Akdeniz University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Akdeniz University

2,537

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bazı akvaryum balıkları (Cichlidae ve Poecilidae)'nda rastlanılan ektoparaziter enfestasyonların araştırılması

Bu çalışmada, Cichlidae familyasına ait sarı prenses (Labidochromis caeruleus), mavi prenses (Pseudotropheus socolofi) ve ahli çiklit (Sciaenochromis fryeri) balıkları ile Poecilidae familyasına ait velifera (Poecilia velifera) ve beyaz moli (Poecilia sphenops) balıklarının ektoparazitolojik yönden incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 12 ay sürdürülmüştür. Araştırma süresince örneklemeler ticari akvaryum balığı yetiştiriciliği yapan bir işletmeden sağlanmıştır. İşletmeden örneklemeler her ayın ilk ve ikinci haftasında yapılmıştır. Araştırma Aralık 2013- Kasım 2014 periyodunda yapılmış ve 600 balık örneği kullanılmıştır. Örnekleme sırasında balıkların içinde bulunduğu akvaryumların su sıcaklığı, çözünmüş oksijen ve pH değerleri ölçülmüştür. Laboratuvara getirilen balıkların ilk önce dış muayeneleri yapılmıştır. Daha sonra balıkların vücut yüzeyi yüzgeçler ve solungaçlarından sürtme preparatlar hazırlanmış ve ışık mikroskobu altında incelenmiştir. Çalışma süresince Ciliophora şubesinden (Vorticella sp., Tetrahymena sp., Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata), Rotifera (Euchlanis sp.) şubesinden ve Gastotricha (Chaetonotus sp.) şubesinden olmak üzere 6 farklı parazit türü saptanmıştır. Tespit edilen Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata, Euchlanis sp. ve Chaetonotus sp. Türkiye için yeni kayıttır.

Akvaryum balıklarıDış parazitlerDış parazitler
Saadet Yağmur Bulguroğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı tarımsal artıkların peletlenmesi ve pelet fiziksel özelliklerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu çalışmada, tarımsal üretim alanlarından çıkan pamuk ve susam saplarının peletlenmesi amaçlanmıştır. Materyallerin peletlenmesi için 15 kW elektrik motor gücüne sahip, 70-100 kg/h kapasiteli, kalıp delik çıkış çapı 8 mm olan düz kalıp pres pelet makinesi kullanılmıştır. Denemelerde 3 farklı nem içeriğine sahip kurutulup-öğütülmüş pamuk ve susam sapları (pamuk sapı: %10.70 (P1), %15.13 (P2) ve %20.37 (P3), susam sapı: %10.67 (S1), %14.88 (S2) ve %20.22 (S3)) ve sıvı melas karışımı (15 kg hammadde + 1.125 kg melas (%7.5)) kullanılmıştır. Peletlerin kalitesi ile ilgili olarak fiziksel özellikleri (pelet hacim yoğunluğu, pelet parça yoğunluğu, dayanıklılık direnci, kırılma direnci, sıkıştırma direnci, gerilme direnci ve nem alma direnci) belirlenmiştir. Ayrıca pelet makinesinin pelet üretim kapasitesi belirlenmiş ve elektrik enerjisi tüketim değerleri ölçülmüştür. Test öncesi bütün peletler 7 gün boyunca 22C ve %60 bağıl neme sahip kapalı çevre şartlarında bekletilmiştir. Çalışma sonunda, materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak ortalama 8.1-8.97 mm çap aralığında silindirik peletler elde edilmiştir. Peletlerin hacim ve parça yoğunluğu materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak sırası ile 430-717 kg/m3 ve 922-1368 kg/m3 arasında değişmiş ve nem içeriği arttıkça yoğunluk değerleri azalmıştır. Pamuk ve susam sapı peletlerinin fiziksel testler sonunda oldukça sağlam yapıya sahip oldukları görülmüş ve en yüksek değerler pamuk sapı için P1 ve susam sapı için ise S2 peletlerinde elde edilmiştir. Pelet makinesinin kapasitesi ve elektrik enerjisi tüketimi değerleri ise, materyal çeşidine ve nem içeriğine bağlı olarak, sırası ile 131-306 kg/h ve 18.40-22.64 kWh arasında değişmiştir.

PaletlemeTarımsal atıklar
Hasan Yılmaz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Eğrigöz granitinin yerleşimini denetleyen makaslama kuşaklarının petrofabrik analizi ve dokusal özellikleri

Metamorfik çekirdek kompleksine bağlı genişleme ile eş yaşlı granitoyidlerin genellikle sıyrılma fayının altındaki taban bloğundaki kayaçlara diyapir şeklinde yerleştiği düşünülür. Bugüne kadar sıyrılma fayı oluşumu sırasındaki yüksek açılı makaslama zonlarının rolü ve bunlara sokulum yapan granitoyidlerle ilişkisi tam olarak anlaşılamamıştır. Menderes Masifi'nin kuzey kenarı boyunca yüzeyleyen bir dizi granitoyidin konumsal ve zamansal olarak genişlemeli makaslama zonları ve düşük açılı normal faylarla ilişkili olduğu düşünülmüş, ancak granitoyidlerin yerleşim şekli ve yükselimine makaslama zonunun etkisi tam olarak açıklanamamıştır. Bu sebeple, bu çalışmada genişleme rejimi içerisindeki yerleşme ve yükselme sürecini daha iyi anlayabilmek için Erken Miyosen yaşlı Eğrigöz graniti ile dokanaklarında oluşan fayların kinematik analizi yapılmıştır. Eğrigöz graniti yaklaşık 10 km derinliğe yerleşen sığ yerleşimli ve kenar zonları boyunca lökogranitlerle çevrili çoğunlukla tanesel yer yer porfiritik doku gösteren bir granit olarak karakterize edilir. Eğrigöz granitinin kuzey kenarı, yaklaşık 20 km uzunluğundaki KD doğrultulu doğrultu atımlı makaslama zonu ile sınırlanmaktadır. Bu zon serisit ve kuvars minerallerince zengin ve ultramilonitleri kesen faylardan oluşmaktadır. Fay zonundaki mikroyapısal çalışmalar, asimetrik kuvars porfiroklastları ve rekristalize kuvars şeritleri ile belirlenen sol yönlü bir hareketi işaret etmektedir. Granitin skarn içeren doğu dokanağı KB ve KD doğrultulu normal ve oblik atımlı faylar ile sınırlanır. Bu da fayların granit sokulumu ile eş zamanlı olarak gerçekleştiğini gösterir. Batı dokanağında ise granit metamorfik temel kayaları kesmekte, ancak önemli bir deformasyon izi gözlenmemektedir. Fayların kinematik analizleri bölgesel tektonik yapısı ile uyumlu olarak KD-GB doğrultulu genişleme ve buna eşlik eden KB doğrultulu sıkışma rejimlerinin varlığını göstermektedir. Metamorfik temel kayaların içinde belirlenen KD doğrultulu bir dizi kıvrım ekseni de sıkışma kuvvetlerinin varlığını desteklemektedir. Eğrigöz granitinin yükseliminin, daha önce önerilen düşük açılı sıyrılma fayından ziyade yüksek açılı makaslama zonuna eşlik eden erozyon sırası veya sonrasında gelişen süreçlerle ilişkili olduğu görülmektedir.

Hatice Seval Manap
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İçme sularında çevresel guatrojen (NIS inhibitörleri) maddelerinin iyon kromatografisi yöntemi kullanılarak belirlenmesi

Güncel sağlık istatistikleri, tiroit bezinin fonksiyonunun bozulması sonucu meydana gelen ve guatr olarak adlandırılan sağlık probleminin ülkemizde ve dünyada son on yılda büyük bir ivme kazandığını göstermektedir. Problemin temel nedeni iyot yetersizliği olarak görülse de, ülkemizde guatr hastalığının sıklıkla görüldüğü yerlerden alınan su ve gıda örneklerinde iyot eksikliğine rastlanılmadığı bildirilmektedir. Bu durum, iyodun tiroid bezi tarafından kullanımını engelleyen bir takım kalıntıların, su ve gıda örneklerinde bulunabileceğine işaret etmektedir. Literatürde, tiroit bezinin iyot metabolizmasında aktif rol oynayan Sodyum İyodür Simporteri (NIS)'nin çalışmasını engelleyerek guatrojenik etki gösteren bu maddeler, "NIS inhibitörleri" olarak adlandırılmaktadır. Bu grupta yer alan en etkili inhibitör maddeler ise; nitrat, tiyosiyanat ve perklorat olarak bildirilmektedir. Literatür taramasından elde edilen bilgilere göre, NIS inhibitörü maddelerinin genellikle tıbbi örneklerdeki kalıntı düzeylerinin iyon kromatografisi (IC) tandem kütle spektrometre sistemi kullanılarak tümünün birlikte incelendiği bazı araştırmalara rastlanılmaktadır. Ancak, belirtilen sistem oldukça yüksek bir yatırım maliyeti gerektirmekte olup ülkemizde hali hazırda bulunmamaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı, ülkemizde pek çok halk sağlığı kurumunda ve üniversitelerde de yaygın olarak kullanıldığı belirlenen iletkenlik dedektörlü (CD) bir IC sisteminde bu maddelerin tümünün aynı anda tanımlanabileceği validasyon çalışmaları yapılmış bir yöntemin geliştirilmesi olarak planlanmıştır. Çalışmada; adım adım yaklaşımı kullanılarak içme sularındaki NIS inhibitörü kalıntılarının belirlenmesi için valide edilmiş bir yöntem geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre, ön denemelerden elde edilen kromatogramların performans ölçütleri değerlendirilmiş ve sistem bileşenlerinin bazı değerleri (mobil faz türü ve konsantrasyonları, kolon ve dedektör sıcaklıkları ve akış oranları) en uygun hale getirilerek analitlerin en iyi ayrımının sağlandığı koşullar belirlenmiştir. Sonraki aşamada, içme sularında mevcut potansiyel matris etkileri tespit edilerek bu maddelere yönelik stratejiler geliştirilmiştir. Bu kapsamda içme sularında bulunma ihtimali bulunan bazı anyon ve katyonlar (klorid, nitrit, bromat, florid, magnezyum, amonyum, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfat, bromid, siyanür) üç farklı düzeyde eklenmiş (spike) araştırma konusu maddelerin çıkış süreleri ve pik alanları üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın son aşamasında ise, validasyonu tamamlanan yöntem kullanılarak Antalya ili şehir merkezi ölçeğinde içme suları izlenmiştir. İzleme çalışmalarında Antalya merkez bağlı 5 ilçedeki (Aksu, Döşemealtı, Konyaaltı, Kepez, Muratpaşa) 189 farklı noktadan içme suyu örnekleri alınarak NIS inhibitörü kalıntıları açısından incelenmiştir. Geliştirilen yöntemin seçici, doğrusal (R2=>0.999), ilgili iyonların tümü için kesin ve doğru olduğu bulunmuştur. Nitrat, tiyosiyanat ve perklorat için tespit sınırları (LOD) sırasıyla 0.025 mg/L, 0.004 mg/L ve 0.003 mg/L olarak belirlenmiştir. İçme sularındaki geri kazanım çalışması her bir iyon için üç farklı konsantrasyonda denenmiş ve % 81.98 ile % 93.29 aralığında tespit edilmiştir. İzleme çalışmalarından elde edilen verilere göre; Antalya bölgesindeki içme sularının nitrat düzeylerinin 0.85-47.71 mg/L aralığında, tiyosiyanat düzeylerinin tüm bölgeler için Anahtar Kelime: Guatr = Goiter ; İyon kromatografisi = Ion chromatography ; İçme suyu = Drinking water

Guatrİyon kromatografisiİçme suyu
Ayşe Kevser Bilgin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Pichia pastoris mayası ile rekombinant ksilanaz enzim üretiminin optimizasyonu

Son yıllarda, ksilanazların çok farklı endüstüriyel alanlarda kullanılmasının yanında, hayvan yemlerinin formülasyonuna giren önemli bir bileşim unsuru olduğu görülmektedir. Günümüzde endüstriyel kullanımı olan enzim preparatları için en önemli konu enzim üretim maliyetinin ve buna bağlı olarak da prosese girdi maliyetinin düşürülmesidir. Ksilanazın da aralarında bulunduğu alfa amilaz, selülaz, pektinaz, proteazlar, lipazlar gibi enzimlerin üretimi üzerine sürdürülen araştırmalar, uygun bir üretici mikroorganizmanın bulunması ve aynı zamanda ucuz ve bol bulunabilen kaynaklardan oluşan bir üretim ortamı kompozisyonun oluşturulması yönünde devam etmektedir. Enzim üretim prosesine ilişkin diğer problemler önemli ölçüde aşılmıştır. Ksilanaz enzimi bakteri, maya ve fungus grubunda yer alan çeşitli mikroorganizmalar tarafından üretilebilmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ksilanaz enziminin rekombinant ve ekstraselüler olarak dört farklı sinyal protein, HSA(İnsan serum albumin), PIR(Protein with Internal Repeats), PHO(Asit fosfotaz) ve α-mating faktör, kullanılarak P. pastoris te üretimi yapılmıştır. Bu bölüm sonucunda hepsinde üretim görülmüştür. İkinci bölümde üretim verimler karşılaştırılmış ve verimin en yüksek olduğu sinyal protein belirlenmiştir. Bu bölüm sonucunda, HSA 4147 U/ml, PIR 5366 U/ml, PHO 4252 U/ml ve α-mating faktör 4247 U/ml enzim ürettiği belirlenmiştir. En yüksek üretimin PIR sinyal proteininde olduğu görülmüştür. Üçüncü bölümde ise üretilen enzim saflaştırılmış ve enzimin optimum çalışma sıcaklığı ve pH sı belirlenmiştir. Sonuç olarak, Pichia pastoris mayası ile ksilanaz üretimi gerçekleştirilmiş ve en uygun sekresyon sinyalinin PIR olduğu belirlenmiştir. Ksilanaz enziminin sonundaki polihistidin kuyruğu uzaklaştırıldığında fırıncılık ürünlerinde ve hayvan yemlerinde kullanılma imkanı bulunmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Pichia pastoris, ksilanaz, HSA(İnsan serum albumin), PIR(Protein with Internal Repeats), PHO(Asit fosfotaz), α-mating faktör

Ksilanaz
Hilal Yıldız Kural
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of nutrient content of some medicinal and aromatic plant pulp

In this study the nutritional values of the residuum, which is used as an alternative animal feed and contains residual extracts, of thyme, sage, lemon balm, rosemary, laurel and myrtle are investigated. These materials are the waste of an etheric oil manufacturer and need to be dealt with properly. Results of this study showed that when raw plants are evaluated by their DM mean, the highest mean of DM is 73,5373 % which belongs to thyme. When the residuum is evaluated by DM mean highest mean of 33,4045 % belongs to myrtle residuum. Evaluation of HK mean yields that the highest mean of HK is seen on myrtle which is 10,3010 %. The highest mean of HY is found on sage residuum which is 5,6013 %. HS evaluation showed that highest HS mean is 36,5659 % with lemon balm. The highest HP mean is 9,3133 % which is found at the residuum of myrtle. Myrtle residue has the highest values which are 45,4932 % NDF; 55,4750 % NÖM and 2083,76 kcal/kg ME. Highest OM value is 93,4998 % and belongs to laurel residuum. When the residuum is considered due to their ADF and ADL contents, thyme has the highest ratios of 52,5300 % and 10,5902 %, respectively.

Aromatic plantsNutrientsPlants-medicinal+1
Betül Çelik
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
10
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu yükselti zincirlerinin soğuk seven formların yayılış ve türleşmesindeki rolü: Psorodonotus brunner von wattenwyl 1861 cinsinin türleşme ve filocoğrafyası

Koruma biyolojisi, genetikten evrime, taksonomiden ekolojiye, klimatolojiden biyocoğrafyaya birçok alanın verilerine ihtiyaç duyan disiplinler arası bir uğraştır. Ancak, bir canlının nerede olduğu ve nasıl orada olabildiği en temel sorulardır ve biyocoğrafya bunlara cevap bulur. Anadolu biyocoğrafik açıdan özgün bir yerdir. Ancak günümüzde küresel ısınmanın en fazla etkileyeceği varsayılan Akdeniz Havzasının içinde yer almaktadır. Küresel iklim değişimlerinin öncelikle ılıman kuşağın yükseltilerine lokalize dar yayılışlı türleri etkileyeceği varsayılmaktadır ki, bu da Anadolu'nun endemiklerine işaret etmektedir. Bu nedenle Anadolu'nun yükseltilerine lokalize (dağcıl) endemik formlar özel bir koruma perspektifi gerektirir. Dağcıl endemik formların evrimleşme süreci etkin bir koruma perspektifi açısından önemli referanslar içerebilir. Buzullar arası dönemlerde yaşandığı düşünülen dikey yayılış değişimlerini, soğuk seven populasyonların günümüz ısınması döneminde de yaşaması olası olduğundan bu nitelikte bir soyhattının filocoğrafyasını çalışmak koruma amaçlı kullanışlı bilgiler verecektir. Psorodonotus Bruner Von Wattenwyl 1861 (Orthoptera, Tettigoniidae) cinsi Anadolu, Kafkasya ve Balkanlarda zirvelere dağılmış 13 tür içerir. Bin beş yüz metre ve üstündeki yüksek dağ çayırlıklarında parçalı yayılış gösteren bu hayvanlar yukarıda değinilen hususları çalışmak için model bir grup niteliği taşır. Önerilen bu çalışma ile dağcıl formların geçmiş dönemde yaşadıkları yayılış/demografik değişimlerini tanımlamak ve aynı hususlar için gelecekteki olası durumlara ışık tutmak amaçlanmıştır. Fenotipik olarak nitel ve nicel morfoloji ve erkek çağrı sesi ve de bir genetik belirteç olarak mitokondriyal sitokrom c oksidaz alt ünite I dizilerini kullanarak cinse ilişkin şu sonuçlara ulaşmak hedeflenmektedir: (i) Nitel morfolojiye dayalı olarak tanımlanan türlerin davranışsal, geometrik morfometri ve genetik verilerle sınanması, (ii) cinsin türleşme örüntüsünün belirlenmesi, (iii) günümüzdeki her bir türün lokal populasyonlarının birbirinden izole olup olmadıklarının (birer metapopulasyon olup olmadıkları) belirlenmesi, (iv) cins içi türleşmeler ve tür içi populasyonların farklılaşma zamanlarının ve nedenlerinin belirlenmesi, (v) Psorodonotus soyhattının atasal stoğunun ve yayılış rotalarının belirlenmesi, (vi) Toros Yolu koridorunun yayılış ve türleşmedeki rolünün saptanması, (vii) Buzullar arası dönemde yaşanmış, küresel ısınma dönemlerinde yaşanan yayılış değişimlerinin benzer şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi ve (viii) bu verilerin tümünden hareketle Anadolu'nun dağcıl tür/populasyonların korunmalarına ilişkin bir perspektif önerilmesi. Psorodonotus cinsinin Anadolu taksonlarını temsilen 35 populasyondan örnekleme yapılmıştır. Cinsin taksonomisinde yaygın olarak kullanılan her bir yapı için; erkek ve dişi pronotumu, erkek sersi ve dişi ovipozitoru için yeterli sayıda örnekten fotoğraflar kullanılarak geometrik ve lineer morfometrik, arka femur ve tegmina için metrik analizler gerçekleştirilmiştir. Populasyon başına yeterli sayıda örnekten COI geni dizisi edinilmiş ve edinilen bu DNA dizilerini kullanarak filogenetik, filocoğrafik ve populasyon genetiği analizleri gerçekleştirilmiştir. Fenotipik ve genetik verilerin kombinasyonu ile verilen taksonomik kararlar ışığında Anadolu'da Psorodonotus cinsine ait 13 türün varlığı saptanmıştır. Bunlar; P. specularis, P. davisi, P. soganli, P. giresun sp. n., P. caucasicus, P. salmani, P. ebneri, P. suphani, P. venosus, P. rugulosus, P. tendurek ve P. hakkari.dir. Bunlardan P. salmani ve P. soganli bu çalışma sürecinde P. tendurek, P. hakkari ve P. giresun sp. n. ise bu çalışmanın verileri ile tanımlanmıştır. COI dizileri kullanılarak yapılan filogenetik analizlere P. anatolicus ve P. salmani dahil edilememiş ve edinilen filogenetik ağaç diğer türlerin akrabalıklarını P. specularis + (P. davisi + ((P. soganli + P. giresun) + (P. caucasicus + P. enberi) + (P. venosus + P. rugulosus + (P. tendurek + P. hakkari)) olarak önermiştir. COI dizi matriksi kullanılarak yapılan moleküler saat analizleri cinsin son ortak atayı 5 milyon yıl önce paylaştıkları, (P. davisi + ((P. soganli + P. giresun) + (P. caucasicus + P. enberi) filogrubunun Geç Pliyosen ve Erken Pleistosen'de çeşitlendiği ve P. venosus + P. rugulosus + (P. tendurek + P. hakkari) türlerini içeren diğer filogrubun ise Orta ve Geç Pliestosen'de çeşitlendiğine işaret etmiştir. Aynı dizi matriksi kullanılarak hesaplanan genetik çeşitlilik indeksleri tekil populasyonlarla temsil edilen P. tendurek ve P. hakkari türlerinin oldukça homojenize oldukları diğer türlerin populasyonlarının yüsek bir genetik çeşitlilik barındırdıklarını göstermiştir. Demografik analizler Ağrı, Taşlıçay (P. venosus) ve Ardahan, Hanak (P. specularis) populasyonlarının bir darboğazı, Giresun, Avşar (P. rugulosus) ve Artvin, Şavşat (P. specularis) populasyonlarının ise bir genişlemeyi yaklaşık 50-25 bin yıl önce yaşadıklarını göstermiştir. P. giresun + P. fieberi + P. anatolicus + P. ebneri + P. caucasicus türlerini içeren filogrup için yapılan Yaklaşık Bayesian Hesaplaması Doğu Karadeniz'de bulunan atasal stoğun Kardeniz yükseltileri ile batıya ulaştığı ve daha sonra Ege yükseltileri ile güneye inerek Toros Yolu ile tekrar Kafkasya'ya ulaştığına işaret etmiştir. Edinilen veriler ışığında şu sonuçlara ulaşılmıştır: (i) Anadolu'nun zengin ve endemik bir biyoçeşitliliğe sahip olduğu, (ii) bu çeşitliliği objektif olarak saptamak için güncel yaklaşımların ve yeterli veri miktarının kullanılması gerektiği, (iii) Psorodonotus cinsinin Anadolu soğuk seven formlarının çeşitlenme ve biyoçeşitlilik dağılım örüntülerini saptamada model bir grup niteliği taşıdığı, (iv) Psorodonotus cinsinin Doğu Karadeniz-Kafkasya kökenli olduğu ve taksonomik çeşitlenmesinin Pliyosen ve sonrasında gerçekleştiği, (v) Kuvaterner buzul dönemlerinin günümüz yayılış örüntülerinin şekillenmesinde ana yönlendirici faktör olduğu, (vi) Anadolu yükseltilerinin cinsin üyelerinin yayılışında koridor rolü oynadığı ve filogrupların yayılışının yükselti birlikleri (ilişkili dağ sıraları) ile paralel olduğu, (vii) yayılış öykülerinin Doğu ve Batıda farklı olduğu ve bunun topoğrafik örüntüyle paralellik gösterdiği, (viii) Toros yolunun Pleistosen döneminde Anadolu'nun doğusu ve batısı ve de Kafkasya ile Balkanlar arasında önemli bir yayılış koridoru olduğu, (ix) Anadolu yükseltilerinin günümüzde soğuk seven formlar için bir tür "Nuhun Gemisi" işlevi gördüğü ve (x) Kuzey Doğu Anadolu platosunun soğuk seven formların asıl yaşama alanı olduğu ve buraya alan koruma perspektifi yönünde bir koruma biyolojisi planı gerektirdiği.

Sarp Kaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Split kuaterniyon matrisleri

Bu çalışmada elemanları split kuaterniyon olan matrisler incelenmiştir. Öncelikle split kuaterniyon matrisleri tanıtılmış ve bir split kuaterniyon matrisin kompleks adjoint matrisi tanımlanmıştır. Ayrıca, split kuaterniyon matrislerin öz değerlerine ilişkin elde ettiğimiz yeni gelişmeler sunulmuştur. Daha önce tanımlanmamış olan, kompleks split kuaterniyonlar tanıtılıp, kompleks split kuaterniyonlar üzerindeki temel işlemler incelenmiştir. Bununla birlikte, elemanları kompleks split kuaterniyonlar olan matrisler ele alınarak özellikleri sunulmuştur. Son olarak ise, dual split kuaterniyon matrislerinin ana özellikleri incelendikten sonra, dual split kuaterniyon matrislerinin özdeğerlerine ilişkin bazı sonuçlar verilmiştir.

Melek Erdoğdu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Elektrokardiyogram ölçümleri, GPS ve sınıflandırma algoritmaları kullanılarak futbol hakemlerinin maç aktivite analizi

Futbol oyununun temel faktörlerinden bir tanesi de hakemdir. Hakem maçın oynanması esnasında oyuncuların sağlığını korumakla ve kuralların doğru bir şekilde uygulanmasını sağlamakla görevlidir. Bu görevini en iyi şekilde gerçekleştirebilmesi için fiziksel ve zihinsel olarak üst düzeyde olması, kuralları oyun ruhuna uygun şekilde yorumlayabilmesi ve topun oynandığı bölgeye hâkim olması gerekmektedir. Maçın hızının ve akışın yönünün sürekli değişmesinden dolayı hakemlerin maç boyunca sarf ettikleri efor ve maruz kaldıkları fizyolojik zorlanma ile ilgili olarak uygun kondisyona sahip olup olmadıklarını belirlemek için hareket şekillerinin karşılaştırmalı analizi önemlidir. Bununla birlikte kalp atım hızı tepkisi de fizyolojik zorlanmanın bir göstergesi olarak incelenmektedir. Hakemlerin performansı konusunda çeşitli çalışmalar bulunmakla birlikte, genellikle çalışmalar futbol hakemlerinin maç içindeki hareketlerini kat edilen mesafe cinsinden incelemekle sınırlı kalmıştır. Bu tezde 1) futbol hakemlerinin maç esnasında koşu şekilleri, 2) süresi, 3) saha kullanımları ve diyagonale uygun koşu sitiline ne kadar uydukları 4) maçın belirli dönemleri için saha içinde yaptıkları aktivitelere bağlı olarak kalp atım hızlarının nasıl değiştiği, incelendi. Çalışmamızda maçın oynandığı sahanın dünya üzerindeki konumu elde edilerek saha çizgileri oluşturuldu, orta saha çizgisi ve orta noktanın konumu belirlendi. Hakemlerin saha içindeki konumları ve kalp atım hızları eşzamanlı olarak kaydedildi ve analiz edildi. Elde edilen sonuçlar yorumlanarak koşu sitilleri çeşitli gruplara ayrıldı ve istatistikleri hesaplandı.

GPS
Cengiz Kürkçü
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yer altı enerji kablolarının oluşturduğu manyetik alanların ekranlanması

Gelişen teknoloji ile birlikte günlük yaşamda kullanılan elektrikli cihazların sayısı artmakta ve buna bağlı olarak da şebekeden çekilen güç miktarı sürekli artmaktadır. Şebekeden çekilen gücün, dolayısıyla akımın artması, bu gücü taşıyan kablolar etrafında meydana gelen manyetik alan seviyelerinin de artmasına neden olmaktadır. Yerleşim alanlarında, özellikle kent merkezlerinde, enerji dağıtımında yer altı kablo hatlarının kullanımı her geçen gün artmaktadır. Enerji iletim hatları çevresinde manyetik alanlar meydana gelmekte ve artan enerji ihtiyacına paralel olarak oluşan yüksek manyetik alanlar insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Bu alanlar elektromanyetik girişim sonucunda hassas elektronik cihazlar üzerinde de bozucu etkiye neden olabilmektedir. Bu nedenle enerji dağıtım ağında kullanılan yer altı kablo hatları çevresinde oluşan manyetik alanların kontrolü önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışmada; yer altı kablo hatları ile elektrik dağıtımı sırasında oluşan manyetik alanların canlılar ve elektronik cihazlar üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek veya en aza indirmek maksadıyla başvurulan yöntemlerden olan, yer altı kablo kanallarının ekranlanması konusu araştırılmıştır. Uygulamada kullanılan standart kanal tipleri üzerinde düz levha ve ters U tipi elektromanyetik ekranlar teorik ve pratik olarak incelenmiştir. En uygun ekran tipi araştırılmıştır.

Niyazi İl
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00