
939
Archived Theses
4
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Şuhut ilçesi Kayabelen köyü Alevilerinde göç ve sosyo-kültürel değişim
Türkiye'de 1950'li yıllarda başlayan köyden kente göç hareketi önemli değişimlere yol açmış, bundan Aleviler de etkilenmiştir. İnançsal ve kültürel öğelerini yüzyıllar boyunca sözlü kaynak aracılığıyla aktaran kırsal kesimdeki Alevi ocakları, göç nedeniyle bu öğeleri gelecek kuşaklara aktaramama ve yok olma tehdidiyle karşı karşıya gelmişlerdir. Afyonkarahisar'ın Şuhut İlçesi'ne bağlı önemli bir Alevi inanç merkezi olan Kayabelen Köyü de son yıllarda yaşanan köyden kente göç hareketleriyle söz konusu durumun yaşandığı yerlerden biridir. Araştırmanın konusu Kayabelen'de yaşatılmakta olan Alevilik ve onun şekillendirdiği sosyokültürel yapıda kırdan kente göçle meydana gelen değişmelerdir. Çalışmada ilk olarak araştırma ve araştırma alanı tanıtılmış, göç, kentleşme, toplumsal değişme ve Alevilik hakkında teorik bilgiler verilmiştir. Devamında nitel araştırma tekniklerinden görüşme ve katılımcı gözlem yoluyla hem köy hem de kentsel yerleşim yerlerinde yaşamakta olan Kayabelenli Alevilerden toplanan verilere, bunun sonucunda elde edilen bulgulara ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde Kayabelen Alevilerinde inançsal ve kültürel aktarımda göç kaynaklı sorunlar yaşandığı saptanmıştır.
Birikim dergisi örneğinde Türk solunun Kürt meselesine bakışı
Kürt meselesi yıllardır konuşulan ve tartışılan bir konudur. Özellikle Türkiye Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren bu sorunun varlığı daha belirgin hale gelmiştir Uzun süredir Türkiye gündeminde önemli bir yer teşkil eden bu mesele birçok kesim tarafından incelenmiş ve farklı bakış açıları ve çözüm önerileri ortaya konmuştur. Son dönemlerde ise meselenin çözümü için adımlar atılmıştır. Bu çözüm arama çabaları Kürt meselesinin siyasi arenada daha fazla tartışılmasını da beraberinde getirmiştir. Türk solu içerisinde yer alan Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi ile ilgili olarak ortaya koydukları düşünceler çalışmanın konusudur. Bu çalışmada, derginin önde gelen isimlerinin yazılarının yanı sıra dergide bu mesele ile ilgili diğer yazılar da incelenmiştir. Bu yazılarda Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi konusunda nasıl bir bakış açısı içerisinde olduğu ve zaman içerisinde görüşlerinde bir farklılık olup olmadığı da araştırılmıştır. Bütün bunlarla birlikte Birikim Dergisi'nin Kürt meselesi hakkındaki görüşleri analiz edilerek çalışma hazırlanmıştır.
Demokrasiye müdahale örneği olarak 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması ve toplumsal tepkiler
Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinde birçok darbe ve darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kalmıştır. Fakat 15 Temmuz günü tarihinin en utanç verici en korkunç günlerinden birisini yaşamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yuvalanmış FETÖ terör örgütü mensupları ve onun sivil uzantıları ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına ve Hükümetine başkaldırmış ve darbe kalkışmasında bulunmuştur. Ama darbeciler başarılı olamamıştır. Darbecilerin başarılı olamamasının birçok sebebi sayılabilir. Ama bunların içinde en önemlisi Türk halkının demokrasinin yanında saf tutması olmuştur. Halkın darbeye karşı bu soylu ve destansı direnişi darbenin başarısız olmasında en önemli etken olarak yerini almıştır. Daha önce yapılan darbelerde halk darbecilerin karşısına hiçbir şekilde çıkmamış sanki darbeyi gerekli ve şartların zorunlu sonucu olduğunu, bir nevi kötü gidişatın iyiye döneceği umudunu taşımıştır. Fakat 15 Temmuz darbesinin diğer darbelere kıyaslandığında en önemli farkının halkın darbeciler karşısında demokrasiye, hükümete ve seçilmiş yetkililere sahip çıkması olmuştur.
Suriyeli sığınmacıların Türkiye'deki uyum süreçleri: Afyonkarahisar örneği
Ortadoğu halklarının özgürlük ve demokrasi talepleri ile birlikte ortaya çıkan Arap Baharı süreci, pek çok ülkeyi etkisi altına almıştır. Otoriter rejimlerin bir kısmı devrilmiş bir kısmı da eskisinden daha farklı bir görünümde yeniden ortaya çıkmıştır. Arap Baharının Suriye'deki tezahürü ise en kötü etkileri meydana getirmiştir ve ülke iç savaşa sürüklenmiştir. Suriye halkı yaşadıkları iç savaştan kaçarak farklı ülkelere göçler gerçekleştirmiştir. Türkiye bu kapsamda Suriye'den en fazla göç alan ülke olmuştur. Suriyeli göçmenlere açık kapı politikası uygulanmış ve bu süreçten sonra iki toplumun birlikte yaşama aşamasına geçilmiştir. Bu çalışma, Suriye iç savaşından kaçarak Türkiye'ye sığınan, Suriyeli göçmenlerin Afyonkarahisar'a geldikleri ilk günden bu yana yaşadıkları tüm sosyal süreçleri ele almaktadır. Göçmenlerin, Afyonkarahisar kentine uyum sağlamaları ve halkın onları kabul ediş süreci sırasında yaşadıkları problemleri, sosyal değişimleri ve olumlu gelişmeleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada uygulama ve teorik olarak iki kısım mevcuttur. Kavramsal arka plan oluşturulduktan sonra saha çalışması gerçekleştirilmiştir. İlk kısımda göç kavramı, göçün nedenleri, göç ile ilişkili kavramlar, ardından Arap Baharının ortaya çıkışı ile birlikte yaşanan değişimler ve son olarak Suriye'de yaşanan iç savaşın etkileriyle birlikte Suriyeli göçmenlerin Türkiye serüveni anlatılmıştır. İkinci kısımda Suriyeli göçmenler ve yerel halk ile gerçekleştirilen mülakatlardan elde edilen bulguların analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında, uyum sürecinin tek taraflı olarak gerçekleşmemesi ve iki toplumun da bu süreç içerisinde yer alması bakımından görüşmeler çift taraflı olarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiş olan bulgular sosyal bir gerçeklikle birlikte değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Geleneksel akraba ilişkilerinin yeni evlilikler üzerindeki etkileri: Afyonkarahisar ili örneği
Bu çalışma, geleneksel akraba ilişkilerinin yeni evlilikler üzerindeki etkileri üzerine bir değerlendirmedir. Toplumun temel unsurlarından biri olan aile, Türk toplumu için büyük önem taşımaktadır. Türk ailesi yapı itibariyle Batı toplumlarından farklı olarak evlilik kurumu ile temellendirilmiş ve toplumun daha sağlıklı ve daha güçlü olmasına zemin hazırlamıştır. Her toplumda görülen ve kutsal sayılan evlilik, insanlara yeni bir hayat tarzı sunmaktadır. Mevcut hayat düzeninden yeni yaşam biçimine geçilmesiyle birlikte yeni akrabalarda beraberinde gelmektedir. Evlilik yalnızca kadın ve erkeğin beraberliği değil aynı zamanda kayınvalide, kayınpeder, görümce, kayın, eltinin de evliliğe dâhil olabildiği bir süreçtir. Akrabalık ilişkileri toplumdan topluma değişiklik gösterebilmektedir. Bu akrabalık ilişkilerinde en önemli faktör kayınvalide ve kayınpederdir. Kültürler arası değişiklik gösteren akrabalık ilişkileri, evlilikler üzerinde olumlu ve olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Geleneksel akraba ilişkilerinin yeni evlilikler üzerindeki etkileri üzerine yapılan bu çalışma, teorik ve uygulamalı olarak iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın teorik kısmında, aile, aile tipleri, aileye kuramsal yaklaşımlar, evlilik, evlilik türleri, boşanma, boşanma üzerine yapılan araştırmalar açıklanmaya çalışılmıştır. Uygulama bölümünde ise, Afyonkarahisar ilinde yaşayan katılımcılar ile geleneksel akraba ilişkilerinin yeni evlilikler üzerindeki etkilerini tespit etmeye yönelik mülakat gerçekleştirilmiştir. Bu mülakatlar 33 kişi ile yapılmıştır. Görüşmelerin yapıldığı katılımcılar, kayınvalidesi ve kayınpederi ile yaşayan bireyler, bir dönem onlarla beraber yaşamış bireyler ve aile bireyleri ile farklı şehirlerde yaşayan kişilerden seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular analiz edilerek yorumlanmıştır. Geleneksel akraba ilişkilerinin yeni evlilikler üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Geniş aile, çekirdek aile, evlilik, boşanma.
1923-1950 arasında dini muhalefet açısından Türkiye'de Nurculuk ve Rifaîlik hareketleri (Karşılaştırmalı bir analiz)
Erken Cumhuriyet dönemi (1920-1945) Türkiye'de yaşanan devrim niteliğindeki toplumun ve siyasetin yapısal ve kültürel dönüşümleri karşısında Osmanlı İslam tasavvurunu oluşturan geleneksel toplumsal güçler, özellikle taşranın dinamiklerini kullanarak çeşitli muhalefet stratejileri geliştirmişlerdir. Bu stratejiler Anadolu coğrafyası etrafında ehlisünnet ekollerinin oluşturduğu din yorumlarının hayata, inanca ve siyasete hangi tarzlarda meşruiyet kaynağı olduklarıyla yakından ilintilidir. Özellikle şiddet dışı biçimlerin yaygın olduğu bu muhalefet tarzlarının yeni Türk devletinin ideolojik kazanımlarına karşı kendilerine has bir yol tutturmuşlardır. Bu çalışma, tepki tarzlarını bu minvalde belirlemeye çalışarak şiddet dışı direniş, sivil itaatsizlik, terör gibi muhalefet metodlarının içeriğiyle Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde ehlisünnet perspektifinde ortaya çıkan toplumsal grupların nasıl bir muhalefet üslubu sergilediklerine yoğunlaşmıştır. Üslupların kavramsal olarak sivil itaatsizlik ve terörrizm gibi içeriklerden farklı inanç merkezli bir dini muhalefet perspektifi oluşturduklarına temas edilmiştir. Bu çizigide Said Nursi merkezli nurculuk hareketi ve Kenan Rifaî merkezli rifaîlik hareketi mercek altına alınmıştır. Bu hareketlerin Osmanlı İslam ve siyaset tasavvurunu oluşturan önemli iki geleneğe, tasavvuf ve medrese geleneğine, örnek teşkil ettikleri belirlenmiştir. Dolayısıyla rifaîlik ve nurculuk hareketlerinin, bu geleneklerin ürettikleri din yorumlarının ışığında birbirlerinden farklı muhalefet stratejileri belirledikleri gözlemlenmiştir. Bu farklılıkların dayandığı temel ise tasavvuf geleneğinin iki büyük kolu olan vahdet-i şuhut ve vahdet-i vücut felseflerinin kozmolojik, ontolojik ve metodolojik üretimleridir. Bu farklılıklar ışığında, tez son olarak rifaîlik ve nurculuk hareketlerinin oluşturdukları direnme biçimlerinin nasıl bir örgütlenmeye vesile olduklarını belirlemektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal güç, dini muhalefet, Cumhuriyet inkılapları, nurculuk, rifaîlik, vahdet-i vücut, vahdet-i şuhud.
Social foundations of the thought of Musa Carullah Bigiyef in the context of the idea of Islamism
Although Islamism appears itself as a political ideology in the 19th century, people who have accepted the religion of Islam since the birth of Islam have attemp-ted to make the Qur'an's commandments prevail in every aspect of life. Many Islamists that have lived in History, have tried to prove that Islam is not only a book about the hereafter, but also a religion with all kinds of competences that regu-lating social life. Especially in the 19th century, the fall of the Islamic World in all areas against the west has led some Muslim intellectuals to seek solutions to this negative situation. Many Muslim intellectuals have entered an intense effort and many recipes have been presented. However, Muslim states used these prescriptions to achieve military success rather than to regulate social life. Therefore, the proposed solutions are ineffective. Musa Carullah Bigiyef, who lived in this period of crisis, is one of the intellectuals who tried to get rid of all the laziness and backwardness of Muslims. He says that the religion of Islam should be understood correctly, and all problems should be analysis by the intelligent people as a part of Qur'an and Sunnah and this analysis should be according to the conditions of the time. He also argued that many controversial issues were ignored and resolved and according to him Muslim scholars have been obsessed with empty kalamic issues, and also encouraged apery by sectarian attitudes, and produced hundreds of works, articles and newspapers. In this study, some views of Musa Carlullah Bigiyef on social issues within the framework of Islamic tradition were explained using historical scanning model and document analysis technique.
Feminist teori ve annelik: "Feminist politika (2009- 2015) ve Amargi dergilerinde (2006- 2015) annelik olgusu"
Feminizm Fransız İhtilali sonucu ortaya çıkan ve kadınların hak arayışları olarak değerlendirilen bir harekettir. Bu hareket etrafında kadınlar kamusal- özel alan arasındaki rollerini değerlendirerek bazı taleplerde bulunmuştur. Feminizmin değerlendirmeye aldığı en önemli konulardan birini annelik oluşturmaktadır. Annelik kadınların biyolojik olarak erkeklerden en farklı olduğu noktadır. Feminizmde annelik algısının incelenmesi (Feminist Politika ve Amargi Dergileri) bu araştırmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında işlenen konular Türkiye'de uzun yıllar yayın yapmış ve birçok feminist bireyin yazılarına yer vermiş olan Feminist Politika ve Amargi dergilerinde yer alan annelik, çocuk bakımı ve doğurganlık algılarının incelenmesidir.
Din ve ideoloji bağlamında Nurettin Topçu ile Roger Garaudy'nin sosyalizm ve İslam algısı
İdeoloji kavramı ortaya çıktığı 19. yüzyıldan itibaren farklı Sosyal Bilim disiplininin araştırma konusu olmuştur. İdeolojiler insana ve topluma hazır yaşam biçimi ve düşünce kalıpları sağlama iddiasındadırlar. Bu kalıplar üzerinden bireyi ikna etme kaygısı taşırlar. Semavi bir içeriğe sahip olsun ya da olmasın dinler de tıpkı ideolojiler gibi yaşama biçimi ve düşünce kalıpları sunarlar. Bu nedenle din ve ideolojiler benzer nitelik taşırlar ancak bu benzerlik ilişkisi din ve ideoloji arasında bir aynilik olduğu sonucu doğurmaz. Bu çalışmada din ve ideoloji arasındaki bu ilişki İslam ve sosyalizm kavramları üzerinden ele alınarak Nurettin Topçu ve Roger Garaudy'nin İslam ve sosyalizm görüşleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır.
Otoriteryanizm bağlamında tek parti (1930-1945) ve AK Parti (2002-2017) dönemleri karşılaştırması
Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarda olduğu ve "Tek Parti" dönemi olarak ifade edilen 1930-1945 yılları arasındaki siyasal ve sosyal alanlarda gerçekleştirilen uygulamalar, başta sosyal bilimler olmak üzere birçok disiplindeki araştırmaya konu olmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002-2017 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu uygulamalar da siyasal, sosyal ve ekonomi alanlarda birçok disiplin alanında ele alınıp, incelenmiştir. Bu çalışmada, farklı bağlamlarda, Tek Parti dönemi ve AK Parti dönemlerinde uygulandığı iddia edilen "otoriter" politik uygulamaların olup olmadığı, kendi politik iklimlerinde değerlendirilerek, bu iki dönemin karşılaştırmalı analizi yapılacaktır.
Bir muhalefet aracı olarak sosyal medya
Sosyal medya son yirmi yılda hayatımıza girerek önemli değişim ve dönüşümleri başlatan bir olgu olmuştur. Bu çalışma sosyal medyayı, sosyolojinin temel tartışmaları çevresinde ve argümanları bağlamında bir muhalefet aracı olduğu düşüncesiyle araştırılmıştır. Günlük yaşamımızda kullandığımız muhalefet araçlarının yanına eklenen bu araç yarattığı etkiyle daha uzun yıllar tartışılacağa benziyor. Sosyal medyanın bir muhalefet aracı olarak kullanılması ve zamanla insanı kendine yabancılaştırıcı etkisiyle bir muhalefet aracına dönüşmesi bu çalışmanın temel argümanlarını oluşturmaktadır. Birinci bölümde medya ve sosyal medyanın gelişim aşamaları incelenmiştir. İkinci bölümde ise sosyal medyanın bir muhalefet aracına dönüşmesi anlatılmıştır.
Madde bağımlılığının demografik özelliklerle olan ilişkisi: Adana/Seyhan örneği
Uyuşturucu maddenin keşfedilmesi çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu maddenin bulunması, kullanılması ve etkileri zaman içerisinde anlaşılmıştır. Uyuşturucu madde, bireyin merkezi sinir sistemini etkileyerek fiziksel veya ruhsal anlamda bağımlılık haline yol açar. Bağımlı olan birey kendi iradesiyle hareket edemez, kendine ve topluma zarar verir. Bu araştırmanın konusu, bireyi madde bağımlılığına götüren süreçte, cinsiyet, yaş, eğitim, gelir düzeyi, meslek gibi demografik özellikler ile uyuşturucu madde kullanımı arasında ne tür bir ilişkinin olduğu üzerine odaklanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Adana/Seyhan'da ikamet eden ve madde bağımlısı olan415 kişinin katılımıyla anket ve ölçek uygulaması yapılmıştır. Anket ve ölçek uygulamasından elde edilen veriler SPSS paket programına işlenerek bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bulgular bireyin demografik özellikleri temelinde, madde bağımlılığına sebebiyet veren koşulların neler olabileceğine odaklanarak genelde sosyolojik suç teorileri özelde ise alt kültür, sosyal ekoloji, kontrol, damgalanma, sosyal öğrenme ve davranış teorileri temelinde betimsel analiz tekniği kullanılarak yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçları, uyuşturucu madde kullanıcılarının, cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, gelir düzeyi gibi demografik özellikleri ile madde kullanımı arasındaki ilişkinin neler olabileceği üzerine derinlemesine bir bakış açısı getirilerek betimsel analiz tekniğiyle yorumlanmıştır. Anahtar Kavramlar: Uyuşturucu madde, madde bağımlılığı, bağımlılık, Seyhan, sosyolojik suç teorileri.
Kendini dindar olarak tanımlayan gençlerin aile algısı üzerine sosyolojik bir araştırma: Afyonkarahisar ili örneği
Bu araştırmanın temel amacı, değişen dünya ve sosyal şartların, herhangi bir dini gruba bağlı olan ve kendisini dindar olarak tanımlayan gençlerin aile algısında meydana getirdiği değişim ve dönüşümü ortaya çıkarmaktır. Dindarlıkları neticesinde nasıl bir evlilik istedikleri, nasıl bir aile hayatı istedikleriyle ilgili beklentilerin saptanabilmesi ve sonuçların İslami aile yapısına uygunluğu tartışılmıştır. Araştırmanın örneklemi Afyonkarahisar İli'nde herhangi bir dini grupla irtibatı olan ve kendisini dindar olarak tanımlayan, 17-29 yaş aralığındaki 250 genç oluşturmaktadır. Cinsiyet değişkeni göz önünde bulundurularak 125 kadın ve 125 erkek olacak şekilde bir dağılım yapılmıştır. Araştırmacı tarafından, araştırmanın amacına yönelik olarak hazırlanan 60 adet anket sorusu bulunmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Hipotezlerimizi doğrulayan sonuçların yanı sıra yanlışlayan sonuçlar da bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Din, dindarlık, gençlik, aile, dini grup.
Tüketim kültüründe medyanın gösteriş tüketimi üzerine etkisi
Tüketim, insan ve toplum için yaşamsal öneme sahip bir olgudur. İnsanın yaşam mücadelesini sürdürebilmesi için tüketmesi gerekmektedir. Bu denklem, bütün insanlık tarihi için geçerlidir. Modern kapitalist toplumun ortaya çıkışı, tüketimin ihtiyaç temelli karakterinde önemli bir değişime neden olmuştur. Modern toplum tüketim olgusuna daha çok gösteriş temelinde yönelmekte, rasyonel bir tüketim eğiliminden giderek uzaklaşmaktadır. Kapitalist üretim, kitlelerin bu şekilde irrasyonel tüketim eğilimine sahip olmalarına ihtiyaç duymaktadır. Medyanın, modern toplumsal işleyişte tutum ve davranışları önemli ölçüde yönlendiren bir güç olarak tüketimi de teşvik ettiği düşünülmektedir. Bu çalışmada kapitalist ekonominin ihtiyaç duyduğu irrasyonel tüketimin medya araçları ile ilişkisi ele alınmış, medyanın gösterişe dayalı tüketimin yaygınlaşmasında çok önemli bir fonksiyon icra ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Otizmli bireylere sahip ailelerin yaşadıkları sorunların sosyolojik bir değerlendirmesi: Bulancak ilçesi örneği
Her yıl dünyada ve Türkiye'de hızla artan Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), dünyada her 65 çocuktan bir tanesinde görülmektedir. Otizm Spektrum Bozukluğu, özellikle sosyal etkileşim ve iletişim sorunları ve tekrarlayan davranışlarla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır ve ömür boyu devam eden bir yaygın gelişim bozukluğudur. Her anlamda sıkıntı yaşayan OSB'li bireylerin aileleri sıkıntılarını dile getirmekte ve sorunlarını gerekli mercilere ulaştırmakta zorlanmaktadırlar. Bu çalışmayla OSB'li bireylere sahip ailelerin yaşadıkları sorunların sosyolojik temelde incelenmesi, böylelikle sorun yaşayan ailelerin temel ihtiyaç ve isteklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel ve nicel veri toplama araçları kullanılarak karma bir yöntem uygulanmıştır. Nitel araştırmada derinlemesine görüşme tekniği, nicel araştırmada ise Aile Gereksinimlerini Belirleme Aracı (AGBA) ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Giresun İli Bulancak İlçesinde yaşayan OSB'li bireylerin anne ve babaları oluşturmaktadır. Araştırmada ailelerin sosyo- ekonomik temelde, özellikle de eğitim ve aile içi iletişim konularında ciddi sorunlar yaşadıkları, önemli ölçüde kurumsal ve toplumsal desteğe ihtiyaç duydukları yönünde bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, aile, gereksinimler, problemler
Bakıma muhtaç alzheimer hastalarının bakımını üstlenen hane sakinlerinin yaşadığı zorluklar: Akşehir ilçesi örneği
Modern demografik faktörler, doğurganlığın azalmasına ve ortalama ömrün uzamasına işaret etmektedir. Söz konusu faktörlerin aktif olduğu toplumlar giderek yaşlanmaktadır. Yaşlı nüfusun, genel nüfus içindeki oranının artması, yaşlılığın daha da toplumsallaşmasına neden olmaktadır. İnsan ömrü uzadıkça ileri yaşlılık bir takım hastalıklarla beraber önemli bir konu haline gelmektedir. Bu hastalıklardan bir tanesi de Alzheimer hastalığıdır. Alzheimer hastalığı, bedensel, zihinsel ve ruhsal yönleri bulunan, tedavisi günümüzde mümkün olmayan, dejeneratif ve ilerleyici özellikleri olan bir hastalıktır. Hastalık, zaman içerisinde ilerleme göstererek hastanın, öz bakımını başkasından bağımsız bir şekilde yapamayacak duruma getirmektedir. Hastalığın zorluğuna bağlı olarak hastaların bakımının yapılması da oldukça zor ve yıpratıcı bir süreçtir. Türk toplumu da giderek yaşlanmakta ve Alzheimer gibi hastalıklar artış göstermektedir. Alzheimer hastalarına bakan aile fertleri veya hane sakinleri de önemli sorunlar yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, Akşehir ilçesi kent merkezi, kasaba ve köylerinde yaşayan ve Alzheimerli hastaya bakım veren 30 kişiyle derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda bakım veren bireylerin, belirli ölçüde geleneksel özelliklerini sürdüren bir yörede, modern yaşlılığın doğasına uygun önemli sorunlar yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Modern Yaşlılık, İleri Yaşlılık, Alzheimer Hastalığı, Bakım Sorunları.
Küreselleşme sürecinde değişen din algısı üzerine bir inceleme: İstanbul Nişantaşı ve Sultanbeyli örnekleri
Küreselleşme, ekonomik, siyasi, kültürel, coğrafi ve teknolojik faktörlerin birbirleriyle etkileşimleri sonucu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar kavram, 1990'lı yıllarda sosyal bilimlerin gündemine girmiş olsa da, küreselleşmenin ne olduğu ve ortaya çıktığı süreçlerin neler olduğuna dair tartışmaları ise devam etmektedir. Küreselleşme din ilişkisini ise, dinlerin sahip olduğu evrensel ilkeler çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Dinlerin evrensel mesajları içinde barındırması ve bu mesajları tüm dünya iletme gayesi taşıması, dinleri küreselleşme ile karşılıklı etkileşime girmeye mecbur bırakmıştır. Bu karşılıklı etkileşim, toplumlardaki din ve dindarlık algıları üzerinde değişimlere sebep olmuştur. Türkiye'de küreselleşmeden nasibini almış ve etkileri toplumsal düzeyde hissedilmiştir. Bu değişim daha ziyade kendini geleneksel inanış ve yaşayış anlayışındaki farklılıklar ile hissettirmiştir. Bu araştırmada, Nişantaşı ve Sultanbeyli üzerinden, küresel süreçte Türkiye'de değişen din ve bazı bölümlerde dindarlık algıları ölçülmeye çalışılmıştır.
Risk toplumunda bilişim suçları ve hukukun etkinliği
1990'lı yıllarda bilişim teknolojilerinden özellikle bilgisayar ve internetin yaygın şekilde kullanılmaya başlanmasıyla yeni suç tipleri ve suç işleme yöntemleri ortaya çıkmıştır. "Bilişim suçları" şeklinde kavramsallaştırılan bu yeni suç tipleri, bizzat insan tarafından üretilen bilişim teknolojilerinin riskleri arasındadır. Ulrich Beck, günümüz toplumunu "risk toplumu kuramı" ile açıklamaktadır. Beck, eskiden doğadan ya da doğaüstü güçlerden kaynaklanan risklerin artık bizzat insan tarafından imal edildiğini ve hesaplanamayan risklerin küreselleşerek herkesi etkilediğini ifade etmektedir. Risk toplumunda yaşanan bireyselleşme ve dijitalleşme sürecinde, hukuk tarafından korunan haklar sanal âleme taşınmıştır. Bu nedenle cinsel dokunulmazlıktan şeref ve haysiyete, malvarlığı haklarından kişisel mahremiyete kadar haklar, sanal âlemde ihlal edilmektedir. Devletlerin ve şirketlerin internet ortamında saklanan sırları risk altındadır. Bilişim teknolojileri, propaganda ve iletişim aracı olarak terör örgütlerinin kullanımındadır. Araştırma ile doküman analizi yöntemi kullanılarak risk toplumu bağlamında bilişim suçları incelenmiş ve modernizmin değerleri ekseninde oluşan pozitif hukukun etkinliği irdelenmiştir. Beck tarafından çevreye, ekonomiye ve güvenliğe ilişkin tehlikeler örnek verilerek risk toplumu açıklanmaktadır. Bu araştırmada ise risk toplumu, küresel bir tehdit olan bilişim suçları bağlamında ele alınmıştır. Özgün niteliği ve literatüre katkısı nedeniyle araştırmaya önem atfedilmektedir.
Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerinde gençliğin politik inşası
Necip Fazıl Kısakürek, Cumhuriyet döneminde İslamcı ideolojinin temellerini oluşturan en önemli isimlerden biridir. Gerek İslamcı kimliğiyle gerekse de gençlik üzerine yazıları ve düşünceleri sebebiyle dikkatleri üzerine toplayan bir isimdir. Yaşamış olduğu dönemdeki toplumsal sıkıntıları görmüş ve bunlara bir çözüm getirmeye çalışmıştır. Özellikle gençlik üzerindeki düşünceleri bu bağlamda önem arz etmektedir. Cumhuriyet dönemindeki bu problemlere karşı alternatif bir çözüm önerisi sunan Necip Fazıl "İslamcı ideal gençlik" kavramını geliştirmiştir. Bu bağlamda Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerinde gençliğin politik inşası bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. Araştırmada Necip Fazıl Kısakürek'in gençlik kavramına getirmiş olduğu yeni fikirler, düşünceler incelenmiştir.
Aristoteles'te doğa ve aile
M.Ö. üçüncü yüzyıl Antik Yunan filozoflarından en önemlilerinden biri olan Aristoteles'in ortaya koymuş olduğu fikirler günümüzde de çeşitli bilim alanlarında tartışılmaktadır. Platon ile kıyaslandığında ılımlı realist olarak betimlenen Aristoteles'e göre yaşantı dünyası gerçektir. Bu yüzden doğayı araştırmak hakikate ilişkin araştırmalar ile bir tutulurdu. Aristoteles'te gerçekliğin doğa ile bağlantısı, onu aile kurumunu da doğal bir varlık olarak görmesine götürmüştür. Filozofa göre insanın sosyalleşme modellerinin ilki olan aile, devletle sonlanacak teleolojik eylemlerinin başında yer alır. Aristoteles'e göre aile, neslin devamını sağlamak ve çocukların ihtiyacını karşılamak için kadın ve erkeğin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Ve devlet ailelerden oluşmaktadır. Ailenin doğal bir yapı olması önermesinden hareketle, önce "doğa" ardından bunun sonuçlarından biri olarak "aile" kavramının incelenmesi bu tezin ana temasıdır. Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Platon, aile, doğa.
İleri yetişkin bireylerin yer aldığı filmlerde yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı: (Stajyer ve Ben Daniel Blake örnekleri)
Bu çalışma filmlerdeki ileri yetişkin bireylere yönelik yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisini ele almayı amaçlamaktadır. Filmler önemli kitle iletişim araçlarından biridir. Kitle iletişim araçlarının en önemli işlevlerinden biri de düşünceleri yaymaktır. Toplumların düşünce yapılarının bilinmesini sağlamasından kaynaklı filmler tercih edilmiştir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan veriler Cristian Metz'in Göstergebilim kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Örneklem seçiminde olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu çerçevede, çalışmada yönetmenliğini Nancy Meyers'in yaptığı Stajyer (2015) ve yönetmenliğini Ken Loach'ın yaptığı Ben Daniel Blake (2016) filmleri yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı açısından göz önünde tutularak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca yerel boyutta incelenmenin yapılması amacı ile de Türk yapımlı Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Beyaz Melek filmi kısaca incelenmiş olup ekler kısmında yer almaktadır. İlk bölümde kavramsal ve kuramsal arka plana yer verilmiş olup; ikinci bölümde yöntem ve analize dair açıklamalar yapılarak filmlerin göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Bu filmler kararlaştırılmadan önce bazı filmler incelenmiş olup konunun anlaşılabilirliğine en iyi örneği teşkil edeceği düşünülen iki sinema filmi seçilmiştir. Ayrıca tez sürecince yararlanılan diğer kaynaklardan (makaleler,tezler ve diziler vb.) gerekli görülen yerlerde faydalanılmış ve bu çalışmada kullanılmıştır. Analiz süresince göstergelerin kullanımları izlenmiştir. Özellikle yaş ayrımcılığı ve toplumsal algıya dair göstergelere ulaşılmaya çalışılmış ve ayrıntılı görseller ile yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisi ele alınmıştır.
Pandemi sürecinde yaşlıların toplumsal konumu ve problemleri (Sakarya-Karasu örneği)
Dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfus oranlarındaki hızlı artış nedeniyle yaşlı ve yaşlılık dikkat çeken bir konu haline gelmiştir. Yaşlılara yönelik çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Pandemi gibi kriz dönemlerine fazla rastlanılmadığı için kendi problem alanını oluşturan bu süreçlerin toplumsal işlevselliği bozma ve sosyal alanda çatışmalara neden olma açısından incelenmesi toplum bilimleri için önem arz etmektedir. Pandemi süreci ve koronavirüs (Covid-19) hastalığının etkilerinin dezavantajlı gruplardan biri olan yaşlı bireyler üzerinden incelenmesi, Türkiye'de yaşlı bireyin konumu ve problemleri bağlamında özgün değer taşımaktadır. Koronavirüs hastalığıyla mücadele amacıyla uygulanan karantina ve sosyal izolasyon tedbirleri bağlamında pandemi sürecinin, risk grubu ve toplumsal dezavantajlı kesim içerisinde yer alan 65 yaş ve üzeri bireylerde; sağlık, psikoloji, sosyal, ekonomi, siyasal, iletişim ve sosyal aktivite alanlarına etkileri ve yaşlı bireylerin, pandemi algıları ve düşünceleri bu araştırma sayesinde görünür kılınmıştır. Bu araştırma için nitel yöntem uygun görülmüş ve durum çalışması yaklaşımı kullanılarak araştırmaya katılan katılımcıların, pandemi sürecinde yaşadıkları farklı boyuttaki problem alanlarının detaylarıyla ortaya çıkarılması için derinlemesine görüşme tekniğinden faydalanılmıştır. Süreç sınırlılığı bakımından 3 Ekim 2022 ile 24 Kasım 2022 tarihleri arasında Sakarya ilinin, Karasu ilçesindeki 16 katılımcıya amaçlı kartopu örneklemi kullanılarak ulaşılmıştır. Araştırmanın saha çalışması süreci tamamlandıktan sonra elde edilen veriler, betimsel analiz ve söylem analizi yöntemi kullanılarak temalandırılmıştır. Bu araştırmada koronavirüs pandemisi sürecinin yaşlı bireyler üzerindeki etkileri; sağlık, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, siyasal, iletişim ve sosyal aktivite boyutları bağlamında incelenmiş, her boyut kendi çerçevesinde değerlendirilerek araştırma kapsamında yer alan yaşlı bireylerin sorunlarına ve pandemi konusundaki algılarına ulaşılmıştır. Koronavirüs pandemi sürecinin farklı boyutlarıyla yaşlı bireyler üzerindeki etkilerinin incelenmesinin, kriz süreçlerinde dezavantajlı gruplarda yaşanılan sorunların giderilmesi için bundan sonraki planlamalara ve politikalara rehberlik edeceği düşünülmekte ve bundan sonra yapılacak olan çalışmaların eksik görülen alanlar üzerinde gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
Sosyal medyada toplumsal cinsiyet: Twitter iletilerinde Mahsa Amini örneği
Post-truth kavramı, bireylerin sosyo-kültürel çevre unsurlarından etkilenen, kişinin kendi öznel gerçekliği bağlamında nesnel dünyayı anlama ve yorumlama biçimi olarak ifade edilmektedir. Post-truth dönem, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte günümüzün en çok tartışılan konularından biri haline gelmiştir. Çünkü günümüzde sosyal medya bireyler için en önemli iletişim ve bilgi ağıdır. Kullanıcıların düşüncelerini rahatlıkla paylaşabildikleri, kendilerini ifade etme fırsatı buldukları bu platformlar, cinsiyete dayalı cinsiyetçi bir söylemi pekiştirirken, kullanılan dil de kadın düşmanlığını körükleyen cinsiyetçi bir üsluba göndermeler içermektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı İran'da Mahsa Amini olayları olarak bilinen olaylarla ilgili atılan toplumsal cinsiyet konulu Tweetlerin post-truth çerçevesinde analiz edilmesidir. Bu çalışmada, kadına yönelik şiddet söylemi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği Twitter'dan elde edilen veriler doğrultusunda hakikat sonrası bağlamlar ve yapısal mistifikasyonlar analiz edilmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde toplumsal cinsiyet ve sosyal medyadaki boyutuyla ilgili literatür ele alınmıştır ve post-truthla ilgili literatür tanıtıldıktan sonra ikinci bölümde araştırmanın metodunun kurgulanması sunulmuştur. Son bölümde ise araştırma bulgularına yer verilmiştir. Bulgular kapsamında MAXQDA 2020 yazılımından yararlanılarak İslamofobi ve Cinsiyetçilik, Kadın Bedeninin Politikleştirilmesi: Özgürleşme/Laiklik, Paylaşımlarda Cinsiyetçi Eril Dilin Üretimi, Post-truth Üretimin Nesnesi Olarak Cinsiyetçilik, "Günah Keçisi" Olarak Kadın Bedeni: Etnik ve Dini Temelli Cinsiyetçilik ve Post- Truth Siyaset Göstergesi Olarak Cinsiyetçilik ve Kadın Düşmanlığı temaları ortaya çıkmıştır.
Aile içi iletişimde karşılaşılan problemler ve çözüm yolları: İstanbul örneği
Sosyal bir varlık olarak insanın başkalarıyla birlikte yaşamasının en temel ve en özel birimi ailedir. Toplumsal düzenin en önemli kurumlarından biri olan aile, bir erkek ve bir kadının evlilik sözleşmesi ile bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Ailede birlik, beraberliğin oluşabilmesi için eşler arasındaki ekonomik, idare ve psiko-sosyal konularda anlaşmanın ve uyumun sağlanması gerekmektedir. Evlilikle birlikte kadın ve erkeğin rollerinde oluşan değişmeler ve bu değişen rollerine uyum sağlamamaları, psikolojik, biyolojik, sosyal ve ekonomik açıdan bir düzen oluşturamamaları, eşlerin birbirlerine karşı aynı iletişim biçimini ve ortak bir anlayış sağlamamaları gibi etkenler, çatışma, tartışma, uyumsuzluk gibi sorunlara neden olmaktadır. Bu konu çerçevesinde yapılacak olan çalışmada kullanılan Aile Değerlendirme Formu 6 çift (12 kişi) üzerinde uygulanmıştır. Haftada, iki haftada, ayda birer kez uygulanmak üzere planlanmıştır. Araştırma evreni, İstanbul'dur. Bu araştırmanın konusu kapsamında yapılan literatür taraması sonucunda aile ve evlilik, evlilik doyumu ve uyumu, ailede iletişim, evlilikte bağlanma kuramı, çatışma ve evlilik çatışması, stresin nedenleri, belirtileri ve başa çıkma, depresyonun nedenleri ve türleri, öfke, eşlerarası şiddet türleri, problem çözme kavramı ve becerisi, aldatma nedenleri ve ilişkiye etkileri, boşanma neden ve çeşitleri başlıkları araştırmanın kavramsal çerçeve kısmını oluşturmuştur. İkinci bölümde ise araştırmanın uygulamalı çalışmasına yer verilmiştir. Çalışmanın konusu çerçevesinde ulaşılmak istenen veriler amacıyla oluşturulan araştırma sorularına, bu sorular ışığında oluşturulmuş olan araştırma ve görüşme formuna, kullanılan yöntem ve tekniğe araştırmanın evren ve örneklem grubuna, araştırma sonucunda elde edilen bulgular ve analizi, bu başlıklar altında bulunmuştur. Son bölüm olan değerlendirme ve sonuç bölümünde ise elde edilen bu verilerin araştırma sorularının aydınlatılmasında ne derecede etkili olduğu üzerine analizler yapılmıştır.
Takım çalışmasında kuşakların motivasyon kaynakları ve kuşak farklılıklarının liderlik stillerine etkisi
Hayatın her alanında olduğu gibi iş yaşamında da insan ilişkilerinin önemi yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Profesyonel çalışma hayatı içerisinde en az bireysel çalışmalar kadar önemli olan takım çalışmasında işbirliği ortamını oluşturabilmek ve çatışmanın önüne geçebilmek için en önemli faktör takım üyelerinin özelliklerinin bilinmesinde saklıdır. Takım çalışmalarında tek tek birey özelliklerinin önemli olmasının yanı sıra grubun birlikte iş yapabilme ve çözüme kavuşturabilme gibi özelliklerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Bir ekip çalışmasında ilk ve en önemli unsuru ekip liderinin özellikleri, gruba karşı tutum ve davranışları oluşturmaktadır. Çünkü tek tek bireylerin motivasyonları ne kadar güçlü olursa olsun bir arada anlamlı hale getiren ve bir takım aidiyeti zeminini oluşturan genellikle bir lider olmaktadır. Günümüzde X,Y ve Z olmak üzere 3 kuşağa aynı anda ev sahipliği yapan işyerlerinde takım çalışması içerisinde kuşakların motivasyonlarını belirlemek ve kuşak farklılıklarının liderlik rollerine yansıyan etkilerini tespit edebilmek için; Çok Boyutlu İş Motivasyonu Ölçeği, Takım Çalışmasına Yatkınlık Ölçeği ve Lider Davranışlarını Betimleme Ölçeği olmak üzere 3 farklı ölçek ile anket çalışması yapılmış ve 399 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın evrenini hizmet sektöründe faaliyet gösteren beyaz yaka çalışanlar, örneklemini ise İstanbul'da yer alan sigorta şirket çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma sonuçları incelendiğinde genç kuşakların dışsal motivasyonlarının kendilerinden önce gelen kuşaklara göre daha etkin olduğu, ekip yöneten bireylerin büyük bir çoğunluğunun X kuşağı mensubu oldukları, Z kuşağının çalışma hayatına yeni yeni adım atmış olduğu sonuçlarına varılmıştır.
COVID-19 pandemisi döneminde Sakarya ilinde Türk ailesi
Çalışmanın amacı Covid-19 Pandemisi sürecinde ailede yaşanan değişimlerin temel çıkış noktalarını anlamak, değişimleri gözlemlemektir. Farklı dinamikler üzerine inşa edilen Türk ailelerinde yaşanan etkileri ortaya çıkartmaktır. Olası bir salgın durumunda Türk toplumu için aile temelli eksiklerin belirlenmesi ve ihtiyaçların daha çabuk giderilmesi noktasında ışık tutmaktır. Bu çalışma Covid-19 Pandemisini afet sosyolojisi çatısı altında değerlendirmektedir. Yaşanan bu afette Türk aile yapısının ekonomik, psikolojik ve sosyal alanlarda nasıl etkilendiği ve bu sürecin ne gibi değişimlere neden olduğunu tespit etmek ana hedef olarak belirlenmiştir. Bu araştırma kapsamında belirlenen 8 aile tipolojisi üzerinden Covid-19 Pandemisi sürecinde ailelerde gözlemlenen değişen durumlar ele alınmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ve katılımcı gözlem teknikleri bir arada birbirini destekleyecek şekilde kullanılmıştır. Aile tipolojileri katılımcı gözlem sürecinde yapılan gözlemler sonucunda oluşturulmuştur. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu temel alınarak 1 Eylül – 1 Ekim 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda Covid19 Pandemisi'nin Türk ailesi üzerindeki etkilerinin kalıcılığının aile yapılarına göre değiştiği tespit edilmiştir. Pandemi öncesinde aile içerisinde sorun yaşayanlarda sorunlarda artış gözlemlenmiştir. Aileyi etkileyen en önemli etkenin kayıp olduğu görülmektedir. Bu kayıp hem aile bireylerinden birinin kaybı hem de maddi kayıp şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada saptanan değişimlerin mevcut durumda etkilenen ailelere destek çalışmalarının planlanmasında ve bundan sonraki olası Pandemi durumlarında alınması gereken önlemlerin planlanmasında yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Bedene estetik müdahale olgusu üzerine nitel bir çalışma: Pierre Bourdieu perspektifiyle değerlendirmeler
Modern hayatın içinde beden hiç olmadığı kadar bireyselleşirken kimliklerin beden üzerinden oluşturulması bedenin değiştirilebilirliğini teşvik etmektedir. Beden imgesinin oluşturulması kültürel dinamiklerle belirlenirken kişiler bedenlerini toplumsal kabul görme üzerinden şekillendirmektedirler. Yirminci yüzyılın sonlarından itibaren çağdaş sosyal teoride farklı açılardan tartışılmaya başlanan beden, sosyoloji literatüründe özel bir alana sahiptir. Sosyal teorisyenler tüketim kültürü içinde ticarileşmiş bedeni, feministler bedene dayatılan toplumsal kabulleri, Foucauldian analistler iktidar biçimlerinin beden üzerinden gerçekleştiğini, teknolojik gelişmelere dair okumalar bedenin belirsizleştiğini tartışmaktadırlar. Beden sosyolojisi literatüründen oluşturulan bu araştırma da modern bedenin estetik cerrahi işlemlerle olan ilişkisi anlamlandırılmıştır. Estetik cerrahi ve cerrahi olmayan operasyonlar kültürel ürün olarak değerlendirilmiştir. Estetik cerrahi ve beden etkileşimi iktidar ve kültür tartışmalarını birleştiren Pierre Bourdieu sosyolojisinde özelleştirilmiştir. Gündelik hayatın bir parçası haline gelen ve normalleştiği görülen estetik işlemler çoklu yapısal özellikler ve kültürel dinamiklerle ilintilidir. Bu dinamiklerin başında küreselleşme, tüketim, tıbbın toplumlar üzerinde oluşturduğu tahakküm, cinsiyet, dini ve ideolojik yapı, medya araçları ve ünlü etkisi gelmektedir. Yaşam tarzı üzerinden oluşan toplumsal ayrışmaları okuyan Pierre Bourdieu'nün habitus, ayrım, beğeni, kültürel beden sermayesi, sosyal ve simgesel sermaye, tahakküm ve simgesel güç kavramları üzerinden estetik operasyonlar anlamlandırılmıştır. Kültürel tüketimin içinde yer alan beden estetiği işlemleri gelir durumu, meslek ve eğitim durumu, cinsiyet, yaş ve yaşanılan semt yapılarının kesişimselliğinde anlamlandırılmıştır. Tüketim şekilleri üzerinden bireysel kimliklerin oluşturulması toplumsal sınıf ve tabakalaşmaları belirsizleştirmiştir. Sınırlar belirsizleştikçe yaşam tarzı ve tüketim ilişkisinin yapısal temellerinde kopuşlar meydana gelir. Tüketim şekli olan estetik işlemler ve tercih edilme durumlarının homoloji argümanı içinde beğeniye yaklaşan Pierre Bourdieu sosyolojisinde ayrışmaları oluşturan yaşam tarzı pratiklerinden farklı bir yapı oluşturduğu anlaşılmıştır.
Türkiye'den Almanya'ya nitelikli emek göçünün kesişimsel analizi: 'Yeni dalga' örneği
Bu çalışma, Türkiye'de 2010 yılından itibaren hızlanan, 2013 yılı itibariyle dikkate değer bir şekilde artan ve gerek medya gerekse politikacılar tarafından "Türkiye'nin nitelikli genç kaybı" ya da "beyin göçü" olarak dile getirilen, uluslararası göç akışı içerisinde de 1990'lı yılların ortası ve 2000'lerden itibaren eğitim ve uzmanlığın uluslararasılaşması ile gittikçe büyüyen bir öneme sahip olan yüksek nitelikli göçü ve profesyonellerin hareketliliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'den Almanya'ya giden nitelikli bireylerin göç etme kararlarına ilişkin, nitel araştırmanın fenomenolojik deseni kullanılarak, yarı-yapılandırılmış sorular içeren 33 görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, araştırmacının kendisinin de araştırma boyunca nitelikli göçmenliği deneyimlediği için, çalışma aynı zamanda oto-etnografik ögeler de barındırmaktadır. Bu çalışmada, göç etme kararları arkasında yatanların sadece bireysel ya da sadece yapısal sebepler olmadığı; bu sebeplerin birçok şekilde kesiştiği gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma bulguları nitelikli göçe sebeplerini mikro, mezo ve makro seviyeleri ve ardından; bulguların ikinci bölümünde göç ettikten sonra bunların nasıl dönüştüğünü göstermeye çalışmıştır. Araştırma sonucunda, 2013 yılından itibaren Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik krizler ve bunların insanların günlük hayatlarına, iş yaşantılarına, eğitimlerine etki etmesi ile, göç etme kararı veren insanların ortak deneyimlerinin sonucu olarak ortak bir duyguya/hissiyata sahip oldukları söylenebilir: Hayatın her alanındaki güvensizlik ve belirsizlik kaygısından kaynaklanan bir huzursuzluk hissi. Bu duygu; yaşam tarzına müdahale, politik çatışmalar, hukuk ve adalete güvenin azalması, ekonomik krizin etkileri, eğitim sisteminin sürekli değişmesi ve eğitim alanında nitelik kaybı, eşitsizlik, işsizlik, çalışma koşullarının ağırlığı, özel/sosyal hayatın kalmamasına, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine yönelik algıları ve dolayısıyla temel güvenlik hissinin kaybı gibi makro, mikro ve mezo düzeyde birçok kesişimi barındıran yeni dalga göç olarak adlandırılan göç dalgası içerisinde Türkiye'ye özgü bir "huzursuzluk göçü" olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bir sanal cemaat örneği olarak Twitter'daki fan kitlelerinin parasosyal etkileşim ve omniptikon açısından incelenmesi
Teknolojinin gelişmesi ve internetin hayatımıza girmesiyle beraber, geleneksel kitle iletişim araçlarından farklı olarak, sosyal medya hayatımızın her alanında yaygınlaşarak gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Sosyal medya, kullanıcıların birer profil oluşturarak çift yönlü etkileşimde bulundukları, bireylerin birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan, birbirlerini eleştirerek yorum yapabildikleri bir etkileşim ortamı sunan ve bir taraftan kendi kültürlerini üreten platformları içermektedir. Ayrıca sosyal medya platformları, kullanıcılarına herkesin herkesi gözetleyebildiği omniptik bir alan sunmaktadır. Bu platformların izleyici konumunda olan bireyler ile medya karakteri arasında kurulan tek taraflı ilişkiyi ifade eden parasosyal etkileşimin kuvvetlenmesine ve bu etkileşimi ilişkiye evirerek devamlı olmasına katkı sağladığı düşünülmektedir. Bu bağlamda yaygın sosyal medya platformlarından biri olan Twitter'da bir veya birden çok medya karakteri etrafında toplanmış olan anonim fan kitlelerinin dijital bir cemaat oluşturduğu, ihtiyaç ve amaçları doğrultusunda bu sosyal mecrayı yoğun bir biçimde kullandıkları gözlemlenmiştir. Bu araştırmanın genel amacı; belirli bir medya karakteri veya medya içeriği etrafında toplanmış anonim fan hesaplarının davranış örüntülerini belirlemek ve bu konuyu parasosyal etkileşim ve omniptikon çerçevesinde ele almaktır. Twitter'daki fan kitlelerini yaşadıkları parasosyal etkileşim, kullanım motivasyonları ve sanal bir cemaat olarak sergiledikleri davranış örüntüleri açısından ele alan bir araştırma bulunmamakla beraber bu kitlelerde gözetleme kültürü ve cemaat özellikleri gözlemlendiğinden durum tespitinin yapılması önem arz etmektedir. Bu araştırmanın ilk bölümünde medyanın kullanıcılar üzerindeki etkisini daha iyi anlamak adına geleneksel medyadan sosyal medyaya geçiş süreçleri ele alınacaktır. İkinci bölümde ise araştırmamızın merkezinde olan Twitter'daki fan kitleleri; gözetim, parasosyal etkileşim, kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı, dijital cemaat ve kimlik bağlamında teoriksel olarak açıklanmaya çalışılacaktır. Araştırmanın üçüncü bölümünü yöntem kısmı oluşturmaktadır. Karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilen bu araştırmanın nitel yöntem basamağını netnografi tekniği, nicel yöntem basamağını ise anket tekniği oluşturmaktadır.
Hafızlık proje okullarındaki öğrencilerin teknolojiye tekno-dindarlığa yönelik tutumları: Düzce ili örneği
Bu çalışma, ortaöğretimde hafızlık eğitimi alan öğrencilerin teknolojiye yönelik tutumlarını ve teknoloji ile bütünleştirilmiş eğitimle birlikte tekno-dindarlığa yönelik görüşlerini belirlemek; bu tutumların program türü, cinsiyet, sınıf düzeyi ve yerleşim yerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama sürecinde ortaöğretim öğrencilerinin teknolojiye yönelik tutumlarını ölçmek amacıyla genel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma 2022-2023 eğitim-öğretim Fen ve Teknoloji Hafız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin ortaöğretim bölümünde öğrenim görmekte olan 125 erkek öğrenci, Mehmet Akif İnan Hafız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin ortaöğretim bölümünde öğrenim görmekte olan 146 kız öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Yurdugül ve Aşkar tarafından hazırlanan "Öğrencilerin Teknolojiye Yönelik Tutum Ölçeği (ÖTYT)" ve Torun tarafından hazırlanan "Tekno-Dindarlık Ölçeği (TDÖ)" kullanılmıştır. Araştırma verileri dijital ortamda toplanmış ve bilgisayar ortamında çözümlenerek yorumlanmıştır. Verilerin analizinde dağılımın normalliğini test etmek maksadıyla Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Yapılan normallik testine bakıldığında verilerin bütün analizler açısından normal dağılım gösterdiği görülmüştür. Dağılımın normal olması sebebiyle örneklemin karşılaştırılmasında bağımsız gruplara t testi, ikiden fazla olan örneklemin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi tercih edilmiştir. Araştırmada sonuç olarak örgün eğitimle birlikte hafızlık projesinde öğrenim gören öğrencilerin teknolojiye yönelik tutumları ile sınıf düzeyi ve cinsiyet arasında anlamlı fark tespit edilmiştir (p<.0.05). Ancak sınıf düzeyi ve cinsiyet bağımsız değişkenleri bağlamında tekno-dindarlığa dair anlamlı bir fark tespit edilememiştir. (p<0.05). Diğer yandan gerek teknolojiye yönelik tutum gerek tekno-dindarlık bağlamında yerleşim yeri ve program türü açısından da anlamlı bir fark tespit edilememiştir (p<0.05).
Afganistanda prematür evliliklerin sebepleri ve sonuçları
Erken evlilik, bir erkek ve bir kadın arasındaki, bir veya her iki tarafın da bu ilişkiden memnun olmadığı bir ilişki türüdür ve çoğunlukla uygun evlilik olarak adlandırılır. Genellikle bu tür bir evlilikte anne baba gibi kişiler, kızı ve erkeği ikna etmek için baskı ve şiddete başvururlar. Bazen bazı anne babalar çocuklarının temel haklarına dikkat etmeyerek bu evliliklere sebep olurlar. Erken evlilik dünyanın birçok ülkesinde ve ülkemizde de var olan bir sorundur. Bazı kimseler, anne ve babaları gibi kişilerin isteği üzerine, gönül rızası olmadan başka biriyle evlenmeye rıza gösterirler. Aile içi şiddet korkusu birçok kız ve erkek çocuğunu erken evlenmeye zorlar ve eğer aile bu isteğe karşı çıkarsa kişi en ağır fiziksel ve ruhsal zararı görecektir. Afganistan'da ne yazık ki çoğu gönülsüz evlilik anlayışına sahip olmadan, fiziksel ve zihinsel olgunluğun olmadığı durumlarda gerçekleşen reşit olmayan evliliklerin sayısı oldukça fazladır ve bu durum sosyal, insani ve ahlaki birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Anketin istatistiksel analizleri sonucunda Afganistan toplumunda halen Prematüre evlilik kültürü devam etmektedir ve diğer ülkelerde bu sorunun oluşmasını engelleyen bazı değişkenler (bariyerler) bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı: (1)Afgan toplumunda Prematüre evliliğin nedenleri ve sebepleri belirlemek. (2) Bu sorunun çözümleri belirlemek. (3) Afgan toplumunda Prematüre evlilik geleneğini kırmanın en etkili yolunu tanımak. (4) Dünyanın farklı yerlerinde prematüre evliliğin nedenini tanımaktır. Anket ile elde edilen araştırma bulgularına göre: Afganistan'da erken yaşta ve çocuk yaşta evliliklere çeşitli faktörler neden olmaktadır. Başlıca nedenler arasında yoksulluk, ebeveynlerin kararı, kötü ekonomik durum, eğitim eksikliği, Kültür ve aile yaşam tarzı sayılabilir.
Yoksulluk bağlamında gençlerin sosyal dışlanma deneyimleri: Mardin örneği
Yoksulluğun ortaya çıkardığı risklerden birçok grup etkilenmektedir. Bu gruplar içerisinde en çok etkilenen gruplardan biri de gençler olmaktadır. Gençlerin yoksulluk bağlamında yaşadığı sosyal dışlanmayı ortaya çıkarabilmek için gençlerin yaşadığı sorunların belirlenip ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bu çerçevede bu çalışmada, Mardin'de ikamet eden gençlerin sosyal dışlanma deneyimlerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiş ve bu hedefe ulaşmak adına güvenlik, sağlık, eğitim, barınma, toplum kaynakları, istihdam, maddi kaynaklar ve sosyal kaynaklar gibi alt amaçlar belirlenmiştir. Araştırmanın metodolojisi, yorumlayıcı paradigma çerçevesinde, nitel araştırma yöntemi ile olgu bilim deseni kullanılarak ortaya çıkarılmıştır. Mardin evreni içerisinde amaçlı örneklem tekniklerinden biri olan kartopu örnekleme yoluyla belirlenmiş yoksul gençler ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formuna gençlerin verdikleri cevaplar alt temalar haline getirilerek, metin içerisinde kodlanmıştır. Birinci bölümde yoksulluk, genç yoksulluğu ve sosyal dışlanma hakkında kuramsal bilgi; ikinci olarak, Türkiye'deki gençlik politikaları; son olarak da, metodoloji ve bulguların analizi tartışılmıştır. Sonuç olarak gençler; yaşadıkları yerlerde madde kullanımı ve şiddet olaylarının yaygın olmasından ötürü huzursuz hissetmekte, ekonomik koşulları sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemekte, güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalıştırılmakta, yaşadıkları evin fiziksel görünümünden ve bu yerlerde banka, spor mekânları, toplu taşıma araçları gibi kaynakların yetersizliğinden ötürü dışlanmış hissetmekte, eğitimde maddi yetersizliklerden ötürü arkadaş ortamlarında dışlanmakta ve son olarak kütüphane ve internet gibi kaynaklara erişimde sorunlar yaşamaktadırlar. Yoksulluğun ağır koşulları altında var olmaya çalışan gençlerin deneyimledikleri yoğun ve çok katmanlı dışlanmayı idrak edebilmek ve bu döngüyü bozmak da yalnızca çok boyutlu politikalar ile mümkündür. Bu anlamda, geliştirilecek politikalara bu çalışmanın rehberlik edeceği düşünülmektedir ve ilerideki çalışmaların ise eksik görülen alanlar üzerine gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
Dini gruplara mensup ebeveynlerin yetişkin çocuklarının gözüyle tarikat ve cemaatler
Tarikatlar ve cemaatler tarih boyunca içinde bulundukları toplumları muhtelif yönlerden etkileyerek derin izler bırakmışlardır. Bu açıdan her ne kadar zaman zaman tartışma konusu olsalar da toplumun tarihsel ve sosyolojik birer gerçeğidir. Toplumsal değişme dönemlerinde toplumdaki diğer kurumlar gibi tarikat ve cemaatler de etkilenerek değişime ve dönüşüme uğrarlar. Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin bir sonucu olarak, mevcut tarikat-cemaat formu, asırlar önceki görünümünden oldukça farklılaşmıştır. Bugün, gelenekle irtibatını koparmamakla beraber değişime de uyum sağlayan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Toplumsal yapı üzerindeki etkileri olumlu olduğu kadar olumsuz görünümlere de sahiptir. Bu durum aynı zamanda toplumda tarikat ve cemaatlere yönelik farklı bakış açılarını ortaya çıkarmıştır. Araştırmamızda tarikat ve cemaatler, ebeveynleri dini grup mensubu olan gençlerin gözüyle incelenerek; dini grupların müntesipleri üzerindeki etkileri, toplumdaki olumlu ve olumsuz fonksiyonlarının neler olduğu ve aile içi ilişkilere etkisi gibi sorunsallar açıklanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat tekniği ile yapılan bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Ebeveynleri bir dini grup mensubu olan 18 yaş üstü bireylerle görüşülmüştür. Araştırmanın bulguları betimsel çözümlemeden yararlanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, dini grupların anne babalar üzerindeki etkisinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ebeveynlerin karakterlerinin ve dindarlık algısının, çocuklarıyla iletişim kurma biçimlerini şekillendirdiği görülmüştür. Bu durum bazı ailelerde çatışmaların yaşanmasına sebep olmuştur. Ayrıca ebeveynlik biçimlerinin çocukların dine ve dini gruplara yönelik bakış açılarını etkilediği tespit edilmiştir.
Almanya'dan Türkiye'ye nitelikli geriye göç hareketi: Karar verme ve yeniden uyum süreçleri
Çalışmanın temel amacı Almanya'da yaşamış nitelikli Türkiye kökenli göçmenlerin hâlihazırda orada niteliklerine uygun bir işte çalışıyorken Türkiye'ye dönme kararlarını ve döndükten sonra yaşadıkları yeniden uyum süreçlerini etkileyen dinamikleri anlamaya çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda geriye göç teorileri ve yeniden uyum kuramları incelenerek detaylıca aktarılmaya çalışılmıştır. Nitel bir çalışma olarak tasarlanan ve yorumsamacı yaklaşımın benimsendiği bu çalışmanın araştırma deseni fenomenolojidir. Amaçlı örneklem yöntemine uygun lisans/yüksek lisans/doktora eğitimlerinden biri veya birkaçını Almanya'da tamamlamış, Almanya'da en az beş sene yaşamış veya profesyonel iş yaşamına dahil olmuş ve en az iki sene önce Türkiye'ye dönmüş 47 kişiyle görüşülmüştür. Araştırmanın veri toplama tekniği yarı yapılandırılmış görüşmedir. Bu görüşmelerden elde edilen veriler nitel veri analiz programı olan MAXQDA ile analiz edilmiştir. Araştırma soruları çerçevesinde belirlenen dönüş motivasyonları, aidiyet sarkacı, yeniden uyum süreci, yeniden göç etme eğilimleri temaları çerçevesinde betimsel analiz gerçekleştirilmiştir. Geri dönüş kararı tek bir nedene bağlı olmamakta, başta ayrımcılık deneyimleri olmak üzere ona eklemlenen iklimin bunaltıcı olması, sosyal yaşamın hareketsizliği, çocukların Türkiye'de eğitim almasının istenmesi gibi gerekçelerle gerçekleşmektedir. Türkiye'deki yeniden uyum süreçlerinde başlıca sorun alanlarıyla iş hayatında ve sosyal yaşamda karşılaşılmaktadır. Türkiye'deki kariyerleri genellikle "kültürlerötesi sermayelerini" kullanabilecekleri işlerde sürdürmüşlerdir. İlk sosyalleşmesini Almanya'da yaşayanların Türkiye'ye gelişlerinin "varoluşsal bir köklere dönüş" olduğu, Türkiye'de yaşamanın idealize edildiği gibi olmadığı deneyimlendiğinde "karşıt bir diaspora" ve "tersine bir ulusötecilikten" söz edildiği görülmüştür.
Türkiye'de yaşayan Bangladeşli sığınmacıların ve göçmenlerin Türk toplum yaşamına uyum süreci
Bu araştırma Bangladeşli göçmenlerin ilişkilerini ve Türkiye'deki sosyo-kültürel hayata katılımlarını inceleyecektir. Buradaki birincil araştırma sorusu "Türkiye göçmenler için ev sahibi ülke olarak hangi rolleri oynamaktadır?" şeklindedir. Temel olarak bu çalışma Bangladeşli göçmenler üzerine odaklanacaktır. Türkiye ve Bangladeş iki Müslüman ülkedir; uzun süredir karşılıklı olarak iyi ilişkilere sahiplerdir. Günümüzde, her iki ülke de diplomasi, ticaret, göç, eğitim ve savunma gibi çeşitli sektörlerde işbirliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Geçmiş yıllardan itibaren Bangladeş'ten Türkiye'ye, çoğunluğu öğrenciler ve iş adamları olmak üzere, oldukça düzenli bir göç akışı vardır. Türkiye'nin bu kimseleri sosyal ve kültürel açıdan kucaklama ve araştırma için güvenli bir zemin sağlama yöntemi takdire şayandır. Bu çalışma Türkiye'nin Bangladeşli göçmenlere olan muamelesinin nasıl olduğunu ve Bangladeşli göçmenlerin nasıl muamele görmek istediklerini, eğer herhangi bir şekilde ayrımcılık söz konusu ise bunun ne gibi olumsuz yönleri olduğunu tüm yönleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Türkiye'de verilen eğitim hizmetinin kalitesi yüksektir ve Bangladeşli göçmenlerin çoğunluğunun öğrenci olması bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu çalışma Türkiye'deki Bangladeşli göçmenlerin sosyo-kültürel yönlerini, uyum sürecini, amaçlarını ve geleceklerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Yalnızca bireylerin eğitimi, işleri ve kariyerleri ile ilgili yönleri değil, bunlara ek olarak asimilasyon ve entegrasyon süreçleri de incelenecektir. Her birey farklı bir macera resmeder, bazıları yeni bir yerleşim yerine uyum sağlamayı kolay bulur, bazıları ise gerçekten zor bir alışma sürecinden geçer. Bu çalışma beslenme, dil, insanlar, popüler kültür, toplumsal kurallar ve eğlence anlayışı gibi farklı bakış açıları üzerinden sonuca ulaşacaktır. Bangladeş'ten Türkiye'ye yönelik devam eden göç akışı her iki ülke için de önemli düzeyde imkânlar ortaya koymaktadır. Böylece, bu uyum süreci, şu anda, oldukça önemli bir hal almıştır. Bu konunun arka planı belirli bir topluluğun yaşamının tüm yönlerini kapsayacağı için sınırlı konularda bilgi verecektir. Çünkü bir toplumun yaşamının tüm yönleri birlikte incelenemeyecek kadar detaylı ve büyüktür. Göçmenlerin Türkiye'de ikamet etmek ve buraya yatırım yapmak konusunda cesaretlendirilmesi her iki taraf için de bir kazan-kazan ilişkisi ortaya koyacaktır.
Teknolojinin kadına yönelik şiddet üzerindeki etkileri: Kuzey Irak-Erbil örneği
İnsanlığın doğuşundan bu yana, gerek bireyler gerekse toplumsal gruplar arasındaki şiddet problemi, çeşitli biçimlerde ortaya çıkmakla birlikte günümüzde de halen devam etmektedir. Kadına yönelik şiddet problemi de, geçmişten günümüze devam eden problemlerden birisidir. Çağımızda ise fizyolojik yapı bakımından erkeğe göre daha zayıf olan kadınlara yönelik şiddet, fiziksel, sözlü, psikolojik, cinsel ve teknik olmak üzere birçok biçimde görülmektedir. Bu nedenle, kadınlara yönelik şiddetin sebepleri ve etkileri konusu günümüzde toplumsal problemlerin en önemlilerinden birisi olarak görülmektedir. Bu öneminden dolayı, son yıllarda konuyla ilgili araştırmalara gittikçe daha fazla önem verilmektedir. Özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, çevrimiçi ve sosyal medyada kadına yönelik şiddet uygulamayı kolaylaştırdığına yönelik çalışmalar dikkati çekmektedir. Ancak, uzun yıllardan beri devam eden savaş şiddeti ve toplumsal çatışmaların içinde kalan Kuzey Irak bölgesinde, teknolojinin etkilerine paralel olarak devam eden şiddetin nedenleri ve sonuçlarına yönelik yeterince çalışma yapıldığı söylenemez. İşte bu nedenle bu tezde, Kuzey Irak bölgesindeki kadınlara yönelik şiddet ve teknoloji kullanımının kadına yönelik şiddet üzerindeki etkileri incelenmiştir. Öncelikle tezin amacı, şiddet mağduru olan veya şiddete maruz kalan kadınlara yönelik şiddet olgusunu verilere dayalı olarak belirlemektir. İkinci olarak ise, kadınlara yönelik şiddetin azaltılmasına yönelik çözüm yolları sunmaktır. Araştırmada kültürel nedenlerden dolayı kadınların özel konuları konuşmaktan çekinecekleri varsayılarak, niceliksel bir yöntem olan, betimsel araştırma modeli tercih edilmiş ve araştırma tekniği olarak da anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın evreni olarak, Irak'ın Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin başkenti olan Erbil şehri belirlenmiştir. Çalışmaya katılmak için gönüllü olan 160 gönüllü kadından oluşan bir örneklem grubu, Kuzey Irak'ın başkenti Erbil'de ikamet eden gönüllülerden oluşan araştırmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak teknolojinin kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisini değerlendirmek için 14 soruluk bir form ve 4 soruluk sosyo-demografik bilgi formu yer almıştır. Elde edilen veriler SPSS 29.0 paket programı kullanılarak işlenmiştir. Araştırma sonucunda sosyal medyanın kontrol edilemez bir noktaya ulaştığı ve aile mahremiyeti üzerindeki etkisinin kadına yönelik şiddete neden olduğu tespit edilmiştir. Kadına yönelik şiddette iyi ve temiz niyetin istismar edilen bir faktör olduğu da belirlenmiştir. Ayrıca, günlük internet ve sosyal medya kullanım sıklığı ile kadına yönelik şiddet arasında anlamlı bir ilişkili olduğu da anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar dikkate alınarak, iletişim teknolojilerinin bir toplumun başta aile ilişkileri olmak üzere, sosyal ve kültürel yapısı üzerinde çok önemli etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal model bağlamında Türkiye'de engellilik (Farkındalık ve erişilebilirlik)
Bu çalışma ile; engelliliği açıklayan modeller ile birlikte sosyal model yaklaşımının Türkiye'de sosyal ve toplumsal yaşama yansıması, bu modelin etkisi ile engelli bireyler yararına gerçekleştirilen yasal ve sosyal politikalar, engelli bireylerin topluma tam ve eşit katılımını sağlamaya yönelik hayata geçirilen farkındalık ve erişilebilirlik çalışmaları ve bu çalışmaların uygulama ve anlayış bakımından Türkiye'de ne kadar etkili olabildiği ve ne ölçüde benimsenebildiği tüm engel gruplarını kapsayacak şekilde literatür tarama yöntemi ile ele alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Engelliliğin ele alınışında hakim anlayış olan tıbbi model yaklaşımından sonra engellilik anlayışını yeniden biçimlendiren sosyal model yaklaşımı; engellilerin ve engelli olmayan bireylerin engellilik algısına yönelik sosyal ve kültürel ifadelerin değişmesine öncülük ederek engelliliği tanımlamada tıbbi modelin etkisini azaltmış ve engelliliği kişinin sosyal çevresindeki yetenekleri ve kazanımları ile ilişkilendirerek tanımlamıştır. Sosyal modelin en çok üzerinde durduğu nokta, engelliliğin toplumun başarısızlığı oluşudur ve bu başarısızlığın kaynağı engellilere yönelik ayrımcılıktır. Sosyal model etkisi ile tanımı ve hakları değişen engelli bireyler için Türkiye'de yakın zamanda ancak belli bir hızda çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Bu politikalara zemin hazırlayan yasal gelişmeler ile birlikte önceleri yalnızca sağlık alanında hakları tanınan engelliler, sosyal model anlayışının yaygınlaşması ile gelişen erişilebilirlik ve farkındalık çalışmalarının da yardımıyla toplumsal tüm alanlarda yer bulabilmeye başlamışlardır. Türkiye'de engelli bireylerin toplum içinde bağımsız ve etkin yaşamı amacıyla yapılan çalışmaların önemi ve yoğunluğu azımsanmayacak ölçüde olsa da; henüz uygulama alanı, miktarı ve nitelikleri bakımından bu çalışmaların engellilerin topluma tam adaptasyonunu sağlama noktasında yeterli olmadığı görülmektedir.
Max Weber ve Emile Durkheim'de din olgusu: Mukaiseli bir yaklaşım
Bu çalışmada Sosyoloji biliminin iki önemli düşünürü Max Weber ve Emile Durkheim 'in din olgusuna ilişkin görüşleri yer almaktadır. Bu amaç doğrultusunda Max Weber ve Emile Durkheim`in diğer sosyal bilimciler gibi çalışmalarında bulunan din olgusuyla ilgili görüşleri referans alınarak din görüşlerindeki benzerlik ve farklılaşmaları tespit edilmeye çalışılmıştır. Toplumun iki farklı sosyolojik kesimlerinden gelen biri yeni-Kantçı ve Alman sosyolojisik geleneğinin ağır bastığı Weber diğeri ise, Fransız pozitivist sosyoloji geleneğinin etkisinde olan Durkheim sadece sosyolojinin değil, aynı zamanda din sosyolojisinin klasikleri arasında yer alan isimlerdendir. Max Weber ve Emile Durkheim`in teorileri günümüz sosyoloji ve din sosyolojisi alanında hala etkilerini göstermektedir. Weber`in din olgusuna ilişkin görüşleri "Protestan Ahlakı ve Kapitalist Ruh" eserinde yer almaktadır. Weber bu eserinde "dinin ne olduğunu söylemek, böyle bir tanımın araştırmanın başında yapmanın mümkünsüz olduğunu" belirtmiştir. Durkheim ise din görüşlerini "Dini Hayatın İlkel Biçimleri" eserinde kaleme almıştır. Durkheim bu eserinde "gözlemle bize tanıtılabilecek en basit ve en ilkel dini belirlemek için, ilk önce din olarak doğru anlaşılan şeyi tanımlamamız gerektiğini "bildirmektedir. Çalışmada ilaveten Weber ve Durkheim`in sosyolojik bakış açılarını iyi anlamak maksatlı genel olarak sosyolojik yaklaşım şekillerinede kısa ve öz şekilde değinilmektedir. Ayrıca çalışmada "Dinin Sosyal Gerçekliği" başlığı altında din sosyolojisinin doğuşu ve gelişimi, dinin sosyal bilim alanındaki yeri ve önemi, dinin sosyal olaylar karşısındaki işlevinede değinilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise Weber ve Durkheim`in din olguna ilişkin görüşleri mukaiseli bir şekilde yer almaktadır.
Spor pratiklerinin sosyal tabakalara göre gösterdiği fark ve sporun dikey hareketlilikteki rolü
Sosyal tabakalaşma, toplumdaki insanların gelir seviyesi, eğitim düzeyi, meslekleri ve sosyal statüleri gibi faktörlere göre gruplandırılmasıdır. Farklı sosyal sınıflar, farklı kültürel ve ekonomik sermayelere sahiptir ve bu durum onların yaşam tarzını etkiler. Başka bir deyişle, farklı sosyal sınıflardan olan bireylerin kültürel ve ekonomik sermaye birikiminden boş zaman etkinliklerine kadar yaşam tarzlarında farklılıklar görülür. Bu çalışma, sporcu ve spor izleyicisi olan farklı sosyal sınıflardan bireylerin sahip oldukları kültürel ve ekonomik sermayenin, yaşam tarzlarına ve tüketim alışkanlıklarına yansımalarına ışık tutmaktadır. Sosyal tabakalaşma, sınıfsal farklılıklar, ekonomik, kültürel, sembolik, sosyal sermaye, yaşam tarzı ve tüketim kültürünün spora yansımaları; lisanslı sporcularla görüşme yapılarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda; spor tercihlerinin, yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarının ekonomik sermayeyi elinde tutanlar tarafından belirlendiği, dikey hareketlilik sonucunda başarılı sporcuların yaşam tarzının kökten değişebileceğine ulaşılmıştır. Spordan önce habitus, yapılmak üzere seçilen sporun türünü etkilemektedir. Habitusunda zaten sporla ilgilenen bireyler varsa, kişinin, spora yönelimi artmıştır. Aynı zamanda, habitusundaki bireylerin kişiyi yönlendirdiği spor seçilen branşın türünü etkilemiştir. Kişiyi; arkadaşları, ailesi, akrabaları spora yönlendirmiştir ya da kişi çevresinde sporla ilgilenen bireyleri gördüğü için kendiliğinden spora yönelmiştir. Analizler sonucunda, bireylerin spor tercihlerini en çok etkileyen unsurların habitusları ve sosyal sermayeleri olduğuna ulaşılmıştır.
Etno-kültürel özellikleriyle Afganistan Türkmenleri: Demografik ve kültürel bir yaklaşım
Afganistan, zengin etnik ve kültürel çeşitliliğiyle bilinen bir topluma sahiptir. Çoğunluğu 1920-30'lu yıllarda Orta Asya'dan göç edip Afganistan'ın kuzey bölgelerine yerleşmiş olan Türkmenler de bu etnik gruplardan biridir. Bu araştırmada Afganistan'ın Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinde yoğun olarak yaşayan Türkmenlerin etno-kültürel özellikleri incelenmiştir. Ana toplumlarından ayrılıp kuzey Afganistan'a yerleşen Türkmenler bu ülkede bir etnik azınlık haline gelmiştir. Afganistan gibi çok etnili bir ülkeye yerleşmiş olan Türkmenler etno-kültürel özelliklerini ve geleneksel kimliklerini muhafaza etmek için gereken mekanizmalar ve stratejileri geliştirmeye çalışmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Afganistan Türkmenlerinin, etno-kültürel kimliklerini ve etnik grup özelliklerini ne ölçüde koruyabildiklerini tespit etmektir. Çalışma etno-kültürel ve betimleyici bir saha araştırması olduğu için ağırlıklı olarak nitel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Afganistan Türkmenleri oluşturmaktadır. Çalışmanın örnekleminin çoğunluğu Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Faryab, Cevizcan, Belh ve Kunduz vilayetlerinden seçilmiştir. Öncelikle araştırmanın konusuyla ilgili dokümanlar incelenmiş ve ardından sahada gözlem ve mülakat teknikleri kullanılarak birinci elden veriler toplanmıştır. Uygulanan bireysel ve odak grup görüşmelerinde önceden belirlenen gevşek yapılandırılmış açık uçlu sorular sorulmuştur. Çalışma boyunca araştırma alanında doğup büyüyen ve çeşitli olumsuz şartlardan dolayı bölgeyi terk etmek zorunda kalan Türkmen katılımcılarla görüşülerek veri toplanmıştır. Araştırma sürecinde Yaşulı denilen aksakallar, din alimleri, öğretmenler, esnaf ve akademisyenler gibi kaynak kişiler olarak nitelenebilecek kültürel bilgi ile donanımlı katılımcıların yanı sıra işçiler ve kadınlar gibi köylerde yaşayan katılımcılar ile de görüşülmüştür.
Ortaöğretim gençliğinin serbest zaman faaliyetlerinin araştırılması (Bolu ili örneği)
Araştırmamızda, ortaöğretim gençliğinin serbest zaman dediğimiz dilimde neler yaptığını ve bağımsız değişkenler çerçevesinde serbest zamanlarını değerlendirmeye yönelik tutumlarını analiz etmeye çalıştık. Öğrencilerin serbest zamanlarını değerlendirirken okul içi ve okul dışı faaliyetlerini neler belirliyor? Orta öğretim öğrencileri yaşamlarının en önemli dönemi dediğimiz gençlik çağında zamanlarını gerçekten olması gibi mi geçiriyor? Vb. Sorulara yanıt bulmaya çalıştık. Araştırma öncesinde çalışma ile ilgili temel kavramların teorik arka planı yapılmış olup, benzer çalışmalardan yararlanılmıştır. Bolu il merkezinde bulunan 7 farklı türdeki okulda öğrenim gören 3553 lise öğrencisi arasından, 560 kişilik bir grup örneklem olarak seçilmiştir. Seçilen gruba, veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi" anketi (Ek:1) ile Ragheb ve Beard (1982) tarafından geliştirilen "Leisure Attitude Scale: LAS". "Boş Zaman Tutum Ölçeği"nin Akgül ve Gürbüz'ün (2010) Türkçe' ye uyarladığı versiyonu kullanılmıştır. (Ek:2). Kullanılan Ölçek ile öğrencilerin boş zaman faaliyetlerine ilişkin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal alt boyutlardaki tutumlarının, bağımsız değişkenler açısından farklılıkları ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz bulguların, bağımsız ve bağımlı değişkenler açısından, SPSS 26.00 programı yardımı karşılaştırılmalı analizini yaptık. Araştırma sonucunda ortaöğretim gençlerinin serbest zamanlarını kendilerini geliştiren, değiştiren faaliyetlerde kullanmadıkları ortaya çıkmıştır. Serbest zamanlarını değerlendirebilecekleri imkânları artmasına karşılık, çağımızın bir gerçeği olan ekran başında geçirilen zaman, serbest zaman değerlendirme biçimlerini de olumsuz etkilemektedir. "Boş Zaman Tutum Ölçeği" içerisinde değerlendirilen 560 lise öğrencisine ait verinin, alt boyutlara göre yakın değerlerde incelendiğini görülmektedir. Sonuç olarak, ortaöğretim öğrencilerinin serbest zaman tutumlarının alt boyutlarına bakıldığında cinsiyet faktörü haricindeki bağımsız değişkenlerde anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Bunun sebebi olarak, orta öğretim öğrencilerinin, tercih ile ekran kullanımına yöneldiği sonucu çıkarılabilir.
Nijer'deki gençlerin siyasi tercihlerini etkileyen faktörler (Zınder örneği)
Bu tez, Nijer'in Zinder şehrindeki gençlerin siyasi tercihlerini, toplumsallaşmalarını ve katılımlarını etkileyen faktörleri ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu faktörler sosyal, ekonomik, ideolojik, medya, aile, kabileye dayalı ve hemşehrilik faktörleri de dahil olmak üzere çeşitli türlerdedir. Çalışmanın temel amacı, bu farklı faktörlerin Zinder şehrindeki gençlerin siyasi davranışlarını nasıl etkilediğini ortaya koymaktır. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için nitel yöntem kullanılmıştır. İlk olarak, araştırmada bilgi verebilecek kilit aktörlerle görüşülmüştür. Bu kapsamda veri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşmeler, odak grupları, doğrudan gözlemler, vaka çalışmaları ve masa başı araştırması yapılmıştır. Altı temel aktör kategorisi belirlenmiştir. Bunlar siyasete katılan gençler, siyasete katılmayan gençler, medya aktörleri, sivil toplum aktörleri, siyaset analistleri veya uzmanları ve geleneksel ve dini liderlerdir. Araştırma katılımcıları bilgi, deneyim ve konuya hakimiyetleri temelinde seçilmiş veya belirlenmiştir. Bir analiz çerçevesi olarak, seçim tercihinin üç açıklayıcı modeli, yani psiko-sosyolojik model, sosyolojik model ve ekonomik model tercih edilmiştir. Anthony Giddens'ın yapılandırma teorisi daha sonra incelenen olguyu analiz etmek için seçilmiştir. Elde edilen veriler nitel içerik analiziyle işlenmiştir (Leray, 2008; Sallan Gül ve Kahya Nizam, 2021). Ayrıca, bu çalışmada üç ana eksen incelenmiştir: siyasi tercih sorunu, siyasi sosyalleşme sorunu ve siyasi katılım sorunu. Çalışma çerçevesinde elde edilen sonuçlar, gençlerin siyasi tercihlerini, katılımlarını ve sosyalleşmelerini etkileyen faktörlerin çok boyutlu olduğunu göstermektedir. Ayrıca, söz konusu dönemdeki meselelere, kişisel ilgi odaklarına, yaşadıkları dönemlere ve gençlerin siyasi liderlerle olan ilişkilerinin türüne bağlı olarak, bazı faktörler diğerlerinden daha etkilidir. Siyasete katılan gençlerin yörüngelerinin incelenmesiyle, atılması gereken adımlar ve karşılaştıkları başlıca zorluklar tespit edilebilmiştir. Kısaca, gençlerin siyasete katılmalarının çeşitli nedenleri vardır. Gençleri siyasete katılmaya motive eden ilk neden temel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Buna ek olarak, siyasi katılım, katılan gençler ile parti genel merkezi arasında köprü rolü oynayan bir mentor (yardımcı, danışman, muhatap) veya ubangida (Hausa dilinde) arayışını gerektirmektedir. Siyasi mentor aynı zamanda genç siyasetçiler için finans sağlayıcı rolünü de oynamaktadır. Ayrıca, gençler arasında siyasete ilişkin en yaygın algı, siyasetin kişisel çıkarların bir tezahürü olduğu şeklindedir.
Max Weber'i Frıedrıch Nıetzsche ile birlikte okumak: Sosyal bilimlerin "Metodoloji" sorunu
Alman sosyolojisinin kurucularından biri olan ve de metodolojik yazıları bugün bile sosyal bilimlerin temel çerçevesini belirleyen Max Weber'in entelektüel mirasını değerlendirmek, aslında sosyal bilimlerin kendini anlama biçimleri açısından karşılaştıkları meydan okumaları yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Weber'i metodolojisinin belli kavramlarını Nietzsche'nin felsefesiyle birlikte yorumlamaya çalışan bu tez, sadece Weber'i daha iyi anlamayı değil aynı zamanda sosyolojinin geçmişine ve geleceğine ilişkin bir tanı[m]lamayı amaçlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Weber'in yaşamı ve yapıtı üzerindeki etkilerin araştırılması son kertede sosyal bilimlerin başlangıçlarının ve yönelişlerinin de araştırılması demektir –Nietzsche'nin Weber üzerindeki etkisi de bu şekilde görülmeli ve önemsenmelidir. Weber'in bilgi ve bilim anlayışının Nietzsche'ninkine ne şekilde benzediğini ("kurgu" ve "ideal-tip" kavramı); Weber'in insanlığın durumuna bakışının Nietzsche'ninkiyle ne kadar ilişkili olduğunu ("dünyanın büyüsünün bozulması" ve "nihilizm") ve her iki düşünür için de modern insanın ahlaki buyruklarının bilim açısından ne anlama geldiğini göstermeye çalıştım. Weber'in sosyal bilimlere karşı görüşü de aynı şekilde ele alınabilir çünkü bütün bu metodoloji yazılarının amacı da büyüsü bozulmuş bir dünyaya uygun düşecek bir metodoloji ve epistemoloji için kavramsal mıntıka temizliğidiydi. Bu anlamda Weber'in siyasetçi tarafı düşünüldüğünde belki de kendine özgü bir sosyal bilim yaratmayı en önemli siyasi eylemi olarak görmüş olabilirdir. Weber'in bu açıdan aldığı konumlanışın tam olarak ne olduğu, bu duruşunun Nietzsche etkisiyle ilişkisi, bu etkinin bugün sosyal bilimler için önemi ve de sonuçta vardığı noktanın ne kadar geçerli olduğu ayrıca tartışılması gereken konulardır. Weber kendi metodolojisini büyük ölçüde bilimin kendi sınırlarını bilerek korumasını sağlamak amacıyla geliştirdiğini söyleyebiliriz. Tezin birçok yerinde vurguladığımız gibi Weber'in ahlaki-siyasi ve epistemolojik hedefleri, Nietzsche'ninkiler gibi, derinden iç içe geçmiş görünmektedir. Weber bilime büyük bir önem verse de, savunduğu bu konum, aslında bilimin tüm yaşam-alanları üzerinde egemenlik kurmasını engelleyebilecek bir bilim anlayışına dayanır.
Yeni kültür aracısı (Influencer) olarak muhafazakâr kadınların Bourdieu'cu perspektiften analizi
Pierre Bourdieu'nun sosyolojik teorik çerçevesini kullanarak, yeni burjuvazi olarak tanımlanan toplumsal sınıfın bir fraksiyonu olan yeni kültür aracısı kavramı, çalışmada "İslami/muhafazakâr yeni kültür aracısı" olarak kavramsallaştırılmış olup, çevrimiçi alanda bulunan yüksek takipçili muhafazakâr influencer kadınların konumları, öznelliklerini kurmaları ve etki alanları yine Bourdieu'nun alan, sermaye ve habitus kavramları dayanak oluşturularak açıklanmaktadır. Yeni kültür aracısı konumunda olan muhafazakâr influencer kadınların oluşturduğu toplumsal statü konumunun, çevrimiçi alanda elde ettikleri çeşitli sermaye türleri ile şekillendirdikleri habituslarını ve bu habitusları çevrimiçi alanın sunduğu modern, kamusal ve seküler alan ile kurduğu ilişkideki ayrımları yaşam tarzı sunumları ile nasıl ifade ettikleri üzerine odaklanılmaktadır. Bu yolla çevrimiçi alandaki kamusal performanslarının sağlanmasında akışkan modern yaşamlara, benlik inşalarına, seküler eğilimlere vurgu yapılmaktadır. Ayrıca çevrimiçi alanda yaşam tarzı sunumları yoluyla üretilen yeni habitusun muhafazakâr influencer kadınların takipçisi olan izler kitle üzerindeki etkisine ve toplumsal değişimdeki rolleri de anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu sebeple çalışmanın metodolojik yöntemi olarak, "karma yöntem" kullanılmış olup, muhafazakâr influencer kadınlar ve izler kitlenin çevrimiçi alan yoluyla etkileşimleri kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın alan araştırması sonucu, nitel bulgular kısmında ortaya çıkan ana temalar ile, muhafazakâr influencer kadınlar ve izler kitlenin dindarlık ve sekülerlik boyutları, modern tesettür giyim eğilimleri ve moda etkisi, sosyal medya sunumları yoluyla yaşam tarzları üzerindeki etkileri ile izler kitlenin özdeşlik kurma süreçleri ve tüketim kültürüne entegre olma eğilimleri detaylı bir şekilde değerlendirilmektedir. Çalışma sonucunda muhafazakâr influencer kadınların izler kitle üzerindeki etkisi nitel bulgularla açıklandığı gibi, nicel veri setinden elde edilen bulgularda en yüksek ilişkili olan faktörlerin; kültür aracısı algısı, etkilenme, model özdeşlik arasında ve tüketim kültürü eğilimleri noktasında olduğu anlaşılmaktadır.
Akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde ortaya çıkardığı dönüşüm: Amsterdam örneği
Giderek artan kentleşme çeşitli kentsel sorunları beraberinde getirmektedir. Son yıllarda yerel yönetimler kentleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunların çözümünde bilgi iletişim teknolojilerini kullanan yeni kent yaklaşımlarından "akıllı kent" yaklaşımını benimsemişlerdir. Akıllı kent yaklaşımı alanındaki yapılan çalışmaların kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığının literatürde olmaması esas problem alanını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı bu problemi ortaya koymak ve akıllı kent uygulamalarının kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığını açıklamaktır. Bu amaçla dünyada yaptığı akıllı kent uygulamaları ile örnek gösterilen Amsterdam şehri örneklem olarak tercih edilmiştir. Araştırmanın çalışılacağı alan Amsterdam Belediyesi ve Amsterdam'da bu alanda çalışma yürüten diğer kuruluşlardır. Araştırmanın merkezi temaları akıllı kent, kent kimliği ve dijital dönüşüm kavramlarıdır. Akıllı kent kavramının farklı disiplinlerden beslenen bir çerçeveye sahip olmasına rağmen henüz kendine özgü bir kuramsal birikimi yoktur. Bundan dolayı kent kimliği ile ilgili ilişkisinin araştırıldığı bu çalışma kuramsal birikime katkı sunması bakımından önemlidir. Bu tez çalışmasının diğer yapılmış çalışmalardan farkı akıllı kent uygulamalarının nasıl yapıldığından ziyade getirdiği çözümler ile birlikte kent kimliğinde nasıl bir dönüşüm ortaya çıkardığıdır. Literatürdeki bilgi birikimine katkı sağlaması, geçmiş çalışmaları tekrar etmemesi, akıllı kent uygulamalarının sosyal boyutlarına odaklanması ve Türkiye'de sosyoloji alanında bu konu hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri olması çalışmanın önemini ortaya koyan ayırdedici özelliğidir. Nitel araştırma yöntemi içerisinden "açıklayıcı durum çalışması"nın tercih edildiği bu çalışmada veriler "amaca yönelik örnekleme" çerçevesinde belirlenen katılımcılardan yarı yapılandırılmış mülakat tekniği çerçevesinde elde edilmiş ve verilerin analizi ve yorumlanması veri analizleri basamaklarına göre gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda akıllı kent uygulamalarının kent kimliğini özellikle sosyo-kültürel ve fiziksel özellikler bağlamında dönüştürdüğü tespit edilmiştir.
Metaverse'de yeni kimlik inşası ve benlik sunumu: Türkiye'de Metaverse'ü kullanan bireyler üzerinde uygulamalı bir nitel araştırma
Bu çalışmada Metaverse'ü deneyimleyen bireylerin yeni kimlik inşası ve benlik sunumları araştırılmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile on bir kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış mülakat yapılmış ve katılımcı gözlem tekniği kullanılmıştır. Metaverse'de kendini avatarıyla gerçekleştiren birey, sosyal yaşamdan ekonomiye pek çok ihtiyacını bu platformlar üzerinden giderebilmektedir ve metaverse'ün geleceği düşünüldüğünde de etki alanının çeşitleneceği öngörülmektedir. Alan yazında metaverse'ün fırsat ve risklerini ve teknik kullanımını ele alan pek çok çalışma olduğu görülmüştür. Fakat metaverse'de yeni kimlik inşasını ve benlik sunumunu uygulamalı bir biçimde araştıran bir çalışma olmadığı görülmüştür. Bu nedenle bu çalışmanın alana önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir.
Üniversite gençliğinde romantik ilişkilerin dönüşümü
Bu çalışma, üniversite gençliğinin romantik ilişki kurma ve sürdürme biçimlerini araştırmak üzere tasarlanmıştır. 19. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa'dan yükselen modernleşme deneyimi, bu sürece eklemlenen küresel toplumların sosyal yapılarını köklü bir şekilde etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir. Bu süreçte bilimsel ve teknik ilerlemeler, kentleşme, sekülerleşme ve bireyselleşme gibi modernleşme dinamiklerine paralel olarak sosyo-kültürel düzeyde bir romantik aşk olgusunun yüceltildiğine ve bu olgunun modern toplumlarda önemli bir yer edindiğine tanık olmaktayız. Yine bu bağlamda, eş seçimi, flört, cinsellik gibi olgulara ilişkin gençlerin evlilik-öncesi romantik ilişki biçimlerinde benimsedikleri tutum ve davranış rollerinde önemli farklılaşmalar olduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla bu araştırmada gençlerin evlilik, aile kurumuna ilişkin gelecek projeksiyonlarının yanı sıra, mevcut (evlilik-öncesi) romantik ilişki durumları incelenmiştir. Gençlerin ebeveynleriyle ilişkileri, arkadaş çevresi, tüketim alışkanlıkları, değer algıları, dinsel ve ideolojik yatkınlıkları gibi belli başlı bağımsız değişkenlerin romantik ilişkileri üzerindeki etkilerini incelemeye dayanan bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Araştırma evreni, Sakarya Üniversitesi'ne kayıtlı lisans öğrencilerinden oluşmaktadır. %90 güven aralığı ve 0.3 hata payı gözetilen betimsel araştırmamız, tabakalı örnekleme tekniğine göre 7 fakülteden seçilmiş 820 kişilik bir öğrenci grubuyla sınıf içi ortamda ve anonim olarak gerçekleştirilmiştir. Hem evli öğrenciler hem de yabancı uyruklu öğrenciler araştırma kapsamının dışında tutulmuştur. Araştırmada, evliliğin önemini korumakla birlikte getirdiği sorumlulukların gençler için göz korkutucu olduğu, evlilik için aşkın bir önkoşul olduğu, bekârete atfedilen değerin azalma eğiliminde olduğu, eş seçiminde maddi konfor beklentilerinin öne çıktığı, kentleşmenin, sosyal medyanın ve sekülerleşmenin evlilik-öncesi cinselliğin artışında önemli ölçüde etkili olduğu, gençlerin artan ilişki sayısının ve sıklığının akışkan ve kırılgan ilişkilerin artışında da etkili olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Teoman Duralı ve Yalçın Koç'un bilim ve düşünce sistemlerinin Türk kimliğine katkıları
Bu çalışmada Teoman Duralı ile Yalçın Koç'un sosyal ve kültürel çevreleri üzerinden ortaya koydukları temel kavram ve düşünceleri karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiş; Türk düşüncesine kazandırdıkları kavramlar tahlil edilmiştir. Tezde her iki düşünürün akademik eğitim süreçlerinde pozitif bilim zeminine dayanmalarına rağmen, olgunluk dönemlerinden itibaren ise Batı Medeniyetini ve onun dayandığı düşünce temellerini ve sistemlerini farklı kavramlar aracılığıyla eleştirmeleri üzerine dikkat çekilmektedir. Ayrıca Batı medeniyetinin pozitivist bilim ve materyalist felsefe sistemi yerine metafizik temelli bir düşünce sistemi kurma çabaları, karşılaştırmalı ve yorumsamacı bir yaklaşımla analiz edilmeye çalışılmıştır. Tezde kullanılan dokümanlara ve kaynak bilgilere her iki düşünürün eserleri ve makalelerinin incelenmesi ile ulaşılmıştır. Böylece çalışma sürecinde ilgili literatür incelenerek, bilgiler ve kavramlar sınıflandırılmıştır. Ayrıca Merton'un ve Mannheim'in bilgi sosyolojisi çalışmalarında kullandıkları kavramsal analizin önemine yapmış oldukları vurgudan hareketle, Duralı ve Koç'un aynı ve benzer kavramlara yükledikleri anlamların karşılaştırılmaları yapılmıştır. Sonuç olarak her iki düşünürün Türk düşüncesine kazandırmış oldukları kavramlar ve düşünce sistemleri karşılaştırmalı olarak tasvir ve analiz edilmiştir. Bu çalışmanın Türk düşünce sistemi hakkında yapılacak karşılaştırmalı çalışma ve araştırmalara katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin zorlukları ve fırsatları
Göç tarihi, insanlık tarihiyle örtüşmektedir. Uluslararası sınırları olan ulus-devletlerin kurulmasıyla birlikte, insanların göçmen olarak (düzenli ve düzensiz) dolaşımı daha zor hale gelmekte, bu da ev sahibi ve hedef ülkeler için bazı zorlukları ve fırsatları beraberinde getirmektedir. Afganistan'dan gelen göçmenler ve mülteciler, Avrupa'da ikinci en büyük grup oluşturmakta ve Türkiye'de de ikinci en büyük grubu teşkil etmektedir; Göçün nedenleri çoğunlukla savaştan kaynaklanmaktadır. Afganistan'dan gelen göçmen ve mülteci sayısı her geçen gün artmaktadır. Onlarca yıllık çatışmalar, Afganistan'daki Afganistanlı halkı için istikrarsızlık, güvensizlik, sosyo-ekonomik meseleler ve zorluklara yol açmıştır. Afganistan dışında, Afganistan halkının ve Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti'nin karşılaştığı en büyük mesele mülteci meselesidir. Bu nedenle, bu tezin amacı Türkiye'deki Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı zorlukları ve fırsatları incelemek ve ortaya koymaktır. Bu araştırmada, Türkiye'deki sosyo-ekonomik, kültürel, coğrafi, sağlık hizmetleri, eğitime erişim, mülteci statüsü süreci, havale fırsatları toplanan verilere dayanarak değerlendirilecektir. Hareketlilik Afganistan tarihinin önemli bir parçası olmuştur ve Afganistanlı göçmenler ile mülteciler için Türkiye, Avrupa ülkelerine ulaşmak için bir köprü ya da arkadaş ve akrabalarına katılmak ve yerleşmek istedikleri bir hedef ülke olarak görülmektedir. Diğer yandan, kimlik kartı olmadan eğitime, sağlık hizmetlerine ve sosyal tesislere erişim eksikliği gibi Afganistanlı göçmenlerin ve mültecilerin karşılaştığı hukuki ve sosyo-ekonomik zorluklar değerlendirilecektir Afganistan'daki sosyo-ekonomik şartların kötüleşmesi ve siyasi durumun istikrarsızlaşması nedeniyle, Afganistan halkı toplu olarak Türkiye'ye göç etmektedir. Bu çalışma, göçmenlerin köken ülkesi (itme faktörleri) veya varış ülkesi (çekme faktörleri) teorisine dayanan bir analiz çerçevesi üzerine kurulmuştur. Afganistnalı göçmenlerin zorlukları ve sorunları, Afganistan'da yapısal ve sosyal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada kitlesel göçün temel nedenini incelemek amacıyla nicel araştırma yöntemi uygulanmaktadır.
Alev Alatlı'ya göre doğu'da ve batı'da insan ve toplum tasavvuru
Geçtiğimiz yüzyıl krizler yüzyılı olarak bilinmektedir. Bu krizler bazı toplumlarda refah ortamını sağlarken bazılarında ise bir çöküşe yol açmıştır. Alev Alatlı, bu çöküş durumunu bir tür yabancılaşma olarak gören ve toplumdaki bu yabancılaşmaya bir çözüm önerisinde bulunmaya çalışan isimlerden biridir. Bu tezin amacı, Alatlı'nın söz konusu krizler karşısında Türk toplumunun yaşadığı dönüşüme ilişkin bulgularını ve çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Aynı zamanda bu çalışmada Alatlı'nın konuya dair fikirleri onun insan kavramına yüklediği anlama odaklanılarak gösterilmektedir. Alatlı'ya göre insanın konumu ve değeri meselesi Doğu ile Batı'yı birbirinden ayıran en önemli unsurdur. Batının modern dediği insan, Alatlı'ya göre kendi doğasına yabancılaştırılan ve hak ettiği değeri görmeyen insandır. Batı düşünce dünyasının değerleri ile insanın kendini tanıması ve varoluş amacına uygun yaşaması mümkün değildir. Alatlı'ya göre Doğu toplumlarında ise, insanın kendini tanımasını sağlayacak değerler mevcuttur ve batıda meydana gelen türden bir yabancılaşma doğu toplumlarında yaşanmayacaktır. Alatlı'nın Doğu-Batı ayrımı ekseninde insana bakışını anlamak için tezin birinci bölümünde Alatlı'nın düşünce dünyasındaki kavramlar incelendi. İkinci bölümde Alatlı'nın Batı derken neyi kastettiğini anlamak adına batının temsil ettiğini iddia ettiği ana başlıklara yer verildi. Üçüncü bölümde ise Alatlı düşüncesinde Doğu'nun neye karşılık geldiği incelendi. Bu yolla Doğu'da insana yüklenen değerin bağlamları ve insanın neyi temsil ettiği üzerinde duruldu. Alatlı'nın Türk toplumunun sorunlarına Doğu'nun değerleri üzerinden çözüm önerme iddiası göz önüne alındığında Batı ve Doğu toplumları hakkındaki görüşlerinin geçerliliğinin incelenmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle tezin sonuç bölümünde hem Alatlı'nın Doğu ve Batı'ya ilişkin görüşlerinin tutarlılığı hem de bu görüşler içerisinden evrensel açıdan geçerli sayılabilecek bir insan anlayışı çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunda değerlendirmelerde bulunuldu.