
116
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Pedodontide kullanılan lokal anestezi yöntemleri ve güncel teknikler
Amaç: Bu çalışmanın amacı; günümüzde kullanılmakta olan lokal anestezi tekniklerinden; geleneksel lokal anestezi tekniklerinin (dental enjektör ve karpül enjektör), bilgisayar destekli enjeksiyon sisteminin (Wand), iğnesiz jet enjeksiyon (Madajet XL) sisteminin ve kapı kontrol teorisi esas alınarak geliştirilen vibrasyon (VibraJect ve DentalVibe) sistemlerinin, psikometrik ve fizyolojik ölçüm teknikleri kullanılarak, çocuklardaki yarattığı stres durumunun, hasta konforunun ve kooperasyonunu arttırmadaki etkinliğinin, karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza, yaşları 7-12 arası değişen toplam 160 hasta dahil edildi. Hastalara lokal anestezi olarak geleneksel yöntemler (enjektör, karpül enjektör) ve güncel lokal anestezi sistemleri (DentalVibe, VibraJect, Wand, Madajet XL) ile bukkal infiltrasyon anestezisi uygulandı. Kaygı düzeylerinin değerlendirilmesinde; "görsel yüz skalası (FIS)", tükürük kortizol değerleri, pulse nabız ve oksijen saturasyon değerleri kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirildi. Bulgular: FIS, SpO2 ve nabız verileri incelendiğinde, özellikle karpül enjektör ve Wand cihazı ile uygulanan anestezi yöntemlerinin, diğer anestezi yöntemlerine göre çocuklar tarafından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha kabul edilebilir olduğu saptandı (p<0,05). Anestezi öncesi ve sırasında elde edilen nabız ve SpO2 değerleri incelendiğinde gruplar arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemedi (p>0,05). Tükürük kortizol seviyeleri incelendiğinde ise sadece Wand cihazı başarılı bulundu. Sonuç: Yeni lokal anestezi tekniklerinin de incelendiği çalışmamızın sonucunda, Wand sistemi en başarılı teknik olarak bulundu. Ancak, tekniklerin çocuklardaki etkinliği konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çocuk hastalarda konforlu bir diş tedavisi için, güncel lokal anestezi tekniklerinin araştırılmasına ihtiyaç vardır.
Vibrasyon uygulamalarının ortodontik tedavi etkinliği üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; non-invaziv fiziksel bir yöntem olan vibrasyon uygulamasının ortodontik diş hareketi üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Klinik olarak mekanik vibrasyon uygulamak amacıyla FDA onaylı sınıf 2 medikal aygıt olan Acceledent Aura (Ortoaccel Technologies, Texas, USA) kullanılmıştır. Çalışmamızda sınıf 2 bölüm 1 malokluzyona sahip veya şiddetli çapraşıklığı bulunan ortodontik tedavi planlaması gereği birinci premolar dişlerin çekimi gereken 10 erkek, 10 kız olmak üzere 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalar çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kanin distalizasyonundan hemen önce ve boşluk kapatıldıktan sonra 3Shape TRİOS R700 (3Shape Inc., Copenhagen, Denmark) cihazı ile 3 boyutlu dijital modeller elde edilmiştir. Başlangıç ve bitim aşamasında kanin ve molar dişler arasındaki mesafeler ölçülmüşür. Elde edilen bulgular SPSS 23.0 program (İBM SPSS Statistic for Windows, NY, USA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubu için alt ve üst kaninlerde aylık diş hareket miktarı 1.06 mm olarak hesaplandı. Çalışma grubunda üst kaninlerin hareket hızı aylık 1.24 mm, alt kaninlerin ise 1.09 mm olarak hesaplandı. Sonuç: Araştırmamızın sonuçlarına göre Acceledent Aura (Orthoaccel Technologies, Texas, USA) uygulanmış grup ile kontrol grubu arasında kanin distalizasyon hızı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde yeni bir yaklaşım: rezin infiltrasyon sistemi
Amaç: Çalışmamızda, daimi ön dişlerin vestibül yüzeylerinde görülen gelişimsel mine opasitelerinin ve ortodontik tedaviye bağlı oluşan beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde, son yıllarda kullanılmaya başlanan rezin infiltrasyon sisteminin (ICON-DMG, Hamburg, Germany) klinik olarak etkinliğinin, ICDAS II kriterleri ve DIAGNOdent Pen kullanılarak değerlendirilmesi ve beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde kullanılmakta olan flor verniği (Duraphat-Colgate-Palmolive Co. New York) uygulamasının klinik etkinliği ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya 8 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük 66 hasta dahil edilmiştir. Materyaller, vestibül yüzeylerinde demineralize ve hipomineralize opak lezyonları bulunan toplam 132 adet daimi ön dişe uygulanmıştır. Lezyonlar materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan hemen sonra, 1 ay ve 3 ay sonra değerlendirilmiştir. Materyallerin opak lezyonları maskelemedeki başarılarının değerlendirilmesinde ICDAS II kriterlerinden yararlanılmıştır. Lezyonlarda meydana gelen yapısal değişiklikler ise DIAGNOdent Pen cihazından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Materyaller uygulandıktan sonra tüm gruplarda DIAGNOdent Pen skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş görüldüğü, ancak beyaz nokta lezyonlarına ICON uygulanan grupta (Grup 2) bu düşüşün diğer gruplara göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Tüm gruplarda uygulama öncesi ve sonrası DIAGNOdent Pen skorları arasında kaydedilen ileri derecede anlamlı farklılık, uygulama öncesi ile 1.ay ve 3.ayda elde edilen skorlar arasında da devam etmiştir (p=0,0001). Her bir grupta materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan sonra, 1 ay ve 3 ay sonra elde edilen ICDAS II skorları birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlamlı bir farklılık oluştuğu tespit edilmiştir (p=0,0001). Farklılığın hangi gruptan kaynaklandığının araştırılması için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda, farklılığın Grup 2'den elde edilen ICDAS II skorlarından kaynaklandığı belirlenmiştir (p<0,001). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre ICON rezin infiltrasyon sisteminin, beyaz nokta lezyonlarının ve gelişimsel mine opasitelerinin tedavisinde, hem ICDAS II kriterleri hem de DIAGNOdent Pen değerleri dikkate alındığında, başarılı sonuçlar verdiği görülmekle birlikte, özellikle beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde çok daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak materyalin uzun dönem başarısını değerlendiren geniş kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi ve farklı iki tip mini vida destekli hızlı üst çene genişletme aygıtlarının etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesine alternatif olabileceği iddia edilen monokortikal ve bikortikal mini vida yerleşimli iki farklı tip iskeletsel ankraj destekli yöntemin ve konvansiyonel cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesinin kraniyofasiyal yapılar üzerindeki genişletme stres ve yer değiştirme etkilerinin sonlu elemanlar analizi kullanılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada, 34 yaşında bir bireye ait kafatası anatomik modeli kullanıldı ve kraniyofasiyal suturlar kapalı kabul edilerek erişkin sonlu eleman kafatası modeli oluşturuldu. CDHÜÇG konvansiyonel tip apareyi (Tip A), diş destekli monokortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG (Tip B) ve diş destekli bikortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG arapeyleri (Tip C) modellendi. Tip A modelde median ve lateral osteotomi uygulandı. 0,25 mm'lik genişletmede Von mises gerilmeleri ve 5 mm'lik genişletmede yer değiştirmeler için sonlu elemanlar analizi uygulandı. Bulgular: Çalışma sonunda, Tip B ve Tip C model de transvers yönde daha paralel genişleme gözlenirken, Tip A modelde midpalatal suturda 'V' şeklinde açılma görüldü. Tip A model de pterigomaksiller bölgede ihmal edilecek düzeyde hareket izlenirken, Tip B ve Tip C modeller de pterigomaksiller bölgede lateral hareket görüldü. Tip B ve Tip C modelde Von mises stres değerleri, Tip A modele göre daha yüksek değerler gösterdi. Sonuç: MVDHÜÇG apareyi ile daha paralel transversal genişletme elde edilmiştir. Ayrıca, yetişkinlerde HÜÇG tedavisinin cerrahi destekli yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (CDHÜÇG), Mini Vida Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (MVDHÜÇG), Sonlu Elemanlar Analizi (SEA)
Gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin çene kemiği dansitelerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin, sistemik hastalığı bulunmayan sağlıklı kontrol grubuna göre çene kemiği yoğunluğu değişiminin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımıyla retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tam kafa konik ışınlı bilgisayarlı tomografi çektirmiş 20 hastada ( 10 bariatrik cerrahi geçirmiş, 10 kontrol grubu hastası) mandibulada radyomorfometrik indeks ölçümü, her iki tarafta maksilla, mandibula ve kondilde HU değeri ölçümleri yapılmış ve kıyaslanmıştır. Bulgular: Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin HU değeri ölçümleri özellikle spongioz kemik içeriği daha yüksek olan sağ maksilla ( p<0,0001), sol maksilla (p=0,001) ve sağ kondilde (0,052) kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Sol kondil, sağ ve sol mandibulada HU değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Radyomorfometrik indeks ölçümlerinde ise osteoporoz yönünde anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Bariatrik cerrahi geçirmiş hastaların çene kemiklerindeki osteoporotik değişikliklerinin kemiğin ihtiva ettiği mineral oranına ve trabekül yoğunluğuna göre farklı bölgelerde farklı oranlarda geliştiği sonucuna varılmıştır. KIBT bu değişiklikleri değerlendirmek için bir seçenek olabilir. Anahtar Kelimeler: bariatrik cerrahi, KIBT, osteoporoz,
Antihipertansif ilaç kullanımının dental implant osseointegrasyonunun başarısına etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Hipertansiyon kemik rejenerasyonunu ve alveolar kemik kalitesini etkiler ve azalmış kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilidir. Antihipertansif ilaçların kemik metabolizması, iyileşmesi ve mineral yoğunluğu üzerindeki etkileri bilinmektedir. Ancak, dental implant osseointegrasyonuna etkileri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı; antihipertansif ilaç kullanan hastalarda osseointegrasyon başarı düzeyini retrospektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, Ocak 2013-2023 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na dental implant tedavisi amacıyla başvuran, yalnızca antihipertansif ilaç kullanan ve sistemik olarak sağlıklı (ilaç kullanmayan) hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 666 (351 kadın, 315 erkek) hastanın yaşları 18-82 arasında değişmektedir (ortalama 48.8) ve bu hastalara toplam 2146 implant uygulanmıştır. Belirlenen hasta gruplarında; protez yüklemesinden önce implant kaybı sonuç değişkeni olarak belirlenmiş, tüm veriler kaydedilmiş ve istatistiksel olarak analiz edilerek risk hesaplaması yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 71 antihipertansif ilaç kullanıcısından sadece bir hastada bir implant başarısız olmuştur ve başarısızlık oranı % 1.4 (1/71)'tür. Toplam 595 ilaç kullanmayan hastadan 11 hastada, birer adet olmak üzere, toplam 11 implant başarısız olmuştur ve hasta düzeyinde başarısızlık oranı % 1.85 (11/595)'tir. İki grup arasındaki fark, hem hasta hem de implant düzeyinde istatiksel anlamlılığa ulaşmasa da, antihipertansif ilaç kullanmayan hastaların ilaç kullanan hastalara kıyasla implant kaybının 1.318 (0.168-10.366) kat fazla olduğu görülmüştür. Sonuç: Antihipertansif ilaçların; hipertansiyonun ve yaşın kemik ve osseointegrasyon üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak, osseointegrasyon kaybı riskini azaltabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: osseointegrasyon, hipertansiyon, antihipertansif ilaç
Farklı kanal doldurma yöntemleriyle doldurulan kök kanallarının dolgu kalitesinin mikro-bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı kök kanal dolgu yöntemlerinin kalitesinin mikro bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile incelenmesi; elde edilen verilerin birbirleriyle karşılaştırılarak sonuçlarının değerlendirilmesidir. Çalışmada 48 adet çürüksüz, tek köklü ve tek kanallı alt premolar insan dişi kullanıldı. Dişler kronlarından ayrılarak tüm kökler 12 mm olacak şekilde ayarlandı. ProTaper Next Ni-Ti döner eğeler ile X4 numaralı eğeye kadar kök kanal preparasyonu yapılan örnekler her bir grupta 12 diş olacak şekilde 4 deney grubuna (Grup 1: Soğuk lateral kondansasyon yöntemi, Grup 2: Ultrasonik lateral kondansasyon yöntemi, Grup 3: Devamlı ısı ile obturasyon yöntemi ve Grup 4: Termoplastik kor yöntemi) ayrılarak, farklı yöntemler ile kök kanal dolguları yapıldı. Kök kanal dolguları tamamlanan gruplar mikro bilgisayarlı tomografi ile taranarak apikal, orta ve koronal bölgelerdeki dolgu hacmi yüzdeleri ile internal, eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından değerlendirildi. Yapılan değerlendirmelerin ardından grupların apikal sızıntı miktarları bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile ölçüldü. Elde edilen tüm veriler karşılaştırılarak bir istatistik yazılımı aracılığı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda bazı gruplar arasında değerlendirmelerin anlamlı olduğu bulundu. Çalışmanın ilk basamağı olan mikro-bilgisayarlı tomografi ölçümlerinin istatistiksel analizi sonucunda; gruplar arasında en az dolgu hacmi yüzdesi Grup 1'de olduğu görüldü. Diğer gruplar arasında ise dolgu hacmi yüzdesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Test edilen bölgeler arasında ise en az dolgu hacmi yüzdesi apikal bölgede görülürken orta ve koronal bölgeler arasında istatistiksel bir farklılık bulunamadı. İnternal boşluk miktarı bakımından gruplar ve bölgeler arasında yine istatistiksel açıdan bir farklılık tespit edilemedi. En fazla eksternal ve kombine boşluk miktarları ise Grup 1'de görüldü. Diğer gruplar arasında eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Bölgeler arasında ise apikal bölgede en fazla eksternal ve kombine boşluk görülürken diğer gruplar arasında yine istatistiksel açıdan herhangi anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Çalışmanın ikinci basamağı olan bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile yapılan ölçümlerde ise, en fazla apikal sızıntı Grup 1'de gözlendi. Grup 2 ve Grup 3 en az apikal sızıntı miktarını gösterirken aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu. Grup 4'ün apikal sızıntı değerleri ise Grup 1'e göre istatistiksel olarak daha az olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu tespit edildi. Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, test edilen tüm gruplarda farklı miktarlarda sızıntı ve eksternal ve kombine boşluklar olduğu görüldü. Bununla birlikte istatistiksel olarak en az sızıntı ve/veya eksternal ve kombine boşluk miktarları hem mikro-bilgisayarlı tomografi analizlerinde hem de bilgisayarlı sıvı filtrasyon ölçümlerinde Elements Free Obturation ve LM-ProPower gruplarında görülürken; en fazla sızıntı ve/veya en fazla eksternal ve kombine boşluk miktarı ise soğuk lateral kondasasyon grubunda görüldü. Kök kanal tedavisinde kanal dolgu kalitesinin ve apikal tıkayıcılığının arttırılması amacıyla elde edilen bulgular ışığında vakaya uygun olarak Elements Free Obturation ve LM-ProPower gibi cihazların kullanıldığı devamlı ısıyla obturasyon veya ultrasonik enerjili lateral kondansasyon yöntemlerinin kullanılması tavsiye edilebilir. Ayrıca yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda mikro-bilgisayarlı tomografi ile bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi arasında orta derecede korelasyon olduğu tespit edildi. Elde edilen bu sonuç ışığında mikro-bilgisayarlı tomografi gibi pahalı ve zaman alıcı yöntemler yerine bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi ile kök kanal dolgu kalitesinin daha pratik olarak değerlendirilebileceği sonucuna varıldı. Bununla birlikte bu iki yöntem arasındaki ilişkinin yapılacak başka çalışmalarla da desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kök kanal dolgu yöntemleri, kanal dolgu kalitesi, soğuk lateral kondansasyon yöntemi, ultrasonik yöntem, devamlı ısı ile obturasyon, termoplastik kor, mikro-bilgisayarlı tomografi, bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi
Peri-implantitis tedavisinde farklı yüzey dekontaminasyon yöntemlerinin in vitro olarak karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; intraoral olarak kontamine edilmiş titanyum diskler üzerinde nano-hidroksiapatit dekontaminasyon yöntemini test etmek ve bu yöntemi peri-implantitis tedavisinde kullanılan mevcut dekontaminasyon yöntemleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmamızda diskler her grupta 10 disk olacak şekilde 8 gruba ayrılmıştır. Grup1 titanyum küret 120 sn, Grup 2 PEEK uçlu ultrasonik kazıyıcı 120 sn, Grup 3 PEEK uçlu ultrasonik kazıyıcı 120 sn + %3 H2O2 30 sn, Grup 4 air-abraziv sistem (nano-HA) 30 sn, Grup5 air-abraziv sistem(nano-HA) 120 sn, Grup 6 Er:YAG lazer (120 mJ/pulse,10 Hz) 120 sn, Grup 7 kontamine diskler ve Grup 8 steril titanium disklerden oluşmaktadır. Titanyum diskler dekontaminasyonun ardından rezidüel biyofilm, yüzey değişiklikleri, yüzey kimyasal içeriği, yüzey enerjisi ve ıslanabilirliği Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) , Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDS) ve Damlama Testi kullanılarak değerlendirildi. Varyanslar homojen olduğunda, grupları karşılaştırmak için Kruskal-Wallis testi kullanıldı.Farklı gruplar parametrik olmayan Dunn post hoc testi veya Games-Howel post hoc testi ile belirlenmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p <0,05 idi ve hesaplamalar için SPSS 25 (SPSS IBM, ABD) programı kullanıldı. Çalışmanın bulguları ışığında, en yüksek karbon (C) atomu yüzdesi negatif kontrol grubunda , en düşük C atomu yüzdesi "air-abraziv 120 sn" ve sırasıyla "air-abraziv 30 sn" , "Er:YAG lazer", "ultrasonik + H202" , "ultrasonik" ve "mekanik" dekontaminasyon gruplarında belirlendi. Islanabilirlik açısından incelendiğinde en düşük temas açısı sırasıyla, "air-abraziv 120 sn", "Er:YAG lazer" ve "air-abraziv 30 sn" gruplarında gözlendi. Air-abraziv 120 sn ve Er:YAG lazer tekniklerinin, yüksek ıslanabilirlik sağladığı ve yüzey orjinal yapısını korumasından dolayı, reosseointegrasyona katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Air-abraziv sistem, dental implant, hidrofilite, hidroksiapatit, periimplantitis
Farklı tasarım ve üretim metotları ile hazırlanarak uygulanan sabit yer tutucuların klinik sonuçlarının ve oral hijyene etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı, dijital iş akışı ve lazer sinterizasyon 3D baskı yöntemiyle üretilen sabit yer tutucuların, geleneksel yöntemlerle üretilen sabit yer tutucularla klinik başarı ve periodontal sağlığa etkileri açısından değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Yaşları 5-10 yaş (ort.:6,99±1,18) arasında değişen 70 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar 2 gruba ayrılmıştır. Lazer Sinterizasyon (LS) Grubu (n=34): Hastaların 3Shape TRIOS®(Kopenhag/Danimarka) ağız içi tarayıcı ile ölçüsü alınmış ve yer tutucular CAD/CAM destekli 3D Baskı LS metoduyla titanyum bazlı metal tozundan üretilmiştir. Band-Loop (BL) Grubu (n=36): hastaların aljinat ile ölçüsü alınmış ve alçı model üzerinde bantların uyumlanması ve tellerin lehimlenmesi ile yer tutucular üretilmiştir. Hastaların ölçü yöntemi üzerindeki algısı ölçüden hemen sonra anket ile değerlendirilmiştir. Altıncı ay kontrollerinde yer tutucuların retansiyonu ve periodontal sağlığa etkileri değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bulgular: BL grubundan 16 (%38), LS grubundan 25 (%65,7) yer tutucu başarısız kabul edilmiş ve retansiyon açısından BL yer tutucular daha başarılı bulunmuştur (p=0,007). BL grubunun ortalama sağ kalım süresi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,035). İki grubun başlangıç ve kontrol gingival indeks ve plak indeksi (GI/PI) değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. LS grubunun 6.ay genel GI/PI değerleri başlangıç değerlerine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,005). BL grubunda da 6.ay GI/PI verilerinde düşüş görülmüş ancak yalnızca GI verilerindeki düşüş anlamlı bulunmuştur. Her iki grubun da destek dişe ait GI/PI değerleri ise anlamlı derecede yükselmiştir (p<0,005). Anket sonuçları göz önüne alındığında LS grubu hastaların ölçü yöntemini daha pozitif yorumladığı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda BL yer tutucuların klinik başarısının (%62), LS yer tutuculara (%34) göre daha yüksek olduğu, periodontal sağlığa ve ağız hijyenine etkileri açısından bir fark olmadığı, sabit yer tutucuların tipinden bağımsız olarak, yerleştirildiği destek dişin GI/PI değerlerinde artışa sebep olduğu, çocuk hastaların ölçü yöntemi olarak ağız içi tarayıcıları tercih ettiği bulunmuştur.
Günlük kullanılan multivitamin efervesan tabletlerin farklı dental kompozit rezinlerin renk parametreleri üzerine etkileri
Amaç: Bazı mult(v(tam(n efervesan tabletler(n test ed(len kompoz(t rez(n materyallerde meydana get(reb(leceğ( renk değ(ş(mler(n( değerlend(rmek ve karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda b(r supra- nanof(l (Omn(choroma, Tokuyama Dental, Tokyo, Japonya) (OMC) kompoz(t, b(r nanoh(br(t (Ruby CompNano, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBC), b(r subm(kroh(br(t (Char(sma Smart, Heraeus Kulzer GmbH, Hanau, Almanya) kompoz(t (CHR), b(r akıcı (Ruby Flow, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBF) ve b(r bulk- f(ll (F(ltek One Bulkf(ll Restorat(ve, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) kompoz(t (FBL) rez(n materyal ve kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(kl(ğ( oluşturab(lecek üç farklı mult(v(tam(n (çeceğ( ((Youplus C v(tam(n( Ç(nko Propol(s efervesan tablet (Abd((brah(m, Türk(ye) , Supradyn® Efervesan Tablet (Bayer, Fransa), Sambucol Plus efervesan tablet (Pharmacare) ) kullanıldı. Her b(r v(tam(n solüsyonu (ç(n ve kontrol grubu (ç(n (n= 10) her b(r kompoz(t rez(nden 40 adet ve toplamda 200 adet (N= 200) beş mm çapında ve (k( mm kalınlığında d(sk şekl(nde örnekler teflon kalıp kullanılarak hazırlandı ve LED ışık c(hazı (le (Valo Ultradent Products, UT, ABD) (le pol(mer(ze ed(ld(. İlk renk ölçümler( örnekler d(st(le suda 24 saat beklet(ld(kten sonra yapıldı ve sonrasında kompoz(t örnekler kullanılacak farklı solüsyonlara göre rastgele gruplandırıldı. Mettler Toledo T50 pH metre (Mettler-Toledo Gre(sensee, İsv(çre) (le solüsyonların pH ölçümler( yapıldı. Örnekler 28 günlük toplam süre boyunca mult(v(tam(n solüsyonlarda, 24 saatl(k aralıklarla günde 2 dk. süreyle beklet(ld( ve b(r sonrak( döngüye kadar d(st(le suda saklandı. 14. ve 28. günlerde spektrofotometre kullanılarak (VITA Easyshade V, VITA Zahnfabr(k, Bad Säck(ngen, Almanya) renk ölçümler( yapıldı. Ölçümlerde Internat(onal Comm(ss(on on Illum(nat(on (CIE) L*a*b* S(stem( esas alındı ve ΔE00 formülü kullanılarak renk değ(ş(m değerler( hesaplandı. ΔE2000 değerler(n(n normal dağılıma uyup uymadığı Shap(ro W(lk test( (le anal(z ed(lm(ş ve ver(ler tekrarlı ölçümler varyans anal(z( (ANOVA) kullanılarak anal(z ed(lm(şt(r. Post-hoc karşılaştırmalar (ç(n Tukey testler( kullanılmıştır, anlamlılık önem düzey( p <0,05 olarak bel(rlend(. Bulgular: En fazla renk değ(ş(m( 14. ve 28. günlerde FBL- YPL grubunda (zlen(rken bunu OMC- SPR grubu tak(p etm(şt(r. V(tam(nlere bağlı en fazla renk değ(ş(kl(ğ( 14. ve 28. günler(n her (k(s(nde de YPL gruplarında (zlenm(ş ve bunları sırasıyla SPR ve SMB grupları (zlem(şt(r. Kompoz(tlerde 14. günde en fazla renk değ(ş(m( OMC grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla FBL, CHR, RBC ve RBF grupları tak(p etm(şt(r, 28. günde (se en fazla renk değ(ş(m( FBL grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla OMC, CHR, RBF ve RBC tak(p etm(şt(r. 28 günlük renklend(rme sürec(, 14 günlük renklend(rme per(yoduna kıyasla daha fazla renk değ(ş(m(ne neden olmuştur (p<0.019). Sonuç: Mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonları kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(m(ne neden olab(lmekted(r. Test ed(len v(tam(nler (çer(s(nde en fazla renklenme yapan mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonunun YPL olduğu bulunmuştur. Ayrıca, FBL ve OMC kompoz(t rez(nler(n(n, test ed(len mult(v(tam(nlerle daha fazla renklenmeye eğ(l(ml( oldukları saptanmıştır. Anahtar kel=meler: Kompoz(t, Mult(v(tam(n, Renk değ(ş(m(, Efervervesan