Akdeniz University
Discipline

Civil Law

Akdeniz University

15

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

15 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Çerçeve sözleşmeler

Çerçeve Sözleşmeler başlığını taşıyan bu çalışmamızda, çerçeve sözleşmeler, borçlar hukukunun temel ilkeleri esas alınarak incelenmiş ve çerçeve sözleşmelerin klasik borçlar hukuku sözleşmeleri karşısındaki durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, çerçeve sözleşmelerin kendisine has yapısal özelliklerine değinilerek, onların, ülkemizde ve uygulandıkları diğer Kara Avrupa'sı hukuk düzenlerinde, gerek ekonomik gerek hukuki açıdan ne tür amaçların gerçekleşmesine hizmet ettiği açıklanmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır.Tezimizin birinci bölümü, sözleşme özgürlüğü ilkesine ayrılmıştır. Bu bölümde öncelikle, sözleşme özgürlüğü ilkesinin fikri temeli ve bu ilkeyi doğuran sosyo-ekonomik koşullar açıklanmıştır. Birinci bölüm, Kara Avrupa'sı hukuk sistemini benimsemiş ülkelerde ve bu kapsamda ülkemizde, özel hukuk alanında temel prensip kabul edilen sözleşme özgürlüğü ilkesinin tanımı, sınırları ve özellikle, sözleşme özgürlüğü ilkesinin görünüm şekillerinden birini oluşturan sözleşme düzenleme özgürlüğüne ilişkin açıklamalarla sona erdirilmiştir.Tezimizin ikinci bölümünde, ilk olarak çerçeve sözleşme kavramının sınırları belirlenmiş, çerçeve sözleşmeler, tüm unsurlarını kapsayacak biçimde tanımlanmış bunun ardından çerçeve sözleşmelerin hukuki niteliği hakkındaki görüşlerimize yer verilmiştir. Tezimizin ilk bölümü çerçeve sözleşmelerin türleri, amacı ve ekonomik fonksiyonuna ilişkin açıklamalarla tamamlanmıştır.Tezimizin üçüncü bölümünde, çerçeve sözleşmelerin kuruluşu ve şekline ilişkin açıklamalarda bulunulduktan sonra, çerçeve sözleşmelerin içeriği hakkındaki açıklamalara yer verilmiştir.Tezimizin dördüncü ve son bölümünde, çerçeve sözleşmelerin benzer kavramlarla karşılaştırılması bahsi ile çerçeve sözleşmelerde karşılaşılacak ifa engelleri ve çerçeve sözleşmelerin sona ermesi konusu incelenmiştir.

Ekonomik analizFranchisingOpsiyon+2
Hayriye Şen Doğramacı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Afgan hukukunda iradeyi sakatlayan sebeplerden yanılma ve sözleşmeye etkisi

Hem Türk ve hem Afgan hukukunda sözleşmelerin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulmasına rağmen, tarafların irade açıklamaları, gerçek irade ve rızalarına dayanması gerekmektedir. Aksi takdirde sözleşmeler tam geçerliliğini kazanamaz. Dolayısıyla, kişi var olan iradesini yanlış bir şekilde dış alemine beyan ederse veya iradesi yanlış bir tasavvura dayanarak teşkil edilmişse, irade sakatlığı söz konu olduğu için sözleşmenin iptal-feshi mümkün. Türk hukukunda sözleşmenin kurulması ve yorumlanmasında güven ilkesi kabul edildiği için, yanılma söz konu olduğu durumlarda sözleşme, kurulup hukuki sonuçları da her iki tarafa için ortaya çıkar. Ancak yanılan için iptal hakkı öngörülmüş, yanılan yanıldığını öğrenince bir yıl içerisinde sözleşmeye bağlı olmadığını karşı tarafa bildirerek (iptal hakkını kullanarak) sözleşmeyi geçmişe ektili olarak baştan itibaren kesin hükümsüz hale getirebilir. Buna karşı, Afgan hukukunda sözleşmenin kurulmasında zahiri irade (beyan) kabul edildiği için, yanılma halinde sözleşme, kural olarak geçerli kabul edilmektedir. Ancak yanılan için sözleşmeyi ileriye etkili olarak ortadan kaldırabilmek için fesih hakkı öngörülmektedir. Bunun tek bir istisnası olarak, özel durumunda sözleşmenin konusu olan şeyinde yanılma söz konu ise, sözleşme batıldır. Çalışmamızda Türk ve Afgan hukukunda yanılmanın sözleşmelere etkisi, Türk hukukundaki var olan güven ilkesi ve Afgan hukukundaki var olan zahiri irade (beyan) çerçevesinde incelenecektir. Bu çalışmada yanılma Türk hukuku açısından incelenmişse her zaman "iptal" terimi kullanılır, Afgan hukuku açısından incelenmişse "fesih" terimi kullanılır. Ancak, "iptal-fesih" birlikte kullanılmışsa, açıklanan bilgi ve konu her iki hukuk sistemi açısındandır.

Sayed Abbas Mosavı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan ve Türk hukukuna göre manevi tazminatın belirlenmesinde sistemler

Günümüzde kişilik hakkının en etkin korunduğu hukuki kurumlardan biri olan manevi tazminatın belirlenmesi neredeyse tüm hukuk sistemlerinde önemli bir sorundur. Bu nedenle manevi tazminatın mahiyeti ve belirlenmesine ilişkin sorunların çözümü farklı bakış açılarıyla desteklenen bir araştırma ile mümkün olacaktır. Çalışmada, bu amaçla, Türk ve Amerikan Hukuklarında manevi tazminat kurumunun ele alınışı ve uygulamada karşılaşılan sorunlar irdelenmiştir. Manevi tazminat kurumunun öncelikle bu iki farklı hukuk sistemindeki yeri ayrı ayrı ele alınmıştır. Aynı şekilde bu hukuk sistemlerinin manevi zarar kavramına yaklaşımı belirlenmiş ve böylece manevi tazminat kurumunun içerdiği amaç ve fonksiyonu açıklanmıştır. Son olarak, karşılaştırmalı hukuk yöntemine başvurulmuş ve manevi tazminat türleri bağlamında Türk ve Amerikan Hukuklarındaki benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir.

Amerikan hukukuKişilik hakkıManevi tazminat+2
Oğuzhan Uslu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Süreli ipotek ve sona ermesi (TMK m. 883 / 2 hükmünün incelenmesi)

Sınırlı ayni hak olan ipotek hakkının belirli bir süreyle sınırlı olarak tesis edilmesi ve tesis edilen bu sürenin, ipotek hakkı açısından sonuçları incelenmiştir. Bu kapsamda sınırlı ayni hakların süreye bağlanabilirliği, sürenin bu haklar üzerindeki etkisi ile ipoteğin süreye bağlı olarak kurulması, ipotek türleri açısından süre unsuru, çok uzun süreli ipotek tesis edilmesi sorunu, sürenin ipotek üzerindeki etkileri ve süreye bağlı ipoteğin sona ermesi konuları incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken 7181 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle Türk Medeni Kanunu'na eklenen ve 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe giren TMK m. 883/2 hükmü değerlendirilmiş, süreli ipoteğin sona ermesi açısından düzenlemenin ne ifade ettiği belirlenmeye çalışılmıştır.

Sınırlı ayni hakTürk Medeni Kanunuİpotek+1
Eralp Ünver
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

Günümüz dünyasında ekonomik ve sosyal konjonktür borçluları yardımcı kişilere başvurmaya zorlamaktadır. Tezin çalışma alanı Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesinde düzenlenmiş olan yardımcı kişinin fiillerinden sorumluluk kurumudur. Tezin amacı ve asıl odak noktası Türk Hukuku (TBK 116) ekseninde sorumluluğun şartları ve tartışmalı hususlar olacaktır. Özellikle de Yargı kararları ve doktrin arasındaki çekişme sunulacaktır. Aynı zamanda İsviçre Borçlar Kanunu art. 101) ve Alman Medeni Kanunu (§278) da incelenecektir. Bu kapsamda, sayısız yargı kararı ele alınacaktır. Tezde ilk bölüm, sorumluluğu genel hatlarıyla inceleyecektir. İkinci bölümde sorumluluğun şartları sunulacaktır. Nihayet, üçüncü bölüm sorumluluğun hüküm ve sonuçlarını ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Çalışan, İfa Yardımcısı, Kullanma Yardımcısı, Muavin şahıs, Muavin şahsın fiillerinden sorumluluk, Sorumluluk, TBK 116, Üçüncü Kişilerden Sorumluluk, Yardımcı, Yardımcı Kişi, Yardımcı Kişinin Fiillerinden Sorumluluk

Cezai sorumlulukHukuki sorumlulukMesleki sorumluluk+5
Yağmur Öykü Yönet
Bilkent University · Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Birden fazla kişinin haksız fiilden kaynaklanan sorumluluğu

Bir kişinin başka birisine kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille zarar vermesi durumunda, bu kişinin haksız fiil sorumluluğu söz konusu olur. Toplum düzenini sağlamak ve kişilerin birbirlerine hukuka aykırı davranışlarla zarar vermelerini önlemek amacıyla haksız fiil sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlemiştir. Müteselsil sorumluluk, birden fazla kişinin aynı veya farklı hukuki sebeplerle tek ve aynı zarara sebebiyet verdikleri durumda söz konusu olan bir sorumluluktur. Müteselsil borçluluğun bir alt türü olan müteselsil sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'nun 61. ve 62. maddelerinde düzenlenmiştir. Müteselsil sorumluluğun düzenlenmesinin amacı zarar görenin durumunu güçlendirmek, zararını daha kolay bir şekilde tazmin edebilmesini sağlamaktır. Müteselsil sorumluluğun iki yönü vardır. Birincisi zarar gören ile tazminat sorumluları arasındaki dış ilişkidir. Dış ilişkide zarar görenin zararının tazmin edilmesini dilediği zarar verenden talep edebilme hakkı vardır. Her bir zarar veren tek başına sorumluymuş gibi bu zararı gidermek durumundadır. Zarar verenlerin bu sorumluluğu zararın tamamı giderilinceye kadar devam eder. Diğer bir deyişle zarar gören zararının tamamını tazmin edinceye kadar her bir sorumluya başvurma hakkına sahiptir. Müteselsil sorumluluğun ikinci yönü ise zarar verenler arasındaki iç ilişkidir. Zarar gören tatmin edildikten sonra zarar verenlerin tazminatı kendi aralarında nasıl paylaştıracağı iç ilişkinin konusudur. Zarar görene kendi payından fazla ödeme yapan zarar veren diğer zarar verenlere karşı rücu hakkını kazanacaktır. İç ilişkide zarar, zarar verenlerin payları oranında paylaştırılır. Çalışmamızda bu hususlar öğreti ve Yargıtay görüşleri dikkate alınarak incelenmiştir. Anahtar Sözcükler Borçlar Kanunu, Borçlar Hukuku, Haksız Fiil Sorumluluğu, Müteselsil Sorumluluk.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHaksız fiil+2
Nıyamaddın Afandıyev
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin işlenme şartları bağlamında açık rıza

Verinin değerinin gün geçtikte artması ve veri işleme faaliyetlerinin ciddi bir şekilde yaygınlaşmasıyla birlikte kişilerin gizlilik hakkına yönelik ihlaller de doğru orantılı olarak artmaktadır. Bu nedenle kişisel verilerin korunması hakkı, uluslararası ve ulusal düzenlemeler ile güvence altına alınmıştır. Kural olarak kişisel verilerin işlenmesi yasak olup 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda kişisel verilerin işlenme şartları sayma yoluyla düzenlenmiştir. Çalışmamızda genel itibariyle 6698 sayılı Kanun ve Avrupa Birliği Veri Koruma Tüzüğü karşılaştırma olarak incelenerek kişisel verilerin işlenmesi bağlamında hukuka uygunluk sebepleri ve açık rıza kavramı ortaya konulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde, Kişisel Verilerin Korunması Hukukunun Genel Esasları başlığı altında uluslararası ve ulusal düzenlemeler, temel kavramlar, genel ilkeler ve kişisel verilerin korunması hakkının hukuki niteliği; ikinci bölümde, kişisel verilerin ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk sebepleri, açık rıza kavramı ve hukuki niteliği; üçüncü bölümde ise açık rızanın geçerlilik şartları, açık rıza ehliyeti, açık rızanın şekli, süresi, ispat yükü, açık rızayı geri alma hakkı ve diğer unsurları tartışmalı hususlarla birlikte incelenmiştir.

Açık rızaKişisel veriVeri işleme+2
Buse Doğan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sebepleri

Sürekli bir yaşam birliği oluşturmak üzere kurulsa da evlilikler çeşitli sebeplerle sona erer. Bu sebeplerden biri de boşanmadır. Hukukumuzda da evliliğin boşanma yoluyla sonlandırılması mümkün olmakla birlikte, eski hukukumuzda olduğu kadar kolay değildir. Çünkü, boşanma mutlaka bir hakim kararı gerektirir ve hakim de boşanma kararını ancak belli sebeplerin varlığı halinde verebilir. Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu'nda hükme bağlanmıştır. Bu sebepler genel ve özel sebepler olarak iki temel grupta ele alınabilir. Hem genel hem de özel boşanma sebepleri hakimin evlilik birliğinin çekilmez hal alıp almadığını inceleme yetkisinin varlığına bağlı olarak nispi ve mutlak boşanma sebepleri olmak üzere ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutulurlar. Bu sınıflandırmada genel boşanma sebepleri olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nispi, anlaşmalı boşanma ve ortak hayatın yeniden kurulamaması mutlak boşanma sebepleri arasında yer almaktadır. Özel boşanma sebepleri olan zina, hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış ve terk mutlak; küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme ile akıl hastalığı nispi boşanma sebepleri arasında yer almaktadır.

BoşanmaMedeni hukukTürk Medeni Kanunu+1
Kübra Çinar Mutlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşılaştırmalı hukuk bakımından evlat edinme ve sonuçları

Evlat edinme, ana ve baba ile çocuk arasında soybağı kurulmasını sağlayan, aile hukuku alanındaki en önemli sosyal kurumlardan biridir. Çocukların korunması, onların sıcak bir yuvaya sahip olması ve çocuğu olmayan ailelerin evlat hasretinin giderilmesi ile çocuğun yüksek yararı amaçlarının gerçekleştirilmesi için başvurulan en uygun yoldur. Taşıdığı bu önem, hem Türk hukukunda hem diğer ülke hukuklarında hem de uluslararası alanda evlat edinmeye ilişkin düzenlemelerin gelişerek ve değişerek artmasını sağlamaktadır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde genel olarak evlat edinme kurumu incelenecektir. Bu bağlamda, evlat edinmenin tarihi, hukuki niteliği, türleri ve bu türlere göre aranan maddi ve şekli şartlar açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, evlat edinme ilişkisinin kurulmasından sonra ortaya çıkan kişisel ve mali duruma ilişkin sonuçlara yer verilecektir. Evlat edinmeyle, evlat edinen ve evlatlık arasında soybağı ilişkisi kurulduğu için velayet hakkı, evlatlığın önadı ve soyadı önemli değişikliklere uğramaktadır. Bu alanda verilen Yargıtay kararlarına ayrıntılı olarak yer verilecektir. Çalışmanın son bölümünde ise evlat edinmenin sona ermesi, özellikle evlatlık ilişkisinin kaldırılması ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Evlat edinmeyle ortaya çıkan uluslararası sorunların taşıdığı önem dolayısıyla, bu alandaki kanunlar ihtilafı kurallarına yer verilecektir. Çalışmanın önem ve katkısını ortaya koymak amacıyla, İsviçre, Alman ve Amerikan hukuklarında evlat edinmeye ilişkin düzenlemeler karşılaştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Evlat Edinme, Soybağı , Çocukların Korunması, Çocuğun Yüksek Yararı, Aile Hukuku.

Aile hukukuEvlat edinmeKarşılaştırmalı hukuk+1
Gözde Çağlayan Aygün
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona ermesi (TBK m. 347)

Çalışmamızda konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona ermesi incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle, Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine özgü hükümlerin, uygulama alanının sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Türk Borçlar Kanunu'nun 339 uncu maddesinde yer alan kavramlar üzerinde durulmuş, konut ve çatılı işyeri kavramları açıklanmıştır. Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinin konusunu, bir taşınmaz yapının oluşturacağı sonucuna varılmıştır. Konutun, mahiyeti gereği üstünün ve etrafının kapalı olacağı; ilgili hükümde "çatılı" sıfatının kullanılmamasının, (konut kirasını oluşturacak) konutun üstünün açık olabileceği anlamına gelmediği tespit edilmiştir. Çalışma konumuzun sınırlarını belirleyen konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin genel esasları itibarıyla açıklanmasının ardından, bu tür kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona ermesi üzerinde durulmuştur. Türk Borçlar Kanunu'nun bu sona erme şeklinin düzenlendiği 347 nci maddesinde yer alan bildirimin, bir fesih bildirimi niteliğinde olduğu ve söz konusu bildirimin ancak sürenin dolması şartıyla birleşerek sözleşmeyi sona erdirebilmesinin bu hukuki niteliğe engel olmayacağı sonucuna varılmıştır. Ardından belirli süreli konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinde kiracının ve kiraya verenin bildirimi, şartlarıyla birlikte ayrı ayrı incelenmiş, özellikle bildirimde bulunabilecekleri süre üzerinde durulmuştur. Kiracının on beş günlük bildirim süresinin kısaltılabileceği ancak uzatılamayacağı sonucuna varılmış; Yargıtay kararlarının da genel olarak bu doğrultuda olduğu tespit edilmiştir. Kiracının fesih bildiriminde bulunmaması sonucunda kira süresinin bir yıl uzamasının, yeni bir kira sözleşmesinin meydana gelmesi anlamına gelmeyeceği ortaya konmuştur. Bu kira süresinin uzamasının, önceki dönemde kararlaştırılan teminatlar üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Kiraya verenin fesih bildirimi ile kira sözleşmesini sona erdirebilmesi için tamamlanması gereken on yıllık uzama süresinin başlangıç anı tartışılmıştır. Bu konuda Yargıtay kararlarına da yer verilerek on yıllık sürenin, belirli kira süresinin dolmasının ardından işlemeye başlayacağı; kira süresinin, bu on yılın hesabında dikkate alınmayacağı sonucuna varılmıştır. Ayrıca söz konusu on yıllık süre düzenlemesinin (TBK m. 347) hukuki niteliği tartışılmış ve kamu düzenini sağlamaya yönelik bir amaçla getirilmiş mutlak emredici bir hüküm olduğu sonucuna varılmıştır. Belirsiz süreli konut ve çatılı işyeri kira sözleşmesinde de kiracının ve kiraya verenin bildirimi ayrı ayrı şartlarıyla birlikte ele alınmış, özellikle bildirimde bulunabilecekleri süre üzerinde durulmuştur. Altı aylık yasal fesih dönemi ve üç aylık yasal fesih bildirim süresi, örnekler üzerinden açıklanmıştır. Üç aylık yasal bildirim süresinin taraflarca uzatılmasının, kiracının feshinde kabul edilemezken; kiraya verenin feshinde kiracının aleyhine bir durum oluşturmadığından dolayı kabul edilebileceği sonucuna varılmıştır. Son olarak fesih bildiriminin yazılı şekilde yapılması gerektiği, bu şeklin bir geçerlilik şekli olduğu ve uyulmamasının kesin hükümsüzlüğü doğuracağı anlatılmıştır. Ardından aile konutu kavramı üzerinde durularak, kiralananın bir aile konutunu olması durumuna bağlanan hukuki sonuçlar açıklanmıştır.

BeyanBorçlar KanunuKira sözleşmesi+4
Aylin Hekim
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Borcun ifa edilmediği defi (Ödemezlik defi)

TBK m. 97'de düzenlenen borcun ifa edilmediği defi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde karşı edimin en azından ifası teklif edilene kadar borçlunun edimin ifasından kaçınmasını sağlayan bir karşı haktır. Çalışmamız kapsamında borcun ifa edilmediği definin tarihi gelişimi, hukuki niteliği, amacı, şartları, uygulama alanı ve hüküm ve sonuçları incelenecektir. Bu inceleme çerçevesinde kurumun tarihsel gelişimi içerisinde özellikle Alman ve İsviçre Hukuku'ndaki gelişimi ve bu hukuk sistemlerinde defiye ilişkin belirtilen görüşlerden yararlanılarak Türk Hukuku'nda ortaya çıkan veya çıkacak olan sorunlara çözüm aranmıştır.

Alman hukukuBorçlarDefiler+3
Cüneyt Pekmez
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünden kaynaklanan hukuki sorumluluk

Tıbbi müdahaleye onam tıbbi müdahalenin hukuken geçerliliğinin şartlarından biridir. Bu onamın geçerli olabilmesi için de hastanın tıbbi müdahale hakkında hekim tarafından aydınlatılmış olması gerekir. Bu sebeple hekimin tıbbi müdahale hakkında hastasını aydınlatma zorunluluğu bulunmaktadır. Hekim müdahalenin özellikleri, risk ve yararları, başarı şansı, alternatifleri, reddedilmesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda hastasını bilgilendirmelidir. Hekimin bu yükümlülüğünü ihlali sonucu hasta bir zarara uğrarsa hekim ortaya çıkan zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hukuki sorumluluğun kaynağı çoğunlukla vekâlet sözleşmesi veya haksız fiildir. Hastanın malvarlığında meydana gelen zararlar maddi tazminatın, kişilik değerlerinde meydana gelen eksilmeler ise manevi tazminatın kapsamını belirler. Aydınlatma yükümlülüğünü ispat yükü hekimin üzerindedir. Hekim belli şartları yerine getirerek sorumluluktan kurtuluş olanağına sahiptir.

Bilgilendirilme hakkıBilgilendirmeDoktor-hasta ilişkileri+3
İlhan Subaşı
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Edinilmiş mallara katılma rejiminin sona ermesi ve tasfiyesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejimi, kadın- erkek eş arasında malvarlığının yarı yarıya paylaşılması esasına dayanır. Söz konusu yasal mal rejiminde, malvarlıkları edinilmiş ve kişisel mal olmak üzere ikiye ayrılır. Edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Mal rejiminin sona ermesiyle birlikte mal rejiminin tasfiyesi aşamasına gelinir. Tasfiye, eşler arasında tasfiye anlaşması yapılmış ise bu tasfiye anlaşmasına göre, arabuluculuk yöntemi veya mahkeme aracılığı ile yapılabilir. Tasfiye aşamasında öncelikle, artık değer bulunur. Artık değer, her eşin eklenecek değerleri ve denkleştirme miktarı dâhil edilerek bulunan edinilmiş mal değerlerinden bu mallara ilişkin borçlarının çıkarılması sonucunda bulunan değerdir. Kanunen öngörülen takas işleminin yapılmasından sonra katılma alacaklısı ve katılma borçlusu eş tespit edilir. Bu hesaplama sonucunda bulunan değerin, kanun gereği takas edilmesinden sonra kalan miktar ise her eş için 'katılma alacağını' gösterir.

Edinilmiş mallara katılma rejimiTasfiye
Miray Özer Deniz
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun ve tedbir kararlarının uygulanması

Bu tez çalışması 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve bu kapsamda verilen tedbir kararlarının kadına karşı şiddetin önlenmesindeki rolünü ele almaktadır. 6284 Sayılı Kanun 2012 yılında yürürlüğe girmiştir. Kadına karşı şiddetin önlenmesi süreci bakımından geliştirdiği politikalar, şiddetin henüz meydana gelmeden engellenmesi ve şiddet ortaya çıktıktan sonra korunma yolu olarak sunduğu hukuki tedbirler bakımından 6284 Sayılı Kanun bilhassa koruma tedbirlerinin somut olayda uygulanamaması, uygulama sorunlarına bağlı olarak ortaya çıkan sonuçlar üzerinden incelenecektir. Bu tez çalışması sonuç kısmı ile birlikte dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kadına yönelik şiddet kavramı türleri ile birlikte ele alınacak, uluslararası düzenlemelerde nasıl ele alındığı ve gelişim sürecinin seyri ortaya konmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde 6284 Sayılı Kanunun amacı, kapsamı ve uygulanması , üçüncü bölümde ise tedbir kararlarının nelerden ibaret olduğu, ne şekilde uygulandığı ve uygulama değerlendirilecektir. Dördüncü ve son bölüm olan sonuç kısmında ise tüm anlatılanlar kapsamında hem uygulama hem de kadına karşı şiddetin sonlandırılması bakımından çözüm önerileri getirilecektir.

Aile içi şiddetHukuksal korunmaKadın hakları+4
Gökçesu Özgül Kalafat
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet yasağı sözleşmesi

Modern ekonomik ve hukuki sistemlerde serbest rekabet kural; bunun sınırlandırılması istisna olduğundan, iş sözleşmesinin sona ermesini takip eden rekabet yasağı, müşteri çevresini eski işçisinin rekabeti riskine karşı korumak isteyen işverenlere tanınan istisnai bir imkândır. Tezde, Türk Borçlar Kanunu'nun 348 ? 350 maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin haksız rekabet ve sır saklama sözleşmelerinden farklılıkları, sözleşmenin özel geçerlilik koşulları, bağlayıcılık sınırları, yürürlük şartları ve sözleşmenin ihlaline bağlanan sonuçlar, bu perspektifle ele alınmıştır. İlk bölümde rekabet yasağı sözleşmesinin ilgili olduğu kavramlar karşılaştırmalı hukuktaki güncel gelişmeler ışığında ele alınarak tanımlanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde sözleşmenin konusu, geçerlilik koşulları, üçüncü bölümde ise sözleşmenin yürürlüğe girmesi, hükümleri ve sona ermesi yasal düzenlemeler ve uygulama doğrultusunda, ilk bölümde tanımlanan ilkeler çerçevesinde incelenmiştir.

Rekabet yasağı
Ertan Mitap
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00