
1.837
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Bazı akvaryum balıkları (Cichlidae ve Poecilidae)'nda rastlanılan ektoparaziter enfestasyonların araştırılması
Bu çalışmada, Cichlidae familyasına ait sarı prenses (Labidochromis caeruleus), mavi prenses (Pseudotropheus socolofi) ve ahli çiklit (Sciaenochromis fryeri) balıkları ile Poecilidae familyasına ait velifera (Poecilia velifera) ve beyaz moli (Poecilia sphenops) balıklarının ektoparazitolojik yönden incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 12 ay sürdürülmüştür. Araştırma süresince örneklemeler ticari akvaryum balığı yetiştiriciliği yapan bir işletmeden sağlanmıştır. İşletmeden örneklemeler her ayın ilk ve ikinci haftasında yapılmıştır. Araştırma Aralık 2013- Kasım 2014 periyodunda yapılmış ve 600 balık örneği kullanılmıştır. Örnekleme sırasında balıkların içinde bulunduğu akvaryumların su sıcaklığı, çözünmüş oksijen ve pH değerleri ölçülmüştür. Laboratuvara getirilen balıkların ilk önce dış muayeneleri yapılmıştır. Daha sonra balıkların vücut yüzeyi yüzgeçler ve solungaçlarından sürtme preparatlar hazırlanmış ve ışık mikroskobu altında incelenmiştir. Çalışma süresince Ciliophora şubesinden (Vorticella sp., Tetrahymena sp., Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata), Rotifera (Euchlanis sp.) şubesinden ve Gastotricha (Chaetonotus sp.) şubesinden olmak üzere 6 farklı parazit türü saptanmıştır. Tespit edilen Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata, Euchlanis sp. ve Chaetonotus sp. Türkiye için yeni kayıttır.
Bazı tarımsal artıkların peletlenmesi ve pelet fiziksel özelliklerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, tarımsal üretim alanlarından çıkan pamuk ve susam saplarının peletlenmesi amaçlanmıştır. Materyallerin peletlenmesi için 15 kW elektrik motor gücüne sahip, 70-100 kg/h kapasiteli, kalıp delik çıkış çapı 8 mm olan düz kalıp pres pelet makinesi kullanılmıştır. Denemelerde 3 farklı nem içeriğine sahip kurutulup-öğütülmüş pamuk ve susam sapları (pamuk sapı: %10.70 (P1), %15.13 (P2) ve %20.37 (P3), susam sapı: %10.67 (S1), %14.88 (S2) ve %20.22 (S3)) ve sıvı melas karışımı (15 kg hammadde + 1.125 kg melas (%7.5)) kullanılmıştır. Peletlerin kalitesi ile ilgili olarak fiziksel özellikleri (pelet hacim yoğunluğu, pelet parça yoğunluğu, dayanıklılık direnci, kırılma direnci, sıkıştırma direnci, gerilme direnci ve nem alma direnci) belirlenmiştir. Ayrıca pelet makinesinin pelet üretim kapasitesi belirlenmiş ve elektrik enerjisi tüketim değerleri ölçülmüştür. Test öncesi bütün peletler 7 gün boyunca 22C ve %60 bağıl neme sahip kapalı çevre şartlarında bekletilmiştir. Çalışma sonunda, materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak ortalama 8.1-8.97 mm çap aralığında silindirik peletler elde edilmiştir. Peletlerin hacim ve parça yoğunluğu materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak sırası ile 430-717 kg/m3 ve 922-1368 kg/m3 arasında değişmiş ve nem içeriği arttıkça yoğunluk değerleri azalmıştır. Pamuk ve susam sapı peletlerinin fiziksel testler sonunda oldukça sağlam yapıya sahip oldukları görülmüş ve en yüksek değerler pamuk sapı için P1 ve susam sapı için ise S2 peletlerinde elde edilmiştir. Pelet makinesinin kapasitesi ve elektrik enerjisi tüketimi değerleri ise, materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak, sırası ile 131-306 kg/h ve 18.40-22.64 kWh arasında değişmiştir.
Eğrigöz granitinin yerleşimini denetleyen makaslama kuşaklarının petrofabrik analizi ve dokusal özellikleri
Metamorfik çekirdek kompleksine bağlı genişleme ile eş yaşlı granitoyidlerin genellikle sıyrılma fayının altındaki taban bloğundaki kayaçlara diyapir şeklinde yerleştiği düşünülür. Bugüne kadar sıyrılma fayı oluşumu sırasındaki yüksek açılı makaslama zonlarının rolü ve bunlara sokulum yapan granitoyidlerle ilişkisi tam olarak anlaşılamamıştır. Menderes Masifi'nin kuzey kenarı boyunca yüzeyleyen bir dizi granitoyidin konumsal ve zamansal olarak genişlemeli makaslama zonları ve düşük açılı normal faylarla ilişkili olduğu düşünülmüş, ancak granitoyidlerin yerleşim şekli ve yükselimine makaslama zonunun etkisi tam olarak açıklanamamıştır. Bu sebeple, bu çalışmada genişleme rejimi içerisindeki yerleşme ve yükselme sürecini daha iyi anlayabilmek için Erken Miyosen yaşlı Eğrigöz graniti ile dokanaklarında oluşan fayların kinematik analizi yapılmıştır. Eğrigöz graniti yaklaşık 10 km derinliğe yerleşen sığ yerleşimli ve kenar zonları boyunca lökogranitlerle çevrili çoğunlukla tanesel yer yer porfiritik doku gösteren bir granit olarak karakterize edilir. Eğrigöz granitinin kuzey kenarı, yaklaşık 20 km uzunluğundaki KD doğrultulu doğrultu atımlı makaslama zonu ile sınırlanmaktadır. Bu zon serisit ve kuvars minerallerince zengin ve ultramilonitleri kesen faylardan oluşmaktadır. Fay zonundaki mikroyapısal çalışmalar, asimetrik kuvars porfiroklastları ve rekristalize kuvars şeritleri ile belirlenen sol yönlü bir hareketi işaret etmektedir. Granitin skarn içeren doğu dokanağı KB ve KD doğrultulu normal ve oblik atımlı faylar ile sınırlanır. Bu da fayların granit sokulumu ile eş zamanlı olarak gerçekleştiğini gösterir. Batı dokanağında ise granit metamorfik temel kayaları kesmekte, ancak önemli bir deformasyon izi gözlenmemektedir. Fayların kinematik analizleri bölgesel tektonik yapısı ile uyumlu olarak KD-GB doğrultulu genişleme ve buna eşlik eden KB doğrultulu sıkışma rejimlerinin varlığını göstermektedir. Metamorfik temel kayaların içinde belirlenen KD doğrultulu bir dizi kıvrım ekseni de sıkışma kuvvetlerinin varlığını desteklemektedir. Eğrigöz granitinin yükseliminin, daha önce önerilen düşük açılı sıyrılma fayından ziyade yüksek açılı makaslama zonuna eşlik eden erozyon sırası veya sonrasında gelişen süreçlerle ilişkili olduğu görülmektedir.
Determination of nutrient content of some medicinal and aromatic plant pulp
In this study the nutritional values of the residuum, which is used as an alternative animal feed and contains residual extracts, of thyme, sage, lemon balm, rosemary, laurel and myrtle are investigated. These materials are the waste of an etheric oil manufacturer and need to be dealt with properly. Results of this study showed that when raw plants are evaluated by their DM mean, the highest mean of DM is 73,5373 % which belongs to thyme. When the residuum is evaluated by DM mean highest mean of 33,4045 % belongs to myrtle residuum. Evaluation of HK mean yields that the highest mean of HK is seen on myrtle which is 10,3010 %. The highest mean of HY is found on sage residuum which is 5,6013 %. HS evaluation showed that highest HS mean is 36,5659 % with lemon balm. The highest HP mean is 9,3133 % which is found at the residuum of myrtle. Myrtle residue has the highest values which are 45,4932 % NDF; 55,4750 % NÖM and 2083,76 kcal/kg ME. Highest OM value is 93,4998 % and belongs to laurel residuum. When the residuum is considered due to their ADF and ADL contents, thyme has the highest ratios of 52,5300 % and 10,5902 %, respectively.
Pichia pastoris mayası ile rekombinant ksilanaz enzim üretiminin optimizasyonu
Son yıllarda, ksilanazların çok farklı endüstüriyel alanlarda kullanılmasının yanında, hayvan yemlerinin formülasyonuna giren önemli bir bileşim unsuru olduğu görülmektedir. Günümüzde endüstriyel kullanımı olan enzim preparatları için en önemli konu enzim üretim maliyetinin ve buna bağlı olarak da prosese girdi maliyetinin düşürülmesidir. Ksilanazın da aralarında bulunduğu alfa amilaz, selülaz, pektinaz, proteazlar, lipazlar gibi enzimlerin üretimi üzerine sürdürülen araştırmalar, uygun bir üretici mikroorganizmanın bulunması ve aynı zamanda ucuz ve bol bulunabilen kaynaklardan oluşan bir üretim ortamı kompozisyonun oluşturulması yönünde devam etmektedir. Enzim üretim prosesine ilişkin diğer problemler önemli ölçüde aşılmıştır. Ksilanaz enzimi bakteri, maya ve fungus grubunda yer alan çeşitli mikroorganizmalar tarafından üretilebilmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ksilanaz enziminin rekombinant ve ekstraselüler olarak dört farklı sinyal protein, HSA(İnsan serum albumin), PIR(Protein with Internal Repeats), PHO(Asit fosfotaz) ve α-mating faktör, kullanılarak P. pastoris te üretimi yapılmıştır. Bu bölüm sonucunda hepsinde üretim görülmüştür. İkinci bölümde üretim verimler karşılaştırılmış ve verimin en yüksek olduğu sinyal protein belirlenmiştir. Bu bölüm sonucunda, HSA 4147 U/ml, PIR 5366 U/ml, PHO 4252 U/ml ve α-mating faktör 4247 U/ml enzim ürettiği belirlenmiştir. En yüksek üretimin PIR sinyal proteininde olduğu görülmüştür. Üçüncü bölümde ise üretilen enzim saflaştırılmış ve enzimin optimum çalışma sıcaklığı ve pH sı belirlenmiştir. Sonuç olarak, Pichia pastoris mayası ile ksilanaz üretimi gerçekleştirilmiş ve en uygun sekresyon sinyalinin PIR olduğu belirlenmiştir. Ksilanaz enziminin sonundaki polihistidin kuyruğu uzaklaştırıldığında fırıncılık ürünlerinde ve hayvan yemlerinde kullanılma imkanı bulunmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Pichia pastoris, ksilanaz, HSA(İnsan serum albumin), PIR(Protein with Internal Repeats), PHO(Asit fosfotaz), α-mating faktör
Split kuaterniyon matrisleri
Bu çalışmada elemanları split kuaterniyon olan matrisler incelenmiştir. Öncelikle split kuaterniyon matrisleri tanıtılmış ve bir split kuaterniyon matrisin kompleks adjoint matrisi tanımlanmıştır. Ayrıca, split kuaterniyon matrislerin öz değerlerine ilişkin elde ettiğimiz yeni gelişmeler sunulmuştur. Daha önce tanımlanmamış olan, kompleks split kuaterniyonlar tanıtılıp, kompleks split kuaterniyonlar üzerindeki temel işlemler incelenmiştir. Bununla birlikte, elemanları kompleks split kuaterniyonlar olan matrisler ele alınarak özellikleri sunulmuştur. Son olarak ise, dual split kuaterniyon matrislerinin ana özellikleri incelendikten sonra, dual split kuaterniyon matrislerinin özdeğerlerine ilişkin bazı sonuçlar verilmiştir.
Farklı formülasyonlarla hazırlanan salep benzeri içeceklerin reolojik ve duyusal özelliklerinin belirlenmesi
Orkidelerin yumrularından elde edilen tozla yapılan, genellikle soğuk kış günlerinde tüketilen ve yüzyıllardır kullanılan bir içecek olan salep, ülkemizin geleneksel lezzetlerinden biridir. Bu çalışmada; hem maddi değerinin yüksek oluşu hem de çevresel sebeplerle içecek olarak kullanımı sorgulanan gerçek salebe reolojik ve duyusal açıdan en yakın özellikte ürün formülasyonun tespitinin yapılması ve farklı katkıların duyusal özelliklere etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Piyasada bulunan hazır salep içeceklerinin viskozite ölçümleri 20 snˉˡ sabit kesme oranında (shear rate) yapılmış ve 286 ila 2611 cP arasında değerler elde edilmiştir. Kontrol olarak kullanılan gerçek salep içeceği için %1, %2 ve %3 salep içeren örnekler hazırlanmış ve viskozite sonuçları hazır salep örnekleri ile karşılaştırılarak %2'lik örneğin kullanılmasına karar verilmiştir. Salep benzeri içecek örneğini hazırlamakta gereken optimum formülü ve ölçüm sıcaklığını elde etmek için yanıt yüzey yöntemi tercih edilmiş; formülasyonda kullanılması gereken mısır nişastası oranı %4, guar gam oranı %0.25 ve analiz ölçüm sıcaklığı 25 °C olarak belirlenmiştir. Bu koşullarda salep benzeri içeceğin viskozitesi 930.14 cP olarak hesaplanmıştır. Yapılan duyusal analizlerde, geleneksel salep içeceği ve farklı formülasyonla hazırlanan salep benzeri içecekler karşılaştırılmıştır. En az tercih edilen örneğin %2'lik geleneksel salep olduğu ve tüm duyusal kalite kriterleri açısından diğer örneklerden düşük puan aldığı görülmüş, en çok beğenilen ise salep aroması eklenmiş optimize formül ile hazırlanan örnek olarak belirlenmiştir.
P-Adik hurwitz-lerch L-fonksiyonu
Bu tez, iki temel kısımdan oluşmaktadır. İlk bölüm, Morita tarafından kurulan p-adik Hurwitz-Lerch L-fonksiyonunun Washington'ın yöntemiyle kurulmasını ve bu sırada tanımlanan genelleştirilmiş Apostol-Bernoulli polinomlarının bölünebilme özelliklerini ve bu polinomların sağladığı Kummer tipli kongrüansları içerir. İkinci bölümde ise katlı Barnes-Hurwitz-Lerch zeta fonksiyonu tanımlanmış ve rezidü teoremi ve kontur integral teknikleri yardımıyla bu fonksiyonun negatif tam sayılardaki değerleri ile ilişkili olan N. mertebeden Apostol-Bernoulli polinomlarının tanımı ve özellikleri verilmiştir. Daha sonra bu polinomlar yardımıyla, katlı Barnes-Hurwitz-Lerch zeta fonksiyonunun p-adik benzeri oluşturulmuştur.
Şeker otu (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinin bazı verim ve kalite özellikleri üzerine farklı azot dozlarının etkisi
Bu tez çalışmasında farklı azot dozlarının Stevia rebaudiana bitkisinin verim (ilk çiçeklenme gün sayısı, bitki boyu, dal sayısı, yeşil herba verimi, yeşil yaprak verimi, kuru herba verimi, kuru yaprak verimi, yaprak/sap oranı, kuru yaprak/sap oranı) ve kalite (steviol glikozit içeriği) özellikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Deneme, 2011-2012-2013 yıllarında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Araştırma ve Uygulama Arazisinde 4 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre 3 yıl süreyle yürütülmüştür. Ekimler 65 cm sıra arası ve 45 cm sıra üzeri mesafe olacak şekilde yapılmıştır. Her bir parsele fide dikiminden sonra farklı dozlarda (0, 5, 10, 15 ve 20 kg/da N) % 33 N içeren Amonyum Nitrat gübresi uygulanmış ve dikimden önce parsellere ayrıca 8 kg/da potasyum ve fosfor uygulanmıştır. Üç yılın ortalamaları değerlendirilmiş ve elde edilen verilere göre; çiçeklenme gün sayısı açısından en erken çiçeklenme 0 azot dozunda 162. günde görülmüştür. En yüksek bitki boyu 121 cm ile 10 ve 15 kg/da azot dozlarında tespit edilmiştir. En fazla ana dal sayısı 19 adet ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, 2675.3 kg/da ile en fazla yeşil herba verimi 15 kg/da azot dozunda görülmüştür. En fazla yeşil yaprak verimi ise 1326.58 kg/da ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, en fazla kuru herba verimi 750 kg/da ile yine 15 kg/da azot dozunda belirlenmiştir. En fazla kuru yaprak verimi 381.75 kg/da ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, en fazla yaprak/sap oranı 1.09 kg/da ile kontrol grubunda tespit edilmiştir. Steviol glikozit açısından değerlendirildiğinde ise en fazla steviosid miktarı 12.40 ile 5 kg/da azot dozu uygulamasında görülürken, en yüksek rebaudiosid A oranı 5.65 ile 5 kg/da azot dozu uygulamasında görülmüştür. Çalışma sonunda 10 kg/da azot dozunun şeker otu yetiştiriciliği için uygun olduğu ve bitkinin Antalya koşullarında çok yıllık olarak yetiştirilebileceği sonucuna varılmıştır.
Temsirolimusun NCI-H1975 akciğer kanser hücrelerinde mTOR protein aktivitesi üzerine etkileri
Kanser, hücre döngüsü kontrolünde meydana gelen aksaklıklar yüzünden ortaya çıkan ölümcül bir hastalıktır. Normalde ölmesi gereken mutant ya da hasarlı hücreler, çok sayıda mutasyonu biriktirerek hücre döngüsü boyunca ilerleyebilir ve bu sayede kanserleşmeye başlayabilir. Son yıllarda, hücre döngüsü kontrol noktalarını hedef alan etkili anti-kanser ajanların geliştirilmesi dikkat çekmeye başlamıştır. mTOR, ökaryotik hücrelerin hayatta kalmasını, büyümesini ve çoğalmasını kontrol eden biyosentez süreçlerinin önemli bir bileşenidir. mTOR proteini yapısal olarak mTOR kompleks 1 (mTORC1) ve kompleks 2 (mTORC2) olmak üzere iki farklı protein kompleksinden oluşmaktadır. mTORC1 hücre döngüsü kontrol noktalarının düzenlenmesinde etkin olduğu için hücre büyümesini rapamisin'e-duyarlı bir şekilde kontrol eder ve Akt ile hücresel enerjinin düzenlenmesi sayesinde aktive olur. Aksine mTORC2, hücre döngüsü kontrolünde rapamisin'e duyarsız bir rol üstlenmektedir. Bu kompleslerin inhibisyonu hücre büyümesinde, çoğalmasında, metabolizmasında, anjiyogenezinde baskılanmaya ve bu nedenle hücre döngüsünün G1 fazında beklemesine yol açmaktadır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) de dâhil olmak üzere bir çok kanser tipinde mTOR aktivitesinde önemli bir artışın olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda, klinikte kullanılmak üzere, mTOR aktivitesini seçici olarak baskılayabilen farklı bileşikler geliştirilmektedir. Rapamisinin bir analoğu olarak sentezlenen Temsirolimus (CCI-779) mTOR aktivitesini mTORC1 üzerine etki ederek seçici bir biçimde baskılamaktadır. Temsirolimus'un renal hücre ve nöroendokrin karsinomlarında, meme kanserinde, glioblastomada ve mantle hücreli lenfomada antitümoral etkileri olduğu bilinmektedir. mTOR proteininin inhibisyonunun hücreyi otofajik ölüme yönlendirdiği bilinmektedir. Otofaji, protein ve organeller gibi hücresel bileşenlerin otofagazomlar içinde hapsedilerek parçalanmak üzere lizozomlara iletildiği bir süreçtir. Hücresel stresin ve besin kıtlığının bulunduğu durumlarda otofaji, hücresel enerjinin, homeostasinin ve makromolekül sentezinin korunmasını sağlayarak hücrenin hayatta kalma şansını arttırmaktadır. Yapılan birçok çalışma; ılımlı ve/veya yavaş gerçekleşen otofajinin hücrenin sağkalım şansını arttırdığını, şiddetli ve/veya hızlı bir biçimde gerçekleşen otofajinin ise hücreyi ölüme yönlendirdiğini işaret etmektedir. Otofajiyi indüklemek suretiyle hücrelerin ilaca karşı olan hasasiyetini arttırmayı başaran pek çok antikanser ajan bulunmaktadır. Son yıllarda otofaji, antitümöral ilaçlara karşı dirençli hale gelen tümör hücreleri için yeni bir alternatif terapötik hedef olarak değerlendirilmektedir. Literatürden elde ettiğimiz tüm bu verilere dayanarak biz de temsirolimus'un küçük hücreli dışı akciğer kanseri için potansiyel bir terapötik yaklaşım olup olmayacağını sorguladık. Çalışmamızda, temsirolimus'un NCI-H1975 hücrelerinde (KHDAK hücresi) sergilediği in vitro sitotoksik etkiyi değerlendirdik. Temsirolimus, NCI-H1975 hücrelerinde doza ve zamana bağlı sitotoksik etki sergiledi. İlaç, 72 saat sonunda 0.9 µg/ml'lik dozda kaspaz -3, -8 ve -9 enzimlerinin aktivitelerinde önemli bir artış sağlamak koşulu ile hücrelerin canlılığında %31.4'lük bir azalmaya yol açtı. Temsirolimus NCI-H1975 hücrelerinde mTOR aktivitesinde sadece 24 saatlik inkübasyon süresi sonunda bir inhibisyona sebep oldu.