Alanya Alaaddin Keykubat University
Anabilim Dalı

İşletme Mühendisliği Anabilim Dalı

Alanya Alaaddin Keykubat University

39

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

39 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Toplam kalitenin etkisi organizasyonda yönetim telekomünikasyonda performans Irak'taki şirketler

Telecommunication companies in Iraq were targeted according to the present research to examine the influence of the influence of TQM on performance of organizational. The descriptive analytical approach was chosen, and a questionnaire was created to collect data from employees. operating at targeted companies. 250 questionnaires were distributed, of which 207 questionnaires were retrieved, 31 questionnaires were found non-valid for analysis showing patterns in responses and a clear dataset included 176 valid questionnaires making a response ratio (70.4%). employee data using a questionnaire that was created. (26). Main results that were reported: a. Overall levels of applying TQM at surveyed telecommunication companies were a mean score that is modest overall [Mean= 3.25]. b. Telecommunication companies in Iraq have moderate levels of organizational performance [Mean= 3.23]. c. TQM has a substantial impact on organizational as the correlation coefficient was for performance [R= 0.743] and the adjusted R-square was [53.9%]. Based on reported results, - The research produced a set of recommendations and implications that are expected to benefit those in charge of telecommunication companies at Iraq: a. Management of telecommunication companies in Iraq should investigate reasons for a such moderate level of organizational performance.b. Managers should be aware of the vital role of TQM in promoting organizational performance, hence appropriately applying TQM can lead for better levels of organizational performance. c. Managers at telecommunication companies in Iraq should reconsider their practices related to Continuous improvement and Fact-based management as these two aspects were non-significant in fostering organizational performance.

Yousıf Abdulmohsın Yousıf Al-rawe
Altınbaş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Yatırımcı duyarlılığının varlık getirilerinin koşullu değişkenliğine etkisi: uluslararası borsalardan örnekler

Although the increasing participation of noise traders in the market provides additional liquidity, it would also mean additional noise trader risk, hence volatility. Moreover, considering investors in assets are subject to noise trader risk in addition to fundamental risk, the average prices of assets would be below fundamental values. The main purpose of this thesis is to formulate a model to evaluate the impacts of investor sentiment on asset returns not only in terms of stock market indices but also on individual stock basis and economic sectors by measuring the effects of the demand shocks of noise traders on returns and volatility using an EGARCH model. The thesis is divided into three main parts that aim to provide substantial evidence for three different but interconnected hypotheses supported by noise trader theory. The first part of the thesis takes an international approach and uses the weekly returns of nine different stock market indices. Significant evidence is found that there is asymmetric volatility in these market indices and earning shocks have more influence on conditional volatility when the sentiment is high. The second part of the thesis explores the investor sentiment-conditional volatility relationship on an individual stock level. This part of the study also provides a better understanding of the impact of investor sentiment by using more than one investor sentiment proxy which has proven useful both in terms of comparison and verification purposes. Portfolio returns from S&P500 have been used and it has been observed that market capitalization and book-to-market ratio have a considerable effect on the investor sentiment – conditional variance relationship where a rise in the investor sentiment especially increases the conditional variance of small stocks and growth stocks. The last part of the thesis and the last hypothesis proposes that the effects of the investor sentiment vary for stocks from different sectors. Sector indices of Istanbul Stock Exchange 100 (BIST100) has been examined and significant evidence has been found that a change in investor sentiment has more influence on conditional volatility of industry, banking, and food and beverages sector indexes when compared with other sectors such as retail or telecommunication.

Behavioral financeAutoregressive conditional heteroscedastic approach
Utku Uygur
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketicilerin sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyeti

Sürdürülemez üretim ve tüketim, yenilenemez kaynakların azalmasına bu nedenle de ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Bu durum insanları, hayvanları ve bitkileri olumsuz olarak etkilemektedir. Tüm dünyada son 20 yıldır insanların çevre bilincinde önemli bir artış vardır. Artık tüketiciler satın alma kararlarını verirken, bir ürünün kendi ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamamasının yanı sıra o ürünün çevre üzerinde oluşturduğu etkiyi de göz önünde bulundurmaya başlamışlardır. Çevre daha önemli bir konu olmaya başladıkça, tüketiciler satın aldıkları geleneksel ürünler yerine çevre dostu ürün alternatiflerini araştırmaya başlamışlardır. Tüketicilerin satış noktalarından satın aldıkları ürünlerin büyük çoğunluğu bir ambalaja sahiptir. Tüketiciler çevre konusunda daha fazla bilgi sahibi oldukça, ambalaj konusunda da daha fazla talepte bulunmaya başlamışlardır. Yenilenemeyen kaynakların kontrolsüzce tüketimi, dünyayı sonuçları çok ağır olabilecek sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durumun farkında olan birçok sorumlu kuruluş, kaynak temininde, üretim süreçlerinde ve ürünlerin yaşam döngülerinde sürdürülebilirliği sağlamanın yollarını aramaktadır. Ancak, sürdürülebilir gelişim için toplumun her kesiminin katkıda bulunması gerekmektedir. Sürdürülebilir tüketim, bireysel ihtiyaç ve isteklerin yanı sıra sosyal sorumluluğun da göz önünde bulundurulduğu bir karar verme sürecidir. Sürdürülebilirlik kavramı; ekonomik, sosyal ve çevresel hedeflerin şimdiki ve gelecek kuşaklar için karşılanmasını içermektedir. Bu tez çalışmasında sürdürülebilirlik kavramının çevreye ilişkin boyutu ağırlıklı olarak ele alınmaktadır. Bu çalışma, tüketicilerin sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyetinin hangi faktörlere bağlı olarak değiştiğini incelemek üzere tasarlanmıştır. Sürdürülebilir ambalaj ile ambalajın bütün yaşam döngüsü boyunca kaynak kullanımının ve atık miktarının en aza indirgenmesi; malzemelerin geri kazanımının ise maksimize edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, sürdürülebilir ambalaj insanlara ve çevreye yönelik olan sağlık ve güvenlik risklerini en aza indirgeyecek şekilde tasarlanmaktadır. Bu tez çalışmasında ambalaj kavramına, ambalajın fonksiyonlarına, türlerine ve ambalaj tasarım konseptine, çevresel sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir tüketim konularına değinilmiş, ambalajın sürdürülebilirlikle ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, sürdürülebilir gelişme ve pazarlama ilişkisi, pazarlama karmasında ambalajın önemi, yeşil pazarlama, yeşil firma, sürdürülebilir ambalaj ile ilgili kavramlar ve konular kapsamlı bir şekilde alınmıştır. Çalışmanın devamında yeşil tüketici, yeşil marka ve yeşil ürün kavramları, yeşil ürün satın alma davranışı ile ilgili konular ele alınmıştır. Bu çalışmada tüketicilerin sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyetini etkileyen faktörlere dayanarak bir kavramsal model oluşturulmuştur. Demografik özellikler temelinde; çevreye ilişkin görüş, inanç ve farkındalığın, yeşil tüketici değerlerinin, çevreye ilişkin bilginin, sürdürülebilir ambalaj bilgisinin ve çevre duyarlılığıyla ilgili eylemlerin sürdürülebilir ambalaja yönelik tutum üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlamak için araştırmaya katılan kişilere bu değişkenlerin etkisini ölçmeye yönelik ifadeler yöneltilmiş ve bu ifadelere verilen yanıtlar değerlendirilmiştir. Sürdürülebilir ambalaja yönelik tutumun sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyeti üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu anlamak için ise, araştırmaya katılan kişilere sürdürülebilir ambalaja yönelik tutumu ölçmeye yönelik ifadeler yöneltilip, bu ifadelere verilen yanıtlar değerlendirilmiştir. Çalışmadaki değişkenler için geliştirilen ölçeklerin güvenilirliğinin belirlenmesi için Cronbach alfa katsayısına bakılmıştır. Çevreye ilişkin görüş, inanç ve farkındalık, yeşil tüketici değerleri, çevreye ilişkin bilgi, sürdürülebilir ambalaj bilgisi, çevre duyarlılığıyla ilgili eylemler, sürdürülebilir ambalaja yönelik tutum ve sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyeti için geliştirilen ölçeklerin Cronbach alfa katsayıları 0,6'dan büyük olduğu için ölçeklerin güvenilir oldukları görülmüştür. Çevreye ilişkin görüş, inanç ve farkındalık, yeşil tüketici değerleri, çevreye ilişkin bilgi, sürdürülebilir ambalaj bilgisi, çevre duyarlılığıyla ilgili eylemler, sürdürülebilir ambalaja yönelik tutum ve sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyetini ölçmek için kullanılan değişkenler açıklayıcı faktör analizine tabi tutulmuştur. Araştırma için anket formu hazırlanmıştır. Anket formu internet ortamında hazırlanıp, dağıtılmıştır. Veriler 17.08.2014-23.09.2014 tarihleri arasında 257 kişiden toplanmıştır. Anket aracılığıyla toplanan veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) versiyon 19.0 bilgisayar programı kullanılarak analiz edilmiştir. Toplanan verilerin analizi için Pearson Korelasyonu, tek yönlü varyans analizi (tek yönlü ANOVA) ve bağımsız örneklemler t testi (independent samples t test) kullanılmıştır. ANOVA testinde Levene test istatistiğinin p değeri 0,05'den küçük çıktığı durumlarda Welch ve Brown-Forsythe testlerinden yararlanılmıştır. Testlerin sonucunda anlamlı bir farklılık var ise bu farklılığın hangi grup ya da gruplardan kaynaklandığını anlamak için Tukey HSD (varyanslar homojen ise) ve Tamhane's T2 (varyanslar homojen değil ise) testlerine bakılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre çevreye ilişkin görüş, inanç ve farkındalık, yeşil tüketici değerleri, çevreye ilişkin bilgi, sürdürülebilir ambalaj bilgisi, çevre duyarlılığıyla ilgili eylemler ile sürdürülebilir ambalaja yönelik tutum arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca, sürdürülebilir ambalaja yönelik tutum ile sürdürülebilir ambalaja sahip ürün satın alma niyeti arasında da pozitif bir ilişki bulunmaktadır.

AmbalajlamaGıda ambalajıSatınalma davranışı+2
Sema Övüç
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Teknoloji temelli firmalarda takım özelliklerinin ve iş tatmininin motivasyon ve iş çıktıları üzerine etkilerinin incelenmesi

Nowadays, most of the firms go into action with the ultimate goal to increase the of the personnel. In addition, the cohesiveness and the organizational performance and the organizational commitment of their members. The issue of how to improve the performance is directly related to the high motivation and the job satisfaction commitment must be considered to ensure the continuance of the high performance. The central theme of the study is to investigate the influence of the team characteristics and the job satisfaction on the team members' work motivation and subsequent positive work outcomes in technology based firms. Within the scope of the study, a comprehensive survey have been conducted with 101 people from the biggest 5 telecomunication companies in Turkey. In study they are shown as Company 1, Company 2, Company 3, Company 4 and Company 5, respectively. In order to analyze the data, SPSS 20.0 packaged statistical data analysis tool and process macro have been exploited. To analyze data frequencies and descriptive analyses, reliability analyses, correlation analyses, regression analyses, factor analyses, moderation test and mediation test have been applied. In order to define variables' reliability, reliability analyses were applied and some of the questions were discarded to reach high consistency. After reliability analyses correlation analyses were made. In accordance with the significant findings of the correlation test, between the motivation and job performance, and between job satisfaction and motivation has the most significant positive relationships. There is also a significant relationship between motivation and organizational commitment found but their relationship is lower compare with the motivation and self-rated job performance. Concordantly, the same correlations have been determined between the the organizational commitment and the team characteristics, and the organizational commitment and the job satisfaction. Organizational commitment has positive correlation with all other variables. In regression analysis of self-rated job performance, it was found that self-rated job performance is only has a significant relationship with motivation. Its R-square value is 0,51, which means self-rated job performance was explained with motivation as 51%. Beside that organizational commitment was explained with job satisfacition as 23% and with job satisfaction and role equity as 30%.

Gökhan Kara
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Kuruma bağlılık ve performans öncülleri olarak dağıtımsal adalet ve işe adanmışlığın rolü: Bankada ampirik bir uygulama

Companies which are in the business of service and production need to focus on human resources in order to keep up with the competitive global world.Therefore, it is quite significant for companies to manage their human resources in an efficient manner in order to keep their sustainability in industry and compete globally with other companies. Besides the efficient recruitment, companies need to provide means for employees to have them reveal their self-potential and handle processes which increase the commitment of employees to their company and work. Nowadays, most companies do various researches to increase the performance of their employees. Employees' loyalty to companies and their engagement to work play a significant role in their performance. Furthermore, latest research has indicated that the perception of justice plays a key importance in increasing employees' performance and their commitment to company. In this thesis we investigated two key issues which primarily play an important role in employee performance and commitment to company: the perception of justice and work engagement. In this thesis, we showed that, there is a strong correlation between the employees' perception of justice and their commitment to company and also employees' creative and adaptive performance. In the thesis, we also set hypotheses which defends that engaged employees having strong commitment to their company have better performance in their work. In addition, we set another hypothesis which defends that there is a direct effect of work engagement to creative and adaptive performance.In order to verify the hypotheses and make analysis, we collected data from one of the leading companies in banking industry in Turkey. To figure out the perception of justice and work engagement which play a key role in commitment and performance in a company, we conducted a survey among 300 employees and made use of 83 survey results in our analysis.In the thesis, we investigated the variables subject to our thesis in literature and proposed our hypotheses. After evaluating survey results using SPSS, employees' perception of justice has a direct effect on their commitment to company and increased the creative and adaptive performance of them consequently. Contrary to some literature work, we obtained no direct relation between employees' distributive perception of justice and their performance.In addition, with the increase of employees' level of work engagement increases their commitment to company. We also showed in our hypothesis that these employees have better creative and adaptive performance. Furthermore, we figured out that tenure in sector and tenure in Bank of employees has impact on their trust in company and perception of justice. This thesis presents a framework for Banking industry that, for gaining competitive advantage, besides the companies serve the fair place for work in terms of distributive justice, they should focus on work engagement and commitment to get better and creative performance from the employees.

Emel Üryan
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplu taşımada konfor ölçümü: İstanbul için bir uygulama

Dünyanın metropol şehirlerinde günden güne artan bir trafik sorunu bulunmaktadır. Özellikle bu tip şehirlerin imkânlarının iyi olması, kişi sayısının artmasına ve dolayısıyla trafik sıkışıklığına neden olmaktadır. Ayrıca artan araç sahiplerinin sayısı da trafiği olumsuz yönde etkilemektedir. Birçok uzman, trafik sıkışıklığını halkı toplu taşımaya yönelterek çözmeyi amaçlamaktadır. Toplu taşımada artan talebin, yetersiz altyapı nedeniyle karşılanamadığı durumlarda örneğin işe gidiş ve dönüş saatlerinde, toplu taşıma araçlarındaki yoğunluk artmaktadır. Bu saat dilimlerinde artan yoğunluk yolculuk konforunu önemli ölçüde etkilemektedir. Yolcular artık seyahatlerini planlarken ve kullanacağı araçların seçimini yaparken konfor faktörünü de işin içine katmaktadırlar. Bu çalışma Türkiye'de, İstanbul şehrinde İETT, İstanbul Ulaşım A.Ş. ve Şehir Hatları A.Ş. ile iş birliği çerçevesinde yapılmıştır. Üç kurumdan sağlanan veriler ve bu çalışma için oluşturulmuş anketten elde edilen sonuçlar ile toplu taşıma araçlarının konfor seviyesinin belirlenmesi için bir konforsuzluk fonksiyonu tanımlanmıştır. İstanbul'daki toplu taşıma araçlarından Metrobüs hattına, Yenikapı-Hacıosman metro hattına ve Bağcılar-Kabataş tramvay hattına ait araçlar pilot çalışma araçları olarak seçilmiştir. Bu hatlara ait araçların konfor seviyesinin belirlenmesinde kullanılan değişkenler kalabalık seviyesi, havalandırma, araç içi temizliği, bilgilendirme ve yönlendirme, koltuk rahatlığı, araç içi koku şikâyet oranları, araçtaki gürültü ve titreşim seviyesi, ışıklandırma seviyesi, araç kullanıcısının yolculara davranışı, araç arızaları, aracı kullananın kullanım tarzı ve hava koşulları olarak belirlenmiştir. Tüm bu değişkenler göz önüne alınarak her bir hattın konfor seviyelerinin belirlenmesi için genelleştirilmiş bir konforsuzluk endeksi geliştirilmiştir. Ayrıca bu çalışma, geliştirdiği araç içi yolcu sayısı tahmin etme fonksiyonuyla da literatüre katkı sağlamakta ve konforsuzluk fonksiyonunun da temel değişkeni olan kalabalık seviyesinin belirlenmesinde önemli rol oynakmaktadır. Sonuç olarak, sadece üç tip toplu taşıma aracı için yapılan bu çalışma geliştirilip, diğer şehirlerdeki toplu taşıma konfor seviyesinin ölçümü ve karşılaştırılması için geliştirilebilir.

Şükrü İmre
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ile bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasaları arasındaki getiri ve volatilite yayılma ilişkisi ile entegrasyonun analizi (2009-2014)

Bu çalışmada, Türkiye hisse senedi piyasası ile ABD, İngiltere, Brezilya, Hindistan, Hong Kong, Japonya, Meksika ve Rusya gibi bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasaları arasındaki getiri ve volatilite yayılımı ile diğer dinamik ilişkiler Johansen eşbütünleşme testi, VAR-EGARCH modelleri ve VAR analizi yöntemleri aracılığıyla araştırılmıştır. Bu çalışmada, 01.01.2009–30.06.2014 dönemini kapsayan, günlük hisse senedi piyasa endeksi kapanış verileri kullanılmıştır. Bu çalışmada, çalışmada kullanılan zaman serilerinin durağanlığını araştırmak amacıyla Genişletilmiş Dickey-Fuller testi kullanılmıştır. Dickey-Fuller testi, çalışmaya konu olan tüm değişkenlerin düzey değerlerinde durağan olmadığını, birinci farkları alındığında durağan hale geldiklerini göstermektedir. Dickey-Fuller testinin ardından, Türkiye hisse senedi piyasası ile seçilmiş diğer ülkelerin hisse senedi piyasaları arasındaki eşbütünleşme ilişkisi Johansen tarafından geliştirilen test ile araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; Türkiye'nin incelemeye konu olan diğer hisse senedi piyasalarından İngiltere, Hindistan, Hong Kong ve Meksika ile eşbütünleşme ilişkisi mevcut olasına rağmen Türkiye ile ABD, Brezilya, Japonya ve Rusya arasında ise 2009-2014 döneminde anlamlı bir eşbütünleşme ilişkisi mevcut değildir. Getiri ve volatilite yayılmasının araştırıldığı bu tip çalışmalarda, genel olarak ABD, Japonya ve Avrupa hisse senedi piyasaları gibi gelişmiş ülkelerin hisse senedi piyasaları dışsal değişken olarak kullanılmaktadır. Ancak ekonomik ilişkilerin ve finansal liberalizasyonun kuvvetlendiği günümüzde, gelişmekte olan ülkeler de diğer ülkelerin hisse senedi piyasalarını etkileyebilmektedir. Bir hisse senedi piyasasından diğerine olan yayılma etkisi getiriler yönünden olabildiği gibi, ikinci moment kanalıyla yani volatiliteler yönünden de olabilmektedir. Bu nedenle; bu çalışmada hem getiri gem de volatilite yayılması incelenmiş, seçilmiş gelişmiş ve gelişmekte olan hisse senedi piyasalarından Türkiye hisse senedi piyasasına olan getiri ve volatilite yayılmasının büyüklüğü ve bu yayılmaların asimetrik karakter taşıyıp taşımadığı iki değişkenli EGARCH modelleri aracılığıyla incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, hisse senedi piyasalarının getiri serileri AR(p)-EGARCH(p,q) yöntemi aracılığıyla modellenmiş, bu modelin hata terimleri hisse senedi piyasalarının volatilite serileri olarak kullanılmıştır. Çalışmaya konu olan diğer hisse senedi piyasalarının volatilite serilerinin gecikmeli değerleri, Türkiye hisse senedi piyasasının volatilitesi tahmin edilirken, getiri serilerinin gecikmeli değerleri ise Türkiye hisse senedi piyasasının getirisi tahmin edilirken dışsal değişken olarak kullanılmıştır. Asimetri etkisini görebilmek açısından modellere uygun kukla değişkenler dâhil edilmiş, diğer hisse senedi piyasalarından Türkiye hisse senedi piyasasına doğru olan yayılmaları asimetri etkisini göz önüne almadan inceleyen modellerle, asimetri etkisini de içeren modellerin sonuçları karşılaştırılmıştır. Bu doğrultuda, seçilmiş diğer gelişmiş ve gelişmekte olan hisse senedi piyasalarından Türkiye hisse senedi piyasasına doğru olan getiri ve volatilite yayılımının büyüklüğü ve asimetrik bir karakter gösterip göstermediği, bu çalışmada iki değişkenli EGARCH modeli ile araştırılmıştır. Buna göre Türkiye hisse senedi piyasasının hem getiri hem de volatilite açısından çalışmaya konu olan diğer hisse senedi piyasalarının etkisinde olduğu bulgusuna erişilmiştir. Buna ek olarak, Türkiye hisse senedi piyasasının volatilitesi üzerinde ABD ve Brezilya hisse senedi piyasalarının, getirisi üzerinde ise ABD, İngiltere ve Rusya hisse senedi piyasalarının kısmi etkilerinin daha fazla olduğu görülebilmektedir. Finansal serbestleşme politikaları, uluslararası yatırımların artması, iletişim ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler; borsaları birbirinden ayıran coğrafi ve fiziki engelleri neredeyse ortadan kaldırmıştır. Günümüzde, 24 saat sürekli işleyen ve coğrafi sınırları olmayan bir piyasalar sistemi ortaya çıkmıştır. Küresel sistem içersindeki bir piyasada ortaya çıkan olumsuzluk diğer piyasalara yansıyabilmektedir. Bu nedenle, bu çalışmanın ikinci aşamasında Türkiye hisse senedi piyasası ile seçilmiş diğer hisse senedi piyasaları arasındaki uzun ve kısa dönemli ilişkiler korelasyon analizi ve dokuz değişkenli VAR modeline dayanan Granger nedensellik analizi, varyans ayrıştırması ve etki-tepki fonksiyonları aracılığıyla analiz edilmiştir. Korelasyon analizi sonuçları Türkiye hisse senedi piyasasının, ABD, Hindistan, Hong Kong, İngiltere ve Meksika hisse senedi piyasalarıyla entegrasyonun oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Korelasyon analizinden sonra, çalışmaya konu olan tüm hisse senedi piyasaları arasında uzun dönemli bir ilişki olup olmadığını kontrol etmek amacıyla Johansen eşbütünleşme testi uygulanmış, bu hisse senedi piyasaları arasında uzun dönemli bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir. Johansen eşbütünleşme testinin ardından, öncelikle hisse senedi piyasalarının getirileri arasındaki dinamik ilişkiler, VAR yöntemleri kullanılarak, araştırılmıştır. Hisse senedi piyasalarının getirileri arasındaki kısa dönemli nedensellik ilişkilerini araştırmak üzere uygulanan Granger nedensellik analizi sonuçları, ABD, Brezilya ve Rusya hisse senedi piyasalarının getirilerinin Türkiye hisse senedi piyasasının getirisinin Granger nedeni olduğunu göstermektedir. Varyans ayrıştırması, incelemeye konu olan bağımlı değişkenin varyansındaki değişmenin ne kadarının kendi geçmiş şoklarından, ne kadarının diğer değişkenlerdeki şoklardan kaynaklandığını gösteren bir yöntemdir. Bizim varyans ayrıştırması analizimiz, Türkiye hisse senedi piyasasının getirisinin varyansının önemli ölçüde kendi gecikmeli değerlerinden etkilendiğini, buna ek olarak diğer hisse senedi piyasaları arasında en çok ABD ve İngiltere hisse senedi piyasalarının Türkiye hisse senedi piyasasının getirisinin varyansına önemli ölçüde katkıda bulunduğu görülmektedir. Varyans ayrıştırması testi sonuçlarına göre, Türkiye hisse senedi piyasası, kendi varyansının %66.08'ini açıklarken, Türkiye hisse senedi piyasasının getirisinin varyansının %16.74'ü ABD, %7.90'ı İngiltere, %3.09'u Rusya ve %2.63'ü Brezilya hisse senedi piyasaları tarafından açıklanmaktadır. Bunlara ek olarak, bu çalışmada diğer hisse senedi piyasalarındaki şokların Türkiye hisse senedi piyasasının getirisi üzerindeki göreceli etkilerini ölçmek üzere etki-tepki fonksiyonları kullanılmıştır. Etki-tepki fonksiyonları, VAR modelindeki bağımlı değişkenin diğer değişkenlerdeki şoklara verdiği tepkiyi ölçmek üzere kullanılmaktadır. Granger nedensellik testi ve varyans ayrıştırması analizi, bağımlı değişkenin diğer değişkenlerdeki şoklara verdiği tepkinin işareti ve bu tepkinin ne kadar sürdüğü konusunda bilgi vermemektedir. Etki-tepki fonksiyonları bu soruların cevabını vermektedir. Etki-tepki fonksiyonlarının analizinden elde edilen sonuçlar Türkiye hisse senedi piyasasının getirisinin ABD ve İngiltere hisse senedi piyasasındaki şoklara önemli ölçüde tepki verdiğini göstermiştir. Türkiye hisse senedi piyasası ile çalışmaya konu olan diğer hisse senedi piyasalarının getirileri arasındaki ilişkilerin tespit edilmesinin ardından, hisse senedi piyasalarının volatiliteleri arasındaki dinamik etkileşimleri belirleyebilmek için VAR yöntemi kullanılmış ve Hong Kong ile İngiltere dışındaki çalışmaya konu olan tüm hisse senedi piyasalarının volatilitesinin Türkiye hisse senedi piyasasının volatilitesinin Granger nedeni olduğu tespit edilmiştir. Etki-tepki fonksiyonları kullanılarak, Brezilya, ABD, İngiltere ve Rusya hisse senedi piyasalarının volatilitesinde meydana gelen şokların Türkiye hisse senedi piyasasının volatilitesi üzerinde anlamlı etkileri olduğu tespit edilmiştir. Volatiliteler üzerinden yapılan varyans ayrıştırması sonuçları ise, Türkiye hisse senedi piyasası volatilitesi varyansının önemli bir kısmının kendi geçmiş şokları ve Brezilya ile ABD hisse piyasalarının volatilitesindeki şoklarla açıklanabileceğini göstermektedir. Varyans ayrıştırması sonuçlarına göre, Türkiye hisse senedi piyasası volatilitesinin varyansının %70'i kendi geçmiş şoklarıyla, %13.6'sı Brezilya hisse senedi piyasasının, %6.5'i ise ABD hisse senedi piyasasının volatilitesindeki şoklarla açıklanmaktadır.

Uğur Var
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye'deki Teknokent firmalarında açık inovasyon uygulamaları

In today's world, international competition has been growing increasingly and to keep up with the times is the sole remedy to survive in this competitive environment that forces its actors to create innovations in every part of life. Therefore, in all developed or developing countries, companies are in a struggle for making innovations at all levels of production and sales as well as developing new products constantly. On the other hand, making innovation through using a firm's own internal resources makes it difficult to survive in the competitive environment no matter how efficient a company works. Even the largest companies with the most extensive in-house capabilities have difficulties in conducting technological innovation activities by themselves. As a matter of fact, even the competing firms use complementary R&D resources in cooperation jointly to reduce costs and risk when they conduct complex, time-consuming, and costly innovation activities. Furthermore, firms prefer to develop innovations with external suppliers, consumers, and customers instead of developing with only company employees. All these emerging developments indicate that a new paradigm that brings a new perspective to innovation and will shapes the future of it has arisen. This new paradigm is open innovation approach that serves as a bridge between internal and external knowledge. Open innovation that is known as the use of purposive inflows and outflows of knowledge with a view to accelerating firms' own internal innovation, and expanding the markets through external use of innovation, respectively is a very important window of opportunity for the firms, which are obliged to improve their innovativeness continuously due to intense competition environment. On the other side, science parks give technology firms an opportunity to innovate, act as an intermediary between technology developer and technology deployer, and create value because of the fact that science parks transfer know-how and invention from universities and research institution laboratories to the market. By taking the collaboration and networking characteristics of science parks into consideration, it can be said that science parks are mediator and provider of open innovation for universities, research laboratories, start-ups, SMEs and large companies. However, some small companies in university-based science parks may be inclined to keep their innovation systems closed and prefer to stay in their own collaboration networks on the purpose of protecting their technological knowledge and know-how from greater and more competitive firms. Unfortunately, this orientation to closed approaches hinders those small companies from benefiting from university-based science park ecosystem and sharing knowledge with similar firms. In this context, the main aim of this study is to get status of open innovation in technology-intensive companies, which operate in science parks in Turkey. Besides, determining motivation factors during the use of open innovation, determining the problems and obstacles faced by technology-intensive companies that operate in science parks and revealing necessary strategies and improvement areas in order to benefit more from open innovation are also intended. A survey has been conducted to 102 technology-intensive firms, which operate in science parks in Turkey in an attempt to investigate open innovation practices, motives, constraints, and actions to compensate barriers on competition. Therewithal, some general information such as types, scales, structures, shareholder type and experience of firms has been investigated in order to understand their impact on the orientation towards open innovation. Furthermore, innovativeness levels of technology-intensive companies that operate in science parks have been also investigated to research relationship between innovation and open innovation. The data obtained has been analyzed with statistical analysis methods by using SPSS software package. Open innovation approach is not widespread among technology-intensive companies that are mostly small and medium-sized enterprises and operate in science parks in Turkey in spite of the fact that it is generally practiced by these companies. Inbound open innovation practices are used more by science park companies in comparison with outbound open innovation practices. The most used open innovation practices are customer immersion, collaboration, and lead users, respectively and the least preferred open innovation practice is idea competitions. The most important motives to practice open innovation are exploring new technological trends, accelerating time to complete R&D, and identifying new business opportunities. On the other hand, establishing new partnerships is the least important motive to engage in open innovation for technology-intensive companies that operate in science parks. The most common constraints on open innovation that are encountered by science park companies are administrative constraints, constraints regarding resources and costs, and constraints regarding management and organization. On the other side, constraints regarding human resource, brand and image are the least frequently encountered constraints by science park firms. Improving quality of products, improving marketing activities, and forming strategic partnerships are the most important actions to compensate barriers on competition for technology-intensive companies that operate in science parks. However, reducing production and increasing working hours are the least important actions to compensate barriers on competition.

Kübra Şimşek
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstrilerin entegrasyonu

Bu tez yakınsayan endüstrilerde firmaların nasıl davrandığına odaklanmıştır. Son yıllarda firmalar onları doğrudan rakip ya da ortak yapacak bazı stratejik seçimler yapmıştır. Amacımız yakınsama şartlarında firmaların aldığı stratejik aksiyonları Kaynak Tabanlı Yaklaşım ile keşfetmek ve anlamaktır. Yakınsayan endüstri olarak mobil cüzdan endüstrisi seçilmiştir. Son yıllarda yeni ödeme sistemlerinde hızlı bir artış olmuştur. Mobil ödeme sistemleri cep telefonları, özellikle de akıllı telefonların hızlı benimsenmesinden faydalanarak bu cihazların kullanım özelliklerine entegre edilen ödeme kanallarının bir kategorisidir. Mobil ödeme endüstrisinin hızla büyümesi ve mobil iletişim ve finansal kuruluşların yakınsamasına örnek oluşu, endüstriyi üzerinde çalışmak için ilginç kılmıştır. Mobil cüzdan endüstrisi büyük ölçüde bilgi temellidir. Ve biliyoruz ki başarılı bir mobil cüzdan genellikle sadece iyi teknoloji üzerine kurulmaz, aynı zamanda mobil ödeme değer zincirindeki farklı aktörler ile işbirliğine de bağlıdır. İşbirlikleri önemi fazla olduğu için tüm dünyada faaliyet gösteren 138 mobil cüzdan uygulaması ile 2008-2014 yılları arasında hangi işbirliklerinin yapıldığı araştırılmıştır. Ayrıca, hangi temel aktörlerin mobil cüzdan endüstrisinde olduğu ile ilgili kavram geliştirmeyi vaat ettik. Analiz sonucuna göre, sermaye tabnlı olmayan işbirliklerinin sermaye tabanlı işbirliklerine (birleşme ve satın almalara) göre daha çok tercih edildiği tespit edilmiştir. Firmaların ilgili aksiyonlarının önemli bir unsuru sermaye tabanlı olmayan işbirlikleri olmuştur. İşbirliklerinin yakınsama öncesinde, esnasında ya da sonrasında yapılabildiği görülmüştür. Literatüre katkı sağlayacak dört temel aktör tespit edilmiştir.

Canan Ertürk
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye'nin tarım politikası: Politika değerlendirme matrisi yaklaşımıyla buğday destek programın etkinliğinin değerlendirilmesi

With the overall spending for agriculture mostly in the form of the distorting support measures constantly rising, effects of such policy instruments need to be clearly presented in order for the policy to be justified or abolished. In Turkey different policies have been introduced since the formation of the Republic in 1923. Government intervention has been present in the agriculture ever since. Historically, price supports in combination with input subsidies and border protection have been major policy instruments. While some authors argue that this type of agricultural support are proved to distort prices and impose net losses on society, others think that intervention in the agricultural sector can correct market failures, stabilize prices and increase income; support programs have positive impact on growth through investments in infrastructure, new technologies or provision of public goods. Farm policies in most countries are argued to be inefficient and serve only the wealthiest farmers. Agricultural policy in Turkey is being under scrutiny for its distorting effects mainly due to high price supports and input subsidies. Direct area-based production coupled support in Turkey is planned to rise from 29% of total budget for agriculture in 2013 to 45% until 2018. According to OECD indicator Total Support Estimates is much higher than in EU-27 and USA, indicating the high level of domestic support, taxes and tariffs. Wheat as a major crop product in Turkey has been supported since the early days of Republic. Despite the high level of support, wheat production efficiency stayed relatively low, with average yields being almost two times lower than average wheat yields in major wheat producing countries. High input costs combined with relatively low yields leave Turkish farmers with low profits and farmers are not able to recover their variable costs of production. Agricultural policymakers attempted to solve the problem by raising domestic prices, and thus cushion the effects of high production costs. In the end, Turkish consumers are the ones who bear the highest costs of agricultural policy. Considering both international criticism regarding Turkish agricultural policy as well as implications in the domestic agricultural market, it is necessary to understand the relationship between current agricultural policy and market conditions. Using the Policy Analysis Matrix (PAM) domestic and trade policy for wheat, as a major crop product is assessed in order to determine the divergence or distortion effects of the current Turkish agricultural support policy. For this purpose data from 2010/2011 planting season on wheat production level, costs, revenues and profits at private and social prices are used to calculate different indicators within the PAM analytical framework. Calculations are made for rainfed common wheat with maximum and minimum yield potential depending on the crop care activities performed, as well as for irrigated common and durum wheat cultivation in Turkey. Results have shown that wheat production and profitability in Turkey highly depends on the weather season, with variations depending on the rainfall and general weather conditions. In case of the unfavourable weather Turkey relies more on import due to fall in domestic production. In 2010/11 season with relatively favourable weather conditions, wheat production and yield was above the average, however profitability of the sector differs significantly between the rainfed and irrigated cultivation. Results obtained within Policy Analysis Matrix analysis of wheat production indicate competitiveness of rainfed wheat with low yields due to lower production costs that stems from the low employement of resources for the crop care. Relatively low comparative advantage of wheat production in Turkey stems mainly from input costs and output prices higher than in the major wheat producers in the world. Amongst the four different types of wheat cultivation, rainfed cultivation with minimum yields is most competitive due to lowest production costs; however best performer is certainly irrigated common wheat cultivation with high private profits, but negative social profitability due to high opportunity costs of scarce water resources in Turkey. Using the divergence identity of PAM, distorting effects of the policy is analysed. Changing the input parameters, different policy implications with respect to alignment with the European Union CAP is assessed in order to understand the possible outcomes of introduction of less distorting policy instruments in Turkish agriculture. Under the scenario analysis, results have shown that there exists a large potential for improvements in rainfed wheat production sector, either through lowering input costs, optimizing fertilizers consumption or utilizing the irrigation potentials. Usage of high yielding cultivars and supplemental irrigation could lead to significant increase in wheat yields. Therefore lowering input costs in order to decrease the burden of farmers together with improvements in productivity could yield fruitful results for the wheat production sector in the future.

WheatWheat marketAgricultural policies
Sanda Macic
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki havalimanlarının etkinlik tahmini: Veri zarflama analizi ve yapay sinir ağlarının birlikte kullanımı

Çalışmada öncelikle Türkiye'de yer alan havalimanlarının Veri Zarflama Analizi (VZA) yardımıyla etkinlikleri hesaplanmıştır. Ardından VZA sonuçları ve VZA'da kullanılan veriler yardımıyla mevcut veya yeni açılacak bir havalimanının etkinliğinin tahmin edilebileceği bir Yapay Sinir Ağları (YSA) modeli geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında Türkiye'de yer alan 41 havalimanı incelenmiştir. VZA'da check-in kontuarları sayısı, bagaj konveyörleri sayısı, yolcu biniş kapısı sayısı (köprüler dahil), pist sayısı, terminal büyüklüğü, çalışan sayısı, otopark kapasitesi girdi olarak; toplam yolcu sayısı, toplam yük trafiği ve toplam ticari uçuş trafiği de çıktı olarak kullanılmıştır. VZA sonucunca 19 havalimanının etkin olarak çalıştığı bulunmuştur. VZA sonrasında havalimanlarının etkinlik durumunun tahmin edilebileceği bir YSA modeli geliştirilmesi amaçlanmıştır. VZA'da kullanılan girdi ve çıktı değişkenleri YSA'da girdi katmanında, VZA sonucu elde edilen etkinlik durumları ise YSA'da çıktı katmanında kullanılmıştır. Çalışmada YSA'nın eğitilmesi kısmında 1 ve 2 gizli katmana sahip yapılar, her bir katman için 1'den 6'ya kadar farklı nöron sayısına sahip olacak şekilde denenmiştir. En iyi ağ yapısı bir çok deneme arasından en düşük ortalama kareler hatasına sahip olan yapı seçilerek bulunmuştur. En uygun sonuç 2 katmanlı yapıda ilk katmanda 5, ikinci katmanda 6 nöronun yer aldığı yapıda bulunmuştur. Seçilen bu yapı 6 farklı havalimanı verisini içeren test kümesi yardımıyla test edilmiştir. Geliştirilen yapı test kümesinde yer alan bütün havalimanları için etkinlik durumunu doğru sınıflandırmıştır. Geliştirilen bu model havalimanlarının etkinlik durumunu tahmin etmede kullanılabilecektir. Karar vericiler çeşitli senaryo veya gerçek değerleri bu model üzerinde uygulayarak havalimanının etkinlik durumunu değerlendirebileceklerdir.

Yapay sinir ağları
Haktan Gürler
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geri kazanımlı kapalı çevrim tedarik zinciri için dağıtım planlama

Artan nüfus artışı, iklimsel değişiklikler ve doğal kaynakların hızla tükenmesi gibi çeşitli faktörler işletmeleri kaynak tüketimini azaltmaya ve böylece maliyetleri düşürmeye yönlendirmiştir. Bunlara ek olarak, günümüzün zorlu rekabet ortamı, teknolojideki hızlı gelişmeler, son yıllarda çevre bilincinin artmasıyla müşterilerin ürün ve/veya hizmet alırken çevreci yaklaşımlar sergileyen işletmelerden yana tercihlerini yapmaları ve çeşitli yasal yükümlülükler, çevreye dost ürünlerin üretimi, atıkların geri dönüşümü ve ürün, parça ve malzemelerin yeniden kazanımı gibi konulara verilen önemi arttırmıştır. Bu faktörler tersine lojistik faaliyetlerini incelenmesi, ürün, parça ve malzemeler için ileri ve tersine lojistik faaliyetlerinin etkin bir şekilde yönetilmesini gerektirmiş ve ürün geri kazanım yaklaşımları gibi konulara olan rağbeti arttırmıştır. Araştırmalar göstermiştir ki, tüm bu konuların dikkatle ele alınması ve planlanması işletmelere rekabet avantajı sağlamaktadır. Bu kapsamda, bu doktora tez çalışması ürünlerin ileri ve geri akışlarını dikkate alan kapalı çevrim tedarik zinciri için üretim ve dağıtım faaliyetlerinin planlanması konusunu incelemektedir. Kapsamlı bir literatür araştırmasıyla, kapalı çevrim tedarik zinciri ve tersine lojistik konularında yapılan çalışmalar araştırılmıştır. Ardından tersine lojistik ve kapalı çevrim tedarik zincirindeki belirsizlikler dikkate alınarak bulanık kapalı çevrim tedarik zinciri modelleri, bulanık kümeler ve bulanık modelleme konuları üzerinde durulmuştur. Bu bilgiler ışığında, farklı işletmelerin problemlerini çözmeye yönelik olarak çeşitli varsayımlar altında matematiksel modeller geliştirilmiştir. Geliştirilen modeller nümerik örnekler için çözülerek modellerin çalışıp çalışmadığı kontrol edilmiştir. Daha sonrada bu modeller göz önüne alınarak genelleştirilmiş bir model oluşturulmuştur. Uygulama bölümünde ise geliştirilmiş modeller gerçek hayat problemine göre revize edilmiştir. Model, birden çok yeniden kullanılabilen ürün ve tek bir üretici, birden çok distribütör ve bölge deposu ile çok sayıdaki müşteriyi içermektedir. Model tek bir dönem için planlama yapmakta ve birden çok amacı göz önüne almaktadır. Dikkate alınan amaçlardan ilki, kapalı çevrimdeki toplam maliyetin minimum kılınmasıdır. Diğer amaçlar sırasıyla, ileri ve tersine ürün akışı sırasında meydana gelen sera etkisi yaratan gazlardan biri olan karbondioksit gazının emisyonunun minimum kılınması ve müşterilerden geri toplanamayan (kullanılmış) ürün miktarının minimum kılınması şeklindedir. Kapalı çevrim tedarik zincirinde birçok belirsizlik ve eksik bilgi bulunmaktadır. Bu belirsizlikler, geri dönüş oranında, geri dönen ürünün kalitesinde, geri dönüş zamanında olabileceği gibi ürünlerin talebinde de olabilmektedir. Bu belirsizlik ve eksik bilgilerle başa çıkabilmek için çok amaçlı karma tam sayılı doğrusal programlama modelinin çözümünde bulanık küme ve bulanık modellemeden yararlanılmıştır. Modeldeki belirsizlik iki şekilde incelenmiştir. İlk olarak hedef ve kısıtlardaki bulanıklık ele alınmıştır. Modeldeki tüm hedeflerin erişim seviyeleri ile talep kısıtının bulanık olduğu durum değerlendirilmiştir. Bulanık çok amaçlı modelin geleneksel tek amaçlı doğrusal programlama modeline dönüştürülmesinde ağırlıklı toplamsal modelden yararlanılmıştır. Daha sonra ise, modeldeki çeşitli parametrelerdeki (geri dönüşüm oranı ve talep gibi) bulanıklık ele alınmıştır. Her iki durum gerçek hayat problemi için çözülmüştür. Modellerin çözümünde GAMS 24.02 - CPLEX solverdan yararlanılmıştır. Ek olarak, modellerin doğruluk ve geçerlilik analizleri ile duyarlılık analizleri gerçekleştirilerek sonuçlar analiz edilmiş ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

İrem Otay
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

İnşaat atıkları için yeşil tedarik zinciri yönetimi: Türkiye uygulaması

Growth of population and industrialization causes new demand areas according to the daily needs. Residents, shopping malls, hotels, workplaces and other centers are being built every day in an increasing trend to meet residents' requirements. For this reason, construction industry is growing day by day that managing a project becomes more important. It is known that project management has three major parameters to be optimized, as content, time and cost to reach a high level of quality. These parameters are also essential for a construction project to satisfy customers on time. Today it is also critical to protect the environment while doing a work either at a manufacturing or at a construction site. Environmental problems and growth of construction industry causes a new topic to manage construction waste with the help of green supply chain management (GSCM). GSCM reduces energy usage and waste, so it prevents any problems that will occur in human health and environment. To decrease waste amount with the help of GSCM in construction site, there has to be waste management regulations to force producers and consumers. European Union Council published a waste management directive in 2008 that gives some goal numbers to manage construction waste to minimize the environmental effect. They give a waste management plan that will end up with reduction of 70% of construction and demolition waste that will be reused, recycled or recovered in 2020. The aim of this study is to explore the cost-benefit and social benefit reflections of green supply chain management practices in Turkey under the influence of recent government mandated regulations with an emphasis on green supply chain and reverse logistics in construction and demolition waste compared to EU 2008 directive. As Turkey is a candidate EU member this study is analyzing how close it is to the directives mentioned above. A green supply chain management flow chart is established to understand the CDW management system clearly in Turkey. Based on the literature review and case study examples from Turkey a model is built and propositions regarding green supply chain management and reverse logistics are formulated.

Tuğçe Beldek
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimEN

İkinci derece stokastik baskınlıkta verimlilik testi ve bulanık mantık yaklaşımı ile iki aşamalı bir portföy optimizasyonu

Portfolio management is a trillion dollar business in today's financial world where every investor tries to increase the return of his portfolio while at the same time to decrease the risk of it. The classical and 60 years old Mean Variance (MV) portfolio optimization method has become old fashioned since it has some weaknesses which do not satisfy today's financial needs when working with real data. At the core, among other shortcomings, the requirement of normal distributed returns renders the MV optimized portfolios Second Order Stochastic Dominance (SSD) inefficient. In this thesis, a new two step gradual portfolio optimization method is introduced. In the first step of this method SSD inefficient stocks are eliminated after c(n,2) pairwise SSD comparisons of all stocks in the portfolio. At this point, a SSD inefficient stock means that it is second order stochastically dominated by at least one other stock. The second step of this gradual method is the application of the "fuzzy variance" minimization instead of MV. In this second step the future returns of the stocks are predicted with the help of the triangular fuzzy numbers where their centres are the average returns and their left and right deviations are relatively the worst and the best returns of the stocks in the observation period. As an empirical example, this suggested method is applied to the Turkish BIST-30 Index. Once the application is completed, the optimized portfolio of the suggested method is compared with both the MV optimized portfolio and the original BIST-30 portfolio according to most well known performance measurements, Sharpe Ratio (SR) and Treynor Ratio (TR). Detailed performance tests show that this new gradual method has overwhelming superiority over the classical method which requires normal distribution of stock returns that is nearly impossible in real data. In the near future, this novel gradual portfolio optimization method will be applied to other markets of the world to generalize its superiority over the MV.

Modern portfolio theoryMean variance portfolio theoryPortfolio optimization+2
Celal Barkan Güran
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimEN

Elektrik tedarikçisi değiştirmeyi etkileyen faktörler: Küçük ölçekli işletmelerden oluşan müşteriler üzerine bir araştırma

Energy markets are being liberalized throughout the globe pursuing efficiency, better customer service, and lower prices; however they haven't fully succeeded yet in Europe and the rest of the world. In the energy sectors of different countries, there is not sufficient evidence that consumers are willing to switch, which would in turn create a market of high mobility (Brennan, 2007; Watson et al., 2002) and force the electricity suppliers to decrease the prices and increase their service performances. Especially the retail competition at the residential level hasn't fully succeeded yet (Brennan, 2007). The global average switching rate for 2011, calculated based on residential and commercial consumers in 38 electricity markets is 7.75 percent (VaasaETT, 2012b). While switching activity is an indicator of a succesfull liberalization and a well-functioning market, it also means customer loss and acquisition from the energy companies' point of view (Bansal et al., 2005). Therefore, it has a significant importance for the market regulator and market participants including customers and energy suppliers, making it a concept that should be understood thoroughly. Many studies have been conducted to understand consumer switching since 1990s. A large amount of those studies have focused on B2C customers in a variety of service sectors such as telecommunications, banking, and online services. In addition; studies on switching in the electricity supply market has recently started to grow. While electricity supply market switching has mostly drawn attention from the household consumer point of view in studies such as Walsh et al. (2005), Gamble et al. (2009), Wilson and Price (2010), Annala et al. (2013) among many others; B2B consumers are relatively neglected in the literature. Especially small and medium enterprises [SME] are rarely targets of both researchers and electricity suppliers, forming an untapped potential (Accenture, 2013). On the other hand, there are sector reports of institutions and regulatory bodies including non-household segments such as International Energy Agency [IEA] (2011) and VaasaETT (2012b) among many others; however they lack academical models of switching behavior due to their business-wise priorities. Moreover, the studies are conducted in the fully liberalized markets, where residential, industrial and commercial customers are all eligible to choose their energy supplier (VaasaETT, 2012b) and those studies cannot tap the characteristics of a market in its early-mid stages (Australian Energy Regulator [AER], 2012). This study aims to build a model of electricity supplier switching for a relatively neglected customer segment in the business to business [B2B] energy markets:SMEs. The model proposed in this study is mainly based on the study of Bansal et al. (2005) who adapt push, pull, and mooring [PPM] framework in migration literature into services switching, using the similarities between human migration and customer switching. The research model aims to reveal a clearer understanding of why SMEs, who form a significant part of the electricity supply customers and yet neglected with respect to other segments, choose to switch. In order to achieve this goal, a model is formed, which (1) sets forth the determinants of switching (2) in a B2B setting (3) that is made up of SMEs (4) in an electricity market in its early-mid liberalisation phase (Turkey) where the eligibility limit is 4,000 kWh / year (as of 2015). This limit excludes almost all the households from the competitive market yet includes SMEs who are eligible since 2011, when the eligibility limit was 30,000 kWh / year. Literature research and a qualitative study are conducted to support and contribute to the existing PPM model, and develop an extended version of it. The model is tested using survey data, which is put to exploratory factor analysis, confirmatory factor analysis, and structural equation modeling methods respectively. The final model passed all necessary tests and met all model fit criteria. It is concluded that Push factors have an influencing effect on switching intention whereas Pull and Mooring factors are ineffective. In other words, SME consumers start to evaluate switching when they experience an incident with their current supplier, instead of being influenced by any competitors and/or the mooring effects that resides on the way to switching. After the series of analyses, a new push factor is formed. This factor is composed of trust, commitment, value, and price. It has become the strongest component of the push construct. The new factor is interpreted in a way that; the price and value is ineffective in the absence of trust and commitment. In addition, the only value of electricity suppliers, as perceived by SME consumers, is price. Satisfaction and service quality are the next two strongest push components that influence switching intention. In addition, weak social bonds with the current supplier's employees, although to a lesser extent, also results in switching intention. Sector type, country characteristics, customer awareness level, and the stage in the industry life cycle are thought to be affecting how research model factors influence switching. It is believed that as the industry life cycle move towards maturity, customer awareness increases. As both proceed together; pull and mooring constructs of the model step in, most probably former being earlier than the latter. Heuristically, it can be said that if the factors related to the target location are ineffective, than the factors that reside on the way to the target location are not even a matter of discussion. Therefore, it is expected that pull factors start being effective first, and only then mooring factors will be in customers' eyesight moving towards industry maturity. Country characteristics is thought to be another factor influencing the effectiveness of the model. Despite boundaries are dissolving across different cultures and economies (Ger, 1999) that emerges a homogeneous global consumer culture (Cleveland & Laroche, 2007); globalization also empowers national identities (Ger, 1999). Therefore, Turkey's culture and its impact on consumer behaviour should be taken into account. In conclusion, the relationship between the ineffectiveness of pull and mooring factors and impact of awareness levels, country characteristics, and industry life cycle should be studied deeper in future research due to the limitations of this study: (1) Surveys are conducted by CATI method (2) Limited number of items were used to test the factors of the model (3) Surveys are conducted in a semi-liberalized market. Practical implications of this study are mostly for the market players and regulatory bodies in the energy sector. It is recommended that electricity suppliers (1) focus on customer retention by doing basics right, building trust, and investing in advertisements that build brand image in the exploratory stage of the industry, (2) continue their IT & OT investments to improve their customer experience for the development and maturity stages, (3) approach SMEs with sales representatives creating maximum proximity possible, (4) offer customized services to SMEs. Pushing the market towards maturity stage is recommended for the regulatory bodies by arranging the necessary regulations that ease switching, boost customer awareness, and complete/monitor related infrastructure investments.

Anıl Savaş Kılıç
Istanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık turizmi sektöründeki dijital pazarlama ile nöropazarlama çalışmalarının bibliyometrik ve içerik analizi

Bu çalışma, sağlık turizmi sektöründe dijital pazarlama ve nöropazarlama alanlarında gerçekleştirilen akademik yayınları bibliyometrik ve içerik analizi yöntemleriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi, dijitalleşen sağlık hizmetlerinde pazarlama stratejilerinin nasıl evrildiğini ve tüketici davranışlarını yönlendirmede nöropazarlama tekniklerinin rolünü değerlendirmektir. Bu doğrultuda, uluslararası indekslerde yer alan akademik yayınlar sistematik biçimde taranmış; yıllara göre yayın dağılımı, en üretken yazarlar, atıf yoğunluğu ve anahtar kelime ağları gibi bibliyometrik göstergeler analiz edilmiştir. Ayrıca, seçilen yayınlar üzerinden tematik içerik analizi gerçekleştirilmiş; dijital pazarlama kanalları, tüketici etkileşimi, veri analitiği, yapay zekâ uygulamaları, nörobilimsel ölçüm teknikleri (EEG, göz takibi, fMRI vb.) ve hasta deneyimi gibi başlıklar altında ortak temalar belirlenmiştir. Bulgular, dijital pazarlamanın sağlık turizmi destinasyonlarının tanıtımında kritik bir rol oynadığını, nöropazarlamanın ise bu süreci daha etkin ve hedefli hale getirmeye yönelik bilimsel bir araç sunduğunu göstermektedir. Özellikle pandemi sonrası dönemde dijital platformların kullanımının artması, bu iki disiplinin sağlık turizmi bağlamındaki önemini daha da artırmıştır. Sonuç olarak çalışma, dijital pazarlama ve nöropazarlama arasındaki etkileşimi bütüncül bir perspektifle ele alarak, sağlık turizmine yönelik stratejik planlamalara katkı sağlayacak güncel ve kapsamlı bir değerlendirme sunmaktadır.

NöropazarlamaSayısal pazarlamaSağlık turizmi
Murat Sarıkan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otomotiv üretim süreçlerinde çok kriterli karar verme modelleri ile optimal robot yatırım kararlarının belirlenmesi

Küresel imalat sektörü, Endüstri 4.0 paradigmasının etkisiyle köklü bir yapısal dönüşüm içerisindedir. Bu ekosistemin sürükleyici unsurlarından olan otomotiv sanayisinde; tolerans sınırlarının daralması, ürün yaşam döngülerinin kısalması ve hata payını sıfıra indirme hedefleri, konvansiyonel üretim pratiklerini yetersiz kılmaktadır. Bilhassa araç emniyeti ve yapısal mukavemet açısından kritik bir konuma sahip olan BIW (beyaz gövde) hattındaki kaynak süreçleri, barındırdığı yüksek hassasiyet gereksinimi sebebiyle robotik otomasyon sistemlerinin en yoğun entegre edildiği alanlardan biri haline gelmiştir. Öte yandan, bu sistemlerin gerektirdiği yüksek sermaye yatırımları ve teknolojik demode olma (eskime) riski, doğru endüstriyel robotun seçilmesini işletmeler adına stratejik bir karar problemi biçimine dönüştürmektedir. Bu çalışmada, otomotiv yan sanayi bünyesindeki bir kaynak hattının modernizasyonu kapsamında en elverişli endüstriyel robotun seçimine odaklanan bütünsel bir karar modeli geliştirilmiştir. Araştırma metodolojisinde, değerlendirme kriterlerinin ağırlıklandırılması aşamasında FUCOM yöntemi; alternatiflerin öncelik sırasının belirlenmesinde ise MARCOS yöntemi entegre biçimde uygulanmıştır. Geliştirilen model kapsamında, sektörde derin tecrübeye sahip altı uzmanın yargılarına başvurulmuş; teknik performans, finansal kısıtlar ve dijitalleşme uyumu boyutlarını kapsayan dokuz temel kriter temelinde dokuz farklı küresel robot markası analize tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular, "Yatırım Maliyetleri" kriterinin en yüksek ağırlık derecesine sahip olduğunu, bu parametreyi ise sırasıyla "Dijitalleşme/Uyumluluk" ve "Çalışma Hızı" kriterlerinin izlediğini göstermektedir. MARCOS algoritması sonucunda elde edilen sıralamada A9 alternatifi, teknik yetkinlikv ile mali kararlılık arasında en optimal dengeyi kurarak ilk sırada yer almıştır. Son aşamada gerçekleştirilen 90 farklı senaryolu duyarlılık analizi ise önerilen karar modelinin, kriter ağırlıklarındaki olası dalgalanmalara karşı son derece dirençli ve yüksek kararlılıkta sonuçlar ürettiğini ortaya koymuştur.

Çok kriterli karar verme
İhsan Turhan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Web of scıence veri tabanındaki nöropazarlama çalışmalarının bibliyometrik analizi

Son dönemde pazarlama alanında giderek yaygınlaşan bir terim olan nöropazarlama, nörolojik çalışmalardan elde edilen verilerin pazarlama ilkeleriyle bütünleştirilmesini ifade etmektedir. Nöroloji ve pazarlama bilimleri arasındaki ilişkiyi kapsayan nöropazarlama (NP), beyin görüntüleme araçları gibi tıbbi uzmanlık gerektiren ileri teknolojilerin ortaya çıkmasıyla birlikte, istatistiksel çalışmaların verilerinin pazarlama ve nörobilim uzmanlarıyla birlikte yorumlandığı bir çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Nöroloji, sinir sistemi ve beyin yapısıyla ilgili bir bilim dalıdır. Pazarlama uzmanları, bu bilim dalında geliştirilen yöntemleri pazarlamada kullanarak tüketicilerin satın alma isteklerini nasıl değiştirdiklerini ve hangi pazarlama araçlarının onları etkilediğini anlamaya çalışmaktadır. On yıllar boyunca insan beyni pazarlamacılar tarafından gizemli bir varlık olarak görülmüştür. Nörobilim nihai tüketicilerin davranışlarının ardındaki nedenleri aydınlatırken, nöropazarlama bir markanın imajının, mesajının, ürününün, ambalajının ya da reklam kampanyasının tüketicilerin bilinçaltını ne ölçüde etkilediği ve tüketici kararlarını nasıl etkilediği konusunda yol gösterir. Çalışmada; nöropazarlamanın uygulama alanları ve nöropazarlamada kullanılan araçlar hakkında genel bir bilgi verilmekte olup, Web of Science (WoS) 'da nöropazarlama üzerine literatüre katkı sağlayan akademik çalışmaların bibliyometrik analizlerinin yapılarak, güncel durumunun ortaya çıkarılmasının yanı sıra çalışmalara ışık tutması ve istatiksel bilgiler vermesi amaçlanmaktadır.

Elif Sarıkan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perakende sektöründe dijitalleşmeyle birlikte self servis dijital kasa kullanımının müşteri memnuniyetine etkileri

Pek çok kişi daha fazla bilgi teknolojisi kullanmanın işletmelerin çalışma şeklini değiştirdiği konusunda hemfikirdir. Elektronik ticaretin bir iş modeli olarak kullanılması, şirketlere kullanabilecekleri çeşitli araçlar sunarak popülerlik kazanmıştır. Bununla birlikte, SST'nin ne kadar iyi kullanıldığını etkileyen hem müşteri hem de iş ile ilgili çeşitli yönler vardır. Teknoloji ilerledikçe ve çeşitli alanlarda altyapı geliştikçe, iletişim şeklimizi büyük ölçüde etkilemektedir. İnsanlar sosyal etkileşimler ve işletmelerle iletişim kurmak için sıklıkla etkileşimli teknolojilerden yararlanmaktadır. Bu durum hizmet sektöründe daha çok göze çarpmaktadır. İnsanlar artık bir bankaya gitmeye, sırada beklemeye veya bir personelle konuşmaya gerek kalmadan para göndermek ve ödeme yapmak gibi bankacılık görevlerini hızlı bir şekilde gerçekleştirmek için çevrimiçi platformları (web siteleri veya mobil uygulamalar gibi) kullanmayı tercih etmektedir. Tüketicinin hizmete kendi başına erişmesini sağlayan araçlar olan self servis teknolojileri, tüketicinin hizmet sağlayıcı ile etkileşimini destekleyen bir sistemdir. İnternet ve cep telefonları günlük yaşamda yaygın olarak kullanılmakta ve teknoloji altyapılarının arkasındaki temel itici güç olmaktadır. Bu, şirketlerin ürün ve hizmetlerini bu altyapılar aracılığıyla etkin bir şekilde pazarlamasına olanak tanımaktadır. İşletmeler bu altyapıları rekabet avantajı kazanmak için kullanmaktadır. SST'ler, sitenin itibarını artırmak ve uzun vadede müşteri memnuniyeti ve sadakatini garanti altına almak için pazarlama araçları olarak değerlendirilmektedir. Şirketlerin müşterileriyle ilgilenmek için kullandıkları geleneksel yöntemler, self-servis teknolojilerin ortaya çıkmasından büyük ölçüde etkilenmiştir. Teknoloji ilerledikçe şirketler müşterilerle yüz yüze etkileşimlerini yeni bir düzeye taşımıştır. Teknoloji, müşteriler ve çalışanlar arasındaki etkileşimi, müşteriler ve teknoloji arasındaki bağlantıya dönüştürmüştür. Self-servis ödemeler, perakende mağazaları ile müşterileri arasındaki bağlantıyı etkileyen en önemli teknolojidir. Self servis kasalar, müşterilerin personelle konuşmadan kendi işlemlerini yapmalarına olanak tanıyan makinelerdir. Bu araştırmada self servis teknoloji kullanımının süpermarket çalışanları üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri 291 süpermarket çalışanları üzerinde uygulanan anket aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılardan 2 kişi anket sorularını tam doldurmadığı için 289 kişi üzerinden değerlendirmesi yapılmıştır.

Mehmet Özcan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perakendecilik sektöründe dijital kasa kullanımının müşteri memnuniyeti üzerine etkisi

Günden güne globalleşen dünyamızda teknolojik gelişmelerin sağladığı faydalardan yaralanmak işletmeleri mutlaka ileriye götürecektir. Bu sebeple de perakende sektörü sürekli değişen ve gelişen teknolojik gelişmelerden hep faydalanmayı amaç edinmiştir. Bu amaç doğrultusunda perakende sektöründe faaliyet gösteren işletmeler teknolojik gelişmeler üzerine yatırımlar yapmış ve bu yatırımlarla iç müşteri memnuniyetini en yüksek seviyeye taşımayı amaç edinmiştir. Müşteriler artan rekabet ortamında her zaman kendi ihtiyaçlarını hızlı bulabildikleri ve zaman mekan açısından avantaj sağladığını düşündükleri işletmelerden alışverişlerini yapmaktadırlar. İşte bu sebeple zamanı etkin ve en verimli şekilde kullanmak isteyen iç müşteriler alışveriş yaptıkları noktaların ödeme noktalarında zaman kaybetmeyi hiç istememektedirler. Bu durumun farkında olan perakende işletmeleri de iç müşterilerine zaman kazandırmak için self servis ve dijital kasa teknolojilerine yatırım yaparak iç müşterilerin tercih noktası olmayı hedeflemişlerdir. Sürekli artan rekabet ortamında bu teknolojik yatırımları, işletmesinde arttırmayı hedefleyen perakende firmaları her zaman bir adım öne geçmektedir. Özellikle zaman bakımından iç müşterilere avantaj sağlayan dijital kasalar dış müşterilerin alışverişlerini hızlıca bitirmelerini ve ödemelerini kolayca yaparak zamanlarını verimli kullanmalarını sağlamaktadır. Dijital kasa kullanımının sağladığı avantajları gören işletmeler son zamanlarda yatırımlarını bu yönde yapma noktasında eğilimde bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı perakende sektöründe dijital kasa kullanımının iç müşteriler tarafından algılanan müşteri memnuniyetini ölçümlemek ve sağladığı faydaları değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. İç müşterilerin dijital kasa kullanımına bakış açısı, güvenilirliğini ve memnuniyetini etkileyen faktörleri araştırmak için bir anket tasarlanmış ve online anket yöntemi kullanılarak 200 katılımcıya uygulanmıştır. Bölümde dijital kasa kullanımına bakış açısı ve çalışanlar açısından işletmenin durumunu belirlemek için kullanılan 5'li likert ölçeği yer almaktadır. Sonuç olarak, perakende sektöründe dijital kasa kullanımının ilk olarak iç müşterilerde kullanılmasının ölçümlenmesi ve algılanan memnuniyet seviyesinin ne derece olduğunun belirlenmesi amaç edinilmiştir. Perakende sektöründe artan rekabet ortamı dijital kasa gibi teknolojik yatırımların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle zaman açısından büyük avantaj sağlayan bu teknolojik ürünün iç müşteri tarafından işletme unsurlarının da yer aldığı sorularla birlikte uygulanması dış müşterilere etkisi hakkında fikir edinmemizi sağlayacaktır.

Sabri Mesele
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medyadaki haberlere yönelik şüphecilik

Teknolojik gelişmelerin ivme kazandığı günümüzde hayatın her alanında kullanılan internet ile sosyal medya insan yaşamının vazgeçilemeyen bir parçası olmuştur. Sosyal medyanın yaygınlaşması, gelişmesi ve etkisi kullanıcıları, şirketleri ve siyasi partileri de etkileyerek sosyal medyanın bir pazarlama aracı olarak kullanımı yönünde değişim ve gelişim göstermelerini gerektirmiştir. Sosyal medya platformları ile ortaya çıkan bu yeni pazarlama tekniği ile geleneksel pazarlamaya göre kısa zamanda daha fazla insan etkileşimde bulunabilmektedir. Yapılan bu etkileşim sayesinde kullanıcılar ile daha etkili, yönetilebilir ve interaktif iletişim kurulabilmekte ve kullanıcılar üzerinde daha doğru analiz yapılabilmektedir. Bu özellikleri politik pazarlamada da sosyal medyanın kullanımını arttırmıştır. Sosyal medyanın kullanım alanın genişlemesi ve kullanıcılara etkisi dikkate alındığında bu platformun bir manipülasyon aracı olarak da kullanılması insanlara doğru ve güvenilir bilgi kaynağı olarak sosyal medyaya yaklaşımlarını etkilemektedir. Sosyal medya platformlarında üretilen içeriklerin ve paylaşılan haberlerin güvenilirliğinin değerlendirilmesi günümüz sosyal medya kullanıcıları için önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı sosyal medya platformlarında karşılaşılan içeriklerin güvenilirliğini değerlendirirken etkilenilen faktörlerin neler olduğunu ve bu faktörlerin kullanıcı demografik değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Kullanıcıların sosyal medyada üretilen ve paylaşılan içeriklerin güvenilirliğini ve içerik paylaşımı algılarını etkileyen faktörleri araştırmak için bir anket tasarlanmış ve online anket yöntemi kullanılarak 328 katılımcıya uygulanmıştır. Anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde demografik sorular, ikinci bölümde sosyal medya kullanıcıların ideolojik görüşünü belirlemek için kullanılan 5'li likert ölçeği, üçüncü bölümde ise sosyal medya kullanıcılarının ilgisini çeken içerik konularını belirlemek için kullanılan 7'li likert ölçeği yer almaktadır. Sonuç olarak, sosyal medya platformlarındaki içerik ya da haberleri değerlendirirken kullanıcıların demografik özelliklerinin ve takip ettikleri ideolojik bakış açısının paylaşımlara güvenilirliğini etkilediğini ortaya koymaktadır. Bir içeriğin ya da haberin birçok yerde yayınlanması ve paylaşım yapan kullanıcıların yüksek bir popülerliğe sahip olması, o haberin ya da içeriğin güvenilirliği üzerinde etkisinin de olduğu bilinmektedir. Bu çalışma sosyal medyadaki haberlere yönelik şüpheci yaklaşımı ve haberlere güvenilirliği değerlendirirken demografik özelliklerin ve ideolojik bakış açısının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Ayhan Yavuz
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Turizm sektöründe yalın hizmet

Turizm iş kolu günümüzde olduğu gibi gelecekte de maliyetleri düşürme ve iç yapılarının etkililiklerini arttırma zorluklarıyla karşılaşacaktır. Son yıllarda gelişme gösteren Turizm ve Otel endüstrisi ekonomik şartların kötüleşmesi ve içinde bulundukları zor durumlardan sonraki zamanlara odaklanmaktadır. Konaklama sektöründe faaliyette bulunan firmalar gelecekte önceki dönemlerde elde ettikleri kazançlardan daha az kazanacaklardır. Endüstri yıllardır modern yöntem ve araçları başarılı bir şekilde kullanarak verimlilik ve etkililiği optimize ederek hizmet kalitesini arttırmaktadır. Endüstriyel ortamlarda verimliliği arttırmak için uygulanan yöntemlerden bazıları "Yalın yönetim teknikleri" olarak anlatılmaktadır. Bu araştırmada bazı Yalın yönetim tekniklerinin konaklama sektöründe uygulanma düzeylerinin belirlenerek incelenmesi ve yorumlanması amaçlanmıştır. Hazırlanan tez çalışmasında Yalınlık, Yalın üretim ve Yalın yönetim teknikleri literatürde kullanıldığı gibi birbiriyle aynı anlamda kullanılmıştır.

Recep Uysal
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşletmelerdeki yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının örgütsel sürdürülebilirliğe etkisi

Son zamanlarda yaşanmakta olan iklim değişikliği, doğal afetler, salgın hastalıklar ve doğal kaynakların tükenmesi gibi gelişmeler, gezegenin geleceği adına derin soru işaretleri yaratmaya başlamıştır. Ortaya çıkan bu karamsar tablo, işletmelerin çevreci politikalar izlemesini zorunlu kılmaktadır. İşletmelerin karbon ayak izinin azaltılmasında insan kaynakları birimlerine büyük görevler düşmektedir. Bu çalışmada işletmelerdeki yeşil insan kaynakları yönetimi uygulamalarının örgütsel sürdürülebilirlik üzerindeki etkisi araştırılmış ve gerek yerli gerekse yabancı kaynaklar arasında çok az çalışma bulunan "yeşil insan kaynakları yönetimi" konusunda literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırma sırasında nicel veri toplama yöntemlerinden biri olan anket yöntemi kullanılmıştır. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nden alınan izin doğrultusunda 6 Ağustos-4 Ekim 2021 tarihleri arasında bölge ayrımı yapılmaksızın Türkiye'de özel sektörde çalışmakta olan 402 insan kaynakları profesyoneline telefon ve e-mail yoluyla anket formları ulaştırılmıştır. Anket sonucunda elde edilen verilere uygulanan analizler sonrasında öncelikli olarak İK çalışanlarının demografik özelliklerinin yeşil insan kaynakları yönetimi ve örgütsel sürdürülebilirlik boyutları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Daha sonra, yeşil insan kaynakları yönetimi ve örgütsel sürdürülebilirlik boyutları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Firmanın bulunduğu sektör ve çalışılan firmadaki pozisyon gibi değişkenlere göre yeşil insan kaynakları yönetimi ve örgütsel sürdürülebilirlik boyutlarında incelenen değişkenlerde istatistiksel farklılıkların olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yeşil insan kaynakları yönetim biçimiyle örgütsel sürdürülebilirlik boyutları arasında genel anlamda güçlü ilişkilerin varlığı tespit edilmiştir.

Sürdürülebilirlikİnsan kaynakları yönetimi
Berk Altınuç
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital hikaye anlatımı ile tüketicileri yaşam tarzına (psikografik) göre bölümlendirme

Pazar bölümlendirmesi, pazarlama faaliyetlerini etkili bir şekilde yürütmek için gerekli bir ihtiyaçtır. Bu çalışmanın amacı tüketicileri yaşam stillerine göre (psikografik) Pazar bölümleme yapmaktır. Çalışmada tüketicilerin politik eğilimleri dijital hikaye ile sınıflandırma ölçütü olarak hedef (target/output) değişken olarak incelenmiştir. Tüketiciye deneme yanılma yaptırmak yerine, yaşanılacak tecrübeleri kullanıcıları segmente edilerek aşılması sağlanır. Dijital hikayeler, bulgulardaki karar ağacında harmanlanarak kullanılırsa kullanıcılara psikografik bölümlendirme yapılır. Karar ağacına göre maksimum beş soru ile kullanıcıların yaşam tarzı analiz edilebilmektedir. Bu araştırmadan elde edilen sonuca bakılarak, daha az maliyet ve eforla tüketiciler psikografik bölümlendirme yapılabilir. Müşterisinin değer veren firmalar için müşterilerini tanımanın en iyi fırsatıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde literatürden bahsedilmektedir. İkinci bölümde uygulamadan bahsedilmiştir. Uygulamada anket yoluyla katılımcılara sorular yöneltilmiştir. Üçüncü bölüm bulgulardan oluşmaktadır; bu bölümde CHAID algoritması kullanılarak analiz edilen veri seti anlamlı beş alt gruba bölünmüştür.Burada anlamlı bir karar ağacı elde edilmiştir.

Fatih Çapak
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarımsal yatırım planlaması üzerine modelleme çalışması- Gazipaşa örneği

Tarımsal Yatırım Planlamasında Optimizasyon Çalışması- Gazipaşa Örneği Türkiye'de tarım sektörü zorlu bir süreçten geçmektedir. Bu süreçte en uygun ürün, üretim şekli ve süresini ayarlamak büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda Antalya iline bağlı Gazipaşa ilçesi pilot bölge olarak incelenmiştir. Yapılan bu çalışmanın sonuçlarının diğer il ve ilçelere referans olması beklenmektedir. Çalışma kapsamında devletin yetkili kurumlarınca hazırlanan raporlardan faydalanılmıştır. Seçilen bölgede mahalle mahalle ekim/dikimi yapılan ürünlerin listesi, ekim/dikim yapılan ve boşta kalan arazi miktarları, ürünlerin ekonomik değerleri, çiftçi sayısı gibi mikro veriler temin edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi ise atama yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kullanılan yöntem sayesinde kısa, orta ve uzun vadede tarımsal üretim yapılan arazinin büyüklüğü, su ve iklim yeterliliği kriterleri göz önüne alınarak maksimum getiri için en uygun ürünleri listeleyerek, kısa ve uzun vadede hangi ürünün üretimine yatırım yapması gerektiği hususunda çiftçinin bilgilendirilmesi ve bölgesel karlılığın arttırılması hedeflenmiştir. Ayrıca atama yöntemi ile yapılan analizde kullanılan bilgi ve değişkenlerin çiftçinin ya da tarımsal yatırım yapan firmanın kısıtlı kaynaklarını (sermaye, tarımsal arazi, sulama suyu, tarımsal iş gücü vb.) en uygun şekilde kullanmasına yardımcı olacağı da düşünülmüştür. Bu sayede oluşturulan optimizasyon formülünün başarılı olması halinde diğer il ve ilçelerde de tarımsal üretim değerleri arttırılarak milli gelir artışı sağlanabilecektir.

Mehmet Caner Ersoy
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan kaynakları yönetiminin stratejik iş ortaklığı değerlendirmesinde kurumsal çevrenin rolü

Günümüzün artan rekabet koşullarında "insanın" önemi gittikçe artmakta, tüm iş süreçlerinde entegre insan kaynakları fonksiyonları ile ortaya çıkacak stratejik sinerji işletmeler tarafından artık çok daha arzu edilir niteliktedir. İnsan kaynakları yönetiminin bu açıdan artan stratejik önemi işletmenin iç ve dış çevre bileşenlerinin bu bağlamda etkileri ile şekillenebilecektir. İnsan kaynakları yönetiminin stratejik rolünün etkisi ve bu etkinin hangi faktörlere bağlı olacağı, işletmenin yer aldığı sektör ve alt işkoluna bağlı olarak gelişecek çevre bileşenleri ile oluşacak parametrelerle tanımlanabilir. Bunun yanı sıra, işletmenlerin deneyimledikleri kurumsallaşma sürecinin ve elde edilen kurumsallığı sürdürme çabalarının işletmelerin rekabetçi örgütsel çevrede arzu edilen amaçlarına ulaşma adına başvurdukları bir yol niteliğinde olması, iç ve dış çevre bileşenlerinin kurumsallaşmaya zemin hazırlayacak bir formda değişimini de gerekli kılacaktır. Kurumsal bir yönetim modeli, işletme fonksiyonlarının stratejilerini oluşturmada doğrudan etkili bir unsur olmakla birlikte; kurumsallaşma düzeyi ve göstergelerinin işletmenin iç-dış çevre bileşenleri ile etkileşimli olarak strateji geliştirmede etkisi bu bağlamda sistemsel bir yaklaşımda olabilecektir. Bu çalışmada; işletmenin yer aldığı işkoluna bağlı olarak ortaya çıkan iç ve dış çevre bileşenlerinin ve deneyimlediği kurumsallaşma sürecine bağlı olarak tanımlanacak kurumsallaşma göstergeleri etkileşiminde insan kaynakları yönetiminin stratejik rolünün nasıl geliştiğinin ve bunun hangi faktörlerle bağlı açıklanabileceğinin sektöre göre değişiminin gösterilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemine üretim sektörü için İSO 500 -2017 listesine giren işletmelerden İstanbul Ticaret Odası Meslek komiteleri sınıflandırmasında yer alan 46 meslek komitesini temsilen ilgili iş kollarındaki işletmelerden en az bir işletmenin seçilmesi yoluna gidilmiştir. Hizmet sektörü için ise hizmet sektörü alt iş kolları sınıflandırması göz önüne alınarak tanımlanmış 12 iş kolunun, İstanbul Ticaret Odasının meslek komiteleri sınıflandırmasında kategorize edilen 46 meslek komitesinde yer alan işletmelerden 12 alt işkolunu temsil edecek şekilde en az bir işletmenin alınması uygun görülmüştür. Araştırmada karma yöntem kullanılarak nitel ve nicel araştırma desenleri bir arada kullanılmıştır. İşletmelerin web sitelerinde yer alan metinlerden araştırmanın ana ve alt değişkeni ile anlamsal ilişki kurulan ifadeler içerik analizi ile kod, kategori ve temalar haline dönüştürülmüştür. İşletmeler ve yer aldıkları sektör için hâkim olan stratejik insan kaynakları yönetimi faktörleri, kurumsallaşma göstergeleri ve çevre bileşenleri ortaya çıkmıştır. Verilerin sektörel farklılığı çoğunlukla non-parametrik bir test olan ki -kare uygunluk testi ve Mann-Whitney U testi ile teşhis edilmiş, değişkenlerin etkileşimsel etkileri ise ki-kare homojenlik testi ile incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre, üretim ve hizmet sektörü işletmeleri stratejik insan kaynakları faktörleri açısından analamlı derecede farklıdır. Kurumsallaşma göstergelerinin bazıları üretim sektörü işletmelerinde benzer olarak saptanmış olmasına rağmen hizmet sektörü işletmelerinde anlamlı derecede farklı bulunmuştur. İç çevre, yakın (sektörel), genel çevre bileşenleri açısından hem üretim hem hizmet sektörü işletmeleri anlamlı derecede farklılaşmıştır. Çevresel bileşenler ve kurumsallaşma göstergeleri etkileşiminde kuruma özgü stratejik insan kaynakları yönetimi bileşenlerinin ortaya çıkması, bazı faktörler açısından hem üretim hem hizmet sektöründe benzer olarak saptanmıştır. Kurumsallaşma göstergeleri ile sektörel düzeyde hüküm süren ve sektörde insan kaynakları yönetiminin stratejik rolünü ortaya çıkarmada etkili olan faktörler arası etkileşimin kuruma özgü stratejik insan kaynakları yönetimi faktörlerini belirlemedeki etkisi, üretim sektörü için bazı bileşenler açısından benzer olarak bulunmasına rağmen, hizmet sektöründe tüm bileşenler için anlamlı farklılık saptanmıştır. İç çevre, yakın (sektörel) çevre, genel çevre bileşenleri ilesektörel düzeyde hüküm süren ve sektörde insan kaynakları yönetiminin stratejik rolünü ortaya çıkarmada etkili olan faktörlerin etkileşimininkuruma özgü stratejik insan kaynakları yönetimi faktörlerini belirlemede etkisi hem üretim hem de hizmet sektöründe bazı temalar için benzer olarak saptanmıştır. Genel olarak hipotezlerin kabul/ya da kısmen kabulü ortaya çıkmış; araştırma değişkenlerinin bazı alt bileşenlerinin sektör için anlamlı derecede farklılaşmadığı görülmüştür. Üretim sektöründe stratejik insan kaynakları ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar, liderlik, yenilikçilik ve kalite; kurumsallık ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar; sürdürülebilirlik, verimlilik, güvenirlik; çevre ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar ise; sosyal sorumluluk, enerji yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği konularında olduğu saptanmıştır. Hizmet sektöründe stratejik insan kaynakları ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar; müşteri memnuniyeti, hizmet kalitesi, sürdürülebilirliktir, Kurumsallık ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar; yenilikçilik, sürekli gelişme, liderlik; çevre ana başlığı altında en çok öne çıkan temalar ise; iş sağlığı ve güvenliği, sosyal sorumluluk, enerji yönetim sistemi konularında olduğu saptanmıştır.

Senem Yılmaz
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyum bağlamında grup performansının öncülleri

Günümüzde artan rekabet koşulları, işletmelerde bireysel performansın daha ötesinde, bireysel performansların sinerjik toplamları ile elde edilecek olan grup performansına dikkatleri yöneltmiştir. Bu bağlamda grup performansının öncüllerinin neler olacağı ve grup dinamikleri farklı değişkenlerle teşhisi akademik ve uygulama alanında araştırmaya değer bir konu niteliğindedir. İşletmelerde yaygın olarak kullanılan yalın organizasyon yapıları, ara hiyerarşilerin ortadan kalkmaya başlaması ve proje türü işlerin yaygınlaşması takım çalışmasının önemini arttırmaktadır. Takım çalışmasında nihai bir amaç olarak tanımlanacak grup performansını arttırma çabası, bu yöndeki bağımsız değişkenlerin ve ara değişkenlerin belirlenmesi ile ilgili araştırmaların da hızla gelişmesine neden olmaktadır. Söz konusu grup performansını ortaya çıkarmada grup düzeyi dinamiklerle ilişki kurulacak değişkenlerden biri grupla bütünleşme olabilecektir. Çalışma grubu üyeleri arasında ortaya çıkacak bütünleşme daha yüksek düzeyde grup performansının ortaya çıkmasında etkili olabilecektir. İş gruplarının artan düzeyde farklılıkları, farklı özelliklere sahip grup üyelerinin takım çalışmasında bir arada bulunmalarını da gerektirmektedir. Söz konusu farklıklardan biri de kişinin çalışma grubunda hüküm süren değerler ile bireysel değer farklılığıdır. Çalışma grubu üyeleri ile bütünleşen bireyin olumlu grup dinamiklerini nasıl değiştireceği, yer aldığı grup ile değer uyumundan etkilenebilecektir. Bu nedenle kişi-grup değer uyumu, grupla bütünleşme ve grup performansı ilişkisinin incelenmesi, olumlu dinamiklerin teşhisi adına önemlidir. Bu ilişkide departman/çalışma grubu/fonksiyonel alt birimin kendi kültürü (alt kültür) kişi-grup değer uyumunun ortaya çıkmasını güçlendirici ya da azaltıcı bir rol üstlenebilecektir. Takım çalışmalarının artması, işletmelerin formal görüntüden uzaklaşarak informal yapı ve bileşenlerinin daha işlevsel bir özellik kazanmasına neden olacaktır. İşletme içindeki iletişim de bu bağlamda informal karakteristiğe daha çok yaklaşacaktır. Bireylerin yer aldıkları çalışma grupları ile değer uyumlarının grupla bütünleşmeleri ve grup performansına katkıları bu nedenle informal iletişimin karakteristiğine de bağlı olabilecektir. Çalışmanın amacı belirtilen değişkenler arasındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmada nicel araştırma deseni kullanılmış, üretim ve hizmet sektöründen kolayda örnekleme yolu ile belirlenmiş 20 işletmeden 200 beyaz yakalı çalışana ölçekler uygulanmıştır. Verilen analizi SPSS.22 programı ile gerçekleştirilmiş ve önerilen ilişkilerin analizinde korelasyon, çoklu doğrusal regresyon, hiyerarşik regresyon kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kişi-grup değer uyumunun yenilikçilik ve sosyal değer tabanlı insiyatif boyutları grup performansını olumlu olarak etkilemektedir. Grupla bütünleşme, kişi-grup uyumu ve grup performansı ilişkisinde ara değişken etkiye sahiptir. Grup (alt) kültür ve informal iletişimin düzenleyici değişken etkisi saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Grup performansı, grupla bütünleşme, kişi-grup değer uyumu, informal iletişim, alt (grup) kültür

Emine Hacıkura
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de endüstri 4.0 farkıdanlığı

Literatürde Endüstri 4.0 olarak tanımlanan dördüncü endüstri devrimi ile birlikte, üretim sistemleri teknolojik gelişme ve ilerlemeleri hızlı bir şekilde içerisinde barındırmaya başlamaktadır. Üretimde internetin etkin kullanımı düşüncesiyle başlayan yeni devrim süreci bilgi, bilişim teknolojileri ve siber fiziksel sistemler (CPS), nesnelerin interneti (IoT), akıllı fabrikalar ve diğer Endüstri 4.0 bileşenlerinin üretim sistemlerine entegre edilmesiyle gerçekleştirilecektir. Gelişmiş ülkelerin öncülüğünde başlayan Endüstri 4.0'ın ülkelerin gelecek planlamalarında yer aldığı görülmekte, devlet sanayi işbiliğinde yeni sistemlere uygun düzenlemelerin ve uygulamaların başladığı görülmektedir. Ülkemizde ise devlet politikaları bazında benzer çalışmaların başladığı söylenebilmektedir. Bu çalışmalara ek olarak, sanayinin de Endüstri 4.0 uygulamaları için hazırlanması gerekmektedir. Bu doğrultuda, çalışma kapsamında Türkiye üretim endüstrisinin mevcut teknolojik durumu ve Endüstri 4.0'a bakış açısı incelenmiştir. Ülke çapında üretim endüstrisinde çalışan 202 katılımcıya ulaşılarak, Endüstri 4.0 farkındalık anketi ile Endüstri 4.0'a bakış açısındaki sektörel farklılıklar belirlenmiş, Endüstri 4.0 bilgi seviyesine göre katılımcıların görüşleri alınmıştır. Hazırlanan anket paralelinde 13 hipotez oluşturulmuş, hipotezler istatiksel olarak analiz edilmiştir. Sektörel bazda Endüstri 4.0'a bakış açısındaki farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca, katılımcıların Endüstri 4.0 bilgi seviyelerine ve firmalarında Endüstri 4.0 ile ilgili çalışma yapılıp yapılmamasına göre Endüstri 4.0 farkındalıklarının değiştiği görülmüştür. Katılımcılar Endüstri 4.0'a geçişi gerekli görmüş, fakat yeni teknolojileri geçişte mevcut işletme bilgi, bilişim, teknolojik altyapılarının yeterli olmayacağını belirtmiştir. Anahtar kelimeler: Endüstri 4.0, dördüncü sanayi devrimi, siber fiziksel sistemler, nesnelerin interneti, akıllı fabrikalar

Eren Kamber
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konaklama işletmelerinde toplam kalite uygulamalarının çalışan performansı üzerine etkisi

Toplam Kalite Yönetimi (TKY), iş süreçlerini optimize ederek kısaltan, maliyetleri düşüren, hataları minimize eden ve böylelikle müşteri memnuniyetini arttıran, ayrıca çalışanların eğitim düzeyini arttırıp; onları karar alma süreçlerine dahil eden bir sistemdir. Yani TKY, işletmelerin etkinliğini ve verimliliğini arttırmada rol oynayan önemli faaliyetlerden biridir. Bu nedenle işletmeler, iş süreçlerinin tamamında TKY'yi profesyonelce uygulamayı hedeflemektedirler. Belirtilen ifadeler doğrultusunda tüm işletmelerde olduğu gibi konaklama işletmelerinde de toplam kalite uygulamalarına önem verilmektedir. Bu çalışmada TKY'nin çalışan performansı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle geliştirilecek hipotezlerin belirlenmesi için geniş bir literatür araştırması yapılmış ve bunun sonucunda analizi yapılmak üzere hipotezler belirlenmiştir. TKY ve çalışan performansını ölçmeye yönelik hipotezler için ayrı ayrı anket formları hazırlanmıştır. Ankete, Antalya ilinde faaliyet gösteren ve TKY uygulaması mevcut olan 57 konaklama işletmesi katılım sağlamıştır. Bu işletmelerdeki mevcut TKY uygulamalarının, çalışan performansı üzerindeki etkisinin analizi sonucunda, konaklama işletmelerindeki TKY uygulamalarının, çalışan performansını pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği sonucuna varılmıştır.

Melih Can
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

CMMI ile yazılım süreçlerinin iyileştirilmesi ve yazılım şirketlerinin CMMI 3 seviyesine göre değerlendirilmesi

Globalleşen dünya ve gelişen teknoloji ile beraber insanların her şeyden olduğu gibi tükettikleri ürünlerden de beklentileri maksimum düzeye ulaşmıştır. Birçok sektörde olduğu gibi yazılım sektöründe de artan müşteri beklentileri daha kapsamlı ve hacimsel olarak da büyük yazılımların geliştirilmesine sebep olmuştur. Yazılım projelerindeki bu büyüme 20. yüzyılın son çeyreğinde yazılım krizi boyutuna varacak biçimde kalite sorununu doğurmuştur. Artan ivmeyle değişen teknoloji, kıtalar arası ticaret sınırlamaları, ürün güvenilirliğindeki artan riskler, yasal yükümlülükler, artan maliyetler, artan müşteri istekleri gibi birçok faktör yazılım sektöründe de çeşitli önlemlerin alınmasını gerekli kılmıştır. Olumsuz koşullar karşısında direnç kazanmak ve avantaj elde etmek adına kalite kavramı yazılım sektöründe de önem kazanmaya başlamıştır. 1980'li yılların ortalarına doğru başlayıp günümüze kadar gelen yazılımda kalite sertifikasyon süreci çalışmaları ile yüksek verimde ve beklenen kalitede yazılım geliştirilerek değeri yüksek ürün ortaya çıkarımı sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu tez çalışmasında yazılım geliştirmede etkili olan faktörler incelenerek kalite ve süreç konuları detaylandırılmıştır. Bu sayede yazılım sektöründe faaliyet gösteren firmalara kalite odaklı ürün geliştirmede süreç yönetiminin önemi ve kalitenin sağlanabilmesi için uygulanmış ve uygulanmaya devam eden önemli yöntemler, modeller gösterilerek CMMI yetenek olgunluk modeli detaylı olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda CMMI 3. olgunluk seviyesinde yetkinliği ölçecek bir envanter sunulmuş ve sektörde faaliyet gösteren firmalara uygulanarak geçerliliği sınanmıştır. Ayrıca envanterin uygulandığı firmalardan biri ile derinlemesine mülakat tekniği ile yüz yüze görüşme yapılarak sertifikasyon edinim sürecinde yaşadıkları deneyimler ve sonrasında sağladıkları faydalar benzer hazırlıklarda bulunan firmalara örnek olması adına incelenmiştir.

Sakine Ayça Alparslan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Belediye hizmetlerinin performans algısının değerlendirilmesi üzerine bir çalışma: Alanya örneği

Yerel halkın ihtiyaç ve beklentilerinin karĢılanmasında en etkin kurum belediyelerdir. Ġhtiyaç ve beklentilerin karĢılanması ve bu bağlamda duyulan memnuniyetin ölçülmesi belediyelerin ileriye dönük planlamaları açısından büyük önem arz etmektedir. Yerel halkın belediyelere yönelik memnuniyetlerinin belirlenmesi için öncelikle belediyelerden ihtiyaç ve beklentilerinin yani belediyelere yönelik algılamalarının belirlenmesi gerekmektedir. Özellikle 6 Aralık 2012 tarihli 28489 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6360 sayılı kanun ile birlikte ilçe belediyelerin yetki ve sorumluluklarının bir bölümünün büyükĢehir belediyelere devri ile yerel yönetimler arasında da rekabet yaĢanmaya baĢlamıĢtır. Bu çalıĢma, belediye hizmetlerinin performans algısının değerlendirilmesine yönelik yeni bir algoritmanın oluĢturulması ve akabinde uygulanmasının gerçekleĢtirilerek test edilmesi amacı ile gerçekleĢtirilmiĢtir. Belediye hizmetlerinin performans algısının değerlendirilmesine yönelik geliĢtirilen+ algoritmada nitel gözlem tekniklerinden gömülü teori kullanılarak oluĢturulan ölçek, nicel yöntemler kullanılarak uygulanmıĢtır. GerçekleĢtirilen literatür taraması sonucunda benzer bir yöntem kullanılarak herhangi çalıĢma yapılmamıĢ olduğunun belirlenmesi araĢtırmanın özgünlüğünü ve önemini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, çalıĢma kendi alanında ilk olma özelliği taĢımaktadır. AraĢtırma kapsamında geliĢtirilen algoritma, Alanya Belediyesine uygulanmasına karĢın bütün dünyada belediyelerde uygulanabilir niteliktedir. Algoritmanın uygulama adımları, Antalya ili Alanya ilçesinde gerçekleĢtirilmiĢtir. Algoritma, nitel ve nicel yöntemlerin kullanıldığı iki ana bölüm ve toplamda 10 basamaktan oluĢmaktadır. Algoritmanın Alanya Belediyesi uygulaması bağlamında yerel halkın belediyecilik algısına etki eden faktörleri belirlemek amacı ile 63 birey ile görüĢmeler gerçekleĢtirilmiĢtir. Bütün görüĢmeler gömülü teori tekniği baz alınarak yapılmıĢtır. GörüĢmelerde elde edilen bulgulara gerçekleĢtirilen analizler sonucunda Alanya‟da yerel halkın belediyecilik algısının "fiziki beklenti", "sosyal beklenti", "iletiĢim" ve "hızlı ve etkin hizmet" faktörlerinden oluĢtuğu belirlenmiĢtir. Belirlenen bu dört ana faktör, bazıları birden fazla faktör altında yer alan ile 22 alt faktörden oluĢmaktadır. Algoritma uygulamasının devamında elde edilen faktörlerden Alanya Belediyesinin hizmet sınırları içerisinde yer alan 19 faktör önerme haline getirilerek anket düzenlenmiĢtir. Önermeler, algoritmanın nitel çalıĢma sonucunda elde edilen önem ve memnuniyet sonuçlarına göre oluĢturulmuĢtur. Anket çalıĢması 546 bireye uygulanmıĢtır. Anket çalıĢmasından elde edilen sonuçlar algoritma kapsamında performans-önem analizine tabi tutulmuĢtur. Performans-önem analizi sonucunda bütün ana ve alt faktörlerin "yoğunlaĢılması gereken" bölümde yer aldığı tespit edilmiĢtir. Performans-önem analizi sonrası ana faktörler ile genel memnuniyet arasında iliĢki olup olmadığının belirlenmesi için korelasyon analizi uygulanmıĢtır. Analiz sonucunda bütün ana faktörlerin genel memnuniyet ile iliĢkisi olduğu bulgusuna ulaĢılmıĢtır. Algoritma uygulamasının devamında faktörlerin genel memnuniyeti açıklayıp açıklamadığına bakılmıĢ olup bütün faktörlerin genel memnuniyetin açıklanmasında etkili olduğu belirlenmiĢtir. Regresyon analizinin ardından ana faktörlerin algılanmasında katılımcı gruplarına göre farklılık olup olmadığının belirlenmesi amacı ile t-testi ve Anova analizleri uygulanmıĢtır. Analizler incelendiğinde cinsiyet ve yaĢ gruplarına göre faktörlerin algılanmasında farklılık olmadığı, buna karĢın katılımcıların eğitim durumu ve yaĢadıkları yerlere göre farklılık olduğu saptanmıĢtır. Bulgular genel olarak incelendiğinde, katılımcıların bütün faktörlere önem verdiği ve faktörlerin genelinden memnuniyet duyduğu saptanmıĢtır. ÇalıĢmanın son bölümünde algoritmanın uygulanması ile elde edilen bulgular ıĢığında halkın belediye memnuniyetini arttırıcı belediye tarafından uygulanması gereken tavsiyelere yer verilmiĢtir.

Adem Er
Alanya Alaaddin Keykubat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya etkileyicileri profillerinin satın alma niyetini etkilemesi: Üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma

Bu tez, üniversite öğrencilerinin satın alma niyetleri üzerindeki sosyal medya fenomenlerinin (SMI) etkisini incelemektedir. İnternet ve sosyal medyanın günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle, SMI'lar özellikle genç demografilerde tüketici davranışlarını şekillendirmede önemli figürler olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmanın amacı, SMI'ların özelliklerinin ve etkilerinin üniversite öğrencilerinin satın alma niyetlerini nasıl etkilediğini anlamaktır. Araştırma, 1 Mart 2023 ile 1 Mayıs 2024 arasında 383 katılımcı ile gerçekleştirilen ve 358 geçerli yanıtın analiz edildiği bir online anketi içermektedir. Anket, algılanan çekicilik, güvenilirlik, parasosyal etkileşimler ve tüketici sadakati gibi değişkenleri 5'li Likert ölçeği kullanarak ölçmeyi amaçlamıştır. Bu tezin bulguları, SMI'ların üniversite öğrencilerinin satın alma kararlarını önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Fenomenlerin algılanan çekiciliği ve güvenilirliği, öğrencilerin tutumlarını ve davranışlarını şekillendirmede kritik roller oynamaktadır. Parasosyal etkileşimlerin gücünün de satın alma niyetlerini etkileyen önemli bir faktör olduğu bulunmuştur. Bu etkileşimler, genellikle daha yüksek güven ve bağlantı düzeyiyle sonuçlanmakta, bu da öğrencilerin fenomen tavsiyelerini takip etmelerine ve satın almalarına yol açmaktadır. Araştırma, influencer pazarlamasının genç tüketicilere ulaşmak isteyen markalar için stratejik bir araç olarak önemini vurgulamaktadır. Markalar, SMI'ların etkileyici gücünden yararlanarak üniversite öğrencileri arasında görünürlüğünü, güvenilirliğini ve nihayetinde satışlarını artırabilir. Çalışmanın sonuçları, pazarlamacıların hedef kitleleriyle iyi rezonans sağlayan fenomenleri dikkatlice seçmeleri ve güçlü parasosyal ilişkiler geliştiren özgün, ilgi çekici içerikler oluşturmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

Parasosyal etkileşimSosyal pazarlamaÇevrimiçi pazarlama
Sevil Beylergil
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan kaynakları yöneticilerinin oyunlaştırma uygulamalarına yönelik tutum ve davranışlarının incelenmesi: Antalya bölgesi turizm sektörü üzerine bir değerlendirme

Bu araştırma turizm sektöründe; işe alım, eğitim, performans değerlendirme ve kariyer yönetimi aşamalarında kullanılan oyunlaştırma uygulamalarının algılanan başarısında nasıl bir değişiklik olduğunu belirlemek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Günümüzde çalışma hayatında sıklıkla yer almaya başlayan oyunlaştırma faaliyetlerinin çalışanlar kadar yöneticiler tarafından da özümsenmesinde etkili olan faktörleri ele alınmaktadır. Araştırma turizm sektöründeki insan kaynakları yöneticileri üzerinde yapılmaktadır. Bu doğrultuda insan kaynakları yöneticilerinin oyunlaştırma faaliyetleri hakkındaki bilgi birikimi, tutumu, düşüncesi ve uygulamaya uyum gösterip gösterememesi ile uygulamayı aktif olarak kullanıp kullanmamasının altında yatan nedenlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Oyunlaştırma geleneksel insan kaynakları yöneticilerinin işe alım, eğitim, performans yönetim sistemlerine kıyasla çalışanların yaptığı işten aldığı zevki ve performans bilgilerine erişimlerini arttırmaktadır. Oyunlaştırma faaliyetleri uygulamada kullanılırken işle ilgili değişkenlerin dikkate alınması gerekmektedir.

Neslihan Özgür
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Paris iklim anlaşması ve sürdürülebilir lojistik kapsamında lojistik köy yeri seçimi: Türkiye örneği

Paris İklim Anlaşması'na taraf ülkelerin gelecek nesillere yaşanılacak bir çevre bırakma hedefi doğrultusunda küresel ısınmaya karşı ortaya konan tedbirlere uyum sağlaması gerekmektedir. Bu gereklilik doğrultusunda uzun süreli planlarla uygulanacak önlemler, sera gazı salınımının azaltılması, küresel ısınmanın kontrol altında tutulması ve sürdürülebilir kalkınma sağlanmasını amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak lojistik faaliyetlerinde trafik yoğunluğu, ulaşım alt yapısı, planlama, yöntem, yapılan düzenlemeler, dönüşüm ve hesaplamalarla minimum emisyon sağlayacak ulaştırma modellerinin oluşturulması gerekmektedir. Sürdürülebilir lojistik çevre, sosyal ve ekonomik faktörlerden oluşmaktadır. Çevre faktörü kirliliği ve sera gazı salınımlarının en aza indirgenmesini, sosyal faktör lojistik faaliyetin toplumun geneline ve yararına olmasını, ekonomik faktör de maliyetin az ve karlılığın fazla olmasını öncelikler. Lojistikle ilgili planlamalarda teknoloji faktörü, teknolojik imkanların kullanılmasıyla süreçlerin verimli hale getirilmesi yönüyle önem arz etmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de kurulması planlanan lojistik köyler için yer seçimi, Paris İklim Anlaşması'nın amacına yönelik çevresel faktörler dikkate alınarak yapılmıştır. Bu faktörlerle birlikte sürdürülebilir lojistik kapsamında ekonomik ve sosyal etmenler de göz önüne alınmıştır. Her sektörde olduğu gibi lojistikte de önemi her geçen gün artan teknoloji, yer seçiminin diğer bir faktörü olarak çalışmada yer almıştır. TCDD'nin Türkiye'de kurulmasını planladığı lojistik köy yeri alternatifleri, tüm bu faktörler kullanılarak çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmiş ve göreceli olarak karşılaştırılmıştır. Detaylı bir literatür taraması ile uygulamada kullanılabilecek kriterlerin listesi çıkarılmış, uzman görüşleri kullanılarak çalışmada kullanılacak kriterler bu listeden seçilmiştir. Kriter ağırlıkları, uzman görüşleri alınarak AHP yöntemi ile hesaplanmıştır. Alternatiflerin sıralanmasında TOPSİS ve Bulanık TOPSİS yöntemleri kullanılmış, bu iki yöntemle elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır.

Mustafa Sait Kaplan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etik tüketim bağlamında kdk incelenmesi : Kozmetik ürün kullanıcılarının segmentasyonu

Grunig'in iletişim davranışına ilişkin durumsal teorisi, insanların neden iletişim kurduklarını ve ne zaman iletişim kurduklarını açıklamaya çalışmaktadır. Kamuların durumsal kuramı, iletişimin davranışsal etkilerinin yanı sıra, bu sonuçların en olası olduğu belirli iletişim türleri ve kamu türleri ile en yaygın şekilde bağlantılı olan tutumları da tahmin etmektedir. Bu çalışmada da kamuların durumsal kuramından yola çıkılarak, kozmetik ürün kullanıcılarının segmentasyonu hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Son yıllarda özellikle kozmetik sektöründe büyük bir değişim yaşanmaktadır. İnsanlar, kozmetik ürünlerin tercih edilmesinde ve satın alma niyetlerinde, farklı faktörlerden etkilenmektedir. Bu durum, kamuların durumsal kuramı ile kamunun farklı segmentasyonda olduğunu göstermektedir.

Beyza Kahya Yılmaz
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Turizmde sürdürülebilirlik: Analitik hiyerarşi prosesi yöntemi ile kriterlerin değerlendirilmesi

Turizm sektörü gelişen ve gelişmekte olan tüm ülkelerde ekonomik, kültürel ve sosyal kalkınmanın gelişmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Ancak, uzun süre boyunca turizmin sadece ekonomik etkilerine odaklanılması, olumsuz etkilerinin göz ardı edilmesine yol açmıştır. Bu durum sürdürülebilirlik kavramının önem kazanmasına ve son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri haline gelmesine neden olmuştur. Rekabet artışı ve değişen ihtiyaçlar, turizm işletmeleri başta olmak üzere, sektör genelinde sürdürülebilir turizmi bir gerekliliğe dönüştürmüştür. Çalışmanın temel amacı sürdürülebilir turizm boyutlarının otel yöneticilerinin bakış açısıyla değerlendirilmesidir. Çalışmada kitle turizmi, sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir otel ve sürdürülebilir turizm boyutları hakkında literatür araştırması yapılmıştır. Detaylı literatür araştırması sonucunda, sürdürülebilir turizm için ana kriterler ve alt kriterler belirlenmiştir. Çalışmanın analizinde çok kriterli karar verme tekniklerinden Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılmıştır. AHP yöntemi, karmaşık karar verme süreçlerinde kriterlerin önem derecesini belirlemede kullanılan etkili araçlardan biridir. Sürdürülebilir turizmin boyutlarına ilişkin faktörlerin önem sırasını belirlemek amacıyla otel yöneticileriyle görüşmeler yapılmıştır. Yöneticilerin sürdürülebilirlik konusundaki deneyim ve bilgilerini yansıtmakta olan bu görüşmeler karar sürecinin daha objektif olmasını sağlamıştır. Araştırma gereği ana ve alt kriterlerin ağırlıkları hesaplandıktan sonra bütünleşik kriter ağırlıkları bulunmuştur. Bu sayede her bir kriterin sürdürülebilir turizm üzerindeki etkisi bulunmuştur. Elde edilen sonuçların tutarlı olup olmadığını değerlendirmek amacıyla tutarlılık analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda sürdürülebilir turizmin farklı boyutlarının otel yöneticileri tarafından nasıl değerlendirildiği ve hangi kriterlerin daha fazla önem taşıdığı ortaya koyulmuştur. Bu değerlendirme sürdürülebilir turizm politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde önemli bir rehber niteliği taşımaktadır. Otel yöneticilerinin sürdürülebilirlik konusundaki bakış açıları, bu alandaki uygulamaların etkinliğini arttırmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, sürdürülebilir turizm de teorik ve pratik boyutları birleştirerek, otel yönetimi tarafından daha sürdürülebilir uygulamaları benimsemede yol gösterici nitelikte olabilir. Elde edilen bulguların turizm sektöründe sürdürülebilirlik bilincinin arttırılmasında ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasında önemli katkılar sunacağı düşünülmektedir.

SürdürülebilirlikTurizm sektörü
Emine Akbudak
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Denizcilik sektöründe dijital olgunluk modeli ve siber güvenlik farkındalığı

Dijitalleşme, denizcilik sektörünü geleneksel sınırlarının ötesine taşımakta ve firmaların üretkenliğini, verimliliğini ve sürdürülebilirliğini artırmak için birçok yeni fırsat sunmaktadır. Dijital olgunluk, firmaların pazarda rekabetçi kalmak için kalıpları değiştirme ve uygulama konusundaki hazırlığını ve kapasitesini göstermektedir. Denizcilik şirketlerinin, dijital dönüşümün yeteneklerinden rekabetçi avantajlar elde etmek için dijital olgunluk durumlarını modeller aracılığıyla bilmesi gerekmektedir. Bu çalışma ile denizcilik sektörünün ve firmaların dijital olgunluk seviyesini ölçmek amacıyla 5 ana boyut ve 25 alt boyuttan oluşan dijital olgunluk modeli geliştirilmiştir. Tüm boyutların önemi AHP (Analitik Hiyerarşi Prosesi) yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. AHP ile Ağırlıklandırılmış Olgunluk Yaklaşımı ile de olgunluk seviyeleri ortaya çıkartılmıştır. Sonuçlar, strateji ve yönetimin en önemli kriter olduğunu göstermektedir. Öte yandan denizcilik sistemlerinin artan karmaşıklığı, dijitalleşmesi, tüm denizcilik sektörü için yeni siber güvenlik gereksinimleri ortaya çıkarmaktadır. Siber güvenliğin ciddiyeti, şirketler üzerindeki etkileri göz önüne alındığında küresel bir dikkat ve bilinç gerektirmektedir. Bu çalışma ile, internet kullanıcılarının siber güvenlik farkındalığını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi için bir yöntem oluşturulması amaçlanmıştır. Denizcilik sektöründe çalışanlara odaklanılarak, kullanıcıların siber güvenlik farkındalığı ile ilişkili faktörleri belirlemek ve ölçmek için tutum, bilgi, deneyim, eğitim ve cinsiyet dahil olmak üzere yedi ayrı farklı faktör kullanılmıştır. Her faktörün ağırlığını çıkarmak için AHP karar verme tekniği uygulandıktan sonra, sonuçlar en önemli faktörün bilgi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Denizcilik sektörü, Dijital olgunluk modeli, Siber farkındalık, AHP.

Lemi Kaya
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilirlik ve ürün kalite performansının tüketici satın alma davranışına etkisi

Araştırma kapsamında; Sürdürülebilir ürünlerin kalite performansı aracılığı ile tüketiciler üzerinde satın alma davranışlarını üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tüketicilere yönelik yapılan çalışmada; veriler rastgele seçilen toplam 313 kişi ile kolayda örnekleme tekniği ile anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler, SPSS 21.0 ve AMOS 21.0 programı ile analiz edilmiştir. Çalışma da değişkenler arasındaki nedensel ilişkileri ortaya koymak için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Ölçeklerin yapı geçerliğinin belirlenmesi için açımlayıcı faktör analizi, güvenirlik düzeyinin belirlenmesi için cronbach's alfa katsayısı hesaplanmıştır. Ölçeğin faktör analizine uygun olup olmadığını anlamak amacıyla Kmo ve Bartlett testi yapılmıştır. Baron ve Kenny Yöntemi ile yapılan aracılık testi ile ürün kalite performansının tam aracılık rolü ile sürdürülebilir ürün algısının tüketici satın alma davranışını doğrudan etkilediği görülmüştür. Çalışmaya katılan tüketicilerin, sürdürülebilir ürünlerin daha sağlıklı ve yararlı olduğunu düşünmeleri nedeniyle, büyük ölçüde sürdürülebilir ürünleri tercih ettikleri belirlenmiştir. Tüketicilerin yaş aralığı ve eğitim düzeylerine bağlı olarak, kalitenin tüketici davranışları üzerinde etkisi olduğu gözlenmiştir. Tüketicilerin aynı zamanda sürdürülebilir ürünleri satın alırken dikkat ettikleri kriterlerin başında kaliteden sonra fiyata önem verdikleri görülmüştür. Çalışmanın faktör analizi sonuçlarına göre tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen anket formu dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü demografik özelliklerden, ikinci bölümü ürün kalite performansından, üçüncü bölümü ise tüketici satın alma davranışından oluşmaktadır. Anketin son kısmı olan dördüncü kısımda ise sürdürülebilirlik ile anket tamamlanmıştır. Araştırmanın amacı, tüketicilerin sürdürülebilirlik ve ürün kalite performansının tüketici satın alma davranışı üzerindeki etkisini araştırmak, sürdürülebilirliğin tüketici satın alma davranışı üzerindeki etkisini araştırmak, ürün kalite performansının sürdürülebilirlik ile tüketici satın alma davranışı arasındaki aracılık etkisinin olup olmadığını tam olarak ortaya koymaktır. Ürün kalite performansına en fazla etki eden değişkenler; ürünün güvenilirliği, ürünün dayanıklılığı ve ürünün tasarımı olduğu bulunmuştur. Ürün kalite performansının tüm tüketici satın alma ölçütlerini pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Tüketici satın alma davranışına en çok etki eden iki değişken ise ürünün satış sonrası hizmetleri ve satış danışmanının davranışları olarak bulunmuştur. Sürdürülebilirlikte ekolojiyi dört değişken olumlu yönde etkilemiştir. Bunlar sırasıyla bir ürünün ekolojik avantajları ve dezavantajları hakkında bilgi sahibi olma isteği, tüketici çabasının çevre kirliliğinin önlenmesindeki katkısı, çevre dostu organik etiketli ürünlerin daha fazla satın alınma arzusu ve ürün satın alımında daha sağlıklı ürünlerin tercih edilmesidir. Sürdürülebilirlikte ekolojinin tüm tüketici satın alma ölçütlerini pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Sürdürülebilir ürünleri ise iki değişken olumlu yönde etkilemiştir. Bunlar sürdürülebilirlik kavramının toplum için ekonomik büyümeden daha önemli olduğu ve daha sağlıklı ürünler için daha fazla ücret ödeme isteğidir. Sürdürülebilir ürünlerin tüm tüketici satın alma ölçütlerini pozitif yönde etkilediği görülmüştür.

KaliteSatın almaSürdürülebilirlik+2
Ece Küçülmez
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID 19 maskesi takmanın algılanan hizmet kalitesine etkisi

2019 yılının sonlarında Çin'de ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan ve bugüne kadar etkisini sürdürmeye devam eden COVID-19 pandemisi, özellikle havacılık sektörünü derinden sarsmıştır. Havacılık otoriteleri, virüsün yayılmasını önlemek için, havayollarının hem yolcular hem de personeller için birtakım önlemler almasını sağlamıştır. Bu önlemler kapsamında; yolcuların uçağa binmeden önceki süreçte havayolu tarafından sunulan hizmetleri nasıl algıladıklarını ve ilgili hizmetlerin zayıf noktalarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. COVID-19 salgını döneminde, ulusal havayolları ile iç hat seyahat eden yolcuların; uçuş öncesi hizmet kalitesi boyutlarına yönelik algıları ölçülerek, COVID-19 salgını öncesinde yapılan benzer üç çalışma ile karşılaştırılmıştır. Araştırma, 08 Temmuz 2021-27 Temmuz 2021 tarihleri arasında ulusal havayolları ile Gazipaşa-Alanya Havalimanı'ndan yurtiçi seyahat eden ve araştırmaya katılmayı kabul eden kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 356 yerli yolcu ile yapılmıştır. Çalışmada, 1985 yılında Parasuraman, Zeithaml ve Berry tarafından geliştirilen 5 boyutlu SERVQUAL ölçeği kullanılmıştır. Yolcuların COVID-19 sebebiyle anket yapmaktan kaçınmaları sebebiyle SERVQUAL ölçeğinin sadece algılar kısmı uygulanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilere; frekans testi, bağımsız t testi analizi, tek yönlü ANOVA analizi ve tek örneklem t testi uygulanmıştır. Bu analizlerle, cinsiyet, yaş, medeni durum, gelir düzeyleri ve seyahat edilen havayolu ile hizmet kalitesinin beş boyutuna yönelik algılar arasında anlamlı bir fark olmadığı, eğitim düzeyi ile "güvenilirlik" ve "güvence" boyutunda, meslek grubu ile "güvenilirlik" ve "heveslilik" boyutuna yönelik algılar arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Üniversite eğitim düzeyine sahip olanların "güvenilirlik" ve "güvence" boyutuna ilişkin algılarının, yüksek lisans/doktora yapanlara göre daha yüksek olduğu ve işsizlerin "güvenilirlik" ve "heveslilik" boyutuna yönelik algılarının, ev hanımlarına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. COVID-19 salgını sırasında uygulanan tedbirlerin, hava yolcularının algılanan hizmet kalitesini arttırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu salgın döneminde, Türkiye'deki ulusal havayollarının, gerekli hizmet kalitesini yakalayabilmesi ve kurumsal imajını güçlendirebilmesi için güvenilirlik boyutuna daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Literatürde COVID-19 pandemisinde havacılık sektörü ile ilgili çok az araştırma bulunduğundan, bu araştırma literatürdeki boşlukları doldurması ve ileride yapılacak araştırmalara ışık tutması açısından önemlidir

COVID 19Hava yollarıHizmet kalitesi+2
Emre Oruç
Alanya Alaaddin Keykubat University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00