
28
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Mimari düzen uygulaması olarak Lykıa Bölgesi antaları
Bu çalışmada; Lykia Bölgesi'nde yer alan, mimari düzene sahip Antik Çağ yapılarının antalarına odaklanılmıştır. Böylece bölgenin yeterli çalışılmamış olan Antik Çağ mimarisine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmanın Giriş bölümünde tanım sınırlandırması yapılan antaların, 32 yapıdaki örneklerinin yanı sıra iki de olası anta başlık buluntusu, katalog örneği olarak değerlendirilmiştir. Antaların kaide, gövde ve başlıkları; tipolojik, stilistik ve teknik açılardan birbirleri ve tüm Akdeniz'deki örneklerle karşılaştırmalı olarak ilk üç bölümde ele alınmıştır. Payeler ve anta kapsamına girmeyen köşe ya da duvar pilasterleri gibi, antalarla benzerlikleri bulunan elemanlar da karşılaştırma örneği olarak kullanılmıştır. Bu odak çalışması sırasında bütünü gözden kaçırmamak adına yapıların ya da buluntuların tarihsel ve yapısal bağlantıları da dördüncü bölümde ayrıca incelenmiştir. Tüm bu irdelemeler ışığında yapıların uzak ve yakın bağlantılarını ortaya koyan bulgulara ulaşılmıştır. MÖ IV. yy.dan MS III. yy.a uzanan süreçte, Lykia'daki antaların gelişimi gözler önüne serilmiştir. Yer yer yapıların tarihlendirme tartışmalarına katkı sağlayacak verilere ulaşılmıştır. Atölye bağlantıları üzerine kuramlar oluşturulmuştur. Antalardan yola çıkılarak yapıların mimari düzeni, plan sistemi ve işlevi üzerine yeni bakış açıları getirilmiştir. Genel anlamda Hellen mimarisine görece geç uyum sağlamış görünen Lykia Bölgesi'nde, mimari düzen uygulaması olarak antaların dış etkilerle biçimlendiği görülürken dışarıyı etkileme gücünün ise zayıf olduğu sonucuna varılmıştır.
19. yüzyıl Yıldız Sarayı Albümleri ışığında Akdeniz uygarlıkları kültürel mirası
19. yüzyılda, Avrupa'da yaşanan sanayi devrimi ardından gelişen aydınlanma hareketleri ile entelektüel bilinç yükselir, batı varoluşunu doğuya bağlar, köklerini Antik Yunan ve Roma'da arar, böylelikle Oryantalizm akımı ortaya çıkar. Bu dönemde bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapılabilmesi için çeşitli enstitüler kurulur. Bu gelişmelerin yanı sıra dönemin önemli siyasi güçleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya Doğu coğrafyasındaki zengin kültürel mirasa sahip olma dürtüsü ile hareket ederler. Hedefteki topraklar, daha çok Akdeniz'in doğusudur. 1840 yılında fotoğraf makinasının icadı ile, seyahat edip, gördüklerini fotoğraf karesinde sabitlemek dönemin en popüler aktivitesi haline gelir. Bu sayede doğuya seyahat eden gezgin fotoğrafçılar vasıtası ile geniş bir koleksiyon elde edilirken bu gelişmelerden geri kalmak istemeyen Osmanlı imparatorluğunda Sultan II. Abdülhamid'in (1876-1909) yönetiminde yenilik hareketleri gözlenir. Sultan, istihbarat, propaganda ve keşfetme arzusuyla imparatorluğun dört bir yanına ayrıca dönemin güçlü ülkelerine fotoğrafçılar gönderir. Gezginlerden elde edilen fotoğrafların yanı sıra hediye gelen fotoğraflar ile sultanın koleksiyonu gelişir. Osmanlı imparatorluğu, döneminde nadir bulunacak ve tarihe ışık tutacak bir fotoğraf koleksiyonuna sahip olurken, dönemin önemli ülke ve kültürlerine ait 19. yüzyılın görsel tarihine önemli bir armağan bırakır. Günümüze değin süren savaşlar, doğal tahribatlar ve göçler ile değişen sınırlar, söz konusu fotoğrafları günümüzde önemli birer belge haline getirmiştir. Akdeniz uygarlıklarının zengin kültürel mirasının yansıtıldığı binlerce fotoğrafı içeren Yıldız Albümleri 19. yüzyıla ait değerli bir kaynak niteliğindedir ve bu zengin görsel veri sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel okumalarının yanında kültürel miras konusunda geçmişe dönük incelemeler yapmaya olanak sağlamasının yanı sıra, Akdeniz coğrafyasında yaşayan günümüz toplumları için de birleştirici bir ortak mirastır.
Doğu Akdeniz antik sinagog yapılarının karşılaştırılmalı olarak mimari açıdan irdelenmesi
Tannaitik literatür ve material kültürel kalıntılar takip edildiğinde Yahudi varlığının antikiteden itibaren tarih sahnesinde yer aldığı görülmektedir. Bu uzun süreç hem Yahudi toplumunun hem de ibadet mekanı olan sinagogların farklı coğrafyalarda farklı evreler geçirmesi sonucunu da beraberinde getirmiştir. Yahudi kimliği yaşanılan sürgün dönemlerinin de etkisi ile kimi zaman yaşam biçimlerinde kimi zaman da ibadet mekanlarında değişime hatta dönüşüme izin vermek zorunda kalmıştır. Tez çalışması MS 11. yüzyıl öncesine ait Geç Antik Çağ'daki Yahudi kimliğinde yaşanan bu değişim ve dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele almaktadır. Yahudi izlerinin sınırları Anadolu coğrafyasının batı ve güney kıyıları ile İsrail'i kapsayan Doğu Akdeniz coğrafyası olarak belirlenmiştir. Çalışmanın ana materyali antik sinagog yapılarıdır. Antik sinagog yapıları bu coğrafyada yapılmış olan arkeolojik kazı çalışmaları ve yüzey araştırmaları sonucunda ortaya çıkartılan arkeolojik veriler, antik kaynaklar, epigrafik verilerin ışığında incelenmektedir. Antik dönem Yahudi kimliğinin iki farklı coğrafyada geçirdiği evreler antik sinagog yapıları özelinde detaylandırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu karşılaştırmanın daha anlaşılır olması amacı ile de güncel teknolojilerden faydalanılmıştır. Sinagog yapılarına ait veriler dijital ortama aktarılarak kültürel mirasın belgelenmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. İncelenen yapılara sanal yeniden yapılanma yöntemleri kullanılarak restitüsyon önerileri getirilmesi ile de yapıların yorumlanmasında hem multi disipliner çalışmanın önemine dikkat çekilmesi hem de sonraki dönemlerde yapılarla ilgili çalışmalar yapacak bilim insanlarına destek olunması hedeflenmektedir.
Perge'den Dionysos ve Eros kabartmalı iki frizin ikonografisi
Tez kapsamında, Perge'nin kent tarihi ve konumuna değinilmiş, kentin tiyatrosundan ve Doğu-Batı, Kuzey-Güney Caddesinin kesişim noktasında bulunan köşe mekândan ele geçen Dionysos ve Eros kabartmalı iki friz üzerinden yola çıkarak Tanrı Dionysos ve onun inanç/mitolojisi mensubu figürleri incelenmiş, figürlerin mitolojik karakterleri tanımlanmaya çalışılmıştır. Akdeniz dünyasındaki Dionysos inanç siteminin yeri ve önemine vurgu yapılmış, bu bağlamda bu iki friz üzerindeki figürler yoluyla Roma Dönemi'ndeki Dionysos dünyasının özellikle Perge, daha genel anlamda ise Anadolu ve Akdeniz Coğrafyası için öneminin anlaşılmasına, bu iki coğrafya arasında ne gibi benzerlik ve farklılıkların olduğuna vurgu yapılmıştır. Heykeltıraşlık, resim sanatı, mozaik, seramik, mimari, sikke ve yazılı kaynaklardan faydalanarak ikonografik karşılaştırmalar yoluyla iki frizin tarihlendirilmesi üzerinde durulmuş, kabartmada bulunan figürlerin tipolojik, stilistik özellikleri incelenerek tarihleme önerileri yapılmıştır. Anahtar Kelime: Perge, Dionysos, Eros, Antalya Müzesi, Roma Dönemi, Kabartma, Friz, Av, Avcılık, Mevsimler, Mitoloji
Büyük İskender'in Lykia-Pamphylia seferi
II. Phillippos'un MÖ 336'daki ölümü ile Antik Makedon Krallığı'nın başına geçen Büyük İskender MÖ 336-323 yılları arasında kaldığı Makedon tahtında sadece Makedon tarihini değil aynı zamanda yaptıklarıyla dünya tarihini de adını unutturmayacak şekilde derinden etkiledi. Bu dönemde on üç yıllık iktidarlık süresinin büyük bir kısmı olan MÖ 334-323 yılları arasına denk gelen on bir yıllık süresini Pers İmparatorluğu'nun topraklarında geçirerek Pers İmparatorluğunu tarih sahnesinden sildi. Bu zaman zarfının yaklaşık bir buçuk yıllık zaman dilimine denk gelen ve de MÖ 334 baharı ile başlayıp MÖ 333 sonbaharı ile son bulan kısmını günümüzde Anadolu topraklarına denk gelen Küçük Asya'da geçirdi. Bu dönemin ise birkaç aylık kısmına denk gelen MÖ 334'ün sonu ile MÖ 333'ün başındaki kış mevsimini ise günümüz Antalya sınırlarına denk gelen Lykia ve Pamphylia'da geçirdi. Böylece bu çalışmada ise İskender'in Lykia ve Pamphylia temelinde izlediği strateji, ilgili bölgedeki geçtiği güzergahlar ve sonucunda ortaya çıkan rota araştırılmaya çalışılmıştır. Bunun yanında ilgili tarihi coğrafik alanlardaki hareket esnasında vuku bulan askeri ve siyasi olaylar ele alınmıştır. Nihayetinde antik, modern kaynaklar ışığında ve de arkeolojik verilerin yardımı ile de İskender tarihi açısından hakkında daha az bilgi bulunan seferin ve Akdeniz tarihi açısından önemli olan Lykia ve Pamphylia geçişi hakkında daha fazla bilgi ortaya katmak umulmuştur.
19. yüzyılda Yunanistan, Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu'nda çıkarılan nizamname örnekleri ışığında Doğu Akdeniz'de kültürel mirasın korunması süreçleri
19. yüzyılda Yunanistan (1834), Mısır (1835) ve Osmanlı İmparatorluğu'nda (1869-1874-1884) çıkarılan yasa ve nizamnameler ışığında taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma, muhafaza etmeye yönelik atılan adımlar ve bu adımların sahadaki uygulamaları tarihsel olarak ele alınmış ve başlıklar altında incelenmiştir. Tarihsel olarak tez konusu gereği ilk çıkarılan yasa Yunanistan'a ait olup sırasıyla Mısır ve Osmanlı İmparatorluğu başlığı altında incelenmiştir. Yunanistan'da taşınır/taşınmaz eski eserlerin korunmasına yönelik ilk yasal düzenleme, Kral Otto döneminde 1834 yılında yürürlüğe giren Yunan Eski Eserler Yasası ile gerçekleştirilmiştir. Yunanistan'da Kral Otto yönetime geldikten sonra danışmanlarının önerisiyle taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik önemli adımlar atmıştır. Danışmanlarının hazırladığı Yunan Eski Eser Yasası ilgili döneme göre oldukça ileri seviyede koruma ve muhafaza etme anlayışına sahipti. Yunan Yasası 114 maddeden oluşmakta ve eski eserlerin korunmasına yönelik çok katı kuralları barındırmaktaydı. Mısır'da Napolyon'un 1798 yılında Mısır seferi ile ortaya çıkan taşınır/taşınmaz eski eserler Mısır'a olan ilgiyi arttırmış Batılı arkeolog ve araştırmacılar için keşfedilmeyi bekleyen bir cazibe merkezi olarak yerini almıştır. Bu talanı durdurmak için yine Batılı araştırmacıların desteği ile Mehmed Ali Paşa 1835'te Mısır Eski Eserler Kanunnamesi yürürlüğe koyarak Mısır sınırları içindeki tüm taşınır/taşınmaz eski eserleri koruma ve muhafaza etmek için ilk adımı atmıştır. Osmanlı İmparatorluğu taşınır/taşınmaz eski eserleri korumaya yönelik adım atmakta oldukça geç kalmıştır. Yunanistan ve Mısır'dan yaklaşık 35 yıl sonra çıkarılan 7 maddeden oluşan ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi 1869 yılında yürürlüğe girerek koruma ve muhafaza etme manasında ilk yasal adımı sağlamıştır. Bu nizamname yetersiz kalınca 1874 yılında tekrar hazırlanmış ve ilan edilen 36 maddeden oluşan nizamname sahada gerekli olarak uygulanamamıştır. Daha sonra müze müdürü olan Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1884 yılında tekrar bir düzenleme yapılarak Osmanlı'daki seleflerine göre oldukça kapsamlı 37 maddeden oluşan bir nizamname hazırlanmış ve bu yeni nizamname padişahın onayıyla yürürlüğe girmiştir. Bu nizamname sadece koruma değil, aynı zamanda kazı izinleri, taşınır/taşınmaz eski eserlerin müzelere taşınması ve devlet denetimi gibi konularda da ayrıntılı hükümler içermesi bakımından seleflerinden ayrılmaktadır. Bu çerçevede tez çalışması, her üç ülkeye ait eski eserlerle ilgili yasal düzenlemeler kendi özelinde ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Kısa Etrüsk tarihi
Etrüskler MÖ.8 ile 1. yüzyıllar arasında Orta İtalya'da gelişerek komşuları ile ticari, siyasi, askeri ve kültürel ilişkiler kurdular. Bu ilişkiler neticesinde hem çevrelerini etkilediler hem de çevrelerinden etkilendiler. Antik dönem yazarları bu kültürü çeşitli açılardan eserlerinde konu ettiler. Bu eserlerden elde edilen bilgiler tez çalışmamızın ilk bölümünü oluşturmaktadır. Burada amaçlanan, geçmiş dönemde, çağdaşları ve ardılları tarafından yapılmış tespitleri derlemek, üzerinde tartışılabilecek hususları açıklamaya ve anlamaya çalışmak olmuştur. Etrüsklerin tarih sahnesinde bıraktıkları izlerden bazıları anıtsal yapıları, mezarları ve sur duvarlarıdır. Bir başka grup ise epigrafik değerleri olan kalıntıları, bez, taş ya da metal levha gibi çeşitli nesnelere işlenmiş yazıları, mezar resimleri, çeşitli süs eşyaları, takıları, mutfak eşyaları gibi günlük yaşamı aydınlatmaya yarayacak şeylerdir. Kültürel anlamda bıraktıkları izler ise Roma İmparatorluğu'nun ilk yüzyıllarında çok belirleyici olan çeşitli mühendislik becerileri, kehanet üzerinde geleceği ve Tanrı'yı anlamaya çalışma çabası, askeri başarıların ödüllendirme sistemi ya da orduda müziğin kullanımı gibi yüzyıllarında akranlarında olmayan hususlardır. Kadınların toplumdaki katılımcı konumu Etrüskleri özellikle diğer medeniyetlerden ayrıştıran hususlardan biri idi. Siyasi açıdan ise Etrüsk kökenli kralların Roma'da iktidar olduğu uzun dönemler olduğunu belirtmek gerekir. Buna rağmen Etrüskler siyasi açıdan tek bir devlet kurarak Roma İmparatorluğu'nun karşısında mücadele etmeyip, bağımsız şehir devletleri halinde sürdürdükleri yaşamlarını, şehir devletleri teker teker Roma hükmüne girdikçe tarih sahnesinden de silindiler. Kökenleri hala tartışılan Etrüsklerin gizemli kalan yanları, genetik araştırmalar ve yeni arkeolojik bulgularla çok uzak olmayan bir gelecekte daha net anlaşılabilecektir.
Bouleutıkon Tagma - Roma İmparatorluk Dönemi Lykıa, Pamphylıa, Pısıdıa ve Kılıkıa bölgelerine bağlı kentlerde Boule üyelerinin idari yapılanması
Roma, Geç Cumhuriyet ve İmparatorluk Dönemi boyunca doğuda hakimiyeti altına aldığı bölgeleri merkezi yönetime bağlı bir sistem çerçevesinde, eyaletler (provinciae) olarak organize etmiştir. Roma'nın eyalet olarak organize ettiği doğudaki bölgelerde topluluklar polis adı verilen şehir devletlerinde siyasi örgütlenmelerini sürdürmekteydi. Bir çok polis kent siyasetini boule ve demos adı verilen iki kurum aracılığıyla yürütmekteydi. Daha büyük güç yapıları karşısında değer kaybeden polislerde Hellenistik Dönem'den itibaren eşraf rejimi hüküm sürmekteydi. Roma, eyaletler halinde organize ettiği polislerde boule üzerinden düzenlemeler yaparak eşrafın kent siyasetindeki gayri resmi hakimiyetini resmi temellere oturtmuştur. Bu düzenlemeler sonucu boule üyeliği üzerinden kariyer fırsatları oluşturulmuş, konseyde görev yapan üyeler kente karşı ve kentin Roma'ya karşı olan yükümlülüklerinden sorumlu tutulmuştur. Boule üzerinde yapılan düzenlemeler çok sayıda edebi kaynağın yanısıra, Atteia, Gagai, Patara kentlerindeki epigrafik verilerle de kanıtlanmıştır. Bu yüksek lisans çalışması, Hellenistik Dönem ve Roma Dönemi'nde Lykia, Pamphylia, Pisidia ve Kilikia bölgelerindeki polislerin idari yapılarını ve eyalet yapılma süreçlerini incelemektedir. Epigrafik ve edebi veriler aracılığıyla, Roma'nın doğu eyaletlerindeki yönetim politikalarının kent kurumlarına etkisi ve toplum ile kent eşrafı arasındaki değişen ilişkilere yer verilmiştir. İmparatorluk Dönemi'nde ilgili bölge kentlerinin bouleutikon tagma, proton tagma gibi kurumsal kimlikler geliştirdikleri ve kendilerini bu kimliklerle ayırt etme eğilimleri olduğu gözlemlenmektedir. Oluşturulan kurumsal kimliklere benzer bir şekilde, benzer ayrımların bouleutikai arkhai ve demotikai arkhai ifadeleriyle kent memuriyetleri üzerinde de kurulduğu gözlemlenmiş ve bu memuriyetlerin hiyerarşik bağlamları karşılaştırmalar yapılarak incelenmiştir. Yine, karşılaştırmalı veri analizi yapılarak bu ifadelerin Roma senatus'u ve ordo senatorius ile hangi kapsamlarda benzerlik taşıdığı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: boule, demos, arkhai, bouleutikon tagma, proton tagma, prote taksis, bouleutikai arkhai, demotikai arkhai, probouloi, arkhiprobouloi.
Eski çağ Kartaca şehrinde ticari faaliyetler
Araştırma, Akdeniz'in tarihsel coğrafyasını ve Kartaca'nın Akdeniz Bölgesi'ndeki ticari faaliyetlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Akdeniz, jeolojik ve kültürel açıdan çok sayıda medeniyetin etkileşimde bulunduğu bir bölgedir. Bu nedenle tarihsel olarak ticaretin, kültürler arası alışverişin ve teknolojik gelişmelerin merkezi olmuştur. Fenikeliler gibi denizci uygarlıkların katkılarıyla, Akdeniz'deki ticaret yolları önemli bir ekonomik potansiyel yaratmıştır. Bu bağlamda çalışmada Kartaca'nın Akdeniz ticaretindeki stratejik rolü ve diğer medeniyetlerle olan ekonomik ilişkileri, bu bölümde kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır. Böylelikle, Kartaca'nın Akdeniz Bölgesi'ndeki ekonomik ve kültürel etkileri ortaya konmuştur. Araştırmanın bulguları, Kartaca'nın Akdeniz ticaretindeki stratejik konumunu ve bu konumun ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Kartaca'nın coğrafi avantajları ve liman altyapısının etkin kullanımı, hem deniz hem de kara ticaretinde üstünlük sağlamasına olanak tanımıştır. Deniz ticaretinde Batı Akdeniz'deki koloniler ve Doğu Akdeniz'deki medeniyetlerle kurulan bağlantılar, şehrin ticari gücünü artırırken, kara ticaretinde Sahra'nın güneyinden getirilen değerli kaynakların pazarlanması, Kartaca'yı kıtalararası bir ticaret merkezi haline getirmiştir. Ayrıca, organize liman sistemi ve gemi yapımındaki teknolojik yenilikler, ticaretin sürekliliğini ve güvenliğini sağlayarak Kartaca'nın ekonomik çeşitliliğini desteklemiştir. Kartaca'nın ticaret politikaları, diplomatik ilişkiler ve kolonizasyon stratejileri, şehrin ekonomik ve siyasi nüfuzunu genişletmesinde kritik bir rol oynamıştır. Yerel kabilelerle yapılan ittifaklar ve Akdeniz'deki kolonilerin entegrasyonu, ticaret yollarının güvenliği ve kaynakların düzenli akışı açısından önem taşımıştır. Üretilen yüksek değerli mallar ve temel ürünler, şehrin ekonomik bağımsızlığını pekiştirirken, dış pazarlarda lüks tüketim merkezi olarak tanınmasını sağlamıştır. Ancak, ticaret yollarının kontrolü konusundaki rekabet, Roma ve Yunan medeniyetleriyle yaşanan askeri çatışmalara yol açmış, bu durum Kartaca'nın bölgesel egemenliğini kaybetmesine neden olmuştur. Tüm bu bulgular, Kartaca'nın ekonomik ve stratejik faaliyetlerinin Akdeniz ticaretinin dinamikleri üzerindeki belirleyici etkisini ortaya koymaktadır
Phaselis ana cadde ve agoraları bağlamında Doğu Akdeniz'de ticaret yapıları
Bu doktora tezi, Phaselis ana caddesi ve agoraları bağlamında Doğu Akdeniz ticaret yapılarının gelişimini incelemektedir. Bronz Çağı'ndan itibaren deniz taşımacılığı Akdeniz'de kültürel etkileşimleri ve ekonomik değişimleri hızlandırmış; özellikle gemi teknolojilerindeki ilerlemeler, liman kentlerini zenginlik ve güç merkezleri haline getirmiştir. Bu bağlamda üç doğal limana sahip olan Phaselis, stratejik coğrafi konumu sayesinde önemli bir ticaret kenti olarak öne çıkar. Çalışmada Phaselis'in Arkaik dönemden Bizans'a uzanan süreçteki politik, ekonomik ve sosyal yapısı, ana caddeler, portikolar, agoralar, hamamlar ve altyapı sistemleri üzerinde değerlendirilmiştir. Kentin özellikle Tetragonal Agora, Domitianus Agorası, Hadrianus Takı ve merkezi liman yapıları ayrıntılı olarak incelenmiş; ticaretin kent morfolojisi üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki Side, Perge, Limyra, Kremne, Termessos, Anabarzos ve Soloi-Pompeipolis gibi diğer kentilerin ana caddeleriyle karşılaştırmalar yapılmıştır. Tezde, 19. yüzyıldan günümüze kadar yürütülen araştırmalar ışığında Phaselis kazıları ve yüzey çalışmaları değerlendirilmiş; 2012-2024 yılları arasında gerçekleştirilen kazı ve restorasyon faaliyetleri özellikle vurgulanmıştır. Bu süreçte ortaya çıkarılan altyapı sistemleri, kanalizasyon düzeni, dükkan sıraları ve kentin ticari işlevinin sürekliliğini göstermektedir. Sonuç olarak Phaselis, yalnızca bölgesel değil, Doğu Akdeniz ölçeğinde de ticari ve kültürel bir merkez olarak değerlendirilmiş; kentin mimari gelişimi, ticaretin yönlendirici gücüyle birlikte ele alınmıştır. Böylece, antik liman kentlerinde ticaret ve kentsel planlama arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sağlamıştır.
Doğu Roma İmparatorluğu'nun Akdeniz Bölgesindeki egemenliği ve Nikaia Konsili arasındaki ilişki
Nikaia Konsili ülkemiz toprakları içinde gerçekleşmiş üç büyük olguyu; Doğu Roma, Hristiyanlık ve Akdeniz Bölgesi'ni etkilemiş büyük bir olay olarak tarihte yerini almaktadır. Bu bağlamda öncelikle bu çalışmada Erken Doğu Roma ve Nikaia Konsili arasındaki ilişkiye kısa bir bakış attıktan sonra bu dönemin imparatoru Constantinus'un İmparator oluşuna kadar olan zaman incelenmeye çalışılmıştır. Constantinus'un Roma'nın iç savaşı sırasındaki zaferini bir görüme bağlaması konusu ele alındıktan sonra Constantinus'un Hristiyanlığının samimi mi yoksa bir siyasi güç için mi kullandığı sorularına farklı bakış açılarıyla cevaplar aramaya çalışılır. Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu'ndaki varlığı yayılışı ve etkisi açıklanıp Roma İmparatorluğu'nun Hristiyanlığa tepkisi açısından yapılan baskılara ve bunların sonuçları incelenir. Akdeniz Bölgesindeki kiliselerin varlığı ve iki Akdeniz kilisesi olan Aleksandreia ve Antiokheia kiliselerindeki teolojik tartışmalar ve tartışmaların sonucu olan Nikaia Konsilin'de kilisenin ve imparatorluğun birbirlerini etkilediği görülmektedir. Daha sonra İmparator'un Hristiyan Kilise üzerindeki söz konusu yetki mirasının Doğu Roma İmparatorlarını da nasıl etkilediği hususuna kısaca değinilip Kilisenin bu dönemde nasıl güçlendiği konusuna odaklanılır. Bu çalışmada Nikaia Konsili'nin olayları kapsamında İmparator ve Kilise ilişkisi incelenmeye ve bu iki olgunun birbirlerini nasıl etkilediğine ilişkin veriler tartışılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Erken Doğu Roma döneminin önemli olaylarından biri olan Nikaia Konsili'nin İmparator'a kilise üzerinde yetki verip vermediği ve ayrıca bu yetkinin tüm Akdeniz Bölgesini nasıl etkilediği soruları bu çalışmanın ana konusunu oluşturmuştur
Kibyra Pantheon'u ve teritoryumundaki kültler
Bu çalışma Burdur ili Gölhisar ilçesinde konumlanan Kibyra kenti ve adını ilgili kentten alan bölge / teritoryum içerisinde saptanmış olan epigrafik materyaller üzerinden antikçağda yaşamış olan halk, topluluk ve bireylerin inançlarını saptamayı amaçlar. Özellikle bireylerin inançlarına konu tanrı ve tanrıçalara olan inancın temeli, ilgili tanrılara hangi amaçla tapınım gereksinimi duyduklarını, bu inançların kent yaşanmında resmî birer inanç / kült kabul edilip edilmedikleri hususlarına dikkat çekilmektedir. Çalışma bunun yanı sıra antikçağda yaşamış olan halk, topluluk ve bireylerin artlarında inançlarına dair bıraktıkları materyal kültür kalıntılarını da biraraya toplayarak bütüncül bir değerlendirme yapmayı hedeflemektedir. Bu nedenle dört farklı halk ve kültürü – Lydia, Pisidia, Hellen ve Solym – barındıran Kibyra kenti ve teritoryumundaki kült ve külte ilişkin veriler öncelikle yazıtlar üzerinden incelenmiş, ardından külte ilişkin veri takibi yapılabilecek sikkeler üzerindeki betimler, tapınak ve diğer buluntularla tüm veriler desteklenmiştir. Gerek kent içinde gerekse kırsalında Roma İmparatorluk Dönemi öncesine uzanan veri yetersiz olsa da saptanan inançlara neden inanıldığı açıklanmaya ve bu inançalrın daha erken dönemdeki varlıklarına ilişkin yorumlar getirilmeye çalışılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda kent ve kentin egemenlik alanındaki halkların tanrıları nasıl adlandırdıkları ve etnisiteler üzerine de bir dizi yorum getirilmiştir.
Eskiçağ Akdeniz thalassografisi
İnsanoğlunun denizler üzerindeki -bilinen- ilk aksiyonlarının Prehistorik Çağ sürecinde başlangıcıyla birlikte, Akdeniz bu hareketliliğin merkezi ve aynı zamanda yayılım noktası olarak hızlı bir şekilde ön plana çıkmaya başlamıştır. Söz konusu denizcilik aksiyonlarının Eskiçağdaki evrimiyle orantılı olarak, çeşitli uluslardan ya da kabilelerden birçok denizci farklı amaçlarla ve yine farklı rotalarda bir limandan başka bir limana sıklıkla yelken açmıştır. İlerleyen süreçle birlikte, belirli aralıklarla gerçekleştirilen askeri, siyasi, dini ve -nadiren de- sosyal hizmet tabanlı deniz seferleri, ayrıca aralıksız olarak sürdürülen ticari deniz faaliyetleri hızla artış göstermiş ve bu artış da Eskiçağ yaşamında denizciliğe zaruri bir kimlik katmıştır. Bu zaruriyet doğrultusunda, seyrüsefer gerçekleştirdikleri rotalar özelinde giderek bilgi ve tecrübe sahibi olmaya başlayan denizciler, edindikleri gözlemleri ve bilgi birikimlerini sözlü gelenekten yazılı belleğe aktarmaya başlamışlardır. Denizciliğe ilişkin yazılı kayıtların tutulmasındaki öncelikli amaç; temel anlamda gün-lük kaygılara dayanmaktaydı ve pratik bir perspektife sahipti. Öyle ki, farklı karasularındaki bili¬nemeyen deniz koşullarının ve öngörülemeyen tehlikelerin yazınsal veriler aracılığıyla diğer denizcilere aktarılabilmesi zaruri bir erek niteliğine sahipti. Böylelikle, söz konusu ereğin kapsamı, ilerleyen süreçle birlikte ve gemicilerin farklı ihtiyaçları özelinde genişletildi ve de çeşitli taleplere göre güncellendi. Sonuç olarak bu kapsamda; seyrüsefer gerçekleştirilen de-nizlerin temel özellikleri, önemli akıntı tipleri, seyrüsefer edilebilir/edilemez nehirler, kıyı¬larda yaşayan tehlikeli halklar/kavimler, kıyı topografyası, sahildeki bitki-hayvan türleri ve gemiciler arasındaki kurallar-kaideler gibi farklı alanlarda da yazınsal bir veri bütünü oluştu¬rulmaya başlandı. Nihayetinde de, denizcilik ve gemicilikle ilgili son derece kapsamlı ve bir o kadar da kullanışlı bir denizcilik külliyatının Eskiçağdaki temelleri atıldı ve Ortaçağ'a kadar da bu yazınsal miras gelişimini sürdürerek birçok açıdan günümüze uyarlandı. Sunulmuş olan bilgiler ışığında, söz konusu bu çalışma da Eskiçağ Akdeniz denizcili-ğiyle ilgili bilgi veren antik metinler ve yazıtlar gibi birincil derece öneme sahip yazınsal veri-lerin "Eskiçağ Akdeniz Thalassografisi" başlığıyla -bir bütün olarak- ele alınmasını ve bu anabaşlık çatısı altında incelenen Hellence ve Latince metinlerin denizcilik literatürü araştır-maları kap¬samında ortak bir sentezde değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu değerlendirme bağla¬mında; antik kaynaklar özelinde bilhassa seyir kayıtları, yani periplous ve anaplous me-tinleri analiz edilecektir. Akabinde, gemi kaptanları/sahipleri, amiraller ya da ticari-askeri gemi per¬sonellerine ait yazınsal veriler incelenecektir. Ayrıca, Eskiçağa ve akabinde ortaçağa özgü denizcilik kaidelerini içeren hukuki metinlerin (özellikle Rhodos denizcilik yasaları) kurgusal açıdan çalışmayla bütünleştirilmesi de planlanmaktadır. Çalışmanın diğer bir önemli ereği de, Akdeniz ve onun iç denizlerinin adlandırılmasına yönelik terminolojik değerlendirmelerin gerçekleştirilebilmesidir. Sonuç itibariyle, kapsamı ve odağı yukarıda belirtilen çalışma esas itibarıyla Eskiçağ Akdeniz thalassografisinin (= denizcilik yazım geleneğinin) kapsamının ve sınırlarının belirlenmesini, akabinde ise thalassografik incelemelerin Eskiçağ araştırmalarına sunabileceği katkıların ortaya konulmasını ilke edinmektedir. Bu minvalde, incelenen metinlerin ve yazıtların thalassografik sentezi paralelinde, Eskiçağ denizciliği hususunda geçmişten günümüze sürdü-rülen mevcut çalışmaların, -arkeolojik araştırmalar sonucunda elde edilen materyal kültür kalıntılarına ek olarak- filolojik tabanlı verilerle de desteklenebileceği görüşü ileri sürülmek-tedir. Böylelikle Eskiçağ denizciliğiyle bağıntılı litteral bir veri tabanının oluşturulması, bu veri tabanının ise denizcilik araştırmalarının çeşitli alt dallarında çalışmalarını sürdüren bilim insanlarının kullanımına sunulması hedeflenmektedir.
Antikçağ'da Asıa Mınor kâhinleri ve uygulamaları
Buradaki tez çalışması Asia Minor kentlerinin Arkaik Dönem'den Roma İmparatorluk Dönemi'nin sonuna kadar uzanan epigrafik hafızasından günümüze ulaşan kâhinleri konu edinmektedir. Modern toplumlardaki konumlarının aksine antikitede hemen her zaman entelektüel ve eşraf kesimin içinde yer edinmiş kâhinler Hellen politeizminin temel fenomenlerinden birisi olmuştur. Sezgisel, gözlemsel ve edebi yetenekleriyle kehanet sanatını icra ederken toplumun tüm katmanlarına etkin bir şekilde hitap edebilmekteydiler. Onların tanrılarla iletişim yöntemleri, kehanet uygulamaları, kendilerine yönelik kullanılan terimler, sosyal statüleri, biyografileri ve otoriteyle ilişkileri çalışmanın temel odak noktalarıdır. Her bir vaka kendi zamanı ve mekânı bağlamında Hellence ve Latince yazılı antik kaynakların ayrıntılı bir şekilde incelenmesiyle ele alınmaktadır. Kurumsal yapılanmaları görece olarak daha iyi bilinen Didyma, Klaros, Patara ve Sura başta olmak üzere Asia Minor'da yer alan yirmi civarında irili ufaklı kehanet merkezindeki kâhinlerin hiyerarşileri, görevleri ve sorumlulukları kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Ayrıca kâhinlere yönelik bağlamı tartışmalı tekil örneklerde ise onları tanımlamak için kullanılan μάντις, προφήτης, χρησμόλογος, θεοπρόπος gibi birçok terimin etiyolojisi belirlenmeye çalışılarak işlevleri, konumları ve kurumsal bir yapıya dahil olup olmadıkları hakkında öneriler sunulmaktadır.
Phaselis teritoryumunda Ares kültü ve tapınımı
Bu çalışmada, Phaselis teritoryumunun kuzey sınırında tespit edilen Ares kült alanları ve bu alanlarda tespit edilen epigrafik belgeler ve arkeolojik buluntular ışığında, bölgedeki Ares tapınımı değerlendirilmektedir. Tahtalı Dağ'ın eteklerinde yaşayanlarca tapınım görmüş Tanrı Ares'in kült ve pratiklerini anlayabilmek amacıyla Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda yürütülen beş yıllık yüzey araştırmaları sonucunda elde edilen veriler bir bütünlük içerisinde burada sunulan doktora tezi kapsamında incelenmektedir. 2017-2021 yılları arasında yürütülen bu çalışmalar neticesinde, Ekizce Ares Kutsal Alanı'nda sayısı 100'ü geçen adak steli ve çeşitli kategorilerde arkeolojik buluntular tespit edilmiştir. Alanda belgelenen yazıtlı adak stellerinin çoğu, korunma durumları nedeniyle transkripsiyon yapılamaz düzeyde bulunması nedeniyle, çalışmada sayısal görüntüleme (RTI, SfM) metotları aracılığıyla dijital epigrafi çalışmaları yürütülmüştür. Bu veriler ışığında MÖ III. ile MS IV. yüzyıl arasında, Phaselis teritoryumunda görülen Ares kültü ve tapınımına ilişkin çok yönlü bakış açıları ve yorumlar geliştirebilecek arkeolojik bir repertuvar elde edilmiştir. Çalışmada, Phaselis'in dağlık bölgesinde bulunan Ares kült alanlarının lokasyonları ve buna bağlı olarak bölge halkının kimliği, dini inanışları ve tapınım şekilleri gibi sosyo-kültürel verilere ulaşılması amaçlanmaktadır.
Phaselis nekropolisleri ve teritoryumu mezarları: Yerleşim ve alan arkeolojisi perspektifinden kent-kırsal ilişkisi
Phaselis kent nekropolisleri ve teritoryumunda bulunan mezarların tespit edilmesi, tipolojik olarak ana ve alt grupların belirlenmesi, mezar türlerinin belgelenmesi ve topografik harita üzerinde mezarların konumlandırılması bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda Phaselis kuzeybatı, batı ve kuzeydoğu nekropolisleri ile teritoryumda yer alan mezarlar kronolojik bir perspektif içinde kategorize edilmiş ve kent ve çevresi mezar tipolojisi belirlenmiştir. Phaselis nekropolislerinin ve teritoryum mezarları üzerinde 2014 – 2021 yılları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında; kent nekropolislerinde 849 adet, teritoryumda 47 adet olmak üzere toplam 897 adet mezar belgelenmiştir. Merkez nekropolislerde lahit, khamosorion, ostothek, urne, tonozlu mezarlar, klasik dönem mezar yapısı, kaya mezarları, örgü tekne mezarlar ve kiremit mezar olarak dokuz ana başlık altında toplanan mezarlar, teritoryumda sınırlarında; lahit, khamosorion, kaya lahdi ve ostothek türlerinde çeşitlilik göstermektedir. Mezar anıtlarının biçim şeması, mimari unsurları, taşıdıkları ikonografik ögelerin üzerinde yapılan arkeolojik ve epigrafik incelemelerle kent ve khora arasındaki benzer ve farklı unsurlar gözetilerek ele alınmaktadır. Phaselis'in mezarları üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalar neticesinde inhumasyon gömülerin yanı sıra kremasyon gömü geleneğinin de benimsenen bir gömü uygulaması olarak kullanılmış olduğu ortaya çıkmış ve gerek mezar türleri gerekse ölü gömme gelenekleri açısından Lykia, Pamphylia ve Pisidia bölgelerindeki yapılan çalışmalar için analoji eserleri kazandırılmıştır. Kent teritoryumundaki mezarlar on yıllık araştırmalar sürecinde tespit edilen mezar anıtlarını kapsamakta olduğu için teritoryum alanında yeni yerleşimler ve mezar yapılarının keşfedileceği ve çalışma sahasına yeni mezarların ekleneceği öngörülmektedir. Phaselis nekropolislerinin Klasik Dönem'den Doğu Roma Dönemi'ne değin kesintisiz olarak kullanıldığı arkeolojik ve epigrafik veriler ışığında belirlenmiştir. Klasik Dönem'e tarihlenen mezar yapısının yanı sıra Geç Klasik Dönem mezar yazıtları ve tespit edilen iki adet nekropolis şapeli yaklaşık bin yıllık bir zaman aralığında gömü alanlarının kullanım gördüğünü ortaya koymaktadır. Kentin teritoryumunda şimdiye kadar tespit edilen mezarlar MS II ve III. yüzyıl aralığına tarihlenmektedir.
Doğu Akdeniz'de cenaze törenleri: Patroklos'un Cenaze Oyunları örneği
Bu çalışmada Bronz Çağı özelinde Doğu Akdeniz toplumlarında görüldüğü üzere antikitedeki cenaze törenleri sırasında uygulanan ölü/ölüm ritüelleri üzerine genel bir giriş yapıldıktan sonra Homeros'un İlyada Destanı özelinde Patroklos'un cenaze töreni sırasında gerçekleştirilen cenaze oyunları mercek altına alınmaktadır. Bunun nedeni adeta antikçağın dünya savaşı olarak nitelendirilebilen, Bronz Çağ Akdeniz toplumların çatıştığı, sadece mitten ibaret gibi görünen Troya Savaşı'nın gerek dönemin gerekse daha sonraki dönemlerin Hellen toplumuna ait ölü gömme geleneklerinin şekillenmesinde etkilerinin/benzerliğinin son derece belirgin olmasıdır. Bu tip ritüellerin etkilerini antikçağlardan itibaren özellikle Doğu Akdeniz toplumlarının sanat (vazo/duvar resimleri, mozaikler, kabartmalar, mezar buluntuları) ve edebiyat (Vergilius'un Aeneas'ı gibi) eserlerinde defaten izlemek mümkündür. Bronz Çağ antik toplumlarında uygulanan bu tip oyunların genellikle ölüyü onurlandırmak kadar onun ruhunu rahatlatmak amacıyla düzenlendiği düşünülmektedir. Genellikle ölünün ardından gerçekleştirilen bir dizi ritüelden (yakılan bedenin ateşinin şarap yardımıyla söndürülmesi, kemiklerinin ve küllerinin toplanarak genellikle altın bir kabın/kutunun içine yerleştirilmesi, ardından bunun hazırlanan bir noktada gömülerek üzerine topraktan tümülüs inşa edilmesi, ölünün ruhunu rahatlatmak için bir dizi kurban töreni gerçekleştirilmesi –insan ve hayvan içerikli-, ardından ölü onuruna libasyon yapılıp, ölü için yemek düzenlenmesi) gerçekleştirilmektedir. Homeros'un İlyada adlı eserinin XXIII. bölümünde aktarılan, Patroklos onuruna yapılan cenaze ritüelinde kan/şarap libasyonlarının yanı sıra, Akhilleus'un bu sadık dostu onuruna en önemlisi ve ilki silahlı araba yarışı olmak üzere 8 ayrı kategoriden oluşan bir dizi müsabaka organize ettiği anlaşılmaktadır. Bu oyunlarda sergilenen rekabet İlyada'nın bütününe konu olan ve onur ödülleri için yapılan kıyasıya çekişmelerin ruhunu oluşturan Homeros'un anıtsal eserinin adeta bir mikro kozmosudur. Burada ozan okuyucularına İlyada boyunca tasvir edip tanımladığı Akhalı kahramanları son kez bir araya getirerek, onların karakterleri ve rekabet duygularının konu yarışma olduğunda ne derece gerginleşebileceğinin pitoresk bir tasvirini yapmıştır. Yapılan bu çalışmada, Homeros'un İlyada adlı eserinin XXIII. bölümünde aktarılan Patroklos onuruna yapılan cenaze ritüelinde Akhilleus tarafından düzenlenen spor müsabakaları, antik kaynaklar ve modern literatür ışığı altında değerlendirilmiştir.
Amphora buluntuları ışığında Phaselis'in Akdeniz ticaretindeki yeri
Phaselis, Antalya İli, Kemer İlçesi sınırları içerisinde ve Pamphylia Körfezi'nin batı sahilinde yer almaktadır. Birçok antik yazarın aktarımlara göre Phaselis, MÖ 691/690 yıllarında Rhodos kenti Lindos önderliğinde kurulmuştur. Antik literatürde özellikle Arkaik, Klasik ve Hellenistik dönemlerde adından sıkça bahsettiren kent, üç limanı ve lagünü ile önemli bir emporion merkezi görünümündedir. Phaselis'te, antik kaynakları destekleyecek arkeolojik veriler, kentte yürütülen çalışmaların sınırlı olması sebebiyle oldukça kısıtlıdır. Bu eksikliği gidermek, konuyu çok yönlü ve bütünsel bakış açısı içerisinde değerlendirmek amacıyla başlatılan çalışmamızda, Phaselis kazı, yüzey ve sualtı buluntularının belgelenmesi, tanımlanması, tipolojik ve dönemsel sınıflandırılmaların yapılarak tarihlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu bağlamda söz konusu çalışmanın ana materyalini ticari amphoralar oluşturmaktadır. Amphoralar üzerine yapılan çalışmalarda, 54 farklı tip amphora formunun, bunların Akdeniz'in değişik kent ve kültürlerine ait 22 farklı kökene ait olduğu, aynı zamanda da kronolojik olarak MÖ V. yüzyıl başları ile MS 13. yüzyıl aralığına tarihlendiği tespit edilmiştir. Kökeni ve formu belirlenebilen ithal amphoraların yanı sıra yerel üretim olduğu saptanan ve dört ana tip ile iki farklı alt formuyla literatüre ilk defa kazandırılacak olan Phaselis amphoraları da ele geçmiştir. Çalışmanın ana materyalini oluşturan amphoralar, antik kaynaklar ile epigrafik verilerle bütüncül bir bakış açısı içinde incelenmiş ve antik dönemde ticareti, emtia hacmi ve tüccarlarıyla ön plana çıkan, ünü neredeyse tüm Akdeniz'e yayılan Phaselis'in, komşu bölge ve kültürlerle olan ilişkilerini tespit etmek hedeflenmiştir. Netice olarak, çalışmamızda yer alan somut arkeolojik materyali destekler nitelikteki antik kaynaklar ve epigrafik veriler ışığında; Phaselis'in tarihsel süreçte Akdeniz'deki rolü, üretim-dağıtım organizasyonu, etkinliği, iletişimi ve etkileşimi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Akdeniz'in mitolojik rotaları
Antik Dönemden günümüze sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış olan ve iklimi, yeryüzü şekilleri, uygarlıkları ile bütün dünyanın minyatürü olarak görülen Akdeniz'in mitolojide de önemi büyüktür. Akdeniz coğrafyasında gerçekleşen mitolojik yolculukları, rotalar ve dönemin özellikleri göz önüne alındığında, tarihsel ve coğrafi gerçeklerden tam olarak ayırmak mümkün değildir. Nitekim Iason ve Argonautlar, Odysseus, Aeneas ve Akdeniz'de gerçekleşen diğer mitolojik rotalar bizlere dönemin Akdeniz coğrafyası, madenciliği, ticaret ağları, yaşam şekli, siyasi algısı, dinsel inançları, denizciliği ve gemi yapımı ile ilgili eşsiz bir hazine sunmaktadır. Bu tezin amacı, sayısız kaynak vasıtasıyla günümüze kadar aktarılmış ve günümüzde hala birçok bilim dalı açısından ilham kaynağı olan mitolojik Akdeniz yolculuklarının gerçekleşme nedenlerini – sonuçlarını, rotaların reel Akdeniz coğrafyası ile bağlarını, antik ve modern kaynaklar ışığında ortaya çıkarmaktır. Ayrıca Akdeniz'de gerçekleşen mitolojik yolculuklar sistemli bir hale getirilerek tek bir kaynak çatısı altında birleştirilmiş ve literatürde bu alanda bulunan eksikliği tamamlamak amacı güdülmüştür. Özellikle Iason ve Argonautların yolculuk rotalarına yoğunlaşan çalışmaların eksikliği göz önüne alınarak Antik ve modern kaynaklar derinlemesine incelenmiş ve karmaşık bilgiler daha sistemli bir hale getirilmiştir. Akdeniz'in mitolojik rotaları ele alınırken, muğlak olan yerlerin günümüzdeki lokalizasyonları kanıtlar ve olasılıklar ekseninde tartışılmıştır. Bu rotalar ile ilgili kaynakların çoğunluğu lokalizasyonlar yerine olaylar üzerine yoğunlaştığından; güzergâh ve lokalizasyonlar esas alınarak hazırlanan bu çalışma haritalarla da desteklenmiştir.
Mitos'tan sinemaya imgenin kavramsal dönüşümü
Mitos, insanın içinde bulunduğu evrene ve kendi varlık olmaklığına yönelttiği düşünsel etkinliğinin bir parçasıdır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde mitosun ilkel toplulukta ortaya çıkış koşullarına değinilmiştir; insanın kültür varlığı olarak yükselişinin merkezindeki mitosun ritüel ve ekonomik işlevi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Doğal güçlerin insanın ritüel ve ekonomik etkinliklerinde bir imge olarak yeniden tasarımlanmasının ve üretilen bu türden imgelerin her çağın kendi koşulları özelindeki yolculuğunun izi sürülmüş ve dramayla ilişkisi ele alınmıştır. Böylece dramanın kökenindeki taklit ilkesinin mitosla ilişkisi kapsamlı bir şekilde irdelenebilmiş ve taklit-mitos ilişkisi, dini bağlam da ortaya çıkarılabilmiştir. Nihayetinde insan aklının tek kutupluluktan kurtuluşunun tarihsel seyri ve bununla ilintili olarak Hellen felsefesi ele alınmıştır. Kuramsal düşüncenin mitos yollu düşünceyle olan çelişkilerini ve uzlaşı noktalarının felsefi düşünce ve modern literatür üzerinden aydınlatmanın yolları aranmıştır. Hellen aklının Sokrates öncesi, muğlaklık ve Nietzsche düşüncesindeki gibi Apollon - Dionysos ikililiği üzerinden okunmaya çalışılmış ve yine bu bağlamda dramanın Hellenler'de sekülerleşme süreci aydınlatılmaya çalışılmıştır. Hellen aklının mitos-logos ikililiği arasında salınan, karmaşık dönemin bir ürünü olarak çalışmanın ikinci bölümünde tragedyanın ve trajik insanın doğuşu da incelenmiştir. En nihayetinde mitik düşünceyle yakından ilişkili imgelemin, kuramsal düşüncede ele alınma biçimlerine değinilmiştir ve bu süreç tragedyalar ve sinema sanatı üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Çalışmanın konusunu etkileyen Nietzsche düşüncesi tragedyanın yerini ardılına bırakmadan öldüğünü ifade etmektedir. Lakin Nietzsche eğer sinema sanatını görseydi, bu düşüncesini tekrardan ele alma ihtiyacı duyar mıydı? Çalışmanın konusu bu soru üzerine şekillenmiştir.
Felsefenin Antik Yunanlı köklerinin nedenleri
Bu tezin amacı felsefenin başlangıç olarak neden Antik Yunan toplumunu seçtiğinin araştırılmasıdır. İlk olarak Yunan toplumunun tarih sahnesinde belirmeye başladığı dönemler incelenecektir. Bilim ve felsefenin miladı olarak kabul edilen Thales'den önceki birkaç yüzyıllık dönem mercek altına alınacaktır. Diğer medeniyetlerdeki düşünce hareketleri incelenecek ve bunların felsefi düşünce mi yoksa ahlak bilgileri mi olduğu sorgulanacaktır. Ayrıca diğer toplumların Yunanların bu başarıyı elde ederken neden benzer şeyleri yaşayamadıkları ve aynı başarılara ulaşamamalarının nedenleri incelenecektir. Sonuçta ise Antik Yunanların bu başarısının özgün olup olmadığı sorgulanacak ve bu başarının nasıl elde edildiğine dair objektif bir açıklama yapılmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Antik Yunan, Felsefe, Thales, Uygarlık, Ahlak
M.S. I.-II. yy'da Küçük Asya'daki atletik agonlarda sporcu hareketliliği
İzleri günümüzden beş bin yıl öncesine kadar takip edilebilen spor, toplum hayatında eğitim, askerlik ve eğlencenin bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir. Eski Yunanlardan öncesinde birçok toplum kendi sınırları içerisinde bir güç gösterisi olacak şekilde ikili spor karşılaşmaları düzenlemiş; krallar ve yöneticiler spordaki yiğitliklerini ön plana çıkararak halk üzerindeki prestijini arttırma çabasına girmişlerdir. Antik Yunanistan'da genç bireyler, topluma yararlı olabilmek maksadıyla zihinsel eğitimlerinin yanında beden ve müzik eğitimi de alıyorlardı. Diğer toplumlara göre daha fazla yarışmacı ruhu olan Yunanlar, her konuda daha iyi olduklarını kanıtlamak istedikleri gibi sporda da bunu kanıtlamak için agonları toplum hayatına kazandırdılar. Homeros'ta da görüldüğü üzere agonlar başlangıçta sadece kahramanların ve asillerin cenazelerinde ya da ölülerin ruhlarını onurlandırmak için düzenlenmiştir. Organize olarak bilinen ilk agon, M.Ö. 8. yüzyıl başında Olympia festivali bünyesindeki stadion koşusuydu. Olympia'yı Pythia, İsthmia, Nemea Oyunları, Panathenaia Oyunları takip edecekti. Yunan dünyası tarafından kutsal kabul edilen bu festivaller zamanla ilgi odağına dönüşmüşlerdir. Roma İmparatorluk Dönemi'nde birçoğu imparatorluk kültü ile birleştirilen festivaller her yerde türemeye başlamıştı. Roma İmparatorluğu'nun Dönemi'nde ilk üç yüzyılında Yunan atletik geleneği zirveye ulaşmıştır. Atletler de bu dönemde ara vermeden yüzlerce km uzaklıklardaki festivallere katılmak için seyahat ediyorlardı. Atletlerin Roma İmparatorluk şehirleri arasındaki seyahatlerine dair Küçük Asya'dan ele geçmiş birçok yazıt Küçük Asyalı bulunan atletlerin yarattığı hareketliliğe dair detaylı bilgiler vermektedir. Bu çalışmada 4 farklı Küçük Asya şehrinden 4 farklı atlete ait seyahatleri içeren yazıtlara odaklanılmıştır. Bu çalışmada seçilen 4 atletten ikisi erken imparatorluk yıllarında, diğer iki atlet ise özellikle imparatorların himayesinde doruğa ulaşmış olan festivallerin olduğu M.S. 2. yüzyılda atletik kariyerinin zirvesine ulaşmış atletlerdir. Bu atletlere ait yazıtlar ve galibiyet listeleri incelenerek yaptıkları seyahatlari incelenerek atletlerin oluşturdukları hareketlilik ortaya konulmuştur.
Akdeniz'de Roma devlet arazilerinin (Ager publicus) dağıtım ve organizasyon sistemi
Roma tarafından işgal edilen yerlerde devlet adına el konulan arazileri ifade eden ve Ager Publicus Populi Romani (Roma Halkına Ait Devlet Arazisi) teriminin kısaltılmış şekli olarak kullanılan ager publicus, Romalılar tarafından oldukça işlevsel olarak değerlendirilmiştir. Ager publicus çok farklı amaçlara yönelik olarak değişik şekillerde Roma vatandaşlarının kullanıma sunulması, bu arazilerin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Uygulama, devlet arazilerinin yoksul halka dağıtılması gibi sosyal ve ekonomik hedeflerin yanısıra, ele geçirilen düşman topraklarında Roma kolonilerinin kurulması, diğer düşman uluslarla arada güvenli bir bölge oluşturulması ya da kontrol altında tutulması gereken halkların zorunlu iskanı gibi stratejik amaçlara konu edilmiştir. Devlet arazileri, savaşlar nedeniyle artan borç yükünü hafifletmek, uzun yıllar boyunca Roma lejyonlarında savaştıktan sonra emekli olan askerlere kalıcı ve gelir getirici bir ödül vermek amacıyla da değerlendirilmiştir. Bazı dönemlerde ise bu araziler, bazı devlet adamları ve komutanlar tarafından destek kazanmak için bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Çalışmaya, ager publicus uygulamasının Roma hukukundaki yerinin incelenmesiyle başlanmıştır. Bu kapsamda Roma hukukunun temel kavram ve süreçlerinin sunulmasını takiben, teorik anlamda Roma'da ager publicus düzenlemesini içeren 'tarım kanunları' leges agrariae incelenmiştir. Ayrıca ager publicus teriminin geçtiği antik metinler zamandizinsel olarak değerlendirilmiş böylece yazarların ve siyasilerin kendi dönemleri itibarıyla devlet arazilerine bakış açıları sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, uygulama alanı oldukça geniş olan devlet arazilerinin türlerine de yer verilmiştir. Diğer taraftan ager publicus düzenlemelerinin etkisiyle ortaya çıkan büyük çiftliklere latifundia değinilmiş, çiftliklerde uygulanan tarımsal teknik ve teçhizat, Akdeniz Bölgesi'nin önemli ticari ürünleri olan zeytinyağı ve şarap üretimi özelinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümündeyse, günümüzde Kemer ilçesinin Tekirova beldesi idari sınırları içerisinde kalan ve MÖ 78 yılında toprakları Publius Servilius Vatia tarafından ager publicus ilan edilen Phaselis kenti, bir uygulama örneği olarak, pratik anlamda mercek altına alınmıştır. Yürütülen bir bilimsel araştırma projesi kapsamında, kentin tarımsal arazilerinin daha yakından incelenmesi ve hinterlandının tarımsal bakımdan kapasitesinin ortaya çıkarılması amacıyla Tahtalı Dağı'nda seçilen bir bölgede deneysel alan arkeolojisi çalışması yapılmış ve bir çiftlik kompleksiyle ona bağlı terasların fotogrametrik haritası üretilmiştir. Bu deneysel arkeoloji çalışmasıyla Anadolu'da ager publicus uygulamasına konu olan Phaselis kentinin tarımsal arazileri, terasları ve bu arazilerde üretilen başlıca iki ürün olan zeytinyağı ile şarap ticaretinin kapasitesi aydınlatılmaya gayret gösterilmiştir. Diğer bir değişle MÖ 78 yılında Roma adına el koyulan arazilerin ekonomik ifadesi tümevarım metoduyla belirlenmeye, zamandizinsel bağlamda kaç yıl boyunca sürdüğüne yönelik çıkarımda bulunulmaya ve elde edilen çok yönlü sonuçları bilimsel olarak analiz edilmeye çalışılmıştır.
Doğu akdeniz liman kentleri'nde yıkanma ve temizlik mimarisine örnek: Phaselis Küçük Hamam ve latrinası
Yaşamın kaynağı su ve insanoğlunun yolu, kimi zaman iyi kimi zaman kötü şartlarda kesişmiştir. Her iki şart için de maddi ya da manevi çözümler üretilmiş, bir şekilde bu birliktelik devam ettirilmiş ve su hem susuzluk gidermek hem de temizlik için kullanılmıştır. Yerleşik hayata geçince tuvalet ve yıkanma ihtiyaçları için de kapalı alanlara gerek duyulmuş, daha sonra da hamam ve latrinaların ortaya çıkış süreci başlamıştır. Bu çalışma, temizliğin, hamam ve latrinaların köklerini, Phaselis Hamam ve Latrinasını merkeze alarak, Doğu Akdeniz Liman kentlerinden örnekler ile birlikte analiz edip, yorumlamayı amaçlamaktadır. Bunu yaparken, öncelikle suyun insanoğlunun hayatındaki hem fiziksel hem ritüel olarak yeri, suya verilen önemin onun için inşa edilen yapılarda nasıl devam ettirildiği ve suyun temizlik ile olan birlikteliği incelenecektir. İnsan hayatının vazgeçilmesi olması dolayısı ile temizlik kavramının antikçağdan günümüze izlediği yol mekânsal olarak ele alınacak, ilk hamam ve tuvalet yapılarının ne şekilde ve nerelerde ortaya çıktığı aktarılacaktır. Bu çalışmada, hamam ve tuvalet yapılarının Roma dönemine gelene kadar geçirdiği evreler örneklenecek, Roma dönemine gelindiğinde geçmiş dönemlerle olan bağlar ve yeniliklerle birlikte Roma Hamam ve Latrinasının sosyal hayat içinde geldiği nokta ortaya konacaktır. Son olarak da konumuz olan Phaselis Küçük Hamam ve Latrinasının, Phaselis kenti içindeki konumu ve mimari özellikleri incelenerek, hazırlanmış olan rölöveleri ve restorasyon önerileri sunulacaktır. Yapılan çalışmalar sonucunda, Phaselis Küçük Hamam ve Latrinasının, günümüzdeki durumu ile kullanıldığı dönemlerdeki durumunun daha sağlıklı olarak karşılaştırılması hedeflenmektedir.
Liman yerleşimlerinde agoraların sosyal hayattaki yeri ve mimari düzenlemesi-phaselis tetragonal agorası ışığında
Lykia ve Pamphylia bölgelerinin sınır noktasında kalan Phaselis Antik Kenti Bronz Çağı'ndan itibaren deniz ticareti için son derece önemli bir konumda bulunan, gerek emtia hacmi gerekse ihraç ettiği ürünler açısından önemli bir kent olmuştur. Günümüzde Kemer ilçesinin Tekirova beldesi sınırları içerisinde yer alan yerleşim, Üç Adalar hizasından Tahtalı Dağ'a ve oradan da Çandır Vadisi boyunca uzanan territoryum alanı sayesinde bölgenin liman kentleri arasında öncelikli bir yere sahip olmuştur. Doğu Akdeniz ticaret rotaları üzerindeki konumu ve elverişli üç liman alanı sayesinde ara liman olarak işlev görmesinin yanı sıra gerek söz konusu teritoryum alanından elde edilen ürünlerin pazarlandığı gerekse ithal ürünlerin alındığı hareketli bir sosyal yaşam alanına sahip olan kentte, bugün için yeri tespit edilememiş olsa da antik kaynaklardan anılan ve Büyük İskender'i de ağırladığı bilinen Hellenistik Dönem agorası dışında bir emporion, ve üç agora alanı bulunmaktadır. Bu agora alanları kentin dışbükey bir şekilde, merkezine bu alanları alarak büyümesini sağlamıştır. Dolayısıyla Phaselis'te agora ve emporion yapıları merkezi oluşturmakta ve çevresinde, topografyanın izin verdiği şekilde bir şehircilik gelişimi görülmektedir. Akropolis alanı üzerinde olası bir Klasik Dönem agorası da beklenebilir. Kent merkezindeki yapılaşmanın kilit noktasında bulunan ve buradaki çalışmada ele alınacak olan Tetragonal Agora, İmparator Hadrianus'un Phaselis'i ziyaret etmesi onuruna Tyndaris isimli bir hayırhah tarafından inşa ettirilmiştir. Burada sunulan tez çalışmasında, Phaselis Tetragonal Agorası özelinde, agora yapılarının tarihsel ve mimari gelişimi irdelenmekte ve özellikle Phaselis gibi canlı bir ticari hayata ev sahipliği yapan liman kentlerinde sürdürülen sosyal hayattaki yeri ve önemi üzerinde durulmaktadır. Bunu yaparken hem kentteki diğer agora yapıları hem bölge kentlerindeki yakın dönemli agoralar da mercek altına alınmıştır. Giriş Kapısı üzerinde bulunan ithaf yazıtında anıldığı üzere söz konusu yapının "Tetragonal Agora" olarak adlandırılmasının amacına yönelik çalışmalar yürütülmüş ve cevap arayışı içinde, yine Tetragonal olarak adlandırılmış agoralarla ve aynı zamanda politik ve ticari agoralarla karşılaştırmalar yapılarak diğer agoralardan ayrılan yönleri saptanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Phaselis Tetragonal Agora'sının restitüsyon planı çıkarılarak mimari düzenlemesi ortaya konmaya çalışılmıştır. 1968 yılında H. Schläger tarafından başlatılan ve 1969 yılında J. Schäfer'ın yönetiminde sürdürülen çalışmalar sırasında arkeolojik olarak tanımlanan ve planı çıkartılan yapıda 1981-1985 yılları arasında C. Bayburluoğlu başkanlığında sürdürülen kazılarda temizlik ve kazı çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada söz konusu iki araştırmadan elde edilen sonuçlar irdelenmeye çalışıldığı gibi, kazılardan çıkan arkeolojik materyaller de çalışmaya dahil edilmiş ve tezin sonunda levhalar şeklinde sunulmuştur.
Antalya Arkeoloji Müzesinde bulunan Phaselis Antik Kentine ait materyal kültür kalıntıları
Phaselis, Lykia ve Pamphylia bölgelerinin, önemli bir liman kentidir. Kentin üç adet doğal limana sahip olması, Akdeniz ticaret güzergahı için önemli bir jeopolitik noktada olmasını aynı zamanda kentin geç dönemlere kadar bölgenin önemli liman kentlerinden birisi olmasını sağlamıştır.
Datames ve Büyük Satrap İsyanları: Anadolu Akdenizi'nde Akhaimenid hâkimiyetinin dejenerasyonu
Persler MÖ VI. yüzyılın ortalarında Eski Yakındoğu'nun en büyük imparatorluklarından birisini kurarak günümüzde İran, Mısır, Suriye, Anadolu ve kısmen Trakya olarak isimlendirilen coğrafyalarda yak. 220 yıl boyunca hüküm sürmüşlerdir. Bu politik birliktelik tarihin her döneminde olduğu gibi bölgeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde başat rol oynamış ve tıpkı Roma İmparatorluğu'nda (Pax Romana) ya da Osmanlı İmparatorluğu'nda (Pax Ottomana) olmasına benzer şekilde Pers İmparatorluğu'nda da Pax Persia dönemi yaşanmıştır. Ancak nasıl ki bu görece barış döneminde tam teşekküllü askeri ve sivil organizasyon büyük rahatlık sağlamışsa II. Artakserkses ve halefleri döneminde de çözülmeye başlamış; nihayetinde Büyük İskender'in seferiyle son bulmuştur. Bununla beraber askeri ve sivil idareyi birleştirip hem merkezi yönetimle hem de bölge halklarıyla uyumlu bir yönetişim kurma gayesiyle ortaya çıkan satraplık sistemi sonraki imparatorlukların geniş bir coğrafyayı yönetmeleri için örnek teşkil etmiştir. Sağlam bir merkezi idareyle Pers hâkimiyetinin Avrupa kıtasına kadar taşınmasında rolü olan satraplık sistemi merkezi idarenin zayıflamasıyla birlikte ise imparatorluğu iç savaşlara sürükleyebilecek; hatta dış tehditlere karşı savunmasız bırakabilecek bir potansiyele sahipti. Bu bağlamda II. Artakserkses döneminde Genç Kyros'un isyanıyla başlayan ardından Spartalıların Küçük Asya'ya düzenledikleri seferlerle ve Kıbrıs ile Mısır'ın Pers hâkimiyetinden çıkmasıyla devam eden karışıklıklardan sonra Küçük Asya'da "Büyük Satrap İsyanları" olarak isimlendilen isyan harekâtları meydana gelmiştir. Bu isyanların içerisinde Kappadokia satrapı Datames'in isyanı diğerlerine nazaran daha organize ve Pers İmparatorluğu merkeziyle Küçük Asya'yı birbirine bağlayan kilit bir coğrafyada olması nedeniyle önemli görülmektedir. Bu yüzden Sardeis satrapı gibi belki de Küçük Asya'nın en önemli satrapının tüm uğraşlarına ve kral II. Artakserkses'in Sardeis satrapına sağladığı yardımlara rağmen isyan bastırılamamıştır. Kappadokia satrapının askeri başarıları hem Daskyleion satrapları Ariobarzanes ile II. Artabazos'un hem de Mysia satrapı Orontes'in isyanı için fırsat sağlamıştır. Diğer taraftan Datames isyanıyla aynı zamanda, satraplık sistemiyle yönetilmemesine rağmen Lykia'da Limyra dynastesi Perikle de Pers yanlısı Ksanthos dynasteslerini ortadan kaldırırak Lykia'yı Pers hâkimiyetinden kurtarmak için çaba göstermiştir. Tüm askeri harekâtlara rağmen iki satrapın da (Datames ve Ariobarzanes) ancak suikast sonucu ortadan kaldırılması; Orontes'in isyanının anlaşmayla; II. Artabazos'un isyanının II. Philippos'a sığınmasyla son bulması ve Perikle'nin Mausolos tarafından ortadan kaldırılması Pers askeri gücünün, isyancı satrapların etkili bir şekilde kullandığı Hellen paralı askerleri karşısındaki yetersizliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu profesyonel askerler sonradan Makedonya birlikleriyle mobilize olarak Büyük İskender'in ordusunun bir kısmını oluşturmuş ve Pers İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir. MÖ 360'lı yılların başından MÖ 350'li yılların ortasına kadar devam eden; yozlaşan satraplık kurumunu ve görevini kendi kişisel çıkarları için kullanmaya çalışan satrapların çıkardıkları isyanlar Pers imparatorluğu'nun çökmesinde en önemli rolü oynayan faktör olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Datames. Büyük Satrap İsyanları. Ariobarzanes. Limyralı Perikle. Orontes. II. Artabazos. II. Artakserkses
Roma kaynaklarında Gotlar ve Anadolu Akdenizi
Gotlar, MS III. yüzyıldan itibaren Roma imparatorluğuna ve daha sonraki yüzyıllarda da Avrupa tarihine etkisi olmuş barbar bir kavim olarak bilinir. Tarihte isimlerinden bahsettirmeye başladıkları ilk dönemlerde, kralları Berig'in önderliğinde önce İskandinavya'dan Polonya'ya ve oradan da kral Filimer'in liderliğinde Karadeniz'in kuzeyine göç ettikleri söylenir. Uzun donem barış ortamı içinde yaşayan Avrupa'daki şehirler Got saldırılarına kadar savunmalarına önem vermemiş ve Roma imparatorluğunun zayıflık gösterdiği dönemlerde şiddetli saldırılara maruz kalmışlardır ki Trakya, Makedonya Ilirya ve Küçük Asya şehirleri bu saldırılar sonrası kaos ortamına sürüklenmiş ve bunu takip eden donemde güvenlikleri için surlar inşa etmeye başlamışlardır. Özellikle MS 235-284 yılları arasında yaşadığı kriz döneminde Roma imparatorluğu doğudan Sasani, kuzeyden Gotlar ve diger barbar kavimlerin etkisiyle oldukça yıpranmış ve özellikle Got'lara karşı kontrolü 268 yılında II. Claudius Nassius'ta kazanmış olduğu zafer sonrası ele geçirmiştir. Bu çalışmada Gotların kim oldukları, kökenleri, yaşadıkları coğrafyalar ve Roma İmparatorluğu ile olan ilişkileri araştırılmış ve Küçük Asya şehirlerine gerçekleştirdikleri saldırılar ve bu saldırının sonuçları, antik kaynaklar, numizmatik ve epigrafik veriler ışığında anlatılmaya çalışılmıştır.'' Bu araştırmanın akademik çevrelerde göreceli olarak az araştırılmış olan MS III yy Roma İmparatorluğu'nun yaşadığı zor dönemlerde batıdan gelen tehditler ve onunla nasıl bahsedildiği üzerine bir ışık tutacağı umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Berig, Filimer, II. Claudius, Nassius, Küçük Asya