
1.012
Arşivlenen Tez
4
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisinde eylem sorunsalı
Sosyolojide ?eylem? sorunuyla ilgilenen pek çok yaklaşım eylemin ne olduğunu ele alıp açıklamak yerine çoğu zaman onu verili kabul etmiştir. Dolayısıyla ?eylem? konusunda sosyolojik düşüncede bütünlüklü bir teoriler kümesi görülememektedir. Giddens?ın yapılaşma teorisi öncelikle sosyolojide derinleştirilmiş bir eylem analizinin eksikliğinin tespiti ile başlar. Bu tespitten hareketle Giddens, eylem konusunda sosyal analiz için uygun bir teori geliştirmeye çalışır. O, bu sebeple yorumcu sosyolojilerin ve eylem felsefecilerinin çeşitli kavramlarından istifade ederek bir eylem teorisi inşa etmektedir. Bu çalışmada, Giddens?ın yapılaşma teorisinde `eylem?i nasıl ele aldığı değerlendirilecektir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yapıla?ma Teorisi, Eylem, Fail, Eylem Sosyolojisi, Eylem Felsefesi, Yapı-Fail Teorileri
Türkiye'de seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı toplumsal ve siyasal kutuplaşmaların gündelik rutinler ve etkileşimler bağlamında sosyolojik analizi
Toplumsal ilişkilerde kişiler veya gruplar farklı özelliklerinden ve başka birçok nedenden dolayı birbirlerinden uzaklaşabilmekte ve her biri belirli bir kutbun temsilcisi haline gelebilmektedir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmada Türkiye?de (çoğu zaman tanımlamalar ve kategorileştirmeler konusunda belli bir mutabakat olmasa da) ?cumhuriyetçi-laik? kimlik ekseni ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseni arasındaki seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı farklılıkların gündelik toplumsal hayattaki yansımalarına odaklanılmıştır. Bu iki eksen dışında kalanlar ise ?ortadakiler ekseni? olarak ayrı bir kategori olarak tanımlanmış olmasına rağmen çalışmanın merkezi noktasını ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseninde yer alanlar oluşturmuştur. Bu yönde, Türkiye?de ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin (veya kendisini bu değerlerin taşıyıcısı olarak görenlerin) temel toplumsal ve siyasal değerlerinin karşılaştırmalı olarak saptanması ve analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede, ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin durdukları sosyal ve siyasal pozisyonlar itibariyle gündelik hayatın inşası sırasında birbirlerine yönelik geliştirdikleri algı ve temsillerden hareketle kutuplaşma veya kümelenme eğilimlerinin veya sosyal mesafelerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında çalışmanın bir başka boyutunu ?kentsel-mekansal ayrım? noktası oluşturmuş, bu yönde ?kıyı ve iç? tartışmalarından hareketle daha çok seküler hayat tarzının hakim olduğu düşünülen ?İzmir? kenti ile daha çok dini hayat tarzıyla ilişkilendirilen kesimlerin ağırlıklı olduğu ?Konya? kenti arasındaki mekansal bir kıyaslama da gerçekleştirilmiştir. Ancak, çalışmada bu kentlerin farklı sosyo-ekonomik ve kültürel kategoriler bakımından ?kutuplaşma veya kümelenme haritası? çıkarılmaktan çok, bu olgunun gündelik hayatın sıradan gerçekliği içinde ?anlamlandırılması?, başka bir deyişle bireylerin veya grupların ?zihin haritalarının? nasıl oluştuğu, makro ve mikro düzeyler arasındaki ilişkilerin hangi değer yargıları üzerinden nasıl kurulduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Toplumsal ve Siyasal Kutuplaşma/Ayrışma/Kümelenme, Gündelik Rutinler, Hayat Tarzı, Güven Erozyonu, Ötekileştirme, Kimlik İnşası, Farklılık, Tehdit Algısı, Dışlanma ve Baskı Algısı, Sosyal Mesafe, Bir arada Yaşama.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal tabanını kaybetmesinin nedenleri (1990-2011): Diyarbakır, Mardin ve Gaziantep örneği
ÖZET Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en uzun ömürlü siyasal partisi olarak varlığını sürdürmektedir. Beklenileceği gibi siyasal partilerin geçirdiği yapısal dönüşümlerden ve ülke siyasetinden CHP de etkilenmektedir. Bu bağlamda incelediğimiz CHP'nin 1990'lı yıllardan bu yana özellikle Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, hem 1980 öncesinde hem de 1990'ların başlarına kadar önemli ölçüde destek bulmasına rağmen, günümüzde toplumsal desteğini kaybetmeye başladığı ve bunun halen sürmekte olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada CHP'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal ve siyasal desteğini kaybetmesinin sosyolojik sebepleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden üç ilde, Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin'de yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma sorusu partide halen aktif görev alan ve geçmişte partide görev almış partililerin bakış açısından anlaşılmaya çalışılmıştır. Saha araştırmasında toplam elli altı kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Araştırma neticesinde bu konunun nedenleri olarak şu temalar ön plana çıkmıştır: 1980 sonrası siyasette etkili olan kültürel konular karşısında CHP'nin politikaları daha ulusalcı bir yöne kaymıştır. İkinci olarak CHP'de yaklaşık yirmi yıl süren Deniz Baykal'ın "tek" liderliği döneminde parti içi demokrasiye ve muhalif seslere izin verilmemiş olmasının etkisidir. Üçüncüsü ise hem küresel hem de yerel düzeyde konjonktür ile ilgili olarak kültür ve kimlik taleplerinin ön plana çıkması karşısında CHP'nin geleneksel siyasal paradigmayı sürdürme ısrarıdır. Partinin tarihsel misyonu seçmen desteğinde önemli etkiye sahiptir. Ancak CHP'nin "ortanın solu" açılımı ile izlediği sosyal demokrat politikaların seçmende uyandırdığı ilgi bunun önüne geçmektedir. 1990'lardan bu tarafa CHP'nin soruna güvenlikçi, üniter-devlet söylem ve politikaları ile yaklaşması partinin Kürt seçmenin desteğini yitirmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur.
Öznelik kapasitesi bağlamında biyolojik annelik: Üremeye yardımcı teknolojileri kullanan kadınların deneyimleri
Eril sistemin geçerli olduğu geleneksel toplumlarda kadınlar küçüklüklerinden itibaren annelikle özdeşleştirilerek yetiştirilmekte ve annelik rolünün içselleştirilmesi sağlanmaktadır. Bu şekilde annelik üzerinden özneliklerini inşa eden kadınlar için toplum içerisinde varoluşlarını tamamlayacak bir unsur olan biyolojik anneliğin önemi oldukça büyüktür. Bundan dolayı biyolojik olarak anne olamayan kadınlar anne olmak için üremeye yardımcı teknolojilere başvurmakta ve her ne kadar sıkıntılı, zor, maddi-manevi yıpratıcı bir süreç olsa da pek çok kadın bu sürece dâhil olmaktadır. Bu noktada kadınların biyolojik anne olma "kararlarını/istemlerini" etkileyen unsurların arka planının inceleme altına alınması, kadınların öznelik inşası, öznelik kapasitesi ve ataerkil inşaya direnme potansiyelinin tartışılması önemlidir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı; üremeye yardımcı teknolojilerden yararlanarak biyolojik anne olmaya çalışan kadınların deneyimlerinden hareketle annelik inşasını öznelik kapasitesi üzerinden incelemek ve tartışmaktır.
Yenilenen kentler dönüşen kentliler: İstanbul Zeytinburnu örneği
İstanbul Türkiye'de konumu itibariyle birçok medeniyete beşiklik etmiş bir şehir olmasının yanı sıra, kurulduğu günden bu yana kültürel etkileşim ve bütünleşmenin de sergilendiği özel bir şehirdir. İstanbul'un Zeytinburnu İlçesi de göçlerle oluşması, en eski gecekondu bölgesi olma özelliği taşıyan bir yer olması ve aynı zamanda kültürel çeşitliliği de beraberinde getirmesi nedeni ile farklı bir yapı sunmaktadır. Öte yandan kentsel yenilenmeye konu olan "dönüşüm" faaliyetlerinin ilk örneklerinin yaşandığı yer özelliğini de taşımaktadır. Bu nedenlerle Zeytinburnu, "Yenilenen Kentler Dönüşen Kentliler" olarak incelenmeye en uygun örneği teşkil etmektedir. Bu araştırmanın amacı kent yapısındaki dönüşümün, kentte yaşayan bireylerin hayatına etkilerini irdelemektir. Bu nedenle İstanbul Zeytinburnu'ndan anket yoluyla elde edilen veriler ışığında, yaşanan dönüşüm, bireylerin kentsel yaşama uyumu, kentten beklentileri, yerel yönetim hizmetlerinin yeterliliği ve dönüşüme ilişkin yaklaşımları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kentleşme sürecinin hemen hemen tamamlandığı ve "yeniden kentleşme" sürecinin yaşandığı günümüzde, kentsel dönüşüm projelerinin kentler ve insanlar üzerinde oluşturduğu etkiler, farklı bir anlam taşımakta, çalışmanın "kentleşme" adına literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Kent, Kentleşme, Kentlileşme, Sosyal Değişme, Yerel Yönetimler, Kentsel Dönüşüm, Kentsel Yenilenme
Neoliberalizm ve küreselleşme ekseninde beyaz yakalı emeğin dönüşümü: Nazilli'de özel dershanelerde çalışan öğretmenler üzerine bir araştırma
Bu tezin amacı, neoliberalizm ve küreselleşme ekseninde beyaz yakalı emeğin dönüşümünün, eğitim sisteminin piyasalaştırılması süreci ile birlikte özel dershanelerde çalışan öğretmenlerin sosyo- ekonomik koşulları üzerinden analiz edilmesidir. Araştırmada, Nazilli'de özel dershanelerde üniversiteye hazırlık grubunda çalışan ve mesleki kıdemi en az 3 yıl olan dershane öğretmenleri ile birebir görüşülmüştür. Verilerin toplanması, dershane öğretmenlerine anket ve görüşme formu biçiminde düzenlenmiş soru formu uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin analizinde, yüzde ve frekans tekniği kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise, katılımcıların konuyla ilgili söylemlerinde ortak olan ve farklılaşan noktalar tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, dershane öğretmenlerinin çalışma koşullarından dolayı pek çok sorun yaşadıklarını göstermektedir. Özellikle iş güvencesinin olmaması, yoğun mesai ve ders saatleri, düşük maaş, sosyal güvenlik ve özlük haklarının göz ardı edilmesi dershane öğretmenlerini sosyo-ekonomik yönden olumsuz etkilediği gibi, geleceğe yönelik düşüncelerinde de karamsarlığa neden olmaktadır. Elde edilen verilerin çeşitli değişkenlere, katılımcıların söylemlerine, çeşitli kaynaklara dayanarak çözümlenmesi ile dershane öğretmenlerinin çalışma koşullarını etkileyen süreçler ortaya konmaya çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Özel Dershane, Beyaz Yakalı Emek, Neoliberalizm, Küreselleşme
E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi üzerine sosyolojik bir değerlendime: Aydın ili örneği
İletişim teknolojileri, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden sonra hızlı bir gelişme kaydederek günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bilgisayar ağ ve teknolojilerinin gelişmesi, yaygınlaşması neticesinde zaman ve mekan sınırları oldukça zorlanmaya başlanmış, insanların birbiriyle olan iletişimi küresel boyuta taşarak kolaylaşmıştır. Teknolojik gelişme ve onun tetiklediği dönüşüm, baş döndürücü bir hızla devam etmektedir ve pek çok husus üzerinde değişime neden olmaktadır. Devlet olgusu da bunlardan biridir. "E-devlet" ise zaman içerisinde gittikçe artan gereksinimlerin yarattığı, bilgi ve iletişim teknolojileri vasıtasıyla ayakta duracak olan yeni devlet anlayışının bir ifadesidir. Özellikle 1980'li yılların sonlarından itibaren "yurttaşlık" kavramı da yeni bir ilgiyle, temel varsayımları sorgulanır biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Yurttaşlığın neliği, yurttaşlık hak ve sorumluluklarının yeniden kurgulanması üzerine tartışmalar çoğalmıştır. Teknolojik ilerlemenin ivme kazandığı, bilginin hızla yayıldığı ve bütün sistemleri dönüşüme zorlayan küreselleşme ve bilgi toplumu çağında artık kurumların ayakta kalabilmeleri yurttaş odaklı bir yönetim anlayışına sahip olmakla mümkün görünmektedir. Teknolojideki değişim; ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda etkiler yapmaktadır ve yeni değişim süreçlerini de ortaya çıkmaktadır. Bundan hem "yurttaşlık" hem de "devlet" nasibini almaktadır. E-devlet projeleri ve uygulamalarının da böylesi bir süreç içerisinde ele alınıp incelenmesi sosyolojik bir gerekliliktir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmayla, e-devlet uygulamaları ve bu uygulamanın yurttaşlar tarafından nasıl algılandığının, devlet-yurttaş ilişkisinin ne şekilde etkilendiğinin araştırılması amaçlanmaktadır. E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi Aydın İl merkezi örneğinde sosyolojik olarak ele alınarak, incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Devlet, E-devlet, Yurttaşlık, Bilgi Toplumu, Bilişim Teknolojileri, İnternet.
Aydın'ın üç çerkez yerleşiminde etnik kimlik araştırması
İnsanlık tarihinin var olmasından bu yana süregelen göç olgusu, toplumsal değişmelerin ve kültürel etkileşimin en önemli unsurlarından bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı'dan bu yana Anadolu toprakları birçok ülkeden göç alan bir ülke konumuna gelmiştir. 1864 Kafkas Sürgünü ile birlikte Kafkaslardan Osmanlı'ya göç etmek zorunda kalan Çerkezler, bugün hala Türkiye'deki etnik çeşitliliğin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Türkiye'ye 1800'lü yıllardan itibaren çeşitli aralıklarla göç eden Çerkezler, birçok kaynakta Türkümsü Yabancılar olarak tanımlanmaktadır. Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e kadar verilen kurtuluş mücadelelerinde Türklerle beraber mücadele veren Çerkezlerin hem Anadolu topraklarına hem de milli mücadeleye verdikleri destek tarih kaynaklarında yer almıştır. Günümüzde ise "etnik grupların" kimlik arayışları gerek toplumsal gerekse siyasal platformda gündemin en tartışılır konularından bir tanesi haline gelmiştir. Böyle bir durumda Çerkezlerin nasıl bir kimlik formu oluşturdukları bir diğer merak edilen konu olmuştur. Alan çalışması sonucunda Çerkezlerin "etnik kimlik algısı", yaşadıkları bölgede ve diğer etnik gruplar içerisinde kendilerini daha çok "Çerkezim" ifadesini kullanarak tanımladıklarını göstermektedir. Kültürel ve dilsel farklılıklarına rağmen Çerkezler, Türk toplumuna entegre olma noktasında fazla bir güçlük yaşamamaktadırlar. Çerkezlerin Türklerle uzun yıllardır bir arada yaşamaları ve ortak bir tarihi paylaşıyor olmaları, sığındıkları toprakları kendi vatanları olarak kabul etmelerinin önemli gerekçeler olduğunu söylemek mümkündür.
Kimliğin siyasallaşması: Tunceli örneği
Dersim coğrafyası sahip olduğu mekânsal koşullar ve kültürel özgünlüklerinden ötürü iktidarlarla arasında mesafeli bir ilişki kurmuş, bu durum Türk ulusalcılığın tesis edilmeye başlandığı 20. yüzyıılın başlarına kadar devam etmiştir. Dersim halklarının büyük bir çoğunluğunun Kürt/Zaza etnik kimliğine sahip olması, halkın anadolu aleviliğinin özgün örneklerinden olan kızılbaş alevileğe sahip olması ve Dersim'in geleneksel toplum yapısı Türk ulusalcılığı açısından bölgenin sorunlu bulunmasına sebebiyet vermiştir. Türk ulusalcılığın etnik anlamda Türklüğü merkeze alan üst/ulusal/tek kimlik, örtük bir biçimde sünni hanefi islamını içermesi, ulus devletin Dersim'e temas tarzını yoğunluğunu önemli ölçüde şekillendirmiş, coğrafyada yoğunluğuna çok rastlanılmayacak düzeyde siyasal, toplumsal ve militarist şiddetin vuku bulmasına sebebiyet vermiştir. Katliam, sürgün ve asimilasyon süreçleri refkelsif sonuçlar üretmiş, Kürt ulusalcılığı ve Kürt siyasal hareketinin bölgede ve Tunceli'de karşı poltik bir güç olarak yer alacağı vegüçlenebileceği geniş bir alan açmıştır. Siyasal şiddetin ve mücadelenin etnik, dinsel ve kültürel temelde vucut bulması kimliğin siyasal bir özne olarak merkeze alınmasına, siyasallaşmasına ve bağlantılı olarak kimlik temelli sorunların siyasal alanın söylem ve eylem pratiklerini dönüştürmesine sebebiyet vermiştir. Bu durum tabi bir sonuç olarak Tunceli'yi iki farklı siyasal gücün-bir açıdan milliyetçiliğin- mücadele alanına dönüştürmüştür. Tunceli kent merkezinde kimliğin siyasallaşma tarzını, kimlik temelli çatışmanın doğasını algılamak adına, kimlik, siysal tutum, hafıza ve siyasal iklim bağlamlarında gerçekleştirdiğimiz entelektüel arayış, iki yönlü kutuplaşmanın izini sürmemizi olanaklı kılmıştır. Farklı politik tutumlara sahip olan bireylerin kimliklerini tanımlama ve anlamlandırma biçimlerinden, yaşadıkları coğrafyayı adlandırma ve anlamlandırma biçimlerine, bireylerin kolektif hafızalarını inşa etme ve kurgulama biçimlerinden politik eyleyiclerin tavır, tutum, söylem pıratiklerinin şekillendirdiği siyasal iklimin etki tarzına kadar birçok gösterge kimlik ve kültür temelli çatışma ve kutuplaşmayı gösterir niteliktedir.
Yabancılaşma ve Erich Maria Remarque'ın eserlerinde yabancılaşma olgusu
Çalışmada, modern dönemin en büyük krizlerinin hazırlayıcısı olan bir gerçekliğin analiz edilmesi hedeflenmiştir. Böylelikle duyarsızlaşma ve insani öz değerlerin azalması yönüyle yabancılaşma olgusunun hem pratik ilişkilerdeki görünümüne hem de yarattığı büyük insan trajedilerine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Analiz, yabancılaşma olgusunu ve modern dönemde yabancılaşmaya ilişkin gerçeklikleri yoğun olarak işleyen Erich Maria Remarque'ın eserlerinde gerçekleştirilmiştir. Yabancılaşma her dönemde karşılaşılabilecek bir gerçeklik olsa da modern dönemde, doruk noktası olan faşist diktatörlüklerde, soykırımlarda ve dünya savaşlarında en acımasız görünümleriyle ortaya çıkmıştır. İnterdisipliner alanda yapılmış olan bu çalışmada yabancılaşma olgusu bağlamında modernizmin en büyük krizlerini çarpıcı görünümleri ile işleyen Erich Maria Remarque'ın eserleri incelenmiş ve analiz edilmiştir. Çalışmada yazarın dokuz eseri ele alınmıştır. Çalışmada yazarın yaratım sürecinde etkili olan çevresel etmenler üzerinde duran ve yansıtma kuramından esinlenen, tarihsel ve sosyolojik eleştiri tekniklerinden yararlanılmıştır. Yazarın bireysel etkilenimleri üzerinde duran anlatımcılık kuramından hareketle geliştirilen biyografik eleştiri tekniğine yer verilmiş ve karakter simgelerin dönüşümü bağlamında da göstergebilimsel çözümleme tekniğinden yararlanılmıştır. Aynı zamanda bu tekniklerle örtüşen hermeneutik yaklaşıma da yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yabancılaşma, Etik, Sorumluluk, Duyarsızlaşma
Denetimli serbestlik sistemindeki rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyonu sürecine etkileri: Aydın örneği
Bu çalışmada denetimli serbestlik sistemindeki hükümlünün toplumla bütünleşme sürecindeki temel/öncelikli gereksinimlerinin neler olduğunun, denetimli serbestlik sisteminin hükümlüler için ne ifade ettiğinin, belli rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyon sürecini ne şekilde etkilediğinin belirlenmesi ve bulgular ışığında sistemin katkılarının arttırılabilmesi için öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, Aydın Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde haklarında denetimli serbestlik hükmü verilmiş 185 kişi oluşturmuştur. Araştırmada, nitel bir sorgulama ve bakış açısından hareketle veri toplama aracı olarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri, haklarında denetimli serbestlik hükmü verilmiş 185 hükümlü ile görüşülerek elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, denetimli serbestlik sistemindeki rehabilitasyon hizmetlerinin hükümlülerin yeniden sosyalizasyonu sürecinde etkili olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Denetimli Serbestlik, Hükümlü, Rehabilitasyon, Yeniden Sosyalizasyon.
"Gözetim Toplumu" teorilerinin tarihsel ve teorik bir incelemesi
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan gözetim olgusu, 20. yüzyıldan itibaren gelişen iletişim ve enformasyon teknolojileriyle birlikte yaşadığımız çağın bir realitesi olmuştur. Tarihsel olarak incelendiğinde gözetim, toplumsal ilişkilerin başlangıcından bu yana, egemen olabilmenin ayrıcalıklı bir yolu ve bireyleri farklı gözetim teknikleriyle kontrol altında tutmanın bir aracıdır. Gözetim araştırmalarında önemli bir yeri olan Michel Foucault ile birlikte panoptikon metaforu gelişen teknolojilerle birlikte sorgulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada gözetim toplumuyla ilgili yapılan çalışmalar panoptikon merkezli ve panoptikon merkezli olmayan şeklinde sınıflandırılarak gözetimin değişen içeriği açıklanmaya çalışılacaktır. Birçok kuramcı teknolojik değişimlerle birlikte gözetim toplumunun doğasının da değiştiğini vurgulamaktadır. Bu dönemi David Lyon ''Elektronik Panoptikon'', Mark Poster ''Süperpanoptikon'', Thomas Mathiesen ''Sinoptikon Toplum'', Emanuel Pimenta ''Omnioptikon'', Didier Bigo ''Banoptikon'', Mark Anderejeviç ''Yatay Gözetim'', Steve Mann ''Sousveillance'' kuramlarıyla açıklamaya çalışmışlardır. Panoptikon merkezli gözetim araştırmaları gözetim kavramını olumsuz, baskıcı, kontrol ve denetim mekanizmalarıyla birlikte ele alarak, sosyal tabakalaşmada 'gücü' elinde bulunduran bir iktidar mekanizmasına gönderme yaparak analiz etmişlerdir. Panoptikon merkezli olmayan gözetim araştırmaları ise gözetimin katılımcılık, rıza, karşılıklı güven ve sosyal tabakalaşmada birden çok kesim tarafından yapıldığını belirtmişlerdir. Buçalışma, gözetim toplumunun tarihsel dönüşümü üzerinde durarak gözetim araştırmalarını sistematik bir biçimde sınıflandırmayı amaçlamaktadır. ANAHTAR KELĠMELER: Panoptikon, Sinoptikon, Omnioptikon, Yatay Gözetim, Sousveillance
Anthony Giddens'ta süreksizlikler ve ontolojik kaygı: Geç modern çağda varlıksal güvenlik problemi
İçinde yaşadığımız toplumsal düzen pek çok alana yayılmış çeşitli süreksizlikler içermektedir. İçinde yaşanılan hayatın bu özelliği bugünden yarını öngörme konusunda çeşitli sorunlar açığa çıkarmaktadır. Anthony Giddens geç modern hayatta bu denli yaygın belirsizliklerin kişisel hayatlarımızda bir varlıksal güvenlik duygusu yarattığına dikkat çeker. Giddens geç modern hayatta benliği problemleri olarak adlandırdığı bu temel problemi modernitenin kurumsal düzeyleri ve benliğin gelişme süreciyle birlikte irdeler Bu bağlamda Giddens'ın söz konusu problemin nasıl ortaya çıktığını kendine özgü yakalaşımıyla nasıl ortaya koyduğunu sergilemeye çalışacağız ANAHTAR KELİMELER: Süreksizlikler, Geç Moderite, Benlik
Neoliberal kentsel dönüşümün yeni mekânsal alanları olarak güvenlikli siteler: İstanbul örneği üzerinden kapalı yerleşimlerin risk ve güvenlik bağlamında incelenmesi
Neoliberal evrenin kentsel yaşamı artık radikal bir şekilde dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. 1980'li yıllarda ortaya çıkan büyük değişimlerin başında, işin belirsizliklerinin giderek bir gündelik hayat gerçekliğine dönüşmesi süreci gelmektedir. Bu durum 'yeni kentin' ilişki sistemlerini de dönüştüren bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda bu süreçte belirsizlikler bir yaşam formu haline geldikçe, kentin belirsizlikler ve korkular etrafında kurgulanan yeni bir niteliğini ortaya çıktı. Geç modern kentin güvenlikli siteleri ise bu bahsi geçen durumun en önemli çıktılarından birisi olmaktadır. Küresel bir arka plana sahip olan ve kentin 'yeni orta sınıf' profilinden beslenen bu hayatların tarzını biçimlendiren etkenlerin 'risk, korku ve belirsizlikler' bağlamında olması sürecin önemli çıktılarından birisidir.Bu yeni kentin gündelik hayat koşullarının biçimlendiren önemli bir etken olmaktadır. Bu süreç giderek 'biçimsizliğin', 'temasın', 'tekinsizliğin', 'yabancının' ve hatta her türden kamusal imgenin korkutucu bir faktöre dönüştüğü yeni kentte (neoliberal kentte) 'kalıcı pasiflikleri' önemli bir güvenlik stratejisine dönüştürdü. Bu süreçte 'geleneksel modern kentin' özel ile kamusal hayatını birbirine bağlayan mahalle ve sokak gibi imgelerinin (agoraların ya da arayüzeylerin) çöküşüne şahit olmaktayız. Artık kent bu anlamıyla farklılıkları bir araya getiren bir birliktelik değil, 'özel hayat fanatiklerince' kamplara bölünmüş yaşam alanları haline geldi. Çalışmamız bu gerçekliği, artık yoğunlukla yaşayan Türkiye'nin metropolitan alanları kapsamında sorgulamaktadır. Bu yönüyle çalışma -en önemli örnek olarak- İstanbul'daki güvenlikli siteler üzerinde yürütüldü.Bu kapsamda 'risk, korku ve belirsizliklerin'iş/çalışma, gündelik hayat, özel hayat ve kamusal alan bağlamındaki analizleri yapılarak, var olan durumun çıktılarını ortaya konulmaya çalışmıştır.
Yeni sosyal hareketler bağlamında Bergama mücadelesi
1970'lerden itibaren ABD'de ve Batı Avrupa'da yaşanan toplumsal değişimler ile birlikte toplumsal hareketlerin niteliği de değişmiştir. Bu dönemde sınıf mücadelesini temel alan klasik sosyal hareketlerden post materyalist değerleri temel alan yeni sosyal hareketlere geçiş olmuştur. Yeni sosyal hareketler aktörlerin nitelikleri açısından eski hareketlerden farklıdır. Bu çalışma ile Bergama Maden Karşıtı Hareket on yıl sonra aktörlerin gözünden tekrar değerlendirilmiş ve yeni sosyal hareketler bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Hareketler, Yeni Toplumsal hareketler, Bergama Maden Karşıtı Hareket.
Kadın özgürleşmesinde bir protesto aracı olarak sanatın kullanımı: Ankara Tiyatro Öteyüz örneği
İkinci dalga feminizm ile birlikte kadınların özgürleşme mücadelesinde sanatın bir protesto aracı olarak kullanımı feminist sanatla belirgin hale gelmiştir. Ancak feminist sanat, gerek bu sorunların çözümünde gerek kadınların kendi beden, benlik ve kimlik algılarında gerekse toplumsal yaşamda sosyal, kültürel ve politik bir değişime etkisi noktasında yeterli olmamaktadır. Bu nokta, kadınların gündelik hayatta yaşadıkları/karşılaştıkları tüm sorunları ifade edebilecek ve ifade edebildiği süreçte de dönüşümler yaratabilecek bir mücadele aracı olarak etkin bir sanat alanına ihtiyacı doğurmaktadır. Nitekim feminist sanat içerisinde getirilen eleştirilere bağlı olarak bu etkin sanat alanı; kadınların 'sanatçı' bağlamından çıkıp 'ezilen' olarak kendi kadınlık deneyimleriyle katılabildiği, kadınlığa ilişkin anlamın kadınlar tarafından üretilebildiği, politik ve kültürel zeminden kopmayan bir niteliğe sahip olmalıdır. Bu çerçevede tiyatro, kadın kimliğinin oluşumundaki politik ve kültürel inşa biçimlerinin farkındalığının oluşmasında, kadınların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmelerinde ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak kadınların ikincilleştirilmiş konumlarının kırılmasında vb. kadınların 'kadın' kimliğine sahip ve 'ezilen' olarak kadınlık deneyimleriyle yer aldıkları etkin bir sanat alanı olarak okunabilmektedir. Buradan hareketle bu çalışmanın temelini, sanatın ve protestonun toplumun var olan siyasal, kültürel, ideolojik, ekonomik ve sosyal koşullarından beslenerek, bu koşulların toplumda yaratmış olduğu her türlü eşitsizlik, ötekileştirme, belirli alanlardan dışlanmışlık, hiyerarşi ilişkileri vb. durumlarına karşı bir mücadele aracı olarak toplumsalı dönüştürücü gücünün sorgulanması oluşturmaktadır. Bu amaçla kadınların özgürleşme mücadelesinde bir protesto aracı olarak sanatın özellikle de tiyatronun bir direniş aracı olarak kullanılmasının, toplumsal alanda 'özne' olarak kadınların kendi benlik, beden ve kimlik algılarında farkındalık oluşturması ve toplumsal yaşamdaki dönüştürücü gücü incelenerek tartışılacaktır.
Pierre Bourdieu'nün makro ve mikro sosyal teoriler karşısındaki konumu
Esasen makro ve mikro sosyal teoriler karşısında Pierre Bourdieu'nün konumuna açıklık getirmeyi amaçlayan bu çalışma, sosyal teoride en çok tartışılan konulardan biri olan makro/mikro ve yapı/eylem gibi düalizmleri ve bu düalizmleri aşma denemelerinden biri olarak Bourdieu'nün katkıları ve eksiklerini de ortaya çıkarmayı ummaktadır. 1960'ların sonları ve 1970'lerin başlarında makro teorilere güven sarsılmış ve sosyal teoriye bir mikro teori akını başlamıştır. Böylece, sosyal teorinin asıl tartışma konularından biri olarak yapının mı faillerin eylemlerini belirlediği, yoksa faillerin bilinçli eylemlerinin mi yapıları oluşturduğu sorunsalı ortaya çıkmıştır. Makro ve mikro sosyal teoriler arasındaki bu savaşta bir orta yol bulmayı hedefleyen sosyal bilimcilerden biri de Pierre Bourdieu'dur. Ancak Pierre Bourdieu'nün salt makro ve mikro sosyal teoriler arasındaki dikotomiye değindiğini söylemek yanlış olacaktır. Bourdieu'nün bilimsel hayatı boyunca mevcut düalizmlerin hepsine karşı topyekûn bir savaş başlattığı söylenebilir. Bu yüzden, çalışmanın ilk bölümünde, makro sosyal teoriler ve mikro sosyal teoriler genel hatlarıyla ifade edilirken, ilintili düalizmler olan nesnelcilik/öznelcilik ve yapı/fail düalizmleri irdelenecektir. Ardından makro ve mikro sosyal teoriler daha özel olarak incelenecektir. Genel hatlarıyla makro ve mikro sosyal teorilere ve söz konusu teorilerle ilintili düalizmlerin genel özelliklerine değinildikten ve ayrı ayrı makro ve mikro sosyal teoriler incelendikten sonra, Bourdieu'nün söz konusu kavramlara nasıl anlamlar yüklediği açıklanacaktır. En son bölümde makro ve mikro sosyal teoriler karşısında Pierre Bourdieu'nün konumu incelenecektir. ANAHTAR KELİMELER: Pierre Bourdieu, Sosyal Teori, Makro Sosyal Teori, Mikro Sosyal Teori, Yapı, Eylem, Fail, Habitus, Alan, Sermaye Tipleri, Pratik, Nesnelcilik, Öznelcilik
Popüler kültür ve mahremiyetin dönüşümü muhafazakarlığın görünürlük arzusu (Aysha Dergisi örneği)
Kültür, sosyal bilimler perspektifinden sahip olunan yaşam biçimi olarak tanımlanmaktadır. Kültürün insana bakan yönü onun eğitimi, kültürel kodlarla donatılması ve kültürel işaretleri okuma yeteneği yüklenmesini kapsamaktadır. Sosyoloji disiplini açısından kültür; belli bir topluma özgü olup sosyal sınıfları gerektirmekte ve inanç olgusu ile çok sıkı bir ilişki içinde bulunmaktadır. Aydınlanma ve modernite, kültür olgusunu seküler bir zemine çekerek onu dini bağlarından koparmış, gündelik hayatın işleyişi içinde endüstriyel bir ürüne dönüştürmüştür. II. Dünya Savaşı sonrası süreçte ABD tarafından kapitalizme eklemlenerek haz ve kar aracı olarak biçimlendirilen popüler kültür, tüketim ve gösteri toplumlarının oluşmasını sağlamıştır. Türkiye'de seküler kesim 1950'li yıllarla birlikte popüler kültür takipçisi olmuş ve ABD yaşam tarzını taklit etmeye yönelmiştir. H-R-M kökünden Arapça bir ifade olan mahrem kavramı gizli ve saygın anlamlarına gelmektedir. Mahremiyet olgusu dini alanda insanın uyması gereken ilahi sınırları işaret ederken, tarihin ilk ve tek dindışı medeniyeti olan Batı Avrupa Medeniyeti ile birlikte ilahi sözleşmeden koparılarak sosyal sözleşme çerçevesinde insanın sahip olduğu haklar olarak seküler bir zeminde yeni bir tanıma kavuşturulmuştur. Dini zeminde gizlilikte ifadesini bulan mahremiyet olgusu, seküler zeminde popüler kültür ile birleşerek gösteriye konumlanmıştır. 1980 sonrası süreçte muhafazakâr kesim siyasi ve iktisadi alanda güçlenme ile birlikte popüler kültüre yanaşmaya başlamış ve adım adım önce tesettür markaları, ardından tesettür modası ve defileleri, en son 2010'lu yılların ilk dönemi ile birlikte tesettür moda dergileri piyasaya sürülmüştür. Araştırma, mahremiyetin saygınlığını gizlilikten gösterişe dönüştüren sosyolojik ilişkilerin taşıdıkları anlamlara ulaşmayı amaçlamıştır. Nitel araştırma tekniklerinden doküman inceleme yönteminin kullanıldığı çalışmada örneklem olarak tesettür modası alanında yayın yapan Aysha Dergisi'nin 2013-2023 yılları arası yayınları seçilmiştir. Araştırma sonucunda; muhafazakâr toplumun kendi norm sistemini ayakta tutmayı başaramadığı, alternatif bir modernite oluşturmak yerine seküler dünyadan meşruiyet aramaya yöneldiği, seküler modernite ile dini alanı postmodern yaklaşım ve popüler kültür üzerinden bir araya getirmeye çalıştığı tespit edilmiştir.
Pürüzsüz yaşlanma: Yaşlanma karşıtlığı, beden ve benlik deneyimleri üzerine fenomenolojik bir inceleme
Türkiye ve dünyada yaşam süresinin uzaması yaşlanma, yaşlılık ve yaşlanma karşıtlığı gibi konuları gündeme getirmektedir. Bilimsel, teknolojik ve tıbbi gelişmelere paralel olarak, bedene yönelik yaşlanma karşıtı (anti-aging) müdahaleler artış göstermektedir. Yaşlanma bedende cisimleşmektedir. Bu nedenle beden, yaşlanma ve benlik arasında ayrılmaz, iç içe geçmiş bir ilişki söz konusudur. Bu bağlamda çalışmanın konusu, bedende meydana gelen yaşlanma belirtilerini ortadan kaldırmak için estetik cerrahi müdahale yaptıran kişilerin yaşlanma deneyimine yöneliktir. Çalışmanın amacı; yaşlanma karşıtlığı müdahalesinde bulunan kişilerin beden ve benlik algısını, müdahaleye götüren bireysel ve sosyal deneyimlerini, yaşlanma, yaşlılık ve yaşlı beden algısını incelemektir. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemi benimsenerek, fenomenolojik desen ile tasarlanmıştır. Bu kapsamda amaçlı ve kartopu örneklem tekniği kullanılarak 29 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler, MAXQDA 20 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda; bedenlerine yaşlanma karşıtı müdahalede yaptıran kişilerin, yaşayan ve algılayan bir varlık olarak bedenlerini önemli gördükleri, beden ile benlik algısı arasında sıkı bir ilişki kurdukları ve bu nedenle biyolojik yaşlanmanın bedende cisimleşen belirtilerini ortadan kaldırmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Öyle ki bedene müdahale öncesinde kişilerin düşük benlik algısına, müdahale sonrasında ise yüksek benlik algısına sahip oldukları görülmüştür. Yaşlı beden; zayıf, eksik, kusurlu, patolojik, dezavantajlı ve ölümlüğü çağrıştıran beden olarak algılanmaktır. Genç ve pürüzsüz bedenin ise beğenildiği, partner ilişkisinde avantaj sağladığı ve iş piyasasında tercih edildiği tespit edilmiştir. Toplum da yaşlı bedene yönelik ayrımcı söylemin olduğu ve bu nedenle yaşlı/yaşlanan bedenin damgalanmasını ortaya çıkardığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle kişiler, yaşlanma karşıtı müdahalede bulunmuşlardır. Müdahaleleri yaptıran kişilerin "popüler/ideal beden" prototipi algısına sahip oldukları görülmüştür. Müdahale sonrasında "tek tip beden tipolojisi" ortaya çıkmakta ve kişiler, "doğallığa övgülerini" dile getirmektedir.
Sağlık turizminin sandıklı ilçesine olan kültürel ve ekonomik etkileri: Hüdai kaplıcaları örneği
Sağlık turizmi, her geçen gün gelişen ve daha çok önem kazanan bir sektör haline gelmektedir. Sağlık turizmin gelişmesi, bir yöredeki ekonomik kalkınmayı ve kültürel yönden değişimi doğrudan olumlu yönde etkileyen bir olgu niteliğindedir. Ekonomik anlamda gelişmenin yanı sıra, sosyo-kültürel ve çevresel kalkınmayı da beraberinde getiren bu sektörün gelişimi, en başta bölgede yaşayan halkı etkilemektedir. Bu etkiler genel anlamda pozitiftir. Sağlık turizmi sektörünün gelişiminde başarılı ve sürdürülebilir bir hareket yakalamak için, bölge turizminin mevcut durumundan en fazla etkilenen kesim olan yerel halkın nasıl etkilendiğini bulmak gerekmektedir. Yerli halkın sağlık turizminin gelişimi ile ilgili olumlu ya da olumsuz algısı, sektörün gelişimine verdiği desteğin belirleyicisi durumundadır. Bu doğrultuda, bu çalışmanın sonuçları, turizme yönelik verilen desteğin artırılması açısından, yerli halkın sağlık turizminin olumlu etkilerinden daha fazla yararlanmasında faydalı olabilir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, sağlık turizminin Sandıklı ilçesine olan kültürel ve ekonomik etkilerinin ortaya konulmasıdır. Belirlenen amaç doğrultusunda, Sandıklı'da ikamet eden 10 katılımcı üzerinde mülakat uygulanarak cevaplar yorumlanmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda Sandıklı'daki yerli halkın sağlık turizminden ekonomik ve kültürel olarak olumlu yönde etkilendiğidir.
Afyonkarahisar Alevilerinde dini ve sosyal hayat
Alevilik, Türklerin İslamiyet'i kabul etme sürecinde ortaya çıkmış dini ve sosyal bir olgudur. Alevilik bu topraklarda İslam'ın daha çok mistik yorumunu esas alıp, eski kültür ve inanışlarını da İslami renge büründürerek devam ettirmektedir. Aleviliğin geleneksel anlayışında var olan dini, sosyal ve kültürel unsurlar modern zamanlarda büyük bir değişim göstermektedir. Aleviler, kapalı toplum yapısıyla kırsalda kendi kendine yeterken, kentleşme ve göç olgusuyla birlikte geleneksel, sosyal, dini ve kültürel anlayışlarını sürdürmekte güçlük çekmektedirler. Bu çalışma kapsamında Afyonkarahisardaki bütün Alevi yerleşim yerleri ziyaret edilmiş, tamamında anket uygulanmış, görüşme yapılmış, dini ve sosyal etkinliklerine katılım sağlanmıştır. Elde edilen verilere göre Afyonkarahsar Alevi ve Bektaşi gruplarının inanç, ibadet, ahlak anlayışları hakkında bilgiler verilmiştir. Afyonkarahisardaki Alevilerin dini ve sosyal hayatları, geleneksel özelliklerini belirli oranda korumakla beraber, büyük bir değişim göstermektedir. Geleneksel Aleviliğin temel kurumları olan dedelik, müsahiplik ve düşkünlük işlevini hala belirli oranda sürdürmektedir. Bununla birlikte işlevlerinin azaldığı hatta işlevlerinin sembolik kalmaya başladığı gözlemlenmektedir. Afyonkarahisar Alevileri, Aleviliğin nasıl anlaşılması gerektiğine dair tartışmalarda kendilerini tereddütsüz İslam'ın içinde görmektedir. Afyonkarahisar'da Aleviler ve Sünniler arasındaki ilişkiler çok iyi düzeydedir. Afyonkarahisar Alevileri Aleviliğinin siyasete alet edilmesinden rahatsızlık duymaktadırlar. Onlara göre, her şeyden önce Alevilik, genel İslami çerçeve içerisinde değerlendirilip ortaya konmalıdır. Bugün daha çok bir kimlik olarak görülen Alevilik, ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Afyonkarahisardaki belli yerleşimlerinde varlığını sürdürmekte; toplumsal hayatı düzenlemede en önemli etkenlerden biri olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar, Alevilik, Bektaşilik, inanç, ibadet
Uluslararası ve geçici koruma altındaki yabancıların uyum stratejilerine ilişkin nitel bir araştırma: Afyonkarahisar ili örneği
Türkiye'ye yönelen kitlesel ve bireysel göç hareketleri göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşme sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu bütünleşme sürecini uyum olarak tanımlayan Türkiye, bu kavram ile göçmenin hayatını idame ettirecek yapısal sorunlara çözümler getirmekte iken göçmenin sosyo-kültürel entegrasyonunu kendi yeteneklerine bırakmaktadır. Belirli bir entegrasyon süreci takip etmeyen göçmen için yerli halkla ilişkilerinde gözetilmesi gereken ilk ilke kendi faydasıdır. Bu nedenle göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşmesi gündelik yaşamın karmaşası ve belirsizliğinde egemen toplumsal yapının değerlerini ve yöntemlerini kullanarak geliştirdiği davranışlarla gerçekleşir. Michel de Certeau buna taktik adını vermektedir. Egemen toplumsal yapı içerisinde öteki ve yabancı olarak görülen göçmenin geçici ve değişken taktikler kullanarak ilişkilerini sürdürmesi egemen toplumsal yapıya karşı bir direniş olarak da okunabilir. Bu araştırmanın amacı göçmenin ev sahibi toplumla gündelik ilişkilerinde kendi tecrübelerinden hareketle geliştirdiği entegrasyon taktiklerini ve bu taktiklere göçmenin ait olduğu statünün etkisini keşfetmektir. Nitel araştırma yöntemi ile yürütülen bu çalışmada fenomenoloji deseni kullanılmış ve 9'u geçici koruma, 9'u uluslararası koruma statüsünden olmak üzere 18 kişi ile derinlemesine yüz yüze görüşme ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler Maxqda Nitel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda göçmenin taktiklerini etkileyen unsurlar belirlenmiş ve uluslararası koruma statüsündeki göçmenin taktiklere daha çok başvurduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen verilerden hareketle göçmenin taktiksel ve tepkisel bu entegrasyon deneyimi reaksiyonel entegrasyon olarak tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Entegrasyon, Bütünleşme, Taktik, Direniş
Total kurum kavramı bağlamında koronavirüs aşısına karşıtlık üzerine nitel araştırma
Kurum, gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız ve birçok araştırmaya konu olan temel kavramlardan birisidir. Erving Goffman, kurumu farklı açılardan ele alarak total kurum kavramsallaştırmasını temele alan çalışmalar yapmıştır. 2019 yılının sonlarına gelindiğinde Covid-19 olarak adlandırılan pandemi sürecinin total kurum kavramına işaret eden öğeleri bünyesinde barındırdığı görülmüştür. Total kurumlarda sıklıkla karşılaşılan benliğin sunumundaki farklılıklar, Koronavirüs aşısına karşı oluşan tutumların çeşitliliğinde gözlenmiştir. Çalışma, Covid-19 pandemi süreciyle birlikte totalleşen dünya düzenine dair gözlemleri konu edinmektedir. Ayrıca bireylerin aşıya karşı tutumlarında görülen değişikliklerin total kurum kavramsallaştırması bağlamında ele alınarak irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç ekseninde Koronavirüs aşısı olmamış 10 kadın ve 10 erkek katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin yapılması uygun görülmüştür. Çalışmada nitel araştırma yöntemi içerisinde yer alan fenomenoloji kullanılmıştır. Araştırmada betimsel analiz ve içerik analizi yapılmıştır. Araştırma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kurum, total kurum, benlik gibi kavramlar analiz edilerek kavramsal ve kuramsal çerçeve sunulmuştur. Ele alınan ikinci bölümde pandemi süreciyle ortaya çıkan gelişmeler dizini incelenmiştir. Üçüncü bölümde araştırmanın metodolojisi ele alınmıştır. Dördüncü bölüm, çalışmanın bulgularının analiz edildiği kısmı oluşturmaktadır. Elde edilen bulgular analiz edilerek benlik sunumundaki farklılıklar total kurum kavramı dâhilinde ilişkilendirilerek detaylı olarak ele alınmıştır. Araştırmada katılımcıların aşı olmama nedenleri arasında aşıya duyulan güvensizlik, dini faktörler, yan etki korkusu, sosyal medya etkisi vb. faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Seyahat kısıtlaması, sokağa çıkma yasağı gibi uygulanan kuralların totalleşmeye giden süreci işaret ettiği görülmüştür. Katılımcıların aşı hakkındaki görüşlerini yakın çevresi ile paylaştıkları ancak sosyal medyada benliklerini sunmaktan çekindikleri saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kurum, total kurum, benlik, pandemi, aşı, Koranavirüs.
Lisans öğrencilerinin uzaktan eğitim deneyimlerinin sosyal değişmeye etkileri: Afyon Kocatepe Üniversitesi örneği
2019- 2020 eğitim ve öğretim yılında ortaya çıkan COVID-19 ile birlikte insanlar; "Evde kal" çağrılarına uymuş sosyal hayattan izole olmuş, hayatın akışı değişmiş ve internet yaşamın merkezine geçmiş, yüz yüze eğitimden çevrim içi eğitime geçilmiş ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle COVID-19, sosyolojik açıdan önemli bir kırılmanın yaşandığı süreç olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, COVID-19 sürecinde eğitim gören öğrencilerin uzaktan eğitim algıları ve yaşadığı sosyal değişmeleri ortaya koymaktır. Araştırmaya 2020-2021 eğitim öğretim yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde uzaktan eğitim görmüş toplam 110 lisans öğrencisi katılmıştır. Çalışma, nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma araştırma modeli olarak belirlenmiştir. Karma desenle yapılan çalışmanın nitel kısmında görüşme, nicel kısmında ise anket uygulanmıştır. Anket formunda, öğrencilerin COVID-19 sürecinde aldıkları uzaktan eğitim algılarını ölçmek için sorular sorulmuştur. Veri analizinde yüzde ve frekans dağılımı kullanılmıştır. Lisans öğrencileri uzaktan eğitim ile ilgili daha çok eleştirel fikir belirtmişlerdir. Öğrencilerin görüşleri cinsiyetlerine ve fakültelerine göre farklılık göstermektedir. Görüşmeye katılan öğrenciler salgın sürecinde vakitlerini evde geçirmiş ve bu zorlu süreçten etkilenmiştir. Günlük rutinleri değişmiş ve alışkın olduğu normallerin yerini yeni normaller almaya başlamıştır. Elde edilen görüşme verilerine göre; öğrencilerin arkadaşlık ilişkileri etkilenmemiş, hobileri değişmiş, yeni alışkanlıklar edinmemiş, tüketim davranışları değişmiş, teknoloji aletlerinin kullanımı artmış, uzaktan eğitim ile kendilerine zaman ayırma fırsatları olmuş, ancak verim alınamamış, aileleri ile olan ilişkileri açısından da hem bağlarının kuvvetlendiğini hem de çatışma içinde olduklarını ifade etmişlerdir.
Siyasal katılım bağlamında Türk gençliğinin siyasal tutumu: Konya örneği
Siyaset toplumsal yaşam bağlamında ortak kamusal alanların düzenlemesine yönelik faaliyetlerin tümünü içeren bir toplumsal kurumdur. Bu anlamda siyasetin temel işlevi kamu düzeninin sağlanması ve yönetim işlerinin yürütülmesidir. Düzen ve yönetim her toplumsal bütünlükte var olması gereken önemli bir oluşumdur. Gençlik herhangi bir toplumsal bütünlüğün en dinamik olan nüfus kategorisini oluşturur. Bu yüzden demokratik toplumlarda gençliğin siyasete katılım göstermesi, hem demokratik işleyiş hem de temel gereklilik olan düzenin sağlanması açısından büyük önem arz etmektedir. Gençlerin genellikle toplumsal sorunlara daha fazla ilgi duyan bir kategori olmaları yönündeki beklenti, onların siyasi süreçlerde aktif olarak yer almalarına yönelik bir beklentiye de dönüşmektedir. Bu açıdan bakıldığında gençliğin bu noktadaki tutumu, hem kendi gelecekleri hem de geliştirilmek istenen ülke refahı açısından da önem arz etmektedir. Bu anlayış içinde bu tez çalışması, Konya kent merkezindeki üç ilçede nitel yöntemle yapılmış bir saha araştırmasına dayanmaktadır. Fenomenolojik araştırma olarak tasarlanan çalışma bağlamında amaçlı tabakasal örneklem tekniği ile belirlenmiş 24 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sonrasında saha bulguları tematik içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Tez çalışması sonucunda, gençlerin siyasete ilgi duymadıkları, apolitik eğilimlere sahip oldukları, aileleri ile temel görüş farklarına sahip oldukları ve katılımı önemsemelerine rağmen bunu daha çok başkalarına atfettikleri bir görev olarak değerlendirdikleri şeklindeki değerlendirmelere ulaşılmıştır.
Evliliğin ilk yıllarındaki boşanma ve nedenleri üzerine sosyolojik bir analiz: Bursa ili örneği
Evlilik kararıyla kurulan aile birlikteliği alınan boşanma kararıyla bitirilmektedir. Özellikle son yıllarda boşanmalar dünya çapında giderek artmaktadır. Türkiye genelinde ise son yıllarda hızlı bir şekilde artış gösteren boşanma oranlarının özellikle evliliğin ilk yılları yani 1-5 yılları arasında olduğu gözlenmektedir. Yapılan literatür incelemesi sonucunda hazırlanan çalışmaların çoğunda genel boşanma olgusu ve nedenleri ele alınmış bulunmaktadır. Evliliğin ilk yıllarındaki boşanma ve nedenlerine ilişkin birkaç çalışma dışında bir veriye ulaşılmamıştır. Bu nedenle araştırmanın temel amacı, evliliğin ilk yılları olan ilk beş yılda son bulan evliliklerdeki boşanma ve nedenlerinin araştırılmasıdır. Çalışmada boşanma nedenleri kavramsal ve kuramsal çerçeve ile temellendirilerek katılımcıların anlatılarından elde edilen verilerle açıklanmaya çalışılmıştır. Saha araştırması kapsamında Bursa'da ikamet eden evliliğin ilk yıllarında boşanan 9'u kadın 6'sı erkek olmak üzere toplam 15 katılımıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin yorumlanmasında içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak araştırma da erkeğin ve kadının boşanma süreçlerine etki eden faktörlere ilişkin toplanan veriler, incelenerek kategoriler belirlenmiştir. Bu kategoriler doğrultusunda boşanma olgusunun süreci ve nedenlerine ait temalar oluşturulmuştur. Bursa ilindeki evliliğin ilk yıllarındaki çiftleri boşanmaya götüren sebeplerin neler olduğu incelenerek, evliliği olumsuz olarak etkileyen ve boşanmaya götüren faktörler, oluşturulan temalar dâhilinde yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, boşanma, erken boşanma kavramı ve boşanma nedenleri
İmam-hatiplilik kimliği ve değerleri: Eskişehir örneği
Bu çalışmada Türkiye'de en önemli eğitim kurumlarından biri olan imam-hatip liselerinde eğitim gören öğrencilerin, imam-hatip kimliği ve değerlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada daha detaylı veriler elde etmek için, nitel araştırma deseni ve olgu bilim yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Eskişehir il merkezinde bulunan 2 Anadolu imam-hatip lisesinde 9., 10., 11. ve 12. sınıf seviyelerinde öğrenim gören, 10 kız ve 10 erkek toplamda 20 öğrenci ile yapılmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak, 20 öğrenciye toplamda 16 açık uçlu soru yöneltilmiştir. Öğrencilerin görüşleri doğrultusunda elde edilen veriler betimsel ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Bulgularda katılımcıların konu üzerine ilişkin ifadelerine doğrudan alıntı yapılarak yer verilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların imam-hatip kimliğini benimsediği ve kabul ettiği, bu kimliğin, dini dersler, okul ortamı, çevresel faktörler tarafından oluştuğu, imam-hatipte kazanılan dini, ahlaki/sosyal değerler olduğu, imam-hatip kimliğinin bu değerlere bakışı etkilediği tespit edilmiştir.
Z kuşağının Türkiye'nin dış politikalarına yönelik yaklaşımı üzerine bir araştırma
Sosyoloji, psikoloji, gerontoloji gibi sosyal bilimlerin önemli konu başlıklarından biri olan kuşaklar ile ilgili çalışmalar gün geçtikçe artmaktadır. Literatürde bebek patlaması kuşağı, sessiz kuşak, X, Y ve Z kuşakları olmak üzere beş temel kuşak yer almaktadır. Bunlara ilaveten Z kuşağı sonrasını ve yeni bir dünyayı temsilen alfa olarak nitelendirilen kuşağın olacağına yönelik çalışmalar da bulunmaktadır. Kuşak sınıflandırmaları yeni bir olgu olmamakla beraber her zaman sosyal gerçekliğini koruyan bir olgu olacaktır. Günümüzün en genç kuşağı olarak kabul edilen ve bu çalışmanın da temel konusu 1996-2010 yılları aralığında doğan Z kuşağıdır. En küresel kuşak olarak bilinen Z kuşağı en çok sosyal medyayı fazla kullanma alışkanlığı ve de özelliğiyle de bilinmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalar Z kuşağının sosyal medyada en az üç saat geçirdiğini, yeniliklere açık bir kuşak olduğunu, çevre, insan ve hayvan hakları konularına önem verdiği, özgürlüklerine önem verdiklerini, özgürlük, demokrasi gibi konuları önemsediğini, bireyselliklerinin ön planda olduğunu göstermektedir. Bu araştırma Z kuşağının Türkiye'nin mevcut dış politikalarına yönelik yaklaşımlarını tespit etmek, Z kuşağının profilini ortaya çıkarmak ve politikliğini tartışmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada anket tekniği kullanılmış ve tabakalı örneklem kullanılarak Türkiye'nin yedi bölgesini temsilen yedi il seçilmiştir. Bu iller, Ankara, Antalya, İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Trabzon ve Van şeklindedir. Araştırma evrenini Türkiye'de yaşayan 1996-2010 yılları arasında doğan Z kuşağı bireylerini kapsamaktadır. Araştırma örneklemini ise evren içerisinden tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 698 birey oluşturmaktadır. Katılımcıların ankete ilişkin cevapları SPSS 25 programında frekans, yüzde analizleri, aritmetik ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar (ilişkisiz örneklemler), t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey HSD çoklu karşılaştırmalar (post-hoc) testi, ki-kare testi ve Pearson korelasyon analizi yapılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar Z kuşağının dini inanış düzeyinin yüksek olduğunu, evlilik, aile ve toplumsal ilişkilere geleneksel yaklaşımının yüksek olduğunu, politik katılım düzeyinin düşük olduğunu fakat Z kuşağının dış politikalara ilgisinin olduğunu göstermektedir. Bu ve çeşitli araştırma verilerinden hareketle çalışmada Z kuşağının apolitik değil politik bir kuşak olarak kabul edilmesi gerekliliği tartışılmaktadır.
Sosyal medya fenomenlerinin lise öğrencileri üzerine etkileri: Uşak ili örneği
Bu araştırmanın temel amacı sosyal medyanın ve sosyal medya fenomenlerinin lise öğrencileri üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunun incelenmesidir. Teknolojinin hızla geliştiği bu dönemde artık her şey dijitalleşmiş ve teknoloji hayatımızda önemli bir yer almaya başlamıştır. Öyle ki birçok sosyal medya siteleri ortaya çıkmış insanlar buralarda oluşturdukları profillerle günlerinin büyük bir kısmını bu sitelerde geçirmeye başlamıştır. Sosyal medya kullanımının artmasıyla takipçi sayısı çok olan kişiler veya çok beğeni toplayan isimler sosyal medyada herkes tarafından bilinir hale gelmiş ve fenomen olarak adlandırılmışlardır. Sosyal medyayı kullanan herkes kendilerine yakın gördükleri veya beğendikleri fenomenleri takip etmektedir. Araştırmanın hedef kitlesi olan lise öğrencilerinin de en çok hangi sosyal platformda, hangi sosyal medya fenomenlerini takip ettiklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Lise öğrencilerinin takip ettikleri fenomenler onların aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri, gündelik yaşamları gibi sosyal hayatlarını nasıl etkiliyor bu durum araştırılmıştır. Bu çalışma nicel araştırma yaklaşımına uygun olarak betimsel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırma verileri ise anket tekniği ile elde edilmiştir. Bu araştırma için Uşak İl'inde basit tesadüfi örneklem seçimiyle belirlenen liselerde 200 kız ve 200 erkek öğrenci olmak üzere toplam 400 öğrenciye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma problemlerine yönelik, değişkenler arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını ölçmek için Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 değeri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Son olarak araştırma sonuçları, değişkenler arasındaki ilişkiler değerlendirilerek yorumlanmış ve çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Sosyal Medya Fenomenleri, Lise Öğrencileri, Gençlik
Dezavantajlılığın yeniden üretimi: Afyonkarahisar'da sosyal hizmet alan gruplar
Güncel bir kavram olan dezavantajlılığın işaret ettiği sosyolojik gerçeklik, mevcut tartışmalardan çok daha eskiye dayanır. Dezavantajlılığı belirleyen en temel ölçüt içerisinde bulunulan toplumun sosyal ve ekonomik yapısı, istihdam oranı, gelir adaleti ve fırsat eşitliği gibi nitelikleridir. Dezavantajlı bireylerin toplum içerisindeki konumları, uyguladıkları çeşitli yaşam pratikleri ve kullandıkları dil ile kendisini gösteren nesnel bir yerdedir. Dezavantajlıların bu nesnel konum çerçevesinde anlam kazanan dünyaları nesnelliği bir süreklilik içerisinde, tekrar üretme eğilimindedir ve karşılıklı inşa şeklinde gerçekleşmektedir. Yani, dezavantajlılık yeniden üretilirken, yardım alma pratiği de yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla, yapıların yeniden üretildiği gibi dezavantajlılık da nesnel bir gerçeklik olarak yeniden üretilmekte, fail ve yapı ilişkisinde gerçekleşen yeniden üretimin kırılması, ancak başka hareketlerle mümkün görünmektedir. Bu çalışma nitel araştırma yaklaşımı ile yürütülmüştür. Çalışmada sosyal hizmet açısından dezavantajlı olarak kabul edilen ve sosyal yardım alan 21 kişi ile mülakat tekniği kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, MAXQDA nitel veri analiz programı ile analiz edilmiş, analiz sonucunda temel fenomenin altında 7 kategoriye ulaşılmıştır. Yapılan analizlerin dezavantajlılığın yeniden üretilmesine neden olan yapıyı tanımlamayı, yeniden üretimin nasıl ve hangi yollarla kırılabileceğini anlamayı ve bu soruna çözüm yolları aramayı kolaylaştırması beklenmektedir. durulacaktır.
Yeni bir toplumsal hareket olarak hayvan hakları
Günümüzde bir kısım kuramcı ve aktivist binlerce yıllık tarihin insan merkezci (antroposantrik), ataerkil (patriarkal) ve türcü (speciesist) bir kurgu üzerine inşa edildiğini iddia etmektedir. Bu kuramcı ve aktivistlere göre mevcut teoloji, tarih, felsefe, hukuk, edebiyat, sosyoloji vb. pek çok alan, insanı önceleyen anlatılarıyla hayvanları ötekileştirmiş hatta nesneleştirmiştir. Bu ötekileştirme ve nesneleştirme sadece düşünsel ve kuramsal düzeyde kalmayıp, hayvanların her anlamda sömürüldükleri bir tarihsel pratiği de içerisinde barındırmaktadır. Bunlara göre yeni bir tarihsel okuma hem mümkün hem de zorunludur. Hayvan hakları kuramcıları gerek yazdıkları metinlerle gerekse yaptıkları eylemlerle geçmişin devamını sağlayan uygulama ve anlatıların değişmesi gerektiğini dünyaya duyurmaktadır. Bu kuramlar; felsefi bir zeminde güçlü argümanlarıyla gıda piyasasından, yeme-içme alışkanlıklarına, giyim-kuşamdan moda ve tasarıma, edebiyattan sanata, dinden siyasete tüm yaşam alanlarını etkileyen söylem ve eylemler ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı yeni toplumsal hareketler bağlamında hayvan hakları ve hayvan kuramının değişen toplumsal dinamikler içerisindeki yerini anlama ve tartışma çabasıdır. Hayvan meselesi; Batı dünyasında çok yönlü tartışılmaya başlanmasına karşılık, Türkiye'de konunun gündeme gelişi oldukça yenidir. Akademide ise henüz gereken ilgiyi bulamamıştır. Bu bağlamda çalışma, akademik camiada hem toplumsal değişim, toplumsal hareket çalışmalarına hem de münhasır bir başlık olarak sosyoloji içinde hayvan meselesinin tartışılmasına kapı aralayarak katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte modern sosyolojinin geleneksel insan-toplum anlayışından farklı olarak hayvan kuramının etkisiyle oluşan söylem çerçevesinde sosyolojinin yeni varlık alanlarını ve sınırlarını ontolojik ve epistemolojik açıdan tartışmayı hedeflemektedir. Çalışma; yeni toplumsal hareketler bağlamında hayvan hakları meselesini, anlamacıyorumlayıcı yöntem ve betimsel analiz tekniği kullanarak anlamayı hedefler. Bu amaçla çalışmada, günümüze kadar konuyla ilgili ortaya konulan birincil kaynaklar, makaleler, sosyal medya ağlarında yapılan tartışma ve paylaşımlar incelenmiştir.
Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü ve Naomi Alderman'ın Güç eserlerinin sosyolojik analizi
Bu çalışma, Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü ve Naomi Alderman'ın Güç adlı eserlerini sosyolojik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Damızlık Kızın Öyküsü, otoriter bir toplumun politikası olarak kadınların baskı altına alınarak bedenlerinin kontrol edilmesini konu alırken, Güç'te, beklenmedik biyolojik bir değişim üzerinden toplumun dayattığı geleneksel cinsiyet rollerine karşı kimlik algılarını yeniden düzenleme sürecindeki kadınlar tasvir edilir. Bu açıdan her iki eser de rahatsız edici ana temaları açısından distopya olarak sınıflandırılır. Çalışmanın birinci bölümünde, tarihsel gelişimleri içinde ütopya ve distopya kavramları ele alınmakta; bu bağlamda feminist ütopyalar ve distopyalar açıklanmaktadır. İkinci bölümde, Damızlık Kızın Öyküsü ve Güç eserlerindeki karakterler ve toplumsal yapı incelenerek, yazarların bunlarla iletmek istediği temel temalar ve mesajlar ortaya konmaktadır. Üçüncü bölümde ise, güç kavramı, toplumsal cinsiyet ve güç ilişkisi, iktidarın gözetim mekanizması gibi temel konularda her iki eserin benzer ve farklı yönleri üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, bu iki feminist yazarın perspektifinden, toplumsal değişim ve güç dinamikleri dolayımında kurulan farklı geleceklerin anatomisi irdelenmektedir. Sonuç bölümünde, yapılan incelemeler ışığında elde edilen bulgular özetlenmekte, insan doğası ve güç ilişkilerini ele alma biçimleri dolayısıyla bu eserlerin önemine dair bir değerlendirme sunulmaktadır.
Yatay ve dikey mimaride gündelik hayat farklılıkları üzerine karşılaştırmalı bir analiz: İzmir örneği
Bu araştırma, "Yatay ve dikey mimaride yaşayan kişilerin gündelik hayatlarında bir farklılık var mı?" sorusu üzerinden şekillenmiştir. Bu soru doğrultusunda yatay (az katlı) ve dikey (çok katlı) mimaride yaşayan kişilerin gündelik hayat deneyimlerini karşılaştırmak ve bu iki konut biçimi arasındaki farklılıkları incelemek amaçlanmaktadır. İzmir ilinde ekonomik düzeyleri birbirinden farklı olan ikisi yatay mimari (Evka 3 ve Limontepe Mahallesi) ikisi de dikey mimari (Evka 4 ve Mavişehir Mahallesi) olmak üzere dört mahallede saha araştırması yapılmıştır. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Nicel bulgular, açık ve kapalı uçlu sorular içeren bir anket formu kullanılarak 381 kişiyle yüz yüze görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Nitel aşamada ise fenomenoloji deseni tercih edilmiş ve 16 kişiyle (8 kadın ve 8 erkek) derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca, bu mahallelerde yaşayanların yaşamları gözlem tekniği kullanılarak gözlemlenmiştir. Araştırma, iki konut türü arasındaki önemli gündelik hayat farklılıklarını ortaya koyarak mimari biçimin kişilerin yaşamını nasıl etkilediğini analiz etmektedir. Araştırma bulguları, bireylerin yaşam alanlarının (yatay veya dikey mimari) gündelik hayatlarını etkilediğini; bu etkinin demografik özellikler, aile biçimi, siyasi, dini ve ideolojik görüşler, fiziksel ve algılanan psikolojik sağlık, suç algısı ile deprem sonrası yatay ve dikey mimari tercihleri gibi faktörlere göre nasıl farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Konut tercihlerinin bireylerin yaşam tarzlarını ve toplumsal etkileşim biçimlerini etkilediğini vurgulamaktadır. Yatay ve dikey mimari tercihlerinin, insanların sosyal ilişkilerini, güvenlik algılarını ve günlük rutinlerini nasıl dönüştürdüğü, araştırmanın temel bulgularını oluşturmaktadır. Sonuç olarak, konut seçiminin bireylerin gündelik hayatını etkileyip dönüştürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar konut tercihinin kişilerin gündelik hayatları üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kent sosyolojisi, mekân sosyolojisi, yatay mimari, dikey mimari, İzmir'de saha araştırması
Spiritüalizm örneğinde yeni dinî hareketlerin yayılmasında medyanın rolü
Bu tez, Yeni Dinî Hareketleri, bu hareketlerin içinde yer alan Spiritüalizmi ve medyadaki görünürlüklerini incelemektedir. Çünkü bu hareketlerin merkezinde yer alan inanma ihtiyacı, insanlık tarihi boyunca bireysel ve toplumsal yapıyı şekillendiren önemli bir unsur olmuş; astroloji, mitoloji, totemizm ve paganizm gibi sistemlerden beslenerek de bireylerin günlük yaşamlarından devlet yönetimine kadar, geniş bir alana etki etmiş; ancak Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında geleneksel dinlerin yıpranması, özellikle Batı toplumlarında inancın önemini ve görünürlüğünü azaltmıştır. Bu durum, savaş, din ve yoğun çalışma yorgunu Batı'da, yeni kutsal arayışlarına yol açmış; Yeni Dinî Hareketler ve dolayısıyla Spiritüalizme olan ilgi de bu nedenlerden doğmuştur. Bu ilgi doğrultusunda bu tezde ilk olarak, konuyla ilgili alanyazın taraması ve incelemesi yapılmış, Yeni Dinî Hareketlerin ve spiritüalizmin bireyleri ve toplumları nasıl ve ne ölçüde etki alanına aldığı tartışılmıştır. Ayrıca Yeni Dinî Hareketlerin ve spiritüalizmin medyadaki varlığı üzerine araştırma yapılarak Ye, Dua Et, Sev – 2011 filmi başta olmak üzere, medyadaki diğer spiritüel yapımlar ele alınmıştır. Bu doğrultuda, tez, Yeni Dinî Hareketleri, Spiritüalizmi merkezine alarak, medyayla ilişkili halde yaşayan bireylerin bunlarla olan temasını ele almaktadır.
Bir toplumsal problem olarak sahipsiz köpeklere afyonkarahisar halkının bakışı üzerine bir araştırma
Bu çalışma, son zamanlarda sıkça gündeme gelen sahipsiz köpeklerin bir sorun olarak görülüp görülmediğini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bir kesim, sokakların onlar için yaşam alanı olduğunu, onlara müdahale edilmemesi gerektiğini, hatta hak verilmesini öne sürerken, diğer bir kesim ise olası tehlikeler sebebiyle sokaklarda risk oluşturacağını belirtmektedir. Bu eksende, sahipsiz köpeklerin gerçekten de sorun olarak görülüp görülmediği tespit edilecektir. İnsanlar, asırlar boyunca hayvanlarla etkileşim halinde olmuştur; zira sahipsiz köpekler, gündelik yaşamın birer parçası konumuna gelerek çeşitli roller üstlenmişlerdir. Sahipsiz köpekler, kimi zaman koruyucu, kimi zaman giysi, kimi zaman da mitolojik bir karakter işlevi görmüşlerdir. İnsanlar sahipsiz köpekleri besleyerek onların yaşama şanslarını yükseltmiştir. Ancak, bir süre sonra insanların hayvanlarla olan etkileşimi değişiklik göstermiştir. Kentleşmeyle birlikte ortaya çıkan gecekondulaşma, çevre kirliliği, konut yetersizliği, artan nüfus ve bu nüfusun ihtiyaçları gibi sorunlar, sadece insanların kent içindeki yaşamını etkilemekle kalmamış, hayvan-insan ilişkisinin dengesini de sarsmıştır. Türk toplumunda 19. yüzyıla kadar sahipsiz hayvanlar kentin doğal bir parçası olarak kabul görmüşken, kentleşmenin hızlanması ve tabii kaynakların azalmasıyla birlikte, sahipsiz hayvanların yaşam alanları açlık ya da salgın gibi sorunlarla tehdit altına girmiştir. Öte yandan, sahipsiz hayvanların, özelde sahipsiz köpeklerin yaşam koşullarının daraldığı ve bu nedenle uygun koşullarda yaşamlarını sürdüremedikleri ifade edilebilir. Araştırma, Afyonkarahisar il merkeziyle sınırlı tutularak; nicel yöntem, anket tekniği, rasgele örneklem ile 509 katılımcıya ulaşmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların sahipsiz köpekleri bir sorun olarak algıladığı yönündedir. Bu çalışmanın önemi, sahipsiz hayvanlar ve özellikle sahipsiz köpekler konusunun tartışılmasına olanak sağlamasıdır. Nitekim, bu alandaki araştırmalar oldukça sınırlıdır. Anahtar Sözcükler: İnsan- hayvan ilişkisi, sahipsiz hayvan, sahipsiz köpek, kent sorunları
Çalışma hayatındaki ekonomik koşulların lise öğrencilerinin meslek tercih süreçlerine etkisi: Afyonkarahisar örneği
İnsan ömrünün çok büyük bir kısmını oluşturan çalışma hayatı, sosyoloji kapsamında ele alınabilecek ve tartışılabilecek birçok konu, kavram, olay ve olguyla ilişkilendirilebilecek kadar geniş ölçekli bir süreçler bütünüdür. Bireyler çalışma hayatına yaptıkları işler veya meslekleri aracılığıyla dâhil olabilmektedir. Bu noktada bireylerin meslek seçimi, hayatlarını nasıl yaşayacaklarını da belirleyecek olması açısından özen gösterilmesi gereken bir durumdur. Bugünün koşullarında ise iş ve meslek edinmenin en bilindik yolu eğitimdir. En önemli amaçlarından biri de hayata ve mesleklere yönelik bilgi edindirmek ve bu bilgileri kullanabilmek adına deneyimler sağlamak olan eğitim, örgün ve yaygın olarak ikiye ayrılmaktadır. Örgün eğitim kapsamına giren okullarda eğitim kademeli olarak ilerlemektedir. Bu kademelerden biri olan liselere geçen öğrencilerin bir sonraki aşamada üniversite bölümü, dolayısıyla da çalışma hayatına dâhil olacakları meslekleri seçecek olmaları nedeniyle, çalışma hayatına ve mesleğe dair algıları şekillenmeye başlamaktadır. Türkiye'de uygulanan mevcut örgün eğitim-öğretim sisteminde öğrencilerin 10. Sınıfın sonunda seçecekleri alan ve 12. sınıfta girecekleri üniversite sınavı doğrultusunda belirleyecekleri meslekler, içinde bulunulan çalışma şartları ve ekonomik sıkıntılar dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında öğrencilerin, çalışma hayatındaki sorunlara, ekonomiye ve eğitime bakış açıları, meslek seçiminde bu faktörlerin ne derce etkili olduğu konusunda fikir sahibi olmak ve sorunlara yönelik çözüm önerisi sunmak açısından önem arz etmektedir. Belirtilen anlayış çerçevesinde ortaya koyulmuş olan bu tez çalışması, Afyonkarahisar merkezinde bulunan iki proje okulunda nitel yöntemle yapılmış bir saha araştırmasına dayanmaktadır. Fenomenolojik araştırma deseniyle tasarlanan çalışma bağlamında amaçlı örneklem tekniği kullanılarak belirlenmiş olan 24 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Sonrasında elde edilen saha bulguları tematik içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Tez çalışmasının sonucunda, Türkiye'de çalışma hayatındaki ekonomik koşulların, öğrencilerin meslek tercihlerinin şekillenmesinde büyük oranda etkili olduğu, geliri yüksek olan mesleklere yöneldikleri veya yönlendirildikleri, kalıplaşmış meslek algılarını kabullendikleri, ilgi ve yeteneklerine yönelmek isteseler de çalışma hayatı sorunlarını ve özellikle de ekonomi faktörünü gözeterek meslek seçimi yaptıklarına yönelik değerlendirmelere ulaşılmıştır.
Distopyalarda tabakalaşma tasavvuru bağlamında modern toplumun değerlendirilmesi
Distopyalar, toplumsal yaşamın geleceğine ilişkin olumsuz öngörüler ortaya koymaya çalışan kurgusal eserlerdir. Distopyalar, gelecekteki toplumsal dönüşümlerin insan ve toplum yaşamında meydana getirdiği değişimleri ve sorunları ele alması açısından önemli değerlendirmeler içermektedir. Değişimlerin hız kazandığı modern toplumda, insanlığın değişmez karakteristiği olan tabakalaşma olgusu da modern toplumlara özgü formlar meydana getirmiştir. Her ne kadar feodal düzen veya kast gibi örneklere göre daha esnek olduğu yönünde değerlendirmeler yapılsa da karmaşık birçok toplumsal tecrübeden de anlaşılacağı üzere, modern sınıf sistemi de oldukça sorunlu durumlar ortaya koymuştur. Kapitalist ekonomi veya totaliter siyasi rejimlerin birçoğu söz üretilen sorunlu tabaka olgusuna önemli ölçüde etkide bulunmuştur. Bu çalışma, modern toplumda yaşanılan tabakalaşma temelli sorunları distopik eserler özelinde çözümlemeye yönelmiş olup, çalışma sonucunda distopik eserlerde kurgulanan tabaka temelli bağlamların, modern insanın sorunlu sınıf gerçekliğine ilişkin olarak aydınlatıcı değerlendirmeler ihtiva ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Farklı kuşaklardan kadınların yaşlılık algılarının yaşlılık kuramları açısından değerlendirilmesi: Afyonkarahisar'da bir araştırma
Sanayileşme süreciyle birlikte tıp ve teknolojideki gelişmeler insan ömrünün uzamasına ve yaşlı nüfus oranının artmasına neden olmuştur. Emeklilik sistemi ile de yaşlılık baş edilmesi gereken sorunlu bir dönem olarak algılanmaya başlamıştır. Yaşlılık hem bireysel hem toplumsal bir durumdur. Ancak yaşlılığın toplumsal bir olgu haline gelmesi, yaşlılıkla ilgili kuramların geliştirilmesini sağlamıştır. Yaşamdan Geri Çekilme Kuramı, bireylerin yaşlılık döneminde kendi istekleriyle sosyal hayattan çekilecekleri ve bu şekilde mutlu olabilecekleri varsayımına dayanmaktadır. Oldukça eleştiri alan bu yaklaşıma tepki olarak ortaya çıkan Aktivite Kuramı ise yaşlılık döneminin verimli ve huzurlu geçmesi için yaşlı bireylerin aktif bir yaşam sürmeleri gerektiğini öne sürmektedir. Toplumsal değişmeyi açıklamayı amaçlayan kuramlardan birisi olan Kuşak Teorisi, aynı yaş grubundaki bireylerin yaşamış oldukları önemli olaylar karşısında benzer tutumlar ve değerler geliştirebilecekleri düşüncesine dayanmaktadır. Sanayileşme sürecinde yaşanan gelişmelerin kadınların yaşlılıkla ilgili düşüncelerini etkileyip etkilemediği merak konusudur. Bu çalışmada Kuşak Teorisi ekseninde Afyonkarahisar'da yaşayan henüz yaşlılık dönemini deneyimlememiş kadınların bu iki kuramdan hangisine daha yatkın oldukları ve süreç içerisinde yaşlılık algılarında anlamlı bir değişikliğin oluşup oluşmadığı anlaşılmaya çalışılmaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan araştırmanın analiz sonuçlarına göre araştırma örneklemindeki X, Y ve Z Kuşağına mensup kadınların yaşlılık algılarında anlamlı bir farkın olmadığı ancak değişimle ilgili bazı işaretlerin varlığı tespit edilerek Yaşamdan Geri Çekilme Kuramı'na daha yakın bir düşünce yapısına sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'nin kitlesel göç yönetim kapasitesinin mukayesesi: 1988, 1990, 1991 Irak, 1989 Bulgaristan, 2011 Suriye kaynaklı kitlesel göç hareketleri
18. yüzyılın son çeyreğinde başlayıp Cumhuriyet döneminde devam eden Türk soyundan gelen, Türk kültürüne bağlı ve yakın kişilerin Anadolu'ya yönelik toplu göç akınlarından sonra Türkiye, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Ortadoğu, Yakın Doğu, SSCB, Orta Asya ve Afrika'da başlayan siyasi/ekonomik istikrarsızlıklar, siyasi/sosyo-kültürel/dini/ etnik baskı/şiddet, insan hakları ihlalleri, iç karışıklık/çatışmalar ve savaşlar nedeniyle 'yabancıların' da düzenli/düzensiz ve bireysel/kitlesel göç hareketlerine tanıklık etmeye başlamıştır. Gerek Osmanlı İmparatorluğu mirası gerekse jeopolitik konumundan dolayı göç rotası üzerinde bulunması nedeniyle Türkiye'ye yönelik artarak devam eden kitlesel göç akınlarının, stratejik bir yaklaşım ve bütüncül bir anlayışla yönetilebilmesi için göç yönetimi kapasitesinin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Bu meyanda çalışma; Türkiye tarihinde deneyimlenmiş en büyük üç kitlesel göç hareketinin yönetim uygulamalarını mukayese ederek bu uygulamaların olumlu/olumsuz ve benzeşen/farklılaşan yönleri ile göç yönetim kapasitelerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgu ve tespitlerden hareketle de Türkiye'nin kitlesel göç yönetimi kapasitesinin geliştirilmesi yönünde önerilerde bulunmaktadır. Bu kapsamda çalışma; Irak, Bulgaristan ve Suriye kaynaklı kitlesel göç/sığınma hareketlerini, öncelikli olarak göç yönetim süreçlerini betimleyen, akabinde de farklılıkları üzerinden mukayesesini yapan nitel bir çalışmadır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum yaklaşımı kullanılmıştır. Veri toplama yönteminde ise doküman analizi tercih edilmiş olup bu kapsamda öncelikli olarak birincil kaynaklar, yüz yüze derinlemesine mülakatlar, mahallinde yapılan inceleme / gözlemler ve literatür taraması yapılarak ikincil kaynaklar kullanılmıştır.
Roman vatandaşların çocuklarının eğitimde ötekileştirilme durumlarının sosyolojik incelemesi: Çanakkale Atatürk mevkii örneği
Çalışmada; Çanakkale ili İsmetpaşa Mahallesi Atatürk Mevkii'nde yaşayan Roman ailelerin çocuklarının eğitim almalarını zorlaştıran ötekileştirme ve ayrımcılık durumlarının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma evrenini Çanakkale İli kent merkezinde yer alan İsmetpaşa Mahallesi Atatürk Mevkii'nde yaşayan Roman vatandaşlar oluşturmaktadır. araştırma örneklemi ise farklı hanelerden oluşan 20 kişilik katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu ile Görüşme Soru Formu kullanılmıştır. Öncelikle hane sayısı 20'ye indirgenerek örneklem oluşturulmuş sonra her bir haneden birer kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler önce elektronik ortama aktarılmış ardından oluşturulan dokümanlar içerik analizi yöntemi uygulanarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak, üç tema etrafında kurgulanan araştırma sonucunda; öğrenciler arasında yoğun bir şekilde ötekileştirme ve ayrımcılık yaşandığı, öğrenci ile öğretmen arasında kimi durumlarda kısmen ötekileştirme ve ayrımcılık yaşandığı, öğrenci ile okul idaresi arasında çok az ötekileştirme ve ayrımcılık yaşandığı düşünülmektedir. Yaşanan ötekileştirme ve ayrımcılık durumlarına karşı; "kapsayıcı eğitim politikaları, farkındalık programları, destekleyici sosyal çalışmalar, okul temelli müdahale programları, oyun ve etkinliklere dahil etme, şikâyet ve suçlamalarla mücadele, eğitim ve öğretmen eğitimi, öğretmen eğitimi, kapsayıcı sınıf ortamları, adil değerlendirme sistemleri, ödev ve geri bildirim süreçleri, grup çalışmalarına katılım, etnik çeşitlilik politikaları, destek mekanizmaları, eşit disiplin uygulamaları, etkinliklere katılım, ekonomik eşitsizliklerin azaltılması, öğretmen-aile iletişimi, ayrımcılıkla mücadele eğitimi, katılımcı okul ortamları, destek hizmetleri" gibi öneriler getirilmiştir.
Kırdan kente göç eden ailelerin aile yapısında meydana gelen değişimlerin kadının rolüne etkileri: Çanakkale Esenler Mahallesi örneği
Çalışmada; kırdan kente göç eden ailelerin aile yapısındaki değişimlerin kadının rolüne olan etkileri kadının eşiyle olan ilişki ve iletişimi, çocuklarıyla olan ilişki ve iletişimi, aile büyükleriyle olan ilişki ve iletişimi özelinde bütüncül bir bakış açısıyla incelenmesi amaçlamıştır. Araştırma evrenini Çanakkale İli kent merkezinde yer alan Esenler Mahallesi'nde yaşayan kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi ise farklı hanelerden oluşan 20 kişilik kadın katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu ve Görüşme Soru Formu kullanılmıştır. Öncelikle hane sayısı 20'ye indirgenerek örneklem oluşturulmuş sonra her bir haneden birer kadın ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler elektronik ortama aktarılarak oluşturulan dokümanlara içerik analizi yöntemi uygulanıp çözümlenmiştir. Sonuç olarak: (i) Göç öncesinde ev işlerine katılmayan erkekler, göç sonrası yeni yaşam koşulları ve sosyal çevrenin etkisiyle daha fazla sorumluluk üstlenmeye başlamıştır. Göç öncesinde birlikte vakit geçiremeyen eşler, göç sonrası daha fazla zaman geçirmeye başlamıştır. Göç öncesinde duygusal paylaşımları sınırlı olan eşler, göç sonrası daha rahat ve açık duygusal paylaşımlar yapmaya başlamıştır. (ii) Göç öncesinde çocuklara sevgi gösteriminde sınırlamalar yaşayan aileler, göç sonrası daha özgür ve açık sevgi gösterimleri yapmaya başlamıştır. Göç öncesinde çocuklarına kural koyma ve söz dinletme konusunda zorluk yaşayan aileler, göç sonrası daha bağımsız ve etkili olabilmiştir. Göç öncesinde aile büyüklerinin müdahalesiyle kısıtlanan ebeveynler, göç sonrası daha bağımsız ve etkin bir şekilde çocuklarının eğitimine katılabilmiştir. (iii) Göç öncesinde aile büyüklerinin müdahalesiyle kısıtlanan ebeveynler, göç sonrası çocuklarının beslenmesine daha bağımsız ve etkin bir şekilde müdahale edebilmiştir. Göç öncesinde aile büyüklerinin evdeki fiziksel aktivitelere müdahalesiyle karşılaşan katılımcılar, göç sonrası daha bağımsız bir yaşam sürmüş ve bu müdahalelerin azaldığını belirtmiştir. Göç öncesinde aile büyüklerinin torunların bakımına katkısı yaygınken, göç sonrası bu sorumlulukların daha çok anne-babaya geçtiği gözlemlenmiştir. Göç öncesinde kültürel normlar ve büyük aile yapısı nedeniyle sınırlamalar yaşayan aileler, göç sonrası fiziksel mesafe ve özgürlük faktörleri nedeniyle bu ilişkilerde değişiklikler yaşamıştır.
Yerelde STK'lar arası dayanışma: 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örneği
6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş depremlerinin ardından Türkiye'deki birçok şehir derin yaralar almıştır. 7,6 ve 7,2 şiddetinde iki büyük depremin yaşanması ile afet bölgesine birçok ulusal ve uluslararası yardım kuruluşu ulaşmış ve depremin yarattığı olumsuz etkilerin azaltılması için çalışmalara başlamıştır. Bu kurumlar içerisinde yer alan sivil toplum kuruluşları bölgeye hızlı bir şekilde ulaşarak yardımlaşma ve dayanışma, arama-kurtarma gibi kritik noktalarda insan gücünün koordine edilmesinde güçlü bir şekilde ön plana çıkarak afet yönetimine katkı sunmuşlardır. Sivil toplum kuruluşları bölge hakkındaki yerel bilgilerini ve mevcut kapasitelerini kullanarak merkezi afet yönetimine katılmıştır. Sosyal bilim literatüründe afet yönetiminde kamu kurumlarının rolüne ilişkin birçok çalışma olmasına rağmen; STK etkileşimleri, yerel iş birlikleri ve bunların toplumsal dayanışmadaki rolü gibi konular nispeten daha az çalışılmış alanlardır. Kahramanmaraş depremleri yerel sivil toplum kuruluşlarının toplum temelli afet yönetimi hakkındaki rolünü tekrar gündeme getirmiştir. Bu çalışma, Kahramanmaraş depremlerinde yer alan yerelde çalışmalar yürütmüş STK'ların gerçekleştirdiği çalışmalar göz önünde bulundurularak sivil toplum kuruluşlarının afet yönetimindeki rolü tartışılacak ve yerelde faaliyet yürüten sivil toplum örgütlerinin afet yönetimine katılmasının Kahramanmaraş depremlerinde yarattığı toplumsal etkileri incelenecektir.
Sürdürülebilir bir bakış açısıyla siber fiziksel toplum düşüncesi üzerine eleştirel bir değerlendirme
Teknolojinin gündelik yaşamda etkin bir şekilde rol almasıyla birlikte toplumsalın ve insanın doğasının değişmesi mekanik bir çağın kapısını açmış gibi görünmektedir. Siber-Fiziksel Toplum ve Toplum 5.0 gibi kavramlar, sürdürülebilir bir toplum yaratmayı hedeflerken, insan odaklı bir gelecek vizyonu sunmaktadır. Bu tez, Toplum 5.0 kavramının ne olduğunu ve sürdürülebilirlikle olan ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Toplum 5.0'a yönelik tematik bir analiz gerçekleştirilmiş ve bu temalar eleştirel söylem analizi yöntemiyle derinlemesine değerlendirilmiştir. Analiz sürecinde sürdürülebilirlik kavramının Toplum 5.0 vizyonundaki rolü ve teknolojik gelişmelerin toplumsal yapı üzerindeki etkileri ve bu süreçte hangi ideolojilerin ön plana çıktığı incelenmiştir. Bu bağlamda, Toplum 5.0'ın oluşturulduğu Hitachi Utokyo Laboratuvarının başkanı Makoto Gonokami ve Hiroaki Nakanishi ile yapılan bir röportaj ve aynı labarotuvarda bir manifesto şeklinde oluşturulan "Toplum 5.0 Nedir?" isimli makale tematik analiz ile incelenmiş, elde edilen bulgular tezin genel analiz sürecinde kullanılmıştır. Tematik analizde ortaya çıkarılan ana temalar; insan odaklılık, veri odaklılık, küreselleşme, teknolojik değişim ve sürdürülebilir kalkınma olarak belirlenmiştir. Yapay zekâ, nesnelerin interneti, büyük veri ve robotik sistemler gibi ileri teknolojilerin toplum üzerinde nasıl etkileri olduğu üzerine örnekler verilmiştir. Çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik kriterleri göz önünde bulundurularak, yenilenebilir enerji kaynakları, döngüsel ekonomi ve akıllı şehirler gibi stratejilerin rolü analiz edilmiştir. Tarihsel bir süreç içinde teknolojinin konumu üzerinde durularak, teknolojikleşmiş bir toplumun mümkünlüğü ve sürdürülebilirlikle ilişkisi tartışılmıştır. Sonuç olarak, Toplum 5.0 vizyonunun öne sürdüğü sürdürülebilirliğin küreselleşme ve ideolojik olarak kapitalist bakış açısıyla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Teknolojik bir toplumun sürdürülebilirliğinin, teknolojikleşmiş toplumun kendisinin sürdürülebilirliğinin devamlılığı açısından mümkün olduğu, ancak daha sürdürülebilir bir teknolojikleşmiş toplumun sağlanabilmesi için toplumsal bilinç, yenilikçi politikalar, inovasyon ekosistemi ve stratejiler ile küresel iş birliği gerektiği vurgulanmıştır. Daha sürdürülebilir bir teknolojik toplum için Eko-Bilişsel Siber Bütünleşme kavramlarıyla ifade edilen yeni bir perspektif oluşturulması gerektiği öne sürülmüştür.
Macaristan'daki Türk diasporası ve Türk kimliği üzerine sosyolojik bir inceleme
Diaspora kavramı, anavatanından herhangi bir neden veya zorlayıcı durum sonucunda ayrılarak farklı coğrafyalarda yaşamını sürdüren toplulukları tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bu kavram, literatürde iki temel kuramsal yaklaşım çerçevesinde ele alınmaktadır. Bunlardan ilki, diaspora olgusunu tarihsel bağlamlar ve etnik aidiyet üzerinden yorumlayan geleneksel/klasik yaklaşımdır. Diğeri ise, 1980'li yıllardan itibaren küreselleşme, post-modernizm ve ulus-aşırılaşma gibi paradigmalardan etkilenerek gelişen modern/yeni yaklaşım biçimidir. Bu çalışmanın temel amacı, Macaristan'a göç eden Türk göçmenlerin deneyimlerini modern/yeni diaspora anlayışı çerçevesinde incelemek, bu bağlamda kimlik inşası, aidiyet duygusu ve diaspora süreçlerini anlamaya çalışmaktır. Nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yürütülen çalışmada etnografik desen kullanılmıştır. Araştırma kapsamında 5'i kadın, 26'sı erkek olmak üzere toplam 31 Türk göçmen ile görüşmeler gerçekleştirilmiş; veri toplama aracı olarak görüşme, görüşme ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, MAXQDA nitel veri analiz programı aracılığıyla sistematik biçimde analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Macaristan'da yaşayan Türk göçmenlerin diaspora özellikleri gösterdiği ve bu oluşumun daha çok modern/yeni diaspora yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilebileceği ortaya konmuştur. Ayrıca, göçmenlerin kimlik tanımlamalarını ağırlıklı olarak "Türk kimliği" üzerinden gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, Macaristan'da yaşayan Türk göçmenlerin hem bir diaspora topluluğu oluşturduğunu hem de bu bağlamda Türk kimliğini yeniden üretme ve sürdürme yönünde çeşitli pratikler geliştirdiklerini göstermektedir.
Türkiye'de ve Bosna Hersek'te yaşayan Boşnak halkının kültürel kimliklerinin karşılaştırılması
Bu tez, Boşnakların kültürel ve etnik kimliklerinin, Bosna-Hersek ve Türkiye'deki tarihsel süreçler ve göç dinamikleri çerçevesinde nasıl şekillendiğini ve korunduğunu ele alır. Araştırma, Boşnak topluluklarının kültürel kimliklerinin gelişimi ve diğer milletlerle etkileşimleri üzerine odaklanmakta olup, Bosna-Hersek'teki ve Türkiye'deki Boşnakların karşılaştığı zorlukları ve kimlik koruma stratejilerini derinlemesine incelemektedir. Tezin ana amacı, Boşnakların kültürel kimliklerinin korunması ve gelişiminde etkili olan faktörleri belirlemek ve bu faktörlerin sosyo-kültürel bağlamdaki etkilerini analiz etmektir. Tezde "Kimlik, Kültür ve Göç" konuları ele alınarak, kimlik kavramının çeşitli boyutları ve bu boyutların sosyo-kültürel çerçevedeki önemleri irdelenmiştir. Ayrıca, kültürel süreçler, entegrasyon, asimilasyon ve kültürlenme gibi konular detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Boşnakların tarihsel arka planı, Boşnak kültürü ve kültürlerinin sürdürülebilirliği konuları üzerinde durulmuştur. Boşnakların diğer kültürlerle olan etkileşimleri, zaman ve mekan algısı çerçevesinde analiz edilmiş ve bu süreçlerin kültürel kimlikler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Saha çalışması kapsamında her iki coğrafyada Boşnaklarla kültürel çalışmalar yürütülmüş ve karma yöntem aracılığıyla bulgular analiz edilmiştir. Bu tez çalışması, Boşnakların farklı coğrafyalarda yaşama süreçlerinin kültürel kimlikleri üzerindeki etkilerine dair önemli bilgiler ve öneriler sunarak akademik literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Deprem sonrası dönemde toplumsal dayanışma pratikleri: 6 şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örneği
Depremler, meydana geldiklerinde bireysel ve toplumsal yaşamı etkileyen önemli afetlerdir. Etkilediği bölgelerde yıkımlara sebep olan depremler aynı zamanda can kayıplarına, yaralanmalara, sakat kalmalara, maddi kayıplara, psikolojik rahatsızlıklara ve toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Yakın zamanda meydana gelen Kahramanmaraş Depremleri bu olumsuzlukları gözler önüne sermektedir. Deprem sonucunda ortaya çıkan bu olumsuzlukların aşılmasında; toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın ve birlikteliğin önemli rolünün olduğu görülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın konusu, Kahramanmaraş Depremleri sonrasında gelişen dayanışma pratiklerinin değerlendirilmesine yöneliktir. Çalışmanın amacı ise deprem sonrasındaki dayanışma pratiklerini ve dayanışmanın etkilerini Kahramanmaraş Depremleri özelinde ortaya koymaktır. Çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Fenomenolojik desene uygun olarak tasarlanan çalışmada, amaçsal örneklem seçim tekniği kullanılarak görüşmelerde bulunulmuştur. Veriler elde edilirken ise veri üçgenlemesine bağlı kalınarak gözlem, görüşme ve odak grup görüşmesi teknikleri bir arada kullanılmıştır. Bu doğrultuda gözlemin yanı sıra, 20 depremzede ile yarı yapılandırılmış görüşme, deprem sonrası yardıma giden 12 katılımcı ile iki grup halinde odak grup görüşmesi yapılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde içerik analizinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda, depremlerin ilk gerçekleştiği andan itibaren toplumsal bir refleks gösterilerek dayanışma ve yardımlaşma pratiklerinin geliştirildiği görülmüştür. "Kıyamet, felaket, kaos, korku filmi, kabus, mahşer" gibi ifadeler kullanılarak deprem korkusunun betimlendiği, ayrıca depreme teolojik ve bilimsel yorumlar getirildiği saptanmıştır. Depremin yol açtığı sorunların yanı sıra toplumda var olan sınıfsal, cinsiyete dayalı, engelli bireylerin ve çocukların yaşadığı eşitsizliği daha da derinleştirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca meydana gelen depremler, arama-kurtarma başta olmak üzere barınma, kıyafet, yiyecek ve içecek gibi ihtiyaçlar ortaya çıkarmıştır. İlerleyen aşamada ise psikolojik olarak; travma, kayıp sonrası yas ve yalnızlık gibi sorunlar açığa çıkmış, psikososyal desteğe ihtiyaç duyulmuştur. STK üyeleri, gönüllüler ve bireysel yardımda bulunan kişiler; telefon, mesajlaşma veya dijital uygulamalar aracılığıyla organize olarak yardımlarda bulunmuş ve ihtiyaçların giderilmesinde rol almıştır. Bireyler devlet yardımıyla, STK'lar aracılığıyla veya bireysel olarak sürece katılmıştır. Bu süreçte dayanışmanın milli ve dini altyapısı olduğu, birlik ve beraberlik duygusuyla hareket edildiği, bireylerin fiziksel, ayni ve nakdi olarak dayanışma faaliyetlerine katıldığı sonucuna erişilmiştir. Ancak süreç içerisinde istisnai olarak fırsatçılık, hırsızlık ve yağmacılık gibi anomik davranışların geliştiği; asparagas ve bilgi kirliği nedeniyle kaos oluştuğu; koordinasyon sorunu, ulaşım problemi ve çıkar amaçlı yapılan yardımlar nedeniyle dayanışma sürecinin olumsuz etkilendiği gözlemlenmiştir. Dayanışma noktasında ise mekanik, organik, kırsal, dijital ve ferdi olmak üzere farklı dayanışma biçimlerin birbirine eklemlendiği göze çarpmıştır. Ortaya konulan dayanışma, yardımlaşma ve birlikteliğin depremin olumsuz etkilerinin azaltılmasında etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu noktada toplumun topyekûn biçimde seferber olduğu; bölgeye yardımların aktarıldığı ve dayanışma ruhunun ortaya konulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Aktif yaşlanma bağlamında kentsel aktörlerin yaşlılığın kadınlaşması konusundaki düşünceleri ve uygulamaları: Afyonkarahisar örneği
Yaşlı nüfusun artışı, toplumsal, ekonomik ve kültürel yapıları dönüştürmekte ve yaşlı bireylerin yaşam deneyimlerini şekillendirmektedir. Bu süreçte kadınlar, yaşam boyunca karşılaştıkları yapısal eşitsizlikler nedeniyle sosyal, ekonomik ve çevresel olarak çok boyutlu dezavantajlar yaşamaktadır. Bu bağlamda aktif yaşlanma yaklaşımı, yaşlı bireylerin sağlık, güvenlik, katılım ve yaşam boyu öğrenme alanlarında güçlenmesini ve kent yaşamına daha etkin biçimde dâhil olmasını destekleyen bütüncül bir model sunmaktadır. Afyonkarahisar kent merkezinde yürütülen bu araştırma, yaşlılığın kadınlaşmasını aktif yaşlanma bağlamında kentsel aktörlerin bakış açısıyla ele almış ve kurumların aktif yaşlanma kavramlarına ilişkin algıları ile bu kavramlara yönelik uygulamalarını analiz etmiştir. Bu çerçevede araştırma, yaşlı kadınların kentteki aktif yaşlanma süreçlerini etkileyen sosyal, ekonomik, çevresel ve kurumsal faktörleri, karşılaştıkları engelleri ve yararlandıkları destek mekanizmalarını nitel araştırma yöntemiyle ortaya koymuştur. Katılımcılar, araştırma sorularına yanıt verebilecek kentsel aktörler arasından amaçlı örnekleme kapsamındaki ölçüt örnekleme tekniğiyle seçilmiştir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarda görev yapmak, yaşlılara yönelik hizmetlerde sorumluluk üstlenmek ve yerel politika süreçlerinde deneyim sahibi olmak temel ölçütleri oluşturmuştur. Veri toplama süreci, bireysel ve odak grup görüşmelerinin yanı sıra ulusal strateji belgeleri, resmi raporlar, erişilebilen yerel dokümanlar ve arşiv kayıtlarının incelenmesiyle desteklenmiştir. Görüşme verileri ise nitel analiz programlarında biri olan MAXQDA ile çözümlenmiştir. Araştırmada nitel verilerdeki anlam örüntülerini (temaları) sistematik biçimde tanımlamayı, sınıflandırmayı ve yorumlamayı amaçlayan esnek bir analiz tekniği olan tematik analiz yöntemi benimsenmiştir. Analiz sonuçları, kavramlara yönelik algı ve uygulamaların hem ortak hem de kurumlara özgü temalar kapsamında farklılıklar içerdiğini göstermektedir. Ayrıca kurumların hizmet sunumunda yerel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin sınırlı kaldığı ve yaşlı kadınlara yönelik farkındalık, hizmet çeşitliliği ve cinsiyete duyarlı aktif yaşlanma yaklaşımlarının yeterince gelişmediği saptanmıştır. Bu bulgular, Afyonkarahisar kentinde yaşlı kadınların aktif yaşlanma süreçlerini etkileyen temel engelleri ve destekleyici mekanizmaları ortaya koymaktadır. Bununla birlikte çalışma, yaşlı kadınların kent yaşamına etkin katılımını güçlendirecek sosyal kapsayıcı, yaşlı dostu ve cinsiyete duyarlı politikalar için de ihtiyaç alanlarını vurgulamaktadır.
Özgürlük ve güvenlik bağlamında algoritmik gözetim
Dijital teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte gözetim ve denetim süreçleri daha geniş bir alana yayılmış yeni tehditler ortaya çıkmıştır. Dijital gözetim süreçleri, bireylerin çevrimiçi faaliyetlerinden büyük miktarda veri toplanması, bu verilerin analiz edilmesi ve belirli amaçlar doğrultusunda kullanılmasına dayanmaktadır. Algoritmaların giderek daha fazla alanı belirlediği dijital çağda, bu teknolojik yapılar aracılığıyla yeni bir tahakküm biçimi oluşmaktadır. Bu bağlamda 'algoritmik gözetim', günümüz toplumlarında denetim ve disiplinin yeni aracı olarak değerlendirilmektedir. Algoritmalar, teknik araçlar olmanın ötesine geçerek insanların davranışlarını şekillendiren, tercihlerini etkileyen, karar verme özgürlüklerini sınırlayan ve güvenliklerini tehdit eden bir güç hâline gelmiştir. Algoritmalar, aynı zamanda bireyler üzerinde sosyal, politik ve ekonomik denetim kuran araçlara dönüşmüştür. Bu çalışmada, dijital toplumda insanların nasıl gözetlendiği, verilerinin nasıl toplandığı, baskı ve yönlendirmelere nasıl maruz kaldıkları, özgürlükleri ve güvenlikleri açısından nasıl bir durum yaşandığını ortaya konulması amaçlanmaktadır. Çalışma, nitel yöntem ve literatür taramasıyla yürütülmüş ve algoritmik gözetimin nasıl ortaya çıktığı, nasıl işlediği ve özgürlük ile güvenlik üzerindeki etkileri kuramsal eleştirel bir perspektifle ele alınmıştır. Dijital çağın belirleyici unsurlarından biri hâline gelen algoritmaların nasıl bir tahakküm mekanizması oluşturduğu, bu mekanizmanın hangi dinamiklerle işlediği ve bireyler üzerindeki etkileri kuramsal bir çerçevede ele alınarak incelenmiştir. Çalışmada algoritmların birçok alanda özgürlük ve güvenlik ile ilgili etkileri olduğu belirlenmiştir.
Uluslararası düzensiz göç, sosyal uyum ve güvenlik algısı: Isparta örneği
Bu çalışma, Isparta kent merkezinde uluslararası düzensiz göçün sosyal uyum ve güvenlik algısı üzerindeki etkilerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Günümüzde göç, yalnızca demografik hareketlilik değil; aynı zamanda kentlerin sosyal dokusu, mekânsal yapısı ve toplumsal ilişkileri üzerinde belirleyici bir etkendir. Özellikle düzensiz göç, göçmenlerin kent yaşamına entegrasyon sürecinde çeşitli sorunlara yol açmakta; bu durum hem yerleşik halkın hem de göçmenlerin gündelik yaşamına yansımaktadır. Bu bağlamda, çalışmada göçmenlerin kent yaşamına uyumu ile yerleşik halkın güvenlik algısı çok boyutlu bir yaklaşımla ele alınmıştır. Araştırmada karma yöntem kullanılmış; nitel ve nicel veri toplama teknikleriyle elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Nitel aşamada, yerleşik halktan 12 kişi amaçlı, göçmenlerden 12 kişi olasılıksal örnekleme yöntemiyle seçilerek yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin ses kayıtları içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Nicel aşamada ise 352 yabancı göçmen ve 377 yerleşik bireyle anket uygulanmış; veriler Isparta'nın Pirimehmet ve Bağlar Mahallelerinde toplanmıştır. SPSS programında yapılan analizlerde frekans dağılımları ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular, yabancı göçmenlerin sosyal uyum sürecinde dışlanma, ayrımcılık, hizmetlere erişim güçlüğü ve mekânsal aidiyet eksikliği yaşadığını göstermektedir. Komşuluk ilişkilerinde yerleşik halkın bir kısmı göçmenlerle destekleyici bağlar kurarken, diğerleri sosyal mesafe ve güvensizlik içindedir. Devlet yardımlarında her iki grup da yetersizlik ve adaletsizlik algısı taşımaktadır. Güvenlik algısı açısından çoğunluk göçmenleri risk unsuru olarak görsede olumlu tutumlar da bulunmaktadır. Bu durum, sosyal uyum ve güvenlik algısının bireysel deneyimlerle şekillenen çok boyutlu yapısını ortaya koymaktadır. Çalışma, göç, kentleşme ve güvenlik ilişkilerinin yerel düzeyde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası düzensiz göç, sosyal uyum, güvenlik algısı, komşuluk ilişkileri, devlet yardımları, kentleşme.
Helikopter ebeveynlerin proje çocuk yetiştirmeleri üzerine nitel bir çalışma
Çocuk yetiştirmenin değişmesiyle birlikte ebeveyn tutumları, çocuk profilleri ve tanımlamaları farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar, helikopter ebeveyn ve proje çocuk kavramlarının tartışılmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın konusu ve problemi helikopter ebeveynlerin neden proje çocuk yetiştirmek istediği, bu duruma nelerin etki ettiği ve proje çocuğun nasıl yetiştirildiğini anlayabilmektir. Araştırmanın amacı, helikopter ebeveynlerin proje çocuk yetiştirmelerini etkileyen faktörleri incelemek, bu ebeveynlerin proje çocuklarını yetiştirme pratiklerini anlamaya çalışmaktır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma tekli durum çalışmasıyla tasarlanmıştır. Bu kapsamada kartopu, tipik ve ölçüt örneklem tekniği kullanılarak 21 aile (43 kişi) ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Hem çocuklara hem de ebeveynlere ayrı bir görüşme formu hazırlanmıştır. Araştırmada helikopter ebeveyn ve proje çocuk, eğitim bağlamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular, MAXQDA 20 programıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda helikopter ebeveynlerin, proje çocuk yetiştirdiği bulgusu elde edilmiştir. Helikopter ebeveynler; çocuklarını eğitim, sanat ve spor kurslarına göndermekte, derslerine yardımcı olmakta, çocuklarının sorumluluklarını üstlenmekte, ailede çocukları merkeze almakta, çocuklarını sürekli kontrol etmekte ve adeta çocuklarının tepesinde dolaşmaktadır. Helikopter ebeveynlerin, çocukların tercihinde önemli bir aktör oldukları tespit edilmiştir. Araştırmada helikopter ebeveynlerin yetiştirdikleri proje çocukların çoğunlukla başarısız oldukları ancak başarılı, iyi ve orta düzeyde çocukların olduğu da gözlenmiştir. Helikopter ebeveynlerin "proje çocuk" yetiştirme nedenleri incelendiğinde ise bu tutumlarının birçok farklı etkenle ilişkili olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin geçmişte yaşadıkları olumsuz deneyimler, çocuklarının benzer risklerle karşılaşmasını istememeleri; her yönden başarılı, mutlu ve sosyal açıdan yeterli bireyler olmalarını arzulamaları da bu tutumlarının temel nedenleri arasındadır. Ayrıca ebeveynlerin eğitimin önemine dair güçlü inançları, Türkiye'nin rekabetçi eğitim sistemi, çocuklarının "ayakları üzerinde durabilen" bir birey olması gerekliliği düşüncesi ve özellikle kız çocuklarının eğitimine verilen değer de bu süreci etkileyen unsurlardandır. Bunun yanı sıra tek çocuk sahibi olmanın getirdiği yoğun ilgi ve sorumluluk, ailelerin sahip oldukları imkânları çocuğa en iyi şekilde yansıtma isteği, çocuğu "istenildiği gibi" şekillendirme eğilimi, ileride pişmanlık yaşamaktan kaçınma arzusu ve akran zorbalığına karşı duyulan endişe de belirleyici faktörler olarak öne çıkmaktadır. Bütün bu etkenler bir arada değerlendirildiğinde, helikopter ebeveynlerin neden ve nasıl "proje çocuk" yetiştirdikleri anlaşılmaktadır.