Aksaray University
Anabilim Dalı

Biyoteknoloji ve Moleküler Biyoloji Anabilim Dalı

Aksaray University

81

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anne sütünden izole edilen lactobacıllus cinsi bakterilerin bazı starter ve probiyotik özelliklerinin araştırılması

Bu çalışmada anne sütünden izole edilmiş Lactobacillus cinsi bakterilerin bazı probiyotik ve starter özellikleri araştırılmıştır. Anne sütünden izole edilen suşlardan basil morfolojisine sahip izolatlar API 50 CHL kiti ile tanımlanmış ve yüksek tanımlama oranına sahip üç suş seçilmiştir. Bu suşlardan birinin Lactobacillus fermentum, diğer iki suşun ise Lactobacillus acidophilus olduğu belirlenmiştir. Tüm suşların 45 oC'de geliştiği, 15 oC'de ise M2-24 ve M2-43 numaralı suşların zayıf geliştiği, M2-6 numaralı suşun gelişmediği belirlenmiştir. Tüm suşlar, % 2, % 4, % 5 oranında NaCl içeren ortamlarda gelişim göstermiş, ancak M2-24 numaralı suşun % 5 NaCl içeren ortamda zayıf geliştiği gözlenmiştir. 48 saat içerisinde yapılan pH ölçümlerine göre pH'nın zamanla azaldığı ve üç suşun da asit üretme yeteneğine sahip olduğu görülmüştür. M2-6 numaralı suş 4,34 g/L ile en yüksek Ekzopolisakkarit (EPS) üretimine sahiptir. Bununla birlikte diğer iki suşun EPS üretimleri de yüksektir. M2-6 numaralı suşun tüm nisin konsantrasyonlarında nisine direnç gösterdiği belirlenmiştir. Aynı zamanda M2-43 numaralı suşun M2-24'e kıyasla nisine daha dirençli olduğu belirlenmiştir. Tüm suşların düşük pH'da geliştikleri, ancak M2-24 suşunun zayıf geliştiği belirlenmiştir. Tüm suşların kanamycine dirençli olduğu, ancak ampicillin, erythromycin ve penicillin G türü antibiyotiklere karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. İzolatların insan patojen mikroorganizmalara antimikrobiyal etkisini belirlemeye yönelik çalışmada M2-6 numaralı suş antimikrobiyal aktivite göstermezken, M2-24 ve M2-43 numaralı suşların ise test mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiği belirlenmiştir. İzolatların balık patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etkisini belirlemeye yönelik çalışmada üç suşun da A. hydrophila ATCC 19570'e karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiği, bunun yanında M2-24 numaralı suşun L. garvieae, Y. ruckeri ve V. anguillarum M1'e karşı, M2-43 numaralı suşun ise V. anguillarum M1'e karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, Lactobacillus, Starter, Probiyotik

Anne sütüLactobacillus
Hasan Özer
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anne sütünden laktik asit bakterilerinin izolasyonu, karakterizasyonu ve bazı probiyotik ve starter özelliklerinin araştırılması

Konakçı sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösteren canlı mikroorganizmalar probiyotik olarak adlandırılırlar. Anne sütü yeni doğmuş bebekler için önemli bir gıda kaynağı olmakla birlikte içeriğinde probiyotik özellik gösteren laktik asit bakterilerini de barındırmaktadır. Çalışmada anne sütlerinden laktik asit bakterileri izole edildikten sonra elde edilen izolatların bazı fenotipik yöntemlerle karakterizasyonları yapılmıştır. Daha sonra izole edilen bakterilerin API 20 Strep kiti ile tür tayinleri yapılmıştır. Yapılan tür tayini sonunda 2 adet Streptococcus salivarius,1 adet Lactococcus lactis subsp. cremoris suşları ile çalışmaya devam edilmiştir. Belirlenen bu 3 suşun bazı starter olma özellikleri incelenmiştir. Tanımlanan bu izolatlar %4 ve %5 lik tuz konsantrasyonlarında gelişme gösterirken, en son 48. saatteki pH ölçümleri incelendiğinde her 3 suşunda asit üretimi pH 5,40 ve pH 6,93 arasında bulunmuştur, S. salivarius (M14-365) suşunun ekzopolisakkarit üretim miktarı en fazla olan suş olarak gözlenirken (8,71 g/L) L. lactis subsp. cremoris (M4-157) ve S. salivarius (M4-11) suşlarının ise EPS üretim miktarları sırasıyla 4,94 g/L ve 5,49 g/L olarak tespit edilmiştir. Tüm suşların nisine karşı dirençli olduğu tespit edilmiştir. Suşların bazı probiyotik olma özellikleri de araştırılmıştır. Üç suşun kanamisin antibiyotiği hariç test edilen diğer antibiyotiklere (ampicillin, gentamicin, kanamycin, erythromycin ve penisilin G) hassas olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu suşların çeşitli insan ve balık patojenleri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Sadece insan kaynaklı patojenlerden olan P. aeruginosa üzerinde S. salivarius suşlarının (M4-11 ve M14-365) antimikrobiyal aktivite gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, izolasyon, karakterizasyon, laktik asit bakterileri, probiyotik, starter

Pınar Öngün
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Callinectes sapidus'dan kitin, kitosan izolasyonu ve fizikokimyasal karakterizasyonu

Crustaceae familyasının üyesi olan Callinectes sapidus türü yengeçler dünya üzerinde geniş bir dağılıma sahiptir. Canlı kabuğunun iç kısmı besin olarak tüketildiğinden ekonomik değere sahiptir. Canlı dış kabuğunu demineralizasyon tekniği ile (4M HCL) ve deproteinizasyon tekniği ile (2 M NaOH ) ayrıştırdığımızda temel bileşenlerinden biri olan kitin maddesi elde edilmiştir. Canlı kabuğundaki kitin maddesi canlı kabuğunun kuru ağırlığının yaklaşık % 11- 12' si kadardır. Elde ettiğimiz saf kitin maddesini % 60'lık NaOH çözeltisi ile deasetilasyona maruz bıraktığımızda tüm maddenin (kitin) % 77'si kadar kitosan elde edilmiştir. Yapılan çalışmada kitosanın deasetilasyon derecesi % 82.5 olarak belirlenmiştir. Çeşitli analizler (FTIR, TGA ve XRD) ile yapılan incelemede kitosanın α formunda olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışmada kitinin DTG (Derivative Termogravimetrik Analiz) max değeri 390 ºC iken deasetilasyon sonucu oluşan kitosan maddesinin DTG max değeri 306 ºC olduğu belirlenmiştir. SEM metodu ile elde edilen kitin ve kitosan maddelerinin yüzey morfolojilerinin incelenmesi sonucu porlu (geçirgen) ve nanofiber yapılarda olduğu kaydedilmiştir. Bu çalışmada mavi yengecin dış kabuğundan elde edilen kitosan maddesinin birçok özelliğinin yanı sıra antioksidan, antibakteriyel, antifungal etkiye sahip olduğu, insanlar üzerinde 6 farklı patojene ve çeşitli balık türleri üzerinde ise 3 farklı patojene karşı yüksek antimikrobiyal etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Şu an itibariyle ülkemiz genelinde kitin ve türevlerinin üretiminin yapıldığı herhangi bir fabrika ya da tesis bulunmamaktadır. Gümrük kayıtları incelendiğinde farklı özelliklere sahip, yıllık 13 milyon dolar civarında kitin ve türevinin ithalatının yapıldığı belirlenmiştir. Mevcut çalışma ile bu malzemenin artık ülkemizde de üretilebileceği bir üretim metodu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kitin, Kitosan, SEM, FTIR, XRD, TGA

Fatma Dudaklı
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adiantum capillus-veneris L.' in farklı özütlerinin alzheimer, diabet ve deri hastalıklarıyla ilişkili enzimleri inhibe etme aktiviteleri ile antioksidan özellikleri

Adiantum capillus-veneris L. böbrek veya idrar sisteminde oluşan taşların giderilmesinde geleneksel olarak kullanıldığı bilinen eğreltilerden biridir. Bu çalışmada A. capillus-veneris'in farklı özütlerinin (metanol, etil asetat ve su) antioksidan kapasite fosfomolibdat testi (109-387 mgAAE/g), serbest radikal giderme aktivitesi (DPPH), demir indirgeme antioksidan potansiyeli (FRAP) ve bakır iyonu indirgeme gücü (CUPRAC) testleri kullanılarak değerlendirildi. Aynı zamanda farklı özütlerin toplam fenolik ve flavonoid içeriklerinin sırasıyla 354-441 mg GAE/g ve 23-123 mg QE/g arasında değiştiği belirlenmiştir. Enzim inhibsyon aktiviteleri asetilkolinesteraz (0.09±0.02-0.82 mgGALAEs/g), tirozinaz (22.95±2.55-24.99±2.16 mgKAE/g), α-amilaz (0.17±0.01-1.76±0.06 mmolACAE/g), α-glukozidaz (1.01±0.09-3.69±0.23 mmolACAE/g) kullanılarak belirlenmiştir. A. capillus-veneris'in özütleri butirilkolinesteraz inhibisyonu aktif değildir. Sonuçlar A. capillus-veneris'in farklı özütlerinin antioksidanlar ve enzim inhibitörlerinin doğal bir kaynağı olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bu yüzden A. capillus-veneris'in gıda ve farmakoloji alanları için değerli olabileceği düşünülmektedir.

Adiantum capillus-veneris
Ako Hamasaeed Abdulqadır
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çıyanın farklı vücut kısımlarından orjinal yapı korunarak biyoteknolojik uygulamalar için iki ve üç boyutlu nano kitin üretimi

Daha önceki çalışmalarda izole edilen kitinler toz ya da granül haldedir. Literatür taraması sonucu sadece süngerlere ait birkaç türden ve bir böcekten üç boyutlu kitin izole edildiği görülmüştür. Mevcut çalışmada ise bir canlının (çıyanın) farklı vücut kısımlarından (anten, kafa, kıskaç, boyun, gövde, ayak ve kuyruk) orijinal yapı ve şekli koruyarak iki ve üç boyutlu kitin örnekleri elde edilmiştir. Bu kitinlerin fizikokimyasal özellikleri FT-IR, TGA, SEM ve XRD analizleri ile belirlenmiştir. Yine daha önceki çalışmalarda, kitinin fizikokimyasal özelliklerinin kaynağa göre değiştiği ortaya konmuştur. Mevcut çalışmada ise bir organizmanın farklı vücut kısımlarından aynı metod ile yapı ve şekil korunarak elde edilen kitinlerin fizikokimyasal özelliklerinin (kristalinite, termal kararlılık ve yüzey morfolojisi) kaynağa göre önemli değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Diğer yandan çıyanın farklı vücut kısımlarından izole edilen kitinlerin lizozim adsorpsiyon kapasitelerinde farklılık olup olmadığı da araştırılmıştır. Çıyanın farklı vücut kısımlarından aynı metod ile elde edilen kitinlerin lizozim adsorpsiyon kapasitelerinde oldukça önemli farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında, bir canlının farklı vücut kısımlarından izole edilen kitinlerin fizikokimyasal özelliklerinin de farklı olduğu ve bu farklılığın da uygulama alanını oldukça etkilediği ortaya konmuştur. Bu çalışma ileriye yönelik, farklı organizmalardan daha farklı şekiller ve fizikokimyasal özelliklere sahip kitinlerin elde edilmesine olanak sağlayacak ve elde edilecek iki ve üç boyutlu bu örnekler biyoteknoloji alanına yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

Esra Bulut
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vespa crabro'nun gelişim sürecine (larva, pupa ve yetişkin) bağlı olarak kitinin fizikokimyasal özelliklerindeki değişim

Bilindiği gibi, bir organizmada bulunan kitin, onun farklı vücut kısımlarının sahip olduğu fonksiyonel özelliklerinden dolayı oldukça büyük farklılık gösterebilir fakat bir organizmanın farklı gelişim evrelerinde bulunan kitinin karakteristik özelliklerinin nasıl değiştiği hala bilinmemektedir. Bu tez çalışması, bir böceğin (Vespa crabro) farklı morfolojik evreleri –larva, pupa ve yetişkin– boyunca kitin matriksin fizikokimyasal özelliklerinin nasıl değiştiğini belirlemek için yapılmıştır. Organizmanın içerdiği % kitin miktarının canlı büyüdükçe aşamalı olarak arttığı (% 2., 6.2 ve 10.3), özellikle larva evresinden pupa evresine geçerken sentezlenen kitin miktarının neredeyse 3 kat olacak şekilde önemli ölçüde arttığı bulunmuştur. Enzimatik yıkım testleri izole edilen kitinlerin neredeyse tamamen saf olduklarını ispatlamıştır. Bu kitin örnekleri ayrıca termal yıkım analizine tabii tutulmuş ve örneklerin sahip oldukları termal kararlılıklarının birbirlerine benzer oldukları görülmüştür. Diğer yandan, kitinlerin yüzey morfolojilerinin canlının gelişimine göre oldukça farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Böcek, Biyopolimer, Kitin, İzolasyon, Karakterizasyon, Kitinaz Testi.

Karwan Sofı Ghafoor
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Chitin isolation and physicochemical characterization from corneal lense of Sympetrum fonscolombii (Dragonfly)

Chitin in the compound eyes of arthropods serves as a part of the visual system. The quality of chitin in such highly specialised body parts deserves more detailed examination. Chitin in the corneal (ommatidial) lenses of dragonfly (Sympetrum fonscolombii) compound eyes was isolated by using the classical chemical method. The chitin content of the corneal lenses was determined to be quite high (20.3±0.85%). The FT-IR analysis showed that corneal lens chitin was in the α-form as found in all arthropod species where mechanical strength is required. The surface morphology analysis by scanning electron microscopy revealed that the outer part of corneal lenses consisted of long chitin fibrils with regular arrays of papillary structures while the smoother inner part had concentric lamellated chitin formation with shorter chitin nanofibrils. Chitinase enzymatic digestion studies, elemental analysis results and the degree of acetylation value showed the purity of chitin samples from corneal lens. The maximum degradation temperature value of the corneal lens chitin was observed at 369.2 ºC. X-ray analysis revealed that corneal lens chitin has high crystallinity index; 96.4%. Identification of chitin found in ommaditia of insect compound eyes can provide insights into insect vision and chitin-based optical material design studies. Keywords: Insect vision, Compound eyes, chitin, Ommatidium.

Ivan Al-jaf
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çınar ağacı (Platanus oreintalis) poleninden elde edilen mikro kapsüllere parasetamol yüklenmesi ve salınım özelliklerinin araştırılması

Bitki polenlerinin dış kısmında bulunan yapı (sporopolen), ilacın kapsüllenmesi için yüklenebilir bir materyaldir. Platanus orıentalıs'in polenlerinden sporopolen mikro kafesler üretilmiştir. Burada, P. orıentalıs ağacından sporopolen mikro kafesler, asit ve baz içeren muamelelerle iç kısmındaki materyaller çıkarılarak üretilmiştir. Parasetamol, en yaygın kullanılan analjezik ilaçlardan biridir ve sporopolen mikro kafeslere enkapsule edilmiştir. Ayrıca polenler, sporopolenler, parasetamol ve parasetamol yüklü sporopolen mikro kafesler ayrı ayrı FT-IR, TGA ve SEM ile karakterize edilmiştir. Analitik analizler, sporopolen mikro kafeslerin yapısal olarak sağlam ve yüksek ağsı yapıda olduğunu ayrıca yüksek termal kararlılığa sahip olduğunu göstermiştir. Sporopolen mikro kafeslerin, pasif yükleme tekniği ve evaporator ile yükleme tekniği kullanılarak yüklenme etkinliği sırasıyla %8.24 ve %23.7 olarak saptanmıştır. Sporopolen mikro kafeslerin yüklenme için uygunluğu ile salınım ve kinetik çalışmaları pH=1.2 ve 7.4 olan in vitro koşullarda gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar, P. orıentalıs sporopolenlerinin ilaç yüklenmesi ve kontrollü salınımı çalışmaları için uygun bir taşıyıcı olduğunu ortaya konulmuştur.

Muhammad Mujtaba
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diplopod vücut segmentlerinden 3 boyutlu kitosan üretimi ve biyoteknolojil uygulamaları

Ticari olarak elde edilen kitin ve farklı kaynaklardan izole edilen kitin (mantar, böcek, yengeç, karides ve kerevit) toz, granül veya yaprak şeklinde literatürde rapor edilmiştir. Üç boyutlu (3D) olarak üretilen kitinin ise sadece süngerden elde edildiği bilinmektedir, fakat üç boyutlu kitosan henüz rapor edilmemiştir. Bu çalışmada, diplopod olarak bilinen kırkayakgillerden bir türün (Julus terrestris) gövde segmentlerinin yapısı korunarak halka şeklinde ilk kez 3D kitin ve kitosan üretilmiştir. Elde edilen 3D kitin ve kitosan halkaların FT-IR, SEM, TGA, XRD ve Elemental Analiz cihazları kullanılarak karakterizasyonu yapılmıştır ve kitosanın molekül ağırlığı belirlenmiştir. Karakterize edilen 3D kitin ve kitosan ticari kitin ve kitosan ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen kitosan halkaların asetik asitte (% 1'lik) çözünmesiyle elde edilen kitosan çözeltisi; plazmid DNA etkileşimi, antitümör aktivitesi ve antimikrobiyal aktivitesini belirlemek için kullanılmıştır. J. terrestris' den elde edilen kitosan çözeltisi plazmid DNA ile etkileşimi için farklı konsantrasyondaki çözeltilerin (0.04, 0.4 ve 4mg/mL) konsantrasyonu arttıkça tutma kapasitesini artırdığı gözlenmiştir. Elde edilen kitosan çözeltisi HeLa ve L929 hücre hatları üzerine, düşük sitotoksisitesi ve antiproliferatif aktivitesinin yüksek olduğu gözlenmiştir. J. terrestris' den elde edilen kitosanın antimikrobiyal aktivitesi 12 mikroorganizma üzerine araştırılmıştır ve yaygın olarak bulunan insan patojeni Staphylococcus aureus için yüksek inhibisyon (15.6±1.154mm) gösterdiği belirlenmiştir.

Bahar Yılmaz
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genetik olarak karakterize edilen insan kaynaklı lactobacıllus gasserı suşlarının probiyotik kültür olarak kullanım potansiyellerinin belirlenmesi

Çalışmada, daha önceden anne sütünden izole edilen altı adet Lactobacillus gasseri MA suşunun, PCR (Polimeraz Zincir Reaksiyonu) tabanlı moleküler identifikasyon yöntemi ile genetik olarak tanımlanmıştır. MA suşların probiyotik kültür olarak kullanım potansiyellerinin belirlenmesi amacıyla düşük pH (2 ve 3) değerlerine, farklı (% 0.3 ve % 1) safra konsantrasyonlarına, yapay mide ve bağırsak sıvılarına karşı direnç özellikleri ve hemolitik aktiviteleri in-vitro koşullarda belirlenmiştir. Bunun yanısıra suşlardan çeşitli proseslerde yararlanım potansiyelinin tespit edilmesi amacıyla Sodyum benzoat direnç özellikleri ve alfa amilaz enzim aktiviteleri belirlenmiştir. MA suşlarının oto-agregasyon yeteneklerinin % 97-93, test mikroorganizmaları ile göstermiş oldukları koagregasyon yeteneklerinin ise % 36-58 değerler arasında dağılım göstermekte olduğu belirlenmiştir. MA suşlarının tamamının Amikasin, Gentamisin, Kanamisin, Nalidiksik Asit, Ofloksasin antibiyotiklerine karşı direnç, Amoksisilin, Ampisilin, Kloksasilin, Eritromisin, Penisilin G antibiyotiklerine karşı ise hassasiyet gösterdikleri tespit edilmiştir. MA suşlarının test mikroorganizmaları olarak kullanılan çeşitli grup patojen mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi çalışmalarında kaydedilen inhibisyon zon çapı değerleri, on beş adet insan-gıda patojeni için 1.87-14.29 mm, yedi adet balık patojeni için 1.66-11.22 mm, iki adet Candida türü için ise 2.78-4.80 mm değer aralığında olduğu belirlenmiştir. Kaydedilen en yüksek inhibisyon zon değerlerinin MA-2 suşu için Staphylococcus epidermidis ATCC 11228 insan-gıda patojenine, Staphylococcus epidermidis ATCC 11228 balık patojenine, Candida albicans ATCC 10231 fungusuna karşı olduğu belirlenmiştir. MA suşlarının antioksidan aktiviteleri DPPH metoduna göre % 33.33-54.93 değerleri arasında, demir iyonu şelatlama aktiviteleri ise % 7.73-26.88 değer aralığında olduğu belirlenmiştir. Tüm MA suşlarının arasında en yüksek antioksidan aktivite her iki metot için ortak bir sonuç olarak MA-5 suşu için kaydedilmiştir.

Ayşe Günyaktı
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medicago murex Var. murex'in (Fabaceae) in vitro antioksidan ve bazı enzimlerin aktiviteleri üzerine inhibisyon özelliklerinin araştırılması

Medicago türlerinin çoğu zengin protein içeriklerinden dolayı kaliteli yem bitkileri olarak kabul edilir. Kültüre edilmiş türlerinin hayvancılığın yaygın olduğu bölgelerde geniş bir şekilde tarımı yapılmaktadır. Bu çalışmada Medicago murex var. murex bitkisinin metanol, etil asetat ve su özütlerinin antioksidan özellikleri, toplam fenolik ve flavonoid içerikleri ve enzim inhibisyonları belirlendi. Farklı özütlerin antioksidan aktiviteleri demir (FRAP) ve bakır iyonları (CUPRAC) indirgeme yöntemleri kullanılarak değerlendirildi. Toplam fenolik ve toplam flavonoid içerikleri sırasıyla folin yöntemi ve AlCl3 yöntemi ile belirlendi. Enzim inhibisyon aktiviteleri asetilkolinesteraz, α-amilaz, α-glukozidaz ve tirozinaz enzimleri için test edildi. Farklı özütlerin toplam fenolik ve flavonoid içeriklerinin 83.70-163.93 mg GAE/g özüt ve 24.48-26.05 μg QE/g özüt arasında tespit edildi. Demir ve bakır iyonları indirgeme gücü yöntemlerinde sırasıyla su ve etil asetat özütleri en aktif özütler olmuştur. Su özütü asetilkolinesteraz enzimini en iyi inhibe eden özüt olurken etil asetat özütü çalışılan diğer üç enzimi de (α-amilaz, α-glukozidaz ve tirozinaz) en iyi inhibe eden özüt olmuştur. Elde edilen bulgular göz önünde bulundurulduğunda Medicago murex var. murex'in doğal antioksidanların ve enzim inhibitörlerinin önemli bir kaynağı olduğu görülmekte ve bitkinin gıda ve ilaç sektörleri için değerlendirilebileceği düşünülmektedir.

Damla Pamukcu
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kelebeğin (Argynnis pandora) kanat ve gövdesinden kitin eldesi ve fizikokimyasal karakterizasyonu

Bu çalışma, bir kelebek türünün (Argynnis pandora) kanatları ve kanatları hariç diğer vücut kısımlarından izole edilen kitinlerin fizikokimyasal özelliklerindeki farklılıkları ortaya koymak için gerçekleştirilmiştir. Kelebeğin, seçilen her iki vücut bölgesinden deaynı izolasyon metodu kullanılarak kitin ekstre edilmiştir. Kanatların kitin içeriği (%22) diğer vücut kısımlarından (%8) daha yüksek olarak kaydedilmiştir. İzole edilen kitin numuneleri FT-IR, TGA, XRD, SEM ve elementel analiz teknikleri aracılığıyla karakterize edilmiştir. Karakterizasyonun sonuçlarında ise her iki vücut yapısının kitinleri, yüzey morfolojileri hariç diğer sonuçların çok benzer olduğu gözlenmiştir. SEM sonuçları ise kanattan elde edilen kitinin tek bir yüzey morfolojisine sahip olduğunu gösterirken diğer vücut kısımları için dört farklı yüzey morfolojisi gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre kitinin yüzey morfolojisinin, canlının vücut kısımları ile büyük ölçüde bağlantılı olduğu hipotezine varılmıştır

Betül Bitim
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anne sütünden izole edilen Streptococcus thermophilus suşlarının bazı biyoteknolojik özelliklerinin araştırılması

Bu çalışma daha önce yürütülen bir proje dahilinde farklı gönüllü annelerden alınan sütlerden izole edilen beş adet Streptococcus thermophilus suşunun PCR tabanlı genetik identifikasyonu yapılmıştır. S.thermophilus MAS suşlarının güvenilirlik testleri kapsamında antibiyogram, hemolitik aktivite ve jelatinaz aktiviteleri test edilmiştir. S.thermophilus MAS suşlarının bazı biyoteknolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla asit ve safraya direnç, antimikrobiyal aktivite, agregasyon özellikleri, nisin dirençliliği, antioksidan aktivite, sodyum benzoat direnci, amilaz, likenaz, proteaz ve selülaz enzim aktivitelerinin yanı sıra hidrofobisite özellikleri incelenmiştir. MAS suşlarının hepsinin amilaz negatif, likenaz pozitif, proteaz negatif olduğu ve MAS-3 suşunun ise selülaz negatif, MAS-1, MAS-2, MAS-4 ile MAS-5 suşlarının selülaz pozitif olduğu belirlenmiştir. Test edilen on altı adet gıda-insan patojenine karşı MAS suşlarının hiçbirinin antimikrobiyal aktivite göstermediği tespit edilmiştir. MAS-2 ve MAS-3 suşları balık patojenlerinden V.anguillarium M1 ve V.anguillarium A4 patojenlerine karşı en düşük 1.88mm, en yüksek 3.34mm değerleri kaydedilmiştir. Antioksidan aktivitenin belirlenmesi kapsamında, S.thermophilus MAS suşlarının DPPH radikalini indirgeme aktiviteleri %29.84-36.90 değerleri, S.thermophilus MAS suşlarının demir iyonu şelatlama aktiviteleri ise %23.44-30.13 değer aralığında kaydedilmiştir.

Ayşe Yavuz
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Probiyotik olarak kullanım potansiyeli olan Enterococcus cinsi bakterilerin güvenilirliğinin belirlenmesi

Tüketilen beyaz peynirler, probiyotik potansiyeli olan enterokoklar da dahil olmak üzere sürekli laktik asit bakterileri sağlarlar. Bu çalışmada, geleneksel beyaz peynirlerden izole edilen 12 Enterococcus faecalis suşlarının ve 8 Enterococcus faecium suşlarının potansiyel probiyotik kullanımı için sitolizin üretim yeteneği, jelatinaz üretim yeteneği, biyofilm oluşturma yeteneği ve seçilen 10 antibiyotiğe duyarlılığı araştırılmıştır. E. faecalis ve E. faecium suşlarının sitolizin üretimleri kanlı agar, jelatinaz üretimi nutrient jelatin besiyeri, biyofilm üretimi 96 kuyucuklu plate yöntemi kullanılarak belirlenmiş ve antibiyotiklere duyarlılığıda agar disk difüzyon metodu ile test edilmiştir. Vankomisin direnç genleri (vanA ve vanB) ve sitolizin (cylA ve cylB), jelatinaz (gelE), enterokokal yüzey proteini (esp), hücre agregasyon ve konjugasyon (agg), agregasyon faktörü (asa1), E. faecalis antijen A proteini (EfaAfs), E. faecium antijen A proteini (EfaAfm), seks feromonları (cob ve ccf) ve hiyalüronidaz (hly) gibi virülens faktörlere ait genler polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile belirlenmiştir. Ayrıca direnç ve virülens genlerin varlığı sekans analizleri ile doğrulanmıştır. Bazı direnç ve virülens genlerin plazmid aracılığıyla aktarılabilme olasılığından dolayı bakterilerde plazmid DNA'nın varlığı kontrol edilmiştir. E. faecalis ve E. faecium suşları çalışmada kullanılan çoğu antibiyotiğe duyarlılık, Polimiksin antibiyotiğine ise dirençlilik göstermiştir. E. faecalis ve E. faecium suşları, tam sitolizin aktivitesi göstermemiştir. E. faecalis RI 11, RI 17, RI 21, RT 84 suşları jelatinaz ve RI 11, RI 17, RI 21, RT 102 suşları biyofilm aktiviteleri göstermiştir. Virülens ve direnç genleri bulunma oranı bakımından farklılık göstermiştir. Suşların tamamında, ccf (% 100) ve asa1 (% 100) genleri ve % 5' inde ise clyA geni belirlenmiştir. Çalışılan suşlarda efaAfm ve clyB genleri tespit edilmemiştir. En fazla virülens ve direnç genlerini sahip suş E. faecalis RI 6 iken; en az gene sahip suş E. faecalis RT 98 olarak bulunmuştur. Plazmid DNA varlığının taranması için yapılan çalışmada E. faecium RI 56, RI 58 ve RI 59 suşlarının plazmid DNA tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, kullanılan E.faecalis ve E. faecium suşlarının fonksiyonel ve güvenlik perspektifleri açısından özellikleri belirlenmiştir.

Orhan Oruç
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mantardan (trıcholoma terreum) elde edilen su ekstraktı ile kitosan temelli yenilebilir film eldesi ve karakterizasyonu

Bitki özleri ve hayvansal ürünler, kitosan temelli biyobozunur film üretmek için katkı maddesi olarak kullanılmıştır fakat mantar ekstraktı katkılı kitosan film üzerine yapılmış hiçbir çalışma yoktur. Bu çalışmada, ilk kez kitosan bazlı film üretiminde, yüksek fenolik bileşikleri ile yenilebilir bir mantardan (Tricholoma terreum) elde edilen su ekstraktı kullanılmıştır. FT-IR analizi sonuçları, mantar ekstraktının kitosan filme başarıyla eklendiğini ortaya çıkarmıştır. Mantar ekstraktının eklenmesi, kitosan filmin elastikliğini, hidrofobikliğini, antioksidan ve antimikrobiyal aktivitesini arttırmıştır. Ayrıca, elde edilen kitosan-mantar ekstraktı filmin anti-quorum sensing ve antimikrobiyal aktiviteleri yaygın olarak kullanılan bir antibiyotik olan gentamisinden çok daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, mantar ekstraktının kitosan filme dahil edilmesi, filmin saydamlığını ve termal stabilitesini azaltmıştır. Tüm bu sonuçlar, kitosan-mantar ekstraktı filmin, biyobozunur olmayan, kanserojenik petrol bazlı polimerik filmlerin yerine ambalajlama teknolojisinde kullanılabileceğini desteklemektedir.

Behlül Koç
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terbiyum kompleksi bağlı indirgenmiş grafen oksit esaslı nano malzeme geliştirilmesi: Tasarım ve sentez

Bu tez çalışmasında terbiyum (III) kompleksi içeren grafen esaslı bir nano malzemenin tasarımı ve geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. Bu amaçla öncelikle grafitten grafen oksit ve indirgenmiş grafen oksit uygun yöntemler üzerinden elde edilmiştir. Tasarlanan terbiyum (III) kompleksinin sentezinin ardından indirgenmiş grafen oksit ile birleştirilerek hedeflenen nano malzeme elde edilmiştir. Bu yeni malzemenin karakterizasyonu FT-IR, SEM, TEM ve Zeta potansiyeli yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Son aşamada ise nano malzemenin biyolojik olarak önem arz eden bazı iyon ve/ya moleküllerin tayin ve tespitinde lüminesans sensör/belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağı test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar malzemenin en önemli reaktif oksijen türlerinden biri olan hidroksil radikalinin tayin ve tespitinde kullanılabileceğini göstermektedir.

Grafen oksit
Meltem Alp
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cirsium Macrobotrys'in bazı biyokimyasal parametrelerinin belirlenmesi

Cirsium türleri yetiştiği her bölgede geleneksel tıpta yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Cirsium macrobotrys'in farklı özütlerinin (metanol ve su) antioksidan kapasitesi; serbest radikal giderme aktivitesi DPPH (67.10-72.83 mg TE/g özüt) ve ABTS (107.84-128.48 mg TE/g özüt), FRAP (82.72-102.06 mg TE/g özüt), CUPRAC (142.27-194.88 mg TE/g özüt), metal şelatlama (19.16-35.71 mg EDTAE/g özüt) aktivitesi ve fosfomolibdat testi (1.31-1.73 mmol TE/g özüt) kullanılarak değerlendirildi. Özütlerin toplam fenolik içeriğinin 39.01-45.15 mg GAE/g özüt, toplam flavonoid içeriğinin 6.03-28.15 mg RE/g özüt ve toplam fenolik asit içeriğinin 5.97-12.83 mg CE/g özüt oranları arasında değiştiği belirlenmiştir. Enzim inhibisyon aktivitelerinde ise asetilkolinesteraz inhibisyonu 8.86-10.53 mg GALAE/g özüt, bütirilkolinesteraz inhibisyonu 1.30-1.61 mg GALAE/g özüt, tirozinaz inhibisyonu 123.60-204.80 mg KAE/g özüt, amilaz inhibisyonu 0.08-0.56 mmol ACAE/g özüt ve glukozidaz inhibisyonu 10.33-16.58 mmol ACAE/g özüt oranları arasında belirlenmiştir. Toplam fenolik içerik, toplam flavonoid içerik, DPPH, CUPRAC, FRAP ve glukozidaz inhibisyonu testleri en yüksek sonuçlarını ultrasonikasyon destekli ekstraksiyon yönteminde elde etmiştir. ABTS, metal şelatlama, fosfomolibdat ve bütirilkolinesteraz inhibisyonu testlerinde en yüksek sonuçlarını homojenizatör destekli ekstraksiyon yönteminde elde etmiştir. Asetilkolinesteraz inhibisyonu ve tirozinaz inhibisyonu testleri en yüksek sonuçlarını infüzyon ekstraksiyon yönteminden elde etmiştir. Amilaz inhibisyonu testi en yüksek sonucu sokslet ekstraksiyon yönteminden elde ederken toplam fenolik asit içeriği testi en yüksek sonucu maserasyon ekstraksiyon yönteminden elde etmiştir. Antioksidan ve enzim inhibisyon aktivitesinin belirlendiği oranlar C. macrobotrys'in gıda ve farmakoloji alanlarında kullanılabileceğini göstermiştir.

Kevser Yıldırım
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Phragmites australis selüloz nanofiberi ve rhanterium epapposum uçucu yağı ile kitosan temelli kompozit film üretimi

Mevcut tez çalışmasının amacı, kitosan ve Rhanterium epapposum Esansiyel yağı içeren selülozdan biyoaktif filmler üretmeyi amaçlamaktadır. Literatür taramasında yapılan bir araştırma, R. epapposum veya genel olarak cins üzerinde herhangi bir fitokimyasal araştırma yapılmadığını ortaya koymaktadır. Yerliler, cilt üzerindeki soğutma etkisi için yerel olarak kullanırlar. Geliştirilen filmin kimyasal yapıları ve morfolojileri FT-IR ve SEM karakterizasyon araçları kullanılarak incelenmiştir. Uçucu yağların dahil edilmesinin etkisi araştırıldı. Sonuçlar, antioksidan aktivitenin, selüloz-kitosan filmlerde Rhanterium epapposum yağ yüzdesini arttırdığını göstermiştir. Elde edilen sonuçlar, uçucu yağ içeren selüloz kitosandan verimli bir biyomedikal biyo-filmlerin üretimi için yüksek bir potansiyel sağlar.

Biyofilm sistemleri
Sarah Mohammed Najeeb Lateef Alsheıkh
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eu(III) DO3A ve 2,3-dihidroftalazin-1,4-dion ikilisinden oluşan yeni bir bileşiğin sentezi ve özellikleri

Bu tezde floresans ve kemilüminesans özelliğe sahip 2,3-dihidroftalazin-1,4-dion tabanlı bir ünite ve fosforesans özellik gösteren Eu(III) kompleksinin kovalent bağlanması ile oluşturulan yeni bir bileşiğin tasarımı sentezi ve karakterizasyonu yapılmıştır. 2,3-dihidroftalazin-1,4-dion yapısı son zamanlarda popülaritesi artan luminol (3-Aminoftalhidrazid) benzeri kemilüminesans özellik gösteren bir bileşiktir. Bu yeni yapıda bilinen kemilüminojen malzemelerinin dayanıklılık ve çözünürlük gibi zayıf yönleri giderilmiştir. Eu(III) kompleks bileşiğe merkezinde bulundurduğu evropiyum lantanit metal iyonu sayesinde fosforesans özellik kazandırmıştır.

Alim Susam
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlara uygulanan sodyum piritionun kan serumu ACTH ve kortikosteron hormon düzeylerine etkisi

Bu çalışmada sıçanlar üzerine intraperitonal yolla uygulanan sodyum pirition (35 ve 70 mg/kg, ip) ile tuzlu suyun (salin) (%0,09 NaCl 0,5 ml/kg, ip) 24 ve 96 saatlik sürelerde uygulanmasıyla meydana gelen hormonal etkiler incelendi. Araştırma sonucunda, sıçanlarda sodyum piritionun hormonal adaptasyona dair düzenlemelere yol açtığı tespit edildi. Sodyum pirition, tüm dozaj seviyelerinde 4 gün içinde %85-95 oranında metabolize edilip idrarla atılmıştır. ACTH ve kortikosteron düzeylerinin 96 saat sonunda normale dönme nedeninin bu olabileceği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Sodyum pirition, ACTH, Kortikosteron, Sıçan

Tuba Gök
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deniz örümceklerinden ilk kez kitin yapının izolasyonu ve detaylı karakterizasyonu

Selülozdan sonra doğada en bol bulunan biyopolimer olan kitin, biyolojik faaliyetleri, endüstriyel (tekstil, kâğıt yapmak vd.) ve biyomedikal (ilaç ve gen salımı, yara iyileşmesi vd.) uygulamaları nedeniyle ekonomik bir değere sahiptir. Literatürdeki bulunan çalışmalarda deniz örümceklerinden kitin elde edilmesi ile ilgili hiçbir çalışmada bulunmamaktadır. Bu çalışmada, kitinin eklem bacaklılar şubesine ait olan Pycanogonid littorale ve Borenymphon abyssorum deniz örümceklerinden ilk kez izole edilmiştir. Yapılan çalışmada, asit ve alkali konsantrasyonlarının çeşitli kombinasyonlarını kullanarak P. littorale ve B. abyssorum'dan kitin izole edilmiştir. Ekstrakte edilen kitin örnekleri Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), termogravimetrik analiz (TGA), X-ışını difraktometresi (XRD), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve elemental analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Bu karakterizasyon sonuçları, deniz örümceklerinden elde edilen kitinlerin de diğer Crustacea sınıfı gibi alfa forma sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu çalışma ile ilk kez deniz örümceklerinden kitin elde edilerek detaylı karakterizasyonu yapılmıştır. Kitin içerikleri P. littorale için %50.42 ve B. abyssorum için %40.23 olarak belirlenmiştir. Bu canlıların kitin içeriği diğer canlılara göre oldukça yüksek olarak kaydedilmiştir. Literatürde böcek ve kabukluların (yengeç, kerevit, ıstakoz) kitin içerikleri genellikle %20 civarında (%10 ila %40) rapor edilmiştir. SEM sonuçları, elde edilen kitinlerin yüzey morfolojisi hem fiberli hem de porlu ve pürüzlü bir yüzeye sahip olduğunu göstermiştir. Elemental analizi sonucu B. abyssorum ve B. abyssorum %N değerleri (%5.88 ve %6.77) olarak hesaplanmış ve değerlerin birbirine yakın olduğu gösterilmiştir. Elde edilen N değerleri ticari kitinine yakın olduğu rapor edilmiştir. Bu çalışmada, deniz örümceklerinden elde edilen kitinin gıda, ilaç, atık su arıtımı vb. endüstride alternatif bir kitin kaynağı olarak kullanılabilirliği ön görülmektedir.

Mohammed Munır Shamsan Najı Al-dubaı
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tb (III) DO3A ve 1,4-diokso-1,2,3,4tetrahidrobenzo[G]ftalazin ikilisinden oluşan yeni bir bileşiğin sentezi ve özellikleri

Bu tez çalışmasında terbiyum (III) DO3A kompleksi ve 1,4-diokso-1,2,3,4tetrahidrobenzo[G]ftalazin ünitesinin kovalent olarak bir araya getirilmesi amaçlanmış olup, bu amaçla öncelikle iki ünite ayrı ayrı sentezlenmiş olup spektroskopik yöntemlerle karakterize edilmiştir. Bir sonraki aşamada ise bu iki ünite uygun kimyasal tepkimeler üzerinden bir araya getirilmiştir. Tasarımı ve sentezi gerçekleştirilen bu yeni bileşiğin yapısal karakterizasyonu, çoklu emisyon yapabilme yeteneği spektroskopik yöntemler kullanılarak aydınlatılmıştır.

Emre Ünlü
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Potansiyel probiyotik Enterococcus cinsi bakterilerin kolesterol giderim mekanizmaları ve bsh gen analizleri

Kardiyovasküler hastalıklar birçok ülkede başlıca ölüm sebepleri arasında yer almaktadır. Koroner kalp hastalıkları ile ilişkili ana faktörlerden biri yüksek serum kolesterol seviyesi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada geleneksel Türk yapımı beyaz peynirlerden izole edilen 4 Enterococcus faecium ve 6 Enterococcus faecalis suşunun kolesterol düşürücü etkisini belirlemek için Taurokolik asit (TCA) ve Glikokolik asit (GCA) safra tuzlarının dekonjugasyonu aktivitesi, kolestrol ile dekonjuge safranın presipitasyonu, dekonjugasyon ve presipitasyon aktivitesi sırasındaki eksopolisakkarit (EPS) üretimleri araştırılmıştır. Prebiyotikli besi ortamı hazırlanarak prebiyotiğin Enterococcus sp. suşlarının dekonjugasyon, presipitasyon ve EPS üretimi üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Dekonjugasyondan sorumlu olan bsh geni polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile belirlenmiş ve sekans analizi ile doğrulanmıştır. Prebiyotik içermeyen besi ortamında Enterococcus sp. suşlarından hiçbirisi TCA'yı dekonjuge edemezken GCA'yı dekonjuge edebilmişlerdir. E. faecium RT94'ün en yüksek GCA dekonjugasyon aktivitesine sahip olduğu (1,93 mM) ve E. faecalis RT122'nin en düşük GCA dekonjugasyonuna sahip olduğu (0,37 mM) belirlenmiştir. Farklı safra konsantrasyonları içeren besi ortamlarında kolesterol giderim yüzdeleri belirlenmiş ve en yüksek kolesterol giderim yüzdesi safrasız besi ortamında E. faecium RT94 suşunda (% 50) belirlenmiştir. Enterococcus sp. suşlarının EPS üretiminin dekonjugasyon ve presipitasyon aktiviteleri ile doğru orantılı olarak artış gösterdiği belirlenmiştir. Prebiyotik içeren besi ortamında Enterococcus sp. suşlarının TCA dekonjugasyonun arttırdığı ve GCA dekonjugasyonunun azaldığu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda kullanılan E. faecalis ve E. faecium suşlarının kolesterol düşürücü etkilerinin olduğu belirlenmişti

Orhan Çetin
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dermestes ater pupasından elde edilen kitosanın deri kanseri üzerine etkisi

Kitin β- (1 → 4) bağlantılı iki N- asetil D Glukozamin birimlerinden meydana gelen polisakkarit esaslı bir biyopolimerdir. Selülozdan sonra dünya genelinde en bol bulunan polimerdir. Kitosan ve türevleri; antikanser, toksik olmama, biyolojik olarak parçalanabilirlik, antioksidan, biyouyumlu, antimikrobiyal özellikleri sayesinde tıp alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Dermestes ater, Dermestidae ailesine ait bir böcek türüdür. Siyah larder böceği olarak da bilinen bu böcekler hayvansal kaynaklı organik maddeyle beslenirler. Melanom, bilinen adıyla cilt kanseri yüksek ölüm oranına, yüksek çoklu ilaç direncine ve düşük hayatta kalma oranına sahip bir kanser türüdür. Yapılan bu çalışmada, belirli oranlarda asit ve alkali muamelesi yapılarak D. ater böceği pupa kabuğundan kitin izole edilmiştir. İzole edilen kitin örnekleri termogravimetrik analiz (TGA), taramalı elektron mikroskobu (SEM), X-ışını difraktometresi (XRD), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR) ve elemental analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Karakterize işleminden sonra kitin yapısından kitosan eldesi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kitosan da FT-IR, XRD, SEM, TGA ve elementel analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Bu karakterizasyonların sonucunda, elde edilen kitin ve kitosanın literatürde ki veriler ile eş değer oranlarda olduğu ortaya koyulmuştur. Bu çalışmada Dermestes ater pupasından kitin ve kitosan elde edilerek detaylı karakterizasyonu yapılmıştır. Ayrıca elde edilen kitosan A-375 ve L929 hücre hatlarına uygulanarak cilt kanseri ve sağlıklı fare fibroblast hücrelerinin canlılığı etkisi belirlenmiştir.

BiyopolimerlerFTIRMoleküler biyoloji+4
Betül Çakmak
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Migren atağında serum NTproCNP seviyesi

Migren, merkezi sinir sisteminin artan uyarılabilirliğinin neden olduğu nörobiyolojik baş ağrısı bozukluğudur. Bununla birlikte, migrenin bilinen tüm farmakolojik tetikleyicileri, vazoaktif özelliklere sahiptir ve natriüretik peptitler gibi güçlü vazodilatatörlerdir. Natriüretik peptidler ile ilgili mekanizmaların aydınlatılması, migren gibi nörovasküler hastalıkların patofizyolojisinin anlaşılmasına da katkıda bulunabilir. Bu nedenle bu çalışmada auralı ve aurasız migren hastalarında CNP'nin eşmolar bir ürünü olan N-Terminal pro C-tipi natriüretik (NTproCNP) seviyesinin tespit edilerek migren ve aura ile ilişkilisinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu çalışmada gruplar; kontrol, auralı migren ve aurasız migren grubu olmak üzere 3'e ayrılmıştır. Çalışmaya Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji polikliniklerine ve acil servisine başvuran ve ICHD ölçütlerine göre epizodik migren tanısı alan 31 auralı, 28 aurasız migren hastası ve kontrol grubuna ise 29 sağlıklı kişi alındı. Serumda NTproCNP seviyesi ölçümü ELISA yöntemi ile yapıldı. Elde edilen veriler SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. Auralı migren grubu ile kontrol ve aurasız migren grubu ile karşılaştırıldığında serum NTproCNP düzeyinde artış belirlendi (p: 0,036, p: 0,236 ve p: 0,365). Gruplar arasında CRP, WBC, monosit ve nötrofil düzeyleri değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p: 0,238 p: 0,907 p: 0,263 p: 0,111). Sonuçlar, Auralı migren hastalarında artan NTproCNP seviyelerinin aura ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu durum NTproCNP ile ilişkili sinaptik stabilite ve mikro dolaşım değişikliğinin, migrende ağrı ve aura ile ilişkili olan trigeminovasküler ve kortikal yayılan depresyon (CSD) yollarını kullanarak aracılık rolü oynayabileceğini düşündürmektedir. Migrende NTproCNp'nin rolünü tespit etmek migren atakları sırasında hücre içi mekanizmaların aydınlatılmasına katkıda bulunmakla birlikte migren tedavilerinin geliştirilmesi için yeni bir hedefi temsil edebilir.

Kadriye Yalçın
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bor içeren yakın kızılötesi görüntüleme ajanın sentezi ve özellikleri

Kanser, hücrelerin DNA molekülünde oluşan mutasyonların birikmesiyle, kontrolsüz veya anormal bölünmesi ve çoğalmasıdır. Kanserin tedavisi için birçok yöntem (ameliyat, kemoterapi, radyoterapi vb.) kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemlerinin başında tümörün cerrahi işlem ile alınması gelmektedir. Sağlıklı dokunun hasar görmesini önlemek ve tümörün geride kalıntı bırakmadan alınması son derece önemlidir. Ancak operasyonun başarısı büyük ölçüde operasyonu yürüten cerrahların tecrübe ve yeteneğine bağlı kalabilmektedir. Operasyonun başarı düzeyini arttırmak için son zamanlarda görüntüleme eşliğinde ameliyat yöntemi önerilmiştir. Bu tez çalışmasında yakın kızılötesi bölgede soğurma ve emisyon yapabilen yeni bir boya tasarlanmış ve sentezi gerçekleştirilmiştir. Söz konusu boya tümör hücrelerine kolayca internalize olmak suretiyle kanserli hücrelerin tespit edilmesi maksadıyla kullanılabilecek nitelikte dizayn edilmiştir. Nitekim tez kapsamında yapılan in vitro çalışmalar sonucunda kanser hücrelerinin floresans görüntülemesi gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen malzemenin floresans görüntüleme eşliğinde ameliyat işlemlerinde kullanılabileceği düşünülmektedir. Aynı zamanda geliştirilen malzemenin fotoduyarlaştırıcı özelliğiyle in vitro olarak incelenmiş ve başaralı sonuçlar alınmıştır. Üstelik geliştirilen malzeme yüksek oranda bor içermesi münasebeti ile bor nötron yakalama terapisinde (BNYT) ajan olarak kullanılabilecek potansiyele sahiptir.

Kızılötesi spektrometre
Alihan Toksoy
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yakın kızılötesi bölgede fotodinamik terapi yapabilenheptametinsiyanin tabanlı hidrojel tasarımı ve sentezi

Fotodinamik terapi (FDT) son zamanlarda kanser tedavisinde kullanımı yaygınlaşmış yöntemlerden birisidir. Klinik onaylı bazı FDT ajanları mevcut olsa da sağlıklı dokularda birikme, fizyolojik ortamda topaklanma ve vücuttan kolay uzaklaştırılamama gibi dezavantajları nedeniyle yeni ajanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Siyanin boyaları fototerapötik pencerede (650-850 nm) soğurma ve emisyon yapabilen organik boyalardır. Fototerapötik pencerede doku ışık geçirgenliği yüksek olduğu için bu bölgede FDT yapabilen malzemeler oldukça popüler hale gelmiştir. Hidrojeller suda çözünmeyen ve içerisine su alarak şişebilen üç boyutlu polimerik malzemelerdir. Suda bir denge hacmine kadar şişerler. Absorbladıkları su miktarı oldukça fazladır ve oldukça geçirgen yapılara sahiptir. Bu bilgiler göz önüne alınarak tez kapsamında FDT ajanı olarak kullanılabilecek bir boyanın tasarımı ve sentezi planlanmıştır. Ayrıca sentezlenen boya kullanılarak hidrojel elde edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda yakın kızılötesi bölgede FDT yapabilen siyanin tabanlı hidrojel sentezi gerçekleştirilmiştir. Son aşamada ise hidrojelin spektroskopik yöntemlerle (SEM, TGA) karakterizasyonu yapılmıştır.

Dilek Sadife Erkan
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fotodinamik terapi yapabilen potansiyel bir BNCT ajanının tasarımı ve sentezi

Bor nötron yakalama terapisi çeşitli kanser hastalıklarının özellikle beyin tümörleri ve melanom kanserlerinin tedavisinde kullanılmak üzere geliştirilen etkili bir tedavi yöntemidir. Bu tez çalışmasında fotodinamik terapi yapabilen potansiyel bir bor nötron yakalama terapisi ajanının tasarımı ve sentezi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle polihedral bor bileşikleri ve siyanin boyaları rasyonel bir tasarımla bir araya getirilerek yeni nesil teranostik bir ajan ortaya konmuştur. Tasarımı ve sentezi gerçekleştirilen bu yeni bileşiğin yapısal karakterizasyonu, fotodinamik terapi yapabilme yeteneği morötesi ve görünür ışık (UV-Vis) ve emisyon (yayınma) spektroskopisi, hidrojen çekirdek magnetik rezonans spektroskopisi (1H NMR) ve karbon çekirdek magnetik rezonans spektroskopisi (13C NMR) gibi yöntemler kullanılarak aydınlatılmıştır

BorFototerapiPolihedral
Simge Pekcan
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hipoklorit iyonuna duyarlı kemilüminojenik bir belirteç

Reaktif oksijen türleri düşük yoğunlukta olduğu zaman, enfeksiyonlara karşı savunma, kanser hücrelerini öldürme gibi avantajları vardır. Yaşlanma, inflamasyon ve radyasyon gibi dış etkenlere maruz kalma sonucunda oksidatif denge bozularak Reaktif Oksijen Türleri (Serbest radikaller) artar ve DNA, proteinler, nükleik asitler ve membran lipidlerinde oksidatif hasar meydana gelir. Bu hasarlar sonucunda kanser, ateroskleroz, kalpte iskemi vb. ciddi hastalıklara yol açar. Bu tez çalışmasında, suda çözünebilen ve hipoklorit iyonuna duyarlı kemilüminojenik bir bileşiğin 1 tasarımı ve sentezi gerçekleştirilmiştir. Tasarımı ve sentezi gerçekleştirilen bu yeni bileşiğin yapısal karakterizasyonu, fotofiziksel özellikleri ve floresans ve kemilüminesans ışıma yapabilme yeteneği spektroskopik yöntemler (1H NMR, 13C NMR, LCMS, absorbsiyon, emisyon ve kemilüminesans spektroskopileri) kullanılarak aydınlatılmıştır. Belirteç, bünyesinde barındırdığı dihidrofitalizindion tabanlı ünite ile kemilüminesans yapma yeteneğine ve hipoklorit gibi önemli bir reaktif oksijen türüne karşı duyarlılık göstermiştir. Elde edilen belirteç 1 tamamen sulu ortamda çözünerek fizyolojik pH'da hipoklorite karşı çift kanaldan (florojenik ve kemilüminojenik) duyarlı olması bakımından emsallerinden daha üstündür.

Şeyma Ocakçı
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Heptametin siyanin ile çapraz bağlı, fotodinamik terapi yapan hidrojeller

daha sonra dBu tez kapsamında potansiyel fototerapi ajanı olabilecek fotoduyarlaştırıcı yakın kızıl ötesinde boyalar tasarlanıp sentezlenmiştir. Fotoduyarlaştırıcı ajanların öncelikle LC-MS, 1H NMR ve 13C NMR yapıları ve UV-VIS ve floresans spektroskopisi ile fotofiziksel özellikleri aydınlatılmıştır. Özgün olan bu ajanların reaktif oksijen üretme kabiliyeti ve hipertermi oluşturma kabiliyeti incelenmiştir. Sentezlenen ajanların etkin fotoduyarlaştırıcı ajanlar olarak kullanılabileceği belirlenmiştır. Fotoduyarlaştırıcı ajanların fizyolojik koşullarda topaklanmasının önüne geçmek için hidrojel yapısına entegre edilmiştir. Literatürde biyouyumlu kanıtlanmış monomer ve yüksek su tutma kabiliyeti olan malzemeler kullanılarak hidrojel tasarımı ve sentezi gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen hidrojelin şişme kapasitesi, reaktif oksijen üretme potansiyeli ve hipertermi oluşturma kabiliyeti incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda potansiyel olarak ikili fototerapi ajanı olabileceği ortaya konmuştur.oldurulacaktır

FototerapiFototerapiHidrojeller+3
Rumeysa Sarıgöl
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Priapulus caudatus'tan doğal ince kitin film üretilmesi ve karakterizasyonu

Kitin çeşitli alanlarda yaygın olarak kullanılan, selülozdan sonra en bol bulunan polisakkarittir. Eklem bacaklılar, yumuşakçalar, halkalı solucanlar, sünger, alg, mantar ve mercan gibi çeşitli canlıların farklı yapılarında bulunmaktadır. Doğada bulunan kitin formları üç çeşittir: α, β ve γ formları. Kitin toksik olmama, biyobozunabilirlik, biyouyumluluk, antimikrobiyal ve antioksidan özellikleri sayesinde su arıtma, tekstil, ilaç, gıda ve tarımda yaygın kullanım alanlara sahiptir. Kitin ve türevlerinden üretilen biyobozunur filmler, endüstrideki en önemli ürünlerden biridir. Bu çalışmada, Priapulus caudatus (P. caudatus) türünün direk vücut bütünlüğü korunarak tamamen doğal ince kitin film elde edilmiştir. Bu canlının vücut içeriğindeki kitinin hangi forma ait olduğu bilinmemekteydi fakat bu çalışma ile ilk kez elde edilen kitinin beta forma ait olduğu yapılan karakterizasyonlar sonucu belirlenmiştir. P. caudatus türünden elde edilen ince kitin filmin fizikokimyasal özellikleri FT-IR, TGA, XRD, SEM ve elemental analiz teknikleri kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca MTT analizi ile sitotoksik olmadığı ortaya konmuştur. Bu çalışmanın sonucunda, izole edilen doğal ince kitin filmin yüzey morfolojisini, termal kararlılığını, kristallinitesi ve içerdiği elementlerin oranlarını belirlenmiştir. Elde edilen doğal kitin film ileriye yönelik pek çok alanda kullanılabilecektir.

Gamze Özkan
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Plantago lanceolata L. (sinir otu) su ekstraktı ile demir nanopartiküllerin (FeNPs) sentezlenmesi, kongo red boya giderimi ve biyolojik aktivitesinin belirlenmesi

Bu çalışmada, yeşil sentez metodu ile Plantago lanceolata L. su ekstraktından demir nanopartikül sentezlenmiştir. Yeşil sentez metodu ile sentezlenen SOE@FeNP'nin yapısal, morfolojik ve optik özellikleri UV-Vis, FTIR, XRD, SEM, EDX, TEM ve DLS gibi analizler ile karakterize edilmiştir. Sentezlenen NP'lerin karakterizasyon çalışmasında boyutları değişiklik göstermekle birlikte ortalama 8 nm boyutunda kübik bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen SOE@FeNP'nin Kongo kırmızı boya degredasyonunda etkinliğinin belirlenmesi için farklı başlangıç boya konsantrasyonu, farklı başlangıç adsorbanı, farklı pH ve iki farklı sıcaklık ile çalışma yapılmıştır. Optimum adsorbsiyon şartlarının belirlendiği çalışmada, en yüksek boya adsorbsiyonunun pH 8'de, 25 ℃'de 50 ppm başlangıç boya kontrasyoununda 15 mg SOE@NP'ler ile olduğu bulunmuştur. Bu şartlar altında nanopartikülün % 99,9 oranında boya adsorblama kapasitesine sahip olduğu belirlenmiştir. 1000 µg/mL konsantrasyonda SOE@FeNP ve Plantago lanceolata L. ekstraktının A549 kanser hücre hattında kontrole karşı nanopartikül ve bitki ekstraktının antikanser aktivitesi sırasıyla % 71,8 - % 84,4 oranında bulunurken 500 µg/mL konsantrasyonda sırasıyla % 65,6 - % 82 oranlarında belirlenmiştir. Plantago lanceolata L. ekstraktının SH SY5Y hücre hattına karşı 1000 µg/mL ve 500 µg/mL konsantrasyonlarda hücre canlılığı % 83,3 - % 73,8 aralığında nörotoksisite etkisi göstermiştir. SOE@FeNP'nin SH-SY5Y hücre hattına karşı 1000 µg/mL ve 500 µg/mL konsantrasyonlarda % 12,4 - % 28,9 nörotoksisite aktivitesi göstermemiştir. Plantago lanceolata L. bitki ekstraktının DPPH giderim aktivitesi % 78,86 ± 0,65 ve SEO@FeNP'nin DPPH giderim aktivitesi % 89,79 ± 0,21 olarak hesaplanmıştır. Plantago lanceolata L. bitki ekstraktının metal şelatlama aktivitesi % 13,52 ± 0,98 ve SEO@FeNP'nin metal şelatlama aktivitesi % 74,40 ± 0,79 olarak hesaplanmıştır. Antimikrobiyal aktivitede SOE@FeNP; Plantago lanceolata L. bitki ekstraktına göre daha yüksek bir etkinlik gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak sentezlenen demir nanopartiküllerin yüksek oranda boya adsorblama kapasitesine sahip olduğunu, antikanser, antioksidan ve antimikrobiyal gibi biyolojik aktiviteye sahip olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yeşil Sentez, Nanopartikül, Su Arıtımı, Kongo Kırmızısı, Plantago lanceolata L., Antioksidan, Antikanser, Antimikrobiyal

Biyolojik arıtmaMetal nanopartiküllerNanobiyoteknoloji
Semih Gökdağ
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme kanseri hücrelerine imatinib mesilat ve tannik asit uygulamasının moleküler düzeyde etkilerinin incelenmesi

Kanser tedavilerinde en etkili yöntemlerden biri kemoterapötik tedavidir. Daha çok lösemi tedavisinde kullanılan İmatinib Mesilat, klinik olarak meme kanseri tedavisinde kullanılmasa da bu kanser üzerine etkileri halen daha araştırılmaktadır. Kemoterapötiklerin yanı sıra, antioksidanlar da kanseri tedavi edici etkilere sahiptir. Bu iki tedavi edici ajanın birlikte kullanımı, tedavi yöntemlerinin etkilerini daha da artırdığını düşündürmektedir. Pekçok kemoterapötik ilaç ve antioksidan kombinasyonlarının hücre sitoksisitesi, migrasyon, gen ekspresyon seviyeleri ve apoptotik düzeyleri üzerine etkileri halen daha bilinmemektedir. Bu çalışmada ilk kez, bir kemoterapötik olan İmatinib Mesilat (IM) ve bir antioksidan olan Tannik Asit (TA)'in MCF-7 ve MDA-MB-231 meme kanseri hücre hatlarına, tek tek ve birlikte uygulandıklarında sitotoksisite ve migrasyon üzerine olan etkileri araştırılmıştır. İmatinib Mesilat (IM), Tannik Asit (TA) ve ikisinin kombine uygulamasının, doza ve zamana bağlı hücre canlılığı üzerine etkisi MTT testi ile saptanmıştır. Bu test sonucunda, MCF-7 hücrelerinde IM ve TA için IC50 değerleri 25 µM iken, MDA-MB-231 hücre hattında ise IC50 değerlerinin IM için 20 µM ve TA için 25 µM olduğu belirlenmiştir. Her iki hücre hattında da bu ajanların 48. saatte daha etkili olduğu gözlenmiştir. Kombine tedavi uygulaması sonucunda ise IM ve TA'in sinerjik etkilerinin olmadığı, aditif, bağımsız ya da antagonist etki gösterdiği sonucuna varılmıştır. Migrasyon için her iki hücre hattına IC değerleri uygulanmış ve 0, 4, 8 ve 12 saatlerde yara iyileşmesi gözlenmiştir. IM ve/veya TA uygulanmayan kontrol hücrelerine göre tek tek ya da kombine uygulanan konsantrasyonlarda yara iyileşmesinin olmadığı gözlenmiştir. Tüm bu veriler sonucunda, kombine olmadan IM ve TA uygulamalarının, her iki hücre hattında da daha sitotoksik etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Tek tek uygulamanın daha etkili olduğu ve sitotoksik etki mekanizmalarının belirlenebilmesi için daha farklı mekanizmaların da araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Merve Uzla
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Plaxiphora aurata'nın farklı vücut yapılarından kitin izolasyonu ve karakterizasyonu

Molluska filumunun kitin çalışmaları çoğunlukla çift kabuklu gastropod ve kafadanbaçaklılara odaklanmıştır. Polyplacophora eski yumuşakça grubu olmasına rağmen, bu organizmaların kitin üzerine çok az çalışma yapılmıştır. Bu az sayıdaki çalışmalarda incelenen vucut kısımlarına bağlı olarak kitin tiplerinin (alfa veya beta) ilişkin sonuçlar verilmiştir. Bu çalışmada bu tartışmayı çözmek için bir kiton türünün (Plaxiphora aurata) üç farklı vucut kısmından (iskelet, kuşak ve radula) kitinin 3D yapısını koruyarak inceledik. TGA ve FTIR sonuçlarımıza göre kiton iskeletin ve kuşağın tipik sinyali beta kitin, radulanın ise tespid edilen sinyali alfa ve bata kitinin tipik sinyaller arasında olduğu görülmektedir. Tüm kitonun gövdesinin kuru ağırlığının kitin içeriği %27,82 olarak kaydedilmiştir. Ayrıca kitinin özeliklerini acıklamak için XRD, SEM ve elementel analiz yapılmıştır. Elde edilen verilere göre kitonlardan izole edilen kitinin nono fiber yapısından dolayı gıda, kozmetik, medikal ve biyomuhendislik alanlarında kulanım potensiyeline sahiptir. Ayrıca yüksek kitin içeriği nedeni ile ticari kitine alternatif olarak değerlendirilebilir.

Muhammed Nebi Tomruk
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Azotlu gübrelerin kontrollü salınımı için kitosan kullanımı

Geleneksel olarak kullanılan ticari gübreler toprakta birikerek veya sızıntılarla sulara karışıarak çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Bu sorunu gidermek için kontrollü salım yapan gübreler geliştirilmitir fakat ticari olarak üretilen bu tarz kontollü gübrelerde petrol türevi polimerlerin kullanımından dolayı bu toksik polimerlerin bitki tarafından alınarak veya toprakta akümülasyonu sonucu hem insan sağlığını olumsuz etkilemekte hem de çevreye olumsuz etkiler bırakmaktadır. Bahsedilen bu problemlerin önüne geçmek amacıyla, mevcut çalışmada, biyolojik orijinli kaplama malzemeleri (başlıca kitosan ve ilave olarak selüloz ve melas) kullanılarak kontrollü salınım yapan gübreler geliştirilmiştir. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında azot temelli üre ve 15-15-15 gübreleri için başlıca üç farklı şekilde kaplanmış yeni gübre sistemler üretilmiştir. Bunlar, toz, film ve disk formlarıdır. Kaplama sonrası üretilen farklı formdaki örnekler fourier dönüşümlü kızıl ötesi spektrometresi (FT-IR), termogravimetrik analiz (TGA) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM), temel bileşimlerinin belirlenmesi (EDS), X-Işını kırınım yöntemi (XRD) teknikleri kullanılarak karakterize edilmiştir. Örneklerin toprakta bozunma yüzdeleri ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlar özellikle üre de önemi sonuçlar ortaya koymuş, endüstriyel olarak da kullanım potansiyelleri ortaya konmuştur.

Biyobozunur polimerlerKarakterizasyonKitosan+1
Bektaş Ayık
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir ilinden temin edilen bazı Olea europaea (zeytin) çeşitlerinin biyoteknolojik olarak kullanım potansiyellerinin araştırılması

Dünyada ve ülkemizde zeytin (Olea europaea L.) ve yan ürünleri yaygın olarak tüketilmekte ve beslenme açısından büyük bir önem taşımaktadır. Çalışmamızda, Bornova/İzmir Zeytincilik Araştırma Enstitüsü'nden Eylül, Ekim ve Kasım aylarında temin edilen Ayvalık Yağlık (AY) ve Manzanilla (M) çeşidi zeytin meyve ve yapraklarından elde edilen su ekstrelerinin gıda-klinik ve balık patojenleri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. Disk difüzyon metodu, mikro-dilüsyon ve makro-dilüsyon deneyleri kullanılmıştır. Eylül, Ekim ve Kasım aylarına ait AY ve M çeşidi zeytin meyve ve yaprak ekstrelerinin, test edilen bütün patojenler üzerinde yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca anne sütünden izole edilmiş laktik asit bakterileri (LAB) üzerinde farklı konsantrasyonlardaki (5 µl 10 µl ve 20 µl) etkileri de araştırılmıştır. Makro-dilüsyon yöntemi ile Candida glabrata ATCC 04019 üzerine meyve ve yaprak su ekstrelerinin (20 mg/ul ve 50 mg/ul) antifungal aktivitesi tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre 0., 24 ve 48. saat sonunda C. glabrata ATCC 04019 canlı hücre sayılarında azalma olmuştur hatta 50 mg/ul konsantrasyonda (24. saat ve 48. saat) kontrol grubuna kıyasla üreme olmadığı gözlemlenmiştir. UV ışınların zararlı etkilerini minimize etmek için kullanılan güneş kremlerinde bulunan kimyasal katkı maddelerine alternatif olarak zeytin meyve ve yaprak su ekstrelerinin güneşten koruma faktörü (GKF) araştırılmıştır. GKF değerinin kontrol grubuna göre yüksek etki faktörüne sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, elde edilen verilere göre zeytin meyve ve yaprak su ekstrelerinin hem toksik olmaması hem de ekonomik olması gıda, yem, kozmetikve tıp endüstrilerinde alternatif doğal katkı maddesi olarak kullanım potansiyaline sahip olması avantaj sağlayacağı öngörülmektedir.

Antimikrobiyal aktiviteKorumaMerhemler+3
Songül Tacer
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ziziphus jujuba Mill. (Hünnap) bitkisinin sanayinin değişik alanlarda kullanım potansiyelinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, su ve etanol çözücüleri kullanılarak elde edilen, Ziziphus jujuba Mill. (Hünnap) meyve su (MS), yaprak su (YS), meyve etanol (ME) ve yaprak etanol (YE) ekstrelerinin gıda, klinik, balık patojenleri ve anne sütünden elde edilen probiyotik mikroorganizmalar üzerine antimikrobiyal ve antifungal aktivitesi, güneşten koruma faktörü (GKF) ve ticari olarak temin edilen vücut kremlerinin GKF değeri üzerine etkisi araştırılmıştır. Z. jujuba meyve ve yaprak ekstrelerinin, patojen mikroorganizmalar üzerine antimikrobiyal aktiviteye sahip iken, anne sütünden elde edilen probiyotik adayı laktik asit bakterileri üzerine herhangibir inhibitör aktiviteye sahip olmadığı belirlenmiştir. Makro-dilüsyon yöntemi ile Pseudomonas aeruginosa ve Vibrio anguillarum A4 patojenleri üzerine MS ekstresinin antimikrobiyal aktivitesi belirlenmiştir ve 48. saatin sonunda Z. jujuba MS ekstresi içeren bakteri süsponsiyonlarda, her iki patojen mikroorganizmanın canlı hücre sayılarında belirgin bir düşüş olduğu kaydedilmiştir. Z. jujuba MS, YS, ME ve YE ekstrelerinin GKF değeri spektrofometrik olarak belirlenmiştir. Test edilen Z. jujuba ektrelerinde en yüksek GKF değerleri 11.78-22.64 olarak YS ve YE ekstrelerinde belirlenmişir. Z. jujuba ekstrelerinin ticari olarak temin edilen normal ve su bazlı vücut kremlerinin GKF değeri üzerine etkisi in vitro olarak belirlenmiştir. Elde edilen test sonuçlarına göre Z. jujuba meyve ve yaprak ekstrelerinin, iki krem formülasyonunun da GKF değerini arttırdığı kaydedilmiştir. Her iki krem+ekstre karışımında en yüksek GKF değeri 10 ml konsantrasyonda Z. jujuba YE ektresinde 12.95 olarak belirlenmiştir. Tez çalışmasında elde edilen sonuçlara göre Z. jujuba meyve ve yaprak ekstrelerinin gıda, klinik, farmakoloji, ilaç ve kozmetik endüstrilerinde alternatif doğal katkı maddesi olarak kullanım potansiyaline sahip olduğu rapor edilmiştir.

Antimikrobiyal aktiviteGüneşHünnap+1
Gülden Koç
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Xeranthemum annuum ve Bombycilaena discolor'un biyopotansiyellerinin değerlendirilmesi

Sentetik maddelerin hastalıkların tedavisinde kullanılması giderek artan yeni sağlıksorunlarına neden olmaktadır. Toplumda görülme sıklığı her geçen gün artan kanser, diyabet ve nörodejeneratif hastalıkların yaygınlaşması ile maruz kalınan sentetik madde miktarı arasında ilişki olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle özellikle ilaç geliştirme çalışmalarında doğal bitkisel ürünlere yönelim artmıştır. Fitokimyasal bileşenler üzerine yapılan pek çok çalışma bu sorunlara doğal çözüm arayışı sonucudur. Mevcut çalışmada bu familyaya ait türler olan Xeranthemum annuum ve Bombycilaena discolor'dan elde edilen su özütlerinin antioksidan ve enzim aktiviteleri araştırılmıştır. Ayrıca bitkilerden elde edilen uçucu yağların bileşimi de belirlenmiştir. Örneklerin öncelikle toplam fenolik ve flavonoid içerikleri belirlenmiştir. Antioksidan aktivite ABTS ve DPPH radikal giderme aktiviteleri, metal şelatlama, fosfomolibdat testi, demir ve bakır iyonları indirgeme aktiviteleri araştırılarak değerlendirilmiştir. Enzim inhibisyon aktiviteleri ise asetilkolin ve bütirilkolin esteraz, tirozinaz, amilaz ve glukozidaz enzimleri için belirlenmiştir. Toplam fenolik ve flavonoid içeriğin en yüksek çıktığı Xeranthemum annuum özütü genel olarak daha yüksek antioksidan aktivite gösterirken enzim inhibisyon aktivitesinde glukozidaz hariç diğer tüm enzimler için Bombycilaena discolor daha yüksek aktivite göstermiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre her iki türün su özütlerinin fitokimyasal bileşiminin iyi bir biyolojik aktiviteleriyle farmasötik alanında iyi bir kaynak olabileceği gösterilmiştir.

Antioksidan aktiviteBiyoaktif bileşiklerEnzim inhibitörleri
Merve Tekin Torun
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akut sürelerde ve farklı dozlarda sodyum pirition uygulanan sıçanlarda kan serumu interlökin-1beta (IL-1β) ve interlökin-6 (IL-6) düzeylerindeki değişim

Bu çalışmada farklı sürelerde (24 ve 96 saatlik) sodyum pirition (35 ve 70 mg/kg, ip) ve tuzlu su (salin) (% 0.09 NaCl 0.5 ml/kg, ip) uygulanan Wistar albino sıçanlarda interlökin-1 beta (IL-1β) ve interlökin-6 (IL-6) düzeyleri belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, 24 ve 96 saatlik uygulama sonucunda her iki doz grubunda (35 ve 70 mg/kg, ip) kontrol grubuna göre artış istatistiksel olarak önemli (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Dozlar arasındaki IL-1β ve IL-6 düzeylerindeki değişimin istatistiksel olarak önemsiz olduğu tespit edilmiştir. Yine araştırma sonucunda 35 ve 70 mg/kg, ip uygulanan sıçanlarda IL-1β ve IL-6 düzeylerinde zamana (24 ve 96 saat) bağlı olarak azalmanın istatistiksel olarak önemli (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Uygulanan NaPT dozlarının sitotoksik etkisi ile doku hasarı oluşturarak nekroz geliştirmiş ve sonuçta noninfeksiyoz inflamasyona sebep olabileceğini ve uygulama yapılan hayvanlar tarafından immünolojik tepkiler verildiği düşündürdü. Aynı zaman dilimlerindeki dozlar arasındaki IL-1β ve IL-6 düzeylerindeki değişimin ise önemsiz olduğu tespit edilmiştir. Her iki NaPT dozunun toksik olup aynı tepkilerin aynı etkiye sahip olduğu görülmüştür. IL-1β ve IL-6 düzeylerindeki 96 saat sonra azalmanın intraperitonel NaPT tek doz uygulama sonucunda ilk 24 saatlik dilimde vücuttan atılımı kaynaklı toksisitesinin azalması sonucu olduğunu ve kontrol grubuna göre ölçülen IL-1β ve IL-6 düzeylerinin yüksek olmasının devam eden noninfeksiyoz inflamasyondan kaynaklanmış olabileceğini düşündürdü.

Fatma Yazıcı
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

pH duyarlı yeni bir çoklu terapi ajanı

Kanser, günümüzde dünya genelinde büyük sorun teşkil eden hastalıkların başında gelmektedir. Bu hastalıkla savaşmada hiç süphesiz erken teşhis ve tedavi büyük önem arz etmektedir. Kanser için genelde ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi olmak üzere üç tür tedavi veya bunların kombinasyonları uygulanmaktadır. Ancak bu tedavi yöntemleri her zaman istenen sonuçları verememektedir. Ayrıca bu yöntemlerin yeterli olduğu durumlarda bile çok ciddi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. O nedenle daha etkili olabilecek ve yenilikçi terapilerde kullanılabilecek terapötik malzemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Son yıllarda yenilikçi tedavi yöntemlerinden olan fototerapiler; fotodinamik terapi (FDT) ve fototermal terapi (FTT), dikkat çekmektedir. Bu tez kapsamında hem fotodinamik hem de fototermal terapide kullanılabilecek pH duyarlı yeni nanoteranostik bir malzeme geliştirilmiştir. Yapılan in vitro çalışmalar, elde edilen bu nanoteranostik malzemenin kanser hücrelerinin (Hep-2) yanı sıra Metisilin dirençli S. aureus (ATC 25922) ve E. coli (ATCC 43300) gibi antibiyotiklere karşı oldukça dirençli bakterileri inhibe edebildiğini göstermektedir.

BakterilerFototerapiNanobiyoteknoloji+2
Hatice Esma Soylukan
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lactobacillus rhamnosus ACS5 bakterisinden elde edilen ekzopolisakkaritlerin prebiyotik ve antibiyofilm aktiviteleri

Bu çalışmada Lactobacillus rhamnosus ACS5'ten elde edilen liyofilize ekzopolisakkaritin (L-EPS), potansiyel probiyotik mikroorganizmalar tarafından fermentasyonu ile gelişimi düzenleyici etkisi, mide asidine dirençliliği ve prebiyotik skor aktivitesinin belirlenmesiyle prebiyotik olarak kullanım potansiyelinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Ayrıca probiyotik, prebiyotik (L-EPS), postbiyotik ve parabiyotiklerin antibiyofilm ile antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiştir. L-EPS'nin Lactobacillus rhamnosus EDS4, Pediococcus acidilactici 5008 ile Saccharomyces cerevisiae BD21 suşlarının gelişimini pozitif yönde etkilediği ve L-EPS'nin en yüksek gelişimi düzenleyici etkisinin S. cerevisiae BD21 (Log10,26 kob/mL) suşunda olduğu gözlenmiştir. P. acidilactici 5008 suşu 24. ve 48. saatte sırasıyla 2,30 ve 2,92 en yüksek prebiyotik skor aktivitesinin Enterococcus feacalis ATCC 29212 patojeni ile olduğu belirlenmiştir. L-EPS'nin mide asidinde hidrolizinin inulinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. L-EPS'nin test edilen konsantrasyonlarının Escherichia coli ATCC 11229'ye karşı gösterdikleri biyofilm inhibisyon oranlarının Listeria monocytogenes ATCC 7644'ten yüksek olduğu belirlenmiştir. ACS5-postbiyotiğinin antibiyofilm aktivitesinin E. coli ATCC 11229 suşuna karşı %20,3±11,17 iken L. monocytogenes ATCC 7644 suşuna karşı %10,95±4,03 oranında olduğu gözlemlenmiştir. Parabiyotiklerin, E. coli ATCC 11229 ve L. monocytogenes ATCC 7644 bağırsak patojenlerinin üretmiş oldukları biyofilmler üzerinde sırasıyla %27,75 ve %65,25 inhibisyon gösterdiği belirlenmiştir. Probiyotik, prebiyotik, simbiyotiklerin ve postbiyotiklerin E. coli ATCC 11229 test bakterisine antimikrobiyal etkisinin L. monocytogenes ATCC 7644' den yüksek olduğu belirlenirken parabiyotiklerde antimikrobiyal etki tespit edilmemiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda L. rhamnosus ACS5'ten elde edilen L-EPS'nin prebiyotik olarak kullanım potansiyeli olduğu öngörülmüştür.

BakterilerBiyofilmlerEkzopolisakkarit+2
Abdulkerim Kocaoğlu
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Caligula japonica kafa yapısından kitin film üretimi, karakterizasyonu ve sitotoksisitesinin değerlendirilmesi

Bazı bitkilere zararlı olarak kabul edilen böcekler, bitki koruma amaçlı toplandıktan sonra biyo-atık olarak kabul edilmektedir. Bu biyo-atıkları yakmak yerine teknolojik malzemelere dönüştürmek endüstriyel açıdan çok önemlidir. Caligula japonica, ceviz, kestane, elma gibi birçok bitkiye zarar vererek meyve verimini düşürmekte hatta ağacın ölmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada, doğadan bol miktarda toplanan C. japonica pupa kafa yapısından üç boyutlu doğal kitin filmi üretilmiştir. FTIR analizi sonucu, üretilen filmlerin alfa kitin formunda olduğu ve SEM analizine göre de çok net bir şekilde gözlenebilen nanofiberlerden oluştuğu ortaya konmuştur. Elde edilen kitin filmin maksimum bozulma sıcaklığının 367,8°C olduğu ölçülmüştür. XRD analizi sonucu kitin için karakteristik olan 9,42° ve 19,52° de iki keskin pik kaydedilmiştir. L929 fare fibroblast hücre hattında gerçekleştirilen sitotoksisite analizine göre, kitin filmin 24, 48 ve 72 saatlerde herhangi bir sitotoksik etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması kapsamında ileriki biyomedikal uygulamalarda kullanılmak üzere, doğal, üç boyutlu, nanoliflerden oluşan ve biyouyumlu özelliklere sahip bir film üretimi gerçekleştirilmiştir.

Beyza Fırat
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sık kullanılan bazı hücre hatları için kalite kontrol: Sitokrom B ve sitokrom oksidaz alt birim I genlerinin DNA dizi analizlerinin gerçekleştirilmesi

Bu tez çalışmasında, HeLa, Cervix epithelloid carcinom (İnsan), HL-60, Human peripheral blood promyelocytic leukemia (İnsan), L929, Mouse C3 / An connective tissue (Fare), MDCK, Madin Darby canine kidney (Köpek), Neuro-2a, Mouse neuroblastoma (Fare) hücre hatlarının, kontaminasyon kontrolleri yapılmış, kimlik doğrulamaları gerçekleştirilmiş ve klonaliteleri belirlenmiştir. İlk olarak, kültüre edilen hücrelerin DNA'larından amplifiye edilen mitokondriyal sitokrom b (CYTB) ve sitokrom c oksidaz alt birim I (COI) genlerinin DNA dizi analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu genler evrensel primerler tarafından tanınan stabil dizilere ve aynı zamanda kimliklendirmeyi sağlayacak birtakım dizi çeşitliliklerine sahiptir. Tezde CYTB gen bölgesi için veritabanında yer alan referans dizi ile yapılan karşılaştırma sonuçları "HL-60 için %97; "HeLa, L929, MDCK, Neuro-2a" hücre hatları için ise %98 oranında benzerlik bulunmuştur. COI gen bölgesi için ise bu benzerlik oranları sırasıyla %95, %99, %96, %96 ve %98 olarak bulunmuştur. Bu bağlamda, elde edilen DNA dizi analiz sonuçları, pek çok araştırmada kullanılan "HeLa, HL-60, L929, MDCK, Neuro-2a hücre hatlarının kalitesi konusunda kabul edilebilir bir belirteç ve güven sağlamıştır. Aynı zamanda mikoplazma kontaminasyonu açısından değerlendirme yapılmış ve mikoplazma kontaminasyonuna rastlanılmamıştır. Ulaşılmak istenen hedefler ve beklenen çıktıların bilimsel, teknolojik ve sosyo-ekonomik ne tür katkılarda bulunabileceği, deneysel çalışmalarda kullanılan hücre hatlarının karakterizasyonunun belirlenmesi, bu hücrelerle gerçekleştirilen araştırma sonuçlarının güvenilirliği açısından önem arz etmektedir. Tamamlanan tez ile çalışmaların ana kaynağını oluşturan hücre hatlarının kimliği ortaya konulmuş, bu kimliklendirme, yürütülen hücre kültürü çalışmalarının kesinlik ve güvenilirliğine katkı sağlayacak veriler ortaya koymuştur.

Dizi analizi-DNAHücre kültür teknikleriMikoplazma
Habibe Kahya
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suda çözünür skuarin ve hidrojel uygulamaları

Skuarinler organik boyalar arasında önemli bir sınıfı oluşturur. Skuarinler yüksek soğurma katsayıları, fotoiletkenlikleri, fotokararlılıkları ve kuantum verimleri nedeniyle fotodinamik terapi (FDT) ajanları, biyogörüntüleme ve etiketleme ajanları, kemosensörler, doğrusal olmayan optik malzemeler, fotovoltaik malzemeler gibi uygulamalarda kullanılabilmektedir. Ancak skuarinler hidrofobik doğaları nedeniyle genelde suda ve/ya biyolojik ortamda çözünmez. O nedenle suda çözünebilen skuarinlerin tasarımı ve sentezi önemli bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Bu tez çalışmasında özellikle FDT ve biyogörüntüleme gibi biyomedikal uygulamalarda karşılaşılan bazı kısıtlamaları ortadan kaldırabilmek için suda ve biyolojik ortamda tamamen çözünebilen bir skuarin boyası 1 tasarlanmıştır. Sentezlenen skuarinin 1 yapı ve özellikleri 1H NMR ve 13C NMR, HRMS, soğurma ve floresans gibi spektroskopik yöntemler ile aydınlatılmıştır. Skuarin 1 biyogörüntüleme ve fotoduyarlaştırıcı ajan olarak test edilmiştir. Son aşamada ise skuarinin 1 hidrojel yapısına entegre edilmesi üzerinde durulmuştur. Bunun için tasarlanan hidrojellerin önce sentezi ve ardından ise FTIR, SEM ve TGA gibi yöntemlerle karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen hidrojellerin biyouyumlu olduğu ve fotodinamik özellik gösterdiği tespit edilmiştir

Hacer Yamandağ
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Biyoteknolojik uygulamalarda kullanılmak üzere kitin ve biyosilika temelli üç boyutlu iskele üretimi ve karakterizasyonu

Biyopolimerik malzemeler biyoteknolojik alanlarda son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Genellikle, sentetik polimerlerin kullanımı çok daha kolay ve maliyeti düşük olsada biyouyumlulukları ve biyobozunurluklarının düşük olması nedeniyle doğal biyopolimerlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan dolayı özellikle doku mühendisliği, filtre membran malzemeleri üzerine çalışan araştırmacılar doğal biyomalzemelerden yararlanarak yeni biyokompozit malzemeler tasarlanmaya odaklanmıştır. Biz de planlamış olduğumuz çalışmada, doğal biyomalzemeler ile kemik, kıkırdak doku için doku iskelesi ve ağır metal gideriminde şişme ve adsorbe kabiliyeti yüksek yapı iskeleleri üretimi amaçladık. İlk aşamada denizel Geoida macandrewii süngerinin iç yapısında izole edilen biyosilika fiberin iskele içerisinde kullanım oranı belirlenerek doku mühendisliği alanında kullanımı incelenmiştir. İkinci aşamada ise doğal biyosilika fiber katkılı karboksimetil kitosan temelli iki fazlı hidrojel doku iskelesini dondurarak-kurutma yöntemi ile üretimi sağlanmıştır. Üretilmiş olan iskelelerin kimyasal kompozisyonu FTIR analiziyle, genel morfolojik özellikleri SEM cihazı kullanılarak araştırılmıştır. Malzeme karakterizasyonları tamamlandıktan sonra ise sterilize edilen iskelelerin biyouyumluluk analizleri canlılık, proliferasyon, ALP aktivitesi ve GAG miktarı ölçülerek tamamlanmıştır. İkinci iskele için, Annelida şubesinde yer alan ve deniz fareleri olarak bilinen Aphrodita aculeata'nun saç benzeri setae yapılarından β-kitin nanofiber üretimi yapılmış ve CMCht polimeri içerisinde eklenerek kompozit hidrojel doku iskelesi üretilmiştir. Elde edilen iskelerin fizikokimyasal karakterizasyonları yapılmış ve ağır metal giderimi çalışmaları yapılmıştır. β-kitin nanofiber takviye edilmiş CMCht hidrojel yapı iskelesi için bakır giderimi çalışmaları atomik absorpsiyon spektroskopisi ile yapılmış ve sonuçlarına bakıldığında maksimum adsorpsiyon kapasitesinin yaklaşık %28 (2 saat, 100 ppm) olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, iskelenin Cu (II) giderimi için kullanılabilecek alternatif, etkili, tekrar kullanılabilir, yenilikçi ve çevre dostu bir filtre ürünü olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak doğadan izole edilen biyomalzemelerin biyoteknolojik alanlarda kullanılabilir olduğu ve ileri ki çalışmaların önünü açacağı öngörülmektedir.

BiyomalzemelerBiyoteknoloji sektörüBiyouyumluluk
Bahar Akyüz Yılmaz
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yılan gömleğinin fizikokimyasal karakterizasyonu ve biyoteknolojik uygulama alanları

Tırnak, toynak, saç ve yün gibi yapıların ana yapısal proteini olan keratin, non-toksik, biyouyumlu ve biyobozunur olmasının yanı sıra sahip olduğu birçok eşsiz özellik nedeniyle araştırmacılar tarafından sıkça tercih edilmektedir. Fakat yapısal olarak keratin içeren yılan gömleğinin fizikokimyasal analizlerine ve biyoteknolojik uygulamalarına dair bilgiler oldukça kısıtlıdır. Mevcut çalışmada, yüksek keratin içeriğine sahip ve oldukça geniş bir yayılım gösteren Dolichophis caspius' un (Hazer yılanı, bozyörük) atık gömleğinin ilk kez fizikokimyasal analizleri yapılmış ve biyoteknojik uygulamalarda malzeme olarak değerlendirilmiştir. Hiçbir işlem görmemiş atık yılan derisinin dorsal ölçek, ventral ölçek ve menteşe olmak üzere üç farklı kısmının FT-IR, SEM, TGA, XRD, ICP-MS, Amino asit Analizi, Elementel Analiz ve Temas Açısı Ölçümü cihazları kullanılarak karakterizasyonu yapılmıştır. Yılan gömleğinin üç farklı kısmının antimikrobiyal aktiviteleri test edilmiş ve Escherichia coli ve Streptococcus mutans bakterilerine karşı antimikrobiyal aktivite göstermediği görülmüştür. MTT analizi ile sitotoksisiteleri belirlenmiş ve ilk 72 saat sonraki hücre canlılıkları ventral ölçek, dorsal ölçek ve menteşe kısımları için sırasıyla, %77.0, %110.2 ve %94.4'dür. Yılan gömleğinin dorsal ölçek, ventral ölçek ve menteşe olmak üzere üç farklı kısmına, yara iyileşmesinde yaygın olarak kullanılan D-Panthenol yüklenmiş ve salım özellikleri araştırılmıştır. Sırasıyla dorsal ölçek, ventral ölçek ve menteşe kısımları için ortalama ilaç yükleme kapasiteleri: %2,07±0,13, %1,28±0,04, %1,77±0,95 olarak kaydedilmiştir. İlk 1 saatte dorsal ölçekte ilacın %46.67'si, ventral ölçekte %80.09'u ve menteşe kısmında %69.85'i salınmıştır. Hücre kültürü uygulamalarında L929 hücre hattı kullanılmış ve yılan gömleğinin L929 hücreleri için iyi bir substrat olmadığı görülmüştür. Analiz ve uygulamaların hiçbirinde yılan gömleğine herhengi bir ön işlem uygulanmamış, orijinal haliyle kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yılan derisi, Biyopolimer, Yılan deri değiştirme, Ecdysis, Dolichophis caspius

Betül Aktaş
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Potansiyel probiyotik levilactobacillus brevis KMP1 bakterisinin prebiyotik, postbiyotik ve paraprobiyotiklerinin antioksidan ile antidiyabetik aktivitelerinin araştırılması

Bu çalışmada, geleneksel Türkiye peynirlerinden Balıkesir Kelle Mihaliç Peynirinden izole edilen Levilactobacillus brevis KMP1 suşundan elde edilen prebiyotik L-EPS-KMP1, probiyotik KMP1, postbiyotik KMP1 ve paraprobiyotik KMP1'in antioksidan aktiviteleri 7 farklı yöntemle belirlenmiş ve antioksidan aktivite deneyleri için IC50 değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca prebiyotik L-EPS-KMP1, probiyotik KMP1, postbiyotik KMP1 ve paraprobiyotik KMP1'in antidiyabetik aktivitesinin belirlenmesi amacıyla, α-amilaz enzimini inhibe etme yeteneği araştırılmıştır. Prebiyotik L-EPS-KMP1 de en yüksek antioksidan aktivite 4 mg/mL derişiminde ABTS+ süpürücü aktivite yöntemi %66,88±4,40 ve 10 mg/mL derişiminde süperoksit anyonu süpürücü aktivite testi ile %56,21±3,45 olarak belirlenmiştir. Prebiyotik L-EPS-KMP1'in en düşük derişimi 0,05 mg/mL'de en yüksek antidiyabetik aktivite %65,19±0,65 tespit edilmiştir. En yüksek antidiyabetik aktivite postbiyotik KMP1'in 1:2 ve 1:5 oranındaki seyreltimlerinde aktivite sırayla %92,12±1,78 ve %96,80±3,49 olarak bulunmuştur. Paraprobiyotik KMP1 ve bunun 1:2 ile 1:5 oranındaki seyreltimlerindeki α-amilaz inhibisyon aktivitesi sırayla %35,44±5,76, %51,79±5,95 ve %84,70±2,50 olarak belirlenmiştir. Çalışmada uygulanan yöntemler ile probiyotik KMP1, prebiyotik L-EPS-KMP1, postbiyotik KMP1 ve paraprobiyotik KMP1'in antioksidan özellikler sergilediği, ayrıca prebiyotik L-EPS-KMP1'in DNA hasarına karşı koruyucu etkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. L. brevis KMP1'den elde edilen prebiyotik, postbiyotiklerin, paraprobiyotiklerin ve probiyotiklerin gıdalarda takviye gıda olarak kullanılabileceği, doğal koruyucu olarak kullanılabileceği ve sağlık alanında doğal bir antioksidan olarak kullanılabileceği yapılan çalışmalarla öngörülmektedir. Ayrıca EPS, postbiyotik ve paraprobiyotiklerin antidiyabetik tedavilerde ilaçlara alternatif doğal bileşen olarak kullanılabileceğini göstermektedir.

Antioksidanlar
Abdulkadir Dikici
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kuzey Irak'ta yetişen iki tıbbi bitkinin (Johrenıa aromatıca & Anchusa azurea var. kurdıca) farklı kısımlarının antioksidan ve enzim inhibisyon özellikleri

Johrenia aromatika ve Anchusa azurea var. kurdica, diyabet, idrar söktürücü, yara iyileştirici ve astım tedavisinde kullanıldığı için geleneksel tıpta da kullanılan ünlü bitkilerdir. Bu tez, Johrenia aromatica ve Anchusa azurea var. kurdica' nin farklı kısımlarının (metanol, etil asetat ve su) antioksidan kapasitesini araştırdı. A. azurea var. kurdica yaprak ekstraktlarının TPC' sinin 53.58 mg REs/g ekstrakt, çiçek ekstraktlarının TFC' sinin ise 42.28 mg REs/g ekstrakt olduğu belirlendi. Ayrıca A. azurea var. kurdica çiçeği ekstraktlarının serbest radikal aktivitesinin DPPH (81.56 mg TEs/g ekstrakt) ve ABTS (130.59 mg TEs/g ekstrakt) olduğu tespit edildi. A. azurea var. kurdica' nın çiçeği ekstraktlarının güç aktivitesinin azaltılmas CUPRAC ve FRAP'ta sırasıyla 102.49 mg TEs/g ekstrakt ve 96.62 mg TEs/g ekstrakt olduğu belirlendi. Ayrıca A. azurea var. kurdica çiçeği PBD'de 48.01 mg TEs/g ekstrakttır, MCA'da ise 34.05 mg TEs/g ekstrakt bırakır. Tüm antioksidan testlerinde A. azurea var. kurdica, Johrenia aromatica' ya kıyasla daha yüksek bir oran gösterdi. Johrenia aromatica'nın ACHE ve BuCHE inhibisyonu sürgün ekstraktlarında 3.65 (mg GALAE/g ekstrakt), kök ekstraktlarında ise 5.47 (mg GALAE/g ekstrakt) olarak gösterilmiştir. A. azurea var. kurdica ' nin kök ekstraktlarının tirozinaz inhibisyonu 40.82 (mg CAE/g ekstrakt), kök ve çiçek ekstraktlarının a-glukosidaz inhibisyonun sırasıyla 838.93 (mg ACAE/g ekstrakt) ve 369.08 (mg ACAE/g ekstrakt) olduğu görülmüştür. Fenolik bileşikler, A. azurea var. kurdica çiçek ekstraktlarında en yüksek Rosmarinik asit seviyelerine sahipti (432.821 ppm) ve Johrenia aromatika sürgün ekstraktlarının klorojenik asidi 109.475 ppm olarak belirlenmiş olup, bu oranlar diğer fenolik bileşiklerle karşılaştırıldığında en yüksek oranlardır. Genel olarak bu tezin sonuçları A. azurea var. kurdica ve Johrenia aromatika doğal gıda kaynağı olarak ve farmasötik alanlarda kullanılabilir.

Geleneksel farmakoloji
Ako Hamasaeed Abdulqadır
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yetiştirilen pitahaya'nın biyoteknolojik yöntemler kullanılarak çeşitli endüstrilerde kullanım olanaklarının araştırılması

Biyoaktif maddeler açısından oldukça zengin olan Pitahaya'nın çeşitli metabolik bozukluklara karşı koruyucu olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin test mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal aktivitesi disk difüzyon, mikro-dilüsyon ve makro-dilüsyon yöntemleri ile belirlenmiştir. Ekstrelerin, patojen test mikroorganizmalarına karşı yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ekstrelerin insan sütünden izole edilen laktik asit bakterilerine karşı farklı konsantrasyonlarda (1 mg/disk, 2 mg/disk ve 4 mg/disk) inhibisyon zon çapı oluşturmadığı veya düşük inhibisyon zon çaplarına sahip olduğu belirlenmiştir. Makro-dilüsyon yöntemi ile kırmızı Pitahaya kabuk su (KPKS) ekstresinin Candida albicans ATCC 10231 ve Limosilactobacillus fermentum MA-7'ye karşı antimikrobiyal aktivitesi araştırılmıştır. 50 mg/ml ve 100 mg/ml konsantrasyonlarındaki KPKS ekstresinin 0., 24. ve 48. saatlerde C. albicans ATCC 10231 test mikroorganizmasına karşı canlı hücre sayılarında azalma meydana gelmiştir. 100 mg/ml konsantrasyonda canlılık (%) oranını 48. saat sonunda %57.831 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Aynı konsantrasyonlarda probiyotik adayı L. fermentum MA-7'nin canlı hücre sayısında artış meydana gelmiştir. 100 mg/ml konsantrasyonda canlılık (%) oranını 48. saat sonunda %134.831 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Ekstre C. albicans ATCC 10231'i inhibe ettiği konsantrasyonda L. fermentum MA-7 gelişimini teşvik etmiştir. UV-B ışınlarının zararlarından korunmak için kullandığımız sentetik koruyucular yerine doğal bileşenlere sahip kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin güneşten koruma faktörü (GKF) ve ekstre krem karışımlarının GKF değerleri belirlenmiştir. Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin 24.99 ve 20.04 GKF değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, ekstre krem karışımında ekstrelerin kontrol (krem) grubunun GKF değerini yükselttiği belirlenmiştir. Sonuç olarak kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin biyoteknolojik yöntemler kullanılarak çeşitli endüstrilerde kullanım olanakları belirlenmiştir.

Antibakteriyel ajanlarAntibakteriyel etkilerAntibiyogram+2
İrem Çelik
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalidium wagenitzii'nin farklı özütlerinin fitokimyasal kompozisyonu ve biyolojik aktiviteleri

Son dönemlerde tüm dünyada yaygınlığı giderek artan pek çok hastalık için yeni tedaviler ve koruyucu yöntem arayışları sürmektedir. Kimyasal ilaçların bu hastalıkların tedavisinde kullanımı beraberinde bazı yan etkileri de içerdiğinden kimyasal ilaçlara alternatif olabilecek bileşenlerin biyolojik aktiviteleri ile ilgili çalışmalar önem kazanmıştır. Bitkisel biyoaktif kimyasallar sentetik ilaçlara önemli bir alternatiftir. Özellikle ekstrem çevre koşullarında yetişen bitkiler sahip oldukları farklı fitokimyasal profiller sayesinde pek çok bitkisel ürüne kıyasla daha fazla ön plana çıkabilmektedirler. Mevcut çalışmada Kalidium wagenitzii bitkisi Tuz Gölü çevresinde yayılış gösteren nadir bitkilerden birisi olarak kendine özgü fitokimyasal profile sahip olabileceği düşünülerek bitkinin farklı özütlerinin (etil asetat, metanol ve su) biyolojik aktivitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla bitkinin toplam fenolik ve flavonoid içerikleri ve bazı yaygın metotlar kullanılarak (DPPH, ABTS, CUPRAC, FRAP, PBD ve MCA) antioksidan aktiviteleri belirlenmiştir. Ayrıca asetilkolin esteraz (AChE), bütirilkolin esteraz (BChE), tirozinaz, α-amilaz ve αglukozidaz enzimleri için inhibisyon aktiviteleri de araştırılmıştır. Metal şelatlama aktivitesi hariç tüm antioksidan analizlerinde etil asetat özütü yüksek aktivite göstermiştir. Enzim inhibisyon aktivitelerinde ise her bir enzim için farklı özüt daha aktif bulunmuştur. Sonuç olarak yürütülen çalışma ile Kalidium wagenitzii bitkisinin önemli bir biyoaktivite kaynağı olduğu, antioksidan aktivitesi ve enzim inhibisyon aktiviteleri ile kanser, diyabet, alzhemir ve deri hastalıkları gibi pek çok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde kullanımı konusunda önemli bir potansiyele sahip olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Biyolojik aktivite, Fitokimyasallar, Kalidium wagenitzii, Enzim İnhibisyonu

Geleneksel farmakoloji
İsmail Şen
Aksaray University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00