
51
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
LATCH emzirme tanılama ölçeğinin kullanımı ve yenidoğan emzirme başarısını inceleyen bir çalışma
ÖZET LATCH EMZİRME TANILAMA ÖLÇEĞİNİN KULLANIMI VE YENİDOĞAN EMZİRME BAŞARISINI İNCELEYEN BİR ÇALIŞMA KERZİBAN KOYUN Bu araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde bir emzirme tanılama ölçüm aracı olan LATCH' m güvenirliğinin, klinikte kullanımının emzirme başarısına etkisinin ve anne-bebek iletişimi ile emzirme başarısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Verilerin toplanmasında kullanılan Emzirme Tanılama Formunun birinci bölümünde anne ve bebeğe ilişkin bazı bilgiler, ikinci bölümünde LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı, üçüncü bölümünde anne-bebek iletişimini değerlendiren maddeler yer almaktadır. Veriler araştırmacı, bir gözlemci ve emzirme eğitim hemşiresi tarafından gözlem yoluyla toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, olasılıksız örneklem yöntemiyle seçilen 100 sağlıklı anne ve sağlıklı bebekleri oluşturmuştur. Her anne ve bebeğin emzirmesi iki kez gözlenmiştir ve verilerin analizi 200 gözlem üzerinden yapılmıştır. LATCH Ölçüm Aracının maddeleri arasındaki bağımsız gözlemciler arası korelasyon katsayıları 0.70-1.0 arasında değişmektedir (P<0.01). İki gözlemin Kronbach alfa katsayısı ortalaması %95 olarak saptanmıştır. Gözlemcilerarası uyum %82 olarak saptanmıştır. Emzirme eğitim hemşiresinin LATCH Ölçüm Aracını kullanmasının emzirme başarısını etkilemediği saptanmıştır (P>0.05). LATCH puanı ile iletişim puanı arasındaki korelasyon katsayısı 0.21 olup, pozitif ilişki saptanmıştır (p<0.0 1 ). Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Emzirme, tanılama, emzirme başansı.
Algılanan sosyal destek ile postpartum depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, algılanan sosyal destek ile postpartum depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın Örneklemi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniğine bebeklerini getiren, postpartum 4-8 haftalık 300 anneden, oluşmuştur. Veri toplama araçları, çiftlerin tanıtım formu, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Edinburg Postpartum Depresyon Ölçeğidir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, mann-whitney U testi, varyans analizi, korelasyon analizi, basit regresyon analizi ve logistik regresyon analizi kullanılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre; annelerin postpartum depresyon puan ortalamaları 10.70±4.85 ve algılanan sosyal destek puan ortalamaları 61.40 ±16.44 'dır. Annelerin yaşı, çalışma durumu, gelir durumları, evlilik yılı, çocuk sayısı, doğum şekli, doğumdan sonra yanında yardımcısının olup-olmaması, evde sürekli birlikte yaşadığı kişiler ile depresyon puanları arasında ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Annelerin eğitimleri, eşlerinin eğitimleri, meslekleri, evlenme tipleri, gebeliği isteme durumları, anneliğe hazır olma ve depresyon puanları arasında ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Buna paralel olarak regresyon analizi sonucunda ise, algılanan sosyal desteğin postpartum depresyon üzerinde %13'lük etkisinin olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda hemşirelere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Postpartum, depresyon, algılanan sosyal destek, postpartum dönem, risk faktörleri, duygusal bozukluklar.
Travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisi
Konfor günlük hayatı değiştiren rahatlık anlamına gelmektedir. Doğumda kadının memnuniyetini sağlamak büyük ölçüde konforunu sağlamakla ilişkilidir. Nonfarmakolojik yöntemler, annenin doğum memnuniyeti arttırmaktadır. Çalışmamızda nonfarmakolojik yöntemlerden birisi olan duşun doğum konforuna etkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı travayda duş almanın annenin doğum ve doğum sonrası konforuna etkisini araştırmaktır. Çalışmada randomize kontrollü çalışma modeli kullanılmıştır. Bu çalışma Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde yapılmıştır. Travayda doğum bekleyen ve eylemin aktif fazında bulunan gebeler rastgele 1:1 oranında deney ve kontrol gruplarına (50+50) ayrılmıştır. Veriler anket formu ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Anket ilki doğum öncesinde, ikincisi doğum sonrasında uygulanmak üzere iki kısımdan oluşturulmuştur. Verilerin değerlendirilmesinde normal dağılan değişenlerde iki bağımsız grup karşılaştırılmasında Student t, normal dağılmayanlar için Mann Whitney U testleri, kategorik değişkenler için ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda grupların sosyodemografik özellikleri (çalışma durumu hariç), jinekolojik öyküleri, gebeliğe ilişkin özellikleri ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği'nin sosyokültürel alt boyutu dışında diğer ölçek puanlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p<0,05). Deney grubunda doğum memnuniyeti ve doğum sonu konforu arasında kuvvetli (r= 0,68), doğum memnuniyeti ile bebeğin 5. dk Apgar skoru (r= 0,40) ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli (r= 0,40); doğum sonu konforu ve kord pH'ı arasında orta kuvvetli bir ilişki bulunmuştur (r= 0,38). Ayrıca deney grubunda epizyotomi yapılmayan kadınların doğum sonu konfor (p<0.05) ve memnuniyet puanları (p<0,05) anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Deney grubunda ilk yarım saatte bebeğini emziren kadınların doğum sonu konfor ve doğum memnuniyeti puanları anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları duşun doğum memnuniyeti ve doğum sonu konfor üzerine direk bir etkisi olmasa da, doğum sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Doğum konforu ile ilgili yapılmış çalışma sonuçları; girişimleri "işe yarar", "işe yarayabilir" ve "yetersiz veri" olarak üç kategoride toplamıştır. "İşe yarayabilir" uygulamalardan biri olan hidroterapi yöntemleri, standart bakım ile karşılaştırıldığında ağrıyı azalttığı ve doğum memnuniyetini arttırdığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Doğum, Doğum memnuniyeti, Doğum konforu, Doğum sonu konfor, Duş alma.
Travayda primipar gebelere verilen hemşirelik desteğinin doğum ağrılarına ve doğum beklentisine etkisi
Çalışma, travayda primipar gebelere verilen hemşirelik desteğinin (odaklanma, hayal kurma, masaj, sakral basınç, solunum-gevşeme-ıkınma egzersizleri) doğum ağrılarına ve doğum beklentisine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel ve ilişkisel olarak planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Konya ili Akşehir Devlet Hastanesi doğumhane servisine başvuran 15 Şubat 2018-15 Ağustos 2018 tarihleri arasında vajinal doğum yapan ve çalışmanın kriterlerine uyan primipar, 3-7 cm dilatasyona sahip, sistemik hastalığı olmayan, sezaryen endikasyonu bulunmayan 18 yaş ve üstü deney grubu 51, kontrol grubu 51 olmak üzere toplam 102 gebe oluşturmuştur. Çalışmaya katılan gebelerden travay süresince bire bir hemşirelik desteği verilen gebeler deney grubunu, rutin gebe izlemi yapılanlar ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubu gebelerine araştırmacı tarafından, doğum ağrılarıyla başa çıkmada etkili yöntemler (odaklanma, hayal kurma, masaj, sakral basınç, solunum-gevşeme-ıkınma egzersizleri) hakkında eğitim verilerek uygulamalar anlatılmış ve bire bir uygulanmıştır. Kontrol grubu gebelerine servisteki rutin bakım dışında herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Çalışmanın verileri doğum öncesi Gebe Tanılama Formu (EK-2), Visual Analog Skala (VAS) (EK-3), doğum sonrası Visual Analog Skala (VAS) (EK-3) ve WIJMA Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) B Versiyonu (EK-4) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 20.0 for Windows programında analiz edilmiştir, frekans ve yüzde dağılımı, aritmetik ortalamalar hesaplanmıştır, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis testleri ve Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Sonuçların yorumlanmasında istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda yer alan gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikleri benzer değerlere sahiptir. VAS1, deney grubunda 6,02±1,393, kontrol grubunda 6,43±1,153'tür. VAS2, deney grubunda 0,92±0,821, kontrol grubunda 1,31±1,029'dur. W-DEQ-B, deney grubunda 77,3922±14,913, kontrol grubunda ise 117,156±23,999 bulunmuştur. Çalışma sonuçları, deney grubu gebelerinin doğumlarını daha olumlu seviyede nitelendirdiklerini ve travayda hemşirelik desteği alan gebelerin doğum sonu algıladıkları ağrı ve korku düzeylerinin, standart bakım alan gebelere göre daha düşük olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum ağrısı, doğum beklentisi, hemşire, primipar
Evaluation of the attitudes of nursing students about violence against women and a workshop
Individuals learn to be women or men with the social roles given in their own culture according to their biological sexes during their upbringing. These roles affect the individual's life and give direction. Gender roles cause gender inequality between women and men and gender-based discrimination. Gender roles bring discrimination to women in patriarchal societies. Violence is the fact that various definitions and researches have been carried out on the ongoing humanity. Violence is a condition that everyone can be exposed to and which should be recognized as a problem that is common in most countries, regardless of their state of development, which affects the health status of the individual and society. Violence against women is a universal health problem affecting women's lives, quality of life, basic rights and freedoms. The youth period is the most frequently encountered in the developed or developing countries with the student profile. Student nurses are trained to gain a contemporary attitude in terms of their professional roles in violence and violence in their education and training lives. However, some variables affect the attitudes of the student towards their professional roles in violence and violence against women. The student's gender, age, place of residence, witnessing of violence, etc. variables. The aim of this study is to evaluate the attitudes of nursing students on violence against women and to improve their sensitivity about violence against women through a workshop. The study was carried out at Afyon Kocatepe University, Afyon Health School Nursing Department. The data were collected using face-to-face interview technique and questionnaire form and Attitude towards Violence Scale. In the first phase of the study, a cross-sectional research was conducted with 315 students selected by simple random sampling method and the attitudes of nursing students about violence against women were evaluated. In the second phase of the study, 41 students with a single-group pretest-posttest half-experimental type were employed. The workshops lasted two full days and two weeks after this study, the posttest was applied to the same group. The data were analyzed in SPSS program and the level of statistical significance was accepted as 0.05. 78.7% of the students who participated in the first phase of the study are girls. The gender of the students, physical, verbal and economic violence in childhood affect their attitudes towards violence; family structure, place of residence, educational status of parents and income level of the family does not affect. It was found that the male students and the students who stated that they had frequently experienced physical, verbal and economic violence in the past were found to be more violent (p <0.05). In the second phase of the study, it was found that both pre-and post-test Attitude Towards Violence Scale scores of male students were higher than female students (p <0.05). There was a significant decrease in the posttest mean scores according to pretest mean scores (p <0.05). The results obtained from the study show that violence is a learned behavior and that workshops have a positive effect on students' attitudes towards violence. Considering that all feedback received from workshops is positive, it is recommended to include the subject in the nursing curriculum and to ensure that the students take part in different practices and activities in the fight against violence.
Emzirme döneminde meme başı sorunlarının önlenmesinde, zeytinyağı, anne sütü ve temiz kuru tutma yöntemi kullanılarak yapılan meme bakımı yöntemlerinin etkinliğini incelenmesi
Bireylerin ilerleyen yaşantılarını derinlemesine etkileyen bebeklik dönemindeki ilk besin maddesi anne sütüdür. Anne sütünün bebekler tarafından yeterli miktarda alınabilmesi için, emzirme eyleminin devamlılığını olumsuz etkileyebilen problemler önlenmeli ya da tedavi edilmelidir. Bu çalışma, emzirme dönemindeki annelerde meme başı sorunlarının önlenmesinde zeytinyağı, anne sütü ve temiz kuru tutma yöntemleri kullanılarak yapılan meme bakım yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma tasarımındaki bu araştırma Mart 2018- Eylül 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilindeki bir özel ve bir kamu hastanesinin kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde normal doğum yapan 120 primipar anne ile yürütülmüştür. İki deney bir kontrol grubundan oluşan bu çalışmada zeytinyağı grubundaki annelere 14 gün süresince günde 3 kez, 3-4 damla zeytinyağı ile, anne sütü grubundaki annelere her emzirmeden sonra 3-4 damla kendi anne sütü ile 14 gün süresince meme bakımı uygulanmıştır. Kontrol gurubundaki annelerde meme başı ve areola çevresine herhangi bir uygulama yapılmamış, emzirmeden sonra meme başını temiz ve kuru tutmaları sağlanmıştır. Tüm anneler 3., 7. ve 14.günlerde kontrol randevusuna çağrılarak ya da evde ziyaret edilerek, emzirme sırasındaki ağrı varlığı/şiddeti, her iki meme ucu ve areolada çatlak, kızarıklık-hassasiyet varlığı, emzirmenin etkinliği, kullanılan meme bakım yöntemine yönelik yan etki varlığı ve annelerin uygulanan meme bakım yönteminden memnuniyet durumlarına ilişkin izlem verileri toplanmıştır. Araştırma verilerin analizi SPSS versiyon 22.0 kullanılarak, frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, ki kare testi, tek yönlü, tekrarlı ölçümlerde ve iki faktörlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Emzirmenin etkinliği bakımından annelerin LATCH puan ortalamaları sadece 14. günde gruplar arasında anlamlı bir farklılık gösterirken, anne sütü ve zeytinyağı gruplarında 3., 7., ve 14. günlerdeki tüm ölçümler arasında LATCH puan ortalamalarının grup içinde anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0.05). İzlem günlerinde kontrol grubundaki annelerin ağrı şiddeti puan ortalamalarının deney grubundaki annelerden daha yüksek olduğu görülürken, ağrı şiddeti puan ortalamalarının gruplar arasında 7.günde anlamlı farklılık gösterdiği, zeytinyağı grubundaki annelerin, kontrol grubundakilere göre ağrı şiddeti puan ortalamalarının anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı (p<0.05). Anne sütü ve zeytinyağı gruplarında 3., 7., ve 14. günlerdeki ölçülen ağrı şiddetinin azalma yönündeki değişim yüzdelerinin birbirine yakın olduğu, kontrol grubunda ise ağrı şiddetinin artma yönünde değişim gösterdiği saptandı. Meme ucu ve areolada çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet görülme durumu bakımından 7. ve 14. günlerde gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu belirlenirken, 7.günde en az çatlak ile karşılaşılan grubun zeytinyağı grubu olduğu, 14. günde ise, kontrol grubu dışında meme ucu ve areolada çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet bulunmadığı saptanmıştır (p<0.05). Meme ucu ve areolada karşılaşılan çatlağın emzirmeyi etkileme puan ortalamalarının 7. günde kontrol grubunda, diğer gruplara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Meme bakım yöntemine ilişkin annelerin memnuniyet puan ortalamalarının 7. ve 14. günlerde deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılık gösterdiği belirlenirken, zeytinyağı grubundaki annelerin memnuniyet puan ortalamalarındaki değişimin diğer gruplara göre daha fazla olduğu, kontrol gurunda ise memnuniyetin azalma yönünde değişim gösterdiği saptanmıştır. Emzirme dönemindeki annelerde anne sütü ve zeytinyağı kullanılarak yapılan meme bakımının ağrıyı azaltmada, zeytinyağı kullanılarak yapılan meme bakımının ise çatlak, kanama, kızarıklık, hassasiyet gibi meme başı sorunlarının oluşumunu önlemeye yardımcı olduğu, nemli bir ortam sağlayan meme bakım yöntemlerinin annelerin emzirme konforunu dolaylı olarak olumlu yönde etkilediği sonucuna varılabilir.
Çocuğu hastanede yatmakta olan annelerde suçluluk duygusu ve nedenlerinin belirlenmesi
Uzun süreli hastalıklar ve hastanede yatma hem çocuklar hem de aileleri üzerinde korku, kaygı gibi olumsuz duygusal etkiler yaratan olaylardır. Çocuğun hastalığı ve hastanede yatma sürecinde anne sıklıkla kendini suçlar. Annelerin yaşadığı olumsuz duygu ve düşüncelerin nedenleri araştırılmadan çocuk ve ailesine yardımcı olmak mümkün olamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, çocuğu hastanede yatan annelerde suçluluk duygusunu ölçmeye yarayan bir ölçüm aracı geliştirmek ve bu duyguyla ilişkili olan faktörleri belirlemektir. Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi, bir ölçek geliştirme çalışması olması nedeniyle metodolojik; ikincisi, annelerdeki suçluluk duygusuyla ilişkili olan faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tiptedir. Araştırma Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahi Kliniğinde yatmakta olan 253 hasta çocuğun, annesi ile yapılmıştır. Veriler anket yöntemi ile toplanmış ve SPSS 22,0 ve AMOS 21 paket programında değerlendirilmiştir. Anket, Tanıtım Formu ve Çocuğu Hastanede Yatan Annelerde Suçluluk Duygusu Ölçeği (ASDÖ) ile hazırlanmıştır. Taslak ölçek, 5'li Likert tipinde hazırlanmış suçluluğa ilişkin düşüncelerini öğrenmeye yarayan 30 sorudan oluşmaktadır. Taslak ölçek 253 kişiye uygulanmıştır ve faktör analizi yapılmıştır. Yapılan faktör analizi ölçeğin 18 maddeden ve beş alt boyuttan oluşan bir yapı sergilediği göstermiştir. Bileşenler toplam varyansın %58,1'ni oluşturmuşlardır. Ölçeğin güvenilirliğinin ölçütü bir olan a katsayısı 0,76; Spearman-Brown ve Guttman Split-half katsayıları 0,79 bulunmuştur. Ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi sonuçları; χ2/df=1,744; GFI= ,913; RMSEA= ,054; CFI= ,909 olarak bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar ölçeğin güvenirliğinin yüksek bir ölçüm aracı olduğunu göstermektedir. Annelerde suçluluk duygusu ile ilişkili faktörler incelendiğinde ise, ilkokul mezunu olan ve çocuk bakımında eş desteği olmayan annelerin suçluluk duygusu daha yüksek seviyededir (p<0,05). Anne yaşı, çocuk sayısı, annelerin çalışma durumu, gelir durumu, yaşadığı yer, çocuğun cinsiyeti, eşiyle akraba olup olmaması, engelli çocuğu olup olmaması, hastanede yatılan gün sayısı, hasta çocuğun yaşı, hasta çocuğun ailedeki sırası annenin yaşadığı suçluluk duygusunu etkilememektedir (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Annelik, Suçluluk Duygusu, Hastanede Yatma, Ölçek Geliştirme
Kadın hastalıkları ve doğum hemşireliği dersi alan ve almayan hemşirelik öğrencilerinde gebelik öncesi doğum korkusunun incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alan ve almayan hemşirelik öğrencilerinde gebelik öncesi doğum korkusunun ve bunu etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma 15.12.2019-15.02.2020 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 332 hemşirelik öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Öğrenci Bilgi Formu ve Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği (Kadın-Erkek) kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS versiyon 22.0 programı ile frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız örneklem t-testi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada kadın öğrencilerin KGÖ-DKÖ toplam puan ortalaması 41.63±9.49, erkek öğrencilerin EGÖ-DKÖ toplam puan ortalaması ise 37.17±8.99 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alma durumlarına göre, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puanlarının istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık göstermediği belirlenirken (p>0.05), dersin klinik uygulamasında zorlandığını bildiren kadın cinsiyetteki öğrenciler için Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puan ortalamasının anlamı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05).Hem kadın hem de erkek cinsiyetteki öğrenciler için, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeği toplam puan ortalamalarının, öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0.05). Öğrencilerin, doğum ve kadın hastalıkları hemşireliği dersi alma durumlarına göre, Gebelik Öncesi Doğum Korkusu Ölçeğindeki 10 adet ifadeye ait puan ortalamalarının kadın öğrenciler için istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık göstermediği belirlenirken (p>0.05), erkek öğrenciler için ''eşinin doğum ağrısı ve doğumla baş edememe'' durumuna odaklanan ifadelere ilişkin puan ortalamalarının, dersi alan erkek öğrencilerde anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Yapılan bu araştırma sonucunda; hemşirelik öğrencilerinin orta düzeyin üzerinde doğum korkusu yaşadıkları, dersin klinik uygulamasında yaşanan olumsuz deneyimlerinin, özellikle kadın cinsiyetteki öğrenciler için doğum korkusunu tetikleyebilecek bir unsur olduğu, erkek öğrencilerde kadına yönelik şekillenen algı ve geleceğe yönelik endişelerin, doğum korkusu için bir risk faktörü olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Kadınların uzun etkili ve kalıcı aile planlaması yöntemlerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi
Uzun Etkili ve Kalıcı Aile Planlaması (UEKAP) yöntemleri doğurganlığı düzenlemek veya doğuma ara vermek isteyen çok sayıda kadın için uygundur. Güvenlik ve etkinliklerine rağmen, bu yöntemler istendik düzeyde kullanılmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınların UEKAP yöntemlerine ilişkin tutumlarının belirlenmesidir. Çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada kadınların UEKAP yöntemlerine ilişkin tutumlarını ölçen bir araç geliştirilmiş, ikinci aşamada bir ölçüm aracı kullanılarak kadın UEKAP yöntemlerine yönelik tutumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir. Bu çalışma kesitsel ve metodolojik nitelikte olup Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hastanesinde 530 kişi ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan kadınların UEKAP kullanımı %25.4 belirlenmiştir. Kadınların UEKAP yöntemi kullanmama nedenleri arasında; gebe kalmak istemesi (%23.2), yöntemin yan etkisinden korkulması (%9.4) ve eşinin onay vermemesi (%8.1) gibi çeşitli durumların olduğu bulunmuştur. İstatistiksel veri analizi için SPSS versiyon 25.0 ve AMOS v24.0 kullanılmıştır. UEKAP tutumunu etkileyen faktörleri ortaya koymak için yapısal eşitlik modelinde ölçüm modeli test edilmiş, ardından yapısal model incelenmiştir. Araştırmamızın sonuçlarında daha iyi eğitim düzeyi, kentsel bölgede yaşamak ve çalışıyor olmak, daha olumlu aile planlaması ve daha olumlu UEKAP tutumu ile ilişkilidir. Daha fazla çocuğa sahip olma, başka çocuk istememe ve daha önce kontraseptif başarısızlık yaşama, daha olumsuz AP tutumu ve daha olumlu UEKAP tutumu ile ilişkidir. UEKAP yöntemlerine ilişkin toplum algısını değiştirmek için aile planlaması konusunda daha fazla kamu bilinci sağlanmalıdır. Yöntemi erken bırakma oranını azaltmak için aile planlamasının avantajı ve etkinliği hakkında uygun danışmanlık sağlanması ve hizmet alanların memnuniyetinin artırılması düşünülmelidir.
Polikistik over semptomları olan genç kadınlarda beden imajı ve mental iyi oluşun yaşam doyumu üzerindeki etkisi ve sağlıklı beslenme tutumunun düzenleyici rolü
Daha sonra doldurulacaktır.
Evli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu görülme sıklığı
Araştırma, Antalya il merkezinde bulunan evli kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu sıklığının saptanması amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya il merkezinde bulunan toplam 54 sağlık ocağı oluşturmuştur. Basit rastgele örneklem yöntemiyle seçilen, merkez 2 No'lu Sağlık Ocağı ve Merkez 17 No'lu Selahattin Topçu Sağlık Ocağı'na kayıtlı, 15?49 yaş grubu 600 evli kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu ve Kaplan, Reis ve arkadaşları (1999) tarafından geliştirilen ?Kadın Cinsel Fonksiyon Sorgulama İndeksi? (IFSF) kullanılmıştır. Anket formu ve ölçek uygulanmadan önce katılımcılara araştırma hakkında sözlü açıklama yapılmış, onay alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 13.0 paket programı kullanılarak, ikili grupların analizinde Student t testi ve Manwhitney-U testi, ikiden fazla alt grubu olan değişkenlerin cinsel fonksiyon puanları yönünden karşılaştırılmalarında ise tek yönlü varyans analizi testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki fark anlamlı bulunduğunda, farklılığın hangi ikili gruplardan kaynaklandığını ortaya çıkarmak için Scheffe testi uygulanmıştır. Araştırmada kadınlardaki cinsel fonksiyon bozukluğu görülme oranları IFSF puanlarıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerde kadınların % 6,8'inin çok düşük, %16,5'inin düşük, % 46,5'inin orta ve % 30,2'sinin yüksek IFSF puanına sahip olduğu bulunmuştur. Bunun yanında kadınların cinsel fonksiyonlarının birçok sosyodemografik faktörden etkilendiği de ortaya çıkmıştır. Bu etkenler içerisinde en önemlisi yaş olarak tespit edilmiş olup eğitim düzeyi, eşin eğitim düzeyi, çalışma durumu, meslek, evlilik süresi, 14 yaşına kadar yaşanılan yerleşim birimi, aile tipi, evlilik biçimi, evde yaşayan kişi sayısı, gelir durumu, gebelik sonlanma biçimi, doğum sayısı, çocuk sayısı, doğum şekli, menstrual siklus düzeni, sigara kullanma durumu ve beden kitle indeksinin cinsel fonksiyonları anlamlı düzeyde etkilediği bulunmuştur. Evdeki oda sayısı, özel oda bulunma durumu ve kadınların kullandıkları aile planlaması yöntemi ile kadın cinsel fonksiyon puanları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kadın cinsel fonksiyon bozuklukları sıklığını belirlemek için yaptığımız bu çalışma; sonuçları doğrultusunda, cinsel fonksiyon bozuklukları ve etyolojisi ile ilgili hemşireliğe ilişkin araştırmalara ışık tutacak, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sağlanmasında rehber olacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsellik, Cinsel Sağlık, Kadınlarda Cinsel Fonksiyon Bozuklukları, Hemşire, Sosyoekonomik ve Kültürel Farklılık
Kolposkopi yapılan kadınlarda farkındalık temelli başetme programının kanser korkusu ve farkındalık düzeyine etkisi: randomize kontrollü araştırma
Amaç: Bu araştırma, kolposkopi işlemi yapılan kadınlarda online olarak yürütülen Farkındalık Temelli Başetme Programı'nın kanser korkusu ve farkındalık düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmada ön test-son test blok randomize kontrollü tek kör deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Jinkeoloji Onkoloji polikliniğinde Ocak 2022-Temmuz 2023 tarihleri arasında kolposkopi işlemi yapılan kadınlar ile yürütülmüştür. Araştırma örneklemine blok randomizasyon yöntemi ile belirlenen 36'sı müdahale, 36'sı kontrol olmak üzere 72 kadın dahil edilmiştir. Farkındalık Temelli Başetme Programında müdahale grubundaki kadınlara 6 oturum 2 hafta boyunca uygulanmış; kontrol grubundaki kadınlara herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Veriler, Kanser Kaygı Ölçeği ve Philadelphia Farkındalık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız iki örneklem t testi, Mann Whitney U testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada müdahale grubundaki kadınlarda kanser kaygı puan ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı, Philadelphia Farkındalık Ölçeği ayrımsama alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubuna göre, anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Program sonrası; müdahale grubundaki kadınların Philadelphia Farkındalık Ölçeği kabul alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Farkındalık Temelli Başetme Programı'nın kadınların kanser korku düzeyini azalttığı ve farkındalık düzeyini arttırdığı belirlenmiştir. Bu programın klinik uygulamalara entegre edilmesi ve sağlık profesyonelleri tarafından daha yaygın bir şekilde kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Farkındalık, Hasta Eğitimi, Hemşirelik, Kanser, Tarama, Korku
Kozmetik jinekoloji işlemi uygulanan kadınların deneyimlerinin kavramsallaştırılması: Temellendirilmiş kuram çalışması
Amaç: Bu çalışma, kadınların genital benlik imajı algılarını şekillendiren ve onları kozmetik jinekolojik işlemlere yönlendiren olguları incelemeyi ve bu süreçte yer alan temel kavram ve süreçleri açıklayan kuramsal bir çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma, nitel bir yöntem olan temellendirilmiş kuram deseni ile yürütülmüştür. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak yirmi üç katılımcı ile bireysel derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Verilerin analiz sürecinde Straus ve Corbin'in oluşturduğu açık kodlama, aksiyel kodlama ve seçici kodlama olarak adlandırdıkları veri analiz aşamaları uygulanmıştır. Araştırma süreci boyunca Nitel Araştırma Raporlama Konsolide Kriterleri dikkate alınmıştır. Bulgular: Çalışmada geliştirilen kuramsal model "Estetik Dokunuşlarla Yeni Ben" olarak adlandırılmıştır. Bulgular, dört ana tema ve on iki alt tema altında toplanmıştır. Karar Verme Sürecinde Motivasyon Dinamikleri temasında; yaşanılan deneyimlerle değişen genital benlik imajı, genital bölgedeki değişimlerin sosyal yaşama yansıması ve cinsel yaşama yansıması alt temaları yer almıştır. Cinselliğin Sorumluluk Haritası temasında; cinsel ilişkide karşılıklı istek /zevk, toplumsal ve kültürel normlar ve beden kontrolü sonucunda kozmetiğe yönelim alt temaları, Çözüm Sürecinde Sağlık, Estetik ve İlişkiler Dengesi temasında; çözüm arayışı/ araştırma süreci, tıbbi ve estetik gerekçelerin netleşmesi ve işlem sürecinde sosyal çevre tepkileri alt temaları öne çıkmıştır. Son tema olan Yeniden Yapılanma Süreci ise; acıdan mutluluğa geçiş, psikolojik iyileşme ve güçlenme, cinsel yaşamda dönüşüm alt temalarından oluşmuştur. Sonuç: Çalışma, kadınların kozmetik jinekolojik işlemlerle sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda kimliksel ve duygusal bir yenilenme arayışı içinde olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Genital benlik imajı, Hemşirelik bakımı, Kozmetik jinekoloji, Psikososyal destek, Temellendirilmiş kuram
Over kanserli kadınların hemşirelik bakım gereksinimlerinin belirlenmesi ve adneksiyal kitle tanısı alan kadınlara uygulanan preoperatif eğitimin bakım sonuçlarına etkisi
Amaç: Çalışma iki aşamalı olup iki amacı bulunmaktadır: Birinci aşamanın amacı; over kanseri tanısı ile serviste yatan kadınların hemşirelik bakım gereksinimlerinin belirlenmesidir. İkinci aşamanın amacı; adneksiyal kitle tanısı konulan kadınlara preoperatif dönemde verilen eğitimin bakım sonuçlarına etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan ilk aşamada over kanseri tanısı ya da şüphesi ile hastaneye yatırılan 100 kadına Over Kanserli Hastaların Bakım Gereksinimlerini Belirleme Formu uygulanmıştır. İkinci aşama olan randomize kontrollü çalışmada 24 kadın girişim, 22 kadın kontrol grubuna dahil edilmiştir. Girişim grubuna cerrahiden iki gün öncesinden başlanarak cerrahi gününe kadar Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı uygulanmıştır. Her iki grubun preoperatif birinci gün sabah Sürekli Kaygı Ölçeği, preoperatif birinci ve ikinci gün sabah ve akşam ve postoperatif birinci gün akşam Durumluk Kaygı Ölçeği, VAS ağrı, spirometre hacmi, preoperatif birinci ve ikinci gün sabah Richards-Campbell Uyku Anketi değerlendirilmiştir. Girişim grubunun bilgi düzeyi preoperatif birinci ve ikinci gün sabah ve akşam değerlendirilirken, kontrol grubunun bilgi düzeyi preoperatif birinci gün sabah ve preoperatif ikinci gün akşam değerlendirilmiştir. Bulgular: Birinci aşamada hastane sürecinde kadınların en önemli ihtiyaçları uyku kalitesinin iyileştirilmesi, yorgunluğun azaltılması, yüz yüze bilgi edinilmesi, eş ve çocuklarıyla hastanede zaman geçirilmesi, kadınlık rolleri ve annelik konusundaki olumsuz algılarıyla baş etme olarak belirlenmiştir. İkinci aşamada uygulanan Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı'nın girişim grubundaki kadınların VAS ağrı puan ve Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarını zamana göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalttığı (p<0.05), durumluk kaygının kontrol grubuna göre girişim grubunda istatistiksel olarak düşük olduğu (p<0.05) görülmüştür. Girişim grubundaki kadınların kontrol grubundaki kadınlara göre preoperatif ikinci gün akşam bilgi düzeyi puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu (p<0.05), ancak spirometre hacmi, uyku kalitesi, hemşirelik bakımından memnuniyet puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Sonuç: Over kanseri şüphesi/tanısı ile hastaneye yatırılan kadınların fizyolojik, benlik kavramı, karşılıklı bağımlılık ve rol fonksiyon alanlarında birçok bakım gereksinimleri bulunmaktadır. İkinci aşamada Gevşeme Odaklı Hemşirelik Programı'nın preoperatif dönemde kaygıyı azalttığı ve bilgi düzeyini yükselttiği saptanmıştır.
Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin in vitro fertilizasyon tedavisi gören kadınların fertilite hazıroluşlukları, kortizol düzeyleri ve gebelik sonuçlarına etkisi
Amaç: Çalışma iki aşamalı olduğu için iki amacı bulunmaktadır: 1) Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği'ni geliştirmek, 2) Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin İn Vitro Fertilizasyon tedavisi gören kadınların fertilite hazıroluşlukları, kortizol düzeyleri ve gebelik sonuçlarına etkisini saptamaktır. Yöntem: Metodolojik tipte olan ilk aşamada fertilite tedavisi gören 230 kadına Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği'nin taslak hali uygulanmıştır. İkinci aşama olan randomize kontrollü çalışmada 30 kadın girişim, 31 kadın kontrol grubuna dahil edilmiştir. Girişim grubuna tedavinin ilk gününden itibaren gebelik testi gününe kadar Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimler uygulanmıştır. Her iki grubun üç kez Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği ile fertilite hazıroluşluğu, dört kez tükürük örneği ile kortizol değeri değerlendirilmiş ve gebelik testi sonuçları kaydedilmiştir. Bulgular: İlk aşamadaki Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği "Umut ve Farkındalık", "Olumlu Duygu ve Düşünceler" ve "Hazır Beden ve Beyin" üç alt boyuttan oluşmuştur. Ölçeğin Cronbach alfa değeri .84 olarak bulunmuştur. İkinci aşamada uygulanan Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin girişim grubundaki kadınların kortizol düzeylerini kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalttığı görülmüştür (p= .00). Girişim ve kontrol grubu kadınların fertilite hazıroluşluk puan ortalamaları (p= .17) ve gebelik sonuçları (p= .75) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Fertilite Desteği Alan Kadınlar için Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği, fertilite hazıroluşluğu ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. İkinci aşamada uygulanan Hipnofertilite felsefesine dayalı girişimlerin kadınların kortizol düzeylerini anlamlı derecede azalttığı, fertilite hazıroluşlukları ve gebelik sonuçlarını etkilemediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Hipnofertilite, Fertilite Hazıroluşluk, Kortizol Düzeyi, Gebelik Sonucu.
Gebelikte trimesterlere göre üriner inkontinans, etkileyen faktörler ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma gebelikte trimesterlere göre üriner inkontinans (Üİ), etkileyen faktörler ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğum Polikliniklerine rutin gebelik takibi için başvuran ikinci trimesterden 75, üçüncü trimesterden 120 olmak üzere toplam 195 üriner inkontinanslı gebe dâhil edilmiştir. Gebelerin trimesterlerine göre sosyodemografik, obstetrik özellikler ve Üİ'ye hazırlayıcı faktörler incelenmiş, idrar kaçırma sıklığı, miktarı ve durumlarını incelemek için İdrar Kaçırma Sorgulama Formu (ICIQ-SF), yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek için ise İnkontinans Yaşam Kalitesi Değerlendirme Formu (I-QOL) kullanılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 22.0 programına girilmiş, verilerin istatistiksel karşılaştırması için Student t, Ki-kare, Fisher exact test, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: İkinci ve üçüncü trimesterde sırasıyla en sık öksürürken/hapşırırken (%80- 69,2), daha sonra tuvalete yetişemeden (%24- 34,2) idrar kaçırma durumları yaşanmıştır. Yaşam kalitesi toplam puanları ikinci trimesterde 79,45 ± 15,80, üçüncü trimesterde 79,81 ± 16,92 puandır. İkinci trimesterde multiparların primiparlara göre idrar kaçırma sıklığındaki artış istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,01; p<0,05). Gebelerin normal ya da müdahaleli doğum geçirmiş olmaları ve gestasyonel kilo alımı Üİ sıklığını ve miktarını etkilememektedir (p>0,05). Sonuç: Gebelikte trimesterlere göre Üİ'nin yaşam kalitesine etkisi benzerdir. Parite, ikinci trimesterde Üİ sıklığını arttıran bir faktördür. Sık ve çok miktarda idrar kaçırma gebelerin yaşam kalitesini bozar. Hemşireler gebeliğin Üİ oluşumu açısından riskli bir dönem olduğunun farkında olmalı ve gebeleri bu konuda bilinçlendirmelidir. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans, gebelik, yaşam kalitesi, hemşirelik
Embriyo transferi sonrası kadınların gebelik testine kadar yaşadıkları deneyimlerin ve embriyoya yükledikleri anlamların açıklaştırılması
Amaç: Araştırmanın amacı, Embriyo Transferi (ET) sonrası kadınların gebelik testine kadar yaşadıkları deneyimleri ve embriyoya yükledikleri anlamları açıklaştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı fenomenolojik tasarımdaki araştırmanın örneklemini, ET olan 17 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Eylül 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında bireysel derinlemesine görüşmelerle, kişisel bilgi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Braun ve Clarke'ın tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın raporlanmasında Kalitatif Araştırma Raporlama Konsolide Kriterleri rehber olarak kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan görüşmelerin analizinden yedi tema ve 22 alt tema elde edilmiştir. Transferin ilişkilere etkisi ana temasının ''iki kişilik bir süreç'', ''çevreyle kenetlenme'' ve ''sorgulayıcı bakışlardan kaçış'' alt temaları bulunmaktadır. ET sürecinde duygu karmaşası temasının ''dört mevsim bir arada'', ''hazırlıklı olma: iyiye de kötüye de'', ''duygularını dengeleme: nötr olma'' ve ''morali yüksek tutma'' alt temaları bulunmaktadır. Biyolojik olarak gebelik temasının ''kendine hamile gözüyle bakma'' ve ''bebeğiyle ilk karşılaşma'' alt temaları bulunmuştur. Embriyo değil, çocuğum temasının ''umut dünyası'', ''yapay ama normal gibi'' ve ''embriyoya bağlanma'' alt temaları bulunmuştur. ET sonrası günlük yaşamda ''hayata devam etme'', ''evde pasif kalma'', ''kendini dinleme süreci'' ve ''ilaçların bedene olumsuz etkileri'' alt temaları bulunmaktadır. Fertiliteyi sağlamanın yollarını aramada''transferden sonra yatma'', ''bilgi arayışı: internet'', ''infertilite diyeti uygulama'' ve ''dua ile manevi destek'' alt temaları bulunmuştur. Son tema olan transfer sonrası istenilen bakımda ''daha fazla bilgi'' ve ''karşılanmamış ilgi ihtiyacı'' alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmayla ET sonrası bekleme sürecinde kadınlar fiziksel ve duygusal olarak birçok deneyim yaşamış, günlük yaşamları etkilenmiş ve embriyoları ile yakın bir bağ kurdukları anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: embriyo transferi, embriyonun anlamı, fenomenolojik araştırma, hemşire, kadınların deneyimleri
Gebelerin oral glukoz tolerans testi (OGTT) yaptırma durumlarına medyanın etkisi
Bu araştırma Rize il merkezinde bir hastanede gebe polikliniğine başvuran gebelerin OGTT yaptırma durumlarına medyanın etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmaya Kasım 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında T.C. Rize Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin gebe polikliniğine başvuran ve örnekleme dahil edilme kriterlerine uygun 384 gebe ile yapılmıştır. Veriler, anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, gruplu ki-kare ve fisher exact testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 29.480±5.580 yıldır. Gebelik haftası 24. haftadan küçük olan gebelerin %60.4'ünün OGTT testini yaptırmayı düşünmedikleri ve gebelerin OGTT yaptırmama nedeni olarak ilk üç sırada; testi gereksiz gördüğü (%35.9), bebeğe zararlı olduğunu düşündüğü (%16.7), TV'den zararlı olduğunu öğrendiği (%13.0) için OGTT yaptırmayı düşünmediği saptanmıştır. Gebelik haftası 24. haftadan büyük olan gebelerin ise %44.3'ünün OGTT testini yaptırmadığı ve testi gereksiz gördüğü (%44.7), TV'den zararlı olduğunu öğrendiği (%20.0) ve doktor gerekli görmediği (%16.5) için OGTT'yi yaptırmadıkları belirlenmiştir. Medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiğini belirten gebelerin; ilk üç sırada medyadan testin zararlı olduğunu öğrendiği (%44.0) yaptırıp yaptırmakta kararsızlık yaşadığı (%31.0) ve çıkan haberlerden dolayı testi yaptırmayı düşünmediği (%28.0) belirlenmiştir. Medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiğini düşünen gebelerin %54.1'inin OGTT yaptırmadığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Herhangi bir işte çalışmayan, ev hanımı olan ve önceki gebeliğinde OGTT yaptırmayan gebelerin şimdiki gebeliğinde de bu testi yaptırmadığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sağlık personeline rahatça soru sorabilen gebelerin ise yüksek oranda OGTT yaptırdığı ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, gebelerin medyada OGTT hakkında çıkan haberlerden etkilendiği söylenebilir.
Hemşirelik bakımına yönelik "Cinsel İyilik Hali Modeli" nin geliştirilmesi: İnfertil kadınlarda bir uygulama örneği
Amaç: Çalışmanın amacı; Salutogenez Modeli ve infertil kadınlara yönelik yapılandırılan psikoseksüel hemşirelik bakımının etkisini değerlendiren araştırma bulgularından yararlanarak hemşirelerin bakım süreçlerinde kadınların cinsel iyilik halini geliştirmek için yararlanabilecekleri bir model geliştirmektir. Yöntem: Model geliştirme sürecinde teori-araştırma-teori stratejisi kullanılmıştır. Salutogenez Modeli' ne temellendirilerek yapılandırılan psikoseksüel hemşirelik bakım programının infertil kadınlarda etkinliğini inceleyen karma yöntem araştırma yürütülmüştür. Karma yöntem araştırmada araştırmanın nitel boyutunun deseni temellendirilmiş kuram çalışması, nicel boyutunun deseni ise randomize kontrollü çalışmadır. Model geliştirme sürecinde araştırmadan elde edilen bulgular, Salutogenez Modeli ve ilgili literatürden yararlanılmıştır. Bulgular: Psikoseksüel hemşirelik bakımının infertil kadınların cinsel fonksiyon ve memnuniyet düzeylerinde koruyucu, cinsel benlik saygısı ve öz-yeterlilik düzeyi üzerine geliştirici etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Nitel bulgulardan "Cinsel iyilik haline ulaşmak için öncelikle birey olarak güçlendirilmem ve cinselliği anlamlandırmam gerekiyor." çekirdek kategorisi elde edilmiştir. Ayrıca, nitel bulgulardan cinsel iyilik halinin gelişimini destekleyen ve kısıtlayan unsurlara ilişkin bilgiler edinilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Cinsel İyilik Hali Modeli geliştirilmiştir. Modelin temel kavramları, hemşire, insan, sağlığın varlığı, sağlığın yokluğu, psikoseksüel hemşirelik bakımı ve cinsel iyilik halidir. Modelin amacı, kavramları, varsayımları, araştırma ve uygulamada kullanımına ilişkin bilgiler sunulmuştur. Sonuç: Çalışmada psikoseksüel hemşirelik bakımına ilişkin hemşirelik girişimlerini spesifik bir şekilde belirten ve hemşirelerin etkin bakım verme sürecinde yararlanabilecekleri Cinsel İyilik Hali Modeli geliştirilmiştir. Modelin kullanımı ile yürütülecek psikoseksüel hemşirelik bakımının kadınların cinsel iyilik halini geliştirmede etkili olacağı düşünülmektedir.
Erken doğum tehdidinde hemşirelik bakımının stres, prenatal uyum, kontraksiyon, kortizol ve doğum haftasına etkisi
Amaç: Erken doğum tehdidinde hemşirelik bakımının stres, prenatal uyum, kontraksiyon, kortizol ve doğum haftasına etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, erken doğum tehdidi tanısı ile klinikte yatan kadınların deneyim, duygu ve düşüncelerinin belirlenmesidir. Toplam 12 kişi ile görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşama, pre-post ve kontrol gruplu, tek kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma, girişim (n=33) ve kontrol grubu (n=33) olmak üzere toplam 66 erken doğum tehdidi sürecinde olan kadın ile yürütülmüştür. Girişim grubuna gevşeme odaklı hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Veriler girişim öncesinde, erken doğum tehdidi sürecinde ve doğum sonrasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; Çok Yönlü Varyans Analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Bonferroni Düzeltmeli Bağımlı Gruplarda T-Testi, Bağımsız Gruplarda T-Testi, Bağımlı Gruplarda T-Testi, Kovaryans Analizi (Ancova), Kaplan Meier Sağ Kalım Analizi-Logrank Testi ve Yapısal Eşitlik Modeli-Yol Analizi kullanılmıştır. Bulgular: İlk aşama, beş ana tema belirlenmiştir: Erken doğum tehdidinin anlamı, erken doğum tehdidinin nedenleri, erken doğum tehdidinden kaynaklanan sorunlar, baş etme ve beklentiler/önerilerdir. İkinci aşama, girişim ve kontrol grubunda yer alan kadınların durumluk kaygı ve kortizol düzeyi puan ortalamaları arasında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki kadınların bilgi düzeyi, uyku süresi ve aldığı sıvı miktarı, hemşirelik bakım memnuniyeti, doğum haftaları ve ikinci gün kontraksiyon şiddeti puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Erken doğum tehdidi kadınları psikolojik ve fiziksel olarak etkilemektedir. Gevşeme odaklı hemşirelik bakımı kadınların durumluk kaygılarını azalttığı, bilgi düzeyini arttırdığı, kortizol düzeyini düşürdüğü ve bu faktörlerin doğum haftalarının normal sınırlara yaklaşmasına katkı sağladığı saptanmıştır. Bu nedenle bu programın erken doğum tehdidi sürecinde kullanılması önerilir. Anahtar Sözcükler: Erken doğum tehdidi, Gevşeme odaklı hemşirelik bakımı, Durumluk kaygı, Kortizol düzeyi.
Farklı iki kültürden kadınlarda doğum sonu döneme uyum ve depresyon düzeyleri
1. ÖZET Farklı iki kültürden kadınlarda doğum sonu döneme uyum ve depresyon düzeyleri Öğrenci Adı: Palizaiti AİERKEN Danışman Adı: Prof. Dr. Hatice YILDIZ Amaç: Çalışmada, Türk ve Uygur Türkü kadınların doğum sonu döneme uyumları ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı bir araştırma olup, İstanbul ilinin bir ilçesindeki 1 ve 2 No'lu Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı ve son 6 ay içinde doğum yapmış olan Türk ve Uygur Türkü kadınlarda gerçekleştirildi. Araştırmanın örneğini 50 Türk ve 50 Uygur Türkü kadın olmak üzere toplam 100 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Form, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) ve Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) kullanıldı. Veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) versiyon 22 kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan Türk ve Uygur Türk'ü kadınların çoğunluğu (Türk kadınlar-TK: %36; Uygur Türkü kadınlar-UTK: %38) üniversite mezunuydu. Yaş ortalamaları TK da 31,38±5,53, UTK da 29,98±5,85 di ve fark anlamlı değildi (p>0,05). TK'nın %28.0'ı, UTK %14,0 mevcut doğum sonu süreçlerini "sorunlu, problemli, sıkıntılı" olarak tanımladı ve TK'nın %36,0'ı kendi, %14.0'da bebeğinin bakımı ile ilgili sıkıntı yaşadığını belirtti ve bu oranlar UTK da %32.0 ile %20,0 dı. PKDÖ totale göre iki gruptaki kadınların doğum sonu uyumları iyiydi ve fark yoktu (p>0,05), PKDÖ alt boyutları açısından UTK rın "Partnerler arasındaki ilişkinin kalitesi", "Partnerlerin bebek bakımına katılıma bakışları", "Doğum deneyiminden memnuniyet" ve "Hayatın devamından hoşnut olma" alt boyut puan ortalamaları, TK da da "Annelik görevleriyle başa çıkmada güce güvenme " ve "Aile ve arkadaşların annelik için desteği " alt boyut puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). TK da EDSDÖ total puan ortalaması UTK'dan (TK: 9,42±6,30; UTK: 6,72±3,67) anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). EDSDÖ puanlarına göre depresyon riski düzeyi oranı da TK da anlamlı olarak fazlaydı (p<0,05). Hem Türk hem de UTK da PKDÖ ile EDSDÖ total puan ortalamaları arasında negatif yönde bir ilişki vardı, ancak bu ilişki anlamlı düzeyde değildi (p>0.05). Sonuç: Farklı iki kültürdeki kadınların doğum sonu uyumlarının benzer ve iyi düzeyde olduğu, ancak TK depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve DS süreçte bu bağlamda kadınların desteklenmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Doğum sonu dönem, uyum, depresyon, kültür
Perinatal palyatif bakımda ebeveynlerin gereksinimleri ve disiplinlerarası ekip üyelerinin görüşleri: Kalitatif bir araştırma
Bu araştırmada fetal anomali tanısı konan ebeveynlerin perinatal palyatif bakım gereksinimleri ve disiplinlerarası ekip üyelerinin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma fenomenolojik araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma bir kadın sağlığı eğitim ve araştırma hastanesinde 18.08.2016-18.07.2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Fetal anomali tanısı alıp gebeliği devam ettiren 30 ebeveyn ve bu gruba hizmet veren 40 disiplinler arası ekip üyesi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada ebeveynler ile ilgili verilerin toplanmasında Ebeveyn ve Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış Ebeveyn Görüşme Formu, disiplinler arası ekip üyeleri ile ilgili verilerin toplanmasında Disiplinler Arası Ekip Üyeleri Tanıtıcı Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış Disiplinler Arası Ekip Üyeleri Görüşme Rehberi kullanılmıştır. Elde edilen veriler tümevarım yöntemi ile içerik analizi yapılmış, kategori, tema ve alt temalar belirlenmiştir. Perinatal Palyatif Bakımda Ebeveynlerin Gereksinimleri kategorileri; gebeliği öğrenme deneyimi, gebelik takipleri deneyimi, fetal anomali tanısı alma deneyimi, karar verme süreci, doğum süreci, doğum sonrası süreç, gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemdir. Disiplinlerarası Ekip Üyelerinin Görüşleri kategorileri; ölüm kavramı, mesleki yaşamda ölüm algısı, fetal ölüm algısı, fetal anomali tanısı alma deneyimi, tanı/fetal ölüm bildirmede ekip yaklaşımı, karar verme süreci, doğum/fetal ölüm süreci, doğum sonrası süreç; gebelik, doğum ve doğum sonrası süreç, perinatal palyatif bakım programıdır. Bu çalışmanın sonucunda fetal anomali tanısı alan ebeveynlerin gebelik, doğum ve doğum sonu süreçte fiziksel, psikolojik, sosyal, manevi gereksinimlerinin olduğu ve gereksinimlerin yeterince karşılanmadığı ve hizmet veren disiplinlerarası ekip üyelerinin perinatal palyatif bakım hizmeti sağlamayı istedikleri; ancak bireysel, kurumsal, kültürel engellerinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Karşılanmamış aile planlaması gereksinimlerinin azaltılmasında kültürel faktörlerin belirlenmesi ve hizmet modelinin geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı, karşılanmamış aile planlaması (AP) gereksinimlerinin azaltılmasında kültürel faktörlerin belirlenmesi ve hizmet modelinin geliştirilmesidir. Leininger'in 'Kültürel Bakımın Farklılığı ve Evrenselliği' Teorisi araştırmanın kavramsal çerçevesini oluşturmuş ve etno-hemşirelik araştırma yöntemi kullanılmıştır. Karşılanmamış AP gereksinimi bulunan 32 kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Etno-hemşirelik veri analizinin dört aşaması sonucunda 25 kategori, 9 alt tema ve 5 ana temaya ulaşılmıştır. Ana temalar: karşılanmamış AP gereksinimi bulunan kadınların gelenek ve göreneklere bağlı bir yaşam tarzı içerisinde aile, dini inanç ve ekonomik durum yaşamlarına yön veren en önemli değerlerdir; karşılanmamış AP gereksinimi bulunan kadınlardan toplumsal cinsiyet rollerine uygun olarak ekonomik durumu ve sosyal şartları elverdiği ölçüde mutlaka çocuk sahibi olması beklenmektedir; karşılanmamış AP gereksinimi olan kadınlar arasında, evlilikleri süresince uzun süreli ya da aralıklı olarak geleneksel geri çekme yöntemi ile gebelikten korunmak oldukça yaygındır; kadınların AP gereksinimlerinin karşılanmasını din, kadercilik ve mahremiyet gibi kültürel özellikleri ile sağlık hizmetlerinden kaynaklanan sorunlar etkilemektedir; karşılanmamış AP gereksinimi bulunan kadınlar, gebelikten koruyucu sağlık hizmetlerini primer olarak Aile Sağlığı Merkezlerinden (ASM) almayı ve buradaki sağlık çalışanları tarafından ev ziyaretleri yapılmasını istemektedir, şeklinde belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular, ana temalar ve konu ile ilgili literatür çalışması sonucunda 'Karşılanmamış Aile Planlaması Gereksinimi Hizmet Modeli' geliştirilmiştir. Modelin, karşılanmamış AP gereksinimlerinin azaltılmasında sağlık çalışanlarına rehberlik edeceği düşünülmektedir.
Perinatal dönemdeki hemşirelik müdahalelerinin doğum sonu kanamalardaki etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, perinatal dönemdeki hemşirelik müdahalelerinin [Antenatal eğitim, perine koruyucu yaklaşımlar (Perine masajı ve steril obstetrik jel), uterin masaj, emzirme, telefon danışmanlığı] doğum sonu kanamalardaki (DSK) etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma grupları; yaş, parite ve Optimalite İndeksi-TR (Oİ-TR), Perinatal Özgeçmiş İndeksinden elde edilen toplam puanlar dikkate alınarak müdahale ve kontrol gruplarında yer alacak kişiler belirlenmiştir. Araştırma, 30/01/2016 ve 15/12/2017 tarihleri arasında Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklem kapsamına, 70 gebe (nmüdahale=33; nkontrol=37) alınmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen veri toplama formları, LATCH emzirme ve tanılama ölçeği, Görsel Ağrı Skalası ve Oİ kullanılarak elde edilmiştir. Her iki grupta DSK'nın ölçümü ilk 24 saatte BRASS-V Drape ve hassas tartı ile yapılmıştır. Araştırmamızda, kategorik değişkenlerin analizi için sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortalama, ortanca, "bağımsız örneklem t testi", "Mann Whitney U testi", "eşleştirilmiş t testi", "iki yönlü karma ANOVA", "Spearman korelasyın analizi" ve "tek ve çok değişkenli regresyon analizi" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; müdahale grubunda ilk 24 saat DSK ortancası [300(189-822)], kontrol grubunda göre [399(207-743)] daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte; birincil/erken ve ikincil/geç DSK açısından müdahale (Birincil DSK=%9.1; ikincil= %6.1) ve kontrol (Birincil= %27; ikincil= %13.5) grubu arasında fark bulunmamıştır (p>0.05). DSK nedenlerinde ilk sırada perineal travmalar yer almaktadır. Müdahale grubunda (%18.2) perineal laserasyonlar, kontrol grubuna göre (%32.4) daha az gelişmiş ancak aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Ayrıca, epizyotomi oranları da her iki grupta benzerdir (p>0.05). Araştırmaya katılan müdahale grubu kadınlarda kontrol grubuna göre; doğumun birinci evresi daha kısa, doğum eylemi sırasında algıladıkları ağrı daha az, emzirme süreleri daha uzun, LATCH emzirme ve tanılama ve Oİ-TR'nin toplam puan ortancası yüksektir (p<0.05). Sonuç olarak, perinatal süreçte optimal bakımın sağlanması, emzirmenin desteklenmesi ve sürdürülmesi, perine koruyucu yaklaşımlar DSK riskine yol açan bazı faktörlerin kontrol altına alınmasında etkilidir. Bu nedenle, araştırmamızda perinatal dönemde uygulanan hemşirelik müdahalelerinin DSK'ları azaltmada bakım sürecine entegre edilmesi anne sağlığının korunması ve güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
Primer infertil kadınların algıladıkları sosyal destek ile infertiliteden etkilenme düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı primer infertil kadınların algıladıkları sosyal destek ile infertiliteden psikolojik olarak etkilenme düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı türde yapılan bu araştırma, 20 Şubat 2016-21 Kasım 2017 tarihleri arasında Ankara il merkezinde bulunan Gazi Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini ilgili birime infertilite tedavisi için başvuran kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini belirtilen tarihler arasında ilgili merkeze başvuran, araştırmaya alınma kriterlerini sağlayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 270 primer infertil kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Anket Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)" ve "İnfertilite Etkilenme Ölçeği (İEÖ)" kullanılmış ve veriler kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Bulgular: Kadınların %57.4'ünün 26-35 yaş grubunda olduğu, %40.4'ünün üniversite mezunu olduğu, %63.7'sinin infertilite süresinin 1-5 yıl arasında olduğu ve %89.3'ünün infertilite sebebini bildiği saptanmıştır. Kadınların İEÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 37.83±8.31 olduğu tespit edilmiştir. Kadınların ÇBASDÖ'nün arkadaş alt boyutundan 20.66±6.16, aile alt boyutundan 22.91±5.74, özel kişi alt boyutundan 19.90±6.87 puan aldıkları bulunmuştur. Kadınların ÇBASDÖ'nün toplamından 63.48±15.90 puan aldıkları saptanmıştır. ÇBASDÖ'nün alt boyutları ve toplam puan ortalaması ile İEÖ'nün "toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu" belirlenmiştir (r:-.268, p<0.001). Kadınların sosyo-demografik, üreme sistemi ve infertilite ile ilgili bazı özelliklerine göre İEÖ ve ÇBASDÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışma kapsamına alınan primer infertil kadınların başta aileleri olmak üzere arkadaşlarından ve eşlerinden algıladıkları sosyal desteğin yüksek olduğu, infertiliteden psikolojik olarak olumsuz etkilenme düzeyinin orta düzeyde olduğu, kadınların algılamış oldukları sosyal destek arttıkça infertiliteden olumsuz etkilenme düzeylerinin de anlamlı derecede azaldığı belirlenmiştir. Kadınların sosyo-demografik, üreme sistemi ve infertilite ile ilgili bazı özelliklerinin algıladıkları sosyal desteği ve infertiliteden etkilenme düzeylerini etkilediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Algılanan sosyal destek, infertilite, infertiliteden etkilenme, primer infertilite
Erken postpartum dönemde hastanede verilen hemşirelik bakımının değerlendirilmesi
Bu araştırma, tanımlayıcı bir çalışmadır. Erzurum İli Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi Doğum Servisinde normal doğum yapan annelere verilen hemşirelik bakımını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamına 01.01.2001-01.03.2001 tarihleri arasında normal doğum yapan 104 anne alınmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ve Eryılmaz tarafından geliştirilen Doğum Sonu Hemşirelik Bakımını Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, varyans analizi, Kruskal-Wallis testi ve Mann- Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan annelerin demografik özellikleri en yüksek oranlara göre incelendiğinde; % 60.5'inin 15-29 yaş grubunda, % 45.2' sinin ilkokul mezunu, % 87.5'nin ev hanımı olduğu, % 90.4'nün sosyal güvencesinin bulunduğu, % 83.7'sinin il merkezinde oturduğu belirlenmiştir. Yine annelerin Obstetrik özelliklerine en yüksek oranlara göre bakıldığında; % 28 'inin 2. gebeliği olduğu, % 29. 8 'inin iki çocuğa sahip olduğu görülmüştür. Annelerin Doğum Sonu Hemşirelik Bakımını Değerlendirme Ölçeğinden aldıkları ölçek toplam puan ortalaması 70 olarak bulunmuştur. İlgili ölçeğin bakım alt boyut puan ortalaması 36.7, eğitim alt boyut puan ortalaması 33.3 olduğu görülmüştür. Annelerin yaş grupları, eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gebelik sayısı, refakatçi durumu, yattıkları oda tipi, verilen doğum sonu bakımdan memnun olma durumları ve emzirme zamanlarına göre Doğum Sonu Hemşirelik Bakımını Değerlendirme Ölçeğinden alınan puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0.05). Annelerin bilgi almak istedikleri konular arasında en yüksek oranda (% 62.5) aile planlaması ve loğusalık bakımı ( % 33.6 ) yer almıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda bazı önerilerde bulunulmuştur.
Akademisyenlerin çalışan gebelere yönelik tutumu
Kadın, çalışma hayatına girişinden itibaren birçok sorun ile karşılaşmaktadır. Toplumun sahip olduğu yazılı olmayan fakat yerleşmiş olan ilkeler özellikle kadının gebelik süreçlerinde çalışma hayatını farklı yönlerde etkilemesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı toplumda aydın, gelişimin öncüsü olarak kabul edilen akademisyenlerin çalışan gebelere yönelik tutumunu ortaya koymaktır. Çalışma Şubat 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ)'ne bağlı olarak çalışan akademisyenlerin çalışan gebelere yönelik tutumu saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Evrende yer alan 2411 akademisyenden çalışmaya katılan 340 kişi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Çalışan Gebelere Yönelik Tutum Ölçeği (ÇGYTÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme ve Google form üzerinden toplanmıştır. Verilerin analizi ortalama, standart sapma, Kolmogorov-Smirnow testi, bağımsız gruplar arası t testi, Varyans Analizi (F testi), Pearson korelasyon analizi ile yapılmıştır. Çalışmanın tamamında anlamlılık düzeyi olarak p <0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre katılımcıların ÇGYTÖ puan ortalamalarının 111.32(±15.64) ve olumlu yönde yüksek olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet, ÇGYTÖ ve tüm alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılığa neden olan tek değişkendir (p <.0001). Eğitim durumu yüksek lisans yapmış kişilerde ÇGYTÖ ve Çalışan Gebenin Sağlık ve İzin Hakkı, Çalışan Gebeye Yönelik Destek alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlılık nedeni iken (p <0.05) tek çocuk sahibi olma ÇGYTÖ ve Çalışan Gebeye Yönelik Ön Yargı alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık nedeni (p <0.05) olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, cinsiyet, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, aynı birimde uzun süre çalışıyor olmanın .çalışan gebelere yönelik tutumu etkileyen değişkenler olarak saptanmıştır. Hemşireler akademisyenlerin çalışan gebelere yönelik tutumunu bilerek hem kadını hem de akademisyenleri güçlendirerek toplumsal dönüşüm yaratmaya katkıda bulunmaları önerilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre hemşirelik eğitimi, uygulaması ve araştırmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Travayda ve doğum sürecinde verilen bakım ve uygulamaların annenin memnuniyet düzeyine etkisi
Bu çalışma, travay ve doğum sürecinde sunulan bakım ve uygulamaların annelerin doğum memnuniyet düzeyine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişkisel tarama deseni ile yürütülen araştırma, Şubat–Temmuz 2024 tarihleri arasında Trabzon Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi (EAH) Numune Kampüsü doğumhane biriminde, 340 anne ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Gebe Tanılama Formu, Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu (DMÖ-K) ve Doğum Uygulamaları Algılama Ölçeği (DUAÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistiklere ek olarak bağımsız gruplarda t testi, Mann–Whitney U, ANOVA, Kruskal Wallis, uygun post-hoc testler ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgulara göre, annelerin %73.8'inin doğum memnuniyet düzeyinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. DUAÖ toplam puanı ile DMÖ-K toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Oksitosin indüksiyonu, antispazmolitik uygulama, ultrasonografi, epizyotomi ile sık vajinal muayene gibi müdahalelerin, annelerin doğum memnuniyet düzeyini anlamlı biçimde azalttığı görülmüştür (p<0.05). Buna karşılık, spontan ıkınmanın desteklenmesi ve bebeğin doğumdan hemen sonra emzirilmesi uygulamalarının memnuniyet düzeyini artırdığı belirlenmiştir (p<0.05). Doğum süreci hakkında bilgilendirme, duygusal destek sağlanması ve onam süreçlerine özen gösterilmesi gibi standart bakım uygulamalarının tüm katılımcılara sunulduğu için memnuniyet düzeyinde belirgin bir fark oluşturmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, doğumda refakatçi varlığı, annenin tercih ettiği pozisyonda ıkınmasına destek verilmesi, uygulamalı emzirme desteği, uterotonik kullanımı, plasenta doğumuna müdahale, uterus masajı, postpartum komplikasyonlar, yenidoğanın tıbbi durumu ve uygulanan rutin bakım prosedürleri ile doğum memnuniyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, travay ve doğum sürecinde uygulanan bazı müdahale ve bakım biçimlerinin annelerin memnuniyet düzeyini anlamlı biçimde etkilediği belirlenmiştir.
Doğumdan sonra ilk bir saat içerisinde emzirmeye başlanmasının emzirme süresine etkisi ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
Bu tanımlayıcı ve analitik araştırma, doğumdan sonra ilk bir saat içerisinde emzirmeye başlamanın emzirme süresi üzerindeki etkisini ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Şubat–Haziran 2024 tarihleri arasında Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuru yapan 415 anne ile yürütülmüştür. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak toplanmış, analizlerde tanımlayıcı istatistiklere ek olarak Ki-kare testi, Mann–Whitney U testi, ANOVA ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Annelerin çoğunun evli, ortaöğretim mezunu, sezaryen ile doğum yapmış ve doğum sonrası ilk bir saat içinde emzirmeye başladığı belirlenmiştir. Ayrıca erken ten tene temas, aynı odada kalma ve ilk emzirmede sağlık profesyoneli desteği yaygın olarak gözlenmiştir. Emzirmeye ilk bir saat içinde başlama, hem ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme süresi hem de toplam emzirme süresi ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Lojistik regresyon sonuçları, doğum sonrası ilk bir saat içinde emzirmeye başlama ile anne yaşı (18–24 yaş), düşük beden kitle indeksi, 38–40. gebelik haftası, devlet hastanesinde doğum ve gece saatlerinde gerçekleşen doğum (24.00–07.59), indüklenmiş vajinal doğum, doğum sonrası ten tene temas, anne ile bebeğin aynı odada kalması, annelerin emzirmeye yönelik kendilerini yeterli görme durumu ile sütünün bebeklerine yeterli geldiğine yönelik düşünceleri ve formül mama kullanmama arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ancak, annenin eğitim durumu, medeni hali, gelir düzeyi, sigara kullanımı, gebeliğin planlı olup olmaması, doğum öncesi bakım alma durumu ve bebeğin doğumdaki kilosu gibi değişkenlerle emzirmeye erken başlama arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, doğumdan sonra ilk bir saat içinde emzirmeye başlamak; yalnızca anne sütü ile beslenme süresi ve toplam emzirme süresi üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Bu bulgular, erken emzirmeye başlamayı destekleyen sağlık politikalarının güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Gebelerin obstetrik tehlike belirtilerini bilme durumunun sağlık arama davranışına etkisi
Bu çalışma, gebelerin obstetrik tehlike belirtilerini bilme durumunun sağlık arama davranışına etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel ve tanımlayıcı tasarıma sahip araştırma Ocak 2024-Haziran 2024 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 359 gebe ile yürütülmüştür. Veriler "Sosyodemografik Özellikler Formu, Obstetrik Özellikler Formu, Obstetrik Tehlike Belirtileri Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu ve Sağlık Arama Davranış Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ANOVA ve doğrusal regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre, gebelerin %69.9'u obstetrik tehlike belirtileri konusunda yeterli bilgi düzeyine sahip olup, bilgi puanı ortalaması 28.24'tür. En sık bilinen obstetrik tehlike belirtileri vajinal kanama (%87.7), doğum zamanından önce suyun gelmesi (%86.4) ve bayılma nöbetleridir. Ancak, yorgunluk (%84.4), sırt/bel ağrısı (%79.4) ve gece sık idrara çıkma (%76.3) gibi belirtiler yanlış bir şekilde "normal bir belirti" olarak değerlendirilmiştir. Sağlık arama davranış ölçeği puan ortalaması 38.71 olup, gebelerin sağlık arama davranışlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Gebelerin obstetrik tehlike belirtileri bilgi düzeyi puanı, çalışma durumu, eğitim düzeyi, eşin eğitim durumu ve aile yapısına bağlı olarak anlamlı düzeyde artış göstermektedir (p<0.01). Benzer şekilde, sağlık arama davranışı puanları da çalışma durumu, eğitim düzeyi, eşin eğitimi ve gelir seviyesine göre anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.05). Ancak, yaş, yaşanılan yer, gebelik sayısı ve trimester gibi değişkenlerle bilgi düzeyi ve sağlık arama davranışı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, gebelerin obstetrik tehlike belirtileri bilgi düzeyi ile sağlık arama davranışları arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve bilgi düzeyi arttıkça sağlık arama davranışlarının da arttığı belirlenmiştir.
Lisede öğrenim gören kız öğrencilerin sağlık algılarının genital hijyen davranışlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, lisede öğrenim gören kız öğrencilerin sağlık algılarının, genital hijyen davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı nitelikte yapılmıştır. Çalışmaya Çamlıtepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bulunan 254 kız öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada verilerin toplanmasında öğrencilerin kişisel özelliklerini ve genital hijyen uygulamalarını belirlemek amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanan toplam 15 sorudan oluşan veri toplama formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında IBM SPSS Statistics for Windows, Version 22.0 (SPSS INC., Chicago, IL, USA) istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Araştırmada istatistik anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Sağlık algısı ile genital hijyen davranışları arasındaki neden sonuç ilişkisini belirlemek üzere yapılan regresyon analizi anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Genital hijyen davranışları düzeyindeki toplam değişim %,4 oranında sağlık algısı tarafından açıklanmaktadır. Sağlık algısı genital hijyen davranışları düzeyini arttırmaktadır.
Adölesanlarda dismenore, bilinçli farkındalık ve öfke arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dismenore, üreme çağı döneminde kadınlarda görülen ağrılı menstruasyon olarak tanımlanmaktadır. Dismenore adölesanlarda sık görülen jinekolojik bir sorundur ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu çalışma; adölesanlarda dismenore, bilinçli farkındalık ve öfke arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Kocaeli ili Körfez ilçesinde bulunan Çamlıtepe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde okuyan 247 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; "Tanımlayıcı ve Menstrual Özelliklere Yönelik Soru Formu", "Fonksiyonel ve Emosyonel Dismenore Ölçeği" (FEDÖ), "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" (BİFÖ) ve "Durumluk Öfke Ölçeği" kullanıldı. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında IBM SPSS Statistics for Windows, Version 22.0 (SPSS INC. Chicago, IL, USA) istatistik programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Öğrencilerin tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek düzeylerindeki farklılaşmaların incelenmesinde bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre adölesanlarda dismenore prevalansı %89,5 olarak saptanmıştır. FEDÖ toplam puanı 42,939±12,200; BİFÖ toplam puanı 53,279±13,348 durumluk öfke puanı 23,417±7,719 olarak bulunmuştur. Bilinçli farkındalık toplam ile fonksiyonel ve emosyonel dismenore toplam arasında r=-0,53 negatif orta (p<0,05) düzeyde, durumluk öfke toplam ile fonksiyonel ve emosyonel dismenore toplam arasında r=0,536 pozitif orta (p<0,05), durumluk öfke toplam ile bilinçli farkındalık toplam arasında r=-0,552 negatif orta (p<0,05) düzeyde korelasyon bulunmuştur. Fonksiyonel ve emosyonel dismenore, bilinçli farkındalık ile durumluk öfke arasındaki neden sonuç ilişkisini belirlemek üzere yapılan regresyon analizi anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Dismenore günlük yaşamı fiziksel, sosyal, psikolojik olarak etkileyebilir. Buna bağlı olarak adölesanlarda okul devamsızlıkları artmaktadır. Adölesanlara dismenore ile başa çıkma yöntemleri hakkında eğitimler verilebilir. Bilinçli farkındalık eğitimleri okullarda verilmesi önerilmektedir.
Baba adayının kişilik özelliklerinin doğum korkusuna etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, baba adaylarının kişilik özelliklerinin doğumla ilgili korku düzeylerini nasıl etkilediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini, 20.02.2023-20.05.2023 tarihleri arasında; Doğum sonrası dönemde, Kocaeli Şehir Hastanesi ve Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi'nde eşleriyle birlikte doğuma katılan toplam 398 baba araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada kişisel bilgi formu ile babaların doğum korkusu ölçeği ve beş faktör kişilik özelliği ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, babaların kişilik özellikleri puan ortalamaları incelenmiş ve bulgular, babaların dışa dönüklük 28.95±4.75, uyumluluk 36.18±4.03, sorumluluk 38.32±3.43 ve açıklık 37.45±4.00 boyutlarında yüksek puanlar aldığını, nevrotizm 17.87±4.14 boyutunda ise daha düşük puanlar aldığını göstermektedir. Bu sonuçlar, babaların sosyal ilişkilerde aktif, başkalarıyla uyumlu, sorumluluk sahibi ve yeniliklere açık olma eğiliminde olduklarını, aynı zamanda duygusal olarak istikrarlı olduklarını ve stresle başa çıkma yeteneklerinin iyi olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca babaların doğum sürecine ilişkin belirgin bir korku yaşadıkları saptanmıştır. Araştırma bulguları, babaların kişilik özelliklerinin doğum korkusu üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Sorumluluk kişilik özelliği, doğum korkusu üzerinde negatif yönde güçlü bir etki (r=-0,466, p<0,001) göstermektedir. Sorumluluk düzeyi yüksek olan babaların doğum korkusu düşük bulunmuştur. Nevrotizm kişilik özelliği, doğum korkusu üzerinde pozitif yönde güçlü bir etkiye (r=0,498, p<0,001) sahiptir. Nevrotizm düzeyi yüksek olan babaların doğum korkusu daha yüksek bulunmuştur. Açıklık kişilik özelliği de doğum korkusu üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkiye (r=0,222, p<0,001) sahiptir. Açıklık düzeyi yüksek olan babaların doğum korkusu daha yüksek bulunmuştur. Bu araştırma, baba adaylarının kişilik özelliklerinin, doğumla ilgili korku düzeylerini anlamlı bir şekilde etkilediğini ortaya koymaktadır. Özellikle, yüksek sorumluluk düzeyine sahip babaların doğum korkusunun daha düşük olduğu, buna karşın yüksek nevrotizm ve açıklık düzeyine sahip babaların doğum korkusunun daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu bulgular, doğum öncesi danışmanlık ve destek programlarının, babaların kişilik özelliklerine göre özelleştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Kadınların pap smear yaptırma durumu: Umut ve yaşam doyumunun etkisi
Bu çalışma, pap smear testi yaptırma durumlarının umut ve yaşam doyumuna etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı -kesitsel nitelikte yapılmıştır. Çalışmaya Kocaeli Şehir Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerinde bulunan 263 kadın katılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında kadınların sosyodemografik özellikleri ve pap smear alınması ile ilgili toplam 11 adet sorudan oluşan demografik bilgi formu, Yaşam Doyum Ölçeği ve Sürekli Umut Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen veriler bilgisayarda IBM SPSS İstatistikleri for Windows, sürüm 22.0 (SPSS INC., Chicago, IL, ABD) kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen kadınların tanımlayıcı özelliklerini belirlemek amacıyla analizin frekans ve yüzdesinden, ölçeğin kontrolünde ise ortalama ve standart sapma istatistiklerinden yararlanılmıştır. Çalışma değişkenlerinin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek için Skewness (çarpıklık) ve Kurtosis (basıklık) değerleri incelendi. Çalışmadaki istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 dir. Çalışmaya dahil edilen kadınların %77,2'si (203) pap smear testini bilmektedir. Pap smear testi yaptıranların oranı ise %51,0 (134)'dir. Çalışma sonucunda pap smear testi yaptıran kadınların umut ve yaşam doyum düzeyleri yüksek bulunmuştur. Serviks kanseri tarama testleri konusunda bilgilendirilmenin yaygınlaştırılması ve sürdürülmesi, serviks kanserinden korunmada kullanılan HPV aşısı ile ilgili bilgilendirilmenin yapılması ve Sağlık Bakanlığının HPV aşısını, aşı takvimine eklemesi ve pap smear testi yaptırma oranlarını arttıracak daha fazla çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Gebelikte emzirmenin prenatal bağlanma ve psikolojik iyi oluş üzerine etkisi
Bu çalışma, gebelikte emzirmenin prenatal bağlanma ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı- ilişki arayıcı nitelikte gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, 15.11.23-17.06.24 tarihleri arasında Kocaeli Şehir Hastanesi gebe polikliniğinde ayaktan muayene amacıyla başvuran, araştırma kriterlerine uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 109 emziren gebe kadın oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Veri Toplama Formu, Prenatal Bağlanma Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler, IBM SPSS Statistics for Windows, sürüm 22.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden yararlanılmış, ölçeklerin değerlendirilmesinde ise ortalama ve standart sapma istatistikleri kullanılmıştır. Çalışmada istatistiksel anlamlılık düzeyi, p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada gebe annelerin psikolojik iyi oluştan toplam puanının-0,602-0,212, Prenatal Bağlanma Ölçeği Toplam puanının ise-0,424-0,816 arasında değiştiği bulunmuştur. Psikolojik iyi oluş ile prenatal bağlanma toplam puanı arasındaki korelasyon katsayısı (r = 0,694), iki değişken arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir iv (p <0,01). Bununla birlikte, toplam gebelik sayısı ile psikolojik iyi oluş (r =-0,328, p <0,01) ve prenatal bağlanma ölçeğinin tüm alt boyutları arasında negatif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (p <0,01). Ayrıca, bilinen hastalık varlığı, son gebelikte sorun yaşama durumu, emzirmeye devam ederken bebekte veya annede sağlık sorunu bulunması, önceki gebelikte emzirme deneyimi, gebelikte süresince emzirme danışmanlığı alma, gebelikte emzirme düşüncesi ve tandem emzirme durumu gibi değişkenler açısından psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p >0,01). Çalışma sonuçlarına göre, örneklem grubundaki kadınların gebelikte emzirme düzeyinin yüksek olduğunu, ancak tandem emzirmeyi planlama düzeyinin düşük kaldığını ortaya koymuştur. Gebelikte emzirmenin prenatal bağlanma ve psikolojik iyi oluş üzerine etkisini inceleyen çalışmaların sınırlı olması nedeniyle, bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Özellikle, iki bebeğin de anne sütünden yararlanabilmesi adına sağlık profesyonellerinin topluma ve aileye yönelik destekleyici eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunması ve emzirme sırasında gebe kadınların psikolojik ve fiziksel sağlık durumlarının düzenli olarak izlenmesi gerekmektedir.
15-49 yaş bayanların acil kontrasepsiyon hakkındaki bilgi ve tutumları
İstenmeyen ve planlanmayan gebelikler, kadın sağlığı üzerinde fiziksel ve psikolojik etkiler yaratmaktadır. Ayrıca istenmeyen gebelikler istemli düşüklere neden olmaktadır. Acil kontrasepsiyon (AK) yöntemleri ile bu gebelikler önlenebilir. Bu nedenle aile planlaması (AP) danışmanlığı sırasında AK yöntemlerine ilişkin açık ve anlaşılır bir bilgilendirme önem arz etmektedir. Böylece anne sağlığını etkileyen istemli düşüklerin oranıda azalacaktır.Araştırmamız, Ankara İli Keçiören Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı 9 no'lu AÇSAP (ana-çocuk sağlığı aile planlaması) merkezine şubat 2007-mart 2007 tarihleri arasında başvuran fertil çağdaki bayanların AK hakkındaki bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ?15-49 yaş bayanların AK ile ilgili bilgi ve tutum? anketi kullanıldı. Veriler gönüllülük esasına göre, yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Elde edilen veriler SPSS for windows 11.0 (statistical package for social seciences for windows) paket programında kodlanarak girildi ve analiz edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (ortalama değer, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, yüzde oranları) pearson ki-kare testi ve tanımlayıcı istatistik, uygulandı. İstatistiksel anlamlılık ise p < 0.05 olarak tanımlandı.Katılımcıların %89,1'inin AK yöntemlerinden haberdar olmadıkları, okur-yazar olmayanların yöntem hakkında bilgisinin olmadığı, yöntemlerin varlığından haberdar olanların %37,1'inin lisans ve üstü eğitim seviyesinde olduğu saptandı. AK yöntemini bilenlerin %89,1'i sadece ertesi gün hapını bilmektedir. AK yönteminden haberdar olan kadınların %80'ninin yöntemi kullanmadığı görüldü. Araştırmada katılımcıların %10,9'u ertesi gün hapını bildiğini ifade ederken, hatırlatma sorusuyla ertesi gün hapını duydum diyenlerin oranı %22,4'e yükseldi. Ertesi gün hapını duydum diyenlerin sadece %19,7'sinin yöntemin ne zaman kullanılacağını bildiği, %95,5'inin yöntemin nereden temin edileceğini bildiği saptandı. AK yöntemlerinden postkoital RİA uygulamasını ise %99,5'inin bilmediği görüldü. Daha önce tüm katılımcıların %2,04'ü AK yöntemi kullanmışken katılımcılar konu hakkında bilgilendirildikten sonra, AK yöntemlerini kullanmaya yönelik tutumları incelenmiş ve %75'inin AK yöntemi bilseydim kullanırdım dediği ortaya çıkmıştır. Katılımcıların %45,3'ünün AK hakkındaki bilgisini sağlık personelinden edinmiş olduğu ve %75'inin yan etkilerini bilmediği, ayrıca katılımcıların spirali en güvenilir AP yöntemi olarak gördükleri saptandı.Sonuç olarak bayanların AK yöntemlerinden haberdar olmadığı ve bu konuda bilgi düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Bilgilendirilmeleri durumunda AK yöntemlerini kullanmaya yönelik tutumlarının olumlu yönde arttığı saptanmıştır.
Gebe kadınların algıladıkları fiziksel ve emosyonel yakınmalar
Bu araştırma gebe kadınların gebelik döneminde yaşadığı fiziksel veemosyonel yakınmaların belirlenmesi ve bunları etkileyen etmenlerin incelenmesiamacı ile tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Araştırma Muğla ilinde SSK ve Devlet hastanelerinde ve 1 No'lu sağlıkOcağında 27 Eylül 2004- 07 Mart 2005 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.Araştırmanın evrenini Muğla SSK ve Devlet hastaneleri Kadın DoğumPolikliniğine ve 1 No'lu sağlık ocağına başvuran tüm gebe kadınlar, örneklemgrubunu ise araştırma sınırlılıkları dahilinde araştırmaya katılmayı kabul eden 180gönüllü gebe oluşturmuştur.Araştırmada veri toplamak için literatür doğrultusunda araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu kullanılmıştır. Gebelere uygulanan anket formu, sosyo-demografik ve evliliğe ilişkin özellikleri, doğurganlığa ve sağlık durumlarına ilişkinözellikleri, gebelerin gebelikleri süresince algıladıkları fiziksel ve emosyonelsorunları içermektedir. Araştırmada kullanılan ?gebelikle ilgili fiziksel ve emosyonelyakınmalar? listesi için Cronchbach alfa güvenilirlik kat sayısı α=0,7190 olaraksaptanmıştır.Veriler görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan verilerindeğerlendirilmesinde yüzdelik, Ki-kare, Varyans analizi ve iki ortalama arasındakifarkın önemlilik testi (t testi) kullanılmıştır. Toplanan verilerin değerlendirilmesisonucunda;Gebelerin çoğunluğunun gebelikleri süresince düzenli gebelik takibi yaptırdığı,gebelik ve doğum ile bilgi aldıkları, bu konudaki bilgi kaynaklarının sağlık personeliolduğu belirlenmiştir.Gebelerin yarısından fazlasının algıladıkları sağlık durumları iyi olaraksaptanmış, yaklaşık yarısının gebe kalmadan önceki sağlık durumu ile şimdiki sağlıkdurumu arasında bir farklılık görmediği tespit edilmiştir.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com2Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarında ilk üç sırayı sık idrara çıkma,yorgunluk ve bulantı kusma şikâyeti almıştır.Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarını gittiği sağlık kuruluşu, gebeliksayısı, gebelik haftası, doğumu tanımlama ve gebeliği isteme durumunun etkilediği,sadece sağlık ocağına başvuran, 5 ve üzeri gebeliğe sahip olan, doğum olayını korkuverici olarak tanımlayan ve gebeliği istemeyen gebelerin puan ortalaması yüksekolduğu saptanmıştır.Gebelerin fiziksel ve emosyonel yakınmalarından, bel ağrısı, diş ya da diş etiağrısı, bacaklarda kramp, sıcak basması ve uyumakta güçlük çekme ile gebelikhaftaları arasındaki ilişki anlamlı bulunmuş ve bu yakınmaların en çok III.trimesterde görüldüğü saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Gebelik, doğum, prenatal bakım, hemşirelik.PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Gebelere lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
ÖZETGebelere Lohusalık Bakımı ve Bebek Bakımı Konusunda Verilen Eğitimin Etkinliğinin Değerlendirilmesi.Gebelere lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda verilen eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacı ile yapılan, randomize kontrollü ön test-son test modeline uygun deneysel bir çalışmadır.Araştırma Kütahya İl merkezindeki I. Basamak sağlık kuruluşlarından Merkez 3 No'lu Sağlık Ocağı'nda 10 Ekim 2007?5 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, gebeliğinin son trimesterinde olan 50 deney, 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 anne oluşturmuştur. Deney ve kontrol grubunun benzerliği yaş, öğrenim düzeyi, gebelik sayısı ve ekonomik durumuna göre bire-bir eşleştirme yoluyla sağlanmıştır.Verilerin toplanmasında; Tanıtıcı Bilgi Formu, Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu, Doğum Sonrası Komplikasyonları Değerlendirme Formu kullanılmıştır.Araştırmayı kabul eden 100 anneye, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu(Ön test şeklinde) uygulanmıştır. Deney grubundaki annelere eğitim randevuları verilerek Kütahya 3 No'lu Sağlık Ocağı gebe odasında en fazla dört kişilik gruplar halinde eğitim verilip, literatür bilgilerine dayanılarak ve uzman görüşü alınarak hazırlanan``Lohusalık ve Bebek Bakımı'' isimli kitapçık dağıtılmıştır. Kontrol grubundaki anneler ise normal prosedüre bırakılmış ve herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Doğumdan iki ay sonra deney ve kontrol grubundaki annelere ev ziyareti yapılarak, Sağlıklı Lohusalık ve Bebek Bakımına Yönelik Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu(Son test şeklinde) ve Doğum Sonrası Komplikasyonları Değerlendirme Formu uygulanmıştır.Kontrol grubundaki annelerle gebeliğin son trimesterinde ön testleri uygulamak üzere bir defa ve doğumdan iki ay sonra son testi uygulamak üzere bir defa olmak üzere toplam iki defa görüşme yapılmıştır. Deney grubundaki annelerle lohusalık bakımı ve bebek bakımı konusunda bilgi vermek ve ön test ve son test uygulamak üzere üç defa yüz yüze görüşme yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 13.00 istatistik yazılım programından yararlanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede Sayı-Yüzde, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, İki Eş Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Ki-kare testleri kullanılmıştır.Araştırma sonucunda; annelerin öncelikli olarak bebek bakımı ile ilgili bilgi almak istedikleri, bebek bakımı ile ilgili bilgi almak istedikleri konuların başında ise bebek beslenmesi geldiği saptanmıştır.Deney ve kontrol grubunda yer alan annelerin sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik toplam bilgi puanı ortalamaları bakımından; her iki grupta ön test puan ortalamaları arasında herhangi bir fark bulunmazken (p>0.05), doğumdan iki ay sonra uygulanan son test puan ortalamaları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05).Deney grubundaki annelerin eğitim sonrası sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik toplam bilgi puanı ortalamasının önceki puan ortalamasına göre istatistiksel olarak önemli oranda arttığı saptanmıştır (p<0.05). Deney grubu ile karşılaştırıldığında, kontrol grubu sağlıklı lohusalık ve bebek bakımına yönelik son test bilgi puan ortalamasının ön test puan ortalamasına göre daha az oranda arttığı görülmüştür. Kontrol grubu ön test-son test toplam bilgi puan ortalamaları karşılaştırıldığında testler arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05).Araştırmada, deney grubunda postpartum meme komplikasyonları, perineye ait komplikasyonlar, emosyonel duruma yönelik komplikasyonlar ve bebeğe ait komplikasyonlar, kontrol grubuna oranla daha az görülmüştür (p<0.05). Ayrıca deney grubundaki annelerin bebeklerinde anne sütü ile besleme, yeterli anne sütü ve bebekte etkili emme, kontrol grubuna oranla daha fazla görülmüştür (p<0.05).Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, en önemli olarak sağlık hizmeti verilen merkezlerde gebeleri bilgilendirmek için doğum öncesi, doğum, doğum sonrası bakım ve emzirmeye yönelik eğitim merkezleri oluşturulması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Lohusalık Bakımı, Bebek Bakımı, Gebe Eğitimi
Gebelere verilen beslenme eğitiminin anemi üzerine etkisi
Gebelik döneminde görülen anemi hem anne sağlığını hem de bebeğin sağlığını etkilemekte ve demir eksikliği anemisinin (DEA) en sık sebebi nütrisyonel eksikliktir. Araştırma demir eksikliği anemisinin önlenmesinde beslenme eğitiminin etkisini belirlemek amacıyla yapıldı.Araştırmaya toplam 60 gebe alındı, bunlar randomize olarak 30'u eğitim grubu (EG) 30'u da kontrol grubu (KG) olarak belirlendi. Tüm gebelere 3. ve 9. aylarında katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ve bilgi düzeylerini içeren anket formu uygulandı ve Hemoglobin (Hb) değerleri kaydedildi. EG gebelerine 3. aylarında beslenme eğitimi verildi ve bu gebelere ayda bir beslenmelerine dikkat etmesi gereken konular hatırlatıldı. Verilerin analizinde Ki-kare, Mann-Whitney U ve Wilcoxon testleri kullanıldı.Gebeliğin 3. ayında EG'nun Hb değeri ortalama 12,5±1g/dL, KG'nun 12,6±1,0g/dL idi (P=0,893). Gebeliklerinin başlangıçlarından itibaren EG'nun ortalama 12,4±3,8, KG'nun ise ortalama 12,7±3,1 kilo aldıkları (P=0,797) ve her iki gruptaki gebelerin yaklaşık yarısının alması gerekenden az/çok kilo aldıkları görüldü (P=0,795). Öğün aralarında EG gebelerinin 3. ayda %33,3 oranında çay içtikleri, 9. ay'da çay tüketiminin %13,3'lere düştüğü ve farkın anlamlı olduğu (P=0,034), KG'nda ise fark olmadığı görüldü (P=0,257). Kahvaltıda KG gebeleri %86,7 oranında çay içerken, EG gebelerinin %60,0 oranında çay içtikleri ve aralarında ki farkın anlamlı olduğu saptandı (P=0,021). EG'ndaki gebelerin beslenme ile ilgili bilgi düzeylerinde artış olurken (P<0,001) KG'nda fark saptanmadı (P=0,850). Gebeliğin 9. ayında gebelerin Hb'lerindeki azalmalarına bakıldığında EG'nda ortalama 0,6±1,1g/dL, KG'nda 0,8±1,5g/dL'lik düşme olduğu ancak gruplar arasında Hb'deki azalma açısından fark bulunmadığı görüldü (P=0,387).Gebelikte verilen eğitimin gebelerin bilgi düzeyi üzerine önemli derecede etkisi olduğu ancak anemi gelişimini engelleme de yetersiz kaldığı görüldü.
Postpartum dönemdeki annelerin anne sütünün önemi hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi
İlk 4-6 ay anne sütü ile beslenme, doğal beslenme olarak adlandırılır. Doğalbeslenme bebekler için en ideal beslenme şeklidir. Anne sütünün eşiti ve benzeriyoktur. Bireylerin doğumlarından itibaren sağlıklı olabilmelerinde anne sütününönemi herkes tarafından kabul edilmektedir. Sağlıklı bebek ve çocuklar, sağlıklıaileleri ve sağlıklı toplumları oluşturacaktır.Araştırma, Afyon ili belediye sınırları içinde bulunan Afyon Zübeyde HanımDoğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi, Afyon SSK Hastanesi doğum servisi ileAfyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesidoğum servislerinde doğum yapan annelerin doğum sonu dönemde emzirmeyeilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Veri toplama formları 1.Nisan.-15.Mayıs.2005 tarihleri arasında uygulanmıştır.Bu formlar iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde annelerin tanımlayıcıözellikleri, ikinci bölümde emzirme davranışları ve anne sütünün önemine aitbilgilerle ilgili sorular yer almıştır. Elde edilen veriler, SPSS for Windows 11.0(Statistical Package for Social Sciences for Windows) paket programı kullanılarakdeğerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre, annelerin sadece %33.5 doğumdan önce annesütüne ait bilgi almışlardı. Bilgi alanlardan %74.3'ünün sağlık çalışanlarından bilgialdıkları belirlenmiştir. Hiçbir annenin basın yayın organlarından bilgi almadığıortaya çıkmıştır ve anne sütünün sağılarak saklanabileceği konusunda bilgilerininolmadığı tespit edilmiştir.Annelerin emzirme puan ortalaması 80.7 olarak belirlenmiştir. Ayrıca annelerineğitim düzeyleri, çalışma durumları, eşlerinin meslekleri, ikamet ettikleri yerleşimalanları ve doğumda anestezi uygulanma durumları ile emzirme bilgi puanlarıarasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.005). Annelerin yaş,PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comIXgebelik ve doğum sayıları, evlilik yaşları ile emzirme bilgi puanları arasındaistatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. Bu sonuçlardan hareketle uygunönerilerde bulunulmuştur. Bu önerilerin başka bir çalışmada, çalışmaya katılacakolan annelerle paylaşılması uygun olacaktır.Anahtar Kelimeler: Postpartum, Anne, Beslenme, Anne SütüPDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Primipar kadınların doğum tercihleri ve bunu etkileyen faktörler
1ÖZETPrimipar Kadınların Doğum Tercihleri ve Bunu Etkileyen FaktörlerBu çalışma ilk kez doğum yapan kadınların doğum şekli ile ilgili tercihlerininbelirlenmesi, doğum şeklinin tercihinde etkili olan faktörleri incelemek amacıylayapılmıştır.Araştırmamız, Mart 2006/Mayıs 2006 ve Eylül 2006 aylarındaAfyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi, Afyonkarahisar Kocatepe Devlet Hastanesi, Zübeyde Hanım Doğum veÇocuk Bakımevi Hastanesi, Fuar Hastanesi Doğum Servis'lerinde ilk kez doğumyapan hastalardan araştırmaya katılmayı kabul edenlerin tamamına örneklemseçilmeden uygulanmıştır. Araştırmamıza katılmayı kabul eden 314 hastaaraştırmaya dahil edilmiştir. Bu üç ayda 612 ilk doğum meydana gelmiştir.Araştırmada veri toplama aracı olarak, 43 sorudan oluşan anket formukullanılmıştır. Anket formunda kadınların demografik özellikleri, sosyo-kültürelözellikleri, gebelik özellikleri, doğum şekli, doğum endikasyonu, annelerin doğumşekline ilişkin tercihleri, doğum tercihinde etkili kişilerin belirlenmesine ilişkinsorular yer almaktadır.Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (yüzde, minimum, maximum, v.b.)korelasyon analizi ve ki-kare test kullanılmış, anlamlılık seviyesi olarak p<0,05alınmıştır.Araştırma sonucunda araştırmaya katılan kadınların %74,0'ü vajinal doğumu,%22,6'sı sezaryen doğumu tercih etmiştir. Sezaryen olma sebebine bakıldığındakendi isteği ile sezaryen olan kadın oranı ise %6,8 bulunmuştur.Bir önceki doğum şeklinin sezaryen doğum olmasının kadınların sezaryentercihi üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür.Doğum tercih etme durumlarına bakıldığında kadınların eğitim durumu,gebelik öyküsü arasında anlamlı bir fark bulunmamış, ekonomik durumunyükselmesi ile sezaryen tercihinin arttığı tespit edilmiştir.Bununla beraber kadınların doğum şekli kararında doktorların en büyük rolüüstlendiği görülmüştür.Araştırmaya katılan kadınların doğum şekilleriyle ilgili olarak yeterlibilgilendirilmedikleri tespit edilmiştir.2Gebelere antenatal bakım sırasında tam bir eğitim ve danışmanlık hizmetiverilerek kadınların doğuma ilişkin bilgi eksikliğinin giderilmesi ve doğumahazırlanması bu düşünceden hareketle sağlık personelinin de bilinçlendirilmesigerektiği düşünülmüştür.Anahtar kelimeler; doğum tercihi, elektif sezeryan, normal doğum, sezaryendoğum, sezaryen oranı
Sezaryenle ve vajinal yolla doğum yapan kadınların doğum öncesi ve sonrası tecrübe ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
IXÖZETSezaryenle ve Vajinal Yolla Doğum Yapan Kadınların Doğum Öncesi veSonrası Tecrübe ve Bilgi Düzeylerinin DeğerlendirilmesiDoğum olayı; fizyolojik bir olay olmakla beraber her kadının yaşantısındaki yeribüyüktür. Cerrahi tekniklerin gelişmesi, antibiyotik kullanımı, kan transfüzyonu sayesindesezaryenle doğum, vajinal doğumdan daha güvenilir hale gelmiştir.Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi Doğum Kliniğine ve Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk BakımeviHastanesi'ne başvuran annelerin doğum öncesi, sonrası vajinal doğum ve sezaryene ilişkintecrübelerini ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır.Veri toplama formları 01.05.2006-01.08.2006 tarihleri arasında uygulanmıştır. Butarihler arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve AraştırmaHastanesi Doğum Kliniğinde ve Afyon Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk BakımeviHastanesi'ne başvuran vajinal doğum ve sezaryen ile doğum yapan, araştırmaya katılmayaistekli 361 kadına yüz yüze görüşme tekniği ile anket formu uygulanmıştır. Anket formlarıdoğum öncesi, sonrası olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Doğum öncesi annelerindemografik özellikleri, doğum tercihlerinin nedenleri, doğum sonrası ise doğum tercihindememnuniyetleri, doğuma karar vermeyi etkileyen faktörlerle ilgili sorular vardır. Veriler,SPSS for Windows 11.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistikselanalizlerde yüzdelik, Crosstabs, Chi-Square Test, Pearson Chi-Square Test, Fisher's ExactTest, iki ortalama arasındaki önem kontrolünde T-testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılıkdüzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.XAraştırma sonuçlarına göre, gebelerin % 41,8'i vajinal doğum, %58,2'si sezaryen iledoğum yapmıştır.Gebelerin % 81,7'si en ideal doğum şekli olarak vajinal doğumu, %18,3'ü sezaryenigörmektedir. %68,4'ü doğum öncesi vajinal doğumu isterken, % 31,6'sı sezaryeniistemektedir.Gebelerin % 48,2'si sezaryeni isteme nedenleri arasında en çok tercih edilen seçenekolarak diğer nedenleri belirtirken, vajinal doğumu en çok tercih etme nedeni ise daha doğalolmasıdır (%37,7).Anahtar Kelimeler: Hastaların bilgi düzeyi, Doğum tercihi, Sezaryen, Vajinal doğum.
Kemoterapi alan kanserli hastalarda cinsiyete göre yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu çalışma, kemoterapi tedavisi alan genital organ veya meme kanseri tanısı almış kadınlar ile genital organ kanseri tanısı almış erkek hastaların yaşam kaliteleri arasında fark olup olmadığını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde, 1 Nisan- 31 Aralık 2006 tarihleri arasında, kemoterapi alan, örneklem kriterlerine uyan 160 hasta ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo Demografik Özellikleri Tanılama Formu ve SF- 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskall Wallis, Mann Whitney U testi, t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kadınların fiziksel (47.24 10.97) ve mental (40.41 7.97) sağlık yaşam kalitesi puan ortalaması, erkeklere (41.89 11.62, 37.19 8.09) göre daha yüksek bulunmuştur ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca kadınların fiziksel ve mental sağlık yaşam kalitesi alt ölçek puan ortalamaları tüm alanlarda erkeklerden daha yüksek bulunmuştur ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu örneklem grubu içinde kemoterapi alan kadın hastaların yaşam kalitesinin erkeklere göre daha iyi düzeyde olmasının ?cinsiyet rol? algıları ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Türk toplumunda kendisine yüklenen ?kadınlık? rolünü kabul eden kadın, kanser gibi kronik ve ölümcül bir hastalıkta da güçlü olabilmekte, tüm sorumluluklarını imkanları doğrultusunda yerine getirmeye devam etmektedir.
Ege Üniversitesi Hastanesinde çalışan sağlık personelinin serviks kanser aşısı hakkında bilgi düzeyi
Bu araştırmanın amacı, sağlık personelinin henüz çok yeni olan ve serviks kanserine karşı koruyuculuğu bulunan HPV aşısı hakkında bilgi düzeylerini araştırmak için yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır.Bu araştırma günümüzde kadınlarda, meme kanserinden sonra görülen 2. en sık kanser olan serviks kanserine neden olduğu bilinen HPV'den korunmak amacıyla geliştirilen aşı hakkında, topluma hizmet götüren sağlık personelinin bilgilerinin değerlendirmek için planlanmıştır.Teşhis ve tedavideki önemli gelişmelere rağmen kadınlarda serviks kanseri halen çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Sigara alışkanlığı, yaş, sosyo-ekonomik düzey, cinsel hayat, cinsel partner, fazla doğum ve seksüel yolla bulaşan hastalıklar serviks kanserinde rol oynamaktadır. Sağlığın korunması hastalıklara karşı savaşla ve bu savaşı hastalıklar ortaya çıkmadan önce başlatmakla mümkündür. HPV aşısı bu konuda önemli bir adımdır.Araştırma, İzmir-Bornova'daki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Şubat-Aralık 2008 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesinde çalışan 508 sağlık personeli oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu sağlık personelinin sosyo-demografik özelliklerini ve literatür bilgilerini değerlendirmek amacıyla oluşturulmuştur. Anket sağlık personeline bilgi verilerek ve izinleri alınarak uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 10.00 istatistik yazılım programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme Pearson Ki-Kare testi ile yapılmıştır.Araştırma sonucunda; sağlık personelinin büyük bir çoğunluğunun HPV aşısı hakkında bilgi sahibi olduğu fakat aşının etki ve yan etkileri konusunda eğitime ihtiyaçları olduğu saptanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, konu ile ilgili standart eğitim araçları olmadığı için sağlık çalışanlarına aşı ile ilgili eğitim verilmesi gerektiği ve bunun için eğitim merkezi ve ekibi oluşturulması önerilmiştir.
15-49 yaş çalışan ve çalışmayan kadınlarda kontraseptif kullanımı ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
15-49 Yaş Çalışan ve Çalışmayan Kadınlarda Kontraseptif Kullanımı ve Etki Eden Faktörlerin DeğerlendirilmesiBu araştırma, Afyon il merkezinde yaşayan, 15-49 yaş arası doğurganlık çağında olan, çalışan ve çalışmayan kadınların doğurganlık özellikleri, kontraseptif kullanımını belirlemek, birbirleriyle karşılaştırmak ve etki eden faktörleri değerlendirmek amacıyla planlanmıştır.Araştırma, çalışan ve çalışmayan, evli iki gruptan oluşmaktadır. Çalışan grupta 50 sağlık çalışanı, 50 temizlik işçisi, 50 Defterdarlık'ta çalışan bayan memur olmak üzere 150 kadın; çalışamayan grupta ev hanımı olan 150 kadın olmak üzere, toplam 300 kadın çalışmada yer almıştır. Araştırma, Kasım 2007-Mart 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında yüzyüze görüşme ve anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu, sosyodemografik özellikleri, doğurganlık özellikleri, aile planlaması bilgi düzeyi, kontraseptif yöntem özellikleri ile ilgili sorulardan oluşmaktadır.Araştırmanın sonuçlarına göre kadınların yaş ortalaması 32'dir. Çalışanlarda bu oran 34,63 ve çalışmayanlarda 29,71 olarak saptanmıştır. Çalışan kadınların %62'si yüksekokul mezunu iken, çalışmayan kadınların %4'ü yüksekokul mezunu ve %82'si ilköğretim ve altı eğitim düzeyine sahip oldukları saptanmıştır. Kadınların ortalama ilk evlilik yaşının 20.96, ortalama ilk gebelik yaşının 21.87, ortalama gebelik sayısının 2.70, ortalama doğum sayısının 2.16, ortalama yaşayan çocuk sayısının 2.04 olduğu saptanmıştır. Düşük ve kürtaj durumu açısından çalışan ve çalışmayan gruplar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır(p>0.05).Çalışan kadınların %86,7'si, çalışmayan kadınların %75,3'ü kontraseptif yöntem kullanmaktadır. Çalışan kadınların %83,1'i, çalışmayan kadınların %62,8'i etkin kontraseptif yöntem kullanmaktadır. Çalışan kadınlar %33,8 ile hem RİA, hem de kondomu aynı yüzde ile tercih ederken, çalışmayan kadınlar %46 ile geri çekme ve tüpligasyon tercih etmiştir. Sağlık çalışanlarının %43,2 ile kondom, memurların %51,1 ile yine kondom, temizlik işçilerinin %58,7 ile RİA tercih ettiği görülmektedir. Araştırmada, oral kontraseptiflerin %50 ile kilo almaya neden olduğu ve RİA'nın %46,4 ile kanamaya sebebiyet verdiği saptanmıştır.Bu çalışmada, çalışanlarda etkin yöntem kullanım oranı yüksek bulunmuştur(%83,1). Kadınların eğitim durumunun ve statülerinin yüksek olmasıyla daha doğru bir şekilde kontraseptif yöntem kullanımı artacak ve sağlıklı toplumlar oluşacaktır. Kadınların eğitimlerinin artması ve kadının para getiren bir işte çalışması üreme sağlığını olumlu etkilediği kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Aile Planlaması, Kontraseptif Kullanımı, Çalışan Kadınlar, Çalışmayan Kadınlar
Gebelerde uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Gebelik bir kadının hayatında unutamayacağı en güzel ve bir o kadar da zahmetli bir deneyimdir. Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür.Bu araştırmadaki amacımız; gebelikte uyku kalitesini ölçmek, gebelerin uyku kalitesini etkileyen etmenlerin ne olduğunu saptamak ve tanımlamaktır.Araştırmamız AKÜ Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 100 sağlıklı gebe üzerinde yapıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri ve gebeliklerine ilişkin verilerini toplamak için ?Hasta Tanıtım Formu? (Ek:1) kullanıldı. Uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) (Ek:2), uyku apne riski Berlin Uyku Anketi (Ek:3), uykululuk durumu Epworth Uykululuk Skalası (Ek:4) kullanılarak değerlendirildi.Çalışmamızda gebelerin %86'sında kötü uyku kalitesi tespit edilmiştir. Uyku kalitesinin gebelerde yaş, obezite, doktora gitme sıklığı, gebeliğe etki eden hastalığın varlığı ile ilişkili olduğu saptanmıştır.Hamilelik süresince uyku problemleri ile ilgili farmakolojik ve davranışsal araştırmalar fetüs üzerine etkisinden dolayı maalesef yapılamamaktadır. Bu yüzden gebelerde oluşan uyku bozukluklarının tedavisinde sadece rahatlatıcı birtakım önlemler alınabilmektedir. Bununla birlikte uyku solunum bozukluğu, huzursuz bacak sendromu gibi önemli rahatsızlıkların mümkün olan en iyi zamanda tedavi edilmesi önemlidir. Ayrıca gebelerin uyku ve uyku bozuklukları konusunda bilinçlendirilmesi, kontrollere düzenli gelmelerinin sağlanması, uyku hijyenine yönelik davranışlarının geliştirilmesi önerilmektedir.
Postmenopozal dönemde hormon replasman tedavisi kullanmayan kadınların ilaç kullanmama nedenleri
Araştırma, postmenopozal döneme giren kadınların hormon replasman tedavisini kullanmama ve kullanıp bırakma nedenlerini araştırmak amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırma Afyon Kocatepe Üniversitesi, Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde bulunan Jinekoloji Polikliniğine başvuran çalışmayı kabul eden 104 kadın üzerinde yapılmıştır.Araştırmada veriler 21 sorudan oluşan ve bireylerin sosyo-demografik özellikleri, HRT kullanımı ile ilgili bilgileri, HRT hakkındaki bilgilerinin nereden aldığını tespit etme amacı ile oluşturulmuş bir anket veri toplama formu uygulanarak yapılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi SPSS veri programında varyans analizi ve ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır.Araştırmaya katılan postmenopozal kadınların HRT'ni en fazla ilacı sevmeme, kilo alma korkusu, kanser korkusu, nedenleriyle hiç almamış ya da alıp bırakmışlardır. Çalışmamızda kişilerin bilgi alma kaynakları ile tedavi alma arasındaki ilişkiye bakıldığında; komşu ve arkadaşlarından bilgi alanların ilaç kullanmayanlara oranı %37.7, düzensiz kullanıp bırakanların oranı ise %15.4 dür. Bunların aralarındaki ilişki istatiki açıdan anlamladır.Araştırmamız doğrultusunda menopoz dönemindeki kadınların menopoz ve HRT'ne ilişkin bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Menopoz ve HRT konularında yetkin ve uzman kişilerin, topluma ulaşma araçlarını(tv, radyo, gazete, dergi vb.) kullanılarak daha geniş kitlelerin bu konularda bilgilendirilmelerinin yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.Anahtar Kelimeler1.Bilgi Düzeyi2.HRT3. Kanser 4.Menopoz 5.Postmenopoz
Sezaryen ve normal doğum yapan kadınlarda görülen ruhsal durum değişiklikleri ve bunların karşılaştırılması
Doğum eylemi her kadın için başlı başına bir stres faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada sezaryen ve normal vajinal yol ile doğum yapan kadınlarda oluşabilecek farklı ruhsal durum değişikliklerini değerlendirmek ve bunları karşılaştırmak amaçlanmıştır. Konu oldukça popüler olması yanı sıra kesin risk faktörleri saptanamaması dolayısıyla tekrar tekrar üzerinde çalışılması gerekilmektedir. Normal doğum ve sezaryen ile doğum yapan kadınların varsa ruhsal durum değişikliklerini araştırmak bu konuya orijinallik katacaktır.Bu çalışmaya 25.01.2010 ? 30.06.2010 tarihleri arsında İzmir 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Sağlam Çocuk Polikliniğine başvuran normal doğum veya sezaryen doğum yapmış, 0-3 aylık sağlıklı bebeği olan, 15-49 yaşları arasında (doğurganlık yaşında) bulunan, 200 gönüllü anne katılmıştır. Araştırmada veri kaynağı olarak Annenin Sosyodemografik Özellikleri, Kişisel Özellikleri ve Ruhsal Durum Özelliklerine ait anket formu oluşturulmuştur. Veriler, örneklem olarak seçilen katılımcılar ile karşılıklı olarak yüz yüze görüşme tekniği ile yazılı anket sorularına cevap alınmak suretiyle elde edilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programında uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, tanımlayıcı verilerin istatistiksel karşılaştırılması için Ki-kare testi ve çapraz tablolar kullanılmıştır.Çalışmamıza katılan 200 katılımcıdan 110 tanesi (%55,5) sezaryen doğumla, 90 tanesi (%45,5) ise normal doğumla bebeklerini dünyaya getirmiştir.Psikiyatrik ve genel hastalık tanı sistemlerinde (DSM-IV ve ICD-10) gebelik ve postpartum dönemde görülen psikiyatrik bozukluklar ayrı bir klinik tanı olarak tanımlanmamıştır. Postpartum dönemde ortaya çıkan duygudurum bozuklukları belirtilerin şiddetine, özelliklerine, tedavilerine ve prognozlarına göre sınıflandırılarak; ?annelik hüznü (maternity blues, baby blues, postpartum blues)?, ?postpartum depresyon (doğum sonrası depresyon)? ve ?postpartum psikoz? olmak üzere başlıca üç grupta toplanmaktadır.Çalışma kapsamında katılımcıların %65,5'i (200/131) annelik hüznü belirtilerini yaşadıklarını belirtmişlerdir. Bunların %12'si doğum sonrası dönemde kimsesizlik yaşadıklarını, %7,5'i yoğun üzüntü yaşadıklarını, %13,5'i uykusuzluk yaşadıklarını, %24'ü huzursuzluk-gerginlik yaşadıklarını, %8,5'i diğer problemler (konsantre olamama, ağlama? gibi) yaşadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %34,5'i ise doğum sonrası problem yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda normal doğum yapmış katılımcı ile sezaryen doğum yapmış katılımcı arasında annelik hüznü belirtileri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05).Çalışma kapsamında katılımcıların %72'sinin (200/144) postpartum depresyon belirtisi yaşadığı, bunların % 7'si yeme bozukluğu yaşadıklarını, %9'u uyku bozukluğu yaşadıklarını, %7'si sinir bozukluğu yaşadıklarını, %4'ü enerji ve motivasyon kaybı yaşadıklarını, %2,5'i konsantre olamama sorunu yaşadıklarını, %12,5'i umutsuzluk veya çaresizlik hissettiklerini, %11'i içe kapanma ve ağlama yaşadıklarını, %6,5'i yalnızlık ve korku yaşadıklarını, %2'si suçluluk, değersizlik hissi yaşadıklarını, %8,5'i cinsel isteksizlik yaşadıklarını ve %2'si diğer sıkıntıları yaşadıkları belirlenmiştir. Katılımcıların %28'i ise hiçbir depresyon belirtisi yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda normal doğum yapmış katılımcı ile sezaryen doğum yapmış katılımcı arasında postpartum depresyon belirtileri arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05).Çalışmamız kapsamında katılımcılardaki postpartum psikozu değerlendirmek için yöneltilen soruya katılımcılar bebekleriyle ilgilenememe, ilgisizlik veya yetersizlik duygusu gibi yada kendine veya bebeğine zarar verme gibi düşüncelerinin olmadığını dile getirmişlerdir, sadece %9 katılımcı bebeklerini kabullenememe problemi yaşadıklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların %9'unun bebeklerini kabullenememe sebepleri ise katılımcılar tarafından plansız bebek olması, erken doğum yapmış olması, bebek bakımında tecrübesiz olmasından kaynaklandığı belirtilmiştir.Postpartum dönem anne için yeni bir hayata geçiş, ebeveynliğe hazırlık dönemi olduğundan dolayı eski yaşam biçimi ile yenisine uyum sağlamada katılımcıların büyük bir çoğunluğunun ruhsal olarak etkilendikleri istatistiksel olarak gözlenmiştir. Doğum sonrası problemli geçen katılımcılara, bu dönemde her kadında bu şikâyetlerin olabileceği anlatılmış, şikâyetlerinin daha da yoğunlaşması halinde en yakın sağlık kuruluşlarının psikiyatri polikliniklerine başvurması gerektiği anlatılmıştır.Anahtar sözcükler: 1.Sezaryen Doğum 2.Vajinal Doğum 3.Ruhsal Durum 4. Annelik Hüznü 5. Postpartum Depresyon
Gebelik öncesi ve gebelik döneminde baş ağrılarının araştırılması
Bu araştırmada gebelik öncesi ve gebelik sırasında yaşanan baş ağrısı özelliklerine ilişkin elde edilen bulguların karşılaştırılması ve ortaya konması amaçlanmıştır. Katılımcıların gebelik öncesi dönemde yaşadıkları baş ağrısı tipi, özellikleri, bir yıl içerisinde ağrıyı yaşama sıklıkları gibi olgular belirlenerek söz konusu olguların gebelik sırasında ne gibi farklılıklara uğradığını belirlemek araştırma için birincil hedeftir.Bu çalışmaya 01.09.2009-31.02.2010 tarihleri arsında Afyonkarahisar Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi ve AKÜ Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde takip edilen 341 gönüllü gebe hasta alınmıştır. Bu araştırmada gerekli örnek sayısı Moser ve Kalton (1979) tarafından örnek büyüklüğünün tespitinde kullanılması önerilen, formül yardımı ile tespit edilmiştir Örnek büyüklüğünün Araştırmada verilerin toplanması amacıyla alanda anket yöntemi kullanılmıştır.Veriler, örneklem olarak seçilen katılımcılar ile karşılıklı olarak yazılı anket sorularına cevap alınmak suretiyle elde edilmiştir. Tespitinde, standart hatanın 0.04 ve güven aralığının %95 olduğu kabul edilecektir. Analiz kapsamında, çapraz tablolar ve ki kare testinden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde genel olarak nominal (sınıflayıcı) ölçek kullanılmış ve anket kağıdındaki sorular genel olarak açık uçlu biçimde hazırlanmıştır.Çalışmamıza katılan gebelerin %31,1 `inde gebelik öncesinde baş ağrısı şikayeti saptanmıştır. Gebelik öncesi 16 migren, 52 gerilim tip baş ağrısı, 38 diğer baş ağrısı şikayeti vardır ve %92,5'inde gebelik döneminde de devam ettiği görülmüştür. Gebelik öncesi şikayeti olmayan katılımcıların % 18,3' ünün gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti ile karşılaştığı görülmüştür.Gebelik sırasında baş ağrısına sahip olan ve olmayan katılımcılar arasında hamileliğin baş ağrısına etkisi konusuna ilişkin düşünceleri bakımından anlamlı bir farklılık vardır kararına varılmıştır. Gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti olan katılımcılar, hamileliğin baş ağrısını artıracağı konusuna gebelik döneminde baş ağrısı şikayeti olmayan katılımcılara göre daha olumlu bakmaktadırlar.
Gaziantep Nizip Zerde Gümlü Ayşe Çapan Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan normal doğum ve sezeryan ile doğum yapan kadınların, erken postpartum dönemde bir sonraki gebelik ve doğum hakkındaki duygu ve düşünceleri
Bu tezde normal doğum ve sezeryan doğum yapan kadınların erken postpartum dönemde bir sonraki gebelik ve doğum hakkındaki duygu ve düşüncelerinin irdelenmesi ve elde edilen bulguların ortaya konması amaçlanmıştır. Doğum sonrası 2. ile 7. günler arasında bulunan 101 kadın ele alınmış ve yüz yüze görüşülerek anket çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda yer alan 101 kadının doğum şekline baktığımızda %63,4'ünün normal doğum , %8,9'unun suni sancı ile normal doğum ve %27,7'sinin sezeryan ile doğum yaptığı tespit edilmiştir. Araştırmamızda normal doğum yapan kadınların %74'ü tekrar normal doğumu tercih edeceklerini belirtirken sezeryan doğum yapan kadınlarında %64,3'ü gibi büyük bir kısmın tekrar sezeryan doğumu tercih etmeyeceklerini belirtmişler ve doğum sonrası dönemin normal doğum yapanlarda daha rahat olduğunu ifade etmişlerdir. Katılımcıların doğum ve doğum sonrası dönemde yaşadıkları ağrının, bilgi yetersizliğinin ve deneyimsizliğin bir sonraki gebeliği ve doğum yöntemi tercihini etkileyebileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Normal doğum, sezeryan, erken postpartum dönem, gebelik, duygular.