Akdeniz University
Fakülte

Diş Hekimliği Fakültesi

Akdeniz University

163

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi ve farklı iki tip mini vida destekli hızlı üst çene genişletme aygıtlarının etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesine alternatif olabileceği iddia edilen monokortikal ve bikortikal mini vida yerleşimli iki farklı tip iskeletsel ankraj destekli yöntemin ve konvansiyonel cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesinin kraniyofasiyal yapılar üzerindeki genişletme stres ve yer değiştirme etkilerinin sonlu elemanlar analizi kullanılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada, 34 yaşında bir bireye ait kafatası anatomik modeli kullanıldı ve kraniyofasiyal suturlar kapalı kabul edilerek erişkin sonlu eleman kafatası modeli oluşturuldu. CDHÜÇG konvansiyonel tip apareyi (Tip A), diş destekli monokortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG (Tip B) ve diş destekli bikortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG arapeyleri (Tip C) modellendi. Tip A modelde median ve lateral osteotomi uygulandı. 0,25 mm'lik genişletmede Von mises gerilmeleri ve 5 mm'lik genişletmede yer değiştirmeler için sonlu elemanlar analizi uygulandı. Bulgular: Çalışma sonunda, Tip B ve Tip C model de transvers yönde daha paralel genişleme gözlenirken, Tip A modelde midpalatal suturda 'V' şeklinde açılma görüldü. Tip A model de pterigomaksiller bölgede ihmal edilecek düzeyde hareket izlenirken, Tip B ve Tip C modeller de pterigomaksiller bölgede lateral hareket görüldü. Tip B ve Tip C modelde Von mises stres değerleri, Tip A modele göre daha yüksek değerler gösterdi. Sonuç: MVDHÜÇG apareyi ile daha paralel transversal genişletme elde edilmiştir. Ayrıca, yetişkinlerde HÜÇG tedavisinin cerrahi destekli yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (CDHÜÇG), Mini Vida Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (MVDHÜÇG), Sonlu Elemanlar Analizi (SEA)

Eren Tatlısu
Akdeniz University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin çene kemiği dansitelerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin, sistemik hastalığı bulunmayan sağlıklı kontrol grubuna göre çene kemiği yoğunluğu değişiminin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımıyla retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tam kafa konik ışınlı bilgisayarlı tomografi çektirmiş 20 hastada ( 10 bariatrik cerrahi geçirmiş, 10 kontrol grubu hastası) mandibulada radyomorfometrik indeks ölçümü, her iki tarafta maksilla, mandibula ve kondilde HU değeri ölçümleri yapılmış ve kıyaslanmıştır. Bulgular: Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin HU değeri ölçümleri özellikle spongioz kemik içeriği daha yüksek olan sağ maksilla ( p<0,0001), sol maksilla (p=0,001) ve sağ kondilde (0,052) kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Sol kondil, sağ ve sol mandibulada HU değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Radyomorfometrik indeks ölçümlerinde ise osteoporoz yönünde anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Bariatrik cerrahi geçirmiş hastaların çene kemiklerindeki osteoporotik değişikliklerinin kemiğin ihtiva ettiği mineral oranına ve trabekül yoğunluğuna göre farklı bölgelerde farklı oranlarda geliştiği sonucuna varılmıştır. KIBT bu değişiklikleri değerlendirmek için bir seçenek olabilir. Anahtar Kelimeler: bariatrik cerrahi, KIBT, osteoporoz,

Büşra Karaköse
Akdeniz University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Antihipertansif ilaç kullanımının dental implant osseointegrasyonunun başarısına etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon kemik rejenerasyonunu ve alveolar kemik kalitesini etkiler ve azalmış kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilidir. Antihipertansif ilaçların kemik metabolizması, iyileşmesi ve mineral yoğunluğu üzerindeki etkileri bilinmektedir. Ancak, dental implant osseointegrasyonuna etkileri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı; antihipertansif ilaç kullanan hastalarda osseointegrasyon başarı düzeyini retrospektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, Ocak 2013-2023 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na dental implant tedavisi amacıyla başvuran, yalnızca antihipertansif ilaç kullanan ve sistemik olarak sağlıklı (ilaç kullanmayan) hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 666 (351 kadın, 315 erkek) hastanın yaşları 18-82 arasında değişmektedir (ortalama 48.8) ve bu hastalara toplam 2146 implant uygulanmıştır. Belirlenen hasta gruplarında; protez yüklemesinden önce implant kaybı sonuç değişkeni olarak belirlenmiş, tüm veriler kaydedilmiş ve istatistiksel olarak analiz edilerek risk hesaplaması yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 71 antihipertansif ilaç kullanıcısından sadece bir hastada bir implant başarısız olmuştur ve başarısızlık oranı % 1.4 (1/71)'tür. Toplam 595 ilaç kullanmayan hastadan 11 hastada, birer adet olmak üzere, toplam 11 implant başarısız olmuştur ve hasta düzeyinde başarısızlık oranı % 1.85 (11/595)'tir. İki grup arasındaki fark, hem hasta hem de implant düzeyinde istatiksel anlamlılığa ulaşmasa da, antihipertansif ilaç kullanmayan hastaların ilaç kullanan hastalara kıyasla implant kaybının 1.318 (0.168-10.366) kat fazla olduğu görülmüştür. Sonuç: Antihipertansif ilaçların; hipertansiyonun ve yaşın kemik ve osseointegrasyon üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak, osseointegrasyon kaybı riskini azaltabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: osseointegrasyon, hipertansiyon, antihipertansif ilaç

Özge Oya Oğlakkaya
Akdeniz University
2024
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı rezin temizleme yöntemlerinin mine yüzeyine etkisinin in-vitro olarak incelenmesi

Bu çalışma, ortodontik adezivin farklı debonding teknikleriyle uzaklaştırılması sonrası mine yüzey pürüzlülüğünü incelemeyi amaçlamaktadır. Altı gruptan oluşan, toplamda 60 adet diş üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada işlem uygulanmamış tüm dişlerin mine yüzeylerinin pürüzlülük değerleri optik profilometre ile ölçülmüştür. Her gruptan 3'er adet dişin görüntüleri taramalı elektron mikroskobu ile elde edilmiştir. Dişlerin yüzeyine adeziv rezinin bondingi gerçekleştirilmiş ve tüm örneklere, 5 ile 55ºC arasında 10.000 kez termal siklus uygulanmıştır. Ardından mine yüzeyinde bulunan adeziv rezin 6 farklı yöntem ile temizlenmiştir. Adeziv rezin temizlemek için harcanan süreler dijital süreölçer ile kaydedilmiştir. Adeziv rezinin temizlenmesi için 6 bıçak tungsten karbid frezin aeratör ile yüksek devirde (360.000 rpm) kullanıldığı örnekler 1.Grup (6A), mikromotor ile 20.000 rpm devirde kullanıldığı örnekler 2.Grup (6M20), mikromotor ile 40.000 rpm devirde kullanıldığı örnekler 3.Grup (6M40) olarak tanımlanmıştır. 12 bıçak tungsten karbid frezin aeratör ile yüksek devirde (360.000 rpm) kullanıldığı örnekler 4.Grup (12A), 20.000 rpm devirde kullanıldığı örnekler 5. Grup (12M20), 40.000 rpm devirde kullanıldığı örnekler ise 6. Grup (12M40) olarak tanımlanmıştır. Adeziv rezinin temizlenmesinin ardından tüm dişlerin mine yüzeyi son pürüzlülük ölçümleri optik profilometre ile gerçekleştirilmiştir. Her gruptan birinci ölçümleri yapılan 3'er adet dişin görüntüleri taramalı elektron mikroskopu ile elde edilmiştir. İşlem sonrası tüm gruplarda mine yüzeyi pürüzlülüğünün arttığı görülmüştür. 6M40 grubunun pürüzlülük artışı en yüksek bulunmuştur. Ra parametresi için 12A grubunun mine yüzey pürüzlülüğündeki artış; Rq, Rt ve Rz parametreleri için 12A ve 12M20 gruplarının mine yüzey pürüzlülüğündeki artış anlamlı bulunmamıştır. 6M20 grubunun işlem süresi en yüksek, etkinliği en düşük bulunmuştur. 12A ve 12M40 gruplarının işlem süresi en düşük değerlerde ve etkinliği en yüksek bulunmuştur. İşlem süresi ile pürüzlülük parametreleri arasında bir ilişki gözlenmemiştir. Mine yüzeyinde hasar oluşturmayan bir yöntem elde edilememiştir. 12 bıçaklı tungsten karbid frezin aeratör ile yüksek devirde dikkatli kullanımı önerilmekte, 6 bıçaklı karbid frezin mikromotor ile 40.000 rpm devirde kullanımı ise mine yüzeyinde kalıcı hasar oluşturduğundan dolayı önerilmemektedir.

Dental bondingDental materyallerDental mine+2
Tülay Özkan
Akdeniz University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller lateral kesici diş proporsiyonu ve bukkal koridor genişliği değişikliğinin gülümseme algısı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışma, lateral kesici diş proporsiyonu ve bukkal koridor genişliği değişikliğinin gülümseme algısı üzerine etkisinin farklı meslek, yaş ve cinsiyete sahip kişiler tarafından Q-sort ve Visual Analog Skala (VAS) yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesini ve meslekler, cinsiyetler, farklı yaş grupları ve kullanılan değerlendirme yöntemleri arasında farklılık olup olmadığını tespit etmeyi ve yöntemlerin tekrarlanabilirliklerini değerlendirmeyi amaçlayan prospektif, randomize bir anket çalışmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda maksiller lateral kesici diş proporsiyonu ve bukkal koridor genişliği değişikliği yapılmış olan 48 adet fotoğraf, 72 diş hekimi, 80 diş hekimliği öğrencisi, 70 ortodontist ve 83 meslekten olmayan bireyler tarafından Q-sort ve VAS yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 29,4'tür. Her bir fotoğrafa verilen ortalama Q-sort ve VAS puanlamaları, mesleklere, cinsiyete, yaş gruplarına, mesleki tecrübe sürelerine göre değerlendirilmiştir. Fotoğraflar ayrıca bukkal koridor genişlikleri ve lateral kesici diş proporsiyonlarına göre gruplara ayrılarak ayrı ayrı incelenmiştir. Çalışmamızda ayrıca Q-sort ve VAS yöntemleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre; en estetik olarak seçilen fotoğraf %7 bukkal koridor genişliğine sahip ve %68 lateral kesici diş proporsiyonu olan fotoğraftır. En az estetik fotoğraf ise %22 bukkal koridor ve %55 lateral kesici diş proporsiyonuna sahip olan fotoğraftır. VAS yöntemine göre %4 bukkal koridor genişliğine sahip olan fotoğraflar, Q-sort yöntemine göre ise %7 bukkal koridor genişliğine sahip olan fotoğraflar en estetik fotoğraflar olarak seçilmiştir. Her iki yönteme göre en az estetik fotoğraflar ise, %22 bukkal koridor oranına sahip olan fotoğraflardır. %68, %73 ve %81 lateral kesici diş proporsiyonlarına sahip fotoğraflar Q-sort yöntemi ile değerlendirmede en yüksek puanlamaları almıştır. VAS yönteminde ise %68 lateral kesici diş proporsiyonu olan fotoğraflar en estetik fotoğraflar olarak seçilmiştir. VAS ve Q-sort ortalama değer tabloları incelendiğinde, bukkal koridor genişlikleri arttıkça katılımcıların lateral kesici diş proporsiyonu fazla olan fotoğrafları daha estetik olarak değerlendirdikleri görülmüştür. Farklı meslek gruplarının değerlendirmelerine göre meslekten olmayan bireyler ve diş hekimliği öğrencilerinin fotoğraflara daha düşük puanlamalar verdikleri görülmüş ve daha eleştirel oldukları sonucuna varılmıştır. Cinsiyetler, yaş grupları, diş hekimlerinin mesleki tecrübe süreleri ve ortodontistlerin mesleki tecrübe süreleri arasında fotoğrafların değerlendirilmesinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Q-sort ve VAS yöntemlerinin gözlemciler arası tekrarlanabilirlik değerlendirmesinde Q-sort yönteminin VAS yöntemine göre daha tekrarlanabilir ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gözlemciler içi değerlendirmeye göre ise VAS yöntemi daha tekrarlanabilir olarak bulunmuştur. Sonuç: Tüm bu veriler incelendiğinde %4-7 bukkal koridor genişliklerinin ve %68-73 lateral kesici diş proporsiyonunun daha estetik olarak değerlendirildiği sonucuna varılmıştır, bukkal koridor genişliği ve lateral kesici diş proporsiyonu parametrelerinden bukkal koridor genişliğinin katılımcılar tarafından daha fazla dikkat edilen parametre olduğu görülmüştür. Q-sort değerlendirme yönteminin gülümseme fotoğraflarında kullanılabilecek hızlı, basit ve tekrarlanabilir bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

AlgıCinsiyetGülümseme+6
Ebru Akgül
Akdeniz University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Türk toplumunda sutura palatina media maturasyonunun konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak kronolojik yaş ile ilişkisinin değerlendirilmesi ve maturasyon aşamalarının fraktal analiz yöntemi ile incelenmesi

Çalışmamız Türk toplumunda kız ve erkek bireylerde sutura palatina media maturasyonunun konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak kronolojik yaş ile ilişkisinin değerlendirilmesini ve maturasyon aşamalarının fraktal analiz yöntemi ile incelenmesini, bu veriler arasında herhangi bir korelasyon bulunup bulunmadığının belirlenmesini ve fraktal analiz sonuçlarının klinik uygulamada maturasyon aşamasına karar verebilecek bir kriter olarak kullanımının etkinliğini araştırmayı amaçlayan retrospektif bir arşiv çalışmasıdır. Bu çalışmada yaş ortalaması 16 ± 3,6 yıl (kız bireyler için 16,1 ± 3,6 yıl ve erkek bireyler için 15,7 ±3,7 yıl) olan 315 kız ve 200 erkek toplam 515 bireye ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileri kullanılmıştır. Sutura palatina media maturasyonu, ilk olarak Angelieri ve ark. tarafından belirlenen sınıflandırma esas alınarak incelenmiştir. İkinci aşamada ise, fraktal analiz yöntemi ile elde edilen nicel veriler aracılığıyla değerlendirme yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre; sutura palatina media maturasyon aşamaları ile fraktal analiz ve kronolojik yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Sutura palatina media maturasyon aşamalarındaki fraktal boyut değerleri açısından kız ve erkek bireyler istatistiksel olarak birbirinden farklı değilken, E maturasyon aşamasındaki kronolojik yaşın cinsiyetler arasında istatistiksel önemde farklılık olduğu tespit edilmiştir. Kız ve erkek bireylerde maturasyon aşamaları ve fraktal analiz arasında pozitif yönlü zayıf istatistiksel anlamlı korelasyon vardır, ancak kız ya da erkek bireylerde maturasyon aşamaları ve kronolojik yaş arasında istatistiksel anlamlı korelasyon mevcut değildir. Tüm bu veriler dahilinde objektif ve nicel bir yöntem olan fraktal analizin, sutura palatina media maturasyon aşamasının belirlenmesinde kullanılabilecek bir yöntem olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Fraktal boyut değeri ve maturasyon aşamaları arasındaki pozitif yönlü korelasyon da dikkate alınarak, optimum fraktal boyut eşik değeri ile sutura palatina mediada füzyon aşaması değerlendirilebilir. Bununla birlikte kronolojik yaş, maturasyon aşamalarının değerlendirilmesinde yararlı bir indikatör değildir; ancak sutura palatina mediada füzyonun gerçekleştiği zaman hakkında alternatif bir bilgi sunmaktadır.

Dental oklüzyonFraktalRadyografi-dental+3
Gülcan Koçal
Akdeniz University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Sabit ortodontik tedavide kullanılan braket ve tellerin farklı PH değerlerine sahip yapay tükürük sıvısında iyon salınımlarının in-vitro olarak ölçülmesi ve değerlendirilmesi

Bu çalışmada, sabit ortodontik tedavi sırasında ağızda kullanılan farklı üreticilere ait braket ve tellerin farklı pH değerlerine sahip yapay tükürük sıvısında iyon salınımlarının in-vitro olarak ölçülerek değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada farklı üreticilerden temin edilmiş 5 farklı braket sistemleri (her bir markadan 18 adet .022" slot MBT reçeteli metal kapaksız braket sistemi) ve aynı üreticilere ait ortodontik tedavinin seyri sırasında sırasıyla kullanılan .012", .014", .016", .018" veya (.020"), .014"x.025" veya (.016"x.022"), .017"x.025", .019"x.025" boyutlarındaki nikel titanyum (Ni-Ti) ark telleri farklı pH değerlerinde iyon salınım miktarları değerlendirilmek üzere 100 ml yapay tükürük içeren 250 ml cam laboratuvar şişelerine toplamda 180 adet numune olacak şekilde yerleştirilmiştir. 1 ve 42 günlük (6 hafta) immersiyon sürelerinden sonra, örnekler nikel (Ni), titanyum (Ti), krom (Cr), demir (Fe), kadmiyum (Cd), bakır (Cu), çinko (Zn), kobalt (Co), mangan m(Mn), alüminyum (Al), vanadyum (V), arsenik (As), selenyum (Se), stronsiyum (Sr), molibden (Mo), antimon (Sb), cıva (Hg), rubidyum (Rb), talyum (Tl) ve kurşun (Pb) elementlerinin iyon salınım miktarını ölçmek amacıyla ICP-MS (İndüktif Olarak Eşleştirilmiş Plazma - Kütle Spektrometri, Thermo Scientific, X Series 2, ABD) cihazı kullanılarak metal bileşenler için analiz edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre; pH'ın azalmasıyla iyon salınım miktarlarında grupların çoğunluğunda istatistiksel olarak anlamlı artış görülen elementler braket grubu için Co ve Sr, tel grubu için ise Co, Ni ve Sr'dur. Braket grupları için pH değerinin 6,7'den 4'e değişmesiyle elementlerin genelinde iyon salınım düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı artış görülmüştür. Braket ve tellerden maksimum iyon salınım 1. günde gerçekleşmiştir. Elde edilen veriler, farklı üreticilere ait paslanmaz çelik braket ve Ni-Ti ark tellerinin farklı pH'larda farklı iyon salınım özelliği gösterdiğini, genel olarak pH'ın azalmasıyla iyon salınım düzeyinin arttığını, aygıtların yapıları ve imalat tarzlarına bağlı olarak elementlerdeki korozyon davranışının değişkenlik gösterebileceği bulgusunu desteklemektedir. Bu bilgiler doğrultusunda üreticiler arası iyon salınım farklarının ortodontik tedavinin toksik eser elementlere maruz kalma hususunda önemli bir etmen olup olmadığının değerlendirmesi bakımından klinisyene rehber olabilecek bilgiler elde edilmiştir.

Hidrojen iyon konsantrasyonuOrtodontiOrtodontik aygıtlar+7
Emine Melis Koçak
Akdeniz University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Ratlarda isotretinoinin ortodontik diş hareketi, kök rezorpsiyonu ve alveolar remodeling üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı isotretinoin kullanan bireylerde ortodontik tedaviye başlanması durumunda ilacın diş hareketi üzerine olan etkileri ve bu bireylerin ortodontik tedaviden bağımsız ve ortodontik tedavi ile indüklenen iltihabi kök rezorpsiyonuna eğilimini araştırmaktır. Bu amaçla toplam 90 adet wistar albino rat 4 gruba ayrılmıştır. Deneysel diş hareketi uygulanan SF, SOYA ve ISO gruplarına deneysel diş hareketi öncesi 30 gün boyunca sırasıyla 0,2 ml/100 gr oranında serum fizyolojik, 0,2 ml/100 gr oranında soya yağı ve 0,2 ml/100 gr soya yağı içerisinde seyreltilmiş 7,5 mg/kg dozunda isotretinoin verilmiş ve 30. günde SF ve SOYA gruplarından 6'şar rat sakrifiye edilmiştir. Ardından ratların maksiller 1. molar dişlerine 50 gr deneysel ortodontik kuvvet uygulanmıştır. Ortodontik uygulama sonrası SF, SOYA ve ISO gruplarından 7., 14. ve 21. günlerde 6'şar adet rat sakrifiye edilmiştir. Deneysel ortodontik diş hareketi uygulanmayan ISOK grubuna ise 0,2 ml/100 gr soya yağı içerisinde seyreltilmiş 7,5 mg/kg dozunda isotretinoin verilmiş ve 30., 37., 44. ve 51. günlerde 6'şar adet rat sakrifiye edilmiştir. ISO grubunda 30. gün sonunda 6 rat sakrifiye edilmemiş ve ISOK grubunda 30. gün sonunda sakrifiye edilen 6 adet rat ISO grubu için de kullanılmıştır. SF, SOYA ve ISO gruplarında meydana gelen ortodontik diş hareketi miktarı ve tüm gruplarda meydana gelen rezorpsiyon lakün hacmi mikro-BT görüntüleri üzerinden ölçülmüştür. Biyokimyasal olarak tüm gruplardan alınan kanların serum kalsiyum düzeyi, histopatolojik olarak ise 1. molar dişin mesial (basınç bölgesi) ve distalindeki (gerilim bölgesi) osteoklast sayısı değerlendirilmiştir. ISO grubunda diş hareketi miktarı deneysel diş hareketinin 7. gününde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuş ve sonrasında azalmaya başlamış ve 21. günde diğer gruplara göre en alt düzeye gerilemiştir. Deneysel diş hareketi yaptırılan gruplar arasında kök rezorpsiyonu en fazla ISO grubunda bulunmuştur ve rezorpsiyon miktarı koronalden apikale doğru artış göstermiştir. ISO grubunda serum kalsiyum düzeyleri diğer gruplara göre düşüktür. ISO gruplarında basınç ve gerilim bölgesindeki osteoklast sayısı diğer gruplara göre daha düşük seyretmektedir. İsotretinoin diş hareketinin ilk fazını hızlandırmakta, sonra ise yavaşlatmakta, ortodontik kuvvetten bağımsız ve ortodontik tedaviyle birlikte indüklenen kök rezorpsiyonunu artırmaktadır. Anahtar kelimeler: Diş hareketi, İsotretinoin, Kök rezorpsiyonu, Mikro bilgisayarlı tomografi.

Alveolar kenar artırılmasıDiş hareketleriHayvan deneyleri+5
Gülay Dumanlı Gök
Akdeniz University
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller sutural genişletmede isotretinoinin yeni kemik oluşumuna etkisinin incelenmesi

Akne vulgaris tedavisinde özellikle ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde sıklıkla kullanılan bir ilaç olan isotretinoinin hiperosteoza sebep olduğunu belirtilse de uzun dönem kullanımda kemiklerde incelme ve demineralizasyon saptanmıştır. Bu çalışmanın amacı, isotretinoinin ratlarda maksiller sutural genişletme sırasında yeni kemik oluşumu üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamızda 8 haftalık 32 adet erkek Wistar ratı kullanılmıştır. Ratlar isotretinoin, soya ve ekspansiyon grubu olarak 3 deney ve 1 kontrol grubu olacak şekilde rastgele 4 eşit gruba ayrılmıştır. İsotretinoin grubuna 57 gün boyunca 2ml/kg soya yağında çözünmüş 7,5 mg/kg isotretinoin oral gavaj yoluyla verilmiştir. Soya grubuna 57 gün boyunca 2ml/kg soya yağı oral gavaj yoluyla verilmiştir. Ekspansiyon grubuna deneyin ilk 40 gününde işlem yapılmamıştır. Tüm deney gruplarında 41. günde ekspansiyon işlemine başlanmış ve 5 günlük genişletmeden sonra 12 günlük retansiyon periyoduna geçilmiştir. Kontrol grubuna ise deney süresince hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. 57 günlük deney süresi sonunda tüm ratlar sakrifiye edilmiş ve maksillalar disseke edilmiştir. Histolojik incelemede osteoblast ve osteoklast sayısı, damarlanma ve yeni kemik oluşum miktarı sutur çevresini merkeze alan kesitler üzerinde değerlendirilmiştir Osteoblast ve osteklast sayılarının gruplar arası karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi, post-hoc karşılaştırılması için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Damarlanma ve yeni kemik oluşumu parametreleri yoğunluğu belirtecek şekilde skorlanarak, grupların skorları Fisher Exact test ile karşılaştırılmıştır. Osteoblast ve osteoklast değerleri 4 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0.001). Her 3 deney grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı seviyede daha fazla osteoblast ve osteoklast sayısı tespit edilmiştir (p<0.001), deney grupları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Damarlanma ve yeni kemik oluşumu skorlarında, gruplar arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.001). İsotretinoin grubunda damarlanma ve yeni kemik oluşumunun, diğer gruplara göre daha yüksek seviyede olduğu görülmüştür. İsotretinoinin, ratlarda maksiller sutural genişletmede negatif bir etkiye sahip olmadığı, aksine damarlanma ve yeni kemik oluşumunu artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kemik oluşumu, Rat, Rme

Alveolar kenar artırılmasıHayvan deneyleriHayvan deneyleri+6
Musa Bulut
Akdeniz University
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Tek ve çift kurvatüre sahip simüle kanallarda farklı hareket şekliyle çalışan ni-ti döner aletlerin şekillendirme yeteneğinin öncesinde kullanılan pathfinder enstrümanlarıyla birlikte kullanımının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; tek ve çift kurvatüre sahip insan dişini taklit eden simüle kanallı rezin bloklarda farklı hareket şekliyle çalışan nikel titanyum (Ni-Ti) döner aletlerin şekillendirme yeteneğinin, merkezlenme kabiliyeti ve kanal transportasyonunun değerlendirilmesi; ayrıca preparasyon öncesinde kullanılan Pathfinder Ni-Ti enstrümanların etkisinin stereo-mikroskopla alınan görüntülerle birlikte karşılaştırılmasıdır. Metot: Çalışmamızda altmış adet tek kurvatüre sahip L kanal ve altmış adet çift kurvatüre sahip S kanal simüle kanallı rezin blok kullanılmıştır. Tek ve çift kurvatüre sahip simüle kanallar preparasyon için kullanılacak Ni-Ti döner aletlere ve öncesinde pathfinder kullanılıp kullanılmamasına göre gruplara (n=10) ayrılmış, ProTaper Next (PTN), TwistedFile Adaptive (TFA), Reciproc (R) ile birlikte ProGlider (PG) kullanılan ve kullanılmayan gruplar oluşturulmuştur. L ve S gruplar için; A grubu: PTN, B grubu: PTN+PG, C grubu: TFA, D grubu: TFA+PG, E grubu: R, D grubu: R+PG. Her simüle kanal preparasyon öncesinde kanal boşluğuna siyah boya enjekte edilerek stereo-mikroskop ile preoperatif görüntüler alınmıştır. Her grup rezin blok test edilecek eğe grubu ile üretici talimatlarına göre ve uygun hareket çeşidiyle prepare edilmiş ve sonrasında kanal boşluğuna kırmızı boya enjekte edilerek postoperatif görüntüleri alınmıştır. Elde edilen pre- ve post-operatif görüntüler bilgisayar programı yardımıyla üst üste çakıştırma yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılarak elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç: İstatistiksel analiz sonucunda, L kanallarda; R ve R+PG grubunda PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG gruplarına kıyasla en fazla kanal transportasyonunun elde edildiği, elde edilen sonuçların ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.05). En az kanal transportasyonu ise PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG eğelerin olduğu gruplarda olduğu elde edilen sonuçlarda ise istatistiksel olarak aralarında anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). S kanallar da ise; en fazla kanal transportasyonu PTN ve R gruplarında elde edilmiştir. En iyi merkezlenme kabiliyeti TFA+PG grubunda elde edilmiş ve PTN, TFA ve R gruplarıyla arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur (p<.05). PTN, PTN+PG ve TFA grubu arasında ayrıca R ve R+PG grupları arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). L ve S kanallarda eğelerin genişletme miktarları ise R>PTN>TFA sonucu elde edilmiştir. En fazla genişletme miktarı R grubunda, en az genişletme ise TFA+PG grubunda elde edilmiş ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.05). Tartışma: Çalışma sonuçlarına göre kullanılan her eğe grubunda çeşitli derecelerde kanal transportasyonu elde edilmiştir. L kanallarda en az kanal transportasyonu PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG gruplarında elde edilirken aralarında fark olmaması eğe özelliklerinin sonucuna bağlanabilir. En fazla kanalda transportasyon iste R ve R+PG grubunda elde edilmiştir. Bu durumda R eğenin sahip olduğu taper açısının ve eğe özelliklerinin doğal bir sonucu olduğu düşünülmüştür. S kanallar incelendiğinde ise en az kanal transportasyonu TFA+PG grubunda elde edilmiş, PTN+PG ve R+PG arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. PTN ve R grupları ise en fazla kanaldan sapma göstermiştir. PTN, PTN+PG ve TFA arasında anlamlı fark görülememiştir. PG eğelerin merkezlenme kabiliyetini arttırdığı fakat kanal transportasyonunu tamamen engellemediği sonucu çıkartılabilir. Çalışmanın sınırları dahilinde PTN ve TFA arasında anlamlı fark bulmamış, R eğelerin ise L ve S kanallarda kanal transportasyonu yarattığı sonucu elde edilmiştir. Bu sonuçların standardizasyonu sağlanmış insan çekilmiş dişlerinde ve daha yeni kanal eğeleriyle daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Nikel-titanyum döner alet, şekillendirme yeteneği, eğri kanal, kanal transportasyonu, merkezlenme kabiliyeti, ProTaper Next, Reciproc, TF Adaptive, ProGlider, Pathfinder, simüle kanal, resin blok, stereomikroskop

Dental aygıtlarDental kavite preparasyonuDişler+4
Deniz Önal Çengelli
Akdeniz University
2018
00