
1.045
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Veli görüşleri doğrultusunda 4-6 yaş Kur'an kursu eğitiminin aile ortamındaki yansımaları: Erzincan ili örneği
Okul öncesi dönem bireyin sadece fiziksel, bilişsel, sosyal-duygusal ve dil gelişiminde değil aynı zamanda dini ve ahlaki gelişimi için de son derece kritik bir evredir. Araştırma, çocuklar için büyük öneme sahip olan bu dönemde 4-6 yaş Kur’an kursu eğitiminin aile ortamındaki yansımalarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim (fenomenoloji) deseni kullanılmış, veri toplama aracı olarak ise yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Erzincan il merkezinde tam gün eğitim veren İbrahim Duman ve Pir-i Sami 4-6 Yaş Kur’an Kurslarında eğitim alan çocukların velileri arasından amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 16 kişi oluşturmaktadır. Araştırma sürecinde elde edilen veriler, MAXQDA veri analiz programına aktarılmış benzerliklerine ve farklılıklarına göre kodlama işlemi yapılarak, alt temalar ve ana temalar belirlenmiş içerik analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, kurs eğitiminin çocukların günlük dini pratiklerine, sosyal davranışlarına ve ahlaki değerlerine olumlu yansıdığı görülmüştür. Çocukların kurslarda edinilen bilgi ve kazanımları genel olarak aile içerisinde aktif bir şekilde aktarabildikleri saptanmıştır. Çocukların gelişim özellikleri nedeniyle soyut kavramları anlamlandırmada ve Kur’an-ı Kerim harflerini çıkarmada sınırlılıklar yaşadığı ve öğrenme süreçlerinde taklit, model alma ve oyunun öne çıktığı belirlenmiştir. Ayrıca kursta kazanılan bilgilerin kalıcı olması ve davranışa dönüşebilmesi için okul-aile iş birliğinin, ebeveynlerin destek/teşvikinin ve öğreticilerin pedagojik yeterliliklerinin önemli rol oynadığı tespit edilmiştir.
Yeni dini akımlar bağlamında Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı örneği
Ülkemizde son zamanlarda adı sıklıkla duyulan yeni oluşumlardan birisi de Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'dır. New Age akımları arasında dinsel kökenli bir yapılanma olarak değerlendirilen Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı her ne kadar Türkiye kaynaklı bir oluşum olsa da kendisi hakkında yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Biz bu alanda gördüğümüz eksikliği tamamlamaya katkı sağlayabilmek düşüncesiyle Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı üzerinde araştırma yapmaya karar verdik.Bu düşünce ile yaptığımız çalışmamızın giriş bölümünde öncelikle hipotezlerimizi ifade ettik. Müteakiben araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kapsamı, sınırlılıkları üzerinde durduk. Sonra çalışma süresince kullandığımız temel kaynaklar hakkında bilgi verdik. Daha sonra ?New Age? ya da Yeni Çağ? akımlarının ne olduğu, bu akımların ortak özellikleri, dayandıkları temel felsefi konuları ele aldık. Arkasından yeni dini akımların tanımlanması, sınıflandırılması, oluşumları, gelişimleri, genel özellikleri ve temel kavramlarından bahsettik. Bu bölümde son olarak dünyadaki yeni dini oluşumlardan bazı örnekler verdik ve Mevlanacılığın bunlarla ilişkisini araştırdık.Birinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın ortaya çıkışı, tarihi gelişimi, teşkilat yapısı, misyon anlayışı, toplantıları, yayınları ve diğer faaliyetlerini gözden geçirdik.İkinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın inanç esaslarına, ibadet anlayışlarına değindik. Ayrıca bu oluşumu bazı din ve inançlarla karşılaştırdık.Araştırmamızı değerlendirmemizin yer aldığı sonuç bölümü ile tamamladık.Anahtar Kelimeler: Yeni Çağ, Mevlanacılık, Vedia Bülent Çorak, Bilgi Kitabı, Sembolizm, Onsekiz Bütünlük
Ekonomik kalkınmada dinsel tutum ve davranışların çift yönlü rolü
Bu araştırmanın esas amacı dinî tutum ve davranışlarla demografik değişkenler ve ekonomik kalkınma kriterleri arasındaki ilişkileri incelemektir.Bu çalışmanın örneklem grubunu, üç ekonomik bölgede, farklı meslek gruplarında çalışanlar arasından tesadüfî yöntemle seçilmiş 1128 kişi (Bay: 953, Bayan: 171) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı (18-80) olup yaş ortalamaları 38'dir.Veri toplama araçları olarak DEÜ İlâhiyat Fakültesi din psikolojisi ana bilim dalı öğretim elemanları tarafından geliştirilmiş olan dinî hayat ölçeği ve ekonomik kalkınma kriterleri ile kişisel bilgi sorularını içeren bir anket kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre dinî tutum ve davranışlarla eğitim, yaş grupları, medeni durum, cinsiyet, meslek grupları ve sosyo-ekonomik durum arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur.Dini tutum ve davranışlarla tasarruf ve tutumluluk, çalışmaya verilen önem, zaman planlaması, eğitim bilim ve teknolojik gelişmelere verilen önem, insanların güvenilir olmaları, müteşebbislik zihniyeti (negatif), sahip olduklarıyla yetinme (negatif), kutsal gün, gece ve mekanlara verilen önem, doğruluk ve dürüstlüğe verilen önemle, ekonomik imkânlarının gelişmesi, tüm yaşam ve çalışma hayatında sevgi unsuruna verilen önemle p< 0.01; ekonomik bölgelere göre ekonomik imkanların gelişmesinde dinin rolü olup olmadığını düşünenler ve Ekonomik bölgelere göre dinî davranışlar arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur. İşe verilen önemle dini tutum ve davranışlar ve ekonomik bölgelere göre sahip olduklarıyla yetinme anlayışı arasında p< 0.05 düzeyinde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur.Dinî tutum ve davranışlarla, beraber iş yapma anlayışı, tüketim harcamaları, tembelliğe yer vermeyen bir kader ve tevekkül anlayışı, modern bir hayatın gerektirdiği düzeyde enerji kullanımı, ekonomik bölgelere göre kutsal gün, gece ve bayramlara verilen önem arasında bir korelasyon bulunmamıştır.Anahtar kelimeler: 1) Dinî tutum ve davranışlar, 2) Ekonomik kalkınma,3) Dinî hayat, 4) Dindarlık.
Üniversite öğrencileri örnekleminde iman gelişimi ve dinsel fundamentalizm arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın amacı, öncelikle İman Gelişimi (İG) ile Dinsel Fundamentalizm (DF) değişkenleri arasındaki ilişkiyi, daha sonra da aynı değişkenlerin bazı demografik değişkenlerle (yaş, cinsiyet, sınıf, sosyo-ekonomik düzey (SED), öğrenim alanının türü gibi) olan ilişkilerini incelemektir.Bu çalışmanın örneklemini, DEÜ'ne bağlı İlahiyat Fakültesi'nin İlahiyat ve DKAB bölümleri ve Eğitim Fakültesi'nin Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören öğrencileri arasından tesadüfî yöntemle seçilmiş 411 kişi (erkek=167, kız=244) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı, 17?30 olup, yaş ortalaması ise 21.34'dür.Veri toplama araçları olarak, Leak, Loucks ve Bowlin (1999) tarafından geliştirilen İman Gelişimi Ölçeği ile Altemeyer ve Hunsberger (2004)'in geliştirmiş olduğu Dinsel Fundamentalizm Ölçeği kullanılmıştır.Elde edilen bulgular, İG ile DF, yaş ve sınıf değişkenleri arasında p<.001 düzeyinde anlamlı bir ilişkinin olduğunu, ancak cinsiyet, öğrenim görülen bölüm ve SED değişkenleriyle anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermektedir. Öğrencilerin, sınıflar açısından İG ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, birinci sınıf ve dördüncü sınıflar arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(3.407)=3.737, p<.05) tespit edilmiştir.DF değişkenine bakıldığında, bu değişkenin öğrenim görülen bölüm ve sınıf değişkenleriyle p<.001 düzeyinde anlamlı bir korelasyona sahip olduğu bulunmuştur. Ancak, DF ile cinsiyet ve SED değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bölümler açısından DF ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, sınıf öğretmenliği bölümünün DF ortalama puanlarıyla, DKAB bölümünün ve İlahiyat Bölümünün DF ortalama puanları arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(2.408)=60.197, p<.001) tespit edilmiştir. Bunun dışında, öğrencilerin sınıflar açısından DF ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, birinci, üçüncü ve dördüncü sınıflardaki öğrencilerin DF ortalama puanları arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(3.407)=37.208, p<.001) tespit edilmiştir. Ayrıca ikinci sınıfların DF ortalama puanları ile dördüncü sınıfların DF ortalama puanları arasındaki fark da p<.01 düzeyinde anlamlı olarak saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) İman Gelişimi Kuramı, 2) İman Gelişimi Evreleri, 3) James W. Fowler, 4) Dinsel Fundamentalizm
Muhammed İkbal'de mistik tecrübe
Bu tezin konusu asrımızın büyük düşünürlerinden biri olan Muhammed İkbal'in Mistik Tecrübe hakkındaki görüşleridir. Amacımız Muhammed İkbal'in düşünce dünyamızdaki yerini ve onun konuyla alakalı orijinal görüşlerini ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için mümkün olduğunca bizzat Muhammed İkbal'in kendi eselerine müracaat edilmiştir.Dikkate alınması gereken ilk nokta, mistik tecrübenin tarafımızdan yakinen bilinmesidir. Bu tecrübe, diğer insanî tecrübelerden farksız olarak bilgimiz için gereken veri ve bulguları veriyor. Bütün tecrübeler doğrudan vuku bulurlar. Nasıl ki, normal tecrübenin sahaları, dış dünya hakkındaki bilgimizle ilgili seziş ve verilerin yorumlanmasına bağlıdır, mistik tecrübenin kapsamı da Allah hakkındaki bilgimizi açıklanması ve yorumlanmasına bağlıdır. Mistik tecrübenin doğrudan ve araçsız olmasında ki anlam sadece diğer şeyler gibi Allah'ı da bilmemizdir.Allah, matematiksel bir olgu değildir. Allah, tecrübeye dayanmayan yalnız karşılıklı ilişkilerde bulunan bir takım kavramlardan oluşan bir sistem de değildir. Mistik hal bizi Mutlak Hakikat'in küllî kısmıyla temasa getirir. Bu kısımda bir birine zıt olan muharrikler birleşerek tahlil edilmeyecek bir birlik oluştururlar. Bu öyle bir birliktir ki ihtiva ettiği şeyler arasında özne nesne farkı tamamıyla ortadan kalkar. Mistik hal, her şeyden üstün her şeye egemen ve bir an için tecrübeyi yaşayanın ferdi şahsiyetini aşan yegâne ve olağanüstü diğer zat ile yakın ve içten temas kurmasıdır. Muhtevasına bakılırsa mistik hal, hayli âfakidir ve yalnız subjektifliğin sesli dünyasına çekilme hareketi olarak görülmemelidir.Anahtar Kelimeler: Mistik, Tecrübe, Muhammed İkbal, Âlem, Tanrı
Sosyolojik açıdan küreselleşme ve din
Günümüzde küreselleşme, dünya genelinde, üzerinde en fazla çalışma yapılan konulardan biridir. Küreselleşmenin bütün toplumsal kurum ve yapılar üzerinde olumlu ve olumsuz etkisi yoğun şekilde tartışılmaktadır. Küreselleşmeyi bir kurtuluş olarak görüp ona bütünüyle tabi olmak gerektiğini kabul edenlerin yanında, tamamen olumsuz bir süreç gibi görüp karşı cephe alanlar da vardır.Son zamanlarda kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle de önemli bir ivme kazanan küreselleşme, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel boyutlarıyla az veya çok tüm dünya ülkelerini etkilemektedir. O halde küreselleşme nedir? Küreselleşme, çok boyutlu bir süreçtir. Bu sebeple tarihi bağlamından koparıp tek yönlü değerlendirilmemesi gerekir. Küreselleşme, tarihi ve toplumsal gelişmeler yanında teknolojik gelişmelerin de belirleyici olduğu, toplumların ve kültürlerin birbirleriyle çok yakın etkileşime girdikleri bir süreçtir. Küreselleşmenin etkisine maruz kalan toplumsal kurumlardan biri ise dindir. Bu etkileşim süreci kimi zaman homojen bir kültür meydana getirirken, kimi zaman da yerel kültürlere küresel ölçekte kendilerini ifade etme fırsatı sunmaktadır. Bu açıdan, bazen egemen kültürlerin dinleri yerel dinleri etkilemekte, bazen de yerel dinler onları tehdit edecek boyuta ulaşabilmektedir.Bu çalışmada küreselleşme siyasal, ekonomik, kültürel ve teknolojik boyutları bakımından incelenmiştir. Ardından küreselleşmenin bu boyutlarının din üzerindeki etkileri, dini tecrübenin ifade şekilleri bağlamında ele alınmıştır. Son olarak, küreselleşmenin Türkiye'deki dini hayata etkileri üzerinde durulmuştur. Bu açıdan çalışmamız, küreselleşen dünyada dinin hangi yönleriyle etkiye maruz kaldığını sosyolojik perspektifle ortaya koyma çabasındadır.Anahtar Kelimeler: 1) Küreselleşme 2) Din 3) Kültür 4) Sekülerleşme
Yunanistan Gümülcine ili Mehrikoz bölgesindeki doğum, sünnet, evlenme ve ölüm ile ilgili örf ve adetlerin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışmada Yunanistan, Gümülcine ilinin Mehrikoz Bölgesinde geçiş dönemleri olan doğum, evlenme, ölüm âdetleri ve bunlara bağlı halk inançları, sosyolojik açıdan değerlendirmeye çalışılmıştır.Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Doğum ele alınmıştır. Doğumdan kısa bir süre sonra gerçekleşen `sünnet' konusu da bu kapsamda ele alınmıştır. İkinci bölümde, `Evlenme' konusu, üçüncü bölümde ise `Ölüm' konusu ele alınmıştır.Doğum, Sünnet, Evlenme ve Ölüm ile ilgili ele alınan konularda sosyolojik olarak yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerin verilmesinin ardından Batı Trakya ? Mehrikoz halkının sözlü kaynaklardan edinilen âdet, inanç ve uygulamalar aktarılmıştır. Sözlü kaynaklardan elde edilen bilgilere dayalı âdet, inanç ve uygulamaların geleneksel Türk kültürü ile olan ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır.Bu araştırmanın sonucunda Mehrikoz halk kültüründe, Anadolu'nun inanç ve kültür yapısının izlerinin bulunduğu görülmüştür. Önemli ölçüde İslâm dininden kaynaklanan bu izlerin bugünkü Mehrikoz halkının adet, inanç ve günlük kültüründe görmekteyiz.Anahtar Sözcükler: Batı Trakya ? Mehrikoz Bölgesi, Doğum, Sünnet, Evlenme, Ölüm.
Afyon- Bolvadin ve çevresi halk inanışları ve uygulamaları
İnsanlar, tarihin bütün devirlerinde mutlaka bir şeylere inanma ihtiyacı duymuşlardır. Bu nedenle insanlık tarihi boyunca din de insanla beraber var olmuştur. Din ile birlikteliğini sürdüren insanlar, kendi milli kültürlerinden getirdikleri bazı inanış, adet ve davranış biçimlerini dine yansıtmışlardır. Bu şekilde meydana gelen halk inançları, zamanla toplumsallaşmış, tüm toplumun ortak değerleri ve pratikleri haline dönüşmüştür. Bu sebeple halk inançları, toplumu tanımaya ve anlamaya hizmet ettiği için önemlidir. Bir toplumu, inançları olmaksızın değerlendirmek mutlaka bir eksikliğe sebep olacağı için, toplum bir bütün olarak ve her yönüyle araştırılmalıdır. Bu vesile ile ?Afyon-Bolvadin ve Çevresi Halk İnançları ve Uygulamaları? adını taşıyan bu yüksek lisans tezinde, söz konusu yöre halkının inanç ve adetleri ile bunlara bağlı pratikleri tespit edilmeye çalışılmıştır.Çalışmamız bir giriş, dört bölüm, bir sonuç ve konuyla ilgili resimler ana başlıklarından oluşmaktadır.Giriş bölümünde halk inançları kavramı hakkındaki tanımlar ve değerlendirmeler ile araştırmanın alanı ve sınırı, amacı ve önemi ve yöntemi gibi metodolojik bilgilere yer verilmiştir.Birinci bölümde, halk inançlarının ortaya çıkışı ve başlıca özellikleri hakkında bilgi sunulmuştur.İkinci bölümde, Bolvadin'in coğrafi konumu, sosyal yapısı, beşeri ve ekonomik durumu ile Bolvadin'in adının kaynağı ve tarihi hakkında bilgi verilmiştir.Üçüncü bölümde, Bolvadin ve çevresine ait halk inançları, günlük hayat, hayatın geçiş dönemleri, sağlık, tabiat ve gök cisimleri, hayvanlar ve ziyaret yerleri başlıkları altında ele alınarak, bunların uygulamalarına açıklık getirilmiştir.Dördüncü bölümde ise, yöremizde yaygın olan ve insanların zihinlerinde yer eden efsaneler hakkında bilgi verilmiştir.Sonuçta çalışmadan elde edilen bulgular kısa bir değerlendirmesi yapılmış, ardından kaynak kişiler, kaynakça ve konu ile ilgili resimler eklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Halk İnançları, Bolvadin Ve Çevresi, Kutsal, Ziyaret, Eren.
Dinsel fundamentalizm ile Yeni Çağ inançlarına yönelik tutumlar arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı, öncelikle Dinsel Fundamentalizm ile Yeni Çağ İnançları gibi değişkenler arasındaki mevcut ilişkiyi, daha sonra da aynı değiş-kenlerle diğer bazı demografik değişkenler arasında var olduğu ileri sürülen ilişkileri incelemektir.Araştırmanın örneklemini, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Müzik ve Resim Bölümü, Deniz Bilimleri Fakültesi, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakülte-si'nin İlahiyat Bölümü, Anadolu Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu ile İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesi öğrencilerinden oluşan evrenden tesadüfi yöntemle seçilmiş toplam 178 kişi (erkek=63, kız=115) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı, 18?30 olup, yaş ortalaması 21.32'dir.Veri toplama araçları olarak, Altemeyer ve Hunsberger'in (1992) geliş-tirmiş olduğu Dinsel Fundamentalizm Ölçeği (DFÖ) ile araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan Yeni Çağ İnançları Anketi (YÇİA) kullanılmıştır.Elde edilen bulgular, Dinsel Fundamentalizm ile Öğrenim Alanları de-ğişkenleri arasında (r=.156) p<.05 düzeyinde, Dinsel Fundamentalizm ile Yaş değişkenleri arasında (r=.182) p<.01 düzeyinde anlamlı ilişkinin olduğunu, an-cak Dinsel Fundamentalizm'in diğer demografik değişkenlerle (medeni durum, sosyo-ekonomik düzey, yaşanılan yer, cinsiyet) ve Yeni Çağ İnançları değişke-niyle arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermektedir. Öğrencilerin, öğrenim gördüğü alan türü açısından Dinsel Fundamentalizm ortalama puanla-rı arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi so-nucunda, İlahiyat Bölümü ile Resim, Müzik ve Beden Eğitimi Bölümleri arasın-da anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(6.171)=4.710, p<.001) tespit edilmiştir.Yeni Çağ İnançları değişkenine bakıldığında, bu değişkenin sadece yaş değişkeniyle (r=.248) p<.001 düzeyinde anlamlı bir korelasyona sahip olduğu gözlenmiştir. Bunun dışında, Yeni Çağ İnançları değişkenin diğer tüm demog-rafik değişkenlerle arasında herhangi bir korelasyon tespit edilmemiştir.Anahtar Kelimeler: Dinsel Fundamentalizm, Yeni Dinî Hareketler, Yeni Çağ,Reenkarnasyon, Astroloji, Karma.
Farklı orta öğretim öğrencilerinde dindarlık ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, orta öğretim öğrencileri arasında dindarlıkla benlik saygısı arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu iki değişkenle bazı demografik değişenler arasındaki ilişkiyi tespit etmektirAraştırmanın örneklemini İzmir ilinde bulunan Fen Lisesinden 158, İlkkurşun Lisesinden 142, İmam Hatip Lisesinden 130, Karataş Lisesinden 88, Özel Yamanlar Lisesinden 37 öğrenci olmak üzere 555 orta öğretim öğrencisi oluşturmaktadır. Bu örneklem grubunun 263'ü kız, 282'si erkek öğrencilerden oluşmaktadır. Öğrencilerden 10'u ise cinsiyetini belirtmemiştir. Örneklemin yaş ortalaması 16,46'dır (yaş aralığı 14-20).Veri toplama aracı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Anabilim Dalı öğretim elemanları tarafından geliştirilen 97 maddeden oluşan Dini Hayat Ölçeği ve Çuhadaroğlu tarafından Türkçeye çevrilmiş olan Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği tek bir formda birleştirilerek uygulanmıştır.Elde edilen bulgular dindarlık değişkeni ile benlik saygısı (r= -.00) arasında anlamlı bir korelasyonun olmadığını göstermiştir (p>.05). Aynı şekilde dindarlık değişkeni ile cinsiyet (r= -.05) değişkeni arasında da anlamlı bir korelasyonun olmadığı tespit edilmiştir. Dindarlıkla, yaş değişkeni (r= .11) ve öğrencisi oldukları okul değişkeni arasında (r= -.11) p<.009; sosyo-ekonomik düzey değişkeni arasında (r= .09) ise p<.03 düzeyinde anlamlı korelasyonlar saptanmıştır.Ayrıca benlik saygısı değişkeninin, öğrencisi olduğu okul değişkeniyle (r= -.16) ve sosyo-ekonomik düzey değişkeniyle (r= -.17) p<.001 düzeyinde anlamlı ilişkilere sahip olduğu tespit edilirken benlik saygısıyla yaş ve cinsiyet değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.Sonuç olarak dindarlık ile benlik saygısı arasında anlamlı bir korelasyon olduğu yönündeki hipotezimiz desteklenmemiştir. Yani sözkonusu iki değişken arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Orta Öğretim, Ergenlik, Dindarlık, Benlik Saygısı
Schleiermacher'ın din felsefesi
Modern teolojinin babası olarak bilinen, Friedrich Schleiermacher, on dokuzuncu yüzyılın seçkin düşünürlerinden biridir. Bu çalışmada öncelikle bir teolog olan Schleiermacher'in din felsefesi incelenmiştir. Bu bağlamda ilk olarak teoloji-felsefe ilişkisi ve Schleiermacher'in teolojisi hakkında bilgi verilmiştir. Sonraki bölümlerde hayatı ve eserleri ile ilgili ayrıntılı bilgi verilmiş, onun din felsefesini şekillendiren temel dinamiklerin ne olduğu sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmamızın üçüncü ve son bölümünde ise Schleiermacher'in Tanrı anlayışına yer verilmiştir. Mutlak bağımlılık duygusu bağlamında onun Tanrı algısı ele alınarak incelenmiştir.Büyük ölçüde Aydınlanma felsefesinden ve romantizmden etkilenen Schleiermacher'in, dönemindeki yaklaşımlara ve kendinden önceki felsefeye karşı eleştirel, toparlayıcı bir tutum geliştirerek eklektik bir sistem kurduğu anlaşılmıştır.Schleiermacher'in din felsefesine özgün katkısı, kendi eserlerinden ve kullandığı terimlerden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda ?mutlak bağımlılık duygusuna? dayanan din anlayışına sağlam bir giriş hedeflenmiştir.
Türk modernleşmesinin yükseköğretimde din eğitimine etkisi
Eğitimin hedefi, insan unsurunu işlemek, onu ruhi yönden olgunlaştırmak, bu yolla da onun memleketine ve milletine faydalı bir birey olmasını sağlamaktır. Çağın şartlarına göre eğitim sisteminin de güncellenmesi, modernleşen çağa ayak uydurması önemli bir konudur. Bu bağlamda din eğitimi alanı modernleşme süreçlerinden en çok etkilenen alanlardan birisidir. Bu çalışma modernleşme hareketlerinin din eğitimine ne yönde etki ettiğini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Belirlenen amaç doğrultusunda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk modernleşmesi, köklü değişimlerin yaşandığı ve günümüzde de devam eden zorlu bir süreci ifade etmektedir. Bu zorlu sürecin din eğitimi alanındaki olumlu ve olumsuz yanlarını ayırt etmesi ve olumsuz etkilerine dikkat çekmesi açısından bu çalışma önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında yapılan alan araştırmasında, ilahiyat fakültesi öğrencilerinin aldıkları din eğitiminin, modernleşmeye ve onun unsurlarına yönelik bakış açılarında etkili olup olmadığı sorgulanmıştır. Afyon Kocatepe Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 50 öğrencinin katılımı ile derinlemesine mülakat yapılıp elde edilen veriler betimleyici nitel analiz tekniğiyle analiz edilip değerlendirilerek bulgular yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, İlahiyat fakülteleri öğrencilerinin fakültede aldıkları dini eğitimin modernleşmeye ve onun unsurlarına karşı bakış açılarına etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Din Eğitimi, Modernleşme, İlahiyat Fakültesi
Din Kültürü Ahlak Bilgisi öğretmenlerine göre din öğretiminde duygu eğitimine yönelik görüşlerinin incelenmesi
Araştırmada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenlerinin din öğretiminde duygu eğitiminin rolüne yönelik görüşlerini tespit etmek ve analiz etmek amaçlanmıştır. Duygu eğitimi öğrencilerin duygusal zekâ, ahlaki değerler ve din anlayışlarını geliştirmelerine yardımcı olabilecek önemli bir unsurdur. Araştırmanın örneklemini Afyonkarahisar il merkezinde MEB'e bağlı farklı türde okullarda görev yapan farklı yaş grubundan 21 DKAB öğretmeni oluşturmaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma modeli, görüşme tekniğinin türlerinden biri olan mülakat tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, öğretmenlerin çoğunluğunun duygu eğitiminin din öğretiminde önemli bir rol oynadığını, duygu eğitiminde farkındalığın artırılması gerektiğini, öğretim programında duygu eğitimine daha fazla yer verilmesi gerektiğini, ders kitaplarında duygu eğitimi ile ilgili bölümlerin azlığı ve artırılması gerekliliğini daha ortaya koymaktadır. Sonuçlar DKAB öğretmenlerinin duygu eğitimine yönelik farkındalığın artırılması ve bu alanda daha fazla destek sağlanmasının önemini vurgulamaktadır.
Dindarlık ve ölüm kaygısı arasındaki ilişkiler: Tasavvufa intisabı olanlarla olmayanların karşılaştırmalı bir araştırması
Bu araştırmanın amacı dindarlık ile ölüm kaygısı arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu bağlamda tasavvufa intisabı olan ve olmayan bireylerin dindarlık ve ölüm kaygısı düzeylerini karşılaştırmak araştırmanın amaçları arasındadır. Bu amaçla araştırmada öncelikle literatür taraması yapılarak kuramsal çerçeve oluşturulmuştur. Daha sonra araştırmanın amaçlarına uygun olarak nicel yöntem tekniklerinden anket tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan tasavvufa intisabı olan ve olmayan bireyler oluştururken; araştırmanın örneklemini Afyonkarahisar, Konya ve Eskişehir başta olmak şartıyla ülkemizin çeşitli illerinde yaşayan 214 tasavvufa intisabı olan ve 214 tasavvufa intisabı olmayan olmak üzere toplam 428 birey oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması için araç olarak Kişisel Bilgi Formu, Ok-Dini Tutum Ölçeği ve Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analiz edilmesi için SPSS 25 paket programından yararlanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında t testi ve Man Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında One Way Anova testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Dindarlık ve ölüm kaygısı puanları arasındaki ilişkinin saptanmasında ise Spearman Korelasyonu uygulanmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre katılımcıların dini tutum puanları ile ölüm kaygısı puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada tasavvufa intisabı olan bireylerin olmayanlara göre dindarlık puanlarının anlamlı derecede yüksek, ölüm kaygısı puanlarının ise anlamlı derecede düşük olduğu görülmüş, tasavvufa intisabı olan bireylerden ölüm rabıtası yapanların yapmayanlara oranla ölüm kaygısı puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Üniversite mezunu yetişkinlerin yaşlanma sürecindeki din eğitimi algısı
21.yy da tıptaki gelişmeler, eğitim seviyesinin yükselmesi, çocuk ölümlerinin azalması ortalama yaşam beklentisini artırmıştır. Bu durum da ülkemiz ve dünya nüfusundaki yaşlı sayısının artmasına sebep olmuştur. Ülkemizde birçok kurumun yaşlılara yönelik faaliyetlerini artırdığı gözlemlenirken, din eğitimi sahasında da bu faaliyetlerin daha da artması beklenmektedir. Din eğitimi alanındaki faaliyetlerin artmaya başlamasıyla birlikte yaşlanma süreci ve yaşlılık çalışmaları da popüler hale gelmiştir. Bu çalışma yaşlanma sürecinde bireylerin din eğitimi algılarını, ihtiyaç durumlarını, ihtiyaçların verimli bir şekilde giderilmesi için çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Bu araştırmada, nitel araştırma türlerinden fenomenolojik (olgubilim) desen belirlenmiştir. Araştırmada ilk olarak araştırmanın değişkenlerini oluşturan kavramlar hakkında literatür taraması yapılarak kavramsal alt yapı ortaya konulmuştur. Sonrasında, konuyla ilgili olarak 12 kişiyle derinlemesine mülakat(görüşme) yapılıp elde edilen veriler içerik analiz tekniğiyle analiz edilip değerlendirilmiş ve bulgular yorumlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesindeki üniversite mezunu bireyler oluşturmaktadır. Elde edilen bulgulara göre genel olarak yaşlanma sürecinde bireyler din eğitimine ihtiyaç duymalarına rağmen yeterli düzeyde din eğitimi faaliyeti ve çeşidinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İmam Hatip Liseleri ile İlahiyat Fakültelerinde hitabet ve mesleki uygulama dersinde karşılaşılan güçlüklere ilişkin görüşlerin incelenmesi
Bu araştırmada, İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip Liselerinde okutulmakta olan Hitabet ve Mesleki Uygulama dersinin işlenişinde ve dersin dışa dönük yönü olan uygulamalarında güçlük yaşanıp yaşanmadığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasına uygun olarak desenlendirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırma konusuna en uygun olan "odak grup görüşmesi" ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile mülakat tercih edilmiştir. Veri kaynağını ise Afyonkarahisar il merkezinde bulunan 5 İmam Hatip Lisesinde görev yapmakta olan Hitabet ve Mesleki Uygulama dersi öğretmenlerinin tamamı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi son sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre İmam Hatip Liselerinde Hitabet ve Mesleki Uygulama dersinde okuldan, öğretmenden, öğrenciden ve çevreden kaynaklanan güçlükler mevcuttur. İlahiyat Fakültesinde ise ders içeriğinden, öğretmen adayının kendisinden ve çevreden kaynaklı problemlerin mevcut olduğu görülmüştür. Araştırmanın tartışma sonuç ve öneriler kısmında bu problemler belirtilmiş ve çözüm önerilerine yer verilmiştir.
Aristoteles ve İbn Sina'da rüya teorisi
Rüyalar, insanların tarih boyunca ilgiyle yaklaştığı ve çeşitli şekillerde yorumladığı bir fenomendir. Aristoteles ve İbn Sînâ gibi filozoflar da rüyaların doğası ve anlamı üzerine düşünmüşlerdir. Aristoteles'e göre, rüyaların oluşumunda duyumlar önce ortak duyuda algılanır, sonra fantasya tarafından yorumlanır. Fantasya, günlük yaşamdaki duyguların rüyalardaki yansıması olarak işlev görür. Ona göre rüyalar tesadüfi olaylardır ve geleceği haber vermezler. İbn Sînâ ise rüyaları daha derinlemesine ele alır. Ona göre, rüyalar özellikle peygamberlerin gördüğü rüyalar olmak üzere, gelecekten haber veren ve ilahi kaynaklı olabilen niteliklere sahiptir. Ona göre, peygamberlerin rüyaları diğer insanlarınkinden farklıdır ve metafizik bağlamda rüyaları etkiler. Bu iki filozofun görüşleri, rüyaların oluşumu konusunda benzerlik gösterirken, rüyaların doğası ve potansiyel anlamları konusunda ayrışır. Aristoteles'e göre rüyalar tesadüfi olaylardır, İbn Sînâ'ya göre ise bazen ilahi kaynaklı ve geleceği haber verebilirler. Anahtar Kelimeler: İslam Felsefesi, Nefs, Rüya teorisi, Aristoteles, İbn Sînâ
Ebru sanatıyla meşgul olan bireylerde sabır ve dindarlık ilişkisi
Bu çalışmanın amacı sanatla meşgul olan bireylerde dindarlık ve sabır ilişkisini incelemektir. Araştırma geleneksel sanatlarımızdan ebru sanatı ile meşgul olan bireyler üzerinde yapılmıştır. Araştırmada öncelikle literatür çalışması yapılarak kuramsal çerçeve oluşturulmuştur. Daha sonra araştırmanın amaçlarına uygun olarak nicel yöntem tekniklerinden anket tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan ebru ile meşgul bireyler oluştururken; araştırmanın örneklemini İstanbul, Bursa, Sakarya, Ankara ve Konya illerinden katılan 230 ebru sanatı ile meşgul birey oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması için araç olarak Kişisel Bilgi Formu, Dinin Etkisini Hissetme Ölçeği ve Sabır Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analiz edilmesi için SPSS Statistics 20.0 paket programından yararlanılmıştır. Verilerin çarpıklık ve basıklık değerlerinin +2, -2 aralığında olmasından dolayı parametrik testler kullanılmıştır. İkili küme karşılaştırmasında bağımsız t testi, ikiden fazla karşılaştırmalar için ise Anova testi kullanılmıştır. Anova testin sonucunda farkın kaynağını bulmak için ise Tukey testi kullanılmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre katılımcıların dini etkisini hissetme puanları ile sabır puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Katılımcıların dinin etkisini hissetme düzeyleri arttıkça kısa süreli sabır, kişilerarası sabır ve uzun süreli sabır düzeylerinin arttığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler:Dindarlık, dinin etkisini hissetme, sabır, sanatçı, ebru sanatı.
Varoluşsal kaygı ile dindarlık arasındaki ilişkilerin araştırılması
Varoluşsal kaygı ve dini tutum ilişkisi incelenirken kaygıları bir bütün olarak ele alıp, çeşitli sosyo-demografik değişkenlerle bağlantılı olarak araştırmak amaçlanmıştır. Kaygıları bütünüyle ele alan az sayıda çalışma bulunması sebebiyle yapılan araştırmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu amaçla araştırmada öncelikle konunun kavramsal incelemesi yapılarak teorik alt yapısı oluşturulmuş, ardından araştırmanın amacına uygun olarak nicel yöntem tekniklerinden anket tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan çeşitli yaş, cinsiyet, medeni ve sosyo-ekonomik duruma sahip bireyler oluştururken; araştırmanın örneklemini farklı şehirlerden katılım sağlayan 15-65+ yaş arasında 467 birey oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması için araç olarak Kişisel Bilgi Formu, Ok-Dini Tutum Ölçeği ve Varoluşsal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analiz edilmesi için SPSS 28 paket programından yararlanılmıştır. Analizlerden elde edilen bulgulara göre katılımcıların dini tutum ve varoluşsal kaygı değişkenleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ulaşılan bu sonuçlar araştırmanın temel hipotezi olan dini tutum ve varoluşsal kaygı değişkenleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu yönündeki hipotezi doğrulamaktadır. Bununla birlikte varoluşsal kaygı alt boyut puanları, dini tutum ve demografik değişkenler arasındaki ilişki incelendiği zaman çeşitli sonuçlar elde edilmiştir.
Dinler tarihi metodolojisinde dinleri anlama problemi
Sosyal bilimler XIX. yüzyıldan itibaren pozitivist bilimsel bakışla hareket etmeye başlamıştır. Sosyal bir bilim olarak Dinler Tarihi pozitivist bir bakış açısıyla dinleri anlamaya çalıştığında ise objektif bakış açısını kaybetmektedir. Bu sebeple Dinler Tarihi normatif olmayan dinamizmini koruyabilmek adına bazı yöntemler geliştirmiştir. Bu bilim dalı ilgilendiği konuların özellikleri sebebiyle bir taraftan tarihsel bakış açısına sahip "tarihsel mukayese" ve "yeni mukayesecilik" gibi metotları kullanırken, diğer taraftan felsefeden ödünç alınmış "fenomenoloji" gibi yöntemleri kullanabilmektedir. Bu bağlamda Dinler Tarihi araştırmacısının dinleri daha objektif bir biçimde anlaması ve yorumlayabilmesi için bu yöntemlerin hem tarihsel gelişimini hem de düşünsel temellerini bilmesi, bilimsel araştırmaların doğruluğu açısından önem arz etmektedir. Bu çerçevede tezimizin birinci bölümünde sosyal bilimlerde pozitivizmden ve bunun metodolojiye yansımasından söz edilmiştir. Bunun yanı sıra Dinler Tarihi'nin modern manadaki kuruluşu ve onun metodolojisi hakkındaki görüşler ele alınmıştır. Ayrıca dinlere bakışta problemlere yol açan düşünceler ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise Dinler Tarihi'nin dinlere bakışta kullandığı "tarihsel mukayese", "yeni mukayesecilik", "fenomenoloji" ve "hermenötik" gibi bazı metotlar incelenmiştir. Sözü edilen bu metotların incelenmesiyle, dinler tarihçilerinin objektif bir bakış açısıyla dinleri anlamasına ve yorumlamasına katkı sağlamak hedeflenmiştir.
1982 ve 2022 yıllarına ait 5. ve 8. sınıf DKAB ders kitaplarının karşılaştırılması
İnsanlık tarih boyunca teknoloji ve bilim alanında büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Bu ilerlemeler, eğitim dâhil her alanda etkisini göstermiştir. Eğitimde ilerlemelerden biri de ders kitaplarının güncellenmesidir; bu güncellemeyle küreselleşen dünyanın standartlarına ulaşılmaya çalışılmaktadır. Bu durum, son yıllarda karşılaştırmalı eğitim çalışmalarının önemini artırmıştır. Hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde kullanılan ders kitaplarının geliştirilmesi amacıyla karşılaştırma çalışmaları yapılmakta, ders kitaplarının güçlü ve zayıf yönleri belirlenerek gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmektedir. Araştırmanın amacı; Örgün din öğretiminde 1982 ve 2022 yılları arasında uygulanan öğretim programlarına göre hazırlanan ders kitaplarını incelemek, gelişim seyrini izlemek, değişim ve dönüşümleri ortaya koymaktır. 1982 Anayasası'nın kabul edilmesiyle birlikte, DKAB dersleri Türkiye'deki örgün eğitim kurumlarında zorunlu hale getirilmiştir. Örgün eğitimde hazırlanan ilk kitaplar ile son dönemlerde hazırlanan ders kitaplarını incelemek çalışmamızın temel amacıdır. Bu bağlamda; din derslerinin örgün eğitimde yerini aldığı dönemin ders kitaplarının içeriği, farklı programların hazırlanma nedeni, programların temel özellikleri, ders kitaplarında yer alan öğretim strateji ve yöntemlerin neler olduğu, kitapların şekilsel, içeriksel, görsel özelliklerinin nasıl olduğu, ölçme ve değerlendirme bölümlerinin hangi özellikleri taşıdığı gibi sorulara cevap aranmıştır. Kişinin toplumsal hayata uyum sağlaması, hayatını belli çerçevede ilkelere göre sürdürebilmesi ve topluma maddi ve manevi anlamda katkı sunabilmesi için tarih boyunca eğitime ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla çeşitli adımlar atılmış ve kurumlar kurulmuştur. Böylece, gelecek nesillere belirlenen niteliklerin aktarılması ve kazandırılması hedeflenmiştir. Eğitim faaliyetlerinin başlamasıyla beraber zamanla eğitim sistemleşmiş, günümüzdeki halini almıştır. Eğitim sisteminde DKAB dersleri önemli bir yere sahiptir. DKAB dersinin okullarda eğitim öğretim sisteminin bir parçası olmasıyla beraber ders kitapları üzerinde durulması gerekmiş, gerekli çalışmalar yapılarak ders kitaplarının içeriği, yapısı, niteliği gibi konular araştırılmıştır. Bu araştırmanın problemi 1982 ve 2022 kitaplarının incelenerek benzerlik ve farklılıklarının ortaya konulmasıdır. Bu araştırma sonucunda; DKAB derslerinin örgün eğitimde yerini aldığı ilk dönemde hazırlanan ders kitapları ile günümüzde kullanılan ders kitapları arasında önemli farklılıklar belirlenmiş, değişiklikler gözlenerek, günümüzde hazırlanan ders kitaplarının öğrencinin öğrenmesini daha fazla desteklediği görülmüştür.
Ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarının dini gelişimlerine katkılarına yönelik görüşleri
Ergenlik dönemi gelişim açısından insan hayatının en önemli zaman dilimlerinden biridir. Dinamik bir zaman dilimi olan bu süreçte, yetişkinlik döneminin tutum ve davranışlarının temeli atılmaktadır. Bu dönemde çocuğun gelişiminde en önemli etkenlerden biri de ailedir. Bireyin anne ve babası sadece çocuğun biyolojik, psikolojik, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamakla sorumlu değildir. Ebeveynler çocuğun inanma ihtiyacını tatmin etmekle de görevlidir. Ebeveynlerin bu fonksiyonundan dolayı Allah, anne ve babaya dini değerleri aktarma ve öğretme sorumluluğunu yüklemiştir. Bu sorumluluğun yerine getirilmesinde, çocuğun dini gelişimine rehberlik edebilecek bilinçli ebeveynlere büyük sorumluluk düşmektedir. Sağlıklı ve etkili bir din eğitimi için bu oldukça önemlidir. Din eğitiminin başarıya ulaşması, çocuğun sevgi ve güven üzere oluşturulmuş bir aileye sahip olmasına ve ebeveynlerinin dengeli ve kararlı tutumlar ile doğru bir disiplin anlayışına bağlıdır. Aksi takdirde tutarsız davranışlar, çocuğun gelecekte dine karşı olumsuz bir tutum geliştirmesine sebep olabilir. Araştırmada ergenlik dönemindeki bireyin eğitimi ve din eğitiminde önemli bir etkiye sahip olan aile kurumunu, ebeveynlerin din eğitimi konusundaki yeterliliğini ve ebeveynlerin bu önemli sorumluluğu yerine getirip getiremediğini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Ayrıca ebeveynlerinin yanı sıra arkadaşlarının, çevresinin, öğretmenlerinin ve sosyal medyanın da çocukların dini gelişimleri üzerindeki olumsuz etkilerine karşı alınan önlemler araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Afyonkarahisar ilinin İscehisar ilçesinin farklı köylerinden farklı gelir seviyelerinden, farklı sosyokültürel düzeyde 16 ebeveyn oluşturmaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma modeli, görüşme tekniğinin türlerinden biri olan mülakat tekniği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular erken yaşta din eğitimi alan anne babaların, ergenlik dönemindeki çocuklarının din ile ilgili sorularına ve ihtiyaçlarına daha etkili cevap verebilirken, din eğitimi almayan anne ve babaların bir uzmana yönlendirme eğilimlerinin daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuçlar ebeveynlerin din ile ilgili bilgilerinin yetersiz olduğunu, çocuklarının soyut ihtiyaçları için Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine ihtiyaç duyduklarını, ders saatlerinin artırılması ve bu alanda çocuklara daha fazla destek sağlanmasının önemini vurgulamaktadır.
Yahudilikte diaspora tecrübeleri ve diaspora yahudilerinin kutsal toprak anlayışı
Yahudilikte Diaspora Tecrübeleri ve Diaspora Yahudilerinin Kutsal Toprak Anlayışı başlığına sahip bu tez üç bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde diaspora/sürgün kavramının mâhiyeti ve Yahudilikteki konumu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu konuda özellikle Batı'da ve kısmen ülkemizde yapılmış tanımlardan ve tartışmalardan yararlanılmıştır. Bunun yanında diaspora kavramının Yahudilikte benzer kullanımları olan galut, gola, gala kavramları açıklanarak Yahudi tarihinde yaşanan Mısır, Asur, Babil ve Roma diaspora tecrübeleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca Yahudi tarihinde yaşanan sürgünlerin Yahudilerin zihninde ne anlama geldiği açıklanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde Yahudi diasporasının Yahudi temel inanç ve ibadetine etkileri ve Yahudilerin diasporadaki durumları açıklanmıştır. Bu bağlamda Yahudilerin Müslüman ve Hıristiyan yönetimlerdeki durumları ele alındığı gibi Yahudilerin İslâm ve Hıristiyanlık hakkındaki algılarına yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümü diasporadan dönüşteki Yahudi yaşamı ve algısına ayrılmıştır. Bu konuda Yahudilerin diaspora sonrası vadedilmiş topraklara dönüşü ve orada yaptıkları faaliyetlerden bahsedilmiştir. Bunun yanında Yahudilerin diasporadan döndükten sonra hem İsrail toplumu hem de Yahudiler dışındaki halkla olan çatışma noktalarına değinilmiş ve Yahudilerin karşılaştıkları bu problemlere çözüm olarak arkeolojiyi kullandıkları anlatılmıştır. Sonuç kısmında diasporanın Yahudilikteki yeri ve etkileri hakkında çıkarılan bulgular sunulmuştur.
Fârâbî'de hads kavramının mahiyeti
Sezgi, felsefe tarihi boyunca epistemolojik bir tartışma konusu olmuştur. Bazı düşünürler bilgi edinmede sezgiyi açıkça benimsemelerinden dolayı sezgicilik akımının tartışmasız bir ferdi olarak sayılmaktadırlar. Bu düşünürlere Plotinus, Gazzâlî ve Bergson örnek verilebilir. Ancak bazı düşünürler akılcı olmalarına rağmen felsefelerinde sezgisel düşüncelere yer vermelerinden dolayı birtakım eleştirilerin hedefi olmuşlardır. Bu filozoflara Platon, Aristoteles, Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ örnek gösterilebilir. Felsefelerinde irrasyonel unsurların bulunmasından hareketle bu düşünürlerin epistemolojilerinde mistik bir bilgi edinme gücü olan sezgiyi kullandıkları iddia edilmektedir. Bu düşünürlerden hususen Fârâbî incelendiğinde, onun eserlerinde gerçekten de sezgisel olarak yorumlanmaya müsait, muğlak ifadeler olduğu görülmektedir. Nitekim birçok felsefeci Fârâbî'nin bilhassa nübüvvet teorisini ve vahiy tasavvurunu sezgisel olarak yorumlamaktadır. Fârâbî'de Arapça sezgi anlamına gelen hads kavramının mahiyetinin ele alındığı bu çalışmada, öncelikle filozofta bu kavrama etkisi olabilecek, iddia edildiği gibi bir hads tasavvuru varsa buna kaynak teşkil edebilecek unsurlar üzerinde duruldu. Bu doğrultuda ilk muhtemel kaynak olarak Fârâbî öncesi felsefeden Antik-Helenistik dönemi temsilen Platon ve Aristoteles'in, İslam felsefesinden Kindî'nin epistemolojilerinde sezgi konularından bahsedildi. İkinci muhtemel kaynak unsuru olarak İslam dini ele alındı ve burada İslam dininin iki ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim ve hadislerden sezgiyle ilişkili bazı kavramlara yer verildi. Daha sonra Fârâbî'nin eserlerinde hads kavramının izi sürüldü ve filozofun metinlerinden lugavî ve ıstılahî manada hads kavramının karşılığı olarak değerlendirilebilecek belirli pasajlar aktarıldı. Neticede metinlerinden hareketle Fârâbî'de hads olarak yorumlanabilecek üç nokta tespit edildi. Bu noktaların izahında ilk bölümde verilen muhtemel kaynaklar ile filozofun metinlerindeki ilgili pasajlar birlikte değerlendirilerek sezgisellik iddialarının tutarlılığı tartışıldı ve böylece tezde Fârâbî'de hads kavramının mahiyeti ortaya konulmaya çalışıldı.
Sigara bağımlılığı ile mücadele sürecinde dini başa çıkma üzerine bir karma desen araştırması
Bu çalışma, sigara bağımlılığı ile mücadele eden bireylerin, bu sorunla başa çıkma süreçlerinde dinî başa çıkmayı ele almaktadır. Araştırmanın amacı sigara bağımlılığı ile mücadele eden bireylerin bu süreçte dinî başa çıkmayı kullanarak dinden destek alıp almadıklarını tespit etmek, şayet destek aldılarsa nasıl ve ne düzeyde dinî başa çıkmadan yararlandıklarını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada öncelikle literatür taraması yapılarak kuramsal çerçeve oluşturulmuştur. Araştırmada yöntem olarak karma yöntem biçimlerinden yakınsayan paralel karma desen kullanılmıştır. Buna göre nicel veriler ardından nitel veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin toplanması için hazırlanan anket formunda kişisel bilgi formu ve dinî başa çıkma ölçeğine yer verilmiş, ayrıca katılımcılara sigara bağımlılığıyla ilgili bazı sorular yöneltilmiştir. Nitel verileri toplamak için mülakat yöntemi kullanılmış, mülakatların bir kısmı yüz yüze bir kısmı telefonla gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar 15 gönüllü bireyle, anket çalışması 405 gönüllü bireyle yapılmıştır. Ancak sigara bağımlılığı ile mücadele etmediklerini belirttikleri halde ankete katılanların veri setleri analiz dışı bırakıldığı için analizler 341 katılımcının veri setiyle yapılmıştır. Nicel verilerin analizinde veriler normal dağılım gösterdiği için t testi ve one way ANOVA kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan, 18 yaş ve üzeri sigara bağımlısı bireyler oluştururken, araştırmanın örneklemini 18 yaş ve üzeri sigarayı bırakmak için mücadele eden, sigarayı bırakıp tekrar başlamış ya da sigarayı bırakabilmiş bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyo demografik özeliklerinden yaş ve cinsiyet, öğrenim durumuna göre dinî başa çıkma düzeylerinde anlamlı bir farklılık tespit edilirken gelir düzeyi ve medeni duruma göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Nitel verilerden elde edilen bulgulara göre sigara bağımlılığı ile mücadele eden 15 katılımcının 10'nun mücadele sürecinde dinî başa çıkmayı kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların sigara bağımlılığıyla mücadele sürecinde dinî başa çıkma yöntemi olarak en fazla dua'dan faydalandıkları belirlenmiştir. Karma yöntemle yapılan araştırma bulgularının birleştirilmesi sonucunda sigara bağımlılığıyla mücadelede katılımcıların dinden ve olumlu dinî başa çıkmadan destek aldıkları tespit edilmiştir. Karma yöntem çalışmasıyla yapılan araştırma sonucuna göre en sık başvurulan dinî başa çıkma aracının dua olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada bazı katılımcıların namaz, oruç, sadaka, umre, dinî sohbet gibi dinî başa çıkma unsurlarından yararlandıkları belirlenmiştir.
Sofistlerin siyaset düşüncesinin Jean-Jacques Rousseau üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Sofistlerin siyaset düşüncesini ve Jean-Jacques Rousseau'nun siyaset düşüncesinde, özellikle toplum sözleşmesi bağlamındaki fikirlerinin sofistlerden nasıl etkilendiğini incelemektedir. Sofistler, Grek döneminde bilgi, ahlâk ve siyaset üzerine eleştirel ve göreceli yaklaşımlarıyla tanınan düşünürlerdir. Siyaset özelindeki düşünceleri genel olarak, insanın doğuştan özgür olması, physis-nomos ayrımında physisi öncelemeleri ve toplumsal sözleşme bağlamında ağırlık göstermektedir. Bu çalışma, Rousseau'nun doğa durumu ve toplumsal sözleşme teorisinde sofistlerden bir iz barındırdığını iddia etmektedir. Rousseau'nun, toplum sözleşmesi teorisinde, insanların doğa durumundaki eşitlik ve özgürlüklerini medeni toplumlarda yeniden kazanma arzusu öne çıkmaktadır. Sofistlerin bireysel özgürlüğe verdikleri önem, Rousseau'nun toplum sözleşmesi fikrinde yansımalarını bulmaktadır. Ancak Rousseau, sofistlerin aksine evrensel bir adalet ve erdem anlayışını savunarak doğal hukuku temel almaktadır. Bu farklılık ve benzerlikler, Rousseau'nun sofistlerden nasıl etkilendiğini ve onlardan nasıl ayrıldığını anlamamıza yardımcı olmaktadır. Rousseau'nun sofistlerden etkilenerek geliştirdiği siyaset düşüncesi, modern siyasî teoriler açısından değerli bir perspektif sunmaktadır. Bu çalışma, Rousseau'nun düşüncelerinin kökenlerini ve sofistlerle olan ilişkisini açığa çıkararak, akademik alanda yeni tartışmalara kapı aralamaktadır. Anahtar Kelimeler: Sofistler, Toplum Sözleşmesi, J. J. Rousseau, Doğal Hukuk, Doğal Hâl
İnfertilite sorunu yaşayan bireylerde umut ile dini basa çıkma ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı, infertilite (çocuk sahibi olamama) sorunu yaşayan bireylerin umut düzeylerini ve problemle baş etme amacıyla dini ne ölçüde kullandıklarını tespit etmektir. Aynı zamanda umut ve dini başa çıkma ilişkilerinin incelenmesi suretiyle dini başa çıkmanın infertilite ile mücadele ile ilişkisini ortaya koymak da araştırmanın ana amaçlarındandır. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan infertilite tanısı almış olan bireylerdir. Örneklem ise Türkiye'nin çeşitli illerinden kartopu örnekleme yoluyla ulaşılmış olan 252 kadın ve 54 erkekten oluşan ve 18 yaş ve üzeri toplam 306 infertil bireydir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu, Karaca-Kandemir Umut Ölçeği ve Dini Başa Çıkma Ölçekleri kullanılarak anket tekniği ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS 25 istatistik programı kullanılmıştır. Verilerin normallik testleri yapılıp normal dağılım gösterdiği belirlendikten sonra, yüzde, frekans ve aritmetik ortalama, T-testi, Anova ve Pearson korelasyon analizi kullanılmak suretiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre infertilite sorunu yaşayan bireylerin umut ve dini başa çıkma düzeyleri yüksektir. Erkek katılımcıların, çocuk sahibi olan infertil bireylerin, yaşı daha yüksek olanların, eğitim düzeyi yüksek olanların, gelir düzeyi yüksek olanların umut düzeylerinin daha yüksek olduğu görülürken; ölümlü gebelik yaşayıp yaşamama ve çocuk sahibi olma isteği süresine göre umut düzeylerinde anlamlı farklılık görülmemiştir. Katılımcıların dini başa çıkma yönelimlerinin yüksek olduğu, ortaokul mezunlarının ve 16 yıl ve daha fazla süredir çocuk sahibi olmak isteyenlerin dini başa çıkma düzeylerinin daha yüksek olduğu, ancak cinsiyet, ölümlü gebelik yaşama, yaş ve gelir düzeyi ile dini başa çıkma arasında ölçek genelinde anlamlı farklılık bulunmadığı, çocuk sahibi olan katılımcıların daha fazla olumsuz dini başa çıkmaya başvurduğu görülmüştür. Umut ile dini başa çıkma arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ahlâk-ı Mansûrî adlı eseri bağlamında Mîr Gıyâseddîn Mansûr Deştekî'nin amel-i hikmeti ve mahiyeti
Mîr Gıyâseddîn Mansûr, aklî ilimlerdeki başarısı nedeniyle insanlığın üstadı, üçüncü muallim ve filozofların sonuncusu olarak nitelendirilir. Onun ahlak felsefesi alanındaki çalışmalarından biri de Ahlâk-ı Mansûrî adlı eseridir. Çalışmamızın konusunu Mîr Gıyâseddîn Mansûr'un Ahlâk-ı Mansûrî adlı eseri bağlamında felsefi görüşleri oluşturmaktadır. İslam ahlak tarihiyle ilgili literatürde içeriği hakkında yeteri kadar bilgilerin yer almamış olması, böyle bir çalışmaya yönelmemizde etkili olmuştur. Çalışmamız konuyla ilgili genel ve özel kaynak ve araştırmalardan faydalanılarak analiz ve sentez yöntemiyle vücuda getirilmiştir.
Gelişimsel kalça çıkığı zemininde koksartrozlara total kalça protezi uygulamalarımız
IV ÖZET Halil GÖK, Gelişimsel Kalça Çıkığı Zemininde Koksartrozlara Total Kalça Protezi Uygulamalarımız, Uzmanlık Tezi, ANKARA 2001. Tezimde SSK Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi II.Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde Ocak 1990 - Aralık 1999 tarihleri arasında Hartofılakidis Tip B ve Hartofılakidis Tip C çıkıklı toplam 47 hastanın 58 kalçasına uygulanan total kalça protezi retrospektif olarak incelenmiştir. 43 'ü kadın ve 4 erkek hastadan oluşan grubumuzun ortalama yaşı 48 idi. Ortalama takip süresi ise 37.6 aydır. Gelişimsel kalça çıkığı zemininde koksartrozlara total kalça protezi uygulamak oldukça dikkat, bilgi ve tecrübe gerektiren bir konudur. Teknik zorluklar ve yüksek komplikasyon oranına rağmen aktivitesi ve sosyal yaşantısı kısıtlanmış genç hastayı tekrar topluma kazandırmaktadır. Ameliyat kararını verirken en önemli kriterimiz şiddetli ağrı şikayeti oldu. Topallama ve kısalık gibi şikayetlerle başvuran hastalara ameliyat endikasyonu konulmadı. Ameliyat sonrası hastaların ağrı şikayetinde dramatik bir düzelme gözlenirken, topallama gibi şikayetleri kısmen düzeldi. Vakalarımızın tamamında asetabular komponenti gerçek asetabuluma yerleştirdik. 20 hastada (%34.5) asetabulum çatı grefti, Hartofılakidis Tip C olan 7 hastada (%12) femoral kısaltma osteotomisi uyguladık. Son yıllarda greft kullanmamak için gerekirse küçük asetabular komponent ve asetabular komponentin mediale yerleştirilmesine dikkat ettik. Bu şekilde abdüktör mekanizmanın daha fonksiyonel olmasına, ayrıca kalça eklemine binen yükün azalmasına yardımcı olduğunu düşünüyoruz. Kemik kalitesi iyi olan hastalara, ayrıca kısaltma osteotomisi ve düzeltici osteotomi yapılan hastalara çimentosuz femoral komponent kullandık. Anahtar Sözcükler: Gelişimsel kalça çıkığı, total kalça artroplastisi, asetabulum çatı grefti, femoral kısaltma osteotomisi
Alfred Schutz'un fenomenolojik sosyolojisi ve din sosyolojisine uygulanabilirliği
Bu çalışmanın amacı Yorumlayıcı Sosyoloji'nin Din Sosyolojisi'ne uygu-lanabilirliğini incelemektir. Bu gayeyle Birinci Bölüm'de Yorumlayıcı Sosyolojinin kurucusu kabul edilen Alfred Schutz'un Fenomenolojik Sosyolojisi'ni inşa eden düşünsel düzlem ve kendi hayat hikayesine dair bilgi verildi.İkinci Bölüm'de onun kuramını anlayabilmek için kullandığı temel on kavram kısaca tanımlandı; toplum kuramı ve Sosyal Bilimler Felsefesi'nde iki meseleye dair malumat sunuldu.Üçüncü Bölüm'de Schutz'un Yorumlayıcı Sosyolojisi anlatıldı. Konusu, yöntemleri ve aynı çerçevede edim tipleri, eylem, toplumsal eylem, toplumsal ilişki ve çoklu yaşama dünyalarına ilişkin konular ele alındı.Dördüncü Bölüm'de ise, Schutz'un Fenomenolojik Sosyolojisi'nin Din Sosyolojisi'ne uygulanabilirliğini denendi. Bu deneme önce kavramsal, sonra konusal çerçevede yapılmaya çalışıldı.Tezin genel bir değerlendirmesi ile çalışma bitirildi.
Yaşlılarda içsel dini yönelim ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkiler: Huzurevinde kalanlarla evde yaşayanların karşılaştırmalı bir araştırması
Bu çalışmanın amacı yaşlılarda içsel dini yönelim ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkileri araştırmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı da huzurevinde kalan yaşlılar ile diğer yaşlıların içsel dini yönelim ve psikolojik sağlamlık düzeylerini karşılaştırmaktır. Araştırma, Afyonkarahisar ilinde huzurevinde kalan yaşlılar ve evde kalan yaşlılar üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde anket tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan yaşlılar oluştururken; örneklemini amaçlı ve kartopu örnekleme yöntemiyle belirlenen 190'ı huzurevinde kalan, 190'ı evde yaşayan 60 yaş ve üzeri toplam 380 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, İçsel Dini Motivasyon Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26 programından faydalanılmıştır ve ölçeklerin normallik dağılımları incelenmiştir. İçsel Dini Motivasyon Ölçeği normal dağılım göstermediğinden, bu ölçekle ilgili analizlerde Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ise normal dağılım gösterdiğinden, Analizlerde Bağımsız Örneklem T Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişki için normalliğe göre Pearson veya Spearman korelasyon testleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, içsel dini yönelim ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda, huzurevinde kalan bireylerin içsel dini yönelim düzeylerinin evde yaşayanlara göre daha yüksek olduğu; psikolojik sağlamlık düzeyleri açısından ise anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Kadınların psikolojik sağlamlık düzeyleri erkeklerden düşük çıkarken, cinsiyete göre dini yönelimde fark görülmemiştir. Yaş ilerledikçe her iki değişkende de azalma gözlenmiştir. Eğitim düzeyinin artmasıyla dini yönelim azalırken, lise mezunlarında psikolojik sağlamlık en yüksek düzeyde bulunmuştur. Ekonomik durumu düşük olan bireylerin içsel dini yönelimleri daha yüksek; ekonomik durumu iyi olanların ise psikolojik sağlamlık düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Buna göre içsel dini yönelimin psikolojik sağlamlığı artırıcı bir etken olduğu söylenebilir.
Çocukluk döneminde din eğitimi: Kur ́an da bahsi geçen ebeveynler ve çocuk eğitimi üzerine bir inceleme
Din eğitimi, çocuğun kişilik gelişimi, ahlaki değer anlayışı ve sosyal becerilerinin şekillenmesinde temel bir rol oynar. Bu eğitimin en etkili biçimde verildiği dönem ise, bireyin karakter yapısının oluştuğu çocukluk evresidir. Bu dönemde kazanılan dinî bilgiler ve tutumlar, bireyin yaşam boyu sürecek değer sisteminin oluşmasında etkili olur. Aile, çocuk eğitiminde en etkili ve ilk eğitim ortamı olarak dinî eğitimin taşıyıcısı konumundadır. Özellikle ebeveynlerin çocuklarına yönelik söylem, davranış ve tutumları, onların dinî ve ahlaki gelişiminde derin etkiler bırakmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de yer alan ebeveyn figürleri ve bu figürlerin çocuklarına yönelik tutumları, bu açıdan önemli pedagojik veriler sunmaktadır. Bu çalışmada, Kur'an'da ismi geçen Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. Lokman, Hz. Musa'nın annesi ve Hz. Şuayb gibi ebeveyn figürleri örnek olarak seçilmiş; onların çocuklarına yönelik eğitici tutumları pedagojik bir bakış açısıyla incelenmiştir. Araştırmada, bu figürlerin tutumları sadece tarihsel bir anlatı olarak değil, aynı zamanda değer temelli bir eğitim anlayışını temsil eden örüntüler olarak ele alınmıştır. İlgili ayetler, çağdaş eğitim literatüründeki kavramlarla ilişkilendirilerek analiz edilmiş; özellikle model olma, rehberlik yapma, duygusal destek sağlama ve bireysel farklılıklara duyarlılık gibi temel eğitsel ilkelerle benzerlikleri vurgulanmıştır. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu incelemede, Kur'an'daki ebeveyn tutumlarının çocuğun duyuşsal, bilişsel ve sosyal gelişimini destekleyici bir yapı sergilediği görülmüştür. Kur'an'da çocuğun din eğitiminde sadece sözlü nasihatlere dayalı bir aktarım yerine, davranışla örnek olmanın ve çocukla sağlıklı bir duygusal ilişki kurmanın ön planda olduğu belirtilmiştir. Bu durum, çağdaş din eğitimi yaklaşımlarıyla büyük ölçüde örtüşen bir yapı ortaya koymakta; dinî değerlerin çocuklara aktarımında çok boyutlu bir eğitsel süreç önerildiğini göstermektedir. Kur'an'daki ebeveyn-çocuk ilişkisinde hem dinî hem de pedagojik anlam taşıyan ve günümüz ailelerine rehberlik edebilecek nitelikte ilkeler bulunmaktadır.
Celâleddin Devvânî'de aile ve devlet yönetimi olarak siyaset felsefesi
Siyaset felsefesi, devleti ele alan felsefedir. Devletin prototipi de ailedir. Birey, neslin devamı ve malın korunması için bir eşe ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç sebebiyle birey sözleşmeyle yeni bir aile oluşturmaktadır. Oluşturduğu bu ailenin yönetimi, aile üyeleri arası ilişkiler, ailede malın kazanılması, korunması ve harcanması önemli bir konu olmaktadır. Aileler mahalleleri, mahalleler şehirleri, şehirler devleti oluşturmaktadır. Aile yönetimi gibi aileyi örnek alan devlet yönetimi de önem arz etmektedir. Ailede ve devlette, yönetici ve yönetilen arasında sıkı ilişkiler söz konusudur. Yapılan bu çalışmada Celâleddin Devvânî'nin (ö. 908/1502) aile ve devlet yönetimindeki görüşleri siyaset felsefesi ile ilgilenen tarafların çalışmalarına büyük fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma literatür taraması üzerinden bir nitel araştırma yöntemiyle gerçekleşmiştir. Kapsam ve sınırlılıklar, tezin belirli bir odak ve derinlikle ele alınmasını sağlayarak çalışmanın tutarlı ve anlamlı olmasına yardımcı olmaktadır. Binaenaleyh Celâleddin Devvânî'nin siyaset felsefesinde yer alan aile ve devlet yönetimi hakkındaki görüşleri doğrultusunda bir olgu olarak, aile ve devlet ele alındı. Kaynaklarına işaret edildi. Celâleddin Devvânî bağlamında bir siyaset felsefesi yapılmaya çalışıldı. Ulaşılan sonuçların daha önceki felsefelerle benzerliğine ve farklılığına işaret edildi. Sonuçta Celâleddin Devvânî'nin aile ve toplum temelinde bir bütün olarak siyaset felsefesi ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Devvânî, aile, devlet, yönetim, siyaset felsefesi.
Afyonkarahisar'ın İscehisar ilçesindeki halk inanışları ve halk hekimliği
Çalışmada; Afyonkarahisar'ın İscehisar ilçesinde yürütülen saha araştırması, tarihî kaynaklar ve sözlü ya da mülakata dayanan veriler ışığında bölge halkının inanışları ve şifa pratikleri ya da halk hekimliği incelenmiştir. İlçede günlük yaşama yön veren halk inanışlarının başında türbe ziyaretleri, adaklar, nazar uygulamaları ve batıl inançlar yer almaktadır. Elde edilen bulgular, yöresel inanışların/inançların Şamanik/Gök Tanrı kalıpları ile Yahudi, Hıristiyan ve İslâmî unsurların etkileşiminden biçimlendiğini göstermektedir. Ayrıca İscehisar'daki inanışların bir bölümünün İslâm'ın öğretileriyle uyumlu, diğer bir kısmının ise hurafe veya batıl inanç niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, yeni dinî aidiyete rağmen tarihî inanç ve kültürel bağların kopmadığını veya hâlâ devam ettiğini göstermektedir. Bunların yanı sıra insanoğlunun tarihsel süreç içinde karşılaştığı sağlık sorunlarına ilişkin çözümler, yaşanılan çevrenin gözlemlenmesi ve doğadaki nesnelerin deneme yanılma yoluyla değerlendirilmesi sonucunda geliştirilmiştir. Bu çerçevede halk hekimliği, özellikle de Türk kültüründe, bitkisel, hayvansal ve dinsel uygulamaları içeren yaygın bir pratik alan oluşturmaktadır. Bu pratik alanın İscehisar'da da bitkisel ilaçlar, ocaklı tedaviler, üfürükçülük ve manevî temizleme pratikleri ya da uygulamaları şeklinde devam ettiği görülmektedir. Bütün bunların yanı sıra modern tıbbın yetersiz kaldığı durumlarda bu uygulamalara başvurulmasının yalnızca fiziki iyileşme amacı taşımadığı aynı zamanda psikolojik rahatlama ve toplumsal dayanışma işlevi gördüğü anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, bölgedeki halk inanışları ve halk hekimliği uygulamalarının çok katmanlı bir kültürel yapı teşkil ettiği tarafımızca tespit edilmiştir. Bu anlamda çalışmamız Dinler Tarihi alanına bir katkı mahiyeti taşımaktadır. Bununla birlikte İscehisar'daki halk inanışları ve halk hekimliğinin disiplinler arası yaklaşımlarla belgelenmesi, eleştirel olarak analiz edilmesi hem akademik hem de toplumsal bilinç bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Dinler Tarihi, Afyonkarahisar-İscehisar, Halk İnanışları-Halk Hekimliği, Batıl İnanç, Ocaklık.
Şuhut'ta dinî hayat üzerine bir inceleme
Toplumların kültürel dokusunu şekillendiren en temel unsurlardan biri de dinî hayattır. Din, bireylerin düşünce dünyasını, davranış kalıplarını ve sosyal ilişkilerini etkileyerek toplumsal yapının inşasında belirleyici bir rol üstlenir. Sosyolojik bağlamda değerlendirildiğinde dinî hayat, yalnızca bireysel inançları değil, aynı zamanda kolektif ritüelleri, dini pratikleri, sembolleri ve değerleri kapsayan geniş bir alana işaret eder. Bu yönüyle din, toplumsal aidiyet duygusunun gelişmesine katkı sunarken, aynı zamanda kültürel sürekliliğin korunmasına da hizmet eder. Dini hayatın toplumsal düzeydeki tezahürleri, zaman ve mekânla birlikte farklılaşabilmekte; farklı dinamikler bu yapıyı doğrudan etkileyebilmektedir. Bu bağlamda belirli bir bölgedeki dinî hayatı anlamaya yönelik yerel çalışmalar, hem bölgenin sosyal yapısını çözümleme açısından hem de Türkiye'deki genel dindarlık eğilimlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirme açısından önemli katkılar sağlar. Özellikle kırsal toplumlarda dinin günlük yaşamdaki etkisini gözlemlemek, dindarlık formlarının iç içe geçişini anlamak açısından dikkat çekici veriler sunmaktadır. Bu çalışma, modern dünyanın değişen toplumsal yapısı içerisinde Şuhut ilçesindeki dini hayatı incelemek ve bölgenin geleneksel dindarlık dokusunu ortaya çıkarmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma hem teorik hem de pratik düzlemde ele alınmıştır. İlk olarak Şuhut'un sosyal yapısı, tarihsel arka planı ve dini yaşantıyı etkileyen temel dinamiklere değinilmiştir. Ardından teorik kısımda din-toplum ilişkisi, dindarlık kavramı ve sosyolojik yaklaşımlar tartışılmış; son olarak uygulamalı bölümde ise, saha araştırmasından elde edilen bulgular analiz edilerek değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Sosyolojisi, Şuhut, Dini Hayat, Dindarlık, Geçiş Toplumu.
Üniversite öğrencilerinde kader algısı, gelecek kaygısı ve hayat memnuniyeti arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde kader algısı, gelecek kaygısı ve hayat memnuniyeti arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Kader algısı, bireyin yaşamı ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi anlamlandırma çabasının bir yansımasıdır. Hayata bakış açısını şekillendiren kader anlayışı, bu araştırmada Cebriyye, Mutezile ve Ehl-i Sünnet boyutlarıyla ele alınmıştır. Gençlerin kader algılarının onların gelecek kaygılarını ve hayat memnuniyetlerini etkileyeceği düşünülmektedir. Araştırma sonucunda, gelecek kaygısının alt boyutları olan gelecek korkusu ve gelecekten umutsuzluk düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Gelecek kaygısı ve hayat memnuniyeti arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, kader algısı türleri ve hayat memnuniyeti ile bu değişkenler arasında zayıf veya orta düzeyde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, bireylerin kader algılarının ve hayat memnuniyetlerinin, gelecek odaklı kaygı ve korku düzeyleri üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir.
Mantıkta ad hominem, merhamet, otorite ve kaba kuvvete başvurma yanlışları
Mantıkta konudışılık veya non sequitur, tartışılan konuyla ilgili makul, uygun ve yeterli delil getirileceğine onu safdışı veya örtbas etmek, saptırmak yahut o konudan kaçmak amacıyla oldukça yaygın kullanıla bir yanlış çeşididir. Konudışılık, tartışılan konuyla tam bir mantıksal bağın veya ilginin kurulamadığı yahut konuyla alâkalı olanın kavranamadığı, çarpıtıldığı veya gizli tutulduğu genel bir yanlış çeşididir. Tezde incelenen dört yanlış, konudışılık yanlışının altında yer alan ve günlük hayatta sıkça işlenen yanlış türleridir. Kişiyi hedef alan delil, kişinin savunmuş olduğu tezi değerlendirmek yerine onun kişiliğine veya tutumlarına yönelerek, onun iddiasını çürütmeyi hedef alan konudışılık yanlışıdır. Bu yanlış, doğrudan kişiyi hedef alma (abusive), özel şartları kişinin aleyhine kullanma (circumsitances) ve sen de (tu quoque) olmak üzere üç şekilde işlenir. Tezde incelenen ikinci yanlış, uygun bir delil getirme yerine insanların şefkat ve acıma hislerinin kullanıldığı merhamete başvurma (argumentum ad misericordiam) yanlışıdır. Tezde ele alınıp incelenen üçüncü yanlış ise "tartışılan bir konu hakkında kişilerin uzman olmadıkları alanlarda ahkâm kesme, fikir beyan etme ya da uygun olmayan deliller ileri sürmeye çalışmaları" şeklinde ortaya çıkan otoriteye başvurma yanlışıdır. Çalışmada son olarak, ileri sürülen iddia ile ilgili sağlam bir delil, uygun bir neden sunulup geçerli bir ilişki kurulacağına, bu fikri karşı tarafa kabul ettirmede gözünü korkutma veya gözdağı verme şeklinde işlenen kaba kuvvete başvurma (ad baculum) yanlışı incelenmiş ve bu yanlışların bir genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar kavramlar: Konudışılık, kişiyi hedef alan delil, merhamete başvurma yanlışı, otorite, otoriteye başvurma yanlışı, kuvvet, kaba kuvvete başvurma yanlışı.
John Wilson'ın eğitim felsefesi ve din eğitimine katkıları
John Boyd Wilson, analitik eğitim felsefesinin önemli temsilcilerindendir. Bu çalışmada, Wilson'ın eğitim, din eğitimi, duygu ve ahlâk eğitimi ile alakalı görüşleri ve düşünceleri ele alınmıştır. Araştırma, Wilson'ın perspektifinden din eğitiminin yerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Wilson'ın felsefî anlayışında eğitimin zamandan ve kültürden münezzeh ve kaynağını tüm toplumdan alan sosyolojik bir terim olduğunu, din eğitiminin duygularla paralel yürütülmesinin gerekliliği ortaya koymuştur. Çalışmanın amacı, ülkedeki din eğitimi alanında özgün bir felsefe oluşturulmasına yardımcı olmaktır. Anahtar Kelimeler: Wilson, Eğitim, Din Eğitimi, Duygular, Felsefe, Din, Ahlâk Eğitimi.
Varoluşçulukta din
Özne olarak insanın varoluşunu unuttuğu bir dönemde ortaya çıkan Varoluşçu hareket insanı bir birey olarak felsefesinin merkezine alıp ona yeni bir tutum kazandırmıştır. Varoluşçu felsefe klasik felsefenin öz ve varoluş ayrımına yeni bir bakış getirerek varoluşun özden önce geldiği söylemini ortaya atmıştır. Varoluşçu felsefebu söylemiyle bireye yeni bir dünya inşa etmiştir. Bu çalışma ise TeistVaroluşçu filozoflardan Kierkegaard ve Karl Jaspers, Ateist Varoluşçu filozoflardan J.P.Sartre'ın din görüşleri üzerine odaklanmaktadır. Fakat bunun yanında filozofların gerek ahlak gerekse özgürlük öğretilerini de "din" paydası altında yeniden yorumlamaya çalışacaktır. Bu bağlamda filozofların kendi felsefelerine özgü bazı meseleleri söz konusu filozofların dini düşünceleri ışığında tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Kieerkegaard, Karl Jaspers, J.P.Sartre, Din, Ahlak, Özgürlük.
Anadolu'da hıristiyanlığın yayılma süreci (İlk IV yüzyıl)
Bu çalışmanın amacı Hıristiyanlığın aşağı yukarı günümüz Anadolu coğrafyası sınırları içerisindeki yayılış süreci hakkında bilgi vermektir. Çalışma "Erken Dönem Anadolu Hıristiyanlık Tarihi" konulu bir çatı oluşturma çabası içerisinde dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın sınırları çizilmiştir. İlk bölümde konuya altyapı oluşturması için Hıristiyanlığın Anadolu'da yayılışına kadar geçen süreçte Anadolu'daki dinler hakkında genel bir çerçeve çizilmiş ve yakın dönemdeki politik yapı hakkında da bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde Hıristiyanlığın doğuşu, Anadolu'ya girişi ve daha çok kültürel sınırlarla çizdiğimiz bölgelerdeki başta Pavlus'un misyon yolculuklarıyla yayılışı; üçüncü bölümde yayılma döneminde politik gücün tutumu ile ilk dönem Anadolu merkezli heretik gruplar ele alınmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise baskı döneminden özgürlük dönemine geçiş, kurumsallaşan kilise ile dönemin temel doktrin konusundaki tartışmaları ele alınırken sonuç kısmında değerlendirmelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hıristiyanlık, Erken Hıristiyanlık, Anadolu, Anadolu Hıristiyanlık Tarihi, Kilise Tarihi, Pavlus.
Retorikte dili doğru ve etkili kullanma yolları
Çok zengin bir alan olan retorik kısaca söz söyleme sanatıdır. Hatip, muhatap ve hitabet onun ana unsurlarını oluşturur. Bu sanatta önemli olan dili doğru ve başarılı kullanmaktır. Bu hususta dili sentaktik, semantik ve pragmatik yönleriyle incelemek gerekmektedir. Başlangıçta cümlenin en küçük yapısı olan söz konusuna da temas ederek, söz-lafız, söz-mana ve lafız-mana ilişkisini de irdeleyerek yola çıkmak çalışmanın daha anlaşılır ve başarılı olmasında önem arz etmektedir. Böyle bir çalışmada söz çeşitleri, söz varlığı, söz dizimi, söz tuzakları ve dil türleri tezin ön hazırlığı olacaktır. Retorikte dilin kullanılması işlenirken tanımlama, eğretileme, entimem gibi doğrudan dille ilgili hususlar ile sesin kullanımı, beden dili, aktif dinleme gibi yardımcı hususlar birlikte açıklanarak konuya derinlik kazandırılır. Bununla birlikte dilde kötü tada sebep olan dilin yanlış kullanımıyla ilgili detaylara da yer vermek gerekir. Anlam belirsizlikleri ve mantık yanlışları bu yanlışlara birer örnektir. Retorikte dilin etkisini arttıracak bütün bu kural ve kaideleri dünyaca bir geçerlilik çerçevesinde belirledikten sonra geriye bunların kullanılan dilde tatbik edilmesi kalır. Anahtar Kelimeler: Retorik, Dil, Hatip, Hitabet, Retorikte Dil, Retorik ve Dil, Dili Etkili Kullanma, Dilde Kötü Tat, Dil Yanlışları
İmam hatip ortaokulu din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin özel alan yeterlikleri
Bu araştırmada, "İmam Hatip Ortaokulunda görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin özel alan yeterliklerine ilişkin görüşleri, önemlilik ve yeterlik düzeyleri nedir?" problem cümlesinden yola çıkılarak, öğretmenlerin özel alan yeterliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen "Özel Alan Yeterlikleri" 20 farklı üniversiteden 50 uzmanın da görüşü alınarak, 5'li likert tipi anket formuna dönüştürülmüştür. Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Nicel boyutta; " İmam Hatip Ortaokulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerinin Özel Alan Yeterlikleri Anketi" uygulanmıştır. Anket formları 2015 yılı Haziran, Eylül ve Ekim aylarında seminer dönemlerinde uygulanmıştır. Elde edilen anket verileri istatistik analiz yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de İmam Hatip Ortaokullarında görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri, örneklemini ise, Türkiye'de Kütahya, Uşak, Balıkesir, Eskişehir, Manisa ve Afyonkarahisar illerinde bulunan 78 İmam Hatip Ortaokulunda görev yapan 355 öğretmen oluşturmaktadır. Örneklem grubunun %95'lik güvenirlik seviyesi ile evreni yansıtacağı değerlendirilmektedir. İstatistiksel analiz aşamasında anket maddelerine katılım düzeyi ile ilgili olarak ağırlıklandırılmış ortalama değerleri tespit edilmiş, Cramer V değeri, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H testleri kullanılmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmada, anket formu verileri üzerine değerlendirmeler yapılmış, sonuç ve öneri kısmıyla da tamamlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, İmam Hatip Ortaokulunda görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin, özel alan yeterlik maddelerini yüksek düzeyde önemli gördükleri ve bu yeterlik maddelerine göre kendilerini yeterli hissettikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İmam Hatip Ortaokulu, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni, Öğretmen Yeterlikleri, Özel Alan Yeterlikleri, Din Eğitimi.
Gazali'nin eğitim görüşü
ÖZETSelçuklular döneminde yaşayan Gazâlû (1058-1111), seçkin birMüslüman kelâmcı, mutasavvıf, fakûh ve müceddid olarak bilinmektedir.Fakat o aynı zamanda önemli bir eğitimcidir. Eserleri hâlâ İslâm dünyasındave Batı'da etkilidir. Gazâlû hakkında bir çok araştırma yapıldığı haldeeğitimle ilgili pek az çalışma bulunmaktadır. Bu tez onun eğitimle ilgiligörüşlerini incelemeyi ve böylece çağdaş eğitim bilimlerine yeni katkılaryapmayı hedeflemektedir.İslâm eğitimi tarihinde medresenin ortaya çıkışıyla birlikte büyük birdevrim yaşandığı kabul edilmektedir. Ancak bu değişimin İslâm düşüncegeleneği açısından meydana getirdiği toplumsal ve kurumsal değişimlerüzerinde yeterince durulmamıştır. Gazâlû'nin medreseye yönelikeleştirilerinin incelenmesi, bizim bu süreci anlamamıza yardım edebilir.Hatta getirdiği eleştirilerin günümüzdeki ?okulsuz toplum? söyleminiçağrıştırdığı da söylenebilir.Gazâlû medrese öğretiminin katılığını döneminde ortaya çıkansorunların kaynağı olarak kabul eder ve bunu dinin irfanû boyutuylaçözmeye çalışır. Onun bu gayreti, eğitim teorisinin temelinde de yer alır.Gazâlû ?insanın ahlâkının değişmesi muhaldir? iddiasına verdiği cevapladoğrudan eğitimin alanına girmiştir. Nitekim ?ahlâkın değişebilirliği?nisavunmak, eğitim diliyle ?davranış değişikliğini? kabul etmek anlamınagelmektedir. Ona göre bu değişikliği en iyi ifade eden kavram, e d e b tir.Kısaca Gazâlû'nin eğitim görüşü iki açıdan önem arz etmektedir: İlkiİslâmû eğitimi belirleyen paradigmanın tespit etmek, ikincisi de Gazâlû'nineğitim-etik ilişkisiyle ilgili nihâû kaygısını anlamak.v
İlköğretim din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinde bir yöntem olarak dramanın kullanımı
Muğla-Yatağan ve çevresi halk inanışları ve uygulamaları üzerine bir araştırma
ÖZETHalk İnançları, insan ve toplum hayatında önemli bir yere sahiptir.Bundan dolayı halk inançlarının araştırılmasına ve bu inanç ve uygulamalarıntoplum ve fert açısından öneminin belirtilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Buvesile ile ?Muğla-Yatağan ve Çevresi Halk İnanışları ve Uygulamaları ÜzerineBir Araştırma? adlı çalışmamızda halk inançları hakkında geniş bir bilgiverilmekle kalınmamış, çevre-insan ve toplum ilişkisi düşünülerek, yörenintarihçesi hakkında da kısa bilgilere yer verilmiştir.Çalışmamız bir giriş, dört bölüm, bir sonuç ve konuyla ilgili resimlerana başlıklarından oluşur.Giriş bölümünde araştırmanın önemi ve metodu açıklanmıştır. Birincibölümde, halk inançlarının ortaya çıkışı ve başlıca özellikleri hakkında bilgisunulmuştur. İkinci bölümde, bölgenin tarihsel ve sosyo-ekonomik durumunaözet olarak değinilmiştir. Üçüncü bölümde, farklı alanlardaki halk inançları vebunların uygulamalarına açıklık getirilmiştir. Dördüncü bölümde ise, bilinen veinsanların zihninde yer eden efsaneler hakkında bilgiler bulunmaktadır.Sonuçta, çalışmadan elde edilen bulguların kısa bir değerlendirilmesiyapılmıştır. Resimler başlığı altında çalışmamızı destekleyen öğelere yerverilmiştir.V
Budizm ve Hristiyanlığın Ruhbanlık anlayışı
ÖZETRuhbanlık, yalnızlıkla karakterize edilen münzevi bir hayat formudur. Keşişlerise, dünyadan el-etek çekip yalnızlığa gömülen, kendisiyle münasebeti olan herkestentamamen soyutlanmış bir şekilde yaşayan insanlardır. İnziva hayatının ortaya çıkışındabir kişinin hayatını dini yaşantıya adama arzusu yatmaktadır. Münzevilik tanrıyaadanmış hayat tarzının en saf ve en kusursuz şekli olarak kabul edilebilir. Tanrıyaulaşma uğruna kendilerini çöllerin ıssızlığına terk ederek sofu bir hayat yaşayanmünzevilerin çoğu, yağmur sezonu boyunca bir yere sığınma ihtiyacı hissetmiştir.Ayrıca, bir keşişin tek başına yaşamasından doğabilecek tehlikeler sebebiyle birlikteyaşama ihtiyacı hasıl olmuş, bir öndere bağlanılarak münzevi kolonileri oluşturulmuş veaynı kurallara tabi olunarak bir tarikat hayatının bütün özellikleri (yoksulluk, çile,bekarlık, sessizlik v.s.) uygulanmaya çalışılmıştır.İnziva hayatı sürdüren insanların düzenli bir geliri olmadığı için halkınkendilerine sağladığı imkanlarla hayatlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Münzeviler,yardımsever insanların kendilerine hediye ettiği tarla ve bahçelere sığınaklar yapmaksuretiyle manastır hayatının temelini atmışlardır. Münzevilerin gezici hayatı terk ederekdaha güvenli olan manastırlara yönelmesi ve bir takım insanların bizzat kendilerini yada çocuklarını buralara adamasıyla manastırlar daha da yayılmıştır. İlk manastırıyaklaşık olarak MS. 320 yıllarında Pachomius kurmuştur. Ayrıca o, manastırları gerçekbir dinsel örgüt haline getiren kişidir.Tarih sürecinde Budizm ve Hıristiyanlık'ta merkezi bir yer edinen manastırlarınbüyük çoğunluğu, aşağı yukarı aynı form ya da geleneklere sahiptir. Dolayısıylayukarıda ifade ettiğimiz benzer özellikler söz konusu her iki dinde de ortaktır.Budizm'de olduğu kadar Hıristiyanlıkta da önemli olan ruhbanlığın Hıristiyanlığa aitbir hayat tarzı olup olmadığı tartışıla gelmiştir. Fakat Hıristiyan ruhbanlığı, Batılılartarafından, Hıristiyan ilkeleri ışığında gelişen ve Hıristiyan toprağında olgunlaşan birbitki olarak görülmüştür.ANAHTAR KELİMELER : 1- Keşiş, 2- Münzevi, 3- Yalnızlık, 4- Manastır.iii
Max Müller: Hayatı, eserleri ve dinler tarihindeki yeri
Friedrich Max Müller XIX. yüzyılda ortaya çıkan dinler tarihininkurucusu olarak kabul edilir. O, bu unvanı hak edecek pek çok çalışmayapmıştır. Her şeyden önce o, bu bilim dalının bağımsızlığını vurgulamak içinreligionswissenschaft (din bilimleri) terimini kullanmış, daha önceden düzensizbir şekilde olan çalışmalara yön vermiş ve bir metot kazandırmaya çalışmıştır.Bunun yanında, dinler tarihinin meşruiyet kazanması yolunda pek çokkonferans düzenlemiş, yazılar yazmıştır. Ayrıca bu alana, editörlüğünü yaptığıve bazı bölümlerini kendisinin hazırladığı The Sacred Books of the East adlıtercüme çalışması yoluyla, çevirmenlerden ve yorumcu-lardan oluşan bir ilimadamı kuşağı kazandırmıştır. Bunlara ilave olarak, önerdiği yöntemleri,uzmanlık alanı olan Hinduizm örneğinde uygulamış ve kendisinden sonrakiaraştırmacılara rehberlik etmiştir.XIX. yüzyılda dinler tarihinin başlıca konusunu, dinin doğuşu ve gelişimimeselesi teşkil eder. Bu dönemde bu konuya evrimci paradigmanın ışığındabakılmış ve dinle ilgili pek çok teori ortaya atılmıştır. Fetişizm, animizm,atalara tapınma ve totemizm bunlardandır. Dönemin diğer bilim adamları gibiMüller'in de başlıca ilgi alanı, dinin menşei konusu olmuştur. O, kendizamanında ortaya çıkan teorilerin eksik yönlerini belirlemiş ve naturizm adıylabilinen teoriyi öne sürmüştür.Müller, dinin menşei ile ilgili görüşlerini, Hint dinlerine dayanarakortaya koymuştur. O, bu maksatla Hindistan'ın eski dini kayıtlarını incelemişve burada insan zihninin tabiattan yola çıkarak tabiat tanrılarına, oradan databiatın tanrısına ulaştığını gösteren tarihi işaretleri belirlemeye çalışmıştır.Dinler tarihinin kuruculuğu unvanına sahip olan Müller, batıda zamanlaunutulmaya yüz tutmuştur. Ülkemizin akademik çevrelerinde de onun adındandinler tarihinin kurucusu olarak söz edilir. Fakat onun bu alanda yaptığıçalışmalar ve XIX. yüzyıla damgasını vuran görüşleri pek bilinmemektedir. Buaraştırmayla, Müller'in dinler tarihiyle ilgili çalışmalarının, ülkemizin ilimçevrelerine tanıtılması amaçlanmıştır.
Eş'ari metafiziği ve Berkeley idalizminin karşılaştırması
Bilginin elde edilmesi konusunda obje, süje ve bu ikisi arasındaki ilişkinintanımları epistemolojik bakış açılarını ortaya koyar. Cevherin maddi varlığıkabul edilmediği zaman farklı bir bakış açısına sahipsiniz demektir ve artıkdurduğunuz yer bir idealizmdir.Bu çalışmada Eş'ari atomculuğu ve Berkeley idealizmini ayrı ayrıinceleyip bunların bir karşılaştırmasını yapmaya çalıştık. Buna göre birincibölümünde Eş'ari metafiziği daha dar anlamıyla Eş'ari atomculuğunu ele aldık.Eş'ari metafiziğinde tabiat felsefesi atomculuğa dayanır. Âlemi oluşturancisimler cevher ve ârazlardan oluşmuşlardır. Eş'ari atomculuğu cevher-ârazdüalizmine ve bunlar arasındaki ilişkiye dayansa da cevherlerin varlığıârazların varlığına bağlanarak bu ikilik aşılmaya çalışılmıştır. Ârazlarcevherlerde sübjektif olarak mevcutturlar. Ârazların varlığı sürekli olmayıp heran yaratılmaktadır. Ârazlarla bunlardan ayrı olarak var olamayan cevherlersonradan olmadır, hepsi her an Allah tarafından yaratılıp yok edilmektedir.kinci bölümünde ise Berkeley'in maddenin var olmadığını nasıl ortayakoyduğunu ve bundan sonra idealizme yükselişini ele aldık. Berkeley'e göresadece zihin ve zihin içerikleri olan ideler vardır. Bu ise varlığı algılanmışolmaya bağlamaktadır. Varlığı sürekli varlıkta tutan şey, tek tek insanlarınalgılamaları ve bunların algılamadığı durumlarda da Tanrısal algıdır.Son bölümde ise Eş'ari atomculuğu ile Berkeley idealizminin anakavramları ve problematiklerinin karşılaştırılması yapılarak son tahlilde Eş'arimetafiziğinde cevherlerin varlığı ârazların varlığına bağlandığı için tıpkıBerkeley'in felsefesinde olduğu gibi bir idealizm ile yüz yüze gelinmiştir. HemEş'ariler hem de Berkeley, sistemlerinde varlığı niteliklere indirgeyerek Tanrıyısonsuz ve her şeyin yaratıcısı bir güç olarak kabul etmişlerdir.Anahtar Kelimeler: 1) Cevher 2) Âraz 3)Eş'rilik 4) Berkeley5) dealizm
Halk arasında batıl olarak nitelendirilen ve kutsal mekanlarda uygulanan inanç ve davranışların sosyal psikolojik açıdan incelenmesi
ÖZETBu çalışmada, kutsal mekanlarda uygulanan batıl inanç ve davranışların doğuşu,durağanlığı ve işlevleri sosyal psikolojik analiz düzeyinde ele alındı. Çalışmada, konuyla ilgilibirtakım bilgilerin derlenmesi olarak tanımlanabilecek arşiv taraması yönteminin yanı sıra, teknikolarak konuyla ilgili araştırmacının yaptığı kendi kişisel gözlemleri de kullanıldı.Çalışmanın ilk bölümünde, batıl inanç kavramına ilişkin çeşitli tanımlar derlenerek batılinancın sahip olduğu temel nitelikler subjektiflik, duygusallık, nedenle sonuç arasındakiuygunsuzluk ve objektif olgulardan geniş ölçüde sapma olarak belirlendi; bir inancın batıl olaraknitelenmesinin dışarıdan bir gözlemci tarafından yapılan bir değerlendirme olduğu vurgulandı.İkinci bölümde, objektif olgulardan sapmaya yol açarak batıl inancın oluşmasını sağlayaniki faktör grubu ele alındı: kültürel faktörler ve psikolojik faktörler. Kültürel faktörler başlığı altında,bireyin içerisinde yaşadığı fiziksel çevrenin niteliği, batıl inancın oluşumunda gerekli olgularısağlayan değişkenleri içermesi açısından ele alındı. Çevrenin dolaylı ve karmaşık etkisi çeşitlikuramsal yaklaşımlar çerçevesinde belirginleştirilmeye çalışıldı. Psikolojik faktörler başlığıaltında ise benlik kavramı üzerinde duruldu.Batıl inançların işlevleri konusu, hem anksiyetenin giderilmesine, hem de kültüreldevamlılığın sağlanmasına yönelik olarak değerlendirildi. Bu tür inançların durağanlık eğilimitaşımaları dört temel faktör grubuyla açıklanmaya çalışıldı; bunlar, algıda seçicilik, kognitifyapının sabitliği, zıt unsurlardan kaçınma eğilimi ve toplumsal destek olarak belirlendi.Sonuç bölümünde, bütün bunlar gözden geçirilerek elde edilen bulgular ortaya konuldu.
John Hick'te kötülük problemi
ÖZETYÜKSEK LİSANS TEZİJohn Hick' te Kötülük Problemiİlhan ARIKDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüFelsefe ve Din Bilimleri Anabilim DalıDünyadaki kötülüğün reel varlığı ile sonsuz iyilik ve kudret sahibi Tanrıfikri arasında ilişki kurulmaya çalışıldığında kötülük problemi ortayaçıkmaktadır. David Hume bu problemi Epicuros'a atfederek şöyleifadelendirmiştir: ``Tanrı kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor?Öyleyse o güçsüzdür. Yok gücü yetiyor da önlemek mi istemiyor? Öyleyse o,kötü niyetlidir. Hem güçlü hem de iyi ise kötülük nereden geliyor?'' Hume'unbu formülasyonu kendisinden sonra gelen birçok filozof tarafından ısrarlasavunulmuştur. Bu filozoflardan bazıları önermeler arasında bir tutarsızlığınolduğunu belirtmekle yetinmişler; bazıları ise bir adım daha ileri giderekteizme bir meydan okuma olarak ateizme gitmeyi denemişlerdir.Kötülük problemine karşı geliştirilen iki yöntem vardır. Bunlar``Savunma'' ve ``Teodise''dir. Savunma kötülük problemiyle ilgili yapılanformülasyonun teizmin tutarsızlığı göstermekte başarısız olduğunu kanıtlamakiçin tasalanır. Teodise ise, Tanrı'nın kötülüklere niçin müsaade ettiğinin doğruve makul bir teistik açıklamasını vermeye çalışır.Teodisesini ``ruh-yapma'' terimiyle isimlendiren John Hick, başlıcageleneksel kaynak olarak Irenaeus'a dayanmakta, onu modern bilgi vedüşüncelerle geliştirmektedir. John Hick'in teodisesinin özü şudur: İnsan doğalbir evrim yoluyla Tanrı'dan ``epistemik bir mesafede'' yaratılmıştır. Buepistemik mesafe insana yaratıcısının karşısında temel bir özgürlük imkanıverir. İnsanın hayatta kalma mücadelesi verdiği sert ve sıkıcı dünya, yine deahlaken ve manen olgunlaşmamış bir yaratık olan insanın nihai yetkinliğedoğru gelişebileceği bir çevredir. Bu gelişme bu hayatta başlar ve onunötelerine sürüp gider. Dolayısıyla ahlaki ve doğal kötülük Tanrı'nınmükemmelleşmiş sonlu kişiler yaratmasının şu anki aşamasının zorunluözellikleridir. Yine de kötülüğün varlığının nihai sorumluluğu Tanrı'ya aittir.Anahtar Kelimeler1. Ruh Yapma, 2. Kötülük, 3. Şahıs Oluşturma 4. Teodise,5. Sırrın Pozitif Değeri