
29
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Görüntü kılavuzluğunda radyoterapi uygulanan meme kanseri hastalarında hexapod masanın translasyonel ve rotasyonel düzeltme değerlerinin analizi ve hedef hacim marjına etkisi
Amaç: Bu tez çalışmasında; Akdeniz Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda HexaPOD masaya sahip lineer hızlandırıcı cihazı ile RT almış meme kanseri hastalarının üç boyutlu görüntülerinden elde edilmiş translasyonel ve translasyonel-rotasyonel düzeltme değerlerinin analizi ve hedef hacim marjı üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Yöntem: Bu araştırmada, 10 meme kanseri kadın hastanın planlama referans CT görüntüleri ve tedavi öncesi 3 boyutlu CBCT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Görüntüler kemik ve gri-değer metotları kullanılarak otomatik olarak yapılandırıldı. Sistematik ve random hatalar bulundu. Amsterdam ve Rotterdam protokolleri kullanılarak PTV marjı hesaplandı. Bulgular: Kemik eşleştirme yöntemine göre translasyonel ve transrotasyonel sistematik hatalar sırasıyla 0,22-0,32 cm ve 0,21-0,35 cm aralığındadır. Gri-değer eşleştirmesine karşılık gelen aralıklar 0,18-0,33 cm ve 0,17-0,31 cm'dir. Kemik eşleştirme sırasında random hata değerleri 0,23-0,34 cm ve 0,27-0,40 cm aralığında bulunurken gri-değer eşleştirmeye karşılık gelen hata aralıkları 0,24-0,34 cm ve 0,23-0,34 cm olduğu gözlendi. Kemik eşleştirme sırasında metodu ile Amsterdam protokolüne göre hesaplanan translasyonel ve transrotasyonel PTV marj değerleri sırasıyla 1,0 cm ve 1,2 cm hesaplanırken Rotterdam protokolünde 0,8 cm ve 1,0 cm olarak hesaplandı. Gri-değer eşleştirmesinde translasyonel ve transrotasyonel düzeltmeye ilişkin PTV marj değerleri Amsterdam protokolünde 1,0 cm ve Rotterdam protokolünde 0,8 cm olarak hesaplandı. Sonuç: Bu çalışma ile meme kanseri hastalarının PTV marjlarında tüm eksenlerin negatif ve pozitif yönlerinde düşük düzeyde farklılıklar olduğu izlendi. Kemik ve gri-değer eşleştirme metotları arasında translasyonel düzeltme verileri ile Amsterdam protokolü kullanılarak hesapladığımız PTV marjlarında fark değeri 0,3 cm bulunurken Rotterdam protokolünde 0,2 cm bulundu. Transrotasyonel düzeltme değerleri ile her iki protokol için eşleştirme metotları karşılaştırıldığında PTV marj fark değeri 0,2 cm olarak elde edildi. Anahtar Kelimeler: meme radyoterapisi, IGRT, set-up hataları
Stereotaktik beden radyoterapisi ile tedavi edilen akciğer oligometastazlarında klinik ve radyomik özellikler kullanılarak lokal nüksün tahmini
Bu çalışmada, stereotaktik beden radyoterapisi (SBRT) uygulanan akciğer oligometastazlarında klinik ve radyomik özelliklerin kombine edilmesi ile makine öğrenmesi tabanlı modellerin oluşturulması ve bu modellerin lokal nüksü tahmin etme potansiyelinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Akciğer oligometastazına SBRT uygulanan toplam 65 hasta ve 80 lezyon retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Solid Tümörlerde Yanıt Değerlendirme Kriterlerine (RECIST 1.1) göre lezyonlar, lokal nüksü olanlar (n=12) ve lokal nüksü olmayanlar (n=68) olarak iki gruba ayrılmıştır. Simülasyon bilgisayarlı tomografilerinden birinci derece istatistikler, morfolojik, dokusal ve dalgacık dönüşümü tabanlı özellikler olmak üzere 4 farklı grup radyomik özellik elde edilmiştir. Radyomik ve klinik özelliklerin lokal nüksü tahmin etme potansiyeli, makine öğrenmesi tabanlı modellerle araştırılarak, performans metrikleri ile değerlendirilmiştir. Toplam 90 farklı model içinde, "SVMAttributeEval" özellik seçimi yöntemi ve "Logistic" makine öğrenmesi modeli kombinasyonunun SBRT ile tedavi edilen akciğer oligometastazlarında lokal nüksün tahmin edilmesini en başarılı şekilde sağlayan model olduğu gözlenmiştir. Bu modelin doğruluğu %93,75, kesinliği 0,76, duyarlılığı 0,83, özgüllüğü 0,95, F1 skoru 0,80 ve AUC değeri 0,84 olarak bulunmuştur. Bu makine öğrenmesi modeli, yumuşak doku sarkomu patolojisi, yaş, Wavelet-LLL-FirstOrder-Kurtosis, Original-FirstOrder-Kurtosis ve Wavelet-HHH-GLCM-ClusterShade özellikleri kulanılarak oluşturulmuştur. SBRT ile tedavi edilen akciğer oligometastazlarında, klinik ve radyomik özelliklerin kombinasyonuyla oluşturulan makine öğrenmesi modellerinin, lokal nüksü tahmin etme potansiyeli olduğu gösterilmiştir. Bu sonuçların çok merkezli, büyük ve bağımsız bir veri setinde doğrulanmasına ihtiyaç vardır.
İleri evre serviks kanseri radyoterapisinde brakiterapiye alternatif tekniklerin dozimetrik değerlendirmesi
Amaç: Brakiterapi (BRT) uygulanamayan hastalarda, alternatif olarak yüksek tedavi dozlarında eksternal radyoterapi (ERT)-eş zamanlı entegre ek doz (SIB) tekniğinin kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmıştır. İleri evre serviks kanseri radyoterapisinde BRT yerine kullanılacak SIB yöntemi ile hazırlanan hacimsel ayarlı ark terapi (VMAT) ve Helikal Tomoterapi (HT) tedavi planlama tekniklerini dozimetrik olarak karşılaştırmaktır. Yöntem: İleri evre serviks kanseri tanılı on retrospektif hastanın bilgisayarlı tomografi (CT) görüntüsü kullanılarak hedef hacimler ve kritik organlar konturlanmıştır. BRT yerine ERT kullanılacaktır. ERT'de SIB iki farklı planlanan hedef hacime (PTV) aynı anda, farklı dozlarda radyasyon verilmesini sağlayan bir tekniktir. Doz sınırlamaları eş değer doz (EQD2) formülünden hesaplanmıştır. VMAT ve HT tekniklerinde fraksiyon başına doz 3,1 Gy'e ayarlanmış olup 25 fraksiyonla toplam 77,50 Gy doz uygulanacak şekilde planlanmıştır. İki farklı planlama tekniği PTV77,5 ve PTV45 doz sarımları, konformite indeks (CI) ve homojenite indeks (HI) değerleri, kritik organlara ait tolerans dozları ve tedavi sürelerine göre istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: PTV77,5 açısından değerlendirildiğinde VMAT ve HT sarım olarak benzer sonuçlar vermiştir. PTV77,5 için HI değeri her iki teknik açısından benzer bulunmuş olup, CI değeri kıyaslandığında HT tekniğinin VMAT tekniğine göre daha üstün olduğu görülmüştür. PTV45 açısından değerlendirildiğinde HT tekniği VMAT'a göre sarım olarak daha iyi sonuçlar vermiştir. HT tekniğinin VMAT tekniğine göre dozimetrik açıdan daha üstün olduğu görülmüştür. PTV45 için CI ve HI değeri her iki teknik açısından benzer bulunmuştur. Kritik organ dozları HT tekniğinde VMAT'a göre daha düşük bulunmuştur. Tedavi süreleri ile ilgili olarak VMAT tekniğinde HT tekniğine göre tedavi süresinin daha kısa olduğu gözlenmiştir. Sonuç: BRT uygulanamayan hastalarda kullanılan SIB yöntemi ile hazırlanan VMAT ve HT tedavi planları için PTV77,5'deki CI değeri, PTV45'deki sarımları ve kritik organ dozları bakımından HT tekniği daha iyi sonuçlar vermiş olup tedavi süresi bakımından VMAT tekniğinin HT'ye açık bir üstünlüğü gözlenmiştir.
Radyasyon onkolojisi anabilim dalında hastaya özgün yoğunluk ayarlı radyoterapi plan doğrulama verilerinin retrospektif analizi ve değerlendirilmesi
Amaç: Bu tezde, Akdeniz Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2017-2023 yılları arasında YART (Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi) ve VMAT (Hacimsel Ayarlı Ark Terapi) gibi farklı Yoğunluk-Ayarlı Radyoterapi teknikleri ile tedavi görmüş hastaların kalite kontrol formlarında yer alan doz ve doz dağılımlarının uyumluluğunun belirlenmesi ve çeşitli sınıflandırılmalar yapılarak elde edilen bulguları istatistiksel olarak incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Belirtilen yıllar arasında YART ve VMAT teknikleri ile tedavi planları yapılmış hastaların kalite kontrol formları incelendi. Planların dozimetrik hesaplanması ve tedavi uygulanması iki farklı tedavi planlama sistemi (TPS) ve lineer hızlandırıcı (LINAC) cihazları ile yapıldığı tespit edildi. Kalite kontrol için MatriXX cihazı kullanılarak doz-doz dağılımları ölçülmüş, Gama indeks değerlendirmesi kliniğin kabul gördüğü kriterlerle yapılmıştır. Veriler "Google E-Tablolar" ve "Google Looker Studio" yazılımları kullanılarak çeşitli hastalıklar, tedavi cihazları, TPS'leri vb. bilgilere göre sınıflandırıldı ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Özet analiz verileri kullanarak anlaşılabilir görseller elde edildi. Bulgular: Çalışmanın ele alındığı süreçte toplam 1078 hastalara ait 1574 tedavi planının Gama indeks kalite kontrol verileri incelendi. 2021 yılında tedavi cihazının güncellenmesi nedeniyle YART ve VMAT gibi tedavi planları yapılmamıştır ve bu nedenle Gama indeks verileri bulunmamaktadır. Bölgeye göre plan dağılımları 496 baş-boyun, 492 pelvis, 542 torakal, 31 abdomen, 10 vertebra ve 2 femur şeklindeydi. En çok uygulanan tedavi teknikleri sırasıyla: 9 Alan YART (%31,9), iki Ark VMAT (%23,3) ve tek Ark VMAT (%19,4) olarak tespit edildi. Sonuç: Çalışmada hastaya özgün kalite kontrollerde, tedavi planları Statik YART tekniği için PRECISE TPS'i ve Dinamik YART-VMAT tekniği için MONACO TPS kullanılmış olup Gama indeks verisinin ortalaması ve standart sapması (%3/3 mm kriteri) sırasıyla %97,29 +1,60 (356 plan) ve %99,13+1,10 (1012 plan) olarak bulundu. TPS'ler arasında kayda değer bir fark görülmedi. Yüksek Gama indeks verileri sayesinde VMAT tekniğinin ilerleyen yıllarda sıkça kullanımı, tedavi planlarının yüksek doğrulukla uygulanabildiğini, tedavi cihazı ile uyumlu bir şekilde çalıştığını ve bu sayede tedavilerin güvenilirliğinin arttığını gösterdi. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, YART (Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi), VMAT (Hacimsel Ayarlı Ark Terapi), Kalite Kontrol (QC), Gama Analizi yöntemi
Glioblastoma hastalarında radyomik özellikler ve klinik verilerin analizi
Giriş ve Amaç: Glioblastoma (GBM), santral sinir sisteminin en yaygın ve agresif primer beyin tümörüdür ve ortalama sağkalım yaklaşık 15 aydır. Bu çalışmada, radyoterapi simülasyonu için alınan bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülerinden elde edilen radyomik özelliklerin, klinik ve moleküler verilerle birleştirip derin öğrenme algoritmaları kullanarak GBM hastalarının genel sağkalım (GS) ve progresyonsuz sağkalım (PS) sonuçlarını öngörmeyi amaçlayan bir model geliştirmeyi amaçlanmaktadır. Yöntemler: Bu çalışmaya, 2018-2024 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi'nde tedavi edilen 115 GBM hastası dahil edilmiştir. Klinik veriler retrospektif olarak toplanmıştır. BT görüntülerinden radyomik özellikler çıkarılmış ve standartlaştırma için ön işlemler uygulanmıştır. Sağkalım analizleri Kaplan-Meier ve Cox regresyon yöntemleriyle yapılmıştır. Model geliştirme için yapay zeka tabanlı makine öğrenmesi algoritmaları kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların medyan yaşı 60, medyan GS süresi 13 ay ve medyan PS süresi 6 ay olarak saptanmıştır. Bir yıllık GS oranı %52,7, 6 aylık PS oranı ise %62,6 bulunmuştur. Multifokal tümör varlığı, bilateral tümör varlığı, düşük performans skoru ve ileri yaş, sağkalımı olumsuz etkileyen faktörler olarak belirlenmiştir. Gross total rezeksiyon ve eşzamanlı temozolomid kullanımı, sağkalımı anlamlı şekilde iyileştiren faktörlerdir. Klinik ve radyomik verilerin entegrasyonuyla oluşturulan, 1 yıllık GS modelinde Lojistik Regresyon modeli %73,9 doğrulukla en iyi performansı sergilerken, 6 aylık PS tahmininde Gradyan Artırma modeli, %66,7 ile en yüksek doğruluk oranını vermiştir. Sonuç: Radyomik özelliklerin klinik ve moleküler verilerle entegrasyonu, GBM için kişiselleştirilmiş prognostik modellemede büyük bir potansiyele sahiptir. Bu bulgular, radyomiklerin tedavi stratejilerini geliştirmek için değerli bir araç olduğunu göstermektedir. Bulguların doğrulanması için daha geniş kapsamlı çalışmalar gereklidir.
Orofarenks kanserlerinin yoğunluk ayarlı radyoterapisinde dozimetrik ve radyobiyolojik planların karşılaştırılması
Amaç: Baş-boyun hasta gruplarında Orofarenks kanseri tanısı konan hastalarda VMAT tekniğiyle hazırlanan planların dozimetrik ve radyobiyolojik olarak değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Dozimetrik analizler, radyasyon dozunun hedeflenen tümör bölgesinde homojenliği, dozun sağlıklı dokulara yayılması ve yan etkilerin değerlendirilmesi üzerinde odaklanacaktır. Radyobiyolojik analizler ise radyasyon dozunun kanser hücrelerinin öldürülmesi ve sağlıklı dokuların korunması açısından etkinliğini değerlendirecektir. Yöntem: Orofarenks kanseri tanılı 10 erkek hastanın tedavi amaçlı çekilen BT görüntüleri üzerine PTV54, PTV60, PTV70 ve OAR's konturlama işlemi yeniden yapıldı. Tedavi planlarının hazırlanması için reçete edilen 70 Gy radyasyon dozu 3 faz şeklinde Elekta marka Monaco Tedavi planlama sisteminde VMAT tekniği kullanılarak ardışık olarak planlandı. VMAT tedavi planlarına ek olarak biyolojik parametresi eklenerek 0,5-0,75 ve 1 değerlerine göre yeni ardışık planlar oluşturuldu. Bu planlar için yazılım uygulaması kullanılarak EUD eşdeğerleri hesaplanarak TCP ve NTCP analizleri yapıldı. Bulgular: VMAT ve VMAT-α planları, farklı PTV hacimleri için doz dağılımı ve kritik organ koruması açısından karşılaştırılmıştır. VMAT planları genel olarak daha yüksek %95 sarım değerleri ve daha homojen doz dağılımı sağlarken, VMAT-α planlarında özellikle α=1 değeriyle benzer sonuçlar elde edilmiştir. Dmin, Dmax ve Dmean doz analizlerinde, VMAT-α planlarının bazı hacimlerde daha düşük Dmin değerleri sunduğu ancak toplam PTV70 açısından bu farkların dengelendiği gözlemlenmiştir. Kritik organ dozlarında, VMAT-α planları ile beyin sapı, spinal kord ve larenks gibi yapıların daha düşük doz aldığı belirlenmiştir. RADBIOMOD yazılımı ile yapılan biyolojik değerlendirmeler, VMAT ve VMAT-α planlarının tümör kontrolü açısından benzer etkinlik sunduğunu göstermektedir. Sonuç: Orofarenks kanseri radyoterapi tedavisinde kullanılan VMAT tekniği ile biyolojik parametre kullanılarak hazırlanan VMAT planları ile benzer dozimetrik sonuçlar elde edilmiştir.
Akciğer SBRT planlarında VMAT tekniği için hedef hacimlerde yoğunluk değeri tanımlama yöntemlerinin dozimetrik değerlendirmesi
Amaç: Bu çalışmada, VMAT tekniği kullanılarak yapılan akciğer SBRT planlarında, hedef hacimlerde yoğunluk değeri tanımlama yöntemlerinin, tedavi planlarının kalitesine ve dozimetrik doğruluğuna etkilerinin hareketli fantom ile incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda, akciğer SBRT planlarında hedef hacimler için yoğunluk değeri tanımlama yöntemlerinin planların dozimetrik doğruluğuna etkisini araştırmak amacıyla, akciğer ve tümör doku yoğunluğuna eşdeğer materyaller kullanılarak solunum hareketini simüle edebilen bir fantom oluşturulmuştur. Bu fantomun 3 ve 4 boyutlu BT görüntülemesi yapılmış, BT görüntülerinde konturlamalar gerçekleştirilmiş ve hedef hacimler için farklı yoğunluk değeri tanımlama yöntemleri uygulanmıştır. Standart ve yoğunluk değeri tanımlanan görüntüler üzerinden VMAT tekniği ile tedavi planları hazırlanmıştır. Ayrıca, hareketli fantom ve radyokromik film kullanılarak ölçümler yapılmış ve bu ölçümlerin tedavi planları ile uyumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Doz homojenliği açısından, PTVP yöntemi en düşük Dmax değeri ile hedef hacim içinde daha az sıcak nokta ve daha homojen bir doz dağılımı sağlamıştır. Plan verimliliğinde PTVP yöntemi, en düşük MU değerine ve ışınlama süresine sahip olarak öne çıkmıştır. Sabit film ile yapılan gama analizi sonuçlarına göre, 3 mm/%3 DD kriterinde tüm planlarda geçme oranı %94,4'ün üzerindedir. Hareketli film ölçümlerinden elde edilen profiller, elektron yoğunluğu tanımlanmayan Ave BT ve elektron yoğunluğu tanımlanan tüm yöntemlerde (ITVP, HP, PTVP) GTV'nin ölçülen dozunun hesaplanandan daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç: Bu tez çalışmasından elde edilen sonuçlar, VMAT tekniği kullanılarak yapılan akciğer SBRT planlarında, özellikle PTVP yoğunluk tanımlama yönteminin GTV yeterli doz alırken, sağlıklı akciğer ışınlamasında azalma sağlayabileceğini, tedavi planlarının kalitesini arttırabileceğini ve tedavi süresini kısaltabileceğini ortaya koymuştur.
Definitif radyoterapi uygulanan larinks kanserli hastalarda miyopeni, miyosteatoz ve inflamatuar belirteçlerin prognoz üzerine etkisi
Çalışmamızda definitif radyoterapi uygulanan larinks kanserli hastalarda miyopeni, miyosteatoz ve inflamatuar belirteçlerin prognoz üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 2015-2024 yılları arasında larinks kanseri nedeniyle definitif radyoterapi uygulanmış 146 hasta dahil edilmiştir. Miyopeni ve miyosteatozun değerlendirilmesi için masseter kas indeksi (MKİ) ve Hounsfield ünite ortalama hesaplaması (HUAC) kullanılmıştır. Bu değerler zigomatik arkın 2 cm altından, tek bir aksiyel BT kesitinden elde edilmiştir. İnflamatuar belirteç olarak Global-İmmün-Nutrisyon-İnflamasyon-İndeksi (GİNİ) kullanılmış ve orijinal formülü ile hesaplanmıştır: GİNİ= [(C-reaktif protein × Monosit × Trombosit × Nötrofil) ÷ (Albümin × Lenfosit)]. MKİ, HUAC ve GİNİ için kesme değerlerini belirlemek için ROC eğrisi analizi kullanılmıştır. Miyopeni, miyosteatoz ve GİNİ'nin sağkalım analizleri için Kaplan Meier ve log-rank analizi kullanılmıştır. Ayrıca OS ve PFS üzerindeki etkileri tek değişkenli ve çok değişkenli Cox regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızın median takip süresi 50 ay ve genel sağkalım süresi ortalama 89,6 aydır. ROC analizi sonucunda GİNİ için optimal kesme değeri 139,67, MKİ için 2,83 cm²/m² olarak belirlenmiştir. Yüksek GİNİ'ye sahip olan hastaların düşük GİNİ'ye sahip olanlara göre OS (p<0,001), PFS (p<0,001), LRFS (p=0,008) anlamlı olarak daha kısa bulunmuştur. Düşük MKİ sahip hastaların OS (p<0,001), PFS (p<0,001), LRFS (p=0,004) yüksek MKİ'li hastalara göre anlamlı olarak kısa bulunmuştur. Ayrıca GİNİ ve MKİ; çok değişkenli analizde OS (GİNİ için p=0,004, MKİ için p=0,016) ve PFS (GİNİ için p=0,003, MKİ için p=0,019) açısından bağımsız prognostik faktörler olarak bulunmuştur. Mevcut çalışmamız definitif radyoterapi uygulanan larinks kanserli hastalarda tedavi öncesi MKİ'nin ve GİNİ'nin sağkalım sonuçlarını tahmin etmede umut vadeden belirteçler olabileceğini düşündürmektedir.
Lokal ileri evre meme kanseri hastalarının prognostik evrelemeye göre değerlendirilmesi
Çalışmamızda lokal ileri evre meme kanserli hastaların, AJCC'nin son evreleme sistemine eklenen prognostik evrelemeye göre yeniden evrelendirilmesi ve yeni evreleme sisteminin sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hastaların genel, hastalıksız ve uzak metastazsız sağkalım oranları incelenmiştir. Çalışmamızda Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda 2000-2019 yılları arasında radyoterapi uygulanmış 557 lokal ileri meme kanserli hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Sağkalım için Kaplan-Meier analizi kullanılmıştır. Anatomik ve prognostik evrelemenin sağkalım üzerine etkisini değerlendirmek için log-rank analizi kullanılmış ve p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızın izlem süresi median 83 aydır (değer aralığı 10-292 ay). Prognostik evrelemeye göre evrelendiğinde hastaların %30,3'ü aynı evrede, %9,5'i daha yüksek, %44,7'sinin ise daha düşük evrelerde olduğu saptanmıştır. Prognostik evrelemede, evre IIA olan hastaların genel sağkalım oranlarının evre III A, IIIB ve IIIC hastalara göre daha iyi olduğu izlenmiştir (sırasıyla, p = 0,01, p <0,01 ve p <0,01). Hastalıksız sağkalımda prognostik evre IIA olan hastaların genel sağkalımda olduğu gibi Evre IIIA, IIIB ve IIIC hastalara göre daha iyi sağkalım sonuçlara sahip olduğu bulunmuştur (sırasıyla p=0,03, p=0,01 ve p=0,05). Ayrıca luminal A tümörlerde hem anatomik hem de prognostik evrelemenin genel sağkalımı istatistiksel anlamlı olarak etkilediği bulunmuştur (sırasıyla p= 0,008 ve p= 0,001). Bu tümör grubunda prognostik evrelemenin hastalıksız sağkalımda istatistiksel anlamlı olarak fark yarattığı ancak anatomik evrelemenin hastalıksız sağkalımı etkilemediği izlenmiştir (sırasıyla p=0,028 ve p=0,093). Lokal ileri evre meme kanseri hastalarımızın sağkalım sonuçları literatüre göre daha yüksek bulunmuştur. Prognostik evrelemeye göre hastaların daha düşük evrede olduğu, sağkalım oranlarının yüksekliğinin buna bağlı olabileceği düşünüldü. Prognostik evreleme ile moleküler biyobelirteçler de değerlendirilmekte ve bu evreleme sistemi daha bireyselleştirilmiş tedavi olanağı sağlamaktadır.
Hodgkin hastalığının radyoterapisinde standart ve alan-içi-alan yelek tekniğinin insan benzeri fantomda dozimetrik yöntemle araştırması
Amaç: Hodgkin hastalığının RT'sinde standart (3B-KRT) ve Alan-içi Alan (FIF) yelek tekniğinin insan benzeri fantomda dozimetrik yöntemle araştırılması amaçlanmaktadır. Standart ve FIF tekniğiyle RT planları oluşturup, insan benzeri fantomda elde edilen verilerin hedeflenen hacim dozunun HI ve CI parametrelerine ve in-vivo dozimetrik verilere dayalı karşılaştırmasını yapmak ve iki teknikle oluşturulmuş tedavi planlarının arasından en uygun olanı tesbit etmektir. Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda daha önce GE Light Speed RT Bilgisayarlı Tomografi Cihazı ile görüntülemesi yapılarak Alderson marka meme yapısı bulunan insan benzeri fantomun aksiyel BT kesit görüntüleri kullanıldı. Elde edilen BT görüntüleri üzerine CTV ve OAR'ların konturlaması yapıldı. Elekta marka Synergy Platform model Lineer Hızlandırıcı Cihazı'nın 6 ve/veya 10 MV enerjili foton demetlerinin verileri kullanılarak Monaco TPS'nde insan benzeri fantom için 3B-KRT ve FIF tekniğiyle toplam 6 farklı Yelek alanı tedavi planı oluşturuldu. Planların tedavi dozunun kalite kontrolü için iyon odasıyla noktasal mutlak dozu ve MatriXX ile iki boyutlu doz dağılımları incelendi. Fantomun 14-15. kesiti yanı sıra sağ ve sol meme dokusu üzerinde Gafkromik filmler yerleştirilerek tedavi ışınlaması yapılıp, doz ve doz dağılımlarının değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Standart ve FIF planlama teknikleri uygulandığında FIF tekniği genel olarak PTV'ye daha homojen bir doz dağılımı sağladı. Ancak hazırlanan 6 farklı plan arasında en uygunu olan AP/PA (6 MV) planında toplam tedavi dozu noktasal olarak sağ ve sol meme için yaklaşık 18 ve 50 Gy olarak ölçüldü. Sonuç: Hodgkin hastalığının radyoterapi'sinde FIF tekniğinin AP/PA (6 MV) planını hazırlanmış 6 farklı plan arasında daha uygulanabilir olmasının yanı sıra tüm planlarda meme dokusunda risk oluşturacak toplam tedavi dozları oluşturduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Alan-İçi-Alan Tekniği, Film Dozimetri, Hodgkin Lenfoma, İnsan Benzeri Fantom, Yelek (Mantle) Alan Radyoterapisi
Tüm meme radyoterapisinde alan-içi-alan tekniğine farklı foton enerji düzeylerinin etkisinin araştırılması
Amaç: Bu tez projesinde, tüm meme radyoterapisinde alan-içi-alan (FIF) tekniğine farklı foton enerji düzeylerinin etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Rando fantomun farklı meme hacimli bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinde 4 ve 6 MV foton enerji düzeyleri ile tanjansiyel alan içi alan tekniği (tFIF) kullanılarak, fraksiyon dozu 200 cGy olmak üzere PTV 5000 cGy doz alacak şekilde tedavi planları tasarlanmıştır. Tedavi planlarının, planlanan hedef hacim (PTV) ve risk altındaki organ (OAR)'lara ait doz-hacim histogram (DVH)'leri değerlendirilmiştir. Ayrıca tedavi planlarına ait homojenite indeks (HI) ve konformite indeks (CI) parametreleri hesaplanmıştır. Kliniğimizde tFIF tekniği ile tüm meme radyoterapisi planlanmış ve tedavisi devam eden 10 hasta için tFIF planları tasarlanmıştır. Rutinde onaylanmış tedavi planlarının ve tez çalışması kapsamında tasarlanan planların HI ve CI parametreleri hesaplanmıştır. HI ve CI parametreleri ile PTV ve OAR'lere ait DVH verileri istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İnsan benzeri fantomda ve rutinde tedavisi devam eden hastalarda, karşı memenin dozu MOSFET dozimetre kullanılarak in-vivo dozimetri yöntemi ile ölçülmüştür. Ölçüm sonuçları TPS sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Bulgular: Fantomun farklı foton enerji düzeyleri ile tasarlanan planlarının HI ve CI parametreleri yakın sonuçlar vermiştir. Fantomun 6 MV-tFIF planlarında 4 MV-tFIF planlarına kıyasla daha yüksek karşı meme dozları ölçülmüştür. Meme hastalarının 4 MV-tFIF ve 6 MV-tFIF planları arasında HI ve CI parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Meme hastalarının 6 MV-tFIF ve 4 MV-tFIF planlarında ölçülen karşı meme dozları yakın bulunmuştur. TPS'in alan dışında dozu eksik hesapladığı belirlenmiştir. Sonuç: Meme radyoterapisinde kullanılacak enerji seçilirken karşı meme dozu dikkate alınmalıdır. Planlar değerlendirilirken TPS verisinin eksik sonuç verdiği göz önünde bulundurularak enerji seçimi yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Alan-içi-alan (FIF), İn-vivo dozimetri, Tedavi planlama sistemi (TPS), Tüm meme radyoterapisi
Meme kanserinde 3 boyutlu radyoterapi ve yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniklerinin dozimetrik karşılaştırılması
Amaç:Meme kanseri tanılı hastalarda, hedef hacimler ve risk altındaki organlar açısından üstün olan radyoterapi tekniğini belirlemek. Yöntem:Bu çalışmada, modifiye radikal mastektomi uygulanan 20 meme kanseri tanılı hasta yer almaktadır. Tarafımızca her hasta için 2 farklı tedavi planı (3BKRT ve YART) çalışıldı. Göğüs duvarı, supraklavikular, aksiller ve/veya mammaria interna lenfatik bölgeler klinik hedef hacim (CTV) olarak konturlandı. Planlanan hedef hacim (PTV), CTV'ye 0,5 cm marj (posterior marj 0,3cm) verilerek oluşturuldu. Hedef hacimlerin ve normal doku hacimlerinin (kontralateral meme, kalp, ipsilateral akciğer) aldığı dozlar ile homojenite indeksleri (HI) karşılaştırıldı. Kalp, karşı meme ve aynı taraf akciğer için sırasıyla; Dmean ve V25, Dmean ve Dmax, D5 ve D20 değerlendirildi. Ek olarak, PTV için D2, D98, D95 ve Dmean değerleri incelendi. İstatistiksel analiz için Mann Whitney testi kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular:YART tekniği, PTV, normal doku hacimleri ve HI açısından 3BKRT'den daha üstündür. Bununla birlikte, ışınlanmış karşı meme hacmi 3BKRT tekniğinde daha azdır. Sonuç:Hastaya en uygun tedavi planı, planın avantaj ve dezavantajları göz önünde bulundurularak kararlaştırılmalıdır.
Erken evre glottik larenks kanser tanılı hastalarda radyoterapi tekniğinin karotis arter dozuna etkisi
ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı, erken evre glottik larenks kanser tanılı hastalarda iki radyoterapi tekniğinin karotis arter dozları açısından karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Bu çalışmaya, 10 erken evre (T1 / 2) glottik larenks kanser tanılı hastayı dahil ettik. Her bir hasta için hem yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) hem de 3 boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT) tedavi planları hazırlandı. Tüm hastalar için tedavi volümleri (CTV, PTV) oluşturuldu. Tüm larinks, gerçek ve yalancı vokal kordlar, anterior-posterior komissürler, aritenoidler, aryepiglottik kıvrımlar, subglottik bölge dahil edilecek şekilde klinik hedef volüm (CTV) olşturuldu. Planlanan hedef volümü (PTV) oluşturmak için, tüm yönlerde CTV'ye 5 mm eklenirken, karotis arter ve spinal kordu korumak adına posterolateral yönde 3 mm'lik marj verildi. T1/T2 glottik kanserlerde lenfatik nodal metastaz riski çok düşük olduğu için, elektif nodal ışınlama yapılmadı. Spinal kord ve karotis arterler kritik organlar (OAR) olarak konturlandı. Hedef hacim dozları, OAR hacimleri, homojenlik indeksi (HI) karşılaştırıldı. Ek olarak, karotis arter için V30 <% 20, V10 <% 50 değerlendirildi ve spinal kordun maksimum dozu 45Gy ile sınırlandırıldı. Conformite indeksi (CI) hesaplandı. İstatistiksel analiz için Mann Whitney testi kullanıldı ve p <0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: PTV parametreleri (Dmin, Dmean, Dmax, D90, D95) iki farklı teknikte karşılaştırıldı. 3BKRT'ye kıyasla YART, karotis arterde yüksek doz hacimlerini (V30, V35, V50) belirgin olarak düşürürken (p < 0.001), düşük doz hacimleri (V10) her iki teknikte de yüksek seyretti. Her iki teknikte de CI benzer olup (0.9 vs. 0.9, p = 0.3), HI YART'de daha iyiydi (0.1 vs. 0.08, p < 0.001). Spinal kord maksimum dozları 3BKRT'de daha düşüktü (18 Gy vs. 44Gy). Sonuç: YART, T1 / T2 glottik kanserli hastalarda karotis arterin korunması açısından üstün bir radyoterapi (RT) tekniğidir. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, glottik kanser, karotis arter, 3BKRT, IMRT
Radyoterapi uygulamalarında farklı diş dolguları için farklı radyasyon enerjisine bağlı olarak doz değişiminin değerlendirilmesi
Amaç: Diş dolgu materyalleri bulunan baş boyun hastalarında, tedavi planlama sisteminde hesaplanan doz dağılımının değerlendirilmesi ve doğruluğunun dozimetrik sistemlerle test edilmesidir. Yöntem: Baş boyun kanseri olan hastaların radyoterapi öncesinde simülasyon amacıyla çekilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinde ''diş dolgu materyalinden'' kaynaklanan artefaktlar hem görüntü kalitesini olumsuz etkilemekte, hem de tedavi planlama sisteminde doz hesaplamalarında kullanılan Hounsfield Unit (HU) değerlerinde belirsizliklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çalışmamızda, farklı diş dolgu materyalleri kullanılarak oluşturulan fantomların, BT görüntüleri alınarak farklı enerjilerde tedavi planları çalışıldı. Yapılan planlar 6 MV ve 18 MV enerjiler kullanılarak artefakt düzeltmeli ve artefakt düzeltmesiz olarak ikiye ayrıldı ve bu planlarda izodoz dağılımının belirtilen parametrelere bağlı değişimi incelendi. Daha sonra, lineer hızlandırıcı cihazında oluşturulan fantomlarda, Matrixx ile iki boyutlu doz dağılımı ve iyon odası ile de nokta doz ölçümleri alındı. Bulgular: Matrixx ölçümlerinde elde edilen profiller, kullanılan materyale bağlı olarak, dozdaki değişimi, kullanılan materyalin gerçek uzunluğunu, profili yansımasını ve iki boyutlu doz yoğunluk haritası ile geri saçılma ve demetteki zayıflamayı göstermiştir. İyon odası ölçümlerinde ise noktasal olarak diş dolgu materyali kullanılarak oluşturulan fantomlarda dozdaki değişim incelendi. Bu değişim en belirgin "amalgamda" ölçülürken, daha sonra "diş" ve en az da "kompozitte" ölçüldü. Sonuç: Baş boyun hastalarında tedavi alanları içerisinde karşımıza çıkan diş dolgu materyallerinden kaynaklanan artefaktların, planlama yapılırken düzeltilmesi gerekmektedir. Planlama sisteminin özellikle yoğunluğu fazla olan materyalleri doğru algılamaması, geri saçılma ve dozdaki düşüşleri hesaplayamaması, hastaya verilen dozdaki belirsizliğin artmasına sebep olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, Bilgisayarlı Tomografi, Tedavi Planlama Sistemi, Diş Dolgu Materyali
Prostat kanseri radyoterapi tedavi planlarında hacimsel yoğunluk ayarlı ark tedavisi ve dinamik yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı prostat kanseri radyoterapi tedavisinde D-IMRT ve VMAT tedavi tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Yüksek riskli 10 prostat kanseri hastasına CMS Monaco TPS kullanılarak Linak tabanlı 9-alan D-IMRT ve çift ark VMAT teknikleri ile planlar tasarlandı. PTV 46, PTV 56 ve PTV 74'e sırasıyla 46, 56 ve 74 Gy doz SIB tekniği ile uygulandı. Her iki teknik ile oluşturulan planlarda aynı doz sınırlamaları kullanıldı. İki planlama tekniği; PTV 46, PTV 56, PTV 74 yapılarındaki doz sarımı ve HI ile CI değerleri bakımından karşılaştırıldı. Kritik organlarda, rektum için V50, V60, V65, V70 değerleri mesane için V65, V70 değerleri, femur başları için ise V40 değerleri incelendi. Her iki teknik ile elde edilen planların tedavi süreleri, segment sayıları ve MU değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hastaların aldığı integral doz olarak V37 değerlendirildi. Elde edilen tüm veriler Wilcoxon testi uygulanarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: D-IMRT ve VMAT teknikleri ile hedef hacimler için, birbirlerine yakın doz sarımları elde edilmiştir. PTV 74 için hesaplanan HI ve CI değerleri her iki teknikte benzer bulunmuştur. Her iki planlama tekniği ile tüm kritik organlar, doz sınırlamalarının altında tutulabilmiştir. Ayrıca OAR koruması açısından iki teknikten, birbirlerine yakın sonuçlar elde edilmiştir. VMAT tekniği ile oluşturulan planlardan elde edilen segment ve MU sayıları D-IMRT tekniği ile oluşturulan planlara göre fazla olmasına rağmen tedavi süresinin daha kısa olduğu gözlenmiştir (p: 0,005). Sonuç: Prostat kanseri radyoterapi tedavisinde kullanılan 9-alan D-IMRT tekniği ve VMAT tekniklerinden hem PTV sarımları hem kritik organ korumaları açısından benzer dozimetrik sonuçlar elde edilmiştir. Sadece tedavi süresi açısından VMAT tekniğinin D-IMRT tekniğine belirgin bir üstünlüğü gözlenmiştir.
Tiroid orbitopati tanılı hastaların radyoterapisinde üç boyutlu konformal radyoterapi ve yoğunluk ayarlı radyoterapinin dozimetrik olarak karşılaştırılması
Amaç: Tiroid orbitopati otoimmun tiroid hastalığı ile ilişkili olarak orbital dokuların inflamasyonuyla karakterize bir hastalıktır. Hastalığın bulguları arasında göz kapağı retraksiyonu, proptozis, kemozis, periorbital ödem ve göz hareketi bozuklukları yer alır. Orbital radyoterapi diğer tedavilere yanıt vermeyen olgularda uygulanır ve yaklaşık %60-65 oranında başarılı olmaktadır. Bu tez projesinde amacımız, tiroid orbitopati tanılı hastalarda üçboyutlu radyoterapi (3BRT) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve 3BRT ile YART kombinasyonu olan hibrid radyoterapi (RT) tekniklerinin dozimetrik olarak hedef hacim ve normal dokuların aldığı doz açısından karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Tiroid orbitopati tanısı ile tedavi edilen 5 hastanın tedavi planlanları retrospektif olarak tedavi planlama sistemine aktarıldı. Hastaların tedavi planları 3BRT ve YART veya 3BRT ile YART kombinasyonu olan hibrid RT tedavi tekniği kullanılarak tekrar yapıldı. 3 teknikle elde edilen konformite indeksi, homojenite indeksi, hedef hacim ve kritik organlara ait dozimetrik parametreler istatistiksel olarak kıyaslandı. Bulgular: 3BRT, YART ve hibrid RT teknikleri dozimetrik olarak kıyaslandığında, YART ve hibrid RT tekniklerinin 3BRT'ye göre daha homojen bir doz dağılımı sağladığı ancak konfomite indeksi açısından her 3 teknik arasında istatistiksel anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Normal organ dozları açısından, 3BRT'nin lens dozlarını daha iyi düşürdüğü izlendi. Beynin aldığı dozlara bakıldığında minimum, ortalama veD05 dozları 3BRT'de istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. Hibrid RT tekniği YART tekniğine benzer dozimetrik parametreler elde edilmesini sağladı. Sonuç: Tiroid orbitopatisinin radyoterapiyle tedavisinde YART kullanımı daha homojen bir doz dağılımı sağlayarak tedavi etkinliğini arttırabilir ancak lens ve beyin dokusunun aldığı dozların artışına neden olabilmektedir.
Tüm cilt elektron ışınlamasında stanford tekniğinin klinik uygulaması
Tüm Cilt Elektron Işınlaması (TCEI), hastanın sağlıklı olan iç organlarının radyasyon dozunu en az seviyede tutarak, cildinin yeterli ve homojen bir tedavi dozu almasını sağlayabilen bir tedavi tekniğidir. T-hücreli cilt lenfoması, Mycosis Fungoides, Sezary Sendromu, Kaposi sarkomu ve İnflamatuar meme kanseri gibi vakalar bu teknik yardımıyla başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Günümüze kadar geçen zaman dilimi içinde TCEI için birçok farklı teknik kullanılmakla birlikte, yaygın olarak kullanılanı Stanford Tekniği'dir. Bu çalışmada, TCEI'da Stanford Tekniği'ni hasta tedavisinde kullanabilmek için gerekli dozimetrik ölçümler gerçekleştirildi. Lineer hızlandırıcının elektron enerjilerinde dikey ve yatay düzlemde profil ölçüleri hem iyon odası hem de EBT3 gafkromik film ile ölçülerek, alan çiftleri için uygun ganty açısı bulundu. Gafkromik film yardımı ile Alderson Rando Fantom'da çeşitli kesitlerde doz dağılımları incelenmiştir. Sonuç olarak, TCEI Stanford Tekniği'nde, 8 MeV elektron enerjisi için farklı derinliklerdeki dikey ve yatay düzlemlerin doz profillerinde, sırasıyla önerilen ± %8 ve ± %4 homojenite koşulu için, alan çiftlerinin gantry açısı 18o olarak bulunmuştur. 15 MeV içinde farklı derinliklerdeki dikey ve yatay düzlemlerin doz profilleri homojenite açısından değerlendirildiğinde, alan çiftleri için aynı gantry açısı bulunmuştur. Ayrıca, bu enerjide 3, 5 ve 8 mm kalınlığa sahip azaltıcılar kullanıldığında da gantry açısı 18o olarak bulunmuştur. Bu çalışmada elde edilen TCEI için Stanford Tekniği verileri, Amerikan Medikal Fizik Derneği tarafından yayınlanan "Task Group 23" raporuyla iyi bir uyum içerisindedir. Klinik uygulama için TCEI Stanford Tekniğinde 8 MeV, 15 MeV elektron enerjisi ve ayrıca 15 MeV'in farklı azaltıcılar ile kullanılması farklı hedef derinlikleri için uygun olduğu bulunmuştur.
Rektum kanserlerinde radyoterapi uygulamalarında alan dışına saçılan radyasyonun testis dozuna etkisinin incelenmesi
Amaç: Rektum kanseri tanısıyla radyoterapi uygulamalarında tedavi alanı dışına saçılan radyasyonun testis dozuna etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Metod: Çalışmada kullanılacak olan insan benzeri fantom için testis yapısı oluşturuldu. Oluşturulan bu yapı fantom üzerine sabitlendi. Tedavi planlaması için bigisayarlı tomografi cihazıyla insan benzeri fantomdan kesitsel görüntüler elde edildi. Elde edilen görüntülerle rektum kanseri tanısıyla tedavi edilecek olan insan benzeri fantom hasta için Precise tedavi planlama sisteminde 18MV enerjisi kullanılarak günlük 180 cGy tedavi dozu ile 28 fraksiyon üç boyutlu konformal radyoterapi planı tasarlandı. Tedavi uygulanması esnasında tedavi alanı dışında kalan testislerin aldığı perifer radyasyon dozu TLD ve gafkromik filmler testis benzeri yapının belirli noktalarına yerleştirilerek ölçülmdü. Bu doz ölçüm işlemleri tekrarlanarak farklı dozimetrik araçların verileri üzerine istatistiksel değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: İnsan benzeri fantom üzerine yerleştirilen testis benzeri yapıda işaretlenen noktaların TLD ile ölçümünde, tüm tedavi sonucunda alan kenarına en yakın olan noktanın aldığı doz 206 cGy ve en uzak noktanın aldığı doz ise 82 cGy dir. Yine bu noktaların TPS verisinin ölçüm dozuyla farkı sırasıyla % -0,6 ve %-17,5 olarak bulunmuştur. EBT3 filmlerin sonucu TPS ve TLD ölçümlerinden farklı çıkmıştır. Tartışma: Ölçümlerde elde ettiğimiz veriler ile rektum radyoterapisi uygulanan hastalar için alan dışında kalan testislerin aldıkları dozu önceden belirlemek gerektiği ve bunun için ise TPS verisinin yüksek oranlarda belirsizlik içerebileceği dolayısıyla bu verilerle alan dışı dozların tayin edilmesinde de belirsizlikler olabileceği sonucuna varılmıştır. Burdan yola çıkarak rektum radyoerapisinde kullanılan tedavi enerjisine ve alan boyutlarına bağlı olarak alan dışı dozları belirlerken önceden yapılacak tedavi alanı dışındaki bölgeler için alınacak ölçüm sonucunda oluşturulacak protokoller ile testis dozları öngörülmelidir. Gerekirse testis koruyucu kullanılarak testislerin aldığı dozlar düşürülmelidir. Anahtar sözcükler: Konformal teknik; rektum, TLD; gafkromik film; alan dışı doz
Akciğer kanseri radyoterapisinde uygulanan iki farklı planlama tekniğinin dozimetrik olarak karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tanılı hastalarda iki radyoterapi tekniğinin hedef hacim ve kritik organ dozları açısından karşılaştırılmasıdır. Yöntem:Lokal ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı olan ve üç boyutlu konformal radyoterapi ile tedavi edilmiş 9 hastanın tedavi planları Hibrittekniği ile tekrar yapıldı. Hibrit planlar, toplam fraksiyonun %60'ı 3 boyutlu konformal radyoterapi (3BKRT), %40'ı yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ile uygulanacak şekilde hazırlandı ve toplam 66 Gy doz uygulandı. Spinal kord, kalp, akciğer ve özofagus kritik organlar olarak konturlandı. Hedef hacim, kritik organ hacimleri, homojenite indeksi (HI) ve konformite indeksi (CI) karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz için t-testi ile Wilcoxon testi kullanıldı ve p < 0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Her iki teknik ile %95 izodozun hedef hacmi sarması arasında istatistiksel fark bulunmamasına rağmen, Hibrit tekniği ile daha homojen doz dağılımı sağlanmıştır. Hibrit tekniği ile %107'yi geçen sıcak noktaları düşük tutmak mümkün olmuştur. Ancak, karşı akciğerin aldığı V5 değeri Hibrit teknikte istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu ( p < 0,05). Kalbin aldığı dozlar açısından iki teknik arasında fark gözlenmezken, özofagus ve spinal kordun aldığı maksimum doz Hibrit tekniği ile daha düşük bulundu. Sonuç: KHDAK tanılı hastalarda; %60'ı 3BKRT, %40'ı YART ile oluşturulan Hibrittekniği ile %107'yi geçen sıcak noktaları daha düşük tutmak ve daha homojen bir doz dağılımı elde etmek mümkün olabilir; ayrıca özofagus ve spinal kord gibi normaldokuların aldığı dozlar düşürülebilirfakat düşük ve orta seviye doz alan hacimlerin artmasına neden olabilmektedir. Anahtar Kelimeler:Radyoterapi, KHDAK, 3BKRT, Hibrit teknik.
Glioblastoma multiforme tümörlerinin radyoterapisinde alan-içi-alan ve yoğunluk ayarlı teknikler ile tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması
Amaç: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda glioblastoma multiforme (GBM) tanılı hastaların radyoterapisinde alan-içi-alan ve yoğunluk ayarlı teknikler ile tedavi planlarının dozimetrik karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: GBM tanılı ve tedavisi bitmiş olan 16 hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri kullanıldı. Hedef hacim (PTV) tanımları 46 ve 60 Gy'lik dozlar için yapıldı. Uluslararası kriterlerine göre kritik organ (OAR)'ların hacimleri konturlandı. Her bir hasta için alan-içi-alan (FIF) ve yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) tekniğiyle planlar oluşturuldu. PTV ve OAR'ler için doz hacim verileri elde edildi, doz homojenite indeks (HI) ve doz uygunluk indeks (CI) parametreleri hesaplandı ve teknikler arası istatistiksel karşılaştırma yapıldı. İki planlama tekniğinde hedef hacim konumunun etkisi istatistik olarak değerlendirildi. Bulgular: YART tekniğin PTV46 planlarının HI ve V46 parametreleri açısından üstün bulundu. PTV60 için D95 ve Dmean değerleri FIF planlarında daha uygun sonuç vermiştir. Ancak V60 parametresi YART planlarında daha iyi bulunmuştur. Normal beyin dokusunun Dmean, D2 ve V50; Sağ ve sol optik sinir dokusunun D2 ve Dmax; Kiazma dokusu Dmax değerleri FIF planlarında daha düşük bulundu. Ancak beyin sapı dokusu için Dmean değeri YART planlarında daha düşük bulunmuştur. MU değerleri ve ortalama segment sayısı FIF planlarında daha düşük bulundu. Sonuç: GBM radyoterapisinde iki planlama tekniğinin dozimetrik karşılaştırılmasında HI ve CI parametreleri açısından bir birine yakın olmasına karşı düşük MU verisi, düşük segment sayısı ve düşük risk organ dozları açısından FIF tekniği daha üstün sayılmaktadır. GBM tedavi planlamasında öncelikle FIF tekniğiyle dozimetrik kriterler göre planların tasarımı tavsiye edilmektedir. Orta yerleşimli tümörlerde YART tekniğiyle planların tasarımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Alan-içi-alan, Glioblastoma multiforme, Radyoterapi, Üç boyutlu, Yoğunluk ayarlı radyoterapi
Özofagus kanserlerinin radyoterapisinde üç boyutlu konformal radyoterapi, yoğunluk ayarlı radyoterapi ve hibrit yoğunluk ayarlı radyoterapi planlama tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılması
Amaç: Özofagus kanserlerinde 3 boyutlu konformal radyoterapi (3B-KRT), yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) ve hibrid YART (h-YART) tekniklerinin, hedef hacimdeki doz dağılımı ve kritik organların korunması açısından, dozimetrik olarak karşılaştırılması ve h-YART tekniğinin rutinde uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi, bu tez çalışmasının amacıdır. Yöntem: Çalışmada, 14 özofagus kanseri tanısı almış hasta yer almaktadır. Her hasta için 3B-KRT, YART ve h-YART teknikleriyle toplam 42 tedavi planı tasarlanmıştır. h-YART tekniğinde tanımlanan 60 Gy dozun 2/3'ü, 3B-KRT tekniği ile, kalan 1/3 kısmı ise YART tekniği ile tedavi planlama sistemi (TPS)'nde planlandı. Tekniklerin dozimetrik değerlendirilme ve karşılaştırması, doz hacim histogramı (DVH), homojenite indeks (HI), konformite indeks (CI) ve monitor unit (MU) parametrelerine göre yapılmıştır. Tüm tedavi planlarının sonuçları, hedef hacimler ve kritik organlara ait dozimerik parametreler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, her bir teknik için MU değerleri ve tedavi süreleri karşılaştırılmıştır. Tüm planlar için hedef dışında kalan tüm sağlıklı dokunun aldığı 30 Gy'lik dozun hacim değeri analiz edilmiştir. TPS'in hesapladığı doz dağılımlarının kalite kontrolü amacıyla 2-boyutlu doz dağılımları MartiXX ile ve noktasal mutlak dozları iyon odası ile ölçülmüştür. Bulgular: Özofagusun tüm bölgelerinde, PTV açısından YART tekniğinin 3B-KRT ve h-YART tekniklerine göre daha başarılı sonuçlar vermiştir. HI indeksi tüm teknikler için kabul sınırlarında görüldü ancak, CI indeksi açısından YART ve h-YART teknikleri daha uygun bulunmuştur. Beklenildiği gibi YART tekniğinde tedavi süresi ve MU parametreleri yüksek bulunmuş fakat klinik pratiğinde h-YART için bu parametreler daha avantajlı sayılmaktadır. Sonuç: Özofagus kanserlerinin radyoterapisinde farklı planlama tekniklerinin dozimetrik olarak karşılaştırılmasında PTV, OAR, HI ve CI açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Ancak, MU açısından h-YART tekniği seçenek olarak önerilir. Anahtar Kelimeler: Hibrid YART, Özofagus Kanseri, Radyoterapi
Pozitron emisyon tomografisi cihazında iki farklı fluorodeoksiglukoz radyofarmasotik ürünü kullanarak standart tutulum değerlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı Pozitron Emisyon Tomografisi cihazında iki farklı FDG (Fluorodeoksiglukoz) radyofarmasotik ürünü kullanarak SUV değerlerinin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Bu tez çalışmasında iki farklı firmanın üretmiş olduğu FDG kullanıldı. Bu ürünler eşit miktarlarda Su fantomu içerisine farklı günlerde katıldı. Homojen bir şekilde dağılması sağlandıktan sonra planlanan saatler sonunda PET-BT cihazında görüntüleme yapıldı. Çekim planı ise 15. dakika sonunda başlatılan görüntüleme için BT parametleri sabit ve PET parametrelerinden sadece yatak süresi 1 dakika, 1,5 dakika ve 2 dakika olarak değiştirildi ve görüntüleme işlemleri yapıldı. Ardından SUV değerleri ölçüldü. Aynı işlemler 1. saat sonunda ve 2. saat sonunda tekrar edildi. Kullanılan farklı ürünlerden elde edilen SUV değerleri ve PET SUV validasyon değerlerine dayanarak radyofarmasötik ürünün etkin parametreleri de incelendi. Bulgular: Bu çalışmada PET-BT cihazının SUV validasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. F18 FDG ile yapılan işlem sonucunda elde edilen ortalama SUV değerleri cihazın standart aralığı olan 0,9 - 1,1 arasında olduğu gözlemlenmiştir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü gün deneylerinden elde edilen SUV ölçümlerine ait değerler incelendiğinde IBA Cyclone KIUBE ve Siemens Eclipse HP siklotronlarından elde edilen F18 FDG'nin ortalama ve maksimum SUV verileri arasında yüzde farklar olsa da PET için SUV validasyonun standart SUV değer aralığında bulunmuştur. 15. dakika, 1. saat ve 2. saat sonu yapılan deneylerde PET yatak süresi 1 dakika, 1,5 dakika ve 2 dakika' dan alınan görüntülerin SUV değerleri karşılaştırıldı. F18 FDG ürünlerin ortalama SUV değerleri PET için önerilen SUV validasyonun ortalama SUV değer aralığında olduğu görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmada PET-BT cihazı üreticisi firmanın önermiş olduğu kalite kontrol prosedürleri uygulandığında iki farklı F18 FDG ürününün birbiri ile aynı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Tez çalışmamızda elde ettiğimiz bulgulardan yola çıkarak hasta bekleme süresi için 15 dakika ve 2 saatin uygun olmayacağı fakat 1 saatlik bekleme süresinin her iki siklotron ürünü F18 FDG için uygun olacağı tavsiye edilebilmektedir Anahtar Kelimeler: PET-BT, SUV, FDG, Kalite Kontrol.
Prostat kanseri yoğunluk ayarlı radyoterapisi (IMRT) uygulamalarında farklı tedavi planlarının dozimetrik ve radyobiyolojik açıdan karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada prostat kanseri radyoterapi uygulamalarında 7 alanlı ve 9 alanlı IMRT planlarının dozimetrik ve radyobiyolojik sonuçlarının incelenerek aralarındaki farkların ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Yöntem: Tedavileri tamamlanmış 11 hastanın PTV46, PTV56 ve PTV74 hedef yapıları için üç fazlı olarak 7 ve 9 alanlı IMRT planları 6 MV foton enerjisi ile oluşturulmuştur. Öngörü dozu üç fazın toplamı 74 Gy olarak belirlenmiştir. Hedef yapılar ve kritik organlar RTOG rehberliğinde konturlanmıştır. DVH verilerinden hedef yapıların Dmak, Dmin vb. dozimetrik bilgileri elde edilmiş, CI ve HI hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Radyobiyolojik ölçütler EUD, TCP ve NTCP hesaplamaları gEUD tabanında gerekli parametreler kullanılarak MATLAB bilgisayar yazılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: 7 ve 9 alanlı planların hedef yapılar üzerinden birbirlerine belirgin üstünlük kuramadığını belirtmek gerekir. 7 alanlı planların PTV74 CI değerlerinin 1' e daha yakın olduğu görülmektedir (p<0,05). PTV74 ve PTV56 için 9 alanlı planların HI değerlerinin 7 alanlı planlardan daha düşük olduğu söylenebilir (p<0,05). Hedef yapılar için TCP bakımından belirgin bir farka rastlanmamıştır. Rektum V50 değerinin her iki plan yapısında da hedeflenen kriterleri sağladığı, 9 alanlı planların rektum NTCP değerlerinin 7 alanlı planlardan yüksek olduğu anlaşılmaktadır (p<0,05). Optimum planın rektum EUD değerlerine göre hesaplanan standart sapma miktarının 7 alanlı planlarda daha düşük olduğu görülmüştür. Mesane için 7 alanlı planlarda daha düşük NTCP değerlerine ulaşılmıştır (p<0,05). Femur başları için belirgin bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Hedef yapılar bakımından iki plan yapısında belirgin fark görüldüğü söylenemez. Rektum ve mesane için 7 alanlı planların daha iyi sonuçlar verdiği anlaşılmaktadır. Farklı tedavi planlarının EUD formalizmi ile radyobiyolojik olarak karşılaştırılması klinik katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: prostat, IMRT, EUD, TCP, NTCP.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nda bulunan lineer hızlandırıcı tedavi cihazları için kalite kontrol ve kalite güvenilirlik protokollerinin oluşturulması
Amaç: Değişik uluslararası kuruluşlar tarafından oluşturulmuş farklı kaynaklar referans alınarak, standart ve yeni teknolojilerle donanmış olan ve radyoterapi amacıyla kullanılan lineer hızlandırıcı cihazları için kalite kontrol protokollerinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Uluslararası kuruluşların yayınladığı raporlar ile farklı kaynaklar incelendi. Kliniklerde kalite kontrol süreçlerinde rutin olarak kullanılan AAPM' in 142 numaralı raporunda belirlediği standart testlere ek olarak ileri teknoloji lineer hızlandırıcılarda yapılması gereken kalite kontrol testleri incelendi. Literatür çalışması sonucunda, mevcut dozimetre ekipmanlarının belirsizlikleri de göz önünde bulundurularak, kompleks tedaviler için kliniklerde kalite kontrol prosedürlerine eklenmesi gereken parametreler belirlendi. VMAT yapabilen lineer hızlandırıcılar için günlük, haftalık ve aylık kalite kontrol protokolleri oluşturuldu. Bulgular: Literatürdeki Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (YART) ve Volumetrik Yoğunluk Ayarlı Ark Terapi (VMAT) tekniğinde yapılan testlerin limitlerinin standart teknolojilere sahip cihazların kontrol testlerinin limitlerine kıyaslandığında, mekaniksel bileşenlerin testlerinde ve çok yapraklı kolimatör sistemlerinin (ÇYK) testlerinin limit değerlerinde değişm olduğu görüldü. Bu parametreler dışında diğer testlerle ilgili herhangi bir değişik limit bulunamadı. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda VMAT özellikli cihazlar için günlük kalite kontrol testlerinde orta düzey lineer hızlandırıcılarda uygulanan testlerin yeterli olduğu, haftalık ve aylık testlere ise ÇYK sistemi ve değişen hızlarıyla ilgili ek testlerin konulması gerektiği kanısına varıldı. Kompleks tedaviler için mekaniksel ve ÇYK sistemleriyle ilgili test limitlerinin daha hassas hale geldiği görüldü. Ayrıca test limitlerinin değerlendirilmesinde, kullanılan ölçüm ekipmanlarının kendi hata töleranslarının da önemli yer tuttuğu ve gözönünde bulundurulmasının gerekliliği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Kalite güvenilirlik, Kalite kontrol, Linak, VMAT
Radyoterapide yüksek enerjili foton kullanılarak yapılan pelvik bölge ışınlamaları içın hedef hacimdeki partikül sayı karşılaştırmaları
Amaç: Yüksek enerjiler kullanılarak yapılan foton radyoterapisi uygulamalarında, lineer hızlandırıcı yapısındaki malzemelerde kullanılan ağır metaller ve oda içindeki materyaller sebebiyle oluşan etkileşimler sonucunda çok sayıda ve farklı tiplerde radyoaktif parçacıkların ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu çalışmada, birincil ışınlama bölgesinde tedavi sırasında hastanın maruz kalabileceği partikül sayısının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Rando fantomdan alınan bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinin üstüne, farklı enerjiler ile kama filtrelerden veya segmentlerden yararlanılarak oluşturulan tedavi planları kullanılarak, 6 adet indiyum yaprakçığı hedef hacim içerisinde düzenli bir şekilde konumlandırılarak ELEKTA Synergy ve ELEKTA Synergy Platform modelli lineer hızlandırıcılar ile ışınlanmıştır. Germanyum yarıiletken dedektörü ve Maestro analiz programı kullanılarak gama spektrumu oluşturulmuştur. Belirli enerjideki bir pike bakılarak dedektör tarafından sayılan toplam partikül sayısı elde edilmiştir. Bulgular: Medikal lineer hızlandırıcı ile yapılan ışınlamalar sonucunda, yüksek enerjiler kullanıldığında çeşitli etkileşimlere bağlı olarak ortaya çıkan partikül sayısının, enerji değeri arttıkça yükseldiği saptanmıştır. Segmentli planlarda 18 MV ile ışınlanan yaprakçıklardan alınan ölçüm sonuçları, en yüksek değerde çıkmıştır. 18 MV segmentli, 18 MV kama filtreli, 10 MV kama filtreli ve 10 MV segmentli planlar için partikül sayısı ölçüm değerleri sırasıyla; 1528±42, 970±33, 93±12 ve 62±11 olarak tespit edilmiştir. Sonuç: Yüksek enerjili radyoterapi sırasında oluşabilecek partikül etkileşimleri sonucunda istenmeyen radyasyon açığa çıkabilir. Farklı planlama teknikleri ve daha yüksek enerjiler kullanıldığında ise bu durumun oluşabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Hippo-yap/taz sinyal yolağının büyüme plaklarının iyonizan radyasyonaerken cevabındaki rolü
Radyoterapi çocukluk çağı tümörlerinin tedavisinde major bir role sahiptir. Teknik gelişmelere rağmen radyosensitif bir doku olan büyüme plaklarının radyasyon maruziyeti çoğu hasta için kaçınılmazdır. Büyüme plağının radyasyon ile hasarı sonrası kompansatuar iyileşme yanıtının oluştuğu bilinmektedir. Fakat bu yanıt inkomplettir ve düzenleyici mekanizmaları hakkındaki bilgi kısıtlıdır. Çalışmamız rejeneratif süreçlerin major düzenleyicisi olan YAP/TAZ transkripsiyonel ko-aktivatörlerinin büyüme plaklarının radyasyona cevabındaki rolünü ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla 36 adet 8 haftalık tavşanın sol alt ekstremite distal femur ve proksimal tibial büyüme plaklarına 5 fraksiyonda 17.5 Gy radyoterapi verilmiştir. Tavşanlar sırasıyla 1, 7, 10, 14, 17 ve 21 gün takip süresi olan 6 farklı gruba ayrılmıştır. Takip süresi sonunda eksize edilen büyüme plaklarına histomorfolojik inceleme için hematoksilen eozin ve PTHrP, YAP, TAZ için immünhistokimyasal boyama yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar sağ taraflı kontrol büyüme plaklarındaki sonuçlarla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Nükleer YAP ve TAZ ekspresyon seviyeleri ilk hasar süresince belirgin azalarak 7. günde en düşük seviyeye inmektedir. İyileşme yanıtının ortaya çıkması ile birlikte YAP/TAZ ekspresyonları da belirgin yükselmektedir. YAP, TAZ ve PTHrP ekspresyon seviyeleri deney süresince radyoterapi gruplarında daha düşük seviyede izlenmiştir. YAP/TAZ ekspresyonundaki değişiklikler PTHrP ekspresyonundaki ve histomorfolojik değişikliklerle korelasyon göstermektedir. Bu bulgular iyonizan radyasyon sonra büyüme plağında ortaya çıkan hasarda YAP/TAZ aktivitesinin azalmasının ve hasar sonrası iyileşme yanıtında artan YAP/TAZ aktivitesinin düzenleyici olabileceğini göstermektedir. Yetersiz YAP/TAZ yanıtı inkomplet tamir yanıtının sebebi olabilir.
Brakiterapide hava boşluğunun doz dağılımına etkisinin dozimetrik yöntemlerle değerlendirilmesi
Brakiterapi uygulamaları için kullanılan veriler, homojen ortam yoğunluğu şartlarında elde edilir. Ancak insan vücudu inhomojen bir yapıya sahip olduğundan hastaya uygulanan radyasyon; kas, kemik, yağ, akciğer ve hava tabakaları gibi ortamlardan geçerken homojen bir ortama göre daha farklı davranış sergiler ve bu durum hasta doz dağılımlarında problem olabilir. Çalışmanın amacı, Gafkromik EBT3 (Evidence-Based Therapy, Training and Testing) filmler kullanılarak vücut içerisinde bulunan hava boşluklarının doz dağılımına etkisini özel olarak tasarlanmış bir düzenek üzerinden ve farklı hacimde içi hava dolu aparatlar kullanılarak değerlendirmektir. Bu çalışmada, 20x30 cm boyutlarında her bir kap içersine ayrı ayrı 13, 18 ve 22mm çaplarında içi boş (hava) polipropilenden yapılmış silindirik aparatlar strafor köpükler içersine uygun yuvalarla sabitlenerek hazırlanmıştır. Aparatların dış yüzeylerinden 1cm lateral uzaklığa aparatlara paralel olarak iridyum-192 (Ir-192) brakiterapi kaynağının geçeceği 2mm çapında katater yerleştirilmiştir. Daha sonra her bir aparat için üçer film ışınlanarak, farklı hacime sahip hava boşluklarının doz dağılımı üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Her bir hava boşluğu için doku eşdeğeri ortam ile farklı mesafelerde yüzde doz değerleri alındı. Farklı aparatlar için ışınlanan üçer filmden alınan yüzde doz değerlerinin farkının ortalaması 13, 18 ve 22 mm çap uzunlukları için sırasıyla; %1,69, %2,97 ve %2,22 olarak ölçülmüştür. Sonuç olarak, brakiterapi uygulamalarında tedavi alanı içerisinde bulunan hava boşluğunun büyüklüğüne bağlı olarak doku ortamına göre benzer mesafelerde yüzde doz değerlerinde artış görülmüştür. Dozun hassas bir şekilde tahmin edilebilmesi için hava boşluklarının doza etkisinin göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
İnopere serviks kanserli hastalarda 2 boyutlu ve 3 boyutlu brakiterapi tedavi planlamalarının dozimetrik karşılaştırılması
İnopere serviks kanserinin tedavisinde radyoterapi esas olup, eksternal ve intrakaviter radyoterapi(brakiterapi) sıklıkla birlikte uygulanır. Brakiterapi ile tümörlü dokulara yüksek doz verilirken, kritik organlar korunabilmektedir. Bu çalışmada, inopere serviks kanseri tanısı ile brakiterapi uygulanan olguların 2 boyutlu ve 3 boyutlu tedavi planlamalarının dozimetrik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. İnopere serviks kanseri tanılı 20 hastanın 2 boyutlu ve 3 boyutlu planlamaları yapılmış, hedef hacim dozları ve kritik organ dozları karşılaştırılıp, istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İki boyutlu brakiterapi tedavi planlamaları, BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüsü üzerinden; ICRU (International Commision of Radiation Units) 38 raporuna göre, referans bir nokta olan A noktasına dozu %100 normalize edilerek yapılmıştır. Üç boyutlu brakiterapi tedavi planlamaları ise; BT görüntüsü üzerinden CTV (Clinical Target Volume)'ye dozu %100 normalize edilerek yapılmıştır. Her iki brakiterapi tedavi planlamasında da hedef hacmin %90'lık izodozlarının kapsadığı hacimler belirlenmiştir. Ayrıca, kritik organ dozlarının her iki brakiterapi tedavi planlamasında 2cc'lik hacimlerinin aldığı dozlar elde edilmiştir. Her iki planda da hedef hacim ve kritik organ dozları karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, CTV'ye normalize edilerek yapılan planlamalarda hedef dozların yetersiz olduğu görülmüştür. A noktasına normalize edilerek yapılan planlamalarda ise hedef doz hacmi dağılımı daha iyi bulunmuştur (her iki teknik karşılaştırıldığında hedef hacimlerin aldığı dozlar, istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur p<0,001). Her iki tekniği kritik organlar açısından değerlendirdiğimizde, CTV'ye normalize edilerek yapılan planlamalarda alınan dozlar anlamlı derecede daha düşük bulunmuş (p<0,001), A noktası referans alınarak yapılan planlamalarda ise kritik organ dozlarında artış görülmüştür.
Prostat kanserinin tedavisinde radyoterapi veya cerrahi yapılmış hastalarda tedaviye yanıt değerlendirilmesi
Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen non-kutanöz kanserdir. Günümüzde tanı ve tarama yöntemlerinin gelişmesi ile birlikte hastalığın daha erken evrelerde tespit edilebilmesi mümkün olmaktadır. Biz bu çalışmada 2005-2015 yılları arasında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde prostat kanseri tanısı ile definitif radyoterapi (RT) veya radikal prostatektomi (RP) uygulanmış hastaların mevcut verilerini tarayarak, genel sağkalım (GSK) ve biyokimyasal nükssüz sağkalım (BNSK) oranları ile tedavi yöntemlerinin etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık. Her iki kolda toplam 128 hasta vardı. Hastalar D'Amico risk sınıflamasına göre düşük, orta ve yüksek risk grubu olarak sınıflandırılmıştı. 82 hasta RP, 46 hasta da definitif RT ile tedavi edilmişti. RP kolunda radikal retropubik prostatektomi +/- pelvik lenf nodu diseksiyonu (PLND) yapılmışken, RT kolundaki hastalara RT +/- hormonoterapi (HT) uygulanmıştı. Ortalama takip süresi 45.8 ay iken, ortalama tanı yaşı RP kolunda 64.6±7 yıl, RT kolunda 69.9±6.7 yıl idi. Düşük risk grubu hastaların 10 yıllık takiplerinde biyokimyasal nüks tespit edilmedi. Orta risk grubu hastalarda biyokimyasal nüks açısından tedavi kolları arasında fark tespit edilmezken, yüksek risk grubunda RT kolunun istatistiki olarak anlamlı derecede iyi olduğu saptandı (p=0,04). Tedavi kollarına göre GSK oranları RP için % 94.8 ve RT için % 86.3 olarak bulundu (p=0,019). Risk grupları açısından işlem türüne göre GSK analizi yapıldığında RP kolunda sağkalım oranı düşük, orta ve yüksek risk grubunda sırasıyla % 97.1, % 93.8, % 92.3 iken; RT kolunda sırasıyla % 81.8, % 92.9, % 90.5 idi (p>0,05). Tedavi kollarına göre BNSK oranları RP için % 97 ve RT için % 90.9 olarak bulundu (p>0,05). Risk grupları açısından işlem türüne göre BNSK analizi yapıldığında RP kolunda sağkalım oranı orta ve yüksek risk grubunda sırasıyla % 92.3, % 95.2 iken; RT kolunda % 79.6, % 81.6 idi (p>0,05). Definitif RT'nin risk gruplarına göre biyokimyasal nüks gelişme oranı üzerindeki etkisi incelendiğinde yüksek risk grubu hastalarda daha başarılı olduğu görüldü. RP'nin ise sadece işlem türüne göre GSK oranı açısından daha üstün olduğu saptandı. BNSK ve GSK oranları incelendiğinde her iki kolda risk grupları açısından anlamlı fark yoktu. RT kolundaki hastaların yaş ortalamaları ile komorbid hastalık oranlarının yüksek olması, grupların homojen dağılmamış olması ve 3 boyutlu konformal RT (3D-CRT) ile daha etkin yüksek RT dozlarına çıkılamamış olması RT kolunun dezavantajlarıydı. Sonuç olarak; RT'nin daha etkin olduğu yoğunluk ayarlı RT (IMRT) gibi tedavi teknikleri ile, multidisipliner yaklaşıma katkı sağlayacak daha uzun takip süreli karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç vardır.