
173
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kadınların gıda güvenliği konusunda tutum ve davranışlarının incelenmesi: Mersin ili örneği
Beslenme, canlıların en temel ve basit ihtiyacıdır. Gıdaların soframıza gelinceye kadar sağlıklı, temiz ve bozulmamış olması, insan sağlığına zarar vermemesi gerekmektedir. Küreselleşme ile yaşanan gelişmeler, artan gıda ticareti, iklim değişiklikleri, ekonomik ve siyasi sebepler, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve artan nüfus ile birlikte sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmede bazı olumsuzlukları beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, Mersin ili merkez ilçesinde yaşayan kadınların gıda güvenliği konusunda tutum ve davranışlarının incelenmesidir. Bu kapsamda gıda alışverişi yapan 165 kadın ile gerçekleştirilen yüz yüze anket çalışması sonuçları SPSS 29.0 paketinde analiz edilmiştir. Kadınların %64.6'sının gıda güvenliği kavramını daha önce duyduğu, %35.4'ünün ise bu kavramdan haberdar olmadığı tespit edilmiştir. Ankete katılan kadınların bir gıda ürünü satın alırken fiyat, marka, görüntü, lezzet, kalite ve ürün yanında verilen promosyonlar gibi kriterleri önemsediği belirlenmiştir. Ayrıca gıdanın son tüketim tarihine bakıldığı ve ambalaj kontrolünün her zaman yapıldığı, ancak etiket içerik bölümünde yazan üretim yeri, besin değeri, katkı maddeleri ve Türk gıda kodeksine uygunluk ile ilgili bilgilere dikkat edilmediği görülmüştür. İlkokul ve altı eğitim düzeyine sahip kadınların %53.1'i, lisans eğitim düzeyine sahip kadınların ise %64,9'u bilinçli bir tüketici oluğunu düşünmektedir. Ankete katılan kadınların %74.5'inin Türk Standartları Enstitüsü hakkında fikir sahibi olduğu ancak diğer gıda güvence sistemlerini bilmediği tespit edilmiştir. Kadınlar gıda güvenliği ile ilgili bilgileri en fazla internet, TV programları ve radyo aracılığıyla edinmektedir. Ankete katılan kadınların %36.4'ü daha önce gıda zehirlenmesi yaşamıştır. Kadınların %87.8'i gıda güvenliği konusunda denetimlerin, kontrollerin ve mevzuata uygunluğun yeterli olmadığını, %70'i ise Alo 174 Gıda Hattı'nı duymadığını ifade etmiştir. Kadınların eğitim düzeyleri ile gıda güvenliğinin tam olarak sağladığı ürünlere fazladan ödeme yapma isteği arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Kadınların %55.2'sine göre gıda güvenliğinin sağlanmasında en önemli sorumluluk resmî kurumlara düşmektedir. Bunu sırasıyla gıda üreticileri, tüketiciler, dağıtıcı ve satıcılar takip etmektedir.
AB'de üretici organizasyonlarının yaş meyve ve sebze ortak piyasa düzeni işleyişi ve ürün piyasa fiyatı oluşumundaki rolleri
Avrupa Birliği'nin (AB) Ortak Tarım Politikası (OTP), yaklaşık yarım asırlık bir süredir uygulanan ve bir dizi reformla günümüze ulaşan bir politikasıdır. OTP, AB'nin taze meyve ve sebzeler için ortak piyasa düzenlemeleri (OPD) ile üreticilere hem mali destek sunmak hem de ürünlerinin kalitesini artırmak ve fiyatlarını stabilize etmek amacıyla hizmet etmektedir. Bu düzenlemeler kapsamında, üreticilere ürünlerini birlikte pazarlama ve dağıtma konusunda yardımcı olacak şekilde rol alması için üretici organizasyonları teşvik edilmektedir. Bu sayede, üreticiler daha güçlü bir pazarlık pozisyonu kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; üretici organizasyonlarının sektörü daha rekabetçi ve piyasa odaklı hale getirme, gelir dalgalanmalarını azaltma, çevre dostu tarımı teşvik etme ve ürünün piyasa fiyatı oluşumundaki etkilerini incelemektir. Bu nedenle, AB'nin taze meyve ve sebze sektörünü konu edinen EC 2200/96 sayılı Yönetmelik yasal yapı ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. Bununla birlikte, bu çalışmada AB tarım politikalarındaki değişimin nedenlerini anlamak için Birlik tarımsal yapısı ve tarımın Birlik ekonomisindeki rolü, AB'ye aday olan Türkiye'nin tarımsal yapısı ve OTP ile uyum çalışmaları da ele alınmıştır. Yaş meyve ve sebze (YMS) OPD'nin Türkiye'de uygulanabilmesi için mevcut üretici örgütlerinin, AB benzeri bir yapılanma içinde yeniden tanımlanması gerektiği öngörülmüştür.
Engellilerin kamu hizmetlerine erişim düzeylerinin ve bunu etkileyen faktörlerin Antalya ili kırsal ve kentsel alanda karşılaştırmalı olarak belirlenmesi
Engelli bireylerin kamu hizmetlerine erişimi sorunu kırsal alanlarda daha belirgindir. Bu nedenle kentsel alanda yaşayan engelliler ile kırsal alanda yaşayan engellilerin kamu hizmetlerine erişim düzeylerinin karşılaştırmalı olarak belirlenmesi, engellilere yönelik geliştirilecek kırsal kalkınma politikaları bakımından önem arz etmektedir. Bu araştırmanın ana amacı; kırsal ve kentsel alanda yaşayan fiziksel, işitme ve görme engelli bireylerin temel kamu hizmetlerine erişim düzeylerinin ve erişim düzeylerini etkileyen faktörlerin Antalya ili örneğinde araştırılmasıdır. Anket uygulanan engelli bireylerin belirlenmesinde "Evren Büyüklüğü Belli Olan Araştırmalarda Tahmini Örneklem Hacmi Belirleme Yöntemi" tercih edilmiş olup 61 fiziksel, 60 işitme ve 60 görme engelli birey ile yüz yüze görüşülmüştür. Kamu hizmetlerine erişim düzeylerinin belirlenmesinde "Likert Tipi Ölçek Analizi", erişim düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesinde "Sıralı Lojistik Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, fiziksel ve görme engellilerin kamu hizmetlerine erişim düzeyleri hem kırsal hem kentsel alanda "2. Az erişen" erişim düzeyi olarak belirlenmiştir. İşitme engelli bireyler ise kentsel alanda "1. Tam erişen", kırsal alanda "2. Az erişen" erişim düzeyine sahiptir. Kırsal ve kentsel alanda ikamet etme durumu, fiziksel engellilerin kamu hizmetlerine erişim düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkiye sahip değildir. İşitme ve görme engellilerde ise kırsal alanda ikamet etme durumu, kamu hizmetlerine erişim düzeylerini negatif yönde etkilemektedir. Her engel grubunun kamu hizmetlerine erişim kapsamında ihtiyaç duydukları düzenlemeler farklılık göstermektedir. Bu doğrultuda her engel grubu için farklı düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Kalkınma programlarında kırsal alanda ikamet eden engelli bireylerin kamu hizmetlerine erişimine yönelik stratejilere yer verilmesi, engellilerin kamu hizmetlerine erişim düzeylerini pozitif yönde etkileyecektir.
Tanzanya'da küçük ölçekli pamuk işletmelerinin üretim ve pazarlama yapısının swot analizi ile değerlendirilmesi
Pamuk, Tanzanya'da ulusal gelirlere ve istihdama katkıda bulunan önemli ticari tarımsal ürünlerinden biridir. Pamuk; tarıma bağımlı birçok topluluk için, özellikle batı bölgesinde yer alan Kwimba ilçesi için önemli bir gelir kaynağı olmuştur.Araştırmanın amacı;Tanzanya'nın Kwimba ilçesinde küçük ölçekli pamuk işletmelerinin üretim ve pazarlama yapısın araştırılmasıdır. Araştırmanın ana materyalini; pamuk üretimi yapan küçük çiftçilerin ağırlıkta olduğu Kwimba ilçesinde, Tabakalı Tesadüfi Örnekleme ile seçilen örneklerle, 2024 yılında, yüz yüze anket yöntemiyle elde edilen birincil veriler oluşturmaktadır. Çalışmada, sonuçların tartışılması ve önerilerin geliştirilmesi için ikincil veriler de kullanılmıştır. Elde edilen birincil veriler, frekans, yüzde ve ortalama gibi tanımlayıcı istatistikler kullanılarak SPSS ve Nvivo 20 versiyonlarıyla analiz edilmiştir. Ayrıca, nitel veriler tematik yöntem kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; Küçük ölçekli üreticilerin arazi büyüklüğü 1 ile 5 hektar arasında değişmektedir. Anket yapılan üreticilerin arazi büyüklüğü 1 ile 2 hektar ve onların ortalama üretim miktarı 1,65 ton olarak saptanmıştır. Üreticilerin arazi büyüklüğü ise 2 ile 5 hektar arasında değişmekte olup onların ortalama üretim miktarı 2,58 tondur. Anket yapılan tüm pamuk üreticileri kooperatif aracılığıyla ürünlerini satmaktadır. Çalışma bulgularına göre, çoğu pamuk çiftçisinin düşük gelirli hanelerden geldiği ve küçük ölçekli tarım yaptıkları, meslekte erkeklerin ağırlıklı olduğu belirlenmiştir. Çalışma bulguları, tarımsal girdilerin kooperatifler aracılığıyla hükümet tarafından sağlanan sübvansiyonlarla çiftçiler için oldukça erişilebilir olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, daha az sübvanse edilen gübreler nedeniyle, birçok çiftçi geleneksel gübre kullanmasına rağmen, mevcut gübrelere erişimde zorluklar yaşamaktadır. Çalışma, çiftçilerin pamuk pazarının yalnızca kooperatifler aracılığıyla birincil alıcı olarak mevcut olduğunu bulmuştur. Birincil pamuk pazarı ve fiyatları hükümet tarafından kontrol edilmektedir. Bununla birlikte, ikincil ve üçüncül pazarda kooperatiflerden pamuk lifi satın alan birçok alıcı bulunmaktadır. Üreticilerin iklim değişikliklerinden etkilendiği belirlenmiştir. Çalışmada, tarımsal arazinin mevcudiyeti ve tarımsal girdilere kolay erişim pamuk üretimin güçlü yön olarak bulunmuş olup sermaye eksikliği, eğitim ve beceri eksikliği pamuk üretimin zayıf yönleri olarak belirlenmiştir. SWOT analizi sonuçlarına göre; artan yerel talep, modern tarım yöntemleri ve teknolojisi pamuk üretimin fırsatları olarak belirlenmiş fiyatın siyasi etkisi ve iklim değişikliği pamuk üretimin tehditleri olarak saptanmıştır. Küçük işletmelerin uretimi ve piyasaya katılımının arttırılması için; etkili fiyat politikaları çalışmaları, yol altyapısı, iklim değişikliği ve genişleme hizmeti çalışmaları, pazarlamabilgilerine erişim, krediye erişim, ticarileşme, iyileştirilmiş depolama tesisleri ve ve tarımsal girdilerine erişim sağlanması çalışmaları yapılmalıdır. Ayrıca, üreticiler de, daha yüksek verimlilik için modern tarımda uygulamalarına yer almalıdır.
Pirinç üretim ve pazarlama yapısının analizi: Batı Kamerun bölgesi Noun Havzası örneği
Pirinç, Kamerun'un kırsal ve kentsel nüfusu için temel gıda maddelerinden olup, buğday ve mısırdan sonra en çok tüketilen gıdadır. Ancak, üretim ve pazarlama aşamalarında birçok zorlukla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, Batı Kamerun Bölgesi Noun Havzası'nda pirinç üretim ve pazarlama yapısının analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; üreticilerin ve tüccarların sosyo-ekonomik özellikleri, pirinç üretim yapısı ve maliyeti, pazarlama kanalları ve pazarlama marjları belirlenmiştir. Çalışmada 100 üretici ve 30 tüccar ile anket yapılmıştır. Veri işlemede SPSS programı kullanılmış olup tanımlayıcı analiz, SWOT analizi, maliyet analizi ve pazarlama marjlarının hesaplanması yapılmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre; üretici ve tüccar nüfusu yaşlanmaktadır. Cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi gibi sosyal faktörlerin üretim ve pazarlama üzerinde etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bunun yanında, aile ve işletme büyüklüğü ile yüksek tarımsal girdi fiyatları gibi faktörlerin üretim ve pazarlamayı etkilediği ortaya konulmuştur. Araştırma havzasında pirinç pazarlaması kısa, orta ve uzun (üreticilerin çoğunun tercihi) olmak üzere 3 farklı kanaldan oluşmaktadır. Üreticilerin karşılaştığı zorluklar arasında yetersiz sulama altyapısı, modern tarım ekipmanlarının eksikliği ve finansman eksikliği bulunmaktadır.
Antalya ilinde serada sebze yetiştiriciliği alanında liderlik türlerinin saptanması ve karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmanın temel amacı, Antalya ilinde kırsal alanda örtüaltı üretim alanında liderlerin sosyal ağ analizi ile belirlenmesi, lider tiplerinin ve lider olmayı etkileyen faktörlerin tespit edilmesidir. Araştırmada, örtüaltı üreticilerinin oluşturduğu ağları, ağda yer alan aktörleri ve aktörlerin birbirleri arasındaki etkileşimleri ve bilgi paylaşım ağlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, kırsal alanlarda faaliyet gösteren üreticilerin sosyo-ekonomik özellikleri, tarımsal faaliyetleri, bilgi kaynakları, tarımsal yenilikleri benimseme tutumları ve liderlik algıları incelenmiştir. Araştırma kapsamında, Serik, Aksu ve Kumluca ilçelerindeki 104 üretici ile yüz yüze gerçekleştirilen anketler aracılığıyla elde edilen veriler analiz edilmiştir. Anket uygulaması yapılan üreticilerin seçiminde kartopu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler ve sosyal ağ analizi kullanılarak üreticilerin sosyo-ekonomik özellikleri, tarımsal faaliyetleri, bilgi kaynakları, tarımsal yenilikleri benimseme tutumları ve liderlik algıları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Araştırmada üreticilerin sosyo-ekonomik özelliklerinin yanı sıra, bilgi akışındaki anahtar konumdaki üreticiler ve lider çiftçilerin belirlenerek, tarımsal yeniliklerin yayılması ve bilgi paylaşım ağlarının etkinliği konularında veriler elde edilmiştir. Bununla birlikte, faktör analizi kullanılarak algılanan liderlik türleri tespit edilmiş ve üreticilerin bilgi ihtiyaçları ve bilgi kaynakları analiz edilmiştir. Araştırma bulguları kapsamında üreticilerin büyük çoğunluğunun ilköğretim mezunu olduğu, aile işletmelerinde çalıştığı ve önemli bir kısmının tarım sigortası yaptırmadığı belirlenmiştir. Çalışmada üreticilerin hastalık ve zararlı mücadelesi ile ilgili bilgileri en çok bayilerden aldıkları, yetiştiricilikle ilgili işlemler için de yine bayilere başvurdukları tespit edilmiştir. Tarımsal yenilikleri benimseme oranları ve yeni teknolojilere karşı tutumları incelenmiş ve üreticilerin yeniliklere büyük ölçüde açık oldukları ve genellikle diğer üreticilerin deneyimlerini dikkate aldıkları görülmüştür. Üreticilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için çeşitli desteklerden yararlandıkları, ancak bu desteklerin kullanım oranlarının düşük olduğu saptanmıştır. Üreticilerin liderlik algıları ve tarımsal karar alma süreçlerindeki bulguları incelendiğinde üreticilerin lider olarak gördükleri kişilerin genellikle; güvenilir, tecrübeli ve yenilikçi özelliklere sahip oldukları görülmüştür. Tarımsal faaliyetlerle ilgili kararların genellikle işletme sahibi üretici tarafından bireysel olarak alındığı, aile üyelerinin karar alma süreçlerindeki etkisinin sınırlı olduğu belirlenmiştir. Kırsal alanda tarımsal faaliyet gösteren üreticileri yüz yüze eğitecek sayıda ve yetenekte çalışan bulmak mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle yerel önderlerden yararlanmak büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda önder çiftçiler, kırsal alanda tarımsal bilgilerin yayılmasında kritik bir rol oynamaktadır.
Sebze tohumu dış ticaretinde Türkiye'nin konumu ve bunun Antalya sebze tohumu üretimine yansımaları
Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha belirgin hale geldiği ve kaliteli gıda üretiminin giderek artan bir öneme sahip olduğu günümüzde, tarım sektörü ve bu sektörün içinde ekonomik ve stratejik bir faaliyet alanı olan tohumculuk, giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Tarım sektörü, ülke nüfusunun yaşamını sürdürebilmesi, milli gelir ve istihdama katkı sağlaması, diğer sektörlere ham madde ve sermaye temin etmesi, ihracat ve ithalata doğrudan ve dolaylı etkisi ile tüm dünyada vazgeçilmez bir sektör olarak kabul edilmektedir. Türkiye özelinde, tarım sektörü Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar ekonomik ve sosyal gelişim açısından kritik bir rol oynamış ve bu rolünü sürdürmeye devam etmektedir. Türkiye, sebze tohumu üretiminde önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen; nitelikli iş gücü eksikliği, yüksek maliyetler ve döviz kuru dalgalanmaları gibi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunların çözümü için firmaların kurumsal kapasitelerini güçlendirmeleri, üniversitelerle iş birliklerini artırmaları ve çalışan eğitimlerine önem vermeleri gerekmektedir. Ayrıca, üretim ve ihracata yönelik teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, dış pazarlara erişimi kolaylaştıracaktır. Türkiye de kamu-özel sektör iş birlikleri yoluyla yerli ve iklime uyumlu çeşitlerin geliştirilmesi, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artıracaktır. Küçük ölçekli işletmelerin desteklenmesi sektörde büyümeyi sağlayacaktır. Öte yandan, iklim değişikliği ile birlikte kuraklığa ve hastalıklara dayanıklı çeşitlere ve organik tohumlara olan talebin artması alternatif pazarlara açılım için yeni fırsatlar sunmaktadır. Türkiye, önemli bir sebze üreticisi olmasına rağmen geçmişte sebze tohumu konusunda dışa bağımlı bir yapıya sahipti. Ancak son yıllarda uygulanan politikalar ve yapılan desteklemeler ile tohumculuk sektöründe önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye'nin İhracat ve İthalat miktarlarına bakıldığında yıllara bağlı olarak dalgalanmalar olsa da incelenen dönemlerin çoğunda sebze tohumu ihracatının sebze tohumu ithalatından yüksek olduğu tespit edilmiştir. Türkiye, sebze tohumu ihracatında her geçen gün küresel pazardaki konumunu güçlendirmekte ve hem iç hem de dış piyasa taleplerini karşılamaya devam etmektedir. Ülkenin sahip olduğu jeopolitik konum ve iklimsel avantajlar, tohumculuk sektöründe rekabetçi bir profil sergilemesine katkı sağlamaktadır. Özellikle Antalya ili, ılıman iklim koşulları sayesinde yıl boyunca üretim yapılabilmesine olanak tanımakta; turizm potansiyeli ve gelişmiş ulaşım altyapısı gibi avantajlarıyla Türkiye'nin sebze tohumu üretiminde öncü illerinden biri olarak öne çıkmaktadır. 2002 yılında 145.227 ton olan tohumluk üretimi, 2023 yılı itibariyle 9 kat artarak 1.300.020 tona ulaşmıştır. Sebze tohumunda, 2002 yılında %10 olan yerli tohum payı, kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilen ıslah çalışmaları sonucunda %55'lere yükselmiştir. Kavun, biber, domates gibi bazı sebze türlerinde ise bu oran %70'lere ulaşmıştır. Türkiye'de sebze tohumu üretimi yapan toplam 337 firma bulunmakta olup, bu firmaların 112'si (%33) Antalya ilinde faaliyet göstermektedir. Bu nedenle, araştırma alanı olarak Antalya ili seçilmiştir. Türkiye'nin sebze tohumu dış ticaretindeki konumu, ithalat ve ihracat verileri incelenerek ekonomideki önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın ana materyalini ikincil veriler oluşturmakta olup, çalışmada BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Uluslararası Tohum Federasyonu (İSF) ve konu ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların raporları, araştırmaları ve istatistikleri kullanılmıştır. Toplanan ikincil verilerden, öncelikle seçilen tohum türleri üzerinden yıllara bağlı hesaplamalar yapılmıştır.
Nijerya'nin oyo eyaletindeki küçük çiftçilerin iklim dostu tarim teknoloji̇lerini beni̇msemesini etki̇leyen faktörlerin analizi.
Nijerya'nın tarım sektörü, önemli ekonomik katkısına rağmen iklim değişikliği ve ilgili sosyo-ekonomik stres faktörleri gibi ciddi engellerle karşı karşıyadır. Bu bağlamda, bu çalışma Nijerya'nın Oyo Eyaleti'ndeki küçük çiftçilerin iklim dostu tarım teknolojilerini (İDTT) benimsemesini etkileyen faktörleri analiz etmeyi amaçlamıştır. Çok aşamalı örnekleme yöntemiyle seçilen 137 katılımcıdan anket yoluyla toplanan veriler, tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistiklerle analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların çoğunluğunun erkek, evli ve ortalama 42 yaş civarında olduğunu, belli bir eğitim seviyesine ve önemli bir çiftçilik deneyimine sahip olduğunu göstermektedir. Çoğunlukla miras kalan arazilerde küçük ölçekli çiftçilik yapan katılımcılar, çiftlik finansmanı için büyük ölçüde kişisel tasarruflarına güvenmekte ve önemli bir kısmı çiftlik dışı gelir kaynaklarına sahiptir. Mahsul üretimi genellikle küçük ölçekli olup, mısır ve manyok temel ürünlerdendir; ancak manyok daha yüksek verim potansiyeli sergilemektedir. Katılımcıların yaklaşık yarısı İDTT konusunda yüksek farkındalığa sahip olup, bu farkındalığın temel olarak sosyal medya platformlarından (Facebook, WhatsApp vb.) kaynaklandığı belirlenmiştir. Benimsemeyi zorlaştıran başlıca faktörler arasında teknik bilgi eksikliği, düşük kar marjları, yüksek ön maliyetler, sosyal eşitsizlik, geleneksel yöntemlere bağlılık, yetersiz altyapı ve öngörülemeyen hava koşulları yer almaktadır. Bu engellere rağmen, katılımcıların önemli bir kısmı İDTT'yi yüksek düzeyde benimsemiş ve bu teknolojilerin sürdürülebilirliğe katkısı ile çevresel etkileri azaltma potansiyeline güçlü bir şekilde inanmaktadır. İstatistiksel analizler, eğitim yeterlilikleri, çiftçilik deneyimi, toplam çiftlik büyüklüğü ve bilgi kaynaklarına erişim gibi faktörlerin İDTT benimsenmesini anlamlı ölçüde etkilediğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, benimseme seviyelerini doğrudan etkileyen bu faktörlere yönelik hedefe yönelik müdahalelerin, özellikle eğitimin teşviki, yayım hizmetlerinin geliştirilmesi ve tarımsal altyapının iyileştirilmesinin sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşması için elzem olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, çalışma alanındaki çiftçilerin İDTT benimseme olasılığının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu benimseme düzeyinin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla modern teknolojilerin mevcut geleneksel tarım uygulamalarıyla uyumlu hale getirilmesi önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yeniliklerin Benimsenmesi, İklim Dostu Teknolojiler, Küçük Çiftçiler, Oyo Eyaleti, İklim-Akıllı Tarım, Tarım Teknolojileri.
Türkiye'nin Avrupa Birliği taze domates pazarında rekabet gücünün analizi
Bu çalışma, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) taze domates pazarındaki rekabet gücünü analiz etmektedir. Çalışma, Türkiye'nin domates üretim kapasitesi, ihracat yapısı ve AB ile ticari ilişkilerini bütüncül bir bakış açısıyla analiz etmektedir. Rekabet gücü; fiyat, kalite, verimlilik, lojistik altyapı ve AB standartlarına uyum gibi çok boyutlu değişkenler çerçevesinde incelenmiştir. Analizlerde Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA) endeksi ile birlikte sektör raporları ve ticaret istatistiklerinden yararlanılmıştır. Bulgular, Türkiye'nin taze domates üretiminde güçlü bir konumda olduğunu, ancak AB pazarında Fas ve İspanya gibi rakipler karşısında istikrarlı bir rekabet avantajı sağlayamadığını ortaya koymuştur. İhracat performansındaki sınırlılıkların temel nedenleri arasında kalite standardizasyonu eksiklikleri, lojistik sorunlar ve AB'nin gıda güvenliği düzenlemelerine uyumda yaşanan güçlükler öne çıkmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin taze domates ihracatında sürdürülebilir rekabet avantajı elde edebilmesi için, üretimden ihracata uzanan süreçlerde kalite odaklı bir dönüşüm gerçekleştirmesi, lojistik zincirlerini güçlendirmesi ve AB pazar dinamiklerine uygun ticaret stratejileri geliştirmesi gerekmektedir. Çalışma, Türkiye'nin mevcut üretim potansiyelinin, hedef pazar analizine dayalı politikalarla desteklenmesi halinde, AB pazarında rekabet gücünü artırabileceğini göstermektedir.
Büyükşehir yasasının kırsal kalkınma hizmetleri ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği açısından değerlendirilmesi: Antalya ili örneği
Türkiye'de geçmişte, yerel yönetim uygulamalarında yasal ve kurumsal yapıda yaşanan değişimler nedeniyle kırsal kalkınma hizmetlerinin sürdürülmesinde belediyeler yanında farklı kamu kurumları (il özel idaresi, köy hizmetleri vd.) da çeşitli görevler üstlenmiştir. Türkiye'de 2012'de, 6360 Sayılı Yasa ile 30 il Büyükşehir Belediyesi (BŞB) olmuş, belediye hizmet alanı sınırları da il ve ilçe mülki idare sınırlarına kadar genişletilmiştir. Bu kapsamda, kırsal ve tarımsal hizmetlerin sürdürülmesi konularında da büyük şehir belediyelerine yeni yetki alanları yaratılmıştır. Büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerine kırsal ve tarımsal hizmetler konusunda üreticilere de kent belediyesine bağlanma kaynaklı yeni mali ve idari sorumluluklar yüklenmiştir. Bu çalışmanın amacı; 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası sonrasında sadece mahalleye ve kırsal mahalleye dönüşen köylerdeki kırsal kalkınma hizmetlerinin etkinliği (muhtar hedef kitlesi), belediye kırsal hizmetleri yönetim etkinliği (il-ilçe belediyeleri) ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirlik düzeyi ile bunu etkileyen yasal düzenleme ilişkili faktörler (üretici hedef kitlesi) Antalya ili örneği üzerinde analiz etmektir. Çalışmada, yasanın tarımın sürdürülebilirliğine etkisini analiz etmek için 150 (açık tarla-bahçe üretimi 50, hayvancılık faaliyeti 50, örtü altı üretim 50) üretici ile anket uygulaması yapılmıştır. Yasanın kırsal kalkınma hizmetlerine olan etkisini ölçmek için 300 muhtar ile anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. İlgili yasanın yönetimsel etkisini belirlemek için ise 14 ilçe belediyesi ile görüşme cetveli vasıtasıyla anket gerçekleştirilmiştir. FAO'nun geliştirdiği, SAFA (2013) kılavuzuna dayalı olarak sürdürülebilirlik endeksleri dört boyutlu (yönetimsel, ekonomik, çevresel ve sosyal) olarak hesaplanmıştır. Ayrıca sürdürülebilirliği etkileyen faktörler ikili probit analizi ile belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; Genel sürdürülebilirlik endeksi, 0.42 ile "orta düzeyde sürdürülebilir"(sınırlı düzeyde sürdürülebilirliğe yakın) bir yapı ortaya konmuştur. Bu, araştırma alanındaki tüm üretim faaliyetlerinin topluca ele alındığında sürdürülebilirlik açısından riskli ama geliştirilebilir bir düzeyde olduğunu işaret etmektedir. Bununla birlikte, tüm üretim faaliyetlerinde en düşük endeks değerine sahip olan boyut ekonomik sürdürülebilirliktir. Muhtarlar, belediyelerin kırsal kalkınma hizmetlerinin etkinliğini düşük olarak değerlendirmiştir. Ayrıca muhtarların yetkileri, altyapı, eğitim ve tarımsal destek gibi alanlarda iyileştirmeler gerektiği de vurgulanmıştır. İlçe belediyelerinin, Yasa (No.6360) sonrasında kırsal hizmetler yönetim durumu güçlenmiş, (çok) daha etkin hale gelmiştir. Bu bağlamda, kırsal alanlara yönelik hizmet sunumunun daha etkin ve bütüncül bir yapıya kavuşturulabilmesi için yasal düzenlemenin uygulanmasına yönelik kurumsal kapasitenin artırılması ve kurumsal rollerin netleştirilmesi gerekmektedir.
Suriyeli sığınmacıların tarımsal istihdama etkilerinin incelenmesi: Elmalı ilçesi örneği
Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş birçok insanın ölümüne ve ülkelerini terk etmelerine neden olmuştur. 2015 yılında, Avrupa'ya ulaşan veya ulaşmaya çalışan sığınmacı sayısı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük göç dalgasıdır. Özellikle Akdeniz ve Ege Denizi üzerinden, bir milyondan fazla insan iç savaş, yoksulluk, terör ve siyasi baskıların etkisi ile Avrupa'ya kaçmıştır. Türkiye'ye de 3.3 milyon Suriyeli sığınmacı geçici koruma kapsamında kabul edilmiştir. Türkiye'de yaşayan Suriyeli sığınmacılar, başta tarım işçisi olmak üzere inşaat, sanayi, tekstil, imalat gibi çeşitli sektörlerde geçici veya mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır. Ayrıca ev hizmetleri, seyyar satıcılık, çöp toplama, çocuk ya da yaşlı bakıcısı, tarım işçisi ve çoban olarak istihdama katılmaktadır. Araştırma alanı olarak belirlenen Antalya ili Elmalı ilçesinde son 10 yılda yayla seracılığının yaygınlaşmasıyla tarım işçisi talebi de artmıştır. Ancak çiftçiler önceleri kendi köylerinden ya da yakın köylerden yevmiyeli veya mevsimlik tarım işçisi temin ederken yıllar içinde tarım işçisi bulmakta zorlanmaya başlamışlardır. Kısaca Suriyeli sığınmacılar araştırma alanında bu anlamda işgücü kaynağı olmuştur. Şehir merkezinde yaşamaları yasak olan Suriyeli sığınmacılar kırsal alanda yaşadıkları için tarımsal üretim faaliyetlerine yabancı işgücü olarak katılmaya başlamışlardır. Bu çalışmanın amacı Antalya ili Elmalı ilçesinde tarımsal üretimde çalışan Suriyeli sığınmacıların demografik ve sosyo-ekonomik analizini yaparak mevcut durumlarına ilişkin genel bir fotoğraf sunmak ve tarımsal istihdama etkilerini incelemektir. Bu çalışma ile Suriyeli sığınmacıların tarımsal istihdamdaki yeri belirlenmiştir. Bu kapsamda Elmalı ilçesinde ikamet eden Suriyeli sığınmacılarla yüz yüze anket yapılmıştır. Suriyeli sığınmacıların belirlenmesinde kartopu örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Buna göre 150 Suriyeli sığınmacı ve onlara iş veren 50 çiftçi ile anket yapılmıştır. Verilerin analizinde ki kare testi ve 5'li likert tipi ölçek kullanılmıştır. Suriyeli sığınmacılar Erkek İşgücü Birimine (EİB) göre 2 gruba ayrılmıştır. Eğitim düzeyi ve tarımsal konularda eğitim alma isteği açısından 2 grup arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Suriyeli sığınmacıların %70'inin eşi ve çocukları ile yaşadığı, %56.7'sinin çalışma şartlarından memnun olduğu, %73.3'ünün mesleğinin çiftçilik olduğu ve %80.7'sinin geldikleri yerde de kırsal alanda yaşadığı belirlenmiştir. Çiftçilerin %92'si "yerel tarım işçisi bulmakta zorlanıyorum" önermesine kesinlikle katıldığını ifade etmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, İstihdam, İşgücü, Sığınmacı, Tarım işçisi
Benin'de pamuk üreticilerinin iklim değişikliğine uyumunun sosyal ağ analiziyle çözümlenmesi
Son yıllarda tekrarlayan iklimsel değişkenlik ve oynaklık görülmüştür. Yağış anormallikleri ve gecikmeler, sıcaklık artışları veya bol miktarda sel sonucu meydana gelmiştir. Bu nitelikteki bir senaryo, üreticileri etkilenmeden bırakmamaktadır. Bu nedenle, faaliyetlerini sürdürmek ve hayatta kalmalarını sağlamak için, üreticiler aynı zamanda tarımsal gelir akışlarını koruyarak çeşitli yollar geliştirmektedir. Bunun ışığında, Benin'deki pamuk üreticilerinin etkileşim yoluyla başa çıkma stratejileri analiz edilmektedir. Ayrıca, iklimle ilgili bilgilerin yayılmasından oluşan çeşitli klikler incelenmiştir.Bunu başarmak için üreticilerin ağ verilerini toplamak için kartopu yöntemi kullanıldı. Toplanan verileri işlemek için Gephi kullanılmıştır. Verilerin işlenmesi, yalnızca başarılı iletişim için nüfuzu olan çiftçilerin belirlenmesine değil, aynı zamanda iklimsel bilgilerin etkin bir şekilde yayılması için kilit oyuncuların belirlenmesine de yol açmıştır. Sosyal ağ yaklaşımının artan önemi göz önüne alındığında, mevcut çalışma, pamuk üretimi ve iklim değişikliği bağlamında, başa çıkma stratejileri açısından mevcut bilgi yayma durumunun anlaşılmasına yardımcı olan bir teşhis sunmaktadır. Daha da iyisi, Benin'deki sosyal ağ analizine dayanan iklim bilgisinin yayılmasında yer alan aktörlerin net bir resmini sağlayan ilk akademik makaledir.
Manavgat Altın Susamı'nın markalaşmasında coğrafi işaretin rol ve işlevinin araştırılması
Markalaşma, ürünlerin diğer rakip mallardan farklılığını ortaya koymak için günümüz dünyasındaki en geçerli yoldur. Coğrafi işaretler (Cİ) ise ürünlerin ulusal ve uluslararası düzeyde markalaşmasında önünü açan ve rakiplerinden farklılaştıran en önemli araçlardandır. Özellikle coğrafi işaretler bir ürünün üretim metodunu ve kalitesini garanti etmek, yerel üretimi ve kırsal kalkınmayı desteklemek, geleneksel bilgi ve kültürel değerleri korumak bakımından çok önemli işlevlere sahiptir. Bu etkiler dikkate alındığında, bir ürünün markalaşmasında coğrafi işaretlerin çok önemli roller oynayacağını göstermektedir ve markalaşmış pek çok ürünün ise coğrafi işaret tesciline sahip olduğu izlenmektedir. Buna göre Türkiye'de 2021-Aralık ayı itibariyle 967 adet Cİ tescilli ürün bulunmakla beraber bunlardan bir tanesi de 2021 yılında tescil edilen Manavgat Altın Susamı'dır. Bu çalışmada çok önemli iki konu olan markalaşma ve coğrafi işaret etkileşimi esas alınarak, Manavgat Altın Susamı'nın markalaşmasında, coğrafi işaretin rol ve işlevinin saptanması amaçlanmıştır. Manavgat Altın Susamı üzerinde yapılan bu araştırmanın bulgularının, diğer Cİ tesciline sahip ürünler için de örnek oluşturması beklenmektedir. Araştırma Antalya'da ikamet eden 60 tüketici ve 20 sektör paydaşı olmak üzere toplamda 80 katılımcıyla anket uygulaması ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birincil veri kaynakları anket çalışmasına, ikincil veri kaynakları ise literatür taramalarına dayanmaktadır. Bu araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmada anket uygulanan tüketicilerin tamamının susam ve alt ürünlerini kullandığı ve bu ürünleri alırken sadece %20'sinin Manavgat Altın Susamı'nı tercih ettiği belirlenmiştir. Cİ'li ürünleri satın alırken, tüketicilerin dikkate aldıkları ilk unsurun fiyat, ikinci unsurun ise marka olduğu görülmüştür. Tüketiciler: ''Manavgat Altın Susamı'nı Cİ tescili aldığı için tercih ederim.'' ve ''Cİ tescili alan ürünün üretim kökeni ve metodu garanti edildiği için, ek ücret ödemeye razı olurum.'' görüşüne katılmaktadırlar ve burada en önemli etkileyen demografik etken gelir düzeyi olarak saptanmıştır. Yapılan Anova analizi sonucunda tüketicilerin gelir durumu arttıkça söz konusu düşünceye daha fazla katıldıkları görülmektedir. Yine tüketicilerin %93,4'ü ''Bir ürünün Cİ tescili alması o ürünün bir marka haline gelmesinde büyük rol oynar.'' ve ''Cİ tescili ve markalaşmanın susam üreticisine ve sektörüne ekonomik katkısının olacağını düşünüyorum.'' görüşüne katılım göstermektedir. Paydaşlar ise markalaşmanın en çok "kaliteli ürün ile güven ve garanti" veren firmayı ifade ettiğini, Manavgat Altın Susamı'nın korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalarda ilk sırada ürün kalitesini korumak ikinci sırada ise tarihi geçmişine dikkat çekmek gerektiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca paydaşların Manavgat Altın Susamı'nın markalaşmasında coğrafi işaretin olumlu etkisinin olacağı görüşünde oldukları belirlenmiştir.
Antalya ilinde tüketicilerin konserve gıda tüketimini etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, Antalya ilinde konserve gıda tüketimini etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin belirlenmesidir. Veriler, Antalya ili kent merkezinde bulunan beş ilçede (Muratpaşa, Konyaaltı, Aksu, Kepez ve Döşemealtı) yaşayan hanehalkılarının örnekleme yöntemiyle seçilmesiyle yapılan yüz yüze anketlerden (370) sağlanmıştır. Çalışmada faktör analizi ve ayrım (diskriminant) analizi kullanılmıştır. Faktör analizi ile konserve gıda tüketim alışkanlıklarını belirlemek için 8 faktör belirlenmiş olup, bu faktörler varyansın %56'sını açıklamaktadır. Faktör analizi yapılacak verilere güvenilirlik ölçümü yapılmış ve Cronbach değeri 0,913 bulunmuştur. Bu değer ölçeğin güvenilirliğinin çok iyi olduğunu göstermektedir. Ayrım (diskriminant) analizi ile analiz öncesi tanımlanmış iki grubun (konserve gıda satın alan ve almayan aileler) ortalama nitelikleri arasında önemli farklılıkların olup olmadığının ayrımı için kullanılmıştır. Konserve gıda tüketen ailelerde ortalama aile genişliği 3,2 kişi, konserve gıda tüketmeyen ailelerde3,1 kişidir. Araştırmada yer alan ailelerden konserve gıda tüketenlerin %24,9'u Konyaaltı, %38,8'i Kepez, %28,3'ü Muratpaşa, %4,0'ü Döşemealtı ve %4,0'ü Aksu ilçelerindedir. Anket uygulanan ailelerde konserve gıda tüketim zamanı incelenmiştir. Konserve gıda tüketenlerin %96,3'ü tüketim zamanının fark etmediğini, %60,9'u sabah kahvaltısında, %49,5'i öğle yemeğinde, %89,2'si akşam yemeğinde tükettiğini belirtmiştir. Konserve gıdayı ara öğün olarak tüketenlerin oranı %38,8, özel misafirler için tüketenlerin oranı %67,1 ve yoğun iş dönemlerinde tüketenlerin oranı %60,9'dur.Özellikle ilkbahar mevsiminde tüketicilerin konserve gıda alımı yapmadığı belirlenmiştir.
Türkiye'de ziraat fakültelerinde öğrenim gören Somali uyruklu öğrencilerin girişimci olma ve tarıma yatırım yapma istekliliğini etkileyen faktörlerin analizi
Girişimci kelimesi fırsatları değerlendiren bireyleri tanımlayan bir terim olmakla birlikte fırsatların bireyin bulunduğu fiziki, sosyal ve çevresel ortamlara bağlı bir durumdur. Ekonomi biliminde bir mal veya hizmet üretmek için gerekli olan üretim faktörlerinden birisi olan girişimci, toprak (doğa, doğal kaynaklar), sermaye ve emek faktörlerini birleştiren ve yöneten kişidir. Girişimcide yenilikleri görebilme ve uygulaya bilme, işleri planlama, kişileri örgütleme, yaratıcılık, risk alma gibi birçok farklı şekilde özelliklerin olması gerekmektedir. Girişimcilik, bireylerin kendi işlerini kurma, yönetme amacıyla faaliyette bulunma, devletin ise buna yönelik olarak girişimciye hem maddi hem de manevi destek sağlama gibi durumlar geçmişten günümüze önem kazanmış bir kavram haline gelmiştir. Tarım sektörü ise temel besin ihtiyaçlarını karşılayan önemli bir sektör olmakla birlikte tarım sektöründe tedarik zinciri içindeki bütün faaliyetlerde girişimci bulmak mümkündür. Üretimin başlangıcından tüketime kadar geçen süreçte birçok alanda yeniliklere, risklere, planlamaya, yaratıcılığa gibi birçok etmene ihtiyaç vardır. Bu özelliklerde girişimcide bulunması gereken özellik olarak görülmektedir. Bu çalışmada; Türkiye'de Ziraat Fakültelerinde öğrenim gören Somali uyruklu öğrencilerin ülkelerine döndükten sonra eğitim aldıkları tarım sektöründe yapacakları girişimcilik faaliyetleri etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca öğrencilerin girişimcilik özellikleri, eğilimleri belirlenerek sosyal ve ekonomik yapının girişimcilik eğilimini ne yönde etkilediği ve aralarında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının tespitine çalışılmıştır. Türkiye'de ziraat eğitimi alan toplam 77 adet Somali uyruklu öğrenci ile tam sayım yöntemi kullanılarak Covid-19 salgınının ve farklı illerde bulunmalarından dolayı internet üzerinden anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığıyla işlenmiş veriler faktör analizi, frekans analizi ve tanımlayıcı istatistikler yöntemi kullanılmıştır. Faktör analizi sonucunda Türkiye'de Ziraat Fakültelerinde öğrenim gören Somali uyruklu öğrencilerin ülkelerine döndükten sonra eğitim aldıkları tarım sektöründe yapacakları girişimcilik faaliyetleri etkileyen faktörler 8 faktöre indirgenmiştir.
Antalya ili Serik ilçesinde çiftçilerin doğanın korunmasına yönelik tutum ve davranışlarının toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi
Dünya nüfusundaki hızlı artışın etkisiyle gelecek nesillerin gıda maddeleri ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tarımsal verimliliğin artırılması kaçınılmazdır. Ancak tarımsal üretimde ürün kalitesini artırmak ve verim kaybı yaşamamak için hastalık, zararlı veya yabancı otlarla etkili bir şekilde mücadele etmek için kullanılan yöntemler bilinçsiz uygulandığında başta insanlar olmak üzere tüm canlılara ve en önemlisi doğaya zarar verebilmektedir. Çalışmanın temel amacı, çiftçilerin tarımsal üretim sürecinde doğanın korunmasına yönelik tutum ve davranışlarını incelemek, toplumsal cinsiyet rolleri odağında değerlendirmektir. Bu kapsamda Antalya ili Serik ilçesinde örtü altı sebze üretimi yapan 60 kadın ve 60 erkek olmak üzere toplam 120 çiftçi ile yüz yüze anket yapılmıştır. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; tarımsal üretimde kadın emeği birçok alanda olduğu gibi büyük yer kapladığı, fakat kadın çiftçilerin tarımsal üretime dair bilgileri erkekler aracılığı ile dolaylı yoldan aldıkları söylenebilir. Çiftçilerin % 96.7'si Türkiye'nin coğrafi koşul ve doğal kaynaklar bakımından bir tarım ülkesi olduğu, % 85'i ise doğal çevrenin bir kalkınma aracı olduğu düşüncesindedir. Ayrıca çiftçilerin % 42.5'i aşırı ilaçlamanın, %33.3'ü ise aşırı gübrelemenin çevreye yüksek düzeyde zarar vereceğini belirtmişlerdir. Kısaca, çiftçilerin çevre ve doğal dengenin korunması konusunda istekli oldukları ancak ne yapmaları ya da yapmamaları hakkında yeterince bilgi ve bilinç düzeyine sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Araştırma alanında ankete katılan kadın ve erkek çiftçilerin doğanın korunmasına yönelik tutum ve davranışları arasında fark görülmemiştir.
Antalya ili kaş ilçesi kırsal turizm potansiyeli ve geliştirme stratejisinin belirlenmesi
Kırsal turizm, kırsal alanda yapılan doğal alanla iç içe tüm faaliyetleri kapsayan, turistlerin ihtiyaçlarını karşılayan turizm faaliyetidir. Kırsal turizmin farklı çeşitleri olmakla birlikte bu turizm şeklinin bilinen turizm özellikler göstermektedir. Bir bölgenin turizm potansiyeli bölgenin tarihi ve kültürel olmak üzere çeşitli özellikler göstermektedir. Ayrıca kırsal turizm potansiyelinin belirlenmesinde çeşitli yönlerin incelenmesi turizm potansiyelinin yapılması için farklı turizm türlerine yönelim sağlanmıştır. Bu çalışma kırsal turizm potansiyeli ve geliştirme stratejisinin belirlenmesinde Antalya ili Kaş ilçesinde üzerinde araştırılması çalışmanın alanını oluşturmaktadır. Kaş, Akdeniz kıyısında turistik bir merkezdir. Kaş ilçesi yüzölçümü 2231 km² olup; toprak yönünden Antalya'nın 4. büyük ilçesidir. Kaş ilçesinde kırsal turizm uygulamalarına yönelik sahip olduğu geniş coğrafya, doğal ve kültürel kaynaklar, turistik arz potansiyeli gibi özellikleriyle bu alanda oldukça güçlü bir potansiyele sahiptir. Yapılan anket kapsamında Kaş ilçesi ve köylerindeki bireylere danışılmıştır ve bu danışmalar sonucunda kaynak çalışmaları baz alınarak kırsal turizm SWOT (GZFT) analizi oluşturulmuştur. Antalya Kaş ilçesinde var olan bu kırsal turizm türlerine ve saha çalışmasına bakılarak kırsal turizm potansiyelinde nasıl bir strateji belirleneceği üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak, Kaş ilçesinin kırsal turizmin ülkemizde yeri ve öneminin belirlenmesi, kırsal turizm potansiyeli yerel halkın kırsal turizme karşı tutumları, SWOT (GZFT) analizi ile belirlenen faktörler birbirleriyle ilişkilendirilerek, geleceğe yönelik stratejik öneriler getirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kırsal Turizm, Swot Analizi, Strateji, Kaş
Hazineye ait tarım arazilerini satın alan çiftçilerin tarımsal üretim amaçlı kullanımına yönelik davranışlarının incelenmesi
Hazineye ait tarım arazileri üzerindeki tarımsal amaçlı kullanımlar oldukça fazladır. Tarımsal amaçla kullanılan aynı zamanda hazineye ait olan tarım arazileri hak sahibi olan kullanıcılarına, kiracılarına veya paydaşına doğrudan satılabilmektedir. Hazineye ait taşınmazların fiili kullanımının sonucu olarak hak sahiplerince tarım arazilerine çok yoğun şekilde satın alma talepleri olmaktadır. Çalışmanın amacı Antalya ili Manavgat ilçesinde bulunan ve 26.04.2012 tarihi itibariyle geçerli olan belediye ve mücavir alan sınırları dışındaki mülkiyeti hazineye ait tarım arazilerini, 6292 sayılı orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanunun 12'nci maddesine göre satın alan hak sahibi çiftçilerin arazilerde tarımsal üretime yönelik uygulamalarını belirlemek, çiftçilerin doğrudan satış işlemleri sürecinde karşılaştıkları sorunları analiz etmek, çiftçilerin tarım arazilerini doğrudan satın alma nedenlerini, çiftçilerin tarımsal kullanımlarında meydana gelen değişimleri, çiftçilerin tarım arazileri üzerindeki gelir getirici davranışları ile hazineye ait tarım arazilerinin mülkiyetini edinmeye yönelik davranışlarını belirlemektir. Araştırma sonucunda çalışma sahasında bulunan ve çiftçilerce doğrudan satın alınan hazine arazilerinin tamamında hak sahibi (kiracı, kullanıcı ve paydaş) olarak 31.12.2011 tarihi itibariyle en az üç yıldan beridir tarımsal amaçlı kullanımı bulunan ve kullanımı halen devam edenlerden, sadece kullanıcılara doğrudan satış işleminin gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Araştırma bölgesinde çiftçilerin tamamı hazineye ait tarım arazilerinde kullanıcı iken, taşınmazın mülkiyetini idareden satın alarak edinmişlerdir. Hazineye ait tarım arazilerini satın almadan önce arazilerde kullanıcı olan çiftçiler, arazilerin mülkiyetini edindikten sonra satın almadan önceki dönem de dahil olmak üzere, %33,3'ü 16-20 yıldır, %63,5'i 20 yıldan daha fazla süredir araziyi tarımsal üretim amacıyla kullanmaktadır. Hak sahibi olan çiftçilere satılan hazineye ait tarım arazilerinin kullanıcıları, tarım arazilerini satın alma nedeni olarak en fazla (4,76) tarım arazilerinin daha uygun fiyat üzerinden idareden satın alınabilmesi olarak belirlenmiştir. Çiftçilerin %95,2'si satın aldığı arazinin, tarımsal üretim amaçlı işgal ve kullanıma başladığı ilk dönemde arazinin tarımsal üretim için elverişli olmadığını belirtmiştir. Çiftçilerin %81'i 1-5 yıl içerisinde bu arazileri tarım yapılabilir hale getirmiştir. Hazineye ait tarım arazisini satın alan çiftçilerin %42,9'u taşınmazı henüz satın almadığı dönemde, hazineye ait tarım arazisini kendi mülkü olarak benimsediğini ve ata-dede yeri, baba yeri gibi miras yoluyla kendilerine geçtiğini ifade etmiştir. Çiftçilerin %38,1'inin tarım arazilerini satın aldıktan sonra tarım arazilerinden elde ettiği gelirde artış olduğunu ifade etmiştir. Hazineye ait tarım arazilerini satın alan çiftçiler, tarım arazisini satın alma sürecinde en fazla karşılaştıkları sorun (96,8) olarak satış işlemlerinin geç sonuçlanmasını belirtmiştir. Anahtar Kelimeler: Antalya, Doğrudan Satış, Hak Sahipliği, Hazineye Ait Tarım Arazisi
Etiyopya'da küçük ölçekli çiftçilerin hayvan pazarına katılımının hane halkının gıda güvenliği ve refahına etkilerinin ekonometrik analizi
Etiyopya'da kırsal hanelerin önemli bir bölümünün geçimi hayvancılığa bağlıdır ve hayvancılık genellikle küçük ölçekli olup pazar odaklı değildir. Bu çalışmanın amacı Etiyopya'da hayvancılık yapan hane halkının pazara katılımı ve katılım düzeyini etkileyen faktörler ile pazara katılımın hane halkının gıda güvenliği (güvencesi) ve refahına etkilerini belirlemektir. Bu amaca ulaşmak için çalışmada, ülke genelinde Etiyopya Merkezi İstatistik Kurumu ve Yaşam Standartları Ölçüm Çalışması Entegre Tarım Girişimi tarafından derlenen Etiyopya Sosyoekonomik Araştırması yatay kesit verileri kullanılmıştır. Araştırmada hane halkının pazara katılım olasılığı ve pazara katılım düzeyinin belirlenmesi tanımlayıcı istatistikler ve double hurdle modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Pazara katılımın hane halkının gıda güvencesi ve refahı üzerindeki etkisini incelemek için propensity score matching modeli ve endogenous switching regresyon modeli kullanılmıştır. Pazara katılım düzeyinin gıda güvencesi ve refahı üzerindeki etkisi ise iki aşamalı Tobit modeli ile belirlenmiştir. Double hurdle modeli sonuçları hane halkının pazara katılma kararında; hane reislerinin cinsiyeti, işlem maliyetleri, tarımsal yayım hizmetlerine erişim, sürü büyüklüğü ve krediye erişimin önemli belirleyiciler olduğunu göstermiştir. Hane halkının pazara katılım düzeyinde ise hane reisinin yaşı, işlem maliyetleri, tarımsal yayım hizmetlerine erişim ve sürü büyüklüğü istatistiksel olarak önemlidir. Propensity score matching modeli sonuçlarına göre gamma değeri 1.1-1.85 arasındadır. Bu sonuç hem gözlenebilir özellikleri hem de gözlemlenemeyen özelliklerin etkisinin incelenmesini gerektirmektedir. Bu duruma yönelik olarak kullanılan endogenous switching regresyon modeli sonuçları, katılımcı hane halkı için beklenen hane diyet çeşitliliği puanının 6.985 birim olduğunu ortaya koymuştur. Hane halkı tarafından pazara katılmama kararı alınmış olsaydı söz konusu bu puan 6.735 birim olacaktı. Buna göre, katılımcı hanelerin diyet çeşitliliği puanı, pazara katılmama kararı almaları halinde 0,250 birim düşmektedir. Katılımcı olmayan hanelerin diyet çeşitliliği puanı ise 7.661 birimdir. Söz konusu bu haneler pazara katılmaya karar verirlerse diyet çeşitliliği puanı 0,139 birim artacaktır. Pazara katılımcılar için kişi başına tüketim harcamalarındaki artış %31 olarak bulunmuştur. Endogenous switching probit modelinin sonuçlarına göre pazara katılım, pazara katılan haneler için gıda güvencesizliğini bildirim olasılığını % 32 azaltmaktadır. Benzer şekilde, gıda kıtlığı döneminde pazara katılım, hane halkının gıda alımını azaltma olasılığını % 71 oranında azaltmaktadır. İki aşamalı Tobit modelinin sonuçlarına göre, pazara katılım düzeyindeki bir birimlik artış, gıda güvencesi düzeyini ve hane halkının refahını sırasıyla %8 ve %2 oranında artırmaktadır. Araştırma sonuçları, pazara katılımın ve katılım düzeyinin hane halkının gıda güvencesi ve refahının iyileştirilmesi için kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Etiyopya'da hayvancılık üretim sisteminin daha sürdürülebilir ve pazar odaklı bir üretim sistemine dönüştürülmesi hane halkının gıda güvencesi ve refahının iyileştirilmesinde çok önemli rol oynayacaktır. Hayvancılık üretim sisteminin söz konusu bu dönüşümü, hanelerin cinsiyet boyutunu da içermesi gerekmektedir. Bu nedenlerle, hayvancılık üretiminin pazar odaklı bir sisteme dönüştürülmesi, hayvan pazarlarının kurulması ve karayolu altyapısının geliştirilmesi, hayvan hastalıklarının kontrol edilmesi, sürü büyüklüğünün artırılması ve küçük ölçekli hanelerin pazara yöneliminin teşvik edilmesi önemli bir politika aracı olarak dikkate alınmalıdır. Bu noktada hane halkının sermaye ihtiyacını gideren ve pazar bilgisine erişimi iyileştiren bütünleyici bir üretim ve pazarlama sistemi tesis edilmesine ihtiyaç vardır.
Antalya ilinde tarımsal sulama kooperatiflerinin finansal analizi ve ortak-kooperatif ilişkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Antalya ilinde faaliyet gösteren Sulama Kooperatiflerinin tamamının 2013-2020 yılları arası karşılaştırmalı finansal analizinin yapılması amaçlanmıştır. Çalışmanın ana materyalini Antalya Merkez ve bağlı ilçelerindeki Sulama Kooperatiflerinin Tarım İl Müdürlüğü'nde kayıtlı muhasebe bilgilerinin analiz edilmesiyle elde edilen veriler oluşturmuştur. Kooperatiflerin muhasebe kayıtlarından yararlanılarak oran analizi, karşılaştırmalı tablolar, yüzde yöntemi ve eğilim yüzdeleri analizleri yapılmış ve finansal durumları ortaya konulmuştur. Çalışmada ayrıca sulama kooperatifi ortaklarının kooperatifle ilişkileri, kooperatif ve sulama uygulamaları hakkındaki düşünceleri de araştırılmıştır. Bu amaçla Döşemealtı ve Korkuteli ilçelerinde bulunan sulama kooperatifine ortak olan üreticilere anket uygulanmıştır. Araştırmada Aralık 2021 döneminde 61 işletmede anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamasından elde edilen veriler SPSS programında değerlendirilmiştir.
Sürdürülebilir örtüaltı üretimde biyolojik mücadele yapmayı etkileyen faktörlerin analizi
Araştırma; Antalya'nın beş merkez ilçesinden Biyolojik Mücadele (BM) uygulamalarının örtü altında en az iki ürün yetiştiriciliğinde denendiği ve BM konusunda eğitimler verilerek, projeler yapılan Aksu ve Konyaaltı ilçelerinde, çiftçilerin biyolojik mücadele uygulama ve tercih sebepleri ile uygulamadan vazgeçme ve yapmama nedenlerini belirlemeye yönelik yapılmıştır. Araştırmanın ana materyalini 2020-2021 yetiştirme sezonunda Aksu ve Konyaaltı ilçelerindeki BM uygulaması yapan üreticiler ile 2014-2021 yılları arasında BM uygulamış ve bırakmış toplam 103 işletmeden elde edilen birincil veriler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri yüz yüze görüşme yoluyla toplanmış ve elde edilen bulgular Ki-kare, frekans, yüzde ve ortalama değerler hesaplanarak sunulmuştur. Çalışmada üreticilere yaş, öğrenim durumu, kazanç gibi kişisel bilgilerin yanı sıra, işletmeyi tanımlayıcı bilgiler ve biyolojik mücadeleyi tercih etme ve vazgeçme gibi araştırmaya yön verecek sorular yöneltilmiştir. Çalışmaya konu işletmelerin BM konusunda eğitim almış kişiler olması sebebiyle konu hakkında bilgilerinin olduğu kabul edilmiştir. BM uygulayan üreticilerin hepsi herhangi bir üretici örgütüne üye iken bu oran BM uygulamayanlarda %80'lere düşmektedir. Çiftçilerin çoğu sürdürülebilir tarım ilkeleri içerisinde biyolojik mücadelenin yeri ve önemini bilmekle beraber bölgesel uygulama yapılmadığı sürece uygulamanın başarı sağlamayacağını ifade etmişlerdir. BM uygulamalarının üretim masrafları bakımından üreticilerin %56,3'ü fark olmadığını dile getirirken, %28,2'si maliyetlerin düştüğünü ve fark olduğunu bildirmiştir. BM uygulamalarını tercih nedenleri arasında %12,8 ile 1. sırada kalıntı problemi yer alırken, 2. sırada %12,5 ile mücadelede kolaylık ve 3. olarak ise %12,1 ile insan sağlığı olmuştur. BM uygulamalarının yaygınlaştırılmasında sırasıyla desteklemeler, pazar ve fiyat avantajının sağlanması ile teknik bilgi ve tecrübenin en önemli etkenler olduğu tespit edilmiş, BM ile birlikte kullanılan kimyasalların yüksek fiyatlı olmasının en büyük dezavantaj olduğu ortaya çıkmıştır.
Antalya ili Aksu ilçesinde üreticilerin iyi tarım uygulama eğilimini etkileyen faktörlerin analizi
Tarımsal üretim aşamasında gerçekleşen hatalı uygulamalar insan ve çevre sağlığı açısından çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir. Söz konusu hatalı uygulamalar, üretilen ürünlerin güvenilirliğinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Tüketiciler satın aldıkları ürünlerin nerede, ne şartlarda, hangi yöntemlerle üretildiğini bilmeyi istemesi, üreticilerin bu sorulara cevap vermesi için güvence veren sistemlere ihtiyaç duymasına neden olmaktadır. Üretim sürecinin belirli standartlar dahilinde kayıt altına alındığı sistem dünyada Good Agriculture Practices (GLOBALGAP), Türkiye'de İyi Tarım Uygulamaları (İTU) olarak karşılık bulmaktadır. Bu çalışma ile sürecin gelişimi incelenerek üreticilerin iyi tarıma karar verme sürecinde etkili faktörler ortaya konmaya çalışılmıştır. İyi tarım uygulamalarının dünyada ve Türkiye'de gelişim süreci ikincil veriler doğrultusunda incelenmiştir. Çalışmanın birincil verilerini Antalya ili Aksu ilçesinde iyi tarım yapan 50 iyi tarım yapmayan 50 olmak üzere toplam 100 üreticiyle yapılan anket görüşmeleri oluşturmaktadır. Elde edilen veriler SPSS programına aktarılarak analiz edilmiştir. Bu analizlerde, iyi tarım yapan ve yapmayan gruplar için belirlenen sürekli ancak normal dağılım göstermeyen veriler (yaş, işletme büyüklüğü vb.) Mann-Whitney U testine tabi tutularak, kesikli veriler (cinsiyet, eğitim vb.) ise Ki kare testine tabi tutularak gruplar arasında farklılık olup olmadığı incelenmiştir. İyi tarım yapan ve yapmayan gruplar arasında farklılığı anlamlı bulunan bağımsız değişkenler, lojistik regresyon analizine dahil edilmiştir. Analizler sonucunda üreticilerin öğrenim durumu, aylık geliri, arazi genişliği, ürünlerin satıldığı yer, yenilikleri uygulama ve benimseme durumu, yeniliği öğrenme kaynakları, iyi tarım uygulamasının ilk duyulduğu yer, gerekli bulunup bulunmadığı, ekonomik getirisi, pazar durumu, eğitime katılma durumu, eğitime katılma isteği arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İyi tarım ile ilgili sorularda anlamlı çıkan değişkenler doğrultusunda pazar avantajı en önemli aktör durumundadır. Üreticilerin iyi tarım uygulamasını gerekli görmesinde ilk sırada %48 ile pazar avantajı, gerekli görmeme nedeninde yine ilk sırada %54 ile pazar avantajının olmaması gelmektedir. Lojistik regresyon analizi sonucunda üreticilerin iyi tarım yapmasında en etkili değişken arazi genişliği olarak bulunmuştur. Arazi genişliğindeki 1 birimlik artış iyi tarım yapma olasılığını 72,824 kat arttırmaktadır. İkinci sırada yer alan en etkili faktör üreticilerin iyi tarım ile ilgili eğitime katılmış olma durumudur. Eğitime katılma, iyi tarım uygulama eğilimini 20,372 kat arttırmaktadır. İyi tarım uygulamasının yaygınlaşması için pazar avantajının sağlanması ve desteklerde sürekliliğin sağlanması önem taşımaktadır. Üreticilerin ve tüketicilerin konu hakkında bilinçlendirilmesi ve talep oluşması İTU'nun yaygınlaşmasında tetikleyici rol oynamaktadır. ANAHTAR KELİMELER: İyi tarım, GLOBALGAP, İTU, Sürdürülebilir tarım, Sürdürülebilir üretim, Antalya. JÜRİ: Prof. Dr. Orhan ÖZÇATALBAŞ Dr. Öğr. Üyesi Yavuz TAŞÇIOĞLU Dr. Öğr. Üyesi Mehmet AYDOĞAN
Tütün dış ticaretinin çekim modeli ile araştırılması: Türkiye, Çin ve ABD örneği
Çalışma kapsamında ticari bir tarım ürünü olan tütün bitkisi yetiştiriciliğinin yarattığı ticari değer ve ekonomik katma değeri Türkiye için incelenmiştir. Türkiye 1980 yılında dünyanın 5. büyük üreticisi iken tütün üretimi içindeki payı %4 olmuştur. 2000 yılında bu oran %3'e ve ülkeler arasındaki yeri de 6.'lığa gerilemiştir. 2020 yılında ise dünyadaki tütün üreticileri arasındaki sırası %1,4 pay ile 14.'lüğe kadar gerilemiştir. Bahsedilen dönem içerisinde Çin dünyanın en büyük tütün üreticisi iken ABD ise 2020 verilerine göre altıncı sırada yer almaktadır. Çalışma kapsamında, öncelikli olarak Türkiye'nin tütün yetiştiriciliğinde yaşadığı bu gerilemeye etki eden sosyoekonomik, politik, toplumsal değişkenlerin ne olduğunu tespit etmek istenmiştir. Etki ve değişimlerin belirlenmesi ile Türkiye'nin tütün ihracat gelirini arttırabileceği düşünülen görüşlerin bildirilmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, tütün piyasasında önemli yere sahip Çin, ABD ve Türkiye'nin ticaret ortakları ile gerçekleştirdikleri ihracattan sağladıkları gelir ve bu gelire etki eden faktörler analiz edilmiştir. Ülkelerin ticaret geliri tahmininde çekim modeli kullanılmış olup çalışmaya ait ikincil veriler FAO başta olmak üzere resmi ikincil veri kaynaklarından temin edilmiştir. Çalışmada Türkiye'nin ihracat geliri 1990-2018 yılları arası 28 yıl ve 9 ithalatçı ülkeye göre analiz edilmiştir. Veri seti Çin için 1987-2018 yılları arasında 6 ülke ve ABD için ise 1988-2018 arası 10 ülkeyi kapsamıştır. Çalışma kapsamında tütün ihracat gelirine etki ettiği düşünülen faktörler ekonomik, siyasi ve küresel etkiler içerisinde tespit ve analiz edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, ihraç edilen tütün miktarındaki artış Türkiye ve ABD'nin ihracat gelirini pozitif yönde etkilemektedir. Diğer ülke nüfuslarında yaşanan artışlar Türkiye'nin ihracat gelirini negatif yönde etkiler iken mesafe değişkeni üç ülke içinde ihracat gelirini arttırıcı sonuçlar vermektedir. Türkiye ve Çin'in yerel para birimlerinde yaşadığı değer kayıpları ihracat gelirlerini arttırır iken ABD için tam tersi bir etkiye sebep olmaktadır. Ticaret ortağı ülkelerin milli gelirlerindeki artış Türkiye'nin ihracat gelirini düşürür iken, ABD'deki KBMG yükseldikçe ihracat miktarının dolayısı ile ihracat gelirinin düştüğü sonucuna varılmıştır. Politika değişikliklerinin etkisine göz atıldığında, Türkiye'de 2002 yılında uygulamaya koyulan Alternatif Ürün Desteği ve 2010 yılında uygulamaya koyulan Tütün Ticareti Yetki Belgesi alımının etkisi, ithalatçı ülkelerde bağımsız olarak pozitif olarak belirlenmiştir. Her iki uygulamanın bir arada uygulamaya girdiği 2010 sonrasında bağımsız tütün ticareti gerçekleşme oranı %3 kadar artmıştır. Buradan anlaşılan, özellikle negatif etki yaratması beklenen alternatif ürün desteği de kayıtlılık artışı sayesinde ihracat gelirini pozitif etkilemiştir. Bu politik, değişiklik ABD için Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi'nin imzalanması ile ilişkilendirilmiştir. Türkiye örneğinde olduğu gibi, sözleşmenin imzalanmasının tütün ihracat gelirini pozitif etkilediği görülmüştür. Ancak burada istatistik etki göz ardı edilebilir düzeydedir. Bu politik etkilerden de anlaşılacağı üzere, tütün tüketimi azalsa dahi, tütün talebinin özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarından kaynaklı şekilde azalmadığı görülmektedir. Burada, sektörün özellikle Türkiye için katma değer ve istihdam boyutları ile sürdürülmesi gerekliliği öne çıkmaktadır. Kontrollü üretim ve pazarlama ile tütün yaprakları ve tütününün alternatif kullanım sahalarının geliştirilmesine yönelik çalışmaların gerekliliği öngörülmektedir.
Sosyal yardım politikalarının işleyiş sistemi ve etkilerinin değerlendirilmesi: Iğdır ili kırsal alan örneği
Ülkeler kendi dinamiklerine ve kültürel yapısına uygun olarak yoksullukla mücadelede kamu sosyal yardım uygulamalarını kullanmaktadır. Türkiye'de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ve belediyeler, kamu sosyal yardım programlarını yürüten temel kurumlardır. Sosyal yardım uygulamalarına yönelik olarak pek çok problemin (yardım programlarının belirlenmesi, yararlanma kriterlerinin seçilmesi, bütçe kaynakları, duyuru ve arşivleme yöntemleri vd.) varlığı literatürde yer almaktadır. Bu araştırmada, kırsal alan kamu sosyal yardım uygulaması incelenerek aksayan yönlerinin ortaya konulması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sosyal yardım işleyiş sistemi belirlenmiştir. Bunun yanında hanehalkı yardım gelir oranı ve muhtaçlık düzeyleri hesaplanmış, etkileyen faktörler belirlenmiştir. Bu araştırmada iki farklı hedef grupla yüz yüze görüşmeye dayalı anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Birinci grup, kamu sosyal yardımlardan yararlanan hanelerden oluşmaktadır. İkinci grup ise Iğdır ilinde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ve belediyeler oluşmaktadır. Iğdır il sınırları içerisinde kırsal alanda ikamet eden ve sosyal yardım alan hanelerden kartoplu örnekleme yöntemi ile belirlenen 210 hane ile yararlanıcı anketi yapılmıştır. Iğdır il merkez ve ilçelerinde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ve belediyeler ile yönetici anketi yapılmıştır. Sosyal yardımdan yararlanan hanelerin sosyo-ekonomik özellikleri ve sosyal yardım sisteminin temel özelliklerinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Hanehalkı yardım gelir oranını etkileyen faktörlerin belirlenmesinde çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılırken hanehalkı sosyal yardım muhtaçlık düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemek için sıralı lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; kamu sosyal yardımlarından yararlanan hanelerin %46,7'si az muhtaç, %28,6'sı muhtaç ve %24,8'i çok muhtaç kategorisinde yer almaktadır. Yapılan sıralı lojistik regresyon analizinin sonucuna göre; hanehalkının yardıma muhtaçlık düzeyi üzerinde; hane reisinin medeni durumu, hanede çalışan kişi sayısı ve hanenin aldığı yardım grubu değişkenlerinin anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır (p<0,01). Yardım alan hanenin yoksulluk tuzağından kurtarılabilmesi için en az bir bireyin çalışma hayatına kazandırılması büyük önem ve öncelik taşımaktadır. Hane reisinin yaşı, ikamet edilen ilçe ve ikamet edilen yerin statüsü (mahalle/köy) değişkenlerinin muhtaçlık düzeyi üzerine anlamlı etkisi yoktur (p>0,05). Iğdır ili için hazırlanan yardım programlarında ilçelere göre programlarda farklılaşmaya gidilmesine gerek olmadığı belirlenmiştir. Sosyal yardım yöneticileri ile yapılan anket verilerine göre yardım yapan kamu kurumları arasında koordinasyonun yetersizliği ve yerel yönetimlerde mevzuat eksikliği bulunduğu saptanmıştır. Yararlanıcıların %95,2'si sosyal yardımlardan memnun olmasına karşılık sadece %17,1'i sosyal yardımları yeterli bulmaktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ve belediyelerin kullanabileceği ortak bir Sosyal Yardım Bilgi Sistemi'ne acilen ihtiyaç duyulduğu saptanmıştır. Bu sisteme tüm kamu kurumları ve sosyal yardım konulu tüm sivil toplum kuruluşlarının dâhil edilmesi, ülke geneli uygulanan kamu sosyal yardım sisteminin daha sağlıklı işlemesine katkı sağlayacaktır. Böylece mevcut yardımların yeterlilik durumları daha sağlıklı incelenecek ve gerekirse uygulanan yardım programı türlerine göre ödemelerin de iyileştirilmesi daha kolay sağlanabilecektir. Diğer yandan mevzuat eksikliği görülen ilçe belediyelerinin varlığından hareketle Bakanlıkça sosyal yardımların işleyişine yönelik ortak bir Sosyal Yardım Rehberi hazırlanması gereği öne çıkmaktadır.
Antalya ili orman içi ve bitişiği köylerde sosyo-ekonomik yapının, orman ve çevre ilişkilerinin araştırılması
Ormanlar hem ekonomik değeri hem de doğal yaşam açısından hayatımızda çok önemli bir yere sahiptir. Devlet, ormanları korumak için kurumsal yapılar oluşturmuş, orman üzerindeki baskıyı azaltabilmek için orman köylüsüne çeşitli yardım ve destekler sağlamıştır. Tarihsel sürece bakıldığında devlet ile orman köylüsünün sürekli bir rekabet içinde olduğu, çıkarılan yasaların orman köylüsünün faaliyetlerini kısıtladığı, buna karşın orman köylüsünün geçimini temin edebilmek için orman kaynaklarına bağımlı olduğu görülmektedir. Çalışmada, Antalya ili sınırlarında yaşayan orman köylüsünün sosyo-ekonomik durumu ve ormandan yararlanma düzeyini belirlemek, devlet desteklerinin hane gelirine katkısını anlamak ve ormanı korumak ve geliştirmek için orman köylüsünün içinde olacağı çözüm yolları önermek amaçlanmıştır. Ayrıca, orman içi ve orman bitişiği köylerinde yaşanan çevresel sorunlar araştırılmıştır. Çalışmanın ana materyalini Antalya ili orman köylerinde 41 köyde 110 orman köylüsü ile yapılan anket çalışmasından elde edilen veriler oluşturmuştur. Anket sorularının hazırlanması ve saha çalışması aşamasında Antalya Orman Bölge Müdürlüğü ORKÖY mühendisleri ile görüşmeler yapılmış, Antalya ormanları ve orman köylüleri ile ORKÖY destekleri hakkında genel bilgiler alınmıştır. Köylerin alt yapı olanaklarının belirlenmesi için köy bilgi formu düzenlenmiş, uzman görüşlerinden yararlanmak amacıyla ORKÖY mühendisleri ile ayrıca anket çalışması yapılmıştır. Orman köylerinde yaşanan göç nedenleri arasında ekonomik nedenler ön plana çıkmaktadır. Anket yapılan hane halkının %53,1 oranında emekli olduğu ve emekli olan 47 hane halkından 32'sinin (%68,1) emekli maaşı ile geçinemediği, ek gelir sağlamak için çalışmaya devam ettiği görülmüştür. Antalya orman köylüsünün ormandan yararlanma düzeyinin çok düşük olduğu belirlenmiştir. Hane halklarının %81,9'u ormandan ekonomik olarak fayda elde etmediklerini belirtirken, ormandan yetişen ürünlerden (mantar, defneyaprağı, kozalak vb.) faydalandığını belirten hane halkının %3,6 oranında olduğu tespit edilmiştir. İşini büyütmek veya yeni iş kurmak için Devlet kredi ve desteklerinden yararlanan hane halklarının gelirinde artış meydana geldiği, ORKÖY kredilerinden yararlanan hane halkının memnuniyet düzeyinde artış görüldüğü ancak orman köylüsünün %75'nin ORKÖY hakkında bilgisi bulunmadığı görülmüştür. Orman köylüsünün maden işletmelerine karşı oldukları, çok az istihdam sağlamanın dışında maden işletmelerinden bir fayda sağlamadıkları, aksine birçok yönden olumsuz etkilerini gördükleri belirlenmiştir. Orman köylüsünün çevre duyarlılığının yüksek olduğu ve ormanın sağladığı doğal güzelliğin yanında ekolojik öneminin farkında olduğu gözlemlenmiştir. Orman köylülerinin yerinde kalkındırılması, refahının arttırılması, göçün önlenmesi, orman kaynaklarının verimli kullanılması, orman köylüsü-çevre ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturtulması için eğitim, kooperatifleşme ve çevre koruma faaliyetlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Orman köylerinde sosyal imkanlar, ormandan faydalanma ve orman gelirini artıracak çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. ORKÖY teşkilat ve finans yapısının güçlendirilerek, kooperatifçiliğe özen gösterilmesi gerekmektedir. Orman köylüsünün çevre hassasiyeti dikkate alınarak ormanlarla bütünleşen ve ormandan yeter gelir elde eden orman köylüsünün ormanları korumada hassasiyetinin artacağı dikkate alınmalıdır. Orman köylüsünün kuraklık ve su baskınları yanında maden ocaklarından memnuniyetsizliklerini giderecek tedbirler alınmalı, ormanla ilgili kararlarda ve uygulanacak politikalarda orman köylüsü sürece dâhil edilmelidir.
Antalya ilinde turunçgil üretiminde kredi kullanımı ve finansman riski yönetiminin araştırılması
Tarım sektöründe önemi giderek artan turunçgiller sahip oldukları tür ve çeşit zenginliği, çok uzun bir hasat dönemi, oldukça uzun muhafaza süresi, taşımaya uygunluk ve sanayi hammaddesi olma gibi birçok özelliğiyle dünyada ve Türkiye'de; üretim, tüketim, endüstri ve ticarete konu olan ender meyvelerin oluşturduğu bir ürün grubudur. Dünyada 2021 yılı itibariyle toplam meyve üretiminin %17,79'unu karşılayan turunçgil üretimi 138 ülkede yapılmakta ve bu üretimde Çin, Brezilya ve Hindistan lider ülkeler konumunda bulunmaktadır. Türkiye ise %3,31'lik pay ile 7. sıradadır. Türkiye'de ise 2022 yılında gerçekleşen toplam meyve üretimi içerisinde turunçgiller %18,70'lik pay ile en çok yetiştirilen ürün grubunu oluşturmaktadır. Turunçgil üretiminin yapıldığı 20 il içerisinde Antalya %10,88'lik pay ile 4. sırada yer almaktadır. Tarımsal üretimin kendine has özelliklerinden dolayı turunçgil üreticileri üretimde birçok olumsuz faktörle karşılaşmakta, bu faktörler üretimde dalgalanmalara ve bunun doğal bir sonucu olarak fiyatlarda dalgalanmalara neden olabilmektedir. Fiyatlarda yaşanan dalgalanmalar üreticilerin gelirlerinde belirsizlikler yaratırken, işletmelerin sermaye yetersizliği, uzun vadeli planlama ve finansman sorunlarını da sıkça yaşamalarına neden olmaktadır. Turunçgil üretiminde yaşanan sorunlar ise üreticilerin işletme dışı kaynaklara başvurmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle tarımsal krediler işletmelerin sürdürülebilir üretim yapabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada; Antalya ilinde turunçgil üretimi yapan tarım işletmelerinin sosyo-ekonomik yapılarını ortaya koymak, üreticilerin tarımda kredi kullanımlarını genel hatlarıyla incelemek, tarımsal kredi kullanımıyla ortaya çıkan finansman riski kaynaklarını belirleyerek bu risklere karşı uyguladıkları risk yönetimi stratejilerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmanın birincil verilerini Antalya ili Aksu, Finike ve Kumluca ilçelerindeki turunçgil üreticileriyle Ocak-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze gerçekleştirilen anket çalışmaları oluşturmaktadır. Anketler işletmelerdeki turunçgil üretim alanları esas alınarak tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenen 110 işletmede yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; üreticilerin ortalama yaşları 54, ortalama deneyim süreleri 30 yıldır. İşletmelerdeki ortalama arazi genişliği 38,37 dekar, ortalama parsel sayısı 3,02 adettir. Üreticilerin toplam üretim alanları içerisinde turunçgil arazi varlıkları; 2671,7 dekar olmakla birlikte ortalama portakal üretim alanı 22,49 dekar, limon üretim alanı 9,79 dekar ve mandarin üretim alanı 7,92 dekar olarak belirlenmiştir. Araştırmada turunçgil tarımı yapılmasındaki en önemli nedenler; bölgede rağbet görmesi ve turunçgil üretimi ile ilgili bilgilerinin olmasıdır. İşletmelerde üreticilerin turunçgil üretiminde karşılaştığı sorunların başında girdi maliyetlerinin her yıl artması gelmekte, bunu sırasıyla üretici örgütlenmesinin yetersiz olması ve etkin bir pazarlama organizasyonun olmaması izlemektedir. Üreticilerin bu sorunlara karşı çözüm önerileri ise; temel girdilerin desteklenmesi, verimlilik ve kalite artırıcı araştırmaların teşvik edilmesi, devletin üretim ve pazarlamada daha fazla yardımcı olması ve üretici ile alıcı arasında aracı bir kurum olmasıdır. İşletmelerde üreticilerin %49,09'u tarımsal amaçlı kredi kullanmakta; kredi kullanmalarındaki en önemli nedenler işletme sermayesi eksiğini tamamlama ve tarımsal girdi teminidir. Kredi kullanan üreticilerin %90,74'ü Ziraat Bankası'nı tercih etmektedir. Üreticilerin %18,52'si krediyi başkası adına çektiğini, %27,78'i kredi hesaplarını kapatırken zorluk yaşadığını, %48,15'i tapu değerinin kredi talebini olumsuz etkilediğini ifade etmiştir. Ayrıca üreticilerin karşılaştıkları en önemli finansman riski kaynakları; girdi maliyetlerindeki değişiklikler, enflasyon ve borçluluk durumu, bu risklere karşı uyguladıkları stratejiler ise harcamaları planlamak, borçlanmayı azaltmak ve ödeme gücünü artırmak olarak belirlenmiştir.
Fındık ticaretini etkileyen politikaların SWOT ve AHS ile incelenmesi
Tarım ürünleri arasında yer alan fındık dünya ve Türkiye ekonomisi için ihracat ve ithalat alanında önemli bir yere sahiptir. Fındık yetiştiriciliği ve ticareti de Türkiye ekonomisi açısından oldukça önemli bir faaliyet koludur. Dünyada fındık üretiminin ortalama %75'i, ihracatın ise ortalama %80'i Türkiye tarafından gerçekleştirilmektedir. Fındık üretimi ve dış ticareti ile ilgili veriler doğrultusunda fındık üretiminin Türkiye açısından bir hayli önemli olduğu tespit edilmiştir. Fındık ihraç malı olmasının yanı sıra birçok alt kolu ile ekonomiye de geniş bir yelpaze sunmaktadır. Bu doğrultuda Türkiye'nin Dünya Fındık Piyasasındaki ithalat-ihracat oranları incelenerek ekonomideki önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Fındık ihracatının Türkiye için tüm aşamaları irdelenmek koşuluyla, bulgular ve bu alanda uzman kişiler ile yapılan görüşmeler neticesinde SWOT matrisi oluşturulmuştur. Bu matris sonucunda Analitik Hiyerarşi Süreci analizi yardımıyla ağırlıklandırma işlemi yapılmıştır. SWOT matrisinde oluşturulan dört adet stratejinin, yapılan ağırlıklandırma sonucuna göre Türkiye Fındık ihracatı için en uygun strateji belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye fındık piyasası için en uygun strateji lisanslı depoculuktur. Lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılmasıyla maliyet artışının, ürün ve gelir kaybının önemli ölçüde azalacağı tespit edilmiştir.
Antalya ilinde genç çiftçi projesinden yararlanan ve yararlanmayan kadınların girişimcilik eğilimlerinin araştırılması
Türkiye'de uzun yıllar tarım sektörü farklı politikalarla desteklenmiştir. Ancak bu desteklerin hedef kitleye ulaştırılma şekli, zamanı ve miktarı hususunda zaman zaman sorunlar yaşanmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2016 yılında kırsal alanda yaşayan ve tarımsal faaliyetlere işgücü olarak katılan 18-40 yaş arasındaki genç nüfusu kırsal alanda tutmak ve tarımsal faaliyetlerini desteklemek amacıyla "Genç Çiftçi Projesi" başlatılmıştır. Antalya ilinde projeden yararlanan çiftçilerin %60.7'sinin kadın olduğu tespit edilmiştir. Projeden yararlanan kadın çiftçilerin yoğunlukta olduğu Konyaaltı, Aksu, Serik, Kepez, Döşemealtı, Korkuteli ve Elmalı olmak üzere toplam 7 ilçe araştırma alanı olarak seçilmiştir. Bu kapsamda 2016-2017 yılları arasında Genç Çiftçi Projesi'nden yararlanan ve yararlanmayan toplam 100 kadın çiftçi ile yüz yüze anket yapılmıştır. Araştırma kapsamında kadınların demografik özellikleri, bitkisel ve hayvansal üretim desenleri, girişimcilik eğilimleri ve proje hakkındaki görüş ve düşünceleri ortaya konulmuştur. Elde edilen veriler kadınların projeden yararlanma ve yararlanmama durumuna göre gruplandırılmıştır. Verilerin analizinde ortalama, frekans, yüzde dağılımlar, çapraz tablolar ve istatistik analizler kullanılmıştır. Buna göre kadınların ortalama yaşı 31.2, evlenme yaşı 19.9, çocuk sayısı 2.2 ve %51'i ilköğretimden sonra eğitimine devam etmemiştir. Projeden yararlanan kadınların %60'ı, projeden yararlanmayan kadınların ise %82'si girişimciliğin ne demek olduğunu tanımlayamamıştır. Ancak bir kadının girişimci olmasını engelleyen en önemli faktörlerin sermaye yetersizliği, deneyimsizlik, başarısız olma korkusu ve işletmecilik konusunda bilgi eksikliği olduğunu ifade etmiştir. Projeden yararlanan kadınların %80'i projenin beklentilerini karşıladığını, %20'si ise karşılamadığını belirtmiştir.
Yaş meyve ve sebze ihracatı tedarik zincirinde üretici-ihracatçı ilişkilerinin incelenmesi: Antalya ili örneği
Çalışmanın amacı, Antalya ili yaş meyve ve sebze ihracatı tedarik zincirinde üretici-ihracatçı ilişkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla, Antalya ilinden ihracatı gerçekleştirilen yaş meyve ve sebze sektörünü temsil edecek ihracatta değer ve miktar olarak en önemli 3 ürün ( domates, biber, portakal ) çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmanın ana materyalini Antalya ili Merkez, Serik, Finike ve Kumluca ilçelerinde yaş meyve ve sebze ihracatı yapan firmalar, firmalara ürün temininde rol alan aktörler ve üreticiler ile yapılan görüşmelerden elde edilen birincil veriler oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veriler 2017 yılı Kasım ve 2018 yılı Mart aylarında temin edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, nitel veri analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel veri analizinde Pajek paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında tedarik zinciri yönetimindeki saptanan mevcut sorunların çözümüne ve sistemin daha iyi çalışmasına yönelik belirlenen temel hedef; yaş meyve ve sebze ihracatının gerçekleştirildiği tedarik zinciri yönetiminde üretici - ihracatçı arasındaki ilişkilerin karşılıklı olarak değerlendirilmesi ve aktif olarak işleyebilecek tedarik zincirinin ağ analizi yöntemi ile modellenmesidir. Bu kapsamda araştırmada 30 ihracatçı firma, 23 komisyoncu, 2 tüccar ve 52 üretici ile görüşülmüştür. Görüşmeler nitel veri analizi yöntemlerinden durum çalışmalarına göre gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler ağ analizi ile analiz edilerek tedarik zinciri modeli geliştirilmiştir. Antalya ili Serik, Finike ve Kumluca ilçelerinde ihracat yapan firmaları ile ve diğer aktörler ile yapılan görüşmeler sonucunda; bu bölgede yer alan domates ve biber ihracat tedarik zincirinin üreticiden, komisyoncuya, komisyoncudan, ihracatçıya; üretici ve ihracatçı firma olan firmanın kendi üretimini ve diğer komisyonculardan temin ettiği ürünleri ihraç etmesi ile ve doğrudan üreticiden ihracatçıya ürün gönderilmesi şeklinde gerçekleştirildiği belirlenmiştir.
Sosyal yardım politikası uygulama sisteminin, hanehalkı yararlanma düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin araştırılması: Antalya ili kırsal alanı örneği
Son yıllarda, Türkiye'de sosyal yardım programları artan bir önem kazanmıştır. Kamu sosyal yardım harcamaları, yardım programlarının çeşidi ve yardımdan yararlananların sayısı yıllara göre artmaktadır. Bu araştırmanın ana amacı, Antalya ili örneğinde kırsal alan sosyal yardım politikası uygulamalarına, hanehalkı yararlanma düzeylerine ve etkileyen faktörlere odaklanmıştır. Özellikle araştırma kapsamında sosyal yardımların işleyiş sistemi belirlenmiş, yardımlarda yardım gelir oranı hesaplanmış, hanehalkı yararlanma düzeyleri ve yararlanma düzeylerini etkileyen faktörler belirlenmiştir. Konyaaltı ilçesinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın yardımdan yararlanan hane listesinden gayeli olarak seçilen ve görüşmeyi kabul eden 100 hane ile anket gerçekleştirilebilmiştir. Ayrıca, Antalya İli merkez ilçelerindeki 5 belediye (Konyaltı, Muratpaşa, Kepez, Aksu ve Döşemealtı) ve 5 ilçe sosyal yardım vakfı yöneticilerinden birincil veriler toplanmıştır. Yardımdan yararlanan hanehalklarının sosyo-ekonomik özellikleri, yararlanılan sosyal yardım programlarının özellikleri ve sosyal yardım sistemlerinin ana göstergelerinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Ayrıca, hanehalkı yardım gelir oranını etkileyen faktörlerin belirlenmesinde çoklu regresyon analizi kullanılırken, hanehalkı sosyal yardım (muhtaçlık) düzeylerini etkileyen faktörleri belirlemek için çok terimli lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Konyaaltı ilçesinde kamu sosyal yardımlarından yararlanan hanehalkının %50'sinin az muhtaç, %15'inin muhtaç ve % 35'inin ise çok muhtaç düzeydeki kategoride yer aldığı ortaya konulmuştur. Hanede içinde yaşayan toplam birey sayısı, çalışan sayısı, bireylerin aylık geliri, hanehalkı reisi cinsiyeti ve hanece alınan sosyal yardım sıklılığının yardım - gelir oranını olumsuz etkilediği görülmüştür. Diğer yandan hanehalkı reisi yaşı, hanehalkı içinde yaşayan bireylerin ilk-orta okul seviyesine sahip olanların sayısı ve hanehalkı aylık yardım tutarının yardım - gelir oranını olumlu etkilediği belirlenmiştir. Az muhtaç düzeydeki hanehalkı bulgularına göre; hanehalkı reisinin yaşı, alınan sosyal yardım grubu ve hanehalkı içinde yaşayan bireylerin aylık kazanılan geliri önemli faktörlerdir. Çok muhtaç düzeyde olanlarda; hanehalkı reisi yaşı, hanede yaşayan bireylerin sayısı, alınan yardım grubu ve hanede yaşayan bireylerin aylık geliri önemli faktörlerdir. Ayrıca araştırma bulgularına göre sosyal yardımı yürüten kamu kurumları arasında bütünleşik bir ortak sosyal yardım sisteminin olmadığı, ülke düzeyinde bütünleşik bir sosyal yardım sistemine ihtiyaç bulunduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma bulgularına ülke genelinde uygulanan sosyal yardım çeşitleri çok fazla olup sosyal yardım çeşitlerinin sadeleştirilmesi için, ülke genelinde tüm kamu ve ilgili diğer kurumların dâhil olduğu bütünleşik bir "sosyal yardım izleme sisteminin" oluşturulması gerekmektedir. Böylece yoksullukla mücadeleye ayrılan kaynakların etkili kullanımı sağlanabilecektir. Yine, sosyal yardım sağlayan kurum ve kuruluşların hepsinin, sosyal yardım başvurularının değerlenmesinde ortak kriterler kullanılmasının, yardıma muhtaç yoksul vatandaşların bu kurumlara güveninin artmasına olumlu etkide bulunacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Yardım gelir oranı, yardımdan yararlanma düzeyi, kamu sosyal yardımı, çoklu regresyon analizi, çok terimli regresyon analizi, bütünleşik sosyal yardım sistemi, Antalya, Türkiye.
Antalya ilinde üreticilerin sera yatırım kararlarının reel opsiyon yöntemi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada yatırım projelerini değerlendirmede yeni bir yöntem olan reel opsiyonyönteminin sera yatırım projeleri üzerine uygulanabilirliği araştırılmış, sera yatırım projelerinin değerlendirilmesinde kullanılan mevcut net bugünkü değer yönteminin yeterliliği sorgulanmıştır. Çalışma kapsamında Antalya ili ve ilçelerinden serada sebze üretimi yapan toplam 65 yatırımcı ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak yatırım kararlarına etki eden faktörler, yatırım kararlarını değerlendirme yöntemleri ve üretim verileri elde edilmiştir. Elde edilen verilere göre yatırımcıların %73.4'ünün mevcut yatırımlarını sürdürecekleri belirlenmesine rağmen %84.6'sının yeni yatırım yapmayı ya da mevcudu genişletmeyi düşünmedikleri tespit edilmiştir. Bu duruma neden olan etken ise ürün satış fiyatlarındaki sürekli belirsizlikler ve maliyetlerin düzenli artışı olarak ortaya çıkmıştır. Yatırımcıların %57.8'inin seraları kapsamında uygulanabilecek yeni bir teknolojiyi risk olarak gördükleri ve bu riski almak istemedikleri de belirlenmiştir. Sonuç olarak sera yatırımcılarının sürekli belirsizlik ve risk altında karar vermekten kaçındıkları ve mevcut proje değerlendirme yöntemlerinin belirsizlik ve riski değerlendirmede yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan sera yatırımı fizibilitesi hem net bugünkü değer yöntemi hem de reel opsiyon yöntemi ile değerlendirilmiş, net bugünkü değeri 1 572 070 TL olarak bulunan proje değeri reel opsiyon yöntemi ile yapılan değerlendirmede 1 750 859 TL olarak hesaplanmıştır. Proje değerindeki bu artış projenin içerisinde barındırdığı erteleme opsiyonunun hesaplanıp proje değerine eklenmesiyle elde edilmiştir.
Antalya ilinde serada domates üretimi yapan üreticilerin satın alma gücünün belirlenmesi
Ekonomik büyüme ve kalkınma sürecinde tarım sektörü sürükleyici bir role sahiptir. Tarım sektöründe üretimin devamlılığının sağlanması üreticilerin satın alma gücünün seyrine bağlıdır. Üretimin devamlılığının sağlanabilmesi ve kırsal kesim refah indeksinin üretici lehine gelişmesi, diğer sektörlere kaynak oluşturan tarım sektörünün ekonomideki sürükleyici rolünü artıracaktır. Bu çalışmanın ana amacı, Antalya ilinde serada domates üretimi yapan üreticilerin İç Ticaret Hadleri ile satın alma gücünün seyrinin belirlenmesidir. İç ticaret hadleri, sektörler arası kaynak transferini göstermektedir ve göreli fiyatlar ile satın alma gücünü belirlemede önem arz etmektedir. Çalışmada üreticinin bir birim domates üretimi ile üretiminin devamını sağlayacak girdi miktarını belirlemek ve domates üreticisinin seçilmiş mal ve hizmet grubunu ne kadar domates miktarı ile satın alabileceğini hesaplamak amaçlanmıştır. İç ticaret hadlerinin hesaplanması ve yönünün belirlenmesi kadar iç ticaret hadlerini etkileyen değişkenlerin açıklanması da oldukça önemlidir. Bu çalışmanın özgün değeri çalışmada üreticilerin satın alma gücünün iç ticaret hadleri ile belirlenmesi, üreticilerin harcamalarına yönelik mal sepetinin oluşturulması ve iç ticaret hadlerini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Ayrıca iç ticaret hadleri ve domates üreticilerinin alım güçleri konusunda üretim masraflarına ve tüketim harcamalarına odaklı ekonomik faktörler üzerine dikkat çekilmek istenmektedir. İç ticaret hadlerinin alım gücünün ve domates üreticisi refah endeksi üzerinde önemli bir göstergesinin olması araştırmanın çıktılarının kullanılabilir olduğunu açıklamaktadır. Üreticilerin sadece %12.5'inin İç Ticaret Hadleri endeks değeri 100'ün üzerindedir. Sera alan genişliği arttıkça üreticilerin satın alma gücü de artmaktadır. Ürün fiyatı iç ticaret hadlerini en fazla etkileyen faktör olarak ortaya çıkmıştır. Ürün fiyatındaki bir birimlik artış İç Ticaret Hadlerini 34.99 birim artırmaktadır. Görüşme yapılan üretici görüşlerine göre üretimin devamlılığından daha önemli olan konu tüketim ihtiyaçlarının da devamlılığının sağlanmasıdır. Girdi maliyetlerinin yüksek ve değişken olması üreticilerin gelirlerinde aşınmalara neden olmaktadır. Sonuç olarak tarımsal politikaların amacı tarımsal fiyatlar ile mücadele ya da fiyatların düşürülmesi yerine üreticilerin refahın ve satın alma gücünün iyileştirilmesine yönelik olduğu zaman kısa ve uzun vadede daha etkili olacağı düşünülmektedir.
Antalya ili Manavgat ilçesinde susam yetiştiricileriningirdi kullanımında bilgi kaynaklarının sosyal ağ analiziile karşılaştırılması
Araştırmanın konusunu, Antalya ili Manavgat ilçesinde susam yetiştiricilerinin girdi kullanımında bilgi kaynaklarını sosyal ağ analizi ile karşılaştırılması oluşturmakta, çalışma Manavgat ilçesi Gündoğdu Bereket Yavrudoğan ve Hocalar köylerindeki toplam yüz susam üreticileriyle yüz yüze anket yoluyla elde edilen verilerden oluşmaktadır. Susam, unlu mamullerde, baharat ve şekerleme yapılarak kullanımı yaygındır. Susam bitkisi yetişme süresinin kısalığı nedeni ile ikinci ürün tarımında da yer almakta ve her kültür bitkisi ile ekim nöbetine girebilmektedir. Tüm bu özelliklerine rağmen, susam üretimi son yıllarda ciddi bir gerileme sergilemiştir. 1998'li yıllarda 45.000 tonu aşan susam üretimimiz 2017'e gelindiğinde 18.410 tona düşmüştür. Türkiye'de susam tüketimi 150.000 ton civarındadır. Üretimin tüketimin yarısını bile karşılamamakta olduğu görülmektedir. Antalya 2016 TÜİK verilerine göre, susam üretiminde 47.574 dekar ekim alanına sahip olup; Türkiye susam alanının %18,1'ine sahiptir ve Antalya en fazla susam üretilen ikinci İldir. Buna göre Antalya Türkiye susam üretiminin %16.9'nu Manavgat ise Antalya üretiminin %65.2'sini karşılamaktadır. Manavgat tek başına Türkiye susam üretiminin ise %11.0'ni karşılamaktadır. Girdilerin kullanımında susam üreticilerinin bilgi kaynakları belirlenmiş ve üreticilerin bilgiye erişimde kullandıkları iletişim ağının yapısı ve bu ağın nasıl işlediği incelenmiştir. Buna göre, söz konusu ağda yer alan merkezi aktörler ile diğer aktörler arasındaki etkileşim ve bilgi paylaşım ağıları belirlenmiştir. Girdi kullanımında, verimlilik ve daha düşük maliyetler için sosyal ağ analizi sonuçlarına göre iletişim ağlarındaki merkezi aktörlerin faaliyetleri desteklenmelidir.
Antalya ilinde üreticilerin tarımda kalma eğilimi ve etkileyen faktörlerin analizi
Tarım sektöründe üreticilerin davranışları; ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel, politik ve coğrafi olmak üzere çok çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Bu çalışmada büyükbaş, küçükbaş hayvan ve örtüaltı üreticilerinin tarımda kalma eğilimleri Antalya ili örneğinde incelenmiştir. Araştırmanın ana amacı; üreticilerin tarımda kalma eğilimlerini diğer bir deyişle memnuniyet durumlarını belirlemek ve bu eğilimi etkileyen ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel, coğrafi ve kırsal altyapı ile tarımsal politika ve örgütlenme faktörlerini Antalya ili örtüaltı yetiştiriciliği ile küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık faaliyeti üzerinde araştırmaktır. Anket uygulanan üreticilerin belirlenmesinde Tabakalı Örnekleme Yöntemi tercih edilmiş olup yapılan hesaplamalar sonucunda büyükbaş hayvancılık alanında 68 yetiştirici ile küçükbaş hayvancılık alanında 117 adet küçükbaş yetiştirici ve örtüaltı üretim faaliyetinde ise 100 üretici ile yüzyüze görüşülmüştür. Çalışmada üreticilerin memnuniyet düzeyini belirlemek için Memnuniyet Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda üreticilerin tarımsal faaliyetlerinden en düşük memnuniyet düzeyi Ekonomik Faktörler ile Tarımsal Politika ve Örgütlenme Faktörleri olarak ortaya çıkmıştır. Gerçekleştirilen analizler çerçevesinde incelenen üç sektör arasında en yüksek memnuniyetin 29,3 değeri örtüaltı üretim faaliyetinde olduğu görülürken en düşük memnuniyet ise 26,53 değeri ile küçükbaş hayvancılık sektöründe ortaya çıkmıştır. Faktörler açısından en yüksek memnuniyet düzeylerinin ise Coğrafi, Çevresel ve Kırsal Altyapı Faktörlerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Buna doğrultuda üreticilerin tarımda kalma eğiliminin artırılması için ekonomik açısından memnuniyet seviyelerinin yükseltilmesi önemlidir. Diğer yandan uygulanan tarımsal desteklerin üretici ihtiyaçlarına göre yapılandırılması, üretici örgütlenmesinin güçlendirilmesi üreticilerin tarımda kalma eğilimi pozitif yönde etkileyecektir.
Zeytin ve zeytinyağı piyasa fiyatı oluşumunda etkili olan faktörlerin belirlenmesi: Muğla ili örneği
Tarım ürünler piyasası, sektörün genel özelliklerinden dolayı karmaşık bir yapıya sahip olup tarım ürünleri fiyatları genellikle üretimden önce belirsiz olup bir önceki yılın fiyatları doğrultusunda üretim planlanmaktadır. Üretim artışı ve azalışları başta olmak üzere birçok etmen tarımsal ürünlerin fiyat oluşumunu doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Zeytin üretim artışı ve azalışlarından en çok etkilenen tarım ürünlerinden birisidir. Zeytin üretiminden elde edilen meyveler, işlenmesi suretiyle sofralık zeytin ve zeytinyağı olarak tüketiciye ulaşmaktadır. Zeytin meyvelerinin işlenmesi ile hem katma değeri yüksek ürünler elde edilmekte hem de tarım sanayi entegrasyonunun gelişmesi ve sürdürülebilirliği sağlanmaktadır. Günümüzde gastronomi ve sağlık açısından Akdeniz mutfağının öneminin artması ile zeytinyağına olan ilginin ve talep miktarının artmasına neden olmaktadır. Zeytinde gerek kendi özelliğinden gerekse doğal yapıdan kaynaklanan nedenlerle üretim miktarındaki değişimler fiyatına yansımaktadır. Türkiye içinde önemli bir ürün olan zeytin ve zeytinyağında fiyat oluşumu üretici, işleyici ve kooperatif kanalında gerçekleşmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın ana amacı; zeytin ve zeytinyağı piyasasındaki paydaşlara göre fiyat oluşumundaki etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada Türkiye zeytinyağı üretiminde önemli bir yeri olan Muğla ili Milas ilçesinde 150 adet üretici, 30 zeytinyağı işleme tesisi ve bölgeden zeytinyağı alımı yapan kooperatifle yüz yüze gerçekleştiren anketlerle elde edilen veriler kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre zeytin fiyat oluşumunda 3 adet faktör zeytinyağı fiyat oluşumunda 4 adet faktör ve zeytin ile zeytinyağı fiyat oluşumunda 4 adet faktör etkili bulunmuştur.
Ekmek üretiminin ekonomik analizi ve fırıncıların gıda güvenliği uygulamalarının incelenmesi: Antalya ili örneği
Günümüzde ekmek üretimi (fırıncılık) yaygın bir iş kolu olup hem istihdama hem ekonomiye hem de toplumun beslenmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Teknolojinin gelişimiyle birlikte gıda ürünlerinde gerçekleşmesi muhtemel riskler bilim camiası tarafından anlaşılmaya başlanmış ve insan sağlığının sürdürülebilirliği için gıda güvenliğine verilen önem artmıştır. Diğer taraftan ekmeğin önemli bir besin kaynağı olması, hane halkı tüketimlerinde çok önemli bir yerinin olması, ekmek fiyatlarının toplumumuzda sık sık gündeme gelmesine ve tartışılmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, yapılan çalışmada hem en ekonomik besin kaynağı hem de temel besin kaynağı olması sebebiyle, Antalya ili Fırıncılar Odası'na kayıtlı olarak faaliyet gösteren (Muratpaşa, Kepez ve Konyaaltı ilçeleri) fırınların, ekmek üretiminin ekonomik analizi, fırıncıların gıda güvenliği uygulamalarının incelenmesi ve satışı gerçekleştirilemeyen ekmek miktarını ve değerlendirilme şeklinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan araştırma sonucunda, bir ekmeğin maliyeti 0,97 ₺, işletmelerin ortalama nispi kâr oranı 1,46 olarak bulunmuştur. İncelenen işletmelerin gıda güvenliği harcamalarının toplam harcamalar içerisindeki payı ise %4,8 olarak bulunmuştur. Ayrıca, incelenen işletmelerin ortalama 1036,86 adet/ay beyaz (somun) ekmeği satışını gerçekleştiremedikleri tespit edilmiştir. İşletmecilerin gıda güvenliği bilgi düzeyi ölçüldüğünde, işletmecilerin eğitim düzeyleri arttıkça gıda güvenliği hakkındaki bilgi düzeylerinde artış gerçekleştiği görülmüştür. Fakat, araştırmaya katılan 61 işletmecinin %13,1'inin gıda güvenliği hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı tespit edilmiştir.
Kırmızı ette duyusal pazarlama ve tüketici satın alma davranışı analizi Antalya ili örneği
Duyusal pazarlamanın gelişim sürecinde tüketici istek ve ihtiyaçlarının etkilendiği duyuların tespit edilmesi çok önemli hale gelmiştir. Tüketiciler satın alımlarını gerçekleştirirlerken; kültürel, sosyal, demografik, psikolojik ve durumsal faktörlerden etkilenmektedir. Durumsal faktörler arasında bulunan ve psikolojik faktörler ile de ilişkili olan duyusal pazarlama unsurları (görme, tatma, duyma, koklama ve dokunma) tüketicilerin ürün satın alımında etkilidir. Çünkü söz konusu duyusal unsurların farklı ürünler düzeyinde tespiti, tüketicilerle en iyi şekilde empati yapılması ve tüketicilerin isteklerinin karşılanmasına olanak sağlamaktadır. Bu çalışmanın temel, amacı kırmızı et satın alımı sırasında tüketicilerin duyusal pazarlamadan etkilenme düzeylerini belirlemek ve tüketicilerin satın alma davranışlarının nasıl şekillendiğini incelemektir. Bu amaca yönelik olarak araştırma kapsamında Antalya merkez ilçelerinde yaşayan 384 tüketici ile yüz yüze ve online anket yöntemi ile orijinal veriler elde edilmiştir. Anket çalışması ile elde edilen veriler ki kare ve lojistik regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS ve E-Views 7 istatistik programları kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre tüketicilerin; cinsiyet, aile geliri, satın alım noktası, fiyat algısı ve memnuniyet düzeylerinin kırmızı et satın alımında duyusal pazarlamanın etkilendiği belirlenmiştir. Duyusal etkinin güçlülüğü ve pek çok unsurdan etkilenmesi, kırmızı et pazarlamasında geleneksel yaklaşım ve araçlardan, tüketici odaklı anlayış ve araçlarına odaklanılmasının önem kazandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonuçlarına göre beslenmede yaşamsal öneme sahip olan kırmızı etin etkin şekilde pazarlanması ve tüketici tatmininin maksimizasyonu için duyusal pazarlama unsurlarını pozitif yönde harekete geçirecek özel yaklaşımlar geliştirilmesinin önemli olduğu söylenebilir.
Şehirleşmenin tarım arazilerinin değerine etkisi: Antalya ili örneği
Bu çalışma, Antalya il merkezi, imar alanlarına uzaklık ve nüfus yoğunluğunun seçilen bölgelerdeki tarım arazisi fiyatlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bunun için değişkenlere ait elde edilen veriler, Hedonik Fiyat Modeli kurularak analiz edilmiştir. Çalışma alanı, Antalya'nın doğusunda yer alan Muratpaşa, Aksu, Serik ilçelerini kapsamaktadır. Çalışmadaki alan bulguları, hazırlanan anket formu aracılığıyla elde edilmiştir. Bunun için 134 arazi sahibi ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Antalya ili geçmiş yıllara ait imar plan haritaları karşılaştırılmış, şehirleşme olgusu karşısında arazi sahiplerinin ne yönde bir tutum ve beklenti geliştirdiği, bunu arazi fiyatlarına nasıl yansıttıkları da incelenmiştir. Araştırma sonucunda; nüfus yoğunluğu ile arazinin fiyatı arasında pozitif yönde ilişki tespit edilmiş, yerleşim yerindeki nüfus yoğunluğu %1 arttığında arazi fiyatının %0,24 arttığı belirlenmiştir. Ayrıca, tarımsal arazinin il merkezine uzaklığının tarımsal arazilerin satış fiyatı üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu ve istatistiksel olarak %1 önem düzeyinde anlamlı olduğu belirlenmiştir. Buna göre; arazinin il merkezine uzaklığı, %1 arttığında tarımsal arazi fiyatı %0,99 azalmaktadır. Dolayısıyla alıcılar tarafından satış fiyatı sunulurken tarımsal arazinin şehir merkezine yakınlığını önemsedikleri belirlenmiştir. Bir diğer sonuca göre; imar alanlarına uzaklık tarımsal arazi fiyatları üzerinde negatif etkiye sahip olduğu belirlenmiş ve istatiksel olarak %1 önem düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Arazinin imar alanlarına uzaklığı, %1 arttığında tarımsal arazi fiyatı %0.09 azalmaktadır. Dolayısıyla tarım arazileri fiyatları ile imar alanlarına uzaklık arasında önemli bir bağlantı olduğu belirlenmiştir.
Antalya ili süt sığırcılığı işletmelerinde muhasebe uygulamalarının değerlendirilmesi
Canlı varlıkların doğma, büyüme, üreme gibi biyolojik özellikleri onların diğer varlıklardan ayırt edilmelerini sağlar. Bu sebeple canlı varlıkları ele alan muhasebe sisteminin de diğer varlık işletmelerinden farklı olması gerekmektedir. İşletmeler muhasebe kayıtlarını tutarken Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'nun uygulamada tekliği sağlamak adına çıkarmış olduğu standartları kendi faaliyet alanına göre kullanır. Tarımsal faaliyetlerin muhasebede hangi şartlarda ve hangi düzende tutulacağını gösteren kılavuz Türkiye Muhasebe Standartlarından 41 numaralı standarttır. Yaşayan varlık ve ürünlerinin aktife alınması, yıl sonlarında değerlemesi, yaşayan varlıklara yapılan devlet transferlerinin muhasebeleştirilmesi ve faaliyet raporlarında sunulması standardın kapsamını belirlemektedir. Dolayısıyla bu çalışmada yaşayan varlıkların ve ürünlerinin belirtilen özellikleri nedeniyle tarımsal faaliyet yürüten firma tarafından ve küçük çiftçi muaflığından yararlanmayan tarım işletmesi açısından muhasebeleştirilmeleri ele alınmıştır. Bu çalışmada analiz yöntemi olarak örnek olay incelemesi yapılmıştır. Bu çerçevede seçilen işletmelerden alınan muhasebe kayıtları çizelgeler halinde sunulmuş ve birbirleri ile olan uyumları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; işletmelerin kullandıkları ana hesaplar ve maliyet hesapları aynı olmakla birlikte alt hesap farklılıkları gözlemlenmiştir.
Afganistanda safran üretiminin ekonomik analizi
Diğer tarımsal bitkilerde olduğu gibi safran bitkisinin de üretimi ülke ekonomisini ve halkın yaşam standartlarını yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca safran bitkisi haşhaşın en iyi alternatifi olarak ön plana çıkmaktadır. Dünya'da safran bitkisinin üretim ve ticaretinde İran, Hindistan, Afganistan, İspanya, İtalya, Türkiye, Fas ve Fransa gibi ülkeler başta gelmektedir. Dünya'da her sene yaklaşık 475 ton safran üretilmekte olup, üretimin yaklaşık %90'ından fazlası İran'da gerçekleşmektedir. Safran; Afganistan'da çok eski yıllardan beri üretilmekte ve istihdama, dış ticarete ve ekonomiye katkı sağlamaktadır. Safran üretiminin büyük bir kısmı Herat ilinde yoğunlaşmıştır. Herat'a ilave olarak Balkh (Mezar-i-şerif) ve Faryab illerindeki safran üretimi yapan çiftçiler çalışmanın popülasyonunu oluşturmaktadır. Bu çalışma; safran üretiminde çiftçilerin girdi kullanımı, üretim maliyeti, kârlılık ve verimliliklerinin analiz edilerek, safran üretimindeki başarılarının çeşitli ölçütler açısından değerlendirilmesi ile karşılaştıkları sorunların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma sonucunda; safran üreten üreticilerin dekara 418,57 kg/da soğan, 244,47 saat/da emek, 2,57 ton/da ortalama hayvan gübresi, 290,84 kg/da ortalama kimyasal gübre, 1254,28 gr/da ilaç kullandıkları tespit edilmiştir. Safran ortalama üretim masrafları 18537,92 Af (18537.92TL)dekara, değişen, 47129,73 Af (4712.97TL) dekara, sabit olmak üzere toplam 65667,65 Af (6566.76TL)dekara olarak hesaplanmıştır. Ortalama safran verimi 4852,85 gr/da, ortalama satış fiyatı 158,21 Af(15.82TL)gr ve gayrisafi üretim değeri 763514,28 Af(76351.42TL)dekara olarak tespit edilmiştir. Çalışmada safran üreticilerinin safran üretimiyle ilgili SWOT analizi de yapılmıştır. Safranın pahalı bir bitki olması ve hızlı bir şekilde satılabilmesi safranın güçlü yönlerindendir. Safran üretim ve pazarlama faaliyetlerinde karşılaşılan sorunlar içinde devlet desteklerinin yetersiz olması ön plana çıkmaktadır.
Burkina Faso'da susam üretiminin karlılık analizi ve satış sisteminin ekonometrik analizi: Boucle Du Mouhoun bölgesi örneği
Çalışmada Burkina Faso'nun Boucle du Mouhoun bölgesindeki susam üretiminin karlılığının ve pazarlama sisteminin ekononometrik olarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada kullanılan veriler 200 susam üreticisinden yüz yüze anket yöntemiyle elde edilmiş olup, 2020-2021 üretim sezonunu kapsamaktadır. Karlılık analizi kapsamında, susam üretiminde girdi kullanımı, üretim masrafları, verimlilik ve kar göstergeleri ortaya konulmuştur. Pazarlama sisteminin analizi kapsamında ise, multinominal lojistik regresyon modeli kullanılarak pazarlama kanallarının seçimini etkileyen faktörler incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, susam üretiminin hektara toplam değişken masrafları 35229,70 FCFA/ha (563,68 TL/ha) , toplam sabit masraflar 49651,49 FCFA/ha (794,42 TL/ha), gayrisafi üretim değeri 85916,39 FCFA/ha (1374,66 TL/ha), brüt karı 50686,69 FCFA/ha (810,99 TL/ha), net karı 1035,20 FCFA/ha (16,56 TL/ha) olarak hesaplanmıştır. Multinominal lojistik regresyon sonuçlarına göre üreticilerin sattıkları susam miktarı, susam satış fiyatı, susam pazarlama masrafı ve üreticinin susam üretim yeri ve merkeze uzaklığı istatistiksel olarak önemli düzeyde üreticilerin pazarlama kanalı seçimini etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Üreticilerin üretim çıktılarını iyileştirmek için üretim girdilerini ve tarımsal mekanizasyon kullanımını iyileştirmeleri gerekir. Düşük satış fiyatı gibi pazarlama sorunlarının üstesinden gelmek için üreticiler, alıcılarla fiyatı pazarlığı yapabilmek için kooperatif veya birlik şeklinde organize olmalıdır.
Korkuteli ilçesinde kültür mantarı yetiştiriciliğinde kâr etkinliği
Bu araştırmanın ana amacı kültür mantarı yetiştiriciliğinde kâr etkinliğinin değerlendirilmesi ve etkinsizliğe sebep olan faktörler ile bunların etki düzeylerinin belirlenmesidir. Çalışmada kâr etkinliği değerlendirmesi yapılması için üretim maliyetlerinin gelir ve kar üzerindeki etkisinin de belirlenmesi gerekmiştir. Bu nedenle, kültür mantarı yetiştiriciliğinde girdi çıktı ilişkisinin sayısal olarak ortaya konulması da araştırmanın amaçları arasında yer almaktadır. Buna göre, çalışma kapsamında mantar yetiştiriciliğinin sürdürülebilirliğine yönelik politika önerileri geliştirmek ve sürecin karlılığının artırılmasın katkı sağlayıcı çıktılar üretilmesi istenmiştir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) on yıllık verilere göre Türkiye'de yıllık ortalama 35.571 ton mantar üretilmektedir. Bu verilere göre, Türkiye dünya mantar üretiminde on altıncı sırada yer almaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ise Türkiye'de 2020 yılında 55.455 ton kültür mantarı üretilmiştir. Aynı yıl Antalya ili Korkuteli ilçesinde 33.518 ton kültür mantarı üretilmiştir. Bu veriler, Korkuteli ilçesinin 2020 yılında Türkiye'nin toplam mantar arzının %60'ını tek başına karşıladığını göstermektedir. Türkiye'de Korkuteli ilçesi kültür mantarı yetiştiriciliğinin başkenti olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, üretim sürecinin kârlılığını değerlendirmek için Korkuteli ilçesinde gayeli örnekleme yöntemi ile seçilen 60 üretici ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Üreticilerin 2020 Ekim-Kasım döneminde üretime bağlı olarak değişken masrafları incelenmiştir. Üreticilerin ortalama birim brüt kârı 205,09 TL olarak hesaplanmıştır. Üreticilerin en fazla katlandığı bedelin sırasıyla kompost, değişken işçilik ve enerji maliyeti olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Birim üretim alanına göre ortalama kompost maliyeti 175,45 TL'dir. Değişken işçilik maliyeti 41,05 TL, enerji maliyeti ise 20,95 TL olarak hesaplanmıştır. Araştırma kapsamında, işletmelerin ilgili maliyetlerinin brüt kâra etkisi olasılıklı kâr sınırı analizi yöntemi ile tahmin edilmiştir. Sonuç olarak ortalama birim brüt kâr etkinsizliği %44 olarak bulunmuştur. Üreticinin cinsiyeti, eğitim ve memnuniyet düzeyi ile hasat süresi ve Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlılığı kâr etkinsizliğini azaltan faktörler olarak belirlenmiştir. Üreticilerin yaşı, atık kompostu bahçede kullanması ve mantar satışını aracı ile yapması ise etkinsizliği artıran unsurlar olarak tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda kültür mantarı yetiştiriciliğinde kâr etkinliğini artırmak için; ilçede kadın üreticilerin teşvik edilmesi, uygulamalı eğitim ve kursların sayısı ve kalitesinin artırılması, üreticilerin memnuniyet düzeylerini artıracak yöntemler geliştirilmesi ve ÇKS kayıtlılığın teşvik edilmesi önerilmiştir. Ayrıca atık kompost merkezi kurulması ve kapatılan üretici birliğinin yeniden açılmasının da kâr etkinsizliğini azaltabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye ve Rusya arasındaki hububat ve yaş meyve sebze ticaretinin karşılaştırmalı incelenmesi
Ticaret tüm piyasalarda olduğu gibi, tarım ürünleri piyasalarında da ihtiyaçların karşılanabilmesi için kaçınılmazdır. Bu çalışmada Türkiye'nin Rusya'ya gerçekleştirdiği yaş sebze meyve ihracatı ile Rusya'nın Türkiye'ye gerçekleştirdiği hububat ihracatı Keynesyen karşılaştırmalı üstünlükler yaklaşımından hareketle incelenmiştir. İki ülkenin ürün gruplarına göre ticaret dengeleri, ilgili ürünlerde sadece birbirleri ile ticareti yaptığı varsayımıyla, sıfır toplamlı oyun olarak kurgulanmıştır. Çalışmada 2016 – 2020 yılları arasındaki ikincil veriler kullanılmış ve dönemler arası istatistiksel interpolasyon yapılmıştır. Oyun sonucunda elde edilen mükemmel Nash dengesi denklemi model olarak kullanılarak, Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret dengesi değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda Türkiye'nin, yaş sebze meyve ticareti bağlamında Rusya'ya üstün olduğu ve bir birim yaş sebze meyve ürününün ortalama 5 birim hububata eşit olduğu görülmüştür. Bu duruma sebep olarak Rusya'daki otonom yatırım değerlerinin Türkiye'ye göre yüksek düzeyi ve Türk Lirası'nın diğer para birimleri karşısında değer kaybetmesi gösterilebilir. Bu üstünlüğün artırılması ve sürdürülebilir olabilmesi için hububat ve yaş meyve sebze üretiminin artırılması, inovasyonla birlikte Ar – Ge çalışmalarına önem verilmesi ve üretimde mekanizasyonun yaygınlaştırılmasıyla iş gücünün azaltılması önemlidir.
Güney Togo'da çeltik üreticilerinin tarımsal krediye erişimi ve mikrofinans kurumlarının ekonomik ve finansal performansının analizi
Üreticilerin kârlılığını artırmak, yeterli üretim araçlarına erişimi gerektirir. Bu nedenle, tarım kredisi, bu amaca ulaşmada önemli bir araç olarak görünmektedir. Bu amaçla, birçok program ve kurum yıllardır esas olarak tarımsal olan kırsal dünya da dahil olmak üzere en dezavantajlı grupların finansman kaynaklarına erişimini kolaylaştırabilecek girişimler kurmaya çalışmıştır. Bu girişimlerin çoğu iyi performans eksikliği nedeniyle başarısız olmuştur. Bu nedenle, mikrofinansın ortaya çıkışı ileriye doğru iyi bir adım olmuştur. Doğası gereği kırsal dünyaya daha yakın olması gereken mikrofinans sektörü son yıllarda kırsaldan uzaklaşmaya başlamıştır. Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. İlk amaç, üreticilerin krediye erişiminin belirleyicileri ve krediye erişimin çeltik işletmelerinin kârlılığına etkisini araştırmaktır. İkinci amaç ise tarımsal kredi arzının mikrofinans kurumlarının performansı üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu amaçlara yönelik olarak araştırma kapsamında güney Togo'da iki çeltik üretim bölgesindeki 102 üretici ve Lomé şehrindeki iki en büyük mikrofinans kuruluşu (FUCEC-Togo ve WAGES) araştırma kapsamına alınmıştır. Çalışmanın verileri anket çalışmasından ve Kobotoolbox ve CSPRO programları aracılığıyla elde edilmiştir. Anket çalışması ile elde edilen veriler; Heckman modeli, Probit-2AEK modeli ve doğrusal regresyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde IBM SPSS ve STATA 13 ve Rstudio istatistik programları kullanılmıştır. Araştırmada ilk olarak üreticilerin sosyo-demografik özellikleri belirlenmiş, üretici işletmelerinin ve mikrofinan kurumlarının özellikleri tanımlayıcı istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Daha sonra, krediye erişimin belirleyicileri ve bunun çeltik üreticilerinin işletmelerinin kârlılığı üzerindeki etkisini belirlemek için Heckmanın iki aşamalı seçim modeli ve Probit-2AEK modeli kullanılmıştır. Çalışmada son olarak, tarımsal kredi arzının mikrofinans kuruluşlarının performansı üzerindeki etkisini analiz etmek için doğrusal regresyon modeli kullanılmıştır. Çeltik üreticilerinin krediye erişiminde belirleyici faktörler olarak; cinsiyet, varlık türü, üreticinin deneyimi, kredi kaynaklarına ilişkin bilgilere erişim, üreticinin mesleği ve arazi mülkiyeti durumu gibi faktörler incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre cinsiyet, üreticinin deneyimi, kredi bilgilerine erişim ve arazi mülkiyeti durumu krediye erişim üzerinde olumlu bir etkiye sahipken, üreticinin asıl mesleği ve sahip olunan varlık türü negatif etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, çeltik işletmelerinin kârlılığında krediye erişimin ya da erişmemenin belirleyici bir faktör olmadığını göstermektedir. Ancak, krediye erişimin ortalama uygulama etkileri istatistiksel olarak anlamlıdır. Ayrıca üreticinin eğitim düzeyi, çiftçilik deneyimi ve çeltik yetiştirilen arazinin büyüklüğü işletmelerin kârlılığını en çok etkileyen faktörlerdir. Tarım kredisi arzının, mikrofinansların iki finansal performans oranı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu göstermektedir. Ancak konuyla ilgili verilerin yetersiz olması nedeniyle bu sonucun geçerliliği ve güvenilirliği konusuna ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Araştırma sonuçlarına göre ülkede finansal hizmetler konusunda bilgi yaymak için kanalların çoğaltılması, üreticilerin eğitim düzeylerinin iyileştirilmesinin kırsal dünyaya yardım programlarına dahil etmesi ve ülkenin uygun olan bölgelerinde çeltik üretimi alanlarının artırılması konuları üzerinde durulmalıdır.
Kırsal nüfusta su tüketimi ve kullanımını etkileyen faktörlerin analizi: Antalya ili uygulaması
Su, canlılığın devamlılığını sağlayan en önemli yaşamsal kaynaktır. Her sektörde ihtiyaç duyulan su kaynaklarının sınırlı düzeyde ve hızla azalma eğilimi olması, suyun etkin ve verimli kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere Türkiye su sıkıntısı yaşayan bir ülke olup mevcut su kaynaklarının %77'si tarım sektöründe kullanılmaktadır. Bu çerçevede çalışmada ülke öncelikleri arasında yer alan su konusuna odaklanılmıştır. Kırsal nüfusta hanehalkı ve üretici düzeyinde su tüketimi ve kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla Antalya ili Serik, Finike ve Demre ilçelerinde ikamet eden 120 üretici hanesi ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen birincil veriler SPSS programı aracılığıyla çok değişkenli istatiksel analiz yöntemlerinden Faktör analizi, Cluster (kümeleme) analizi ile Ki-kare bağımsızlık testi ile analiz edilmiştir. Çalışmada, hanehalkının su tüketimlerini etkileyen faktörlerinin belirlenmesinde veri tabanındaki 70 unsur 17 faktöre indirgenmiştir. Hanehalkının su tüketiminde etkili olan faktörler; Musluk Suyu Kalitesi, Su Konusuna Duyarlılık, Su Hizmeti, Su Tasarrufu ve Eğitime Duyarlılık, Bölgesel Su Potansiyeli, Su Kıtlığı Endişesi, Konutun Özellikleri, Musluk Suyuna İlişkin Sorunlar, Faturalandırma Hizmetindeki Aksaklıklar, Su Kesintileri, Su Miktarında Azalış, Sağlık ve Fiyata Duyarlılık, Su Sorunu, Konut Yaşı, Su Tüketim Bilinci, Yasal Tanımlamalar, Su Kullanım Alışkanlığı olarak ortaya konulmuştur. Belirlenen faktörler toplam varyansın %76,14'ünü açıklamaktadır. Üreticilerin tarımsal su kullanımlarını etkileyeceği düşünülen 62 unsur 15 faktöre indirgenmiştir. Tarımda su kullanımlarını etkileyen faktörler ise; Su ve Sulama Konusunda Eğitim Programları, Geleneksel Sulamanın Dezavantajları, Modern Sulamaya Yönelim Nedeni, Tarımsal Su Kaygısı, Tarımsal Su Miktarı, Modern Sulamanın Üretim Faydası, Girdi Kullanımında Tasarruf, Tarımsal Sulama Bilinci, Üretici Memnuniyeti, Kredi ve Hibe Desteğine Duyarlılık, Tarımsal Su Ücreti, Üretici Geliri ve Deneyimi, Modern Sulamada Devlet Desteği, Sulama Desteği İstekliliği, Tarımsal Sulama Alt Yapısı olarak ortaya konulmuştur. Belirlenen faktörler toplam varyansın %78,86'sını açıklamaktadır. Çalışmada Cluster (kümeleme) analizi ile uygun pazarlama politikalarının geliştirilmesi amacıyla hanehalkının evsel su tüketimleri ve tarımsal su kullanımları dikkate alınarak iki adet alt pazar segmenti oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre pazar bölümlerinde hanehalkı ve üretici düzeyinde su algısı, tutum, davranışları ile su tüketimi ve kullanım düzeylerinde belirgin farklılıklar ortaya konulmuştur. Ayrıca yapılan Ki-kare testinde üretici memnuniyet düzeyi ile tarımsal su kullanım bilinci arasında, üretici memnuniyet düzeyi ile yöredeki üreticilerin tarımsal sulama konusundaki bilgi düzeyleri arasında ve hanelerdeki musluk suyuna ilişkin bazı sorunlar ile ambalajlı su tüketimi arasında %5 önem seviyesinde anlamlı bir ilişkinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ankete katılım gösteren üretici hanelerinin %93,3'ünün erkek, üreticilik mesleğini ağırlıklı olarak ana geçim kaynağı olarak yaptıkları, sulama yöntemi açısından %83,9 oranında modern sulama yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır.
Burkina Faso'nun batı bölgesinde pamuk üretiminin kâr etkinliği analizi
Bu çalışmada esas olarak Burkina Faso'nun batı bölgesindeki pamuk üretiminin kâr etkinliğinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik araştırmanın birincil verileri, araştırma bölgesinden gayeli olarak seçilen 8 köyden rastgele seçilen 80 pamuk üreticisinden yüz yüze yapılan anketler ile derlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan pamuk üretimi yapan işletmelerin sosyo-ekonomik özellikleri, üretimde kullanılan girdi miktarları, pamuk üretim faaliyetinin gelir düzeyi ile brüt kâr seviyesi belirlenmiştir. İncelenen pamuk üretimi yapan işletmelerin prametrik yöntemlerden stokastik etkinlik sınırı tekniği kullanılarak pamuk üretiminin teknik, tahsis ve ekonomik etkinlik seviyeleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre incelenen işletmelerin ortalama arazisi 4.43 ha., işletme başına ortalama hane büyüklüğü 8.4 birey olup işletmelerde toplam 674 kişi istihdam edilmektedir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre organik gübre kullanım miktarı, pamuk üretimin yanında birden fazla tarımsal üretim yapılması ve mekanizasyon kârı olumlu yönde etkilemektedir. Buna karşın işgücü masrafları, ilaçlama masrafları, tohum fiyatı, hayvan bakımı masrafları ve amortisman kârı olumsuz yönde etkilemektedir. İşletmelerin kâr etkinliği %30,61 ile %90,01 arasında olup ortalama kâr etkinliği seviyesi ise % 78,16 olarak bulunmuştur. Bu durum, hem teknik hem de maliyet etkinsizliklerinin kombinasyonu nedeniyle pamuk üretiminde kârda yaklaşık %47'lik bir kayıp olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kârın artırılması için tarımsal mekanizasyona gidilmesi, organik gübre kullanılması ve üretimde münavebe yapılması önerilebilir.
Kırsal alandaki çiftçi ailelerin enerji tüketimini etkileyen faktörlerin karşılaştırmalı analizi: Türkiye ve Pakistan örneği
Enerji, insan hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ve enerjiye olan bağımlılık her geçen gün artmaktadır. Enerji ayrıca ülkelerin yanı sıra hanehalkının gelişiminde de çok önemli bir rol oynamaktadır. Kırsal ve kentsel hanelerin enerji kullanım şekilleri birbirinden çok farklılık göstermektedir. Kırsal alanlarda enerji kullanımı, ev işlerinden tarıma kadar değişmektedir. Kullanılmakta olan enerji kaynakları geleneksel, modern ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak sınıflandırılmaktadır. Geleneksel enerji kaynaklarının büyük bir kısmı doğayı kirletmektedir ve geleneksel enerji kaynakları kullanımının insan sağlığı ve çevre üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Benzer şekilde tarımda kullanılan yakıtlar, kimyasallar, gübreler ve tarım ilaçları, sera gazı emisyonlarının ana kaynağıdır. Gelişmekte olan ülkelerde kırsal alanlardaki nüfus, esas itibariyle modern enerji kaynaklarına erişim kolay olmaması ya da modern kaynaklara sahip olamama nedeniyle geleneksel yakıtlara bağımlıdır. Öte yandan, elektrik, LPG ve doğal gaz gibi modern yakıtların kullanımı hanehalkları üzerinde olumlu sosyal ve ekonomik etkilere sahiptir. Yeşil devrimin ardından ülkelerin gıda üretiminde kendi kendine yeterlilikleri konusu ve çiftçilerin düşük teknik bilgisi, buğday üretiminde enerji girdilerinin daha fazla kullanılmasına yol açmaştır. Küresel ısınma ve insanların iklim değişikliği ile ilgili artan endişeleri, hanehalkı ve tarımda kullanılan enerjinin etkileri konusuna dikkat çekmiştir. Bu çalışmanın temel odak noktası, Pakistan ve Türkiye gibi gelişmekte olan iki ülkede kırsal alandaki hanelerde ve bitkisel üretim için enerji kullanım durumunu incelemektir. Karşılaştırma yapmak amacıyla, 2017 yılında her iki ülkede de birincil veriler toplanmıştır. Enerji kullanımı analizi dört kısma ayrılmıştır: İlk önce hanehalkı enerji kullanımı modelleri incelenmiştir. İkinci bölümde hanehalkının farklı enerji kaynaklarını kullanmasını etkileyen faktörler tespit edilmiş, daha sonra buğday üretiminde enerji kullanımı ve ilgili sera gaz emisyonları analiz edilmiştir. Son olarak ise; hem hanehalkı enerji kullanımı hem de buğday üretimi için, ülkeler içinde (yayla ve ova kesimler ) ve ülkeler arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında; Pakistan'da kirli yakıtların hala kırsal nüfusun büyük bir bölümü tarafından kullanıldığı, elektrik ve doğal gaz gibi modern enerji arzının ise %100 ve güvenilir olmadığı ortaya konulmuştur. Bir başka enerji kaynağı olan LPG ise, nüfusun neredeyse yarısı tarafından kullanılmaktaysa da, çoğunlukla ikinci yakıt olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de elektrik ve LPG'ye erişim %100'dür ve kullanım suyunun ısıtılmasında güneş enerjisi nüfusun tamamı tarafından benimsenmiştir. Ancak odun ve kömür gibi geleneksel yakıtlar da çalışma alanındaki nüfusun önemli bir oranı tarafından kullanılmaktadır. Ekonomik ve demografik faktörlerin yanı sıra farklı iklim, konum ve arz değişkenleri, evsel kullanım için hanehalkı enerji kaynaklarının seçimini etkilemektedir. Yayla ve ova bölgelerinde hanehalkı enerji kullanım modelleri arasında Pakistan'da önemli farklılıklar varsa da Türkiye'de farklılık az orandadır. Son olarak, buğdayda enerji kullanımı ve sera gazı emisyon analizine bakıldığında; Pakistan'da kuru koşullarda yetiştirilen buğdayda çiflik gübresi, kimyasal gübre ve dizel yakıt toplam girdi enerji tüketiminde en yüksek paya sahipken, sulama suyu ile yetiştirilen buğdayda ise gübre, sulama suyu ve dizel yakıt temel enerji girdileridir. Türkiye'de enerji tüketiminde gübre, toplam girdiler içinde en yüksek paya sahiptir ve bunu dizel yakıt takip etmektedir. Ayrıca, her iki ülkede de toplam sera gazı emisyonlarında gübre ve dizel yakıt en yüksek paya sahiptir. BCC modeline göre, hedef enerji kullanımının tahmini enerji tasarrufu için odaklanılması gereken büyük bir alan olduğunu ve çeşitli girdi kaynaklarından kaynaklanan GHG emisyonlarındaki düşüş olduğunu göstermiştir. Araştırmada yapılan analiz sonuçlarına göre; konunun her iki ülke için de önemli bir politika etkisi olduğu söylenebilir. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için elektrik ve diğer modern enerji kaynaklarına evrensel erişimin sağlanması amacıyla her iki ülkenin hükümeti de elektrik üretimine daha fazla yatırım yapmalıdır. Kırsal alanda yoksulluğu ortadan kaldırma çabaları uzun süreli etkilere sahip olacak olup, bu sürecin geleneksel biyokütleden modern enerji kaynaklarına geçişle sonuçlanması beklenmektedir. Sahip olunan gelir, kullanılan yakıtı değiştirmek için önemli bir faktör olarak bulunmuştur. Enerji kullanımı söz konusu olduğunda, geleneksel fiyat artışları, vergiler veya geliştirilmiş teknolojinin uygulamaya konması yerine, enerji verimliliğini artırmada enerji kullanımıyla ilgili olarak bireylerin davranışlarının değiştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Dahası etkin enerji teknolojilerinin benimsenmesini teşvik etmek, biyokütlenin verimli kullanımını optimize etmek ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin hanehalkı düzeyinde penetrasyonunu kolaylaştırmak için ilgili hükümet birimlerinin katılımını hedefleyen bir politika oluşturulmalıdır. Buna göre toplumsal farkındalık (kirli enerji kullanımının olumsuz etkileri ve verimli enerji kullanımının yararları hakkında) oluşturulması, kamuda kırsal enerji politikası (enerji politikasının odağında kırsal enerji ve diğer sosyo-ekonomik planlamayı dikkate alarak) oluşturulması ve kamu-özel ortaklığı (enerji erişimi, satın alınabilirlik ve yeni ve verimli teknolojilerin benimsenmesi gibi sorunları çözmeye yönelik) oluşturulması şeklinde üç eylem seti önerilebilir.
Arazi toplulaştırma çalışmalarının üretici memnuniyeti açısından incelenmesi: Amasya ili örneği
Tarım arazilerinin parçalanması neticesinde tarımsal üretimde verimlilik ve karlılık giderek azalmaktadır. Arazi toplulaştırması ile yol, sulama vb. tarımsal altyapı sorunları çözülerek dağınık ve parçalı tarım arazilerinin verimliliği artırılmaktadır. Bu çalışmada, Amasya ilinde uygulanan arazi toplulaştırması çalışmalarının üretici memnuniyeti açısından incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın ana materyalini Amasya İlinde arazi toplulaştırması uygulanan 172 tarım işletmesinden anket yöntemi ile elde edilen birincil veriler oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre; arazi toplulaştırması öncesi ortalama parsel sayısı 10.30 iken sonrasında 7.75 olmuştur. Üreticilerin %70.93'ü toplulaştırma sonrası arazisine daha kısa sürede ulaştığını ve %41.28'i gelirinin arttığını belirtmiştir. Üreticilerin %79.07'si arazi toplulaştırmasını tavsiye etmektedir. Arazi toplulaştırması projeleriyle sulama projelerinin beraber yapılma durumu arttıkça üreticilerin memnuniyet oranı yükselmektedir. Araştırmada üreticilerin arazi toplulaştırmasından memnuniyet düzeyi ile arazi toplulaştırmasıyla sulamanın beraber yapılması, toplulaştırma öncesi toplulaştırmaya bakış açısı, toplulaştırmayı tavsiye etme durumu, toplulaştırmadan sonra toplulaştırma çalışmaları hakkında fikrin değişme durumu, parsel sayısındaki değişme ve arazi toplulaştırma kavramını daha önce duyma faktörleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca arazi toplulaştırma kavramını daha önce duyma durumu ile eğitim durumu arasında da istatistiksel bir ilişki vardır. Üreticilerin toplulaştırma öncesi başkasından kiraya veya ortağa arazi tutma durumu ile toplulaştırma sonrasındaki durumu arasında önemli bir ilişki bulunmuştur. Toplulaştırma kapsamında askıya çıkarılan yeni parsel planlarına itiraz etme durumu ile üretici taleplerinin dikkate alınma durumu arasında anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Arazi Toplulaştırması projelerinde üreticilerin eğitim ve yayım çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Toplulaştırmanın önemi, üreticilere ne gibi katkı sağlayacağı, zorunluluğu bu eğitimlerde anlatılmalıdır. Arazi toplulaştırması çalışmalarında görevli tüm kurumların koordine içinde çalışmalıdır. Tarım arazilerinin miras, kamulaştırma vb. sebeplerle parçalanmasını önleyecek gerekli tedbirler yetkili makamlarca alınmalıdır.
Ruanda'da, kahve üretiminde iklim değişikliğinin etkisi ve risk yönetimi stratejilerinin belirlenmesi
Ruanda'da kahve üretimi en önemli üçüncü ihraç ürünü olup, bunu çay, ve piretrum izlemektedir. Kahve son zamanlarda dikkatin yoğunlaşılması gereken öncelikli ürün olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada, Ruanda'nın güney eyaleti, Huye Bölgesi'nde iklim değişikliğinin kahve verimine etkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada aynı zamanda kahve kooperatifine ortak olma durumunu etkileyen hanehalkı ve işletme özelliklerini belirlemek için probit model kullanılmıştır. Kahve üretimini etkileyen iklim fakörleri ve uygulanan risk yönetimi stratejileri belirlenmiştir. Bu araştırmada hem ikincil hem de birincil veriler kullanılmış ve birincil veriler HUYE Bölgesindeki 110 haneden oluşan rastgele bir örneklemden toplanmıştır. Kahve üreticileri ile, Ağustos-Eylül 2016'da yüz yüze görüşme yapılarak anket uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan iklim verileri (sıcaklık ve yağış), RUBONA İstasyonunda bulunan Ruanda Meteoroloji İstasyonundan toplanmıştır. Yağış ve sıcaklık verileri, yetiştirme mevsimindeki kritik aylarda kahvenin fenolojik dönemine nemin etkisi hakkında bilgi vermiştir. Araştırmada elde edilen veriler STATA 10 ve SPSS 20 paket programları (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma alanında kahve üreticileri birden fazla risk azaltma stratejisi uygulayabilmektedir. Bu çalışmada, her bir stratejinin etkisini tahmin eden bir probit (binomiyal) modeli kullanılmıştır. İklim değişikliği modelinden elde edilen sonuçlara göre, son 17 yılda kahve verimindeki değişmenin %74'ünün iklim faktörlerinden meydana geldiği belirlenmiştir. Sonuçlar, kahvenin olgunlaşma sırasında maksimum sıcaklık ile pozitif ilişkisi sergilediğini, olgunlaşma esnasında ortalama minimum sıcaklık ile negatif bir ilişki gösterdiğini, toplam yağış miktarı ile güçlü bir pozitif ilişkinin olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlar, Huye Dağı yakınlarındaki kahve işletmelerinin Mart ayından Mayıs ayına kadar sağanak yağış nedeniyle erozyona ve Haziran'dan Ağustos ayına kadar olan kuraklığa karşı oldukça savunmasız olduğunu göstermektedir. İkili probit (risk adaptasyon) modelinden elde edilen sonuçlar, yaş, tarımsal teknik yardım, tarım dışı iş, parsel genişliği, aile genişliği, hane halkı gelirinin kooperatif ortaklığı, risk yönetim stratejilerinden biri olarak kabul edilmiştir. Çalışmada, kahve üretiminde karışılaşılan risk kaynaklarını ve risk yönetimi stratejilerini belirlemek için faktör analizi uygulanmıştır. Faktör analizinden elde edilen sonuçlara göre risk kaynakları; ürün fiyatındaki değişiklik, yetersiz yağış, ürün vermeyen kahve çeşitleri ve sel olayları olarak adlandırılmıştır. Faktör analizi sonucu risk yönetimi stratejileri 4 faktör altında toplanmış olup bunlar; çeşitlendirme, kimyasal girdi kullanımı, yer ve dirençli kahve çeşitleri kullanımı ve tarımsal ilaç kullanımı olarak adlandırılmıştır. Araştırma bölgesinde kahve üretimi Huye dağının yüksek bölgelerinde yapılmaktadır. Kahve üretiminde refah düzeyini araştırmak için fayda masraf analizleri yapılmalı, risk yönetimi stratejileri uygulanmalı ve kahve üreticilerinin davranışlarını dikkate alan çalışmalar yapılmalıdır.
Benin'de tüketicilerin domates satın alma fiyatını etkileyen faktörlerin analizi
Yaş Meyve ve Sebze (YMS) üretim ve pazarlamasının gelişmekte olan pek çok ülkede olduğu gibi özellikle Batı Afrika'da da sosyo-ekonomik kalkınmaya önemli etkileri vardır. Bu çalışmanın genel amacı, Benin'de tüketicinin domates satın alırken üstlenmeyi kabul ettikleri fiyat (fiyat primi eklenmiş piyasa fiyatı) üzerine temel sosyoekonomik ve ürün kalite özellikleri ile gelir düzeyinin etkisinin incelenmesidir. Cotonou'da (Benin) basit tesadüfi örnekleme çerçevesinde belirlenen 223 domates tüketicisi ile yüz yüze anket uygulaması yapılmış ve elde edilen birincil veriler analiz amacıyla kullanılmıştır. Dolayısıyla, tüketicinin organik/konvansiyonel domates, yerel/ithal domates ve Akikon L.esculentum var. pyriforme (en çok tercih edilen domates çeşidi) için ödemeyi kabul etikleri fiyat üzerinde pazar faktörleri, kalite özellikleri, tüketim dönemi tercihi ve sosyo-ekonomik faktörlerin etkileri Hedonik Fiyatlama yöntemi aracılığıyla incelenmiştir. Sonuç olarak, yerel, organik ve Akikon çeşidi (L.esculentum var. Pyriforme) için yüksek fiyat primi ortalamaları sırasıyla 0.30 Dolar; 0.32 Dolar ve 0.28 Dolar'dır. Buna göre, çalışmada 400 gramlık domates için standart 200 FCFA (0.36 Dolar) piyasa fiyatına, bulunan primi eklediğimizde kabullenilebilen nihai fiyat düzeyleri sırasıyla 0.66 Dolar, 0.68 Dolar ve 0.64 Dolar olmuştur.Yerli domates için üstlenilen fiyatı etkileyen önemli faktörlerin, tüketicilerin yaşı, geliri ve mesleği gibi kişisel özellikleri, domatesin kalite ve şekil özellikleri ile yerli tercihi olduğu anlaşılmıştır. Organik domates için kabul edilen fiyat üzerinde etkili olan önemli faktörler kalite özelliği, şekil, mevsimsel tercih ve organik ürün tercihi iken, Akikon L.esculentum var. pyriforme çeşidi için kabul edilen fiyatı etkileyen faktörlerin ise, şekil, renk ve tazelik, ebat, tür tercihi ve gelir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.