
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kültürel miras araştırmalarında kullanılan yeni teknolojik yaklaşımlar: Phaselis yazıtları örneği
Bu çalışma, son yıllarda kültürel miras araştırmalarında kullanılmaya başlanan Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (RTI) metodunun, epigrafiye sunduğu yenilikleri ve pozitif katkıları Phaselis yazıtları ışığında mercek altına alarak yazıtların tekrar değerlendirilmesini kapsamaktadır. Yansıtma Dönüşümlü Görüntüleme (Reflectance Transformation Imaging - RTI), bir nesnenin sabit bir noktadan çekilen ve farklı açılardan aydınlatılan bir dizi dijital fotoğraf verisinin sentezlenmesi sonucu, nesnenin yüzey formunun matematiksel bir modelini oluşturulmasına olanak veren sayısal fotoğraflama metodudur. RTI görüntüleri, tripod üzerine sabitlenen bir fotoğraf makinesiyle çekilen bir dizi fotoğraf kaydından oluşmaktadır. Söz konusu her bir fotoğraf karesinde materyal üzerine farklı açılardan uygulanan ışık, obje üzerinde yansıma, gölge, rölyef ve insizyon meydana getirmektedir. Bu veri kümelerinden elde edilen yansıma değerlerinin sentezlenmesi sonucu nesnenin matematiksel yüzey modeli oluşturulmaktadır. Böylelikle yazıt taşıyıcısı yüzeyine ışık istenildiği açıdan uygulanabilmekte, RTI yazılımının sunduğu algoritmik görüntüleme filtreleri uygulanarak materyal kültür kalıntısı üzerinde oldukça detaylı bir analiz süreci yürütülebilmektedir. Çalışma kapsamında Phaselis Antik Kenti'nde bulunan epigrafik malzemeler üzerinde özellikle yüzeyi tahrip olmuş, okunmasında zorluk çekilen, okunamayan veya yanlış deşifre edilen yazıtlara yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Kültürel miras araştırmalarında 'tahribatsız' analiz ve belgelemeye imkan veren RTI metodunun epigrafi çalışmalarına sağladığı pozitif katkı ele alınarak RTI metodunun ilkeleri aktarılmaktadır. Ayrıca söz konusu metodun yazıtların analizinde ve kayıt sürecinde sağladığı avantajlar ve kısıtlamalar ele alınmış ve epigrafi araştırmalarında uygulanabilirliği deneyimlenmiştir.
Periplus, Periegesis ve denizcilik yasaları özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz denizcilik yazım geleneğine örnekler
İnsanların denizler özelindeki (bilinen) ilk faaliyetlerinin Prehistorik çağda başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve etkileşim noktası olarak hızlı bir şekilde belirginlik kazanmış ve giderek diğer denizlere oranla ön plana çıkmaya başlamıştır. Antikçağdaki evrimiyle orantılı olarak, Akdeniz çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizcinin farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açtığı bir deniz haline gelmiştir. Zaman ilerledikçe, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri ve siyasi deniz seferleri ile aralıksız sürdürülen ticari faaliyetler giderek artış göstermiş ve bu artış da denizciliğin antikçağ yaşamında bir gereklilik/zorunluluk olarak kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu gereklilik doğrultusunda, seyrü seferler gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek yetkinlik ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Buradaki amaç başlarda tamamen pratik kaygılardan oluşmaktaydı; zira denizlerdeki zorluk ve tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla tüm denizcilere bildirilmesine odaklanılıyordu. Bu amacın kapsamı süreçle birlikte ve gemicilerin ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de farklı taleplere göre baştan uyarlandı. Öyle ki bu kapsamda denizlerin şekilleri, önemli akıntılar, seyredilebilir nehirler, kıyılarda yaşayan halklar, kıyı topografyası, sahildeki bitki ve hayvan popülasyonu ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da notlar tutulup kayıtlar alınmaya başlandı. Böylelikle de denizcilik ve gemicilikle ilgili oldukça kapsamlı ve bir o kadar da önemli bir denizcilik külliyatının Antikçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürdü. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Akdeniz denizciliğiyle ilgili bilgi veren yazınsal mirası "Periplus, Periegesis ve Denizcilik Yasaları Özelinde Antikçağdan Ortaçağa Akdeniz Denizcilik Yazım Geleneğine Örnekler" başlığıyla ele almayı ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen metinlerin denizcilik tarihi çalışmalarındaki işlevi ve konumu hakkında kapsayıcı bir değerlendirmede bulunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme özelinde, periplus (seyir kaydı-tutanağı), periegesis (seyahatname) ve Rhodos Denizcilik Yasaları başlıklarına sahip üç farklı metin gurubu tematik bir açıdan ele alınmaktadır. Bu metinlerin çevirisi ve değerlendirilmesi sonucunda da, antikçağ denizcilik tarihi çalışmalarının arkeolojik verilerle elde edilen materyal kültür kalıntıları dışında filolojik metinlerden elde edilen verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmektedir. Diğer yandan da dört farklı metnin çevirisi çeşitli alanlarda çalışmalar sürdüren bilim insanlarının ve araştırmacıların kullanımına sunulmaktadır.
Pseudo-Skymnos'un "periegesis" adlı eseri ışığında akdeniz havzası hellenistik dönem tarihi coğrafyası ve kentleri
Antik kaynakların okunup sentezlenmesinin ardından kaleme alınan ve Nikomedes'e atfedilen periegesis, iambik trimeter vezniyle ve didaktik yanıyla ön plana çıkmaktadır. Eserin şairi bilinmediği için ele alınan bazı filolojik çalışmalar sonrasında, 1846 yılında August Meineke'nin önerisi üzerine yazarının Pseudo-Skymnos olarak adlandırılmasında karar kılınmıştır. Eser, MÖ ca. 135 civarına tarihlenmekteyse de üzerine çeşitli görüş ve varyasyonlar bulunmaktadır. Şiir 138 satırlık bir giriş (prologos) ve şairinin iki kıta olarak adlandırdığı Avrupa ve Asya'nın coğrafî unsurlar açısından lakonik tasvirini içermektedir. Söz konusu eser kolonizasyon ve göç hareketlerine ışık tutacak şekilde çoğunlukla kent kuruluşları ile kentlerin ve diğer coğrafî unsurların (ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) konumlarına yoğunlaşsa da mitoloji ve kültürel ögelerin de bulunduğu manzum bir yeryüzü tasviridir. Bu çalışma ise Karl Müller'in 980 satırlık güvenilir tamamlamasından örnek alınarak metin içerisinde geçen coğrafya (kent, ada, dağ, deniz, göl, nehir vb.) ve mitolojiye ait unsurların eserle birlikte incelenip analiz edilmesini ve yorumlanmasını amaçlamaktadır.
Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin çevirisi ve yorumlanması
Bu çalışmada antikçağa ait bir coğrafya metni olan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı eserin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğine ilişkin genel bir yorumlama sunulmuştur. Bu bağlamda ilk olarak coğrafya metinlerinin yazım formatlarındaki değişimleri izlemek adına bu değişimlere neden olarak antikçağda teritoryal genişleme hareketleri üç alt başlıkta ana hatlarıyla ele alınmıştır. İlk aşama olarak Arkaik dönemde gerçekleşmiş olan Büyük Kolonizasyon dönemi, ikinci aşama olarak MÖ IV. yüzyıl Makedon egemenliği akabinde gerçekleşen Büyük İskender'in Doğu Seferi, son aşama olarak ise Roma Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerinde görülen eyaletleşme süreci ele alınmıştır. Ana hatlarıyla aktarılan bu tarihsel sürecin devamında ise antikçağ coğrafya yazımının önemli örnekleri kronolojik bir sıra içerisinde tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunu takiben bu çalışmanın odak noktasını oluşturan 'Stadiasmus Maris Magni' adlı periplous formatında yazılmış coğrafya metninin Hellence aslından bir çevirisi ve içeriğe ilişkin bir yorumlama yapılmıştır. Söz konusu metnin antikçağa ait coğrafya metinleri ve coğrafya yazımında kullanılan diğer formatlar arasındaki yerinin net olarak anlaşılabilmesi için khorographia formatında yazılmış başka bir coğrafya metni olan Strabon'un Geographika adlı eserinin XV. kitabı ele alınmıştır. Bu kitabın da Hellence aslından bir çevirisi ile genel bir değerlendirme sunulmuştur. Ardından her iki formata ilişkin bir karşılaştırma yapılmış ve son olarak bir genel değerlendirme ve sonuç bölümüyle çalışma son bulmuştur.
19. yüzyıl Yıldız Sarayı Albümleri ışığında Akdeniz uygarlıkları kültürel mirası
19. yüzyılda, Avrupa'da yaşanan sanayi devrimi ardından gelişen aydınlanma hareketleri ile entelektüel bilinç yükselir, batı varoluşunu doğuya bağlar, köklerini Antik Yunan ve Roma'da arar, böylelikle Oryantalizm akımı ortaya çıkar. Bu dönemde bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapılabilmesi için çeşitli enstitüler kurulur. Bu gelişmelerin yanı sıra dönemin önemli siyasi güçleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya Doğu coğrafyasındaki zengin kültürel mirasa sahip olma dürtüsü ile hareket ederler. Hedefteki topraklar, daha çok Akdeniz'in doğusudur. 1840 yılında fotoğraf makinasının icadı ile, seyahat edip, gördüklerini fotoğraf karesinde sabitlemek dönemin en popüler aktivitesi haline gelir. Bu sayede doğuya seyahat eden gezgin fotoğrafçılar vasıtası ile geniş bir koleksiyon elde edilirken bu gelişmelerden geri kalmak istemeyen Osmanlı imparatorluğunda Sultan II. Abdülhamid'in (1876-1909) yönetiminde yenilik hareketleri gözlenir. Sultan, istihbarat, propaganda ve keşfetme arzusuyla imparatorluğun dört bir yanına ayrıca dönemin güçlü ülkelerine fotoğrafçılar gönderir. Gezginlerden elde edilen fotoğrafların yanı sıra hediye gelen fotoğraflar ile sultanın koleksiyonu gelişir. Osmanlı imparatorluğu, döneminde nadir bulunacak ve tarihe ışık tutacak bir fotoğraf koleksiyonuna sahip olurken, dönemin önemli ülke ve kültürlerine ait 19. yüzyılın görsel tarihine önemli bir armağan bırakır. Günümüze değin süren savaşlar, doğal tahribatlar ve göçler ile değişen sınırlar, söz konusu fotoğrafları günümüzde önemli birer belge haline getirmiştir. Akdeniz uygarlıklarının zengin kültürel mirasının yansıtıldığı binlerce fotoğrafı içeren Yıldız Albümleri 19. yüzyıla ait değerli bir kaynak niteliğindedir ve bu zengin görsel veri sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel okumalarının yanında kültürel miras konusunda geçmişe dönük incelemeler yapmaya olanak sağlamasının yanı sıra, Akdeniz coğrafyasında yaşayan günümüz toplumları için de birleştirici bir ortak mirastır.
Doğu Akdeniz antik sinagog yapılarının karşılaştırılmalı olarak mimari açıdan irdelenmesi
Tannaitik literatür ve material kültürel kalıntılar takip edildiğinde Yahudi varlığının antikiteden itibaren tarih sahnesinde yer aldığı görülmektedir. Bu uzun süreç hem Yahudi toplumunun hem de ibadet mekanı olan sinagogların farklı coğrafyalarda farklı evreler geçirmesi sonucunu da beraberinde getirmiştir. Yahudi kimliği yaşanılan sürgün dönemlerinin de etkisi ile kimi zaman yaşam biçimlerinde kimi zaman da ibadet mekanlarında değişime hatta dönüşüme izin vermek zorunda kalmıştır. Tez çalışması MS 11. yüzyıl öncesine ait Geç Antik Çağ'daki Yahudi kimliğinde yaşanan bu değişim ve dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele almaktadır. Yahudi izlerinin sınırları Anadolu coğrafyasının batı ve güney kıyıları ile İsrail'i kapsayan Doğu Akdeniz coğrafyası olarak belirlenmiştir. Çalışmanın ana materyali antik sinagog yapılarıdır. Antik sinagog yapıları bu coğrafyada yapılmış olan arkeolojik kazı çalışmaları ve yüzey araştırmaları sonucunda ortaya çıkartılan arkeolojik veriler, antik kaynaklar, epigrafik verilerin ışığında incelenmektedir. Antik dönem Yahudi kimliğinin iki farklı coğrafyada geçirdiği evreler antik sinagog yapıları özelinde detaylandırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu karşılaştırmanın daha anlaşılır olması amacı ile de güncel teknolojilerden faydalanılmıştır. Sinagog yapılarına ait veriler dijital ortama aktarılarak kültürel mirasın belgelenmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. İncelenen yapılara sanal yeniden yapılanma yöntemleri kullanılarak restitüsyon önerileri getirilmesi ile de yapıların yorumlanmasında hem multi disipliner çalışmanın önemine dikkat çekilmesi hem de sonraki dönemlerde yapılarla ilgili çalışmalar yapacak bilim insanlarına destek olunması hedeflenmektedir.
Perge'den Dionysos ve Eros kabartmalı iki frizin ikonografisi
Tez kapsamında, Perge'nin kent tarihi ve konumuna değinilmiş, kentin tiyatrosundan ve Doğu-Batı, Kuzey-Güney Caddesinin kesişim noktasında bulunan köşe mekândan ele geçen Dionysos ve Eros kabartmalı iki friz üzerinden yola çıkarak Tanrı Dionysos ve onun inanç/mitolojisi mensubu figürleri incelenmiş, figürlerin mitolojik karakterleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Akdeniz dünyasındaki Dionysos inanç siteminin yeri ve önemine vurgu yapılmış, bu bağlamda bu iki friz üzerindeki figürler yoluyla Roma Dönemi'ndeki Dionysos dünyasının özellikle Perge, daha genel anlamda ise Anadolu ve Akdeniz Coğrafyası için öneminin anlaşılmasına, bu iki coğrafya arasında ne gibi benzerlik ve farklılıkların olduğuna vurgu yapılmıştır. Heykeltıraşlık, resim sanatı, mozaik, seramik, mimari, sikke ve yazılı kaynaklardan faydalanarak ikonografik karşılaştırmalar yoluyla iki frizin tarihlendirilmesi üzerinde durulmuş, kabartmada bulunan figürlerin tipolojik, stilistik özellikleri incelenerek tarihleme önerileri yapılmıştır. Anahtar Kelime: Perge, Dionysos, Eros, Antalya Müzesi, Roma Dönemi, Kabartma, Friz, Av, Avcılık, Mevsimler, Mitoloji
Büyük İskender'in Lykia-Pamphylia seferi
II. Phillippos'un MÖ 336'daki ölümü ile Antik Makedon Krallığı'nın başına geçen Büyük İskender MÖ 336-323 yılları arasında kaldığı Makedon tahtında sadece Makedon tarihini değil aynı zamanda yaptıklarıyla dünya tarihini de adını unutturmayacak şekilde derinden etkiledi. Bu dönemde on üç yıllık iktidarlık süresinin büyük bir kısmı olan MÖ 334-323 yılları arasına denk gelen on bir yıllık süresini Pers İmparatorluğu'nun topraklarında geçirerek Pers İmparatorluğunu tarih sahnesinden sildi. Bu zaman zarfının yaklaşık bir buçuk yıllık zaman dilimine denk gelen ve de MÖ 334 baharı ile başlayıp MÖ 333 sonbaharı ile son bulan kısmını günümüzde Anadolu topraklarına denk gelen Küçük Asya'da geçirdi. Bu dönemin ise birkaç aylık kısmına denk gelen MÖ 334'ün sonu ile MÖ 333'ün başındaki kış mevsimini ise günümüz Antalya sınırlarına denk gelen Lykia ve Pamphylia'da geçirdi. Böylece bu çalışmada ise İskender'in Lykia ve Pamphylia temelinde izlediği strateji, ilgili bölgedeki geçtiği güzergahlar ve sonucunda ortaya çıkan rota araştırılmaya çalışılmıştır. Bunun yanında ilgili tarihi coğrafik alanlardaki hareket esnasında vuku bulan askeri ve siyasi olaylar ele alınmıştır. Nihayetinde antik, modern kaynaklar ışığında ve de arkeolojik verilerin yardımı ile de İskender tarihi açısından hakkında daha az bilgi bulunan seferin ve Akdeniz tarihi açısından önemli olan Lykia ve Pamphylia geçişi hakkında daha fazla bilgi ortaya katmak umulmuştur.
19. yüzyılda Yunanistan, Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu'nda çıkarılan nizamname örnekleri ışığında Doğu Akdeniz'de kültürel mirasın korunması süreçleri
19. yüzyılda Yunanistan (1834), Mısır (1835) ve Osmanlı İmparatorluğu'nda (1869-1874-1884) çıkarılan yasa ve nizamnameler ışığında taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma, muhafaza etmeye yönelik atılan adımlar ve bu adımların sahadaki uygulamaları tarihsel olarak ele alınmış ve başlıklar altında incelenmiştir. Tarihsel olarak tez konusu gereği ilk çıkarılan yasa Yunanistan'a ait olup sırasıyla Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu başlığı altında incelenmiştir. Yunanistan'da taşınır/taşınmaz eski eserlerin korunmasına yönelik ilk yasal düzenleme, Kral Otto döneminde 1834 yılında yürürlüğe giren Yunan Eski Eserler Yasası ile gerçekleştirilmiştir. Yunanistan'da Kral Otto yönetime geldikten sonra danışmanlarının önerisiyle taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik önemli adımlar atmıştır. Danışmanlarının hazırladığı Yunan Eski Eser Yasası ilgili döneme göre oldukça ileri seviyede koruma ve muhafaza etme anlayışına sahipti. Yunan Yasası 114 maddeden oluşmakta ve eski eserlerin korunmasına yönelik çok katı kuralları barındırmaktaydı. Mısır'da Napolyon'un 1798 yılında Mısır seferi ile ortaya çıkan taşınır/taşınmaz eski eserler Mısır'a olan ilgiyi arttırmış Batılı arkeolog ve araştırmacılar için keşfedilmeyi bekleyen bir cazibe merkezi olarak yerini almıştır. Bu talanı durdurmak için yine Batılı araştırmacıların desteği ile Mehmed Ali Paşa 1835'te Mısır Eski Eserler Kanunnamesi yürürlüğe koyarak Mısır sınırları içindeki tüm taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma ve muhafaza etmek için ilk adımı atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik adım atmakta oldukça geç kalmıştır. Yunanistan ve Mısır'dan yaklaşık 35 yıl sonra çıkarılan 7 maddeden oluşan ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi 1869 yılında yürürlüğe girerek koruma ve muhafaza etme manasında ilk yasal adımı sağlamıştır. Bu nizamname yetersiz kalınca 1874 yılında tekrar hazırlanmış ve ilan edilen 36 maddeden oluşan nizamname sahada gerekli olarak uygulanamamıştır. Daha sonra müze müdürü olan Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1884 yılında tekrar bir düzenleme yapılarak Osmanlı'daki seleflerine göre oldukça kapsamlı 37 maddeden oluşan bir nizamname hazırlanmış ve bu yeni nizamname padişahın onayıyla yürürlüğe girmiştir. Bu nizamname sadece koruma değil, aynı zamanda kazı izinleri, taşınır/taşınmaz eski eserlerin müzelere taşınması ve devlet denetimi gibi konularda da ayrıntılı hükümler içermesi bakımından seleflerinden ayrılmaktadır. Bu çerçevede tez çalışması, her üç ülkeye ait eski eserlerle ilgili yasal düzenlemeler kendi özelinde ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Eski çağ Kartaca şehrinde ticari faaliyetler
Araştırma, Akdeniz'in tarihsel coğrafyasını ve Kartaca'nın Akdeniz Bölgesi'ndeki ticari faaliyetlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Akdeniz, jeolojik ve kültürel açıdan çok sayıda medeniyetin etkileşimde bulunduğu bir bölgedir. Bu nedenle tarihsel olarak ticaretin, kültürler arası alışverişin ve teknolojik gelişmelerin merkezi olmuştur. Fenikeliler gibi denizci uygarlıkların katkılarıyla, Akdeniz'deki ticaret yolları önemli bir ekonomik potansiyel yaratmıştır. Bu bağlamda çalışmada Kartaca'nın Akdeniz ticaretindeki stratejik rolü ve diğer medeniyetlerle olan ekonomik ilişkileri, bu bölümde kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır. Böylelikle, Kartaca'nın Akdeniz Bölgesi'ndeki ekonomik ve kültürel etkileri ortaya konmuştur. Araştırmanın bulguları, Kartaca'nın Akdeniz ticaretindeki stratejik konumunu ve bu konumun ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Kartaca'nın coğrafi avantajları ve liman altyapısının etkin kullanımı, hem deniz hem de kara ticaretinde üstünlük sağlamasına olanak tanımıştır. Deniz ticaretinde Batı Akdeniz'deki koloniler ve Doğu Akdeniz'deki medeniyetlerle kurulan bağlantılar, şehrin ticari gücünü artırırken, kara ticaretinde Sahra'nın güneyinden getirilen değerli kaynakların pazarlanması, Kartaca'yı kıtalararası bir ticaret merkezi haline getirmiştir. Ayrıca, organize liman sistemi ve gemi yapımındaki teknolojik yenilikler, ticaretin sürekliliğini ve güvenliğini sağlayarak Kartaca'nın ekonomik çeşitliliğini desteklemiştir. Kartaca'nın ticaret politikaları, diplomatik ilişkiler ve kolonizasyon stratejileri, şehrin ekonomik ve siyasi nüfuzunu genişletmesinde kritik bir rol oynamıştır. Yerel kabilelerle yapılan ittifaklar ve Akdeniz'deki kolonilerin entegrasyonu, ticaret yollarının güvenliği ve kaynakların düzenli akışı açısından önem taşımıştır. Üretilen yüksek değerli mallar ve temel ürünler, şehrin ekonomik bağımsızlığını pekiştirirken, dış pazarlarda lüks tüketim merkezi olarak tanınmasını sağlamıştır. Ancak, ticaret yollarının kontrolü konusundaki rekabet, Roma ve Yunan medeniyetleriyle yaşanan askeri çatışmalara yol açmış, bu durum Kartaca'nın bölgesel egemenliğini kaybetmesine neden olmuştur. Tüm bu bulgular, Kartaca'nın ekonomik ve stratejik faaliyetlerinin Akdeniz ticaretinin dinamikleri üzerindeki belirleyici etkisini ortaya koymaktadır
Eskiçağ Akdeniz thalassografisi
İnsanoğlunun denizler üzerindeki -bilinen- ilk aksiyonlarının Prehistorik Çağ sürecinde başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve aynı zamanda yayılım noktası olarak hızlı bir şekilde ön plana çıkmaya başlamıştır. Söz konusu denizcilik aksiyonlarının Eskiçağdaki evrimiyle orantılı olarak, çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizci farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açmıştır. İlerleyen süreçle birlikte, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri, siyasi, dini ve -nadiren de- sosyal hizmet tabanlı deniz seferleri, ayrıca aralıksız olarak sürdürülen ticari deniz faaliyetleri hızla artış göstermiş ve bu artış da Eskiçağ yaşamında denizciliğe zaruri bir kimlik katmıştır. Bu zaruriyet doğrultusunda, seyrüsefer gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek bilgi ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Denizciliğe ilişkin yazılı kayıtların tutulmasındaki öncelikli amaç; temel anlamda gün-lük kaygılara dayanmaktaydı ve pratik bir perspektife sahipti. Öyle ki, farklı karasularındaki bili¬nemeyen deniz koşullarının ve öngörülemeyen tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla diğer denizcilere aktarılabilmesi zaruri bir erek niteliğine sahipti. Böylelikle, söz konusu ereğin kapsamı, ilerleyen süreçle birlikte ve gemicilerin farklı ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de çeşitli taleplere göre güncellendi. Sonuç olarak bu kapsamda; seyrüsefer gerçekleştirilen de-nizlerin temel özellikleri, önemli akıntı tipleri, seyrüsefer edilebilir/edilemez nehirler, kıyı¬larda yaşayan tehlikeli halklar/kavimler, kıyı topografyası, sahildeki bitki-hayvan türleri ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da yazınsal bir veri bütünü oluştu¬rulmaya başlandı. Nihayetinde de, denizcilik ve gemicilikle ilgili son derece kapsamlı ve bir o kadar da kullanışlı bir denizcilik külliyatının Eskiçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürerek birçok açıdan günümüze uyarlandı. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Eskiçağ Akdeniz denizcili-ğiyle ilgili bilgi veren antik metinler ve yazıtlar gibi birincil derece öneme sahip yazınsal veri-lerin "Eskiçağ Akdeniz Thalassografisi" başlığıyla -bir bütün olarak- ele alınmasını ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen Hellence ve Latince metinlerin denizcilik literatürü araştır-maları kap¬samında ortak bir sentezde değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu değerlendirme bağla¬mında; antik kaynaklar özelinde bilhassa seyir kayıtları, yani periplous ve anaplous me-tinleri analiz edilecektir. Akabinde, gemi kaptanları/sahipleri, amiraller ya da ticari-askeri gemi per¬sonellerine ait yazınsal veriler incelenecektir. Ayrıca, Eskiçağa ve akabinde ortaçağa özgü denizcilik kaidelerini içeren hukuki metinlerin (özellikle Rhodos denizcilik yasaları) kurgusal açıdan çalışmayla bütünleştirilmesi de planlanmaktadır. Çalışmanın diğer bir önemli ereği de, Akdeniz ve onun iç denizlerinin adlandırılmasına yönelik terminolojik değerlendirmelerin gerçekleştirilebilmesidir. Sonuç itibariyle, kapsamı ve odağı yukarıda belirtilen çalışma esas itibarıyla Eskiçağ Akdeniz thalassografisinin (= denizcilik yazım geleneğinin) kapsamının ve sınırlarının belirlenmesini, akabinde ise thalassografik incelemelerin Eskiçağ araştırmalarına sunabileceği katkıların ortaya konulmasını ilke edinmektedir. Bu minvalde, incelenen metinlerin ve yazıtların thalassografik sentezi paralelinde, Eskiçağ denizciliği hususunda geçmişten günümüze sürdü-rülen mevcut çalışmaların, -arkeolojik araştırmalar sonucunda elde edilen materyal kültür kalıntılarına ek olarak- filolojik tabanlı verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmek-tedir. Böylelikle Eskiçağ denizciliğiyle bağıntılı litteral bir veri tabanının oluşturulması, bu veri tabanının ise denizcilik araştırmalarının çeşitli alt dallarında çalışmalarını sürdüren bilim insanlarının kullanımına sunulması hedeflenmektedir.
Antikçağ'da Asıa Mınor kâhinleri ve uygulamaları
Buradaki tez çalışması Asia Minor kentlerinin Arkaik Dönem'den Roma İmparatorluk Dönemi'nin sonuna kadar uzanan epigrafik hafızasından günümüze ulaşan kâhinleri konu edinmektedir. Modern toplumlardaki konumlarının aksine antikitede hemen her zaman entelektüel ve eşraf kesimin içinde yer edinmiş kâhinler Hellen politeizminin temel fenomenlerinden birisi olmuştur. Sezgisel, gözlemsel ve edebi yetenekleriyle kehanet sanatını icra ederken toplumun tüm katmanlarına etkin bir şekilde hitap edebilmekteydiler. Onların tanrılarla iletişim yöntemleri, kehanet uygulamaları, kendilerine yönelik kullanılan terimler, sosyal statüleri, biyografileri ve otoriteyle ilişkileri çalışmanın temel odak noktalarıdır. Her bir vaka kendi zamanı ve mekânı bağlamında Hellence ve Latince yazılı antik kaynakların ayrıntılı bir şekilde incelenmesiyle ele alınmaktadır. Kurumsal yapılanmaları görece olarak daha iyi bilinen Didyma, Klaros, Patara ve Sura başta olmak üzere Asia Minor'da yer alan yirmi civarında irili ufaklı kehanet merkezindeki kâhinlerin hiyerarşileri, görevleri ve sorumlulukları kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Ayrıca kâhinlere yönelik bağlamı tartışmalı tekil örneklerde ise onları tanımlamak için kullanılan μάντις, προφήτης, χρησμόλογος, θεοπρόπος gibi birçok terimin etiyolojisi belirlenmeye çalışılarak işlevleri, konumları ve kurumsal bir yapıya dahil olup olmadıkları hakkında öneriler sunulmaktadır.
Phaselis teritoryumunda Ares kültü ve tapınımı
Bu çalışmada, Phaselis teritoryumunun kuzey sınırında tespit edilen Ares kült alanları ve bu alanlarda tespit edilen epigrafik belgeler ve arkeolojik buluntular ışığında, bölgedeki Ares tapınımı değerlendirilmektedir. Tahtalı Dağ'ın eteklerinde yaşayanlarca tapınım görmüş Tanrı Ares'in kült ve pratiklerini anlayabilmek amacıyla Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda yürütülen beş yıllık yüzey araştırmaları sonucunda elde edilen veriler bir bütünlük içerisinde burada sunulan doktora tezi kapsamında incelenmektedir. 2017-2021 yılları arasında yürütülen bu çalışmalar neticesinde, Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda sayısı 100'ü geçen adak steli ve çeşitli kategorilerde arkeolojik buluntular tespit edilmiştir. Alanda belgelenen yazıtlı adak stellerinin çoğu, korunma durumları nedeniyle transkripsiyon yapılamaz düzeyde bulunması nedeniyle, çalışmada sayısal görüntüleme (RTI, SfM) metotları aracılığıyla dijital epigrafi çalışmaları yürütülmüştür. Bu veriler ışığında MÖ III. ile MS IV. yüzyıl arasında, Phaselis teritoryumunda görülen Ares kültü ve tapınımına ilişkin çok yönlü bakış açıları ve yorumlar geliştirebilecek arkeolojik bir repertuvar elde edilmiştir. Çalışmada, Phaselis'in dağlık bölgesinde bulunan Ares kült alanlarının lokasyonları ve buna bağlı olarak bölge halkının kimliği, dini inanışları ve tapınım şekilleri gibi sosyo-kültürel verilere ulaşılması amaçlanmaktadır.
Phaselis nekropolisleri ve teritoryumu mezarları: Yerleşim ve alan arkeolojisi perspektifinden kent-kırsal ilişkisi
Phaselis kent nekropolisleri ve teritoryumunda bulunan mezarların tespit edilmesi, tipolojik olarak ana ve alt grupların belirlenmesi, mezar türlerinin belgelenmesi ve topografik harita üzerinde mezarların konumlandırılması bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda Phaselis kuzeybatı, batı ve kuzeydoğu nekropolisleri ile teritoryumda yer alan mezarlar kronolojik bir perspektif içinde kategorize edilmiş ve kent ve çevresi mezar tipolojisi belirlenmiştir. Phaselis nekropolislerinin ve teritoryum mezarları üzerinde 2014 – 2021 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında; kent nekropolislerinde 849 adet, teritoryumda 47 adet olmak üzere toplam 897 adet mezar belgelenmiştir. Merkez nekropolislerde lahit, khamosorion, ostothek, urne, tonozlu mezarlar, klasik dönem mezar yapısı, kaya mezarları, örgü tekne mezarlar ve kiremit mezar olarak dokuz ana başlık altında toplanan mezarlar, teritoryumda sınırlarında; lahit, khamosorion, kaya lahdi ve ostothek türlerinde çeşitlilik göstermektedir. Mezar anıtlarının biçim şeması, mimari unsurları, taşıdıkları ikonografik ögelerin üzerinde yapılan arkeolojik ve epigrafik incelemelerle kent ve khora arasındaki benzer ve farklı unsurlar gözetilerek ele alınmaktadır. Phaselis'in mezarları üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalar neticesinde inhumasyon gömülerin yanı sıra kremasyon gömü geleneğinin de benimsenen bir gömü uygulaması olarak kullanılmış olduğu ortaya çıkmış ve gerek mezar türleri gerekse ölü gömme gelenekleri açısından Lykia, Pamphylia ve Pisidia bölgelerindeki yapılan çalışmalar için analoji eserleri kazandırılmıştır. Kent teritoryumundaki mezarlar on yıllık araştırmalar sürecinde tespit edilen mezar anıtlarını kapsamakta olduğu için teritoryum alanında yeni yerleşimler ve mezar yapılarının keşfedileceği ve çalışma sahasına yeni mezarların ekleneceği öngörülmektedir. Phaselis nekropolislerinin Klasik Dönem'den Doğu Roma Dönemi'ne değin kesintisiz olarak kullanıldığı arkeolojik ve epigrafik veriler ışığında belirlenmiştir. Klasik Dönem'e tarihlenen mezar yapısının yanı sıra Geç Klasik Dönem mezar yazıtları ve tespit edilen iki adet nekropolis şapeli yaklaşık bin yıllık bir zaman aralığında gömü alanlarının kullanım gördüğünü ortaya koymaktadır. Kentin teritoryumunda şimdiye kadar tespit edilen mezarlar MS II ve III. yüzyıl aralığına tarihlenmektedir.
Mitos'tan sinemaya imgenin kavramsal dönüşümü
Mitos, insanın içinde bulunduğu evrene ve kendi varlık olmaklığına yönelttiği düşünsel etkinliğinin bir parçasıdır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde mitosun ilkel toplulukta ortaya çıkış koşullarına değinilmiştir; insanın kültür varlığı olarak yükselişinin merkezindeki mitosun ritüel ve ekonomik işlevi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Doğal güçlerin insanın ritüel ve ekonomik etkinliklerinde bir imge olarak yeniden tasarımlanmasının ve üretilen bu türden imgelerin her çağın kendi koşulları özelindeki yolculuğunun izi sürülmüş ve dramayla ilişkisi ele alınmıştır. Böylece dramanın kökenindeki taklit ilkesinin mitosla ilişkisi kapsamlı bir şekilde irdelenebilmiş ve taklit-mitos ilişkisi, dini bağlam da ortaya çıkarılabilmiştir. Nihayetinde insan aklının tek kutupluluktan kurtuluşunun tarihsel seyri ve bununla ilintili olarak Hellen felsefesi ele alınmıştır. Kuramsal düşüncenin mitos yollu düşünceyle olan çelişkilerini ve uzlaşı noktalarının felsefi düşünce ve modern literatür üzerinden aydınlatmanın yolları aranmıştır. Hellen aklının Sokrates öncesi, muğlaklık ve Nietzsche düşüncesindeki gibi Apollon - Dionysos ikililiği üzerinden okunmaya çalışılmış ve yine bu bağlamda dramanın Hellenler'de sekülerleşme süreci aydınlatılmaya çalışılmıştır. Hellen aklının mitos-logos ikililiği arasında salınan, karmaşık dönemin bir ürünü olarak çalışmanın ikinci bölümünde tragedyanın ve trajik insanın doğuşu da incelenmiştir. En nihayetinde mitik düşünceyle yakından ilişkili imgelemin, kuramsal düşüncede ele alınma biçimlerine değinilmiştir ve bu süreç tragedyalar ve sinema sanatı üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Çalışmanın konusunu etkileyen Nietzsche düşüncesi tragedyanın yerini ardılına bırakmadan öldüğünü ifade etmektedir. Lakin Nietzsche eğer sinema sanatını görseydi, bu düşüncesini tekrardan ele alma ihtiyacı duyar mıydı? Çalışmanın konusu bu soru üzerine şekillenmiştir.
Felsefenin Antik Yunanlı köklerinin nedenleri
Bu tezin amacı felsefenin başlangıç olarak neden Antik Yunan toplumunu seçtiğinin araştırılmasıdır. İlk olarak Yunan toplumunun tarih sahnesinde belirmeye başladığı dönemler incelenecektir. Bilim ve felsefenin miladı olarak kabul edilen Thales'den önceki birkaç yüzyıllık dönem mercek altına alınacaktır. Diğer medeniyetlerdeki düşünce hareketleri incelenecek ve bunların felsefi düşünce mi yoksa ahlak bilgileri mi olduğu sorgulanacaktır. Ayrıca diğer toplumların Yunanların bu başarıyı elde ederken neden benzer şeyleri yaşayamadıkları ve aynı başarılara ulaşamamalarının nedenleri incelenecektir. Sonuçta ise Antik Yunanların bu başarısının özgün olup olmadığı sorgulanacak ve bu başarının nasıl elde edildiğine dair objektif bir açıklama yapılmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Antik Yunan, Felsefe, Thales, Uygarlık, Ahlak
Datames ve Büyük Satrap İsyanları: Anadolu Akdenizi'nde Akhaimenid hâkimiyetinin dejenerasyonu
Persler MÖ VI. yüzyılın ortalarında Eski Yakındoğu'nun en büyük imparatorluklarından birisini kurarak günümüzde İran, Mısır, Suriye, Anadolu ve kısmen Trakya olarak isimlendirilen coğrafyalarda yak. 220 yıl boyunca hüküm sürmüşlerdir. Bu politik birliktelik tarihin her döneminde olduğu gibi bölgeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde başat rol oynamış ve tıpkı Roma İmparatorluğu'nda (Pax Romana) ya da Osmanlı İmparatorluğu'nda (Pax Ottomana) olmasına benzer şekilde Pers İmparatorluğu'nda da Pax Persia dönemi yaşanmıştır. Ancak nasıl ki bu görece barış döneminde tam teşekküllü askeri ve sivil organizasyon büyük rahatlık sağlamışsa II. Artakserkses ve halefleri döneminde de çözülmeye başlamış; nihayetinde Büyük İskender'in seferiyle son bulmuştur. Bununla beraber askeri ve sivil idareyi birleştirip hem merkezi yönetimle hem de bölge halklarıyla uyumlu bir yönetişim kurma gayesiyle ortaya çıkan satraplık sistemi sonraki imparatorlukların geniş bir coğrafyayı yönetmeleri için örnek teşkil etmiştir. Sağlam bir merkezi idareyle Pers hâkimiyetinin Avrupa kıtasına kadar taşınmasında rolü olan satraplık sistemi merkezi idarenin zayıflamasıyla birlikte ise imparatorluğu iç savaşlara sürükleyebilecek; hatta dış tehditlere karşı savunmasız bırakabilecek bir potansiyele sahipti. Bu bağlamda II. Artakserkses döneminde Genç Kyros'un isyanıyla başlayan ardından Spartalıların Küçük Asya'ya düzenledikleri seferlerle ve Kıbrıs ile Mısır'ın Pers hâkimiyetinden çıkmasıyla devam eden karışıklıklardan sonra Küçük Asya'da "Büyük Satrap İsyanları" olarak isimlendilen isyan harekâtları meydana gelmiştir. Bu isyanların içerisinde Kappadokia satrapı Datames'in isyanı diğerlerine nazaran daha organize ve Pers İmparatorluğu merkeziyle Küçük Asya'yı birbirine bağlayan kilit bir coğrafyada olması nedeniyle önemli görülmektedir. Bu yüzden Sardeis satrapı gibi belki de Küçük Asya'nın en önemli satrapının tüm uğraşlarına ve kral II. Artakserkses'in Sardeis satrapına sağladığı yardımlara rağmen isyan bastırılamamıştır. Kappadokia satrapının askeri başarıları hem Daskyleion satrapları Ariobarzanes ile II. Artabazos'un hem de Mysia satrapı Orontes'in isyanı için fırsat sağlamıştır. Diğer taraftan Datames isyanıyla aynı zamanda, satraplık sistemiyle yönetilmemesine rağmen Lykia'da Limyra dynastesi Perikle de Pers yanlısı Ksanthos dynasteslerini ortadan kaldırırak Lykia'yı Pers hâkimiyetinden kurtarmak için çaba göstermiştir. Tüm askeri harekâtlara rağmen iki satrapın da (Datames ve Ariobarzanes) ancak suikast sonucu ortadan kaldırılması; Orontes'in isyanının anlaşmayla; II. Artabazos'un isyanının II. Philippos'a sığınmasyla son bulması ve Perikle'nin Mausolos tarafından ortadan kaldırılması Pers askeri gücünün, isyancı satrapların etkili bir şekilde kullandığı Hellen paralı askerleri karşısındaki yetersizliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu profesyonel askerler sonradan Makedonya birlikleriyle mobilize olarak Büyük İskender'in ordusunun bir kısmını oluşturmuş ve Pers İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir. MÖ 360'lı yılların başından MÖ 350'li yılların ortasına kadar devam eden; yozlaşan satraplık kurumunu ve görevini kendi kişisel çıkarları için kullanmaya çalışan satrapların çıkardıkları isyanlar Pers imparatorluğu'nun çökmesinde en önemli rolü oynayan faktör olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Datames. Büyük Satrap İsyanları. Ariobarzanes. Limyralı Perikle. Orontes. II. Artabazos. II. Artakserkses
Roma kaynaklarında Gotlar ve Anadolu Akdenizi
Gotlar, MS III. yüzyıldan itibaren Roma imparatorluğuna ve daha sonraki yüzyıllarda da Avrupa tarihine etkisi olmuş barbar bir kavim olarak bilinir. Tarihte isimlerinden bahsettirmeye başladıkları ilk dönemlerde, kralları Berig'in önderliğinde önce İskandinavya'dan Polonya'ya ve oradan da kral Filimer'in liderliğinde Karadeniz'in kuzeyine göç ettikleri söylenir. Uzun donem barış ortamı içinde yaşayan Avrupa'daki şehirler Got saldırılarına kadar savunmalarına önem vermemiş ve Roma imparatorluğunun zayıflık gösterdiği dönemlerde şiddetli saldırılara maruz kalmışlardır ki Trakya, Makedonya Ilirya ve Küçük Asya şehirleri bu saldırılar sonrası kaos ortamına sürüklenmiş ve bunu takip eden donemde güvenlikleri için surlar inşa etmeye başlamışlardır. Özellikle MS 235-284 yılları arasında yaşadığı kriz döneminde Roma imparatorluğu doğudan Sasani, kuzeyden Gotlar ve diger barbar kavimlerin etkisiyle oldukça yıpranmış ve özellikle Got'lara karşı kontrolü 268 yılında II. Claudius Nassius'ta kazanmış olduğu zafer sonrası ele geçirmiştir. Bu çalışmada Gotların kim oldukları, kökenleri, yaşadıkları coğrafyalar ve Roma İmparatorluğu ile olan ilişkileri araştırılmış ve Küçük Asya şehirlerine gerçekleştirdikleri saldırılar ve bu saldırının sonuçları, antik kaynaklar, numizmatik ve epigrafik veriler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır.'' Bu araştırmanın akademik çevrelerde göreceli olarak az araştırılmış olan MS III yy Roma İmparatorluğu'nun yaşadığı zor dönemlerde batıdan gelen tehditler ve onunla nasıl bahsedildiği üzerine bir ışık tutacağı umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Berig, Filimer, II. Claudius, Nassius, Küçük Asya