Akdeniz University
Faculty

Faculty of Dentistry

Akdeniz University

159

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pedodontide kullanılan lokal anestezi yöntemleri ve güncel teknikler

Amaç: Bu çalışmanın amacı; günümüzde kullanılmakta olan lokal anestezi tekniklerinden; geleneksel lokal anestezi tekniklerinin (dental enjektör ve karpül enjektör), bilgisayar destekli enjeksiyon sisteminin (Wand), iğnesiz jet enjeksiyon (Madajet XL) sisteminin ve kapı kontrol teorisi esas alınarak geliştirilen vibrasyon (VibraJect ve DentalVibe) sistemlerinin, psikometrik ve fizyolojik ölçüm teknikleri kullanılarak, çocuklardaki yarattığı stres durumunun, hasta konforunun ve kooperasyonunu arttırmadaki etkinliğinin, karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza, yaşları 7-12 arası değişen toplam 160 hasta dahil edildi. Hastalara lokal anestezi olarak geleneksel yöntemler (enjektör, karpül enjektör) ve güncel lokal anestezi sistemleri (DentalVibe, VibraJect, Wand, Madajet XL) ile bukkal infiltrasyon anestezisi uygulandı. Kaygı düzeylerinin değerlendirilmesinde; "görsel yüz skalası (FIS)", tükürük kortizol değerleri, pulse nabız ve oksijen saturasyon değerleri kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirildi. Bulgular: FIS, SpO2 ve nabız verileri incelendiğinde, özellikle karpül enjektör ve Wand cihazı ile uygulanan anestezi yöntemlerinin, diğer anestezi yöntemlerine göre çocuklar tarafından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha kabul edilebilir olduğu saptandı (p<0,05). Anestezi öncesi ve sırasında elde edilen nabız ve SpO2 değerleri incelendiğinde gruplar arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemedi (p>0,05). Tükürük kortizol seviyeleri incelendiğinde ise sadece Wand cihazı başarılı bulundu. Sonuç: Yeni lokal anestezi tekniklerinin de incelendiği çalışmamızın sonucunda, Wand sistemi en başarılı teknik olarak bulundu. Ancak, tekniklerin çocuklardaki etkinliği konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çocuk hastalarda konforlu bir diş tedavisi için, güncel lokal anestezi tekniklerinin araştırılmasına ihtiyaç vardır.

AnesteziAnestezi-dentalAnestezi-lokal+6
Zeycan İrem Pişkinöz
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fotodinamik yöntemle aktive edilen gümüş nanopartiküllerin enfekte kök kanallarındaki antibakteriyel etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma çekilmiş insan dişlerinde deneysel oluşturulan 3 haftalık olgun Enterococcus faecalis (E. faecalis) biyofilmi üzerine fotosensitizan bir ajan olan Toluidin Mavisi O (TBO) ve bir nanoajan olan gümüş nanopartikül (AgNP) kombinasyonuna ışık uygulanmasının antibakteriyel etkinliğini incelemeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Ön çalışma ile TBO/AgNP kombinasyonunda 20 ppm TBO ve 10 ppm AgNP karışımının E. faecalis'e karşı en yüksek antibakteriyel etkinlik sergilediği görüldü. Şekillendirme sonrası 130 tane tek köklü, düz kanallı insan mandibular premolar dişin boyları 13 mm olacak şekilde kuronları uzaklaştırıldı, kanallar E. faecalis ile kontamine edildi, 21 günlük bekleme sonrası deneysel işlemler gerçekleştirildi. Dişler rastgele 5 deneysel (n=20) ve sodyum hipoklorit (NaOCl) (n=10) ve serum fizyolojik (SF) solüsyonu gruplarına (n=10) bölündü. Daha sonra deneysel gruplar 2 alt gruba (30 ve 60 sn) (n=10) bölündü. Deneysel gruplar şunlardan oluştu: G1; Fotodinamik tedavi (FDT) (TBO/Işık), G2; AgNP, G3; TBO/AgNP, G4; AgNP/Işık, G5; TBO/AgNP/Işık. 2 mL %2,5'lik NaOCl ile 1 dk yıkama ve 2 mL, %0,9'luk SF ile 1 dk yıkama sırasıyla pozitif ve negatif kontrol gruplarını oluşturdu. Çalışmanın verilerinin istatistiksel değerlendirilmesinde Kolmogorov Smirnov, Oneway ANOVA ve Tukey HSD testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık olarak Bonferroni düzeltmesi sonrası p<0,004 değeri kabul edildi. Bulgular: NaOCl diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla bakteri azalması sağladı ve en güçlü antibakteriyel etkinlik sergileyen grup oldu (p<0,004). TBO/AgNP kombinasyonuna ışık uygulaması NaOCl'den sonra en fazla bakteri azalması sağlayan grup oldu. Sonuçlar: TBO/AgNP kombinasyonunun fotoaktivasyonu FDT etkinliğinin artmasına yol açtı ve bu grup NaOCl'den sonra en başarılı grup oldu. FDT'nin etkinliğinin artmasında nanoajanların taşıyıcı olarak kullanılması önemli rol oynamaktadır.

Hakan Aydın
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Vibrasyon uygulamalarının ortodontik tedavi etkinliği üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; non-invaziv fiziksel bir yöntem olan vibrasyon uygulamasının ortodontik diş hareketi üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Klinik olarak mekanik vibrasyon uygulamak amacıyla FDA onaylı sınıf 2 medikal aygıt olan Acceledent Aura (Ortoaccel Technologies, Texas, USA) kullanılmıştır. Çalışmamızda sınıf 2 bölüm 1 malokluzyona sahip veya şiddetli çapraşıklığı bulunan ortodontik tedavi planlaması gereği birinci premolar dişlerin çekimi gereken 10 erkek, 10 kız olmak üzere 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalar çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kanin distalizasyonundan hemen önce ve boşluk kapatıldıktan sonra 3Shape TRİOS R700 (3Shape Inc., Copenhagen, Denmark) cihazı ile 3 boyutlu dijital modeller elde edilmiştir. Başlangıç ve bitim aşamasında kanin ve molar dişler arasındaki mesafeler ölçülmüşür. Elde edilen bulgular SPSS 23.0 program (İBM SPSS Statistic for Windows, NY, USA) kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol grubu için alt ve üst kaninlerde aylık diş hareket miktarı 1.06 mm olarak hesaplandı. Çalışma grubunda üst kaninlerin hareket hızı aylık 1.24 mm, alt kaninlerin ise 1.09 mm olarak hesaplandı. Sonuç: Araştırmamızın sonuçlarına göre Acceledent Aura (Orthoaccel Technologies, Texas, USA) uygulanmış grup ile kontrol grubu arasında kanin distalizasyon hızı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.

Diş hareketleriOrtodontiVibrasyon+2
Barış Can Telatar
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde yeni bir yaklaşım: rezin infiltrasyon sistemi

Amaç: Çalışmamızda, daimi ön dişlerin vestibül yüzeylerinde görülen gelişimsel mine opasitelerinin ve ortodontik tedaviye bağlı oluşan beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde, son yıllarda kullanılmaya başlanan rezin infiltrasyon sisteminin (ICON-DMG, Hamburg, Germany) klinik olarak etkinliğinin, ICDAS II kriterleri ve DIAGNOdent Pen kullanılarak değerlendirilmesi ve beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde kullanılmakta olan flor verniği (Duraphat-Colgate-Palmolive Co. New York) uygulamasının klinik etkinliği ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya 8 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük 66 hasta dahil edilmiştir. Materyaller, vestibül yüzeylerinde demineralize ve hipomineralize opak lezyonları bulunan toplam 132 adet daimi ön dişe uygulanmıştır. Lezyonlar materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan hemen sonra, 1 ay ve 3 ay sonra değerlendirilmiştir. Materyallerin opak lezyonları maskelemedeki başarılarının değerlendirilmesinde ICDAS II kriterlerinden yararlanılmıştır. Lezyonlarda meydana gelen yapısal değişiklikler ise DIAGNOdent Pen cihazından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Materyaller uygulandıktan sonra tüm gruplarda DIAGNOdent Pen skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş görüldüğü, ancak beyaz nokta lezyonlarına ICON uygulanan grupta (Grup 2) bu düşüşün diğer gruplara göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Tüm gruplarda uygulama öncesi ve sonrası DIAGNOdent Pen skorları arasında kaydedilen ileri derecede anlamlı farklılık, uygulama öncesi ile 1.ay ve 3.ayda elde edilen skorlar arasında da devam etmiştir (p=0,0001). Her bir grupta materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan sonra, 1 ay ve 3 ay sonra elde edilen ICDAS II skorları birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlamlı bir farklılık oluştuğu tespit edilmiştir (p=0,0001). Farklılığın hangi gruptan kaynaklandığının araştırılması için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda, farklılığın Grup 2'den elde edilen ICDAS II skorlarından kaynaklandığı belirlenmiştir (p<0,001). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre ICON rezin infiltrasyon sisteminin, beyaz nokta lezyonlarının ve gelişimsel mine opasitelerinin tedavisinde, hem ICDAS II kriterleri hem de DIAGNOdent Pen değerleri dikkate alındığında, başarılı sonuçlar verdiği görülmekle birlikte, özellikle beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde çok daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak materyalin uzun dönem başarısını değerlendiren geniş kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dental mineDental çimentolarDiş çürükleri+5
Seda Hanımeli
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi ve farklı iki tip mini vida destekli hızlı üst çene genişletme aygıtlarının etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, genç erişkin bireylerde cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesine alternatif olabileceği iddia edilen monokortikal ve bikortikal mini vida yerleşimli iki farklı tip iskeletsel ankraj destekli yöntemin ve konvansiyonel cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesinin kraniyofasiyal yapılar üzerindeki genişletme stres ve yer değiştirme etkilerinin sonlu elemanlar analizi kullanılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada, 34 yaşında bir bireye ait kafatası anatomik modeli kullanıldı ve kraniyofasiyal suturlar kapalı kabul edilerek erişkin sonlu eleman kafatası modeli oluşturuldu. CDHÜÇG konvansiyonel tip apareyi (Tip A), diş destekli monokortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG (Tip B) ve diş destekli bikortikal vida yerleşimli MVDHÜÇG arapeyleri (Tip C) modellendi. Tip A modelde median ve lateral osteotomi uygulandı. 0,25 mm'lik genişletmede Von mises gerilmeleri ve 5 mm'lik genişletmede yer değiştirmeler için sonlu elemanlar analizi uygulandı. Bulgular: Çalışma sonunda, Tip B ve Tip C model de transvers yönde daha paralel genişleme gözlenirken, Tip A modelde midpalatal suturda 'V' şeklinde açılma görüldü. Tip A model de pterigomaksiller bölgede ihmal edilecek düzeyde hareket izlenirken, Tip B ve Tip C modeller de pterigomaksiller bölgede lateral hareket görüldü. Tip B ve Tip C modelde Von mises stres değerleri, Tip A modele göre daha yüksek değerler gösterdi. Sonuç: MVDHÜÇG apareyi ile daha paralel transversal genişletme elde edilmiştir. Ayrıca, yetişkinlerde HÜÇG tedavisinin cerrahi destekli yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (CDHÜÇG), Mini Vida Destekli Hızlı Üst Çene Genişletmesi (MVDHÜÇG), Sonlu Elemanlar Analizi (SEA)

Eren Tatlısu
Akdeniz University
2024
30
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin çene kemiği dansitelerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada gastrik bypass veya sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş bireylerin, sistemik hastalığı bulunmayan sağlıklı kontrol grubuna göre çene kemiği yoğunluğu değişiminin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımıyla retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tam kafa konik ışınlı bilgisayarlı tomografi çektirmiş 20 hastada ( 10 bariatrik cerrahi geçirmiş, 10 kontrol grubu hastası) mandibulada radyomorfometrik indeks ölçümü, her iki tarafta maksilla, mandibula ve kondilde HU değeri ölçümleri yapılmış ve kıyaslanmıştır. Bulgular: Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin HU değeri ölçümleri özellikle spongioz kemik içeriği daha yüksek olan sağ maksilla ( p<0,0001), sol maksilla (p=0,001) ve sağ kondilde (0,052) kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Sol kondil, sağ ve sol mandibulada HU değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Radyomorfometrik indeks ölçümlerinde ise osteoporoz yönünde anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Bariatrik cerrahi geçirmiş hastaların çene kemiklerindeki osteoporotik değişikliklerinin kemiğin ihtiva ettiği mineral oranına ve trabekül yoğunluğuna göre farklı bölgelerde farklı oranlarda geliştiği sonucuna varılmıştır. KIBT bu değişiklikleri değerlendirmek için bir seçenek olabilir. Anahtar Kelimeler: bariatrik cerrahi, KIBT, osteoporoz,

Büşra Karaköse
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Antihipertansif ilaç kullanımının dental implant osseointegrasyonunun başarısına etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon kemik rejenerasyonunu ve alveolar kemik kalitesini etkiler ve azalmış kemik mineral yoğunluğu ile ilişkilidir. Antihipertansif ilaçların kemik metabolizması, iyileşmesi ve mineral yoğunluğu üzerindeki etkileri bilinmektedir. Ancak, dental implant osseointegrasyonuna etkileri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı; antihipertansif ilaç kullanan hastalarda osseointegrasyon başarı düzeyini retrospektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, Ocak 2013-2023 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na dental implant tedavisi amacıyla başvuran, yalnızca antihipertansif ilaç kullanan ve sistemik olarak sağlıklı (ilaç kullanmayan) hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 666 (351 kadın, 315 erkek) hastanın yaşları 18-82 arasında değişmektedir (ortalama 48.8) ve bu hastalara toplam 2146 implant uygulanmıştır. Belirlenen hasta gruplarında; protez yüklemesinden önce implant kaybı sonuç değişkeni olarak belirlenmiş, tüm veriler kaydedilmiş ve istatistiksel olarak analiz edilerek risk hesaplaması yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 71 antihipertansif ilaç kullanıcısından sadece bir hastada bir implant başarısız olmuştur ve başarısızlık oranı % 1.4 (1/71)'tür. Toplam 595 ilaç kullanmayan hastadan 11 hastada, birer adet olmak üzere, toplam 11 implant başarısız olmuştur ve hasta düzeyinde başarısızlık oranı % 1.85 (11/595)'tir. İki grup arasındaki fark, hem hasta hem de implant düzeyinde istatiksel anlamlılığa ulaşmasa da, antihipertansif ilaç kullanmayan hastaların ilaç kullanan hastalara kıyasla implant kaybının 1.318 (0.168-10.366) kat fazla olduğu görülmüştür. Sonuç: Antihipertansif ilaçların; hipertansiyonun ve yaşın kemik ve osseointegrasyon üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak, osseointegrasyon kaybı riskini azaltabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: osseointegrasyon, hipertansiyon, antihipertansif ilaç

Özge Oya Oğlakkaya
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal doldurma yöntemleriyle doldurulan kök kanallarının dolgu kalitesinin mikro-bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı kök kanal dolgu yöntemlerinin kalitesinin mikro bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile incelenmesi; elde edilen verilerin birbirleriyle karşılaştırılarak sonuçlarının değerlendirilmesidir. Çalışmada 48 adet çürüksüz, tek köklü ve tek kanallı alt premolar insan dişi kullanıldı. Dişler kronlarından ayrılarak tüm kökler 12 mm olacak şekilde ayarlandı. ProTaper Next Ni-Ti döner eğeler ile X4 numaralı eğeye kadar kök kanal preparasyonu yapılan örnekler her bir grupta 12 diş olacak şekilde 4 deney grubuna (Grup 1: Soğuk lateral kondansasyon yöntemi, Grup 2: Ultrasonik lateral kondansasyon yöntemi, Grup 3: Devamlı ısı ile obturasyon yöntemi ve Grup 4: Termoplastik kor yöntemi) ayrılarak, farklı yöntemler ile kök kanal dolguları yapıldı. Kök kanal dolguları tamamlanan gruplar mikro bilgisayarlı tomografi ile taranarak apikal, orta ve koronal bölgelerdeki dolgu hacmi yüzdeleri ile internal, eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından değerlendirildi. Yapılan değerlendirmelerin ardından grupların apikal sızıntı miktarları bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile ölçüldü. Elde edilen tüm veriler karşılaştırılarak bir istatistik yazılımı aracılığı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda bazı gruplar arasında değerlendirmelerin anlamlı olduğu bulundu. Çalışmanın ilk basamağı olan mikro-bilgisayarlı tomografi ölçümlerinin istatistiksel analizi sonucunda; gruplar arasında en az dolgu hacmi yüzdesi Grup 1'de olduğu görüldü. Diğer gruplar arasında ise dolgu hacmi yüzdesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Test edilen bölgeler arasında ise en az dolgu hacmi yüzdesi apikal bölgede görülürken orta ve koronal bölgeler arasında istatistiksel bir farklılık bulunamadı. İnternal boşluk miktarı bakımından gruplar ve bölgeler arasında yine istatistiksel açıdan bir farklılık tespit edilemedi. En fazla eksternal ve kombine boşluk miktarları ise Grup 1'de görüldü. Diğer gruplar arasında eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Bölgeler arasında ise apikal bölgede en fazla eksternal ve kombine boşluk görülürken diğer gruplar arasında yine istatistiksel açıdan herhangi anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Çalışmanın ikinci basamağı olan bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile yapılan ölçümlerde ise, en fazla apikal sızıntı Grup 1'de gözlendi. Grup 2 ve Grup 3 en az apikal sızıntı miktarını gösterirken aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu. Grup 4'ün apikal sızıntı değerleri ise Grup 1'e göre istatistiksel olarak daha az olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu tespit edildi. Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, test edilen tüm gruplarda farklı miktarlarda sızıntı ve eksternal ve kombine boşluklar olduğu görüldü. Bununla birlikte istatistiksel olarak en az sızıntı ve/veya eksternal ve kombine boşluk miktarları hem mikro-bilgisayarlı tomografi analizlerinde hem de bilgisayarlı sıvı filtrasyon ölçümlerinde Elements Free Obturation ve LM-ProPower gruplarında görülürken; en fazla sızıntı ve/veya en fazla eksternal ve kombine boşluk miktarı ise soğuk lateral kondasasyon grubunda görüldü. Kök kanal tedavisinde kanal dolgu kalitesinin ve apikal tıkayıcılığının arttırılması amacıyla elde edilen bulgular ışığında vakaya uygun olarak Elements Free Obturation ve LM-ProPower gibi cihazların kullanıldığı devamlı ısıyla obturasyon veya ultrasonik enerjili lateral kondansasyon yöntemlerinin kullanılması tavsiye edilebilir. Ayrıca yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda mikro-bilgisayarlı tomografi ile bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi arasında orta derecede korelasyon olduğu tespit edildi. Elde edilen bu sonuç ışığında mikro-bilgisayarlı tomografi gibi pahalı ve zaman alıcı yöntemler yerine bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi ile kök kanal dolgu kalitesinin daha pratik olarak değerlendirilebileceği sonucuna varıldı. Bununla birlikte bu iki yöntem arasındaki ilişkinin yapılacak başka çalışmalarla da desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kök kanal dolgu yöntemleri, kanal dolgu kalitesi, soğuk lateral kondansasyon yöntemi, ultrasonik yöntem, devamlı ısı ile obturasyon, termoplastik kor, mikro-bilgisayarlı tomografi, bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi

KaliteKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+1
Zuhal Ulusoy
Akdeniz University
2018
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal hastalık ve sağlıkta diş eti oluğu sıvısı ve serum erbb4/neuregulin-4 seviyelerinin değerlendirilmesi

Bu klinik çalışmada, periodontal hastalık ve sağlıkta diş eti oluğu sıvısı (DOS) ve serum Erb-b2 reseptör tirozin kinaz 4 (ErbB4) ve neuregulin (Nrg)-4 seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlandı. İlave olarak, ilgili sitokinlerin birbirleriyle ve klinik parametrelerle ilişkisi ve cerrahi olmayan periodontal tedavi (COPT) sonrası bu parametrelerdeki değişiklikler incelendi. Paralel dizayn edilmiş bu çalışmaya sistemik olarak sağlıklı ve obez olmayan gingivitisli (G, n = 20), evre II düzey B periodontitisli (P1, n = 20), evre III düzey B periodontitisli (P2, n = 20) ve periodontal olarak sağlıklı (S, n = 20) bireyler dahil edildi. Bireylere ait klinik periodontal ölçümler ile DOS ve serum örnekleri COPT öncesi alınarak tedavi sonrası 1. ayda tekrarlandı. Örneklere ait ErbB4, Nrg4, interlökin (IL)-6, IL-10, nitrik oksit sentaz (NOS)-2 ve arjinaz (Arg)-1 seviyeleri "enzyme-linked immunosorbent assay" (ELISA) ile analiz edildi. DOS ErbB4 ve Nrg4 total miktarlarının G, P1 ve P2 gruplarında S grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,01). DOS IL-10 miktarı ise S grubunda diğer gruplardan anlamlı derecede yüksekti (p<0,01). Bununla birlikte, DOS IL-6 total miktarı gruplar arasında farklı değildi (p>0,05). DOS IL-6/IL-10 oranının periodontal hastalığı olan kişilerde sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Serum ErbB4 düzeyleri, P2 grubunda S ve P1 gruplarına göre daha yüksek bulundu (p=0,05). Diğer taraftan, gruplar arasında serum Nrg4 konsantrasyonları açısından anlamlı fark yoktu. S grubunda serum NOS2 düzeyleri diğer gruplardan anlamlı derecede daha düşükken, serum Arg1 düzeyleri ise daha yüksekti (p<0,05). Ek olarak, DOS ErbB4 ve Nrg4 total miktarları ile tüm klinik parametreler ve DOS IL-6/IL-10 oranı arasında pozitif yönlü korelasyon olduğu tespit edildi. Periodontal tedavi sonrası 1. ayda G, P1 ve P2 gruplarında DOS ErbB4 ve Nrg4 total miktarlarının azaldığı belirlendi (p<0,05). Bununla birlikte, serum ErbB4 ve Nrg4 düzeylerinde anlamlı bir değişim yoktu. COPT uygulanan bireylerde tedavi sonrası serum NOS2 konsantrasyonu ve DOS IL-6/IL-10 oranının azaldığı, G ve P2 gruplarındaki bireylerde ise DOS IL-10 total miktarının arttığı belirlendi (p<0,05). Bu bulgular ışığında, ErbB4 ve Nrg4'ün diş eti enflamasyonunun çözülme aşamasında rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, ErbB4 ve Nrg4'ün periodontal hastalık patogenezinde önemli birer biyobelirteç olabileceği sonucu çıkarılabilir.

ErbB reseptörleriGingival hastalıklarGingival oluk sıvı+4
Bilge Meracı
Akdeniz University
2019
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitis tedavisinde farklı yüzey dekontaminasyon yöntemlerinin in vitro olarak karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı; intraoral olarak kontamine edilmiş titanyum diskler üzerinde nano-hidroksiapatit dekontaminasyon yöntemini test etmek ve bu yöntemi peri-implantitis tedavisinde kullanılan mevcut dekontaminasyon yöntemleriyle karşılaştırmaktır. Çalışmamızda diskler her grupta 10 disk olacak şekilde 8 gruba ayrılmıştır. Grup1 titanyum küret 120 sn, Grup 2 PEEK uçlu ultrasonik kazıyıcı 120 sn, Grup 3 PEEK uçlu ultrasonik kazıyıcı 120 sn + %3 H2O2 30 sn, Grup 4 air-abraziv sistem (nano-HA) 30 sn, Grup5 air-abraziv sistem(nano-HA) 120 sn, Grup 6 Er:YAG lazer (120 mJ/pulse,10 Hz) 120 sn, Grup 7 kontamine diskler ve Grup 8 steril titanium disklerden oluşmaktadır. Titanyum diskler dekontaminasyonun ardından rezidüel biyofilm, yüzey değişiklikleri, yüzey kimyasal içeriği, yüzey enerjisi ve ıslanabilirliği Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) , Enerji Dağılımlı X-Işını Spektroskopisi (EDS) ve Damlama Testi kullanılarak değerlendirildi. Varyanslar homojen olduğunda, grupları karşılaştırmak için Kruskal-Wallis testi kullanıldı.Farklı gruplar parametrik olmayan Dunn post hoc testi veya Games-Howel post hoc testi ile belirlenmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p <0,05 idi ve hesaplamalar için SPSS 25 (SPSS IBM, ABD) programı kullanıldı. Çalışmanın bulguları ışığında, en yüksek karbon (C) atomu yüzdesi negatif kontrol grubunda , en düşük C atomu yüzdesi "air-abraziv 120 sn" ve sırasıyla "air-abraziv 30 sn" , "Er:YAG lazer", "ultrasonik + H202" , "ultrasonik" ve "mekanik" dekontaminasyon gruplarında belirlendi. Islanabilirlik açısından incelendiğinde en düşük temas açısı sırasıyla, "air-abraziv 120 sn", "Er:YAG lazer" ve "air-abraziv 30 sn" gruplarında gözlendi. Air-abraziv 120 sn ve Er:YAG lazer tekniklerinin, yüksek ıslanabilirlik sağladığı ve yüzey orjinal yapısını korumasından dolayı, reosseointegrasyona katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Air-abraziv sistem, dental implant, hidrofilite, hidroksiapatit, periimplantitis

DekontaminasyonDental implantlarHidroksiapatitler+2
Kerem Çağlar Gümüş
Akdeniz University
2019
10