Afyon Kocatepe University
Anabilim Dalı

Veterinerlik Doğum ve Jinekolojisi Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

25

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

25 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Koyunlarda östrus siklusunda ve gebeliğin erken döneminde uterustan elde edilen ultrason görüntülerinin işlenmesi

Bu çalışmanın amacı; bir seksüel siklus boyunca ve gebeliğin erken günlerinde günlük ultrason görüntülerinden alınan uterus kesit görüntülerinin, görüntü analiz programında işlenerek piksellerin ortalama gri değerinin belirlenmesi ve bu değerin siklusun günlerine ve gebelik dönemine göre nasıl bir değişiklik gösterdiğinin tespit edilmesidir. Aynı zamanda siklus boyunca ve gebeliğin ilk günlerinde alınan kanların progesteron analizleri yapılmıştır. Bu amaçla Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nde yetiştirilen östrusları senkronize edilmiş 2-3 yaşlı 100 baş Merinos ırkı koyun kullanılmıştır. Uterusun endometriyumundan alınan kesit görüntülerinin MGL ve kan progesteron değerlerinin, seksüel siklus ve gebeliğin erken dönemindeki değişimleri istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen progesteron değerleri hem östrus siklusunda, hemde gebeliğin ilk 17 gününde literatür bildirişleri ile uyumlu bulunmuştur. Östrus siklusunda elde edilen MGL değerleri ile gün arasındaki ilişkinin logaritmik bir düzen içerisinde ve P<0.05 düzeyinde önemli olduğu görülmüştür. Gebeliğin ilk 17 günlük periyodunda ise MGL değerleri ile gebelik günü arasındaki ilişkinin boyutu incelenmiş, ilişkinin bütün eşitlikler için (doğrusal, logaritmik, karesel, kübik) önemli olduğu görülmüştür (P<0.001). Sonuç olarak; erken dönem gebeliği izlenen koyunlarda elde edilen ortalama gri değerlerinin erken gebelik tanısında yeterli bir kriter olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.

GebelikGörüntü analiziKoyunlar+6
Neffel Kürşat Akbulut
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Ultrasonographic examination of mammary gland lymph node in Anatolian buffaloes

In this study, the size of the supramammar lymph nodes of healthy mammary glands of the Anatolian Mandal were determined by ultrasonographic method. The health status of the mammary gland was demonstrated by the California Mastitis Test (CMT) and Somatic Cell Count (SHS). The study material consisted of 16 Anatolian Mandates in Afyon Kocatepe University Faculty of Veterinary Education and Research Farm, aged between 4-10 years. Ultrasonographic examination of the superficial supramammar lymph node was performed with a 7.5 MHz linear probe. The size of the lymph was determined by direct method. The average mammary lymph nodes of the healthy buffalo mammary gland lymph nodes were 3.06 cm in the right breast lymph node and 2.98 cm in the left breast lymph node.

AnatoliaLymphLymph nodes+4
Büşra Hilal Gültekin
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde sprey lidokain uygulamasının postoperatif ve oksidatif stres ile ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Sunulan çalışmada, ovariohisterektomi yapılan köpeklerde intraperitonal ve ensizyonal olarak sprey şeklinde kullanılan lidokainin, operasyon sonrası stres ve oksidatif stres ile ağrı yönetiminde etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, köpekler rastgele olacak şekilde kontrol grubu (n=12) ve deneme grubu (n=12) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ovaryumlara, uterus ligamentleri üzerine, serviks uteri önüne abdominal boşluğun sağına, soluna, kranial ve kaudal kısımları ile ensizyon bölgesine sprey tarzında% 0.9 NaCl, deney grubunda ise % 50 oranında % 0.9 NaCl ile seyreltilmiş lidokain uygulandı. Serum kortizol, total antioksidan durum (TAS) ve total oksidan durum (TOS) ölçümü için sedasyon öncesi, operasyonun bitimi, operasyon sonrası ½. saat ile 1., 2., 4. ve 6. saatlerde venöz kan örnekleri alındı. Oksidatif stres indeksi (OSİ) TOS/TAS oranları belirlenerek hesaplandı. Ağrının değerlendirilmesi için Modifiye Melbourne (MM) Ağrı Skalası kullanıldı. Serum kortizol düzeyleri kontrol grubunda fark oluşturmazken deneme grubunda operasyon sonrası 2. saate kadar yükseldiği ve 4. saatten sonra düşmeye başladığı gözlendi (p<0.001). Çalışmada her bir ölçüm zamanına göre kontrol ve deneme grupları arasında fark izlenmedi. Gruplardaki TAS değerlerinin kontrol ve deneme gruplarında ölçüm zamanlarında ve gruplar arasında farklılık oluşturmadığı belirlendi. Kontrol grubunda TOS değerleri fark oluşturmazken deneme grubunda sedasyon sırasında ölçülen değerlerin sonraki ölçüm zamanlarında yükseldiği ve en yüksek TOS değerinin operasyon sonrası 1. saatte oluştuğu (p<0.05)izlendi. Diğer taraftan, 1. saatteki TOS düzeyinin deneme grubunda kontrol grubuna göre yüksek olduğu izlendi (p<0.05).Kontrol ve deneme gruplarında ölçüm zamanlarında ve gruplar arasında OSI değerlerinin istatistiksel olarak bir fark izlenmedi. Kontrol grubundaki ağrı skorlarının 4. saate kadar arttığı (p<0.000) ve 6. saatte de bu yüksek ağrı skorunu koruduğu gözlendi. Deneme grubundaki ağrı skorunun 1. saate kadar yükseldiği (p<0.001) ve takip eden saatlerde aynı kaldığı belirlendi. Deneme grubunda ağrı skorlarının 2. (p<0.05), 4. (p<0.05) ve 6. (p<0.05) saatlerde kontrol grubuna göre daha düşük olduğu tespit edildi. Sonuç olarak, operasyon sonrası ağrı yönetiminde intraperitoneal ve ensizyonal olarak lidokain uygulamasının etkili olduğu ifade edilmekle birlikte oksidatif stres yanıt açısından postoperatif sürecin uzun sürede takip edileceği çalışmaların yapılması gerektiği kanısına varıldı.

AğrıAğrı-postoperatifHidrokortizon+6
Ender Çolak
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde cerrahi yaklaşımın postoperatif ve oksidatif stres ile ağrı üzerine etkisi

Ovariohisterektomi yapılan köpeklerde cerrahi yaklaşımın postoperatif ve oksidatif stres ile ağrı üzerine etkisi Sunulan çalışmada, operasyon süresi ve ensizyon uzunluğu gibi farklı cerrahi yaklaşımların postoperatif ve oksidatif stres ile ağrı üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, kliniğimize ovariohisterektomi (OHE) amacıyla getirilen yaşları 1-3 arasında olan ve ortalama 25 ± 2.1 kg canlı ağırlığa sahip farklı ırklardan toplam 24 adet dişi köpek kullanıldı. Kontrol grubunu (n=12) tecrübeli bir hekim tarafından operasyonu yapılan köpekler oluştururken, deneme grubunu (n=12) intörn öğrenciler tarafından operasyonu gerçekleştirilen köpekler oluşturdu. İlk kan örneği operasyondan 24 saat önce (T-24) alındı. Operasyonlar genel anestezi altında gerçekleştirilirken premedikasyon sırasında (T) da kan örnekleri alındı. Sonra değerlendirmek üzere kan örneklemelerine operasyonun hemen bitiminde (T0) ve operasyon sonrası 30. dakikada (T ½) ve 1. (T1), 2. (T2), 4. (T4) ve 6. (T6) saatlerde venöz kan örnekleri alındı. Ağrının değerlendirilmesi için Modifiye Melbourne (MM) Ağrı Skalası kullanıldı. Deneme grubundaki hayvanlar aynı anestezi, operasyon ve kan örneklemeleri prosedürlerinde intörn öğrenciler tarafından opere edildi. Her iki grupta da ensizyon uzunluğu ve operasyon süresi kayıt altına alındı. Kontrol ve deneme grupları arasında operasyondan 24 saat önceki serum kortizol düzeylerinin istatistiksel olarak bir fark oluşturmadığı izlenirken, diğer ölçüm zamanlarındaki değerlerin deneme grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.001). Total antioksidan durum ve total oksiadan durum düzeyleri incelendiğinde; kontrol ve deneme gruplarında bütün örnekleme saatlerine göre istatistiksel olarak fark oluşmadığı izlendi. Kontrol ve deneme gruplarındaki oksidatif stres indeksi (OSİ) değerleri arasında istatistiksel olarak fark oluşmadığı belirlenmekle birlikte, kontrol grubunda operasyon sonrası 1. saatte ve deneme grubunda ise 4. saatte OSİ değerlerinin azalmaya başladığı gözlendi. Modifiye Melbourne ağrı skorlama sistemine göre kontrol ve deneme grupları içinde ve gruplar arasında ağrı skorlarının istatistiksel olarak fark oluşturmadığı belirlendi. Sonuç olarak; operasyon süresi ve ensizyon uzunluğunun serum kortizol düzeylerinin yükselmesinde etkili olduğu ve oksidatif stresi etkileyebileceği, postoperatif ağrı açısından değerlendirildiğinde; intörn öğrenciler tarafından yapılan ovariohisterektomi operasyonlarının da güvenle gerçekleştirilebileceği kanısına varıldı. Anahtar kelimeler:Kortizol,TAS,TOS,ağrı,köpek

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-veteriner hekimlik+6
Merve Altop
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ilinde bulunan süt sığırcılığı işletmelerinde sağım hijyeni uygulamaları ile tank sütü somatik hücre ve toplam bakteri sayılarının karşılaştırılması

Tekirdağ İlinde Bulunan Süt Sığırcılığı İşletmelerinde Sağım Hijyeni Uygulamaları ile Tank Sütü Somatik Hücre ve Toplam Bakteri Sayılarının Karşılaştırılması Sunulan tez çalışması ile Tekirdağ ilindeki süt işletmelerinin meme sağlığı ve sağım hijyeni uygulamalarının incelenmesi, işletmelerden alınan tank sütü örneklerinde SHS ve toplam bakteri sayısı sonuçlarının değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçların karşılaştırılarak ortaya çıkan eksiklik ve hataların ortaya konulması amaçlandı. Çalışmada kullanılan tank sütü örnekleri Tekirdağ ilinde bulunan aile tipi süt işletmelerinden elde edildi. Tekirdağ ilinin farklı bölgelerde bulunan 50 farklı işletme seçilerek, otomatik karıştırıcı ile sürekli karıştırılan içi soğutulmuş süt dolu tanklardan 150 ml'lik steril kaplarla steril bir şekilde süt örnekleri alındı. Süt örneklerinde SHS ve toplam canlı bakteri sayısı Bentley FTS/FCM Combi 400 cihazı ile ölçüldü. Tank sütü örneklerinin alındığı gün aynı işletmelerin çalışanlarına ya da işletme sahiplerine anket uygulaması yapılarak işletmede uygulanan mastisis kontrol programlarına ait bilgiler değerlendirildi. Alınan tank sütü örneklerinde SHS ortalaması 560.204,08 (±12.399,769) hücre/ml, toplam canlı bakteri sayısı ortalama 1.796.718,36 (±156.573,31) kob/ml olarak tespit edildi. Ankete verilen yanıtlar değerlendirildiğinde, işletmelerde sağmal inek sayısı ortalama 19,74 olarak belirlenirken, günlük süt üretim miktarı ortalama 347,24 litre ve inek başına ortalama günlük süt üretim miktarı 23,20 litre olarak tespit edildi. 50 işletmenin 43'ünde herhangi bir personel çalışmadığı ve tüm işlemlerin aile fertleri tarafından gerçekleştirildiği, 7 işletmede ise yalnızca 1 adet personel çalıştığı öğrenildi. İşletmelerin tamamında sabah-akşam olmak üzere günde 2 kez sağım yapıldığı; 41 adet işletmede yarı otomatik sistem ve 9 adet işletmede otomatik sağım sistemlerinin kullanıldığı; yalnızca 10 adet işletmede özel sağımhane bölümünün bulunduğu ve diğer 40 işletmede herhangi bir sağımhane bölümünün olmadığı belirlendi. İşletmelerde sağım öncesi meme başlarının yıkanması, kurulanması, teat dipping, ön sağım ve ön sütün kontrolü, kuru dönem idresi ve meme sağlığı kontrollerinin neredeyse hiç uygulanmadığı görüldü. İnek başına ortalama günlük süt üretim miktarı ile SHS arasında pozitif bir korelasyon bulunurken, sağım sisteminin bakım sıklığı ve her bir inek için ortalama sağım süresi ile SHS arasında negatif bir korelasyon olduğu tespit edildi (p<0,05). Sağım sisteminin bakım sıklığı ve ortalama sağım süresi ile toplam canlı bakteri sayısı arasında da, SHS'nda olduğu gibi negatif korelasyon belirlendi (p<0,05). İşletmedeki hayvan sayısı ve sağmal inek sayısı ile bakım sıklığı arasında negatif korelasyon orta derecede önemli bulunurken (p<0,05), yine hayvan sayısı ve sağmal inek sayısı ile ortalama sağım süresi arasında yüksek derecede önemli korelasyon belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, Tekirdağ ilinde bulunan küçük ve orta ölçekli aile tipi sütçü işletmelerde tank sütü SHS ve toplam canlı bakteri sayısının kabul edilebilir değerlerin üzerinde olduğu, bunun sebebinin işletmelerde uygulanmayan veya dikkat edilmeyen meme sağlığı kontrol programları olabileceği kanısına varıldı. Bu bölgedeki sütçü işletmelere gerek Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ilgili bölümlerince, gerekse bölge üniversitelerinin ilgili bölümlerinde görevli öğretim üyeleri ve bölge Veteriner Hekimler Odaları tarafından bu konuda yoğun eğitim seminerleri ve/veya bilgilendirme toplantılarının yapılmasının uygun olacağı kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: İnek, Tank Sütü, Somatik Hücre Sayısı, Toplam Bakteri Sayısı, Mastitis Kontrol Programları

BakterilerHijyenMastit+7
Sıla Tosun
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kistik endometriyal hiperplazi-pyometra kompleks olan kedilerde ovariyohisterektomi anında ve sonrasında bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerinin incelenmesi

Piyometra kedilerde daha az sıklıkta gözlenir ve hastalığın şekillenmesinde hormonal veya bakteriyel faktörler rol oynarlar. Oluşan enfeksiyon potansiyel olarak endotoksemi, sepsis ve septik şok meydana getirerek hayvanın hayatını tehlikeye sokar. Sunulan bu çalışmada kapalı ve açık kistik endometriyal hiperplazi-piyometra kompleks (KPK) bulunan ve sağlıklı kedilerde ovariyohisterektomi (OH) öncesi ve sonrası alınan kan örneklerinde (1) hematolojik olarak alyuvarlar, lenfosit/monosit (L/M), granülosit, alyuvar, hemoglobin (HGB), hematokrit (HKT), ortalama alyuvar hemoglobin konsantrasyonu (OAHK) ve trombosit değerlerinin, (2) biyokimyasal olarak albumin, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), kan üre nitrojen (KÜN), kreatinin ve total protein parametrelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Şikayet ile gelen hasta sahiplerinden anamnez alındı. Kedilerde klinik muayene, ultrasonografi ve/veya radyografi gerçekleştirildi. Toplam olarak 18 dişi kedi kapalı KPK (n:6), açık KPK (n:6) ve sağlıklı olmak üzere (n:6, kontrol) 3 gruba ayrıldı. Kan örnekleri OH öncesi (0.gün) ve OH sonrası 7.gün) alınarak analizler gerçekleştirildi. İstatistiksel analizler yapıldı. Hasta hayvanlarda abdominal genişleme, iştah azalması ve ilgisizlik bulunuyordu. Ultrasonografide uterusta hipoekojenik alanlar tespit edildi. Hayvanlarda biri hariç poliüri ve polidipsi gözlenmedi. Açık KPK olan hayvanlarda vajinal akıntı belirlendi. Vücut ısılarında bir değişiklik tespit edilmedi. Kapalı KPK grubunda operasyon öncesi akyuvar ve granülosit değerlerinin yüksek ve istatistik olarak diğer gruplardan farklı olduğu gözlendi. Kapalı ve açık KPK'lı gruplarda L/M oranının operasyon öncesi dönemde normal seviyeleri aştığı tespit edilirken, akyuvar, granülosit ve L/M değerlerinin kapalı KPK'da normal sınırlar içerisine gerilediği belirlendi. Kapalı ve açık KPK gruplarında alyuvarlar, HKT ve HBG değerleri normal sınırlar içerisindeyken, sağlıklı hayvanlardan bir miktar düşük değerlerde tespit edildiler. Operasyon sonrasında tüm değerlerin normal hale döndükleri belirlendi. Trombosit ve OAHK değerlerinde gruplar arasında ve grupların kendi içlerinde fark gözlenmedi. Kan biyokimyasal analizlerinde albumin seviyeleri her üç grupta referans sınırlar içerisinde bulunsa da, kapalı ve açık KPK gruplarındaki değerlerin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak farklı olduğu belirlendi. Ancak postoperatif analizlerde albumin değerlerinin her üç grupta birbirinden istatistiki olarak farklı oldukları gözlendi. Sunulan araştırmada AST ve ALT değerleri tüm gruplarda OH öncesi ve sonrası normal değerler arasında belirlendi. Kan üre nitrojen ve total protein değerleri gruplar arasında ve içerisinde değişmezken, kreatinin kapalı ve açık KPK'larda OH öncesi kontrole göre yüksek ve istatistiki anlamda farklı tespit edildi. Sonuç olarak akyuvar, granülosit ve L/M değerlerinin açık KPK'lı, sağlıklı ve OH sonrası hayvanlarda normal seyirlerde olmasının yanı sıra kapalı KPK'lı kedilerde irinli içeriğin uterusdan direne olamamasından dolayı yüksek değerlerde seyir göstermesinin iyi bir enfeksiyon göstergesi olduğu gözlendi. Aynı zamanda OH'nin açık ve kapalı KPK'lı hayvanların gerek sağlığının geri kazanılmasında, gerekse kan değerlerinin normalleşmesinde en etkili tedavi seçeneği olduğu birkez daha belirlendi. Anahtar Kelimeler: kedi, piyometra, kistik endometriyel hiperplazi, hematolojik ve biyokimyasal parametreler

Endometrial hiperplaziHayvan hastalıklarıHematoloji+4
Anıl Topcu
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

İneklerde inaktif parapoxvirus ovis paraimmunite aktivatörünün mastitis profilaksisi ve subklinik mastitis tedavisindeki etkinliği

Bu tezde, subklinik mastitisten korunmak ve subklinik mastitis olan hayvanları daha kısa sürede sağaltabilmek amacıyla paraimmunite aktivatörü olan, inaktif Parapoxvirus ovis D1701 suşu (İPPVO) süt sığırlarında kullanıldı. İki bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde İPPVO'in profilaktik etkileri araştırıldı. Holştayn ırkı, California Mastitis Test (CMT) yönünden (-) olan n=60 adet sığırlardan A1 grubu (n=30) ve A2 grubu (n=30) oluşturuldu. A1 grubuna 0, 2 ve 9. günlerde İPPVO uygulanırken A2 grubuna aynı doz serum fizyolojik uygulandı. Her iki gruptan 0, 9, 15 ve 30. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, somatik hücre sayısı (SHS) ve elektirik iletkenliği (Eİ) sonuçları değerlendirildi. CMT yönünden 0, 9 ve 15. günlerde istatistiki açıdan önemli fark görülmezken 30. gün istatistiki açıdan önemli fark görüldü (P˂0,001). SHS yönünden 0 ve 9. günde istatistiki fark önemli bulunmazken, 15 ve 30. gün istatistiki fark önemli bulundu (P˂0,001). Elektirik iletkenliği yönünden istatistiki olarak önemli fark görülmedi (P>0,05). Çalışmanın ikinci bölümünde İPPVO'in mastitis sağaltımındaki etkinliği araştırıldı. Subklinik mastitisli Holştayn ırkı, n=90 adet sığırlardan B1 grubu (n=30), B2 grubu (n=30) ve B3 grubu (n=30) oluşturuldu. B1 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO uygulandı. B2 grubuna 0, 2 ve 4. günlerde İPPVO ve antibiyotik uygulandı. B3 grubuna ise sadece antibiyotik uygulandı. Tüm gruplardan 0, 9 ve 15. günlerde toplanan süt örneklerinde; CMT, SHS ve Eİ değerleri ölçüldü. CMT skorları ve SHS sonuçlarına göre istatistiki açıdan önemli bir fark görülmezken (P>0,05), Eİ değerlerinde 9. gün (P˂0,001) ve 15. gün (P˂0,01) istatistiki önemli fark görüldü. Sonuç olarak; bulgular tümüyle değerlendirildiğinde; İPPVO paraimmunite aktivatörünün, subklinik mastitis profilaksisinde etkili olduğu bulunurken, tedavide etkisiz olduğu kanaatine varıldı.

Hayvan hastalıklarıMastitParapoxvirus+5
Tuğçe Demirlek
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İneklerde iki farklı yöntemle östrus senkronizasyonunu takiben foliküler gelişim ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

Amaç:İneklerde östrusların doğru zaman içeresinde belirlenebilmesi ve bu işe harcanan zamanın azaltılabilmesi ile birlikte gebelik oranlarının artırılabilmesi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır.Son yıllarda, değişik hormon preparatlarının tek başına ya da kombine kullanıldığı östrus senkronizasyon programları geliştirilmiştir.Yapılan bu çalışmada; saha şartlarında östrus tespiti için harcanan zaman ve işgücü kaybının önlenmesi ile birlikte, kızgınlık gösteren hayvanların, sabit zamanlı suni tohumlama uygulamasına imkan sağlanması için iki farklı yöntemin etkinliğinin karşılaştırılması, gebelik oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot:Erzurum ilinde faaliyet gösteren özel bir süt inekçiliği işletmesinde 1 doğum yapmış Simental ırkı postpartum 45.gün ve üzerinde olan 16 inek 8'erli iki ayrı gruba ayrıldı. Birinci grupta bulunan ineklere 11 gün arayla PGF2α uygulandı, ikinci gruptaki hayvanlara 10 gün süreyle intravaginal progesteron uygulandı. Birinci gruptakilere ikinci enjeksiyondan 72 ve 96 saat sonra, ikinci gruptaki hayvanlara ise progesteronun uzaklaştırılmasından 48 ve 72 saat sonra iki kez tohumlama yapıldı. USG ile suni tohumlama sırasında foliküler gelişmeler izlendi ve suni tohumlama sonrası 35.günde gebelik tanısı yapıldı. Bulgular: İlk suni tohumlama günü raaf falikül çapları Grup 1' de 9.1±1.12 mm, Grup 2' de ise 19.0±2.56 mm (P=0.16) olarak tespit edildi. Gebelik oranları ise Grup 1'de 4/8 (%50), Grup 2'de 3/8 (%37,5) olarak belirlendi. İki grup arasında istatistiki olarak bir fark olmadığından, senkronizasyon için iki yöntemin de kullanılabileceği, ancak daha net sonuçlar elde edebilmek adına materyal sayısının arttırılması gerektiği kanısına varıldı.

DinoprostGebelikProgesteron+4
Fahri Önder Seyhan
Atatürk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köy bazlı süt sığırı işletmelerinde uygulanan sağım yönetiminin süt ve meme yapısı üzerine etkileri

Bu tez çalışmasında sağım tekniklerinin meme sağlığı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Samsun ili, Havza ilçesi köylerinde bulunan elle sağım yapılan 33 ve makine ile sağım yapılan 27 olmak üzere toplam 60 işletme hakkındaki bilgiler değerlendirilmiştir. Bu işletmelerde bulunan elle sağılan 71 ve makine ile sağılan 61 ineğe ait muayene sonuçları da incelenmiştir. Sağım teknikleri hakkındaki sorular ile birlikte sağımcı ve sağım teknikleri ile ilgili sağımcıların yaş, cinsiyet, eğitim, muhafaza şartları, sağım makinaları hakkında bilgileri gibi konular hakkında işletmelerde yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elle sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlarda, makine ile sağım yapılan işletmelerdeki hayvanlara göre daha az oranda mastitis olduğu sonucuna varılmıştır. Elle sağım yapılan ineklerin meme yapıları değerlendirildiğinde, zemin ile meme arasındaki mesafenin daha az olduğu tespit edilmiştir. Yetiştiricilerin büyük oranının 51 yaş üstü erkekler olduğu görülmüştür. Hayvan sayısı 10'un altında olan işletmelerdeki sağımcıların çoğunlukla kadın olduğu görülmüştür. Makinalı sağım yapan işletmelerdeki sağımcıların kullandıkları makinalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler: İnek, Mastitis, Sağım teknikleri, Sağımcı

KöylerMastitMeme hastalıkları+7
Cihan Özgül
Ondokuz Mayıs University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Samsun ve çevre illerdeki veteriner muayenehanelerinde, dişi kedi ve köpeklerde üremeyi denetlemek için kullanılan yöntemlerin değerlendirilmesi

Birbirinden farklı seksüel siklus özelliklerine sahip kedi ve köpeklerde birçok fizyolojik ve davranış farklılıkları gözlenmektedir. Evcil hayvanların kontrolsüz üremesine bağlı olarak gelişen çoğalmış ve sağlıksız hayvan popülasyonunun önüne geçilmesini sağlamak ve hayvan sahiplerinin evde barındırdıkları hayvanların kızgınlık dönemlerinde gösterdikleri sorun teşkil eden davranışlardan kurtulmaları için üremenin denetlenmesi gereklilik arz etmektedir. Kedi sahipleri bağırma, yuvarlanma, bir objeye ya da sahibinin bacağına sürtünme, kuyruğunu monlama, sık sık idrar yapma pozisyonu alma, tırmalama, evden kaçma, bir gebelikte birden fazla yavru yapma kapasitesinde olmaları ve gebe kalmadıkları sürece seksüel siklus göstermeleri sebebiyle üremenin denetlenmesini istemektedir. Köpek sahipleri ise proöstrüs evresinde görülen vajinal kanama, evden kaçma, hırçınlaşma, yavru istememe, istenmeyen gebeliklerin oluşmasını önlemek ve jinekolojik hastalıklardan korunmak amacıyla veteriner hekimlere üremenin denetlenmesi, kızgınlığın baskılanması veya ertelenmesi amacıyla başvurmaktadır. Üremenin denetlenmesi, baskılanması veya ertelenmesi amacıyla birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu amaçla kullanılan yöntemlerin bir kısmı kalıcı olan operatif yöntemler bir kısmı geçici olan medikal yöntemlerdir.Yapılan her iki yöntemin çeşitli faydaları olduğu kabul edilmesinin yanında farklı komplikasyonları da bulunmaktadır. Bu yöntemlerin bir kısmı hayvan sahibinin tercihine göre bir kısmı veteriner hekim yönlendirmesine göre uygulanmaktadır. Bu tez çalışması Samsun ve çevre illerdeki hayvan sahiplerinin ve veteriner hekimlerin üremeyi denetlemek amacıyla tercih ettikleri yöntemlerin değerlendirilmesi için yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hormon kullanımı, Östrüs baskılanması, Üremenin denetlenmesi

HormonlarKedilerKöpekler+7
Elif Köse Avan
Ondokuz Mayıs University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İneklerde ovaryum fizyolojisinin mevsim sıcaklığı ile ilişkisinin postmortem belirlenmesi

Bu arastırmada mevsimle iliskili olarak çevre sıcaklıgı ve nispi nemde meydana gelen degisimlerin ovaryum follikül sayısı, follikül çapı ve korpus luteum çapına etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Arastırma materyali olarak Elazıg yöresinde yetistirilen 400 adet sviçre Esmeri ve melezi inek kullanıldı. Kesimin hemen sonrasında diger genital organlardan uzaklastırılan ovaryumlara ait fonksiyonel yapıların morfolojik degerlendirilmesinde; iç ve dıs görünüs, follikül çapı, korpus luteum çapı ve vaskülarizasyon gibi kriterler kullanıldı. neklere ait 400 çift ovaryum üzerindeki 10.946 adet follikül; 3-5 mm (Grup I), 6-9 mm (Grup II) ve 10 mm (Grup III) olarak sınıflandırıldı ve sayımları yapıldı. Dominant ve subordinat folliküller ile korpus luteum çapları ölçüldü. klimsel veriler ile Sıcaklık/Nem ndeksi hesaplanmasında kullanılan çevre sıcaklıgı ve nispi nem oranları Elazıg'daki meteoroloji müdürlügünden temin edildi. Sıcaklık/Nem ndeksi düzeyleri ile ovaryum fizyolojisinin iliskili oldugu, bu duruma baglı olarak folliküler dinamiklerin ve korpus luteumun çesitli derecelerde etkilendigi belirlendi. Ovaryum fizyolojisi ile ilgili olarak incelenen mevsimsel degisimlerin bir kısmının sıcaklık stresi ile iliskili olmayan diger çevresel faktörlerden de etkilendigi degerlendirildi. Sonuç olarak, Elazıg yöresinde yetistirilen sviçre Esmeri ve melezi ineklerin reprodüktif performanslarının mevsim sıcaklıgı ile iliskili olumsuz etkilerden korunması maksadıyla; yaz süresince serinletme programlarının uygulanmasının, mevsim geçisleri sırasında ani bakım, besleme degisikliklerinden kaçınılmasının ve yıl boyunca rasyonun enerji dengesine dikkat edilmesinin faydalı olacagı degerlendirildi. Konuyla ilgili olarak yapılacak yeni çalısmalarda özellikle ilkbahardan yaz mevsimine geçis dönemi üzerinde durulması ve bulguların hormon analizleriyle desteklenmesinin, yaz aylarında azaldıgı bildirilen gebelik oranlarının bilinmeyen sebeplerinin ortaya çıkarılmasında yararlı olacagı kanaatine varıldı.

Aydın Oltu
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde ovaryumların ultrasonografik ve postperatif muayeneleri

ÖZETKöpeklerde Ovaryumların Ultrasonografik ve Postoperatif MuayeneleriOktay YILMAZBu çalışmada seksüel siklusun değişik dönemlerindeki köpeklerde,ovaryumların ultrasonografi ile görüntülenmesi ve postoperatif muayenelerlekarşılaştırılması amaçlandı. Çeşitli ırklardan, 10-30 kg canlı ağırlığında, 25 adet dişiköpek kullanıldı. Vulva stenozu bulunan bir köpek dışında seksüel siklusların tespitiiçin Giemsa boyamayla yapılan vaginal sitoloji kullanıldı. Ovaryumların yapıları veuzunlukları ultrasonografi ile görüntülendi. Elde edilen değerler postoperatifovaryum verileri ile karşılaştırılarak istatistiksel olarak değerlendirildi.Köpeklerin (n:24) % 45.9'unun anöstrusta, % 25'inin proöstrusta, % 29.1'inindiöstrusta olduğu belirlenirken, östrusta olan köpeğe rastlanmadı. Ultrasonografikolarak sol ve sağ ovaryumlar sırasıyla % 96 ve 72 oranlarında, böbreğin kaudalinde,hipoekoik yapıda görüntülenirken, her iki ovaryum % 84 oranında gözlendi. Ayrıcaproöstrus döneminde olan 3 köpekte anekojen ve içi sıvı dolu folliküller belirlendi.Diöstrus döneminde olan bir hayvanda 5 adet, lobuler tarzda luteal yapılar izlendi.Diöstrusta olan başka bir köpekte ise ovaryumun kaudalinde, anekoik görüntü verenkistik bir oluşum tespit edildi. Her iki ovaryumun ultrasonografik muayenesi 3-30dakika arasında gerçekleştirildi.Ultrasonografik ve postoperatif muayenelerde ovaryumlar ortalama olaraksırasıyla solda 1.32±0.28 ile 1.43±0.22 cm (p<0.05, r: 0.473) ve sağda 1.39±0.32 ile1.40±0.20 cm (p<0.01, r: 0.758) tespit edildi. Ayrıca ultrasonografi ile belirlenenovaryum uzunluk ölçüleri ile canlı ağırlık ortalaması 14.44±2.83 ve 22.69±3.88 kgolan köpekler karşılaştırıldığında, her iki canlı ağırlık ortalaması arasında istatistikselaçıdan fark olduğu gözlendi (p<0.05). Bunun yanı sıra sol ile sağ ovaryumlarınağırlık ve hacimleri sırasıyla ortalama olarak 0.71±0.28 ile 0.66±0.26 g ve 0.71±0.30ile 0.60±0.26 cm³ arasında bulunurken, hayvanların canlı ağırlıkları ile ovaryumlarınağırlık ve hacimleri arasında istatistiksel anlamda fark belirlenemedi.Ultrasonografik muayenelerde köpeklerin sahip olduğu seksüel siklusdönemlerinde elde edilen ovaryum ölçümleri karşılaştırıldığında, proöstrusdönemindeki köpekler ile anöstrus ve diöstrus dönemindeki köpekler arasında farkbulunmasına rağmen istatistiksel açıdan önemli bulunmadı.Sonuç olarak, kaşektik hayvanların ultrasonografik muayenelerinde, sağovaryumların görüntülenmesinin sol ovaryumlara göre güç olduğu belirlenirken, canlıağırlık ile ovaryum uzunluğu arasında pozitif bir ilişki bulundu. Ayrıca ovaryumlarınfizyolojik ve patolojik yapılarının tanısında, ovaryum kökenli infertiliteproblemlerinin yorumlanmasında ultrasonografinin kullanılabileceği, bununla birliktemuayenelerin periyodik olarak yapılmasının daha faydalı olabileceğidüşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: Köpek, ovaryum, postoperatif, ultrasonografi, vaginal sitoloji

Oktay Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2005
00
DoktoraAçık ErişimTR

İneklerde spontan ovidukt kasılımları üzerine nitrik oksitin etkisinin in vitro olarak belirlenmesi

Bu çalışmada, östrüs siklusunun farklı evrelerindeki ineklerde, ovidukt'un spontan kasılımları üzerine nitrik oksit (NO)' in etkisinin in vitro olarak belirlenmesi ve nitrik oksit sentaz (NOS) enzimlerinin ekspresyon modellerinin ortaya konulması amaçlandı.Özel mezbahalardan elde edilen 64 Holstein ineğin 88 oviduktu değerlendirildi. Hayvanlar seksüel sikluslarına göre metöstrüs, erken diöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre olmak üzere 4 gruba ayrılarak progesteron (P4) ve NO düzeylerinin belirlenmesi için kanları alındı. İzole organ banyosu çalışmaları için 40 ineğe ait luteal yapı bulunan ovaryum tarafındaki oviduktun istmus ve ampulla kısımlarından longitidunal ve sirküler düz kas şeritleri hazırlandı. Dokularda endojen NO etkinliğini belirlemek amacıyla L-arjinin, Nitro-L-arjinin-metil-ester (L-NAME) + L-arjinin ve metilen mavisi (MB) + L-arjinin uygulanırken, eksojen NO etkinliğini belirlemek için sodyum nitro prusid (SNP) verildi. İmmünohistokimyasal boyama, RT-PCR ve Western blot yöntemleriyle 24 ineğe ait oviduktun istmus ve ampulla kısımları değerlendirilirken, Western blot analizinde bu hayvanların her iki oviduktu da kullanılarak NOS izoformlarının ekpresyonlarına bakıldı.L-arjininin istmusun longitidunal düz kas dokusunda geç diöstrüs ve folliküler evrede, sirküler düz kasta erken diöstrüste kasılım şiddetini değiştirmediği, diğer gruplarda arttırdığı gözlendi. Ampullanın longitidunal düz kasında geç diöstrüs, sirküler düz kasında ise geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini değiştirmediği ancak diğer gruplarda arttırdığı belirlendi.İstmus ve ampullanın longitidunal ve sirküler düz kaslarına metöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında L-NAME sonrası uygulanan L-arjininin, kasılım şiddetini değiştirmediği veya arttırdığı, erken diöstrüste longitidunal düz kasta azalttığı, sirkülerde ise değiştirmediği izlendi. Bu dokularda MB sonrası uygulanan L-arjininin erken diöstrüs, geç diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini değiştirmediği veya azalttığı, metöstrüste değiştirmediği veya arttırdığı gözlendi.SNP' in istmusun longitidunal düz kas dokusunda metöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini azalttığı, erken diöstrüste fark oluşturmadığı ve geç diöstrüs grubunda arttırdığı görüldü. İstmusun sirküler düz kasında metöstrüs, erken diöstrüs ve folliküler evre gruplarında kasılım şiddetini azalttığı, geç diöstrüste fark oluşturmadığı izlendi. Ampullanın longitidunal ve sirküler düz kaslarında metöstrüs ve folliküler evre gruplarında azalma izlenirken, erken ve geç diöstrüs gruplarında SNP' nin etkili olmadığı görüldü.İmmünohistokimyasal olarak tüm gruplarda istmus ve ampulladaki endoteliyal NOS (eNOS) ekpresyonu seroza, kas katmanı ve lamina propriadaki kan damarları endotelinde ve epitelyumda gözlendi. Nöronal NOS (nNOS)' un epitel hücreler ile seroza, muskuler katman ve lamina propriada bulunan sinir fibrillerinde pozitif boyama gösterdiği belirlendi. Epitel tabakada eNOS' un istmus ve ampullada metöstrüs grubunda şiddetli, folliküler evrede orta ve diğer gruplarda zayıf reaksiyon, nNOS' un metöstrüs ve folliküler evre gruplarında istmusta şiddetli, ampullada orta derece reaksiyon verdiği gözlendi. Sinir fibrilleri sıklıkla metöstrüs ve folliküler evre gruplarında pozitif boyama gösterdi. RT-PCR analizinde ise bütün gruplarda eNOS, nNOS ve iNOS izoformları belirlendi. Western Blot yönteminde nNOS için herhangi bir bulguya rastlanılmazken, eNOS ve iNOS proteinlerinin ipsilateral ve kontralateral olarak varlığı gözlendi.Sonuç olarak, ineklerde spontan ovidukt kasılımları üzerine NO' nun in vitro olarak bir etkisinin olmadığı, bunun nedeninin NOS enzim etkinliğinden kaynaklanmadığı, aynı zamanda hormonal durumun NOS enzim etkinliğini değiştirebileceği, NOS / NO sisteminin oviduktun kasılım mekanizmasında değil sekretörik ve siliar aktivitelerinde rol oynayabileceği kanısına varıldı.

Oktay Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ovsynch uygulanan ineklerde Sun'i tohumlama sonrası 12. günde yapılan GnRH enjeksiyonunun gebelik oranına etkisi

Bu araştırmada Holştayn ineklerde ovsynch ve ovsynch uygulamalarına ek olarak suni tohumlama sonrası 12. günde yapılan GnRH enjeksiyonlarının gebelik oranına etkisinin araştırılması amaçlandıAraştırma materyali olarak İzmir bölgesinde, postpartum 50.?75. günler arasında bulunan 60 adet Holştayn inek kullanıldı. Hayvanlar postpartum 50. güne kadar östrüs gösterip göstermemesine bakılmaksızın her biri 20 hayvan olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki (kontrol) hayvanlar doğal östruslarında suni olarak tohumlandılar. İkinci gruptaki (Ovsynch programı) ineklere östrus siklus dönemine bakılmaksızın 0. gün GnRH, 7. gün PGF2?, 9. gün tekrar GnRH enjeksiyonu uygulandı. Bu uygulamayı takiben hayvanlara 16 saat sonra suni tohumlama yapıldı. Üçüncü grupta (Ovsynch+12.GnRH) bulunan hayvanlara 2. gruptakilerde uygulanan Ovsynch programı uygulandı ve ek olarak suni tohumlama sonrası 12. günde GnRH enjeksiyonu yapıldı. Tohumlama sonrası hayvanların gebelikleri 60. ve 90. günlerde yapılan rektal muayenelerle belirlendi. Gebelik oranları birinci, ikinci ve üçüncü grupta sırasıyla %75, 55 ve 65 olarak bulundu. Gruplar arasında belirlenen gebelik oranları arasında istatiksel fark bulunamadıSonuç olarak süt ineklerinde reprodüktif sürü idaresini kontrol edebilmek ve luteal yetersizlikleri gidererek embriyonik ölümlerin oluşturabileceği döl verimi kayıplarında daha erken tedbir alabilmek için ovsynch ve suni tohumlama sonrası 12. günde uygulanan GnRH uygulamalarının yararlı olabileceği kanaatine varıldı.

Dölleme-yapayEmbriyoFetal ölüm+5
Erhan Elibol
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postpartum farklı günlerde Double-Ovsynch ile senkronize edilen ineklerde bazı reprodüktif parametrelerin incelenmesi

Bu çalışmada postpartum farklı günlerde uygulamaya başlanan Double-ovsynch protokolünün çeşitli fertilite parametreleri üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma, İzmir ili Dikili ilçesinde modern bir işletme elinde bulunan 51 adet Holstein ırkı inek üzerinde yürütüldü. Grup 1 (n=12) postpartum 25. gündeki ineklerden oluşturuldu. Bu ineklere 0. gün GnRH, 7. gün PGF2?, 10. gün GnRH, 17. gün GnRH ve 24. gün PGF2? uygulandı. PGF2? uygulamasından sonraki 56. saatte GnRH uygulaması yapıldı ve bunu takiben 16-20. (18. saatte) saatlerde sun'i tohumlama işlemi uygulandı. Grup 2 (n=12) ve grup 3 (n=12) de bulunan ineklerde sırayla postpartum 32. ve 39. günlerde bulunan ineklerden oluşturuldu. Grup 2 ve grup 3' de bulunan ineklere de grup 1'de uygulanan Double-Ovsynch programı uygulandı ve ilk GnRH enjeksiyonu 0. gün olarak kabul edildi. Kontrol grubundaki hayvanlara (n=15) ise postpartum 40. güne kadar hiçbir uygulama yapılmadı, bu günden sonra östrus gösterenlere sun'i tohumlama işlemi uygulandı.Çalışma gruplarında senkronizasyon oranları %66,66 ile %91,66 arasında değişirken, geç uygulamaya başlanan grupta daha yüksek oranda senkronizasyon gözlendi. Çalışmada birinci tohumlamada en yüksek gebe kalma oranları uygulamaya postpartum 32. ve 39. günlerde başlanan gruplarda (%58,33) belirlendi. Çalışma grubundaki hayvanlarda yüksek oranda seröz akıntı saptanırken, ilk suni tohumlama sırasında çok az oranda östrus belirtileri gözlendi.Sonuç olarak, ovulasyon senkronizasyon metotlarından biri olan Double-Ovsynch protokolü sayesinde hayvan sayısı fazla olan işletmelerde östrus takibinin yapılamamasından doğan ekonomik kayıpların önlenebileceği, iş gücünden ve zamandan tasarruf sağlanarak işletmeye artı ekonomik katkı sunulabileceği belirlendi.Genel sonuç olarak, Double-ovsynch protokolü uygulanan hayvanlarda gerçekleştirilen zamanlı suni tohumlama işlemi sırasında östrus belirtisi gözlenmediği tespit edildi. Bununla birlikte en yüksek senkronizasyon oranının postpartum 39. günde uygulamaya başlanan grupta elde edildiği, birinci tohumlamada en yüksek gebelik oranlarının postpartum 32. ve 39. günde senkronizasyona başlanan gruplarda belirlendiği, primipar ve multipar hayvanlar için en yüksek ilk tohumlamada gebe kalma oranlarının ise sırasıyla postpartum 32. gün ve postpartum 39. günde senkronizasyona başlanan grupta oluştuğu tespit edildi.Özellikle Double-Ovsynch senkronizasyon protokolüne postpartum 32. ve 39. günlerde başlanması ile daha yüksek senkronizasyon ve gebelik oranları elde edilebileceği tespit edildi.

Dölleme-yapayFertiliteSığırlar+2
Ozan Bilgen
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seksüel siklusun farklı dönemlerindeki köpeklerde kan progesteron ve 17ß-östradiol seviyelerinin RIA ve ECLIA yöntemleriyle araştırılması

Bu çalışmada seksüel siklusun değişik dönemlerindeki köpeklerin serum örneklerinde RIA yöntemiyle ölçülen progesteron ve 17ß-östradiol düzeylerinin ECLIA yöntemiyle karşılaştırılması ve ECLIA yönteminin köpeklerde progesteron ve 17ß-östradiol düzeylerinin belirlenmesindeki doğruluğunun tespit edilmesi amaçlandı. Çeşitli ırklardan, 10-30 kg canlı ağırlığında, 25 adet dişi köpek kullanıldı. Seksüel siklusların tespiti için vaginal sitoloji kullanıldı. RIA ve ECLIA yöntemlerine göre elde edilen serum progesteron ve 17ß-östradiol düzeyleri arasındaki korelasyon karışılaştırıldı.Köpeklerin (n = 25) % 60'ının anöstrüste (n = 15), % 16'sının proöstrüste (n = 4), % 16'sının östrüste (n = 4) ve %'8'inin (n = 2) diöstrüste oldukları belirlendi. Sunulan çalışmada her bir hayvana ait serum örneğinin RIA ve ECLIA yöntemleri ile belirlenen progesteron (ng/ml) değerlerinin birbirine benzer olduğu ve istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (p<0.001; r = 0.998). Bununla birlikte her bir hayvana ait serum örneğindeki 17ß-östradiol (pg/ml) değerlerinin de birbirine benzer olduğu ve istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (p<0.001; r = 0.098)Sonuç olarak, köpeklerde progesteron ve 17ß-östradiol ölçümlerinde ECLIA yönteminin de RIA yöntemi gibi doğru sonuç veren bir yöntem olduğu, bununla birlikte test süresinin kısa olması nedeniyle daha etkili bir yöntem olduğu kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Progesteron17ß-östradiol, RIA, ECLIA, köpek

KöpeklerLaboratuvarlarProgesteron+2
Burhan Yücel
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnek ve düvelerde ovsynch öncesi uygulanan PGF2? ve GnRH enjeksiyonlarının gebelik oranlarına etkisi

Bu çalışmada inek ve düvelerde Ovsynch öncesi PGF2? ve GnRH (G6G/Ovsynch) uygulamalarının gebelik oranlarına etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal olarak, genital organlarında klinik bir sorun belirlenmeyen, 400?500 kg arasında, postpartum 50.?100. günler arasında bulunan 196 Holştayn inek ve 15-20 ay yaş aralığında, 300-350 kg arasında bulunan 169 düve 3 gruba ayrılarak kullanıldı.Birinci gruptaki hayvanlara (Kontrol: 40 inek, 40 düve) herhangi bir hormonal girişim uygulanmaksızın normal östruslarında sun'i tohumlama yapıldı. İkinci gruptakilere (Ovsynch: 37 inek, 80 düve) östrus siklus dönemine bakılmaksızın Ovsynch uygulaması (0. gün 10 µg kas içi GnRH, 7. gün PGF2? 500 µg, 9. gün GnRH 10 µg, 16 saat sonra sun'i tohumlama) yapıldı. Üçüncü gruba (G6G/Ovsynch, 119 inek, 49 düve) östrus dönemine bakılmaksızın 0.günde PGF2? 500 µg ve iki gün sonra 10 µg GnRH enjeksiyonu uygulandı ve bu uygulamadan 6 gün sonra Ovsynch protokolü uygulandı.İneklerde postpartum bulundukları gün bakımından sadece kontrol ile diğer gruplar arasında istatistik fark gözlenirken (p<0.05), canlı ağırlık, yaş ve doğum sayıları bakımından gruplar arasında istatistik fark belirlenemedi. Düvelerde yaş ve canlı ağırlık bakımından gruplar arasında istatistik fark gözlenmedi. İnek ve düvelerde sırasıyla gebelik oranları 1., 2. ve 3. grupta %57,50 ve 60,00; %37,83 ve 32,50; %53,78 ve 59,18 olarak belirlendi.Belirlenen gebelik oranlarında ineklerde 1. ve 3. gruptaki oranların, 2. grupta belirlenen değerlerden yüksek olmasına rağmen istatistik fark belirlenemedi. Düvelerde elde edilen gebelik oranlarında 1.grup ile 3. arasında istatistikî fark belirlenemezken, grup 1 ve 3'de gözlenen gebelik oranlarının grup 2'de elde edilen oranlardan yüksek olduğu ve aralarında istatistik fark şekillendiği gözlendi (p<0.05).Sonuç olarak çalışmada özellikle düvelerde G6G/Ovsynch grubunda elde edilen senkronizasyon oranları tatmin edici ve ovsynch grubundan yüksek belirlendi. Süt inekçiliği işletmelerinde östrus gözlemlemeye ihtiyaç göstermeyen ovsynch uygulamaları düşük gebelik oranları verdiğinden dolayı düvelerde ve ineklerde G6G/Ovsynch protokolü uygulamalarının üremenin denetlenmesinde önemli bir yer tutacağı düşünülmektedir.

Dölleme-yapayGebelik-hayvandaSığırlar+5
Cengiz Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bolu Mudurnu bölgesinde bulunan süt ineklerinde subklinik mastitis insidansının belirlenmesi

Sunulan çalışma Bolu'nun Mudurnu ilçesinde bulunan çeşitli süt inekçiliği işletmelerinde subklinik mastitis insidensini araştırmak ve Kaliforniya Mastitis Test (CMT) skorları ile mikrobiyolojik üreme sonuçlarına etki eden faktörleri belirlemek için yürütüldü.Otuziki işletmedeki 195 Holştayn, Esmer ve Simental ırkı sütçü ineklerin 774 meme lobuna öncelikle CMT uygulandı ve en az bir meme lobu CMT pozitif reaksiyon veren 100 adet ineğin 125 meme lobu çalışmaya dahil edildi. Alınan süt örneklerinde mikrobiyolojik yoklamalar ve antibiyotik duyarlılık testleri yapıldı.Çalışmada CMT pozitif inek oranı %51.28 olarak belirlenirken, bu hayvanların %63'ünün meme loblarından alınan süt örneklerinde üreme gözlendi. İneklerin meme lobundan (n:774) %16,14'ünde CMT pozitif reaksiyon gözlenirken, bu meme loblarının % 60,80'inde üreme gözlendi. İşletmelerin tamamında CMT +1 olan 99 numunenin % 57,58'inde, CMT +2 olan 20 numunenin %85'inde ve CMT +3 olan 6 numunenin % 66,67'sinde üreme belirlenirken, CMT skorları ve üreme verileri arasında pozitif korelasyon olduğu, ancak bunun istatistiki olarak önemli olmadığı tespit edildi.Mikrobiyolojik yoklamalarda sırasıyla E. coli %28.9, Maya %24.21, S. uberis ve KNS %19.53, S. aureus %3.9, Proteus spp. %2.34 ve Bacillus spp. %1.56 oranlarında izole ve identifiye edildi.CMT pozitif sonuç veren hayvanların yerleşim yerlerine göre laktasyon sayısı/dönemi ve yaş ortalamaları arasında istatistiki fark belirlenemedi. Bunun yanı sıra hayvanların yerleşim yerinin, yaşlarının, laktasyon sayılarının/dönemlerinin, ırk özelliklerinin ve numunelerin alındığı meme lobu lokalizasyonunun CMT skorlarına ve mikrobiyolojik üreme sonuçlarına etkilerinin olmadığı gözlendi. Çalışmada üreyen bakterilerin Amoksisilin+Klavulonik asit ve Oksitetrasiklin gibi antibiyotiklere duyarlı oldukları, Gentamisin, Seftiofur, Enrofloksasin ve Kobaktam'a dadirençli oldukları tespit edildi.Sonuç olarak, her bölgede olduğu gibi çalışmanın yürütüldüğü bölgede de mastitisin problem olmaya devam ettiği; hayvanın yaşından, laktasyon sayısından/döneminden, ırkından daha ziyade işletmelerde meme lobları arasında enfeksiyon bulaşmasında sağım sisteminin, kötü hijyenin ve mastitis kontrol programlarının uygulanmayışının etkili olduğu gözlenmektedir. Ayrıca bilinçsizce kullanılan antibiyotik tedavilerinin bazı antibiyotiklerin bakterilere karşı dirençli hale gelmesinde önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Sütçü İnek, subklinik mastitis, insidens, antibiyotik duyarlılık testi

AntibiyotiklerBolu-MudurnuMastit+3
Resul Koçyiğit
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kisspeptinin koyunlarda bazı reprodüktif parametrelere etkisi

Bu çalışmada, Kp-10 uygulamasının koyunlarda bazı reprodüktif parametreler ile preovulatör LH profili üzerine olan etkileri araştırıldı. Materyal olarak benzer yaş ve ağırlıkta 60 pırlak koyunu kullanıldı. Koyunlar her grupta 20 koyun olacak şekilde rastgale 3 gruba ayrıldı. Koyunların östrüs siklusu üreme döneminde, 10 gün ara ile çift doz PGF2 ? (cloprostenol 250 µg, i.m) uygulaması yapılarak senkronize edildi. Grup 1'e, ikinci PGF2 ? enjeksiyonu takip eden 40. saatte bir kez Kp-10 (1 µg/kg, i.v) uygulanırken, Grup 2'ye 40 ve 50. saat olmak üzere iki kez Kp-10 (1 µg/kg, i.v) uygulaması gerçekleştirildi. Grup 3'e ise Kp-10 uygulaması yapılmadı. Tüm gruplardaki koyunlar 42-43. saatler içerisinde elde sıfat yöntemiyle koç ile çiftleştirildi.Grup 2'nin 50.5 saat plazma LH düzeyi (22,06 ± 28,90 ng/ml) Grup 1 (9,15 ± 11,44) ve Grup 3'e (2,27 ± 3,12) göre daha yüksek bulundu (p=0.005). Preovulatör LH dalga başlangıcı ve LH pik zamanı tüm gruplarda benzer saatte gerçekleşti. Grup 2'nin (38,45 ± 27,51) preovulatör LH pik düzeyi Grup 1 (24,68 ± 11,69) ve Grup 3'e (21,11 ± 17,97 ng/ml) göre daha yüksek tespit edildi (p= 0.030). Grup 1, 2 ve 3'te LH dalga süresi sırasıyla 18,63 ± 7,21, 18,03 ± 5,00 and 12,55 ± 6,93 saat (p= 0.009) olarak belirlendi. Grup 1 (126,58 ± 79,96) ve Grup 2'nin (168,05 ± 132,91) 55. saat LH AUC düzeyi grup 3'e (83,05 ± 82,89) göre daha yüksek bulundu (p= 0.042).Gruplar arasında P4 ve E2 hormon profilleri benzer olarak tespit edildi. Gebelik tanısı çiftleşmeyi takib eden 30 ve 60. günlerde ultrasonografi (Real-Time, B-mode 6.0/8.0 MHz) ile gerçekleştirildi. Tüm gruplarda gebelik, prolifikasyon ve fekondasyon oranları benzer olarak tespit edildi.Sonuç olarak, yapılan bu çalışmada Kp-10 uygulamasının LH profilini istatistiksel açıdan önemli derecede değiştirdiği ancak reprodüktif parametreleri etkilemediği belirlendi.Anahtar kelimeler: kisspeptin, koyun, Pırlak, preovulatör LH, reprodüktif parameterler.

FertiliteHormonlarKisspeptin+4
Muhammed Kürşad Birdane
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk saanen keçilerinde embriyonik ve fötal gelişimin transrektal ve transabdominal ultrasonografi yöntemleri ile izlenmesi

Sunulan çalışmanın amacı, Türk Saanen ırkı keçilerde, gebelik süresi boyunca, B-mod ultrasonografi ile embriyo kesesi çapı (EKÇ), baş - kuyruk sokumu uzunluğu (BKSU), amnion kesesi çapı (AKÇ), plasentom çapı (PÇ), transversal baş çapı (TBÇ), longitudinal baş çapı (LBÇ), göğüs çapı (GÇ), kalp atım sayısı (KAS), transversal kalp çapı (TKÇ), orbita çapı (OÇ), göbek kordonu çapı (GKÇ), böbrek çapı (BÇ) ölçümleri ile gebelik yaşının tahmin edilmesi; gebelik süresince maternal serum P4 düzeylerinin belirlenmesi ve P4 seviyesi ile gebelik yaşı, yavru sayısı ve yavruların doğum ağırlığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Sunulan çalışma için 7 keçi (4'ü tek, 3'ü ikiz gebe) kullanıldı. Ultrasonografi muayeneleri (4,0 - 6,5 MHz), çiftleşmeden sonraki 15. günden 27. güne kadar 3 gün aralıklarla transrektal; 30. günden 128. güne kadar ise haftalık olarak transabdominal yollarla yapıldı. Kan örnekleri ise 15. günden 24. güne kadar günlük olarak alınırken 27. günden 128. güne kadar ultrasonografi muayeneleri ile birlikte alındı. Gebelik yaşı ile PÇ, TBÇ, LBÇ, GÇ, KAS, TKÇ, OÇ, GKÇ, BÇ arasında yüksek korelasyon olduğu belirlendi ve bu parametrelere göre gebelik yaşı formülleri oluşturuldu. EKÇ, BKSU ve AKÇ için ise veri sayısı yeterli olmadığı için korelasyon kurulamadı. Maternal serum P4 düzeyleri genel olarak ikiz gebe hayvanlarda tekiz gebelere göre daha yüksek bulundu (P ˂0,001). Gebeliğin 51., 107., 114. ve 128. günlerinde ikiz yavru taşıyan keçilerin serum progesteron seviyelerinin tek yavru taşıyan keçilere göre önemli düzeyde yüksek olduğu belirlendi (p˂0,05). Serum P4 düzeyi ile yavruların doğum ağırlığı arasında negatif bir korelasyon olduğu saptandı. Sonuç olarak, Türk Saanen ırkı keçilerde embriyonik ve fötal yapıların ultrasonografik ölçümü ile gebelik yaşı tayini yapılabildiği belirlendi. Bununla birlikte maternal serum P4 seviyelerinin gebeliğin bazı dönemlerinde tekiz ve ikiz gebeliklerin belirlenmesinde kullanılabileceği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Embriyo, Fötus, Progesteron, Türk Saanen Keçisi, Ultrasonografi

EmbriyoEmbriyo gelişimiFetüs+3
Ebubekir Yazıcı
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laktasyondaki pırlak ırkı koyunlarda fluorogeston asetat ve eCG uygulamalarının bazı reprodüktif parametreler üzerine etkileri

Sunulan çalışmada, postpartum 30-60 günler arasında bulunan 360 adet Pırlak ırkı koyunda farklı dozlardaki fluorogeston asetat (FGA) içeren intravaginal süngerlerin bazı reprodüktif parametrelere olan etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Pozitif kontrol grubuna (n = 130) 30 mg FGA (intravaginal, Ova-Gest, Aydın İlaç, Türkiye) 12 gün süreyle uygulandı. Süngerlerin uzaklaştırıldığı gün ise kısrak koriyonik gonadotropin (eCG) (im, 600 IU, Pregnecol, Aydın İlaç, Türkiye) enjeksiyonu uygulandı ve 36 saat sonra koç katımı gerçekleştirildi. Deneme (n = 100) grubuna ortasından ikiye kesilerek elde edilen FGA içeren intravaginal sünger pozitif kontrol grubundaki protokole göre uygulandı. Negatif kontrol grubundaki koyunların (n = 130) çalışma süresince hiçbir uygulama yapılmadan sadece östrüsleri takip edildi. Uygulamalar sırasında, süngerin düşmesi veya uterus enfeksiyonundan dolayı bazı koyunlara ait veriler çalışmadan çıkartıldı. İntravaginal süngerlerin pozitif kontrol (n = 126) ve deneme gruplarında (n = 91), sırasıyla %98 ve %92 retensiyon oranına sahip olduğu belirlenirken, östrüs, konsepsiyon ve doğum oranları ile tekiz, ikiz ve doğum başına tekiz ve ikiz doğum oranları arasında istatistiksel olarak fark oluşmadığı gözlendi. Üçüz doğum oranının deneme grubunda yüksek olduğu (p<0.05), ancak doğum başına düşen üçüz doğum oranının ve yavru verimlerinin gruplar arasında fark oluşturmadığı belirlendi. İkinci östrüs gösterme oranlarının pozitif kontrol ve deneme gruplarında sırasıyla,%59,5 ve %78,3 olduğu izlendi (p<0.05). Birinci ve ikinci östrüs sonrası deneme grubundaki toplam doğum oranının pozitif kontrol grubundan yüksek olduğu (p<0,05), toplam tekiz ve ikiz doğum oranları ile yavru verimlerinin benzerlik gösterdiği belirlendi. Negatif kontrol (n = 130) grubundaki koyunların, diğer grupların birinci ve ikinci östrüsleri sırasında östrüs belirtisi göstermediği belirlendi. Sunulan çalışma, Afyonkarahisar ilinde halk elinde barındırılan üreme sezonu dışındaki Pırlak ırkı koyunların bazı reprodüktif parametrelerini bildiren ilk çalışmadır. Bununla birlikte, üreme sezonu dışında 30 mg FGA içeren intravaginal süngerlerin ikiye kesilerek 12 gün süreyle uygulanması ve süngerin uzaklaştırılması sırasında 600 IU eCG enjeksiyonu yapılması ile saha şartlarında daha ekonomik şekilde östrüs senkronizasyonu sağlanabileceği kanısına varıldı.

KoyunculukKoyunlarLaktasyon+3
Muhammed Nevzat Algan
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aşım sezonu içerisinde gebe kalmayan arap kısraklarda reprodüktif ve metabolik sorunların değerlendirilmesi

Sunulan çalışmada, Arap atı yetiştiriciliğinin yapıldığı bir işletmede, gebe kalmamış safkan Arap kısraklarında, iki aşım sezonu süresince fertilite problemlerinin belirlenmesi, belirlenen sorunlara yönelik tedavi girişimlerinin uygulanması ve tedavi başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışmada yaşları 4 ile 21 arasında değişen, bir önceki sezonu boş geçiren veya çalışma sezonu içerisinde 3 defa aşım yapılıp gebe kalmayan 27 kısrak materyal olarak kullanıldı. Ovaryum ve uterus muayeneleri ultrasonografik ve jinekolojik muayene prosedürleri uygulanarak değerlendirildi. Endometrial swap, smear, biyopsi ve kan serum örnekleri mikrobiyolojik, sitolojik, histopatolojik değerlendirme ve metabolik hastalıkların teşhisi amacıyla alındı. Endometrial biyopsi örnekleri histopatolojik olarak Kenney ve Doig'e göre derecelendirildi. Bu muayeneler sonrası patolojik bozukluk saptanan kısraklara güncel tedavi yaklaşımları uygulandı.Birinci ve ikinci aşım sezonunda fertilite problemi olan ve olmayan kısrakların ortalama yaşları sırasıyla 12,9 ve 12,0; 15,4 ve 12,8 olarak belirlendi. Çalışmaya alınan kısraklarda birinci ve ikinci aşım dönemi süresince mikrobiyel üreme oranları sırasıyla %70,6 ve %37,5 olarak saptandı. Gebelik elde edilemeyen kısraklarda en yüksek oranda Klebsiella pneumoniae etkeni izole edildi. Sunulan çalışmada, birinci ve ikinci aşım sezonu içerisinde kist saptanma oranları sırasıyla %23,5 ve %16,7 olarak gözlendi. İkinci aşım sezonunda uterus içinde sıvı bulunmazken birinci aşım sezonunda çalışmaya alınan 17 hayvandan 5 tanesinde uterus içi sıvı tespit edildi. Çalışmaya alınan toplam 27 kısraktan 5 tanesinde her iki aşım sezonu süresince tay elde edilemedi. İki sezon süresince gebelik elde edilemeyen 2 kısrakta ise metabolik sendrom olgusu gözlemlendi.Sonuç olarak, fertilite problemi gözlenen kısraklarda nedenlerin uterus drenaj problemleri, endometrial kistler, vulva deformitesi ve metabolizma hastalıklarından kaynaklandığı belirlenirken aygırdan köken alan mikrobiyal ajanlarında fertilite problemlerine yol açabileceği düşünülmektedir.

At hastalıklarıAtlarKısraklar+3
Erol Koca
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İneklerde gebe kalma ile suni tohumlama zamanı süt somatik hücre sayısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, ineklerde gebe kalma ile suni tohumlama zamanı süt somatik hücre sayısı arasındaki ilişki belirlenmiştir. Meme bezinin sağlık durumu, follikül çapı, SHS, ve gebelik muayenesini kapsayan çalışma ortaya konulmuştur. Çalışmanın materyalini Afyonkarahisar ili Bolvadin ilçesi ve çevre köylerindeki işletmelerden 50 baş inek oluşturdu. Çalışmada 50 baş östrüs göstermekte olan inekler kullanıldı. İneklerin kızgınlık zamanında sütlerinden CMT yapıldı, SHS sayımı için 10 ml süt alınarak numuneler Afyonkarahisar İl Gıda Konrol Laboratuvarına gönderildi. Suni tohumlama öncesi folikül çapı ölçüldü. Suni tohumlama yapılan ineklerde 24 saat sonra ovulasyon kontrol edildi. İneklerde tohumlamadan 28-30 gün sonra gebelik kontrolü gerçekleştirildi. Mastitis pozitif bulunanların süt örneklerinde SHS Mastitis negatif olanlardan önemli derecede yüksek bulundu (p <0.0001). Ovulatör follikül çapları Mastitis pozitif olanlarda Mastitis negatif olan hayvanlardan daha küçük olarak ölçülmüştür. Grupların ovulatör follikül çapları arasında belirlenen farklılık istatistiki olarak önemli değildi (p < 0.136). Çalışmaya katılan hayvanlarda yapılan ovulasyon kontrolü sonrasında ovulasyon oranlarında bir aksama olmadığı, Mastitis pozitif ve Mastitis negatif olan hayvanlarda bezer ovulasyon oranlarının oluştuğu gözlendi. Çalışmada kullanılan 50 baş inekten 46 başında ovulasyon şekillendi. Mastitis pozitif olan ineklerde gebelik oranı (% 17,85), Mastitis negatif olan ineklerden (% 54,54) daha düşük olduğu belirlendi ((p<0,005). Tohumlama yapılan 50 baş inekten 17 başı gebe kaldı. Sonuç olarak; östrüs belirtileri gösteren ve subklinik mastitis bulunan ineklerde yapılan suni tohumlamalardan sonra gebelik oranı önemli ölçüde azaldığı gözlenmiştir. İneklerde suni tohumlamaların subklinik mastitisin varlığı araştırılarak yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Dölleme-yapayFolikülGebelik-hayvanda+4
Ahmet Baştürk
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İneklerde periparturient dönem sorunları ve negatif enerji dengesinin meme sağlığına etkisi

Bu çalışmada, süt ineklerinde periparturient dönemde şekillenen sorunların ve negatif enerji dengesinin (NED) gönüllü bekleme süresinin sonunda meme sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 44 adet Holştayn ve 59 adet Simental ırkı inekler oluşturdu. Periparturient dönemde güç doğum, retensiyo sekundinarum, prolapsus uteri, metritis, ketozis, hipokalsemi, laminitis geçmişi olan hayvanlar Grup-I (n=48) olarak, periparturient dönemde herhangi bir hastalık geçmişi olmayan sağlıklı hayvanlar Grup-II (n=55) olarak belirlendi. Postpartum dönem ≤42. ve 43-80. günler arasında kan ve süt örnekleri alındı. Kan örneklerinde beta hidroksi bütirik asit (BHBA), esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) analizleri ile NED belirlendi. Süt örneklerinde ise somatik hücre sayısı (SHS) ve mikrobiyolojik üreme analizi ile meme sağlığı değerlendirildi. Çalışmadaki toplam 103 adet inekten 32 tanesinde (%30,8) mastitis gözlendi. Çalışmada, Grup-I'de bulunan 48 hayvandan 11 tanesinin (%22,9), Grup-II'de 55 adet hayvanın 21 tanesinin (%38,1) mastitis yönünden pozitif olduğu tespit edildi. Mastitis yönünden pozitif olan 33 hayvanın sadece 14'ünde mikrobiyolojik üreme gözlendi. Periparturient dönemde patoloji yaşamış 48 adet hayvanda meme sağlığının durumu değerlendirildiğinde, meme sağlığının olumsuz yönde etkilendiğine dair anlamlı bir fark belirlenmedi. Sonuç olarak, değerlendirilmeye alınan metabolik ve reprodüktif hastalıklara sahip ineklerde sağlıklı ineklere göre meme sağlığına olumsuz etki oluşturma bakımından önemli bir fark görülmemiştir (p>0,05). Ancak bu reprodüktif ve metabolik hastalıklara sahip örneklem sayısı artırılarak veya her bir hastalığa spesifik olarak planlanacak daha geniş kapsamlı meme sağlığı değerlendirme çalışmalarının verimli olabileceği kanaatine varıldı.

MastitMeme hastalıklarıPeriparturient dönem+5
Ece Tunç
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sola abomazum deplasmanı geçirmiş sütçü ineklerde fertilite parametrelerinin incelenmesi

Sunulan çalışmada, Holştayn ırkı sütçü ineklerde sola abomazum deplasmanın (LDA) bazı fertilite ve verim parametreleri üzerine etkilerinin ortaya konulması amaçlandı. Primipar ve multipar, ortalama 1,74 ± 0,05 laktasyon sayısına sahip olan toplam 254 adet hayvandan LDA teşhisi konulan ve cerrahi olarak tedavi edilenler deneme (n = 66) grubunu oluştururken, LDA yaşamayan hayvanlar kontrol (n = 188) grubu olarak seçildi. Deneme ve kontrol gruplarında erkek yavru doğumları ile ikiz yavru doğum oranları arasında istatistiksel olarak farklılık izlenmezken, deneme grubundaki dişi yavru doğum oranının, kontrol grubuna göre az, ölü doğum oranının ise yüksek olduğu tespit edildi (p < 0,01). Yavru zarlarının atılamaması, klinik mastitis ve metritis olguları gruplar arasında fark oluşturmazken, deneme grubundaki ortalama kan β-HBA düzeyinin kontrol grubuna göre yüksek olduğu gözlendi (p < 0,01). Laktasyon sayısı (p < 0,01), buzağı cinsiyeti (p < 0,05), ölü doğum (p < 0,05) ve subklinik ketozis (p < 0,001) olgusunun risk faktörü oluşturduğu gözlendi. Ovsynch, Double Ovsynch ve kızgınlık belirtisine göre tohumlamaların yapıldığı çalışmada, deneme grubunda farklı protokollerdeki ilk tohumlamalardan elde edilen gebelik oranları arasında istatistiksel olarak farklılık izlenmedi. Kontrol grubunda Ovsynch protokolü ile elde edilen gebelik oranlarının diğer protokollerden daha yüksek olduğu izlendi (p < 0,01). Deneme grubunda ilk tohumlamalardan sonra elde edilen toplam gebelik oranlarının, kontrol grubuna göre düşük olduğu belirlendi (p < 0,001). Çalışma sonunda, deneme grubunda gebelik başına düşen ortalama tohumlama sayısının (p < 0,01) ve doğum gebe kalma aralığının (p < 0,001) kontrol grubuna göre yüksek, gebelik oranının düşük (p < 0,05) olduğu belirlendi. Deneme grubunun postpartum (pp) ilk 100 gün ve laktasyon boyunca ürettiği ortalama süt veriminin kontrol grubuna göre düşük seyrettiği gözlendi (p < 0,001). Deneme grubunun kuruya ayrılma (p < 0,05) ve sürüyü terk etme (p < 0,01) sürelerinin kontrol grubuna göre daha uzun sürdüğü ve sürüden ayrılma oranının da daha yüksek olduğu gözlendi (p < 0,001). Sonuç olarak, LDA olgusunun laktasyon sayısı, buzağı cinsiyeti, ölü doğum ve subklinik ketozis ile ilişkili olduğu belirlendi. Bununla birlikte, pp ilk tohumlamalarda düşük gebelik oranlarına sebep olduğu, doğum gebe kalma aralığını ve gebelik başına tohumlama sayısını olumsuz etkilediği, işletmelerde dönen inek olgusuna neden olduğu gözlendi. Gebelik başına tohumlama sayısını ekonomik düzeyde tutmak için LDA olgularında gönüllü bekleme periyodunun pp 100 gün olarak belirlenmesi, bu sırada pp ilk 100 gün süt verimi düşük seyreden hayvanların tohumlama yapmadan sürü dışı edilmesi yaklaşımlarını benimseyerek ekonomik kayıpların azaltılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: LDA, Ovsynch, Double Ovsynch, Gebelik, Fertilite, İnek, Süt Verimi

AbomasumFertiliteGebelik-hayvanda+4
Mehmet Efe
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00