafından olumlu yönde yordanmaktadır. Sonuç olarak, muhafazakâr değerleri olan ve yaşamlarında anlam algısına sahip bireyler siyasal katılımın her sahasında daha fazla varlık sergilemektedirler. Özellikle kendini güvende hissetme, uyma, itaat, geleneksellik, aidiyet ve korumacılık ile karakterize muhafazakarlık değerinin, tutarlı bir biçimde siyasal katılım ve altboyutlarını olumlu yönde yordadığı görülmektedir. Sonuç olarak elde edilen bu bulgular ilgili alanyazın bulgularıyla tartışılmıştır.

DeğerlerSiyasal katılmaSiyaset psikolojisi+4
Tuğba Bozkurt
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Askeri ve bürokratik vesayet bağlamında27 Mayıs 1960 darbesinin incelenmesi

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'ndan kurumsallaşmış bir bürokratik yapıyı devralmış, bu yapı yeni yönetimin temel dinamiği olmuştur. 1946 yılına kadar tek parti ve bürokratik yapının hâkim olduğu Türkiye'de, çok partili hayata II. Dünya Savaşı'nın getirdiği yenidünya düzenine ayak uydurabilmek için geçilmiştir. Türkiye'de askeri müdahaleler, ordunun bazen kurumsal, bazen de üst düzey subayların kendi inisiyatiflerini kullanarak sivil yönetimi ele geçirme girişimleri ile olmuştur. Özellikle askeri darbeler ile birlikte gündeme gelen vesayet kavramı demokratik ülkelerde aşılması ve şeffaf hale getirilmesi gereken önemli bir konu olmuştur. Türkiye'de, çok partili hayata geçildiği 1950'den bugüne kadar doğrudan ve dolaylı olarak siyasete belli aralıklarla askeri müdahaleler yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Demokrat partinin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında anayasaya aykırı uygulamaları olduğu iddiası ile 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi yapılmış, darbe sonrasında ordu yönetimi sivillere devretmiştir. 1960 darbesinin bir ürünü olarak 1961 Anayasası çıkarılmıştır. Bu çalışmada, 1961 Anayasası'nda yer alan resmi ideolojinin taşıyıcılığını üstlendiği iddia edilen Cumhuriyet Senatosu, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi (AYM), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yetkileri, görevleri ve vesayetçi işlevlerini yerine getirip getirmedikleri açısından incelenmiştir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliAnayasa 1961Askeri müdahale+3
Tuğba Gözek
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk dış politikasındaki dönüşüm: Libya iç savaşı ve Doğu Akdeniz bağlamında konjonktürel bir inceleme (2010-2020)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dış politika tarihine ışık tutulduğunda benimsenen ilkeler, uygulanan pratikler ve konulan hedefler çerçevesinde iki farklı yaklaşımın veya paradigmanın olduğu görülmektedir; Geleneksel Türk Dış Politikası ve Yeni (dönüşen) Türk Dış Politikası. Cumhuriyet tarihini kuruluşundan XXI. Yüzyılın başına kadar olan tarihi süreçte uygulanan geleneksel Türk Dış Politikası, ülke kapasitesi ve "güç" nosyonuna paralel olarak biçimlenmekle beraber statükoculuk ve Batıcılık ilkeleri üzerinden tanımlanmaktadır. 2000'li yıllara girildiğinde ise Türkiye'nin kapasitesindeki artış ve uluslararası sistemde çok kutupluluğa doğru yaşanan geçiş ortaya Yeni (dönüşen) Türk Dış Politikasını ortaya çıkarmıştır. Türkiye'nin dış alanda uygulamaya başladığı yeni politikası; savunmacı ve statükocu karakterinden arınmış, daha aktif, çok boyutlu/yönlü, işbirliği ve arabuluculuğu önceleyen, yumuşak güç unsurlarını tercih eden bu minvalde özgürlük ve ekonomik temelli ve bölgesel güç olma ideali gibi ilke ve yaklaşımlar üzerinde yükselmiştir. Türkiye'nin yumuşak güç unsurları, diplomasi ve işbirliğini önceleyen dış politik tutumu 2010 yılına gelindiğinde ise ciddi kırılmalara maruz kalmıştır. Uluslararası alanda yaşanan gelişmeler Türk Dış Politikasına sürüm güncellemesi atılmasını elzem kılmıştır. Türkiye'nin son on yıllık süreçte yaşadığı pek çok kriz, Ankara'nın, 2000'lerin ilk yıllarında dış politika alanında başlattığı değişim rüzgârının, 2010 sonrasında kendisini daha sert biçimiyle göstermesine neden olmuştur. Bu çalışmada geleneksel dış politika ile yeni dış politika anlayışlarının temelleri, değerleri ve karakterlerinin işlenmesi, yeni dış politikaya geçişe imkân veren içsel ve uluslararası gelişmelerin belirlenmesi ve son olarak Türkiye'nin dış politikasındaki dönüşümün somut olarak görüldüğü Libya İç Savaşı ve Doğu Akdeniz jeopolitiği üzerinden yeni dış politikanın analizi amaçlanmaktadır.

Doğu AkdenizDönüşümLibya+4
Bilal Gülbakan
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa'da düşman algısının antisemitizmden İslamofobiye dönüşümü (Almanya örneği)

Bu çalışma son yıllarda Avrupa'da tartışılmaya başlayan ve birçok karşıt görüşü içinde barındıran antisemitizm ve İslamofobi ilişkisine odaklanmıştır. Çalışmada, Avrupa'nın düşman algısındaki değişim göz önüne alınarak, 11 Eylül sonrası artan ve tehlikeli bir boyuta ulaşan İslamofobinin, Holokost gibi bir geçmişi olan antisemitizmden beslendiği, antisemitizmin İslamofobi için bir ön uyarı olduğu düşüncesi detaylı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Genelde Avrupa, özelde Almanya üzerine yoğunlaşan çalışma, İslamofobi ve antisemitizmin temelinde yer alan zenofobi ve ırkçılık kavramlarından yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Literatürde yeni yeni konuşulmaya başlayan bu konu, karşıt görüşleri barındırsa da her iki kavram arasında bağlantı olduğu genel kabul görmektedir. Bu anlamda çalışmada, kavramlar arasındaki benzer noktaların çok fazla olduğu ve İslamofobinin antisemitizmden beslendiği tespit edilmiştir.

AlmanyaAntisemitizmAvrupa+4
Dilay Sertel
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sovyet işgalinden bugüne ABD dış politikasında Afganistan

Günümüz uluslararası sisteminde ABD'nin dış politikası bu sistemin bir parçası olan tüm devlet ve kuruluşları yakından ilgilendirmektedir. Zira Soğuk Savaş'tan sonra süper güç olarak ortaya çıkan ABD, uluslararası sistemin birçok alanında büyük söz sahibidir. Bu çalışmada ABD'nin dış politikası Afganistan örneği üzerinden değerlendirilecektir. Bunu yaparken ilk olarak ABD'nin dış politikasının kökenlerine ve gelişimine değinilecektir. Afganistan'daki SSCB işgaline kadar olan dönemde ABD'nin dış politikası Soğuk Savaş dinamikleri üzerinden yön bulmaktaydı ve SSCB'nin dağılmasının ardından bu politika büyük bir değişime uğramıştır. Süper güç olarak ABD'nin dünya genelinde nüfuz ve kontrol sağlama çabaları kendini en çok Ortadoğu bölgesinde göstermiştir. İşgal süresince ve sonrasında ABD jeo-stratejik konumu oldukça önemli olan Afganistan'a özel bir ilgi göstermiştir ve işgal süresince ülkede, komünizme karşı İslam dinini bir kalkan olarak kullanmıştır. Fakat 11 Eylül'e gelindiğinde ABD'den büyük destekler alan bu İslamcı gruplar Amerikan dış politikasının en büyük düşmanları haline gelmişlerdir. ABD Afganistan politikasını SSCB işgali öncesi, işgal sırasında ve işgal sonrası olmak üzere üç bölüme ayırarak incelemek en doğrusu olacaktır. ABD Afganistan politikası işgal öncesi jeo-stratejik konuma odaklanırken, işgal süresince SSCB ve komünizm tehdidine göre şekillenmiştir. İşgal sonrası süreçte ise özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından küresel terörizmle mücadele, Usame bin Ladin'in ele geçirilmesi ve Taliban tehdidinin ortadan kaldırılması yönünde şekillenmiştir. Günümüzde ise Afganistan topraklarında halen ABD askeri varlığı mevcuttur fakat 2010'lu yıllar itibariyle uzlaşı ortamı oluşmaya başlamış ve barış süreci hızlandırılmıştır.

AfganistanAmerika Birleşik DevletleriRus işgali+4
Sadam Hussın Safı
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorunlu göçün doğurduğu temel sorunlar ve göç politikaları: Kubadlı (Karabağ) örneği

Azerbaycan dünyada kendi sınırları içerisinde en çok göç yaşanan ülkelerden biridir. Ermenilerin yerel halka karşı gerçekleştirdiği katliamlarda yüzlerce insan evlerinden ve yurtlarından edilmiş, binlerce çocuk anne babasını kaybetmiştir. 1990 sonrasında Azerbaycan'ın toplam 12 bölgesi Ermeniler tarafından işgal edilmiştir. Söz konusu bölgelerde yaşayan bir milyondan fazla Azerbaycanlı da Ermeniler tarafından göçe mecbur edilmiştir. Ermeniler tarafından zorunlu göçe maruz kalan Azerbaycan Türkleri uzun süre hayatlarını çadır şehirciklerde, çok zor koşullarda devam ettirmişlerdir. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, 1994'te imzalanan ateşkes antlaşmasının sonrasında bile Ermeniler kendilerince bir temas hattı yaratmış ve işgal ettikleri bölgelerden sivil yaşam yerlerine, çocuklara, çiftçilere ateş ederek Azerbaycan tarafının hem sivil hem de ekonomik kayıplar vermesine neden olmuştur. İşgal ettiği toprakların yanı sıra Ermenistan hükümeti sonraki senelerde Azerbaycan'a karşı yeni toprak iddialarında bulunmuştur. Bölgede kan dökülmesinin durdurulması ve barışın sağlanması için oluşturulan Minsk üçlüsü Rusya, Amerika ve Fransa bu konuda tamamen başarısız olmuşlardır. Bu çalışmada Karabağ Savaşı'nın başlaması ardından gerçekleşen zorunlu göç süreci ile birlikte yaşanan zorluklar ve devletin bu sorunlara yönelik uyguladığı politikaları ele alınmaktadır. Tez yazım aşamasında öncelikle literatür taranılmış ve elde edilen veriler kaydedilmiştir. Konuya dair uluslararası örgütler ile yerel örgütlerin elinde bulundurdukları arşivlere ait belge ve raporlara bakılmıştır. Kubadlı'da yaşanan zorunlu göçün ortaya çıkardığı sorunlar genel bakıldığında hastalıklar, yeni yerleşim alanına adaptasyon sürecinde yaşanan şok, yerel yönetimlere ve bölgele uyum sağlama, ekonomik problemler başlıca sorunlardır. Bunlara çözüm olarak sağlık imkânlar sağlatılarak psikolojik destek verilmesi, ekonomik yardımlar ve sosyal çözümler getirilmesi olmuştur. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Karabağ sorunu, zorunlu göç

Göç politikalarıGöçebelerGöçler+3
Amal Ahadli
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afganistan'da etnik yapının iktidar mücadelesine etkisinin incelenmesi (1989-2019)

Etnik köken çok etnik gruptan oluşan toplumlar için oldukça önem taşımaktadır. Afganistan da etnik, kültürel, dilsel ve dini bakımdan oldukça çeşitlilik gösteren bir ülkedir. Ülkenin yönetimine ilişkin düzenlemeler, büyük oranda etnik katılımı temel almaktadır. 2001'den beri birçok değişiklik olmasına rağmen toplumda siyasal iktidarın paylaşımı, farklı etnik ve kabile grupları arasında yazılı olmayan bir anlaşmaya dayanmaktadır. Bununla birlikte, etnik, kültürel, dini ve dilsel farklılıkların varlığı ve hakimiyeti vatandaşlar arasında zaman zaman mikro düzeydeki çatışmalara sebep olmaktadır. 1979'dan beri devam eden Afganistan'daki iç çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan Bonn Anlaşması, 2001'de çok önemli bir gelişme olarak yürürlüğe girmiştir. Anlaşma esasında uzun süren bu iç çatışmaların temel nedenini oluşturan etnik menfaatleri azaltmayı amaçlamıştır. Çünkü, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Afganistan'daki savaş, ideolojik bir mücadeleden vahşi bir etno-milliyetçi çatışmaya dönüşmüştür. Bu dönüşüm büyük ölçüde komşu ülkeler tarafından körüklenmiştir. Bonn Anlaşması kapsamında etnik kategoriler Afganistan'da siyasi sürecin temel yapı taşları olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, 1989-2019 yıllarını kapsayan dönem içerisinde Afganistan'daki etnik yapının iktidar mücadelesine olan etkisi incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Afganistan'da kalıcı bir barışın sağlanması için etnik temelde değil, sivil yapıda çok partili bir sistemin kurulması gerektiği ortaya konmaktadır. Siyasi kurumların yeniden inşasında, etnik eğilimlerin politik alan üzerindeki etkisini azaltmak için çaba sarf edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Anahtar kelimeler: Afganistan, Etnik Yapı, İktidar Mücadelesi.

AfganistanEtnik gruplarEtnik yapı+3
Parwana Bazgar
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

TR-33 bölgesindeki büyükşehir ve il belediyelerinin kardeş şehir uygulamaları üzerine bir inceleme

İkinci Dünya Savaşının ardından belediyeler arasında gerçekleştirilmeye başlayan kardeş şehir uygulamaları günümüzde küreselleşme sürecine paralel olarak iyiden iyiye yükselişe geçmiştir. Yerel yönetimler alanında yaşanan gelişmeler neticesinde merkezi yönetimlerin yanında yerel yönetimlerin de küresel alanda bir aktör olarak daha fazla rol aldığı gözlemlenmektedir. Özellikle uluslararası arenada kurulan kardeş şehir ilişkileri şehirlerin pek çok alanda birbirinden pozitif manada etkilenmesinin önünü açabilmekte ve bu sayede şehirlerin gelişim ve dönüşümüne katkı sağlayabilmektedir. Bununla beraber kurulan kardeş şehir ilişkilerinin şehirlerin marka değerleri ve turizmine yapabileceği katkılar ile kamu diplomasisine katabilecekleri de göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda belediyelerin kardeş şehir edinme, uygulama ve çalışma süreçlerine ilişkin hususlar nesnel bir biçimde incelenerek Afyon, Kütahya, Uşak, Manisa, belediyeleri ziyaret edilerek şehirlerinin kardeş şehir ilişkileri noktasında pozitif ve negatif yönleri araştırılmış olup pek çok eksiklik ortaya konulmuştur.

BelediyelerBüyükşehir belediyeleriBüyükşehirler+2
Ali Özer
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de bakanlık tipi örgütlenme: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı örneği

Bakanlıklar, devletin üstlenmiş olduğu kamu hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmiş örgütlenmelerdir. Bu örgütlenmeler, Türkiye'ye Osmanlı Devletinden miras kalmış ve zaman içerisinde de birçok değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Türkiye, yeni yönetim sistemini olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne 9 Temmuz 2018'de geçmiştir. Yeni hükümet sistemi, birçok değişikliği ve düzenlemeyi beraberinde getirmiştir. Yaşanan bu değişikliklerden ve düzenlemelerden büyük ölçüde etkilenenlerin başında bakanlıklar yer almaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde bakanlıkların sayılarında ve teşkilat yapılarında değişikliğe gidilerek yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda bazı bakanlıklar kapatılmış, bazı bakanlıklar birleştirilmiş, bazıları ise isim değişikliğiyle kabinedeki yerini almıştır. Bu çalışmada, 2011 yılından itibaren bakanlık olarak faaliyetlerine devam eden Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın geçirmiş olduğu değişimler üzerinden bakanlık tipi örgütlenmede meydana gelen değişikliklerin "kamu hizmetlerinden kaynaklı mı; yoksa siyasal ihtiyaçlardan kaynaklı mı" olduğunu tespit etmek amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında mevzuat ve literatür incelendiğinde bakanlığın; 2011, 2018 ve 2021 yıllarında köklü değişiklikler yaşadığı görülmüştür. Bu değişiklikler incelendiğinde; bakanlıkta meydana gelen değişikliklerin hem kamu hizmetleriyle alakalı olduğu hem de siyasal ihtiyaçlardan kaynaklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar BakanlığıBakanlıklarCumhurbaşkanlığı hükümet sistemi+3
Büşra Aktaş
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Akdeniz enerji rezervleri bağlamında Arap Baharı ve Türkiye'ye etkilerinin incelenmesi

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz jeopolitik öneme sahip coğrafyalar olarak tarihin her döneminde güç sahibi olan ve olmak isteyen ülkeler tarafından egemen olunmak istenilen bölgelerdir. Jeopolitik olarak önemli olan bu alanların kaderlerini kendilerine bırakılması hegemon ülkeler açısından pek de mümkün olmamıştır. Bundan dolayı Ortadoğu ve Doğu Akdeniz için dünya siyasetinde birçok anlaşma ve politika üretilmesine neden olmuştur. 2000'li yıllarda komünist-kapitalist sistem mücadelesinin son bulmasıyla bölgede politikalar değişmeye başlamıştır. Bölge dışı aktörlerin bölgeye zuhur etmelerindeki meşruluk arayışı yeni terör olaylarının ve haberlerinin dünya kamuoyuna servis edilmeye başlamasına neden olmuştur. Doğu Akdeniz bölgesi için özellikle 2000'li yıllar sonrası başlayan yeni keşiflerin var olması bölgenin siyasi ve ekonomik kararlarını etkileyen bir diğer faktör olmuştur. 2010'lu yıllarda yeni keşiflerin artması ve bu keşiflerden çıkacak politik ve ekonomik çıkarların paylaşımı da zorlaşmıştır. Güvenlik algıları ve ekonomik işbirliği ile bölgede oluşmaya başlayan bölgesel atmosfer ve ortak sesler Arap Baharı süreci ile kesintiye uğramıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu süreçten etkilenen devletlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada yapılar, süreçler ve bağlantılar incelenerek Doğu Akdeniz enerji rezervleri, Arap Baharı ve Türkiye'ye etkileri üzerinde durulmuştur. Denklemde Doğu Akdeniz hidrokarbon kaynaklarıyla Arap Baharı sürecini ilişkilendirmek mümkün müdür? Sorusuna cevap aranılmış ve Türkiye açısından değerlendirilmiştir.

Arap BaharıDoğu AkdenizEnerji+5
İsa Unç
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuşak-yol Girişimi'nin Türkiye için olası etkileri: Fırsatlar ve tehditler bağlamında bir analiz

21. yüzyılda Asya'nın jeopolitik yükselişi, Atlantik'ten Pasifik'e kayan bir güç merkezi olgusunu karşımıza çıkarmaktadır. Çin kalabalık nüfusu ve gelişen ekonomisi ile Asya'da önemli bir küresel güç haline gelmiştir. Türkiye ise Atlantik ve Pasifik sistemleri arasında önemli bir köprü vazifesi görmektedir. Bölgesel güç olma konumunu artıran Türkiye, uluslararası arenada küresel aktörlerin arasına girmiştir. Gelişen ve etkinliği artan bu iki devletin ilişkileri son dönemde, 2013 yılında ilan edilen Kuşak-Yol Girişimi üzerinden şekillenmektedir. Küresel çapta farklı boyutları olan bu girişimde, Türkiye için çeşitli fırsatlar ve tehditler olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda girişimin doğuracağı sonuçların detaylı olarak analiz edilmesi önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı; Türkiye ve Çin ilişkilerini, tarihî İpek Yolu ve Kuşak-Yol Girişimini detaylı bir şekilde analiz ederek söz konusu girişimin Türkiye'ye olası etkilerini tehdit ve fırsatlar perspektifinde ele almaktır. Bu şekilde girişimin Türkiye için doğuracağı muhtemel tehditlerin ve fırsatların ortaya konulması sağlanacaktır. Yapılan geniş literatür taraması ile edinilen bilgiler bir bütün halinde değerlendirilmiş, dört ana bölüm altında incelenmiştir. Araştırma sonucunda, Kuşak Yol Girişimi'nin Türkiye için önemli birtakım fırsatları ve riskleri barındırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bir Kuşak Bir Yol ProjesiJeopolitikOrta Asya+7
Furkan Türkay Kayış
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de Anayasa değişikliklerinin siyasal ortamı: 2010 Anayasa değişikliği örneği

Anayasalar devletin kuruluşunu, işleyişini düzenleyen ve toplumsal bir sözleşme olarak nitelenen metinlerdir. Kurucu iktidar kurmuş olduğu düzenin kolayca değişmemesi için anayasaların değiştirilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak yaşanan toplumsal ve siyasal olaylar anayasa değişikliğine zemin hazırlamaktadır. Anayasalarda yapılacak değişikliklerin nasıl bir süreçte şekillendiği ve hangi yöntemlerle meydana getirildiği anayasaların meşruluğu ve demokratikliği açısından önemli bir husustur. Her anayasa değişikliğinin kendine has bir ortamı vardır. 1982 Anayasası bir darbe süreci sonucunda ortaya çıkmış bir anayasadır ve bu nedenle bürokratik ve askeri vesayetin etkileri anayasada yoğun bir şekilde hissedilmektedir. Özellikle askeri ve hukuki vesayetin etkisinin azaltılması amacıyla 2010'da yapılan anayasa değişikliği önem arz etmektedir. Anayasa değişikliği öncesinde yaşanan 367 Kararı, E-muhtıra, cumhurbaşkanının seçilememesi, iktidar partisine (AK Parti'ye) açılan kapatma davası gibi olaylar kamuoyunun şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Toplumun sivil demokratikleşme isteği referandumda kendisini göstermiş ve 2010 Anayasa değişikliği %57 oy oranı ile kabul edilmiştir.

Anayasa 2010AnayasaAnayasa değişiklikleri+6
Merve Aytan
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de bir Soğuk Savaş enstrümanı olarak antikomünizm ve Dr. Fethi Tevetoğlu üzerine bir inceleme

Bu çalışma, Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasında yaşanan çatışma çerçevesinde ortaya çıkan antikomünizm politikasına odaklanmıştır. Bu bağlamda, Sovyetler Birliği'nden yayılması muhtemel komünizm tehlikesine karşı önlem almak isteyen ABD'nin, Çevreleme Politikası'nı uygulamaya koymasıyla şiddetlenen antikomünizm politikalarının Türkiye'deki yansımaları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Antikomünizm politikasının en önemli temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkan Dr. Fethi Tevetoğlu'nun söz konusu politika kapsamında yazdığı yazılar ve yayınladığı kitaplar incelenerek, komünizmle mücadelesi ele alınmıştır.

Anti komünizmKomünizmSiyasi tarih+2
Şaziye Demir
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sol: 1960-1971

Bu çalışmanın konusu 1960-1971 arası dönemi kapsayacak şekilde Türk Sol'unun yasallaşma süreçlerini ve bu süreçte sol hareketlerin izledikleri farklı yolları incelemektir. Sol hareketlerden kasıt, Yön Hareketi, Türkiye İşçi Partisi, Milli Demokratik Devrim Hareketi ve 1971 devrimciliği diye bilinen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye Halk Kurtuluş-Cephesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist cephelerdir. Türkiye'de sol hareketler cumhuriyet tarihinden 1960 yılına kadar yok denecek kadar azdır. İlk defa 1960 yılından sonra sol hareketler yasallaşma sürecine girerek yasal yollardan iktidara gelmeyi amaçlamışlardır. Fakat 1971 devrimciliği olarak bilinen cepheler yasal bir yol izlemeyi tercih etmediler. 1960'lı yıllarda gerek iç dinamikler olsun gerek dış dinamikler olsun Dünya ve Türk Sol'unda bir yükseliş söz konusudur. Özellikle Türkiye'de son Osmanlı Dönemi dâhil en radikal şekilde sol rüzgârın estiği dönemdir. Bu dönemde sol hareketler farklı yollar izleyerek bir türlü birleşememişlerdir. Bu hareketlerin farklı yollar izlemesi sol rüzgârın kısa bir süre esmesine neden olmuştur. Bu çalışmanın ilk bölümünde sosyalizm ve sol kavramı üzerinde durularak tarihsel çerçeveleri çizilmiş. Daha sonra Osmanlı döneminde sol hareketlerin üzerinde durulmuştur. Akabinde Türk solunun baş gösterdiği ve Türk tarihinde ilk defa ciddi görülecek düzeyde bir halk tabanına ulaşan parti ve cepheler ele alınarak söz konusu parti ve cephelerin izledikleri stratejiler ve yöntemler tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise bu dönemin izledikleri stratejiler ve bu stratejilerin Türk Sol'una kazandırdıkları ve kaybettirdikleri olgularla beraber dönemim evrimsel ve devrimsel süreçlerin yanlış okunmasının yol açtığı sonuçlar üzerinde durulmuştur.

Siyasi parti programlarıSiyasi partilerSiyasi tarih+4
Yusuf Keskiner
Afyon Kocatepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Parçalanmış toplumlarda modern ulus-devlet inşası: Afganistan örneği (2001-2021)

Bu çalışma, 2001–2021 yılları arasında parçalanmış bir toplum olan Afganistan'da yürütülen ulus-devlet inşa sürecini analiz etmektedir. Araştırma, literatür taramasına dayalı nitel bir yöntem ve analitik– tamamlayıcı bir yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Afganistan, tarihsel olarak ulusal birlikten yoksun, kimlik temelli ayrışmalarla şekillenmiş ve modern ulus- devlet inşasında sürekli başarısızlığa uğramış bir toplum olarak, parçalanmış toplum kategorisinde tanımlanabilir. 2001 sonrası Afganistan'da anayasa hazırlanmış, seçimler düzenlenmiş ve temel devlet kurumları inşa edilmiştir. Kadınların ve etnik azınlıkların siyasete katılımı teşvik edilmiştir. Ancak bu çabalar, merkeziyetçi yönetim anlayışı, yetersiz kurumsal kapasite ve etnik bölünmüşlük nedeniyle istikrarı sağlayamamıştır. Bulgular, sürdürülebilir ulsu- devlet inşasının yalnızca yüksek yönetişim kapasitesi, adil siyasal temsil ve kimliksel çeşitliliğin tanınmasıyla mümkün olabileceğini göstermektedir. Bu unsurların eksikliği, devleti dışa bağımlı ve toplumsal meşruiyetten yoksun hale getirmiştir. Bu bağlamda, adem-i merkeziyetçilik, kurumsal reformlar, yolsuzlukla mücadele ve kapsayıcı bir ulusal kimlik inşası temel öncelikler olarak önerilmektedir. Afganistan örneği, parçalanmış toplumlarda istikrar ve barışın ancak katılımcı, çoğulcu ve yerli meşruiyete dayalı stratejilerle sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.

Sayed Nasim Bahman
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektronik seçim uygulamaları: Karşılaştırmalı bir analiz ve Türkiye için öneriler

Demokrasi, günümüz siyasal düzenlerinin en önemli unsurlarından biridir. Demokrasi tarih boyunca gelişip dönüşümler geçirmiştir. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişip dünyada yaygınlaşmasıyla demokrasinin yeni bir modeli elektronik demokrasi ortaya çıkmıştır. Elektronik demokrasinin en önemli özelliği olarak siyasal katılımın elektronik ortamlardan yapılması gösterilebilir. Bu doğrultuda birçok farklı ülkede çeşitli e-oylama modelleri uygulanmaya başlanmıştır. E-oylamayı uygulamaya koyan ve önemli tecrübe edinmiş olan ülkeler söz konusudur. Bu çalışmada ulaşılmak istenen temel amaç, "Dünya'daki uygulama örnekleri çerçevesinde Türkiye için bir e-seçim modeli oluşturulabilir mi?" araştırma sorusundan hareketle e-seçim uygulamalarını tecrübe eden ülkelerin modellerinden esinlenerek Türkiye için e-seçim sisteminin mümkün olup olmadığı üzerine birtakım önerilerde bulunmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışma kapsamında; ülkelerin demokratik gelişmişlik düzeyi, e-demokrasinin uygulanabilirliği, e-seçimi uygulama konusundaki istikrarı ve başarı düzeyi, nüfusları ve siyasal yapıları ölçütlerinden hareketle Brezilya, Estonya, Filipinler, Hindistan, İspanya ve İsviçre'de uygulanan e-seçim modelleri incelenmiştir. Çalışmada kullanılan yöntemler ise karşılaştırmalı yöntem, doküman analizi yöntemi ve betimleyici metottur. Çalışmada ulaşılan başlıca sonuçlar olarak şunlardan bahsedilebilir: Dünyada e-seçim sistemlerine bakıldığında her sistemin uzun yıllar emek verilerek inşa edildiği görülmektedir. Bununla birlikte e-seçim sistemlerinde en önemli sorunun sistemin güvenliği ve güvenilirliği üzerine olduğu görülmektedir. Türkiye için bakıldığında Türkiye'de e-seçimin mevcut yasal düzenlemeler sebebiyle şuan için kısıtlı olsa da mümkün olduğudur. Ancak burada en önemli sorunun kamuoyunun güvenini kazanacak bir sistem oluşturmanın zor olduğudur. Bunu sağlamanın en temel yolu ise sisteme entegre edilecek doğrulanabilirlik ve denetim mekanizmalarıdır. Türkiye'nin genel siyasal ve toplumsal yapısı göz önünde bulundurulduğunda ise sistemin inşası için uzun yıllar çalışılması ve öncelikle dar alanda pilot uygulamalarla başlanması gerektiğidir.

Züleyha Aişe Dinç
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AK Partili yıllar ve merkez-çevre ilişkilerinin dönüşümü

Merkez-Çevre Teorisi, Amerikalı Sosyolog Edward Shils tarafından siyaset literatürüne kazandırılmıştır. Yaşanan siyasi süreçleri sınıf mücadelesi üzerinden inceleyen bu teoriye göre, her toplumun bir merkezi bulunmakta ve bu alan üzerine merkezde yer alan aktörler ile bunların dışında kalan çevre aktörleri arasında değerler odaklı bir güç mücadelesi yaşanmaktadır. Ülkemiz siyasi tarihine merkez-çevre yaklaşımını uyarlayan Şerif Mardin ise Türk siyasi hayatını ve yönetim sistemi incelemesini Shils'ten farklı olarak yöneten-yönetilen üzerinden yapmıştır. Literatürde Türkiye'deki merkez-çevre ilişkilerinin dönüşümü bağlamında AK Partili yıllar boyunca çevrenin merkezileşmesi üzerine yeterli akademik çalışma olmadığı tespit edilmiştir. Bu tez çalışmasının temel problematiği, AK Parti hükümetlerinin (2002-günümüz) yürüttüğü politikalarla geleneksel merkezin çevre lehine nasıl yeniden üretildiği hususudur. Merkez-çevre teorisinin araçsallığını kullanan bu çalışmada aşağıda belirtilen araştırma sorularına cevap aranmıştır: 1) Merkez-çevre teorisinin temel dinamikleri ve iddiası nedir? 2) Tarihsel süreçte Türkiye'de merkez-çevre ilişkilerinin seyrinde öne çıkan dinamikler nelerdir? Bu süreçte merkez-çevre kavramının kullanımı ne anlam ifade etmektedir? 3) Çevrenin merkezileşmesi noktasında AK Parti dönemi nasıl bir yere oturmaktadır? Çevre açısından bu dönem neden önemlidir ve bu dönem merkez-çevre ilişkileri üzerinden incelenirken bu ilişkilerin seyri nasıl dönemlendirilebilir? AK Parti dönemi bu kavram seti etrafında nasıl ve hangi bağlamda açıklanabilir? Bu bağlamda, yapılan çalışmanın sonuç bölümünde Türkiye'deki merkez-çevre mücadelesi noktasında; çevrenin merkezde kendi değerleriyle belirleyici olma hedefinin geleneksel merkezi aktörlerce engellenmeye çalışıldığı ancak çevrenin, bu engellemeler karşısında yıllara sâri kümülatif bir mücadele sonunda, AK Parti dönemiyle birlikte merkezileşmiş olduğu çıkarımı yapılmıştır.

Erkan Ertürk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsızlık sonrası Orta Asya ve Kırgızistan'da su kaynaklarının yönetimi: Gelişim, karşılaşılan zorluklar ve çatışmalar

Bu tez, bağımsızlık sonrası Orta Asya ve Kırgızistan'da su kaynakları yönetiminin sosyal, ekonomik ve politik etkilerini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Kırgızistan, bölgedeki önemli su kaynaklarının doğduğu ülke olarak stratejik bir konumda bulunmakta ve bu durum, su yönetimi politikalarında belirleyici bir rol oynamaktadır. Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından, Orta Asya ülkeleri, su kaynaklarının adil ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi konusunda önemli zorluklarla karşılaşmıştır. Bu çalışmada, Sovyetler döneminden kalan altyapı ve yönetim sistemlerinin etkileri ele alınarak, bağımsızlık sonrası devletler arasındaki su paylaşımı ile ilgili uyuşmazlıklar ve işbirliği çabaları analiz edilmektedir. Su kaynaklarının dağılımındaki eşitsizlikler, altyapı eksiklikleri, iklim değişikliğinin su yönetimi üzerindeki etkileri ve bölgesel işbirliği eksiklikleri, tezdeki temel sorunlar arasında yer almaktadır. Ayrıca, delimitasyon ve demarkasyon meselelerinin su çatışmalarına etkisi detaylı bir şekilde incelenmiş ve bu çatışmaların çözülmesine yönelik bölgesel işbirliği ile yenilikçi yönetim stratejileri üzerine öneriler sunulmuştur.

Datkaiym Abdimitalipova
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Venedik komisyonu'nun siyasi parti önerileri bağlamında Türkiye'deki mevzuatın ve parti tüzüklerinin analizi

Bu çalışmanın temel amacı olarak, Venedik Komisyonunca hazırlanan ve Avrupa Birliği mevzuatının önemli bir kaynağı haline gelmiş olan "Siyasi Partilerle İlgili İyi Uygulamalar Kodu" ile Türkiye'deki siyasi partilere ilişkin mevzuatın ve başlıca siyasal partilere ait tüzüklerin ne ölçüde örtüştüğünü ortaya koymak gösterilebilir. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Siyasi Partiler Kanunu, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü incelenmiş; ayrıca rekabetçi ve kurumsal nitelikte olan başlıca siyasi partilerin (AKP, CHP, MHP, Saadet Partisi, DEM ve İYİ Parti) tüzükleri bu belgeden türetilen başlıca kriterler (1-Örgütlenme ve Kuruluş Esasları, 2- Hukukun Üstünlüğü, Demokrasi, Eşit Muamele ve Şeffaflık İlkeleri, 3- İç Yapılanma ve Üyelik, 4- Finansman ve Kaynaklar, 5- Siyasi Etik, Yolsuzlukla Mücadele ve Şeffaflık Mekanizmaları) dahilinde büyüteç altına alınmıştır. Betimleme, doküman analizi ve karşılaştırma gibi yöntemlerle yapılan analizler sonucunda; söz konusu anayasa, kanun ve tüzüklerin büyük ölçüde Venedik Komisyonu ilkeleriyle uyum gösterdiği, ancak bu uyumun belirli temalar altında sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Özellikle siyasi etik, parti içi demokrasi, kadın-erkek eşit temsili ve şeffaflık mekanizmaları gibi alanlarda geliştirmeye açık yönler bulunmaktadır.

Ümit Fındık
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel yoksulluğun azaltılmasında bir araç olarak sosyal belediyecilik (Büyükşehir belediyelerinin faaliyet raporlarının incelenmesi)

Bu çalışmada yoksulluk kavramı üzerine yapılan çeşitli tanımlara yer verilmektedir. Yoksulluk kavramının sadece "maddi imkansızlık" durumundan ibaret olmadığı birçok yönünün de bulunduğundan bahsedilmektedir. Küreselleşmenin etkisiyle yoksulluk kavramına farklı başlıkların eklendiği açıklanmaktadır. Yoksulluğu ortaya çıkaran faktörler hakkında bilgi verilmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda Türkiye'de yaşanılan yoksulluğun düzeyine genel olarak değinilmektedir. Türkiye'nin kentleşme süreci ve sonrasında ortaya çıkan kentsel yoksulluk sorunu incelenmektedir. Türkiye'de kentsel yoksulluğa neden olan; göç dalgası sonrası oluşan gecekondulaşma, istihdam sorunu ve ekonomik krizler hakkında bilgi verilmektedir. Türkiye'de sosyal devletin tarihsel gelişimi açıklanarak, kentsel yoksulluğu azaltmaya yönelik sosyal belediyecilik uygulamalarının hukuki alt yapısı üzerinde durulmaktadır. Kentsel yoksullukla mücadelede hem sosyal hem de ekonomik kalkınma açısından belediyelerin rolüne değinilmektedir. Belediyeler, kentlerin yönetimiyle doğrudan ilişkili olan yerel yönetim birimleri olarak, kentsel yoksullukla mücadelede halkın yaşam standartlarını yükselten, toplumsal eşitsizlikleri azaltan, fırsat eşitliği sağlayan önemli sorumluluklarının olduğu belirtilmektedir. Bu sorumlulukları yerine getirirken belediyelerin çeşitli strateji ve faaliyetler geliştirdiği açıklanmaktadır. Belediyeler, hem yoksullukla mücadele hem de yerel ekonomiyi güçlendirecek projelerle istihdam olanakları yarattığı belirtilmektedir. Belediyelerin, kentteki işsizlik oranını düşürmek amacıyla meslek edindirme kursları, girişimcilik destekleri, kooperatifler ve yerel üretim alanları oluşturduğundan bahsedilmektedir. Büyükşehir Belediyeleri'nin kentsel yoksulluğu azaltmaya yönelik gerçekleştirmiş oldukları uygulamalar ve projeler ele alınmaktadır. Bu kapsamda faaliyet raporları içerisinde yer alan bu uygulamaların ve projelerin incelenmesinden sonra kentsel yoksullukla mücadelede bu faaliyetlerin yeterliliği hakkında değerlendirmelerde bulunulmaktadır.

Muhammed Güleç
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Comparative analysis of local government structures in Kenya and Türkiye in the context of governance

Although there is a wealth of research on the local administration systems of Kenya and Turkey separately, there remains a significant lack of comparative studies that analyze their governance frameworks, legal structures, and administrative processes. This study aims to fill the said gap by offering a thorough comparison of the local governance models in both countries. The analysis focuses on three primary aspects: organizational structures, legal frameworks, and governance mechanisms. In terms of organizational structures, the research investigates the allocation of administrative authority, the coordination between local and national governments, and the effectiveness of service delivery. The examination of legal frameworks centers on the constitutional and legislative provisions that regulate local administration, fiscal decentralization, and the independence of local governments. Governance mechanisms are evaluated regarding citizen engagement, accountability frameworks, and oversight processes that promote transparency and effective governance. Local governments remain the most accessible government levels for many citizens in the world. It offers a platform for people to participate in democratic process, access basic services and exercise their right to help in formulating public policies. Effective local governance is also key to economic development. Local governments have a critical role in improving the quality of citizens in rural and urban environments by reducing the inequalities that exist in society, enhancing the relationship between the public institutions and the people by offering a platform where minorities can voice their opinions. Therefore, comparing the strengths and inefficiencies of different governments is key helping policymakers optimize these administrative structures. The study identifies effective practices and challenges within both systems, offering policy recommendations designed to enhance governance efficiency, promote local autonomy, and reinforce accountability frameworks. The findings are reached through rigorous review of documents and expert interviews among local government officials in Nairobi County Kenya and Istanbul municipality in Turkey. Keywords: Local Administration Systems, Decentralization, De-concentration, Devolution, Local Governance.

Abdısalan Mahamed Ibrahım
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00