
152
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kuantum Teorisinin çağdaş heykel formlarında yansımaları
Bilim ve Sanat, genellikle ayrı alanlar olarak düşünülse de, soyut fizik için sanat, bilim insanlarının değişen gerçekliği keşfetmek için başvurduğu, somut bir form işlevi görür. Kuantum Teorisi, modern fiziğin en karmaşık teorisi olarak bilinir ve ortaya çıktığı günden bu yana, tıp, biyoloji, kimya, teknoloji, felsefe, teoloji, sosyoloji ve sanat dahil olmak üzere birçok disiplini etkilemiş ve hala etkilemeye devam etmektedir. Heykel sanatı, Kuantum Teorisi'nin etkilerini en çarpıcı şekilde yansıtan alanlardan biridir. Sanatçılar, kuantumun karmaşıklıklarını ve belirsizliklerini heykellerinde ifade etmekte ve izleyiciye bu soyut kavramları somut bir formla yansıtmaktalar. Örneğin, bir heykel, parçacıkların belirsizliğini ve sürekli olarak değişen doğasını temsil edebilmekte veya bir dizi heykel, parçacıklar arası etkileşimleri ve dalgalanmaları betimleyebilmektedir. Bu tez çalışması; Kuantum Teorisi'nin ortaya çıkışından itibaren gerçekleşen bilimsel gelişmelerin, teknolojiye yansımalarını, bunun da Endüstriye etkilerini, dolayısıyla sosyal yaşamın değişimini vurgulayarak, bu teorinin heykel sanatında görülen form değişimine olan etkisini araştırmaktadır. Bu tez çalışması ile heykeltıraşların bu teoriyi nasıl ele aldıkları örneklerle gösterilmekte, bilimsel gelişmelerin sanat ile etkileşimi, evreni anlama ve ifade etme çabalarının çağdaş heykel formlarına yansımaları açıklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sanat, Heykel, Bilim, Kuantum, Teknoloji
14. yy'dan günümüze plastik sanatlarda Pieta imgesi
Bu tez çalışması, 14. yüzyıldan günümüze kadar uzanan bir zaman diliminde plastik sanatlarda varlığını sürdüren Pieta imgesini incelemeyi amaçlamaktadır. Pieta, genellikle Meryem Ana'nın oğlu İsa'nın çarmıha geriliş sonrasında onun ölü bedeniyle tasvir edilen bir kompozisyonu içermektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Pieta imgesine değinirken, ikinci bölümünde resim sanatında Pieta İmgeleri ile çalışan başlıca sanatçılar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Heykel Sanatı'nda Pieta İmgeleri ile çalışan başlıca sanatçılar incelenerek, Roma Pietası'nın Frudyen bakış açısıyla psikanalitik çözümlemesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise Pieta imgesinin çağdaş yorumları incelenmiştir. Tez, bu ikonik temsilin geçirdiği evrimi ve farklı dönemlerdeki sanatçılar tarafından nasıl yorumlandığını anlamayı hedeflemektedir. Çalışma, Pieta imgesinin tarih boyunca sahip olduğu farklı anlamları, kültürel bağlamları ve estetik yorumları analiz ederek, plastik sanatlar içindeki önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Pieta'nın tarih içindeki evrimi, dini sembolizm, estetik tercihler ve kültürel etkileşimlerin bir yansıması olarak ele alınacaktır
Soyut heykelde gerçeklik
'Soyut Heykelde Gerçeklik' adlı bu tez çalışmasında, 'soyut heykel sanatı' olarak değerlendirilen sanatsal ifade biçimi, 'gerçek ve gerçeklik' kavramları bağlamında irdelenmektedir. Yaşantımız içinde çok fark edilemese de en önemli olgulardan biri gerçeklik anlayışımızdır. Gerçeklik, çağdan çağa, kültürden kültüre olduğu kadar bireyin öznel yargılarına bağlı olarak da değişir ve dönüşür. Gerçeklik kavrayışımız, yaşantımız boyunca bir şeyleri algılama ve anlamlandırmada sürekli bizlere eşlik eder. Bir nesneye baktığımızda aslında ilgilendiğimiz şey sadece onun dış dünyada yer edinmiş şekli değildir. Gerçeklik, dış dünyada olanların ardında, ötesinde durmaktadır. Gerçeklik anlayışı insanoğlu var olduğundan itibaren sanatla iç içe olmuş ve farklı şekillerde yansıtılmıştır. Soyut sanat, nesnelerin dış görünümlerinden uzaklaşır, bizlere yalınlık içinde gerçekliği sunar, bu gerçeklik, dış dünyaya dair bir yansıma değildir. Soyut heykel, geleneksel heykel anlayışlarından bağımsız olarak, görünüşleri kopyalamaktan ziyade sanatçının duyguları, düşünceleri ve estetik arayışını da yansıtan farklı bir gerçeklik boyutuna sahiptir. Bilinen gerçeklik ile bir çeşit yüzleşme olarak da değerlendirilebilecek olan soyut heykel, izleyiciye sanatçısının özgün ve öznel iç dünyasının da etkin olduğu bir gerçeklik sunar.
21. Yüzyılda dijitalleşmenin kinetik heykele etkisi
"21. Yüzyılda Dijitalleşmenin Kinetik Heykele Etkisi " başlıklı tez çalışmasında dijital teknolojilerin heykel sanatı alanındaki etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada, dijital teknolojilerin sanat eserlerinin biçim ve çeşitliliğini artırdığına vurgu yapılmıştır. 21. yüzyılda gelişen teknolojik ilerlemelerin sanatçılara farklı araçlar ve teknikler sunarak daha önce mümkün olmayan eserlerin üretilmesini sağladığı belirtilmiştir. Dijital teknolojinin çağımızı yansıtan çağdaş eserlerin üretilmesine olanak tanıdığı ifade edilmiştir. Özellikle kinetik heykeller üzerindeki etkisi ön plana çıkarılmış ve bu etkinin anlam, içerik ve konumu üzerinde büyük değişikliklere yol açtığı belirtilmiştir. Dijitalleşme sayesinde kinetik heykel yapımında bilgisayar yardımı ve çeşitli yazılımsal programlar kullanılarak eserin sanal ortamda test edilerek hataların azaltıldığı vurgulanmıştır. Ayrıca dijital teknolojinin sadece yapım sürecinde değil, 3D yazıcı gibi araçlarla eserlerin sunulmasında da rol oynadığı ifade edilmiştir. Bu çalışmada, dijitalleşmenin kinetik heykel sanatına getirdiği yenilikler ve bu yeniliklerin sanat eserlerinin üretim sürecine etkisi detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
Çağdaş heykelde mekân
İnsan önce yaşamaya elverişli mekânları mesken tutmuş, ardından yerleşik hayata geçerek kendi yaşam alanını insan ölçüsüne göre tasarlayarak kültürel mekânlar oluşturmuştur. Bu serüvenin ilk aşamasından itibaren de heykel bu mekânlarda insan yaşamına eşlik etmiştir. Kendi döneminin algısına ve anlam arayışına göre şekillenen mekân kavrayışının heykel sanatına olan yansımaları tarih içinde dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır. Heykelin mekânla olan etkileşimi tarih boyunca farklılıklar göstermiş olsa da heykel ve mekân ilişkisi hiçbir dönemde birbirinden kopuk veya tesadüfi olmamıştır. Mekân, modern öncesi dönemlerde de yalnızca boşluk ya da fiziksel bir yer olarak değil, insanın varoluşsal olarak içinde konumlandığı anlam yüklü bir olgu olarak kavranmıştır. Modern ve çağdaş dönemde de sanatçılar, mekânı ve izleyicinin deneyimlerini doğrudan sanatın ve heykelin bir parçası haline getirmeye çaba göstermişlerdir. Modern sanatla birlikte gelişen yerleştirme, arazi sanatı, enstalasyon gibi sanat yaklaşımları çağdaş heykelin mekânla olan ilişkisini aynı zamanda bir deneyim alanına dönüştürmüşlerdir. Bu dönemde heykel doğrudan etkileşim kurulan bir yapıya sahip olmuştur. Çağdaş sanatta heykel mekâna bağlı olarak, çevresiyle birlikte anlam kazanan, kimi zaman geçici, kimi zaman müdahale edici özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Çağdaş sanatın ve bu bağlamda gelişen çağdaş heykelin, diğer pek çok ilişki kategorisinde olduğu gibi, mekânla kurdukları ilişkilerinin sanatın ve heykelin sınırlarını bulanıklaştırdıklarına yönelik bir değerlendirme yapılabilse de, bu kafa karışıklığının sanat dinamiğinin bir parçası olduğunu söylemek de mümkündür. Çağdaş heykeldeki bu dönüşüm yalnızca biçimsel, teknik ve teknolojik bir farklılaşma değil, aynı zamanda mekânı ve heykeli yeniden düşünme ve anlamlandırma sürecidir. Çağdaş heykelin bu genişleyen biçim ve içerik çerçevesi, çoğu kez heykelin tanımı II konusunda muğlaklıklar yaratarak, heykelin nerede başlayıp nerede bittiğine dair soruları gündemde tutmaktadır. Fakat tüm bu sorular sanattaki sürekli değişim/dönüşüm halinin bir göstergesidir ve aslında primitif dönemden çağdaş döneme heykel sanatının mekân kavramsallığından ayrı düşünülemeyecek bir sanat disiplini olduğunu göstermektedir.
Görüntünün üretimi: Dijital imge
"Görüntünün Üretimi: Dijital İmge" başlıklı Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması'nda hem görüntü üretiminin hem de dijital imgenin gerçekleşme olasılıkları, üretilen sanat çalışmaları üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Görüntü üretiminin, yalnızca görsel olana işaret etmediği, toplumsal, kültürel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak duyumsanan her unsurun bir sonucu olma olasılığı taşıdığı anlaşılmaktadır. Buradan hareketle görüntü üretiminin özellikle mekanik boyutunun, algılananın soyutlanması ve standardının oluşturulmasıyla gerçekleşmekte olduğu belirlenmiştir. Öyle ki algılanan gerçekliğin "yer değiştirilebilir birer göstergeye dönüşümü" ile gerçekleşen görüntü üretimlerinin sahip olduğu olasılıklar bu yanıyla günümüz bilgisayar teknolojilerinin öncüsü sayılabilmektedir. Günümüzde dünyanın verili gerçekliğinin bilgisayar ortamlarına aktarımının, yani bir tür yer değiştirmenin gerçekleşmesi, gerçeğin sayısallaştırılmasına sebep olurken, aynı zamanda dijital düzlemde söz konusu "gerçekliği" de, kontrol edilebilir, ölçeklendirilebilir, paylaşılabilir, çoğaltabilir ve yeniden üretilebilir birer "veri"ye dönüştürmektedir. Bu durum gerçeğin soyutlanması yoluyla bilgisayar ortamlarında gerçekleşen sayısallaştırmaya işaret etmektedir. Standardının oluşturulması ise dijital boyutudur. Gerçek ve sanal arasındaki bu "yer değiştirilebilirliğin" kendisi de görüntü üretimine işaret etmektedir. Görüntü üretiminin dijital boyutu bu bağlamda bir tür yeniden üretimdir. O halde dijital imgeler de görüntü üretimlerinin bir tür yeniden üretimleri olmalıdır. Bu kapsamda görüntü üretiminin dijital imgeleri hem üretim hem de gerçekleşme koşullarıyla incelenerek günümüz sanatına ne gibi olasılıklar getirdiği hususu belirlenmeye çalışılmıştır. "Görüntünün Üretimi: Dijital İmge" başlığı altında verili gerçekliğe dayanarak gerçekleştirilen kişisel sanat üretimleri hem görüntü üretiminin hem de bu türden teknolojiler ile gerçekleştirilen sanat üretimlerinin en önemli unsuru olan dijital imgelerin olasılıkları bağlamında, her ne kadar "yer değiştirilebilir birer imge" özellikleri taşısalar da "şimdi" ve "burada olma" koşullarıyla ele almıştır.
Transhümanizm kavramı içerisinde değişen beden fikri ve sanatta yeri
Bu Yüksek Lisans Sanat Çalışması Raporu günümüzde Transhümanizm kavramı ile birlikte değişen beden algısının sanata yansıması üzerine odaklanır. İnsan, tarihi boyunca bedeni üzerinden çeşitli düşünceler üretmiş, bazen bedenini eksik, zararlı, faydasız bulurken bazen de tam tersi olarak bedenini yüceltmiştir. Beden algısının bu keskin değişimlerinin temel sebebi ise genelde sosyolojik olaylar olmuştur. Bir taraftan salgın hastalıklar ve savaşlar gibi olaylar insana bedeninin ne kadar dayanıksız olduğunu hatırlatırken, diğer taraftan Rönesans'ta olduğu gibi insan kendi bedenini görmek istediği gibi yüceltmiştir. Bugün ise beden üzerine en büyük etkiyi teknolojik gelişmelerin yapığı görülür. Günümüzde teknolojisini geliştiren ve ona daha çok hâkim olan insan tarih boyunca bedeni üzerine hayal ettiklerini uygulamak ve yeni hayaller peşinde koşmak arzusundadır. Tüm bu hayallerin kavramsallaştırılmış hali ise Transhümanizmdir. Rapor kapsamında temelde odaklanılacak Transhümanizm kavramını anlamak ve tartışmak için raporda sırasıyla Transhümanizm'in gelişiminde etkili olan melez, hümanizm ve Posthümanizm kavramları incelenir. Bu sebeple raporun 1. bölümünde melez kavramının kökenine yer verilir. Bu kavram incelenirken çeşitli kültürlerin mitolojilerine yer verilerek mitolojik karakterlerin melez bedenleri anlatılır ve bu mitolojik melez karakterlerin insanlar için ne anlam ifade ettiği konusuna yer verilir. İkinci bölümde, Hümanizm ve ardından Posthümanizm kavramları araştırılır. Bu kavramların toplumu nasıl etkilediği ve birbirleriyle ilişkisi incelenirken sanattaki karşılıkları örneklerle araştırılır. Bölüm sonunda ise bu kavramlar Transhümanizm kavramına bağlanır. Üçüncü bölümde Transhümanizm kavramı detaylandırılır. Öncelikle Transhümanizm kavramının şekillenmesinde önemli rol alan sosyolojik olaylar ve teknolojik gelişmelere değinilir. Ardından insan bedeni ile ilişki sorgulanır ve varsayımlara ulaşılır. Benzer sorgulamalar üzerinden sanatsal üretim yapan güncel sanatçılar bu bölümde örneklendirilir. Son bölümde araştırma boyunca elde edilen bilgiler ışığında yapılan sanatsal üretimler açıklanır. Üretilen çalışmaların sırası tanımlanabilir bedenlerden tanımsız bedenlere dönüşüm sürecini yansıtır. Çalışmalar başlangıçta belirli insan uzuvları ile devam ederken, insan derisi olduğu hissedilen ancak beden bütünlüğüne sahip olmayan tanımsız görünümlerle son bulur. Bu durum Transhümanizm anlayışının bedene olan etkilerini ve dönüşüm sürecine atıfta bulunur. Anahtar sözcükler: Transhümanizm, Posthümanizm, beden, melez, gelecek.
Heykelde fantastik ögeler üzerinden antropomorfik anlatımlar
Heykelde Fantastik Ögeler Üzerinden Antropomorfik Anlatımlar başlıklı bu sanat raporu çalışmasında fantastik, sürrealizm, antropomorfizim ve biyomorfik imge gibi konular kavramsal olarak derinlemesine incelenmekte ve uygulamalarla desteklenmektedir. Bu bağlamda çalışmanın Birinci Bölümünde fantastik, grotesk sanat, sanatta imge ve soyutlama gibi temel kavramlarla zemin oluşturulmaktadır. Heykelde antropomorfik ve biyomorfik unsurların yoğun kullanıldığı Sürrealizm üzerinde durulduktan sonra biyomorfik sanat içerisindeki kavramlara yer verilmektedir. Metamorfoz, zoomorfoz, antropomorfik gibi kavramların da ele alındığı Birinci Bölümde heykel sanatında organik nesnelerin kullanılmasına giden süreç ayrıntılarıyla işlenmektedir. Çalışmanın İkinci Bölümünde ise fantastik bir bakış açısıyla antropomorfik imge üzerinden yapılan çalışmalara yer verilmektedir. Sonuç Bölümünde ise oluşturulan kavramsal zemin uygulama çalışmaları ile beraber değerlendirilmektedir.
Şamanizmde ritüel nesneleri ve heykel sanatına yansıması
Şamanizm, farklı kültürlerde uzun bir geçmişe sahip olan bir inanç ve uygulama sistemidir. Şamanizm ritüellerini uygulayan şaman, bu sistemde özel bir rol alır; ruhsal rehberlik ve şifa sağlamak için aracılık yapar. Şamanın yönettiği bu ritüeller ruhsal rehberlik ve şifa amacıyla gerçekleştirilir. Ritüellerde kullanılan, özenle seçilen nesneler ise şamanın trans halinde kullandığı sembolik nesnelerdir. Kültürlere göre kullanım amaçları ve kullanım yöntemleri farklılık gösteren bu nesneler Şamanizm geleneğinde önemli bir yer tutar. Bu çalışma, Şamanizmin ritüel nesneleri ve bu nesnelerin heykel sanatına olan etkisini incelemeyi amaçlar. Rapor kapsamında öncelikle Şamanizmin ne olduğu ve bu inanç sistemine ait ritüellerin farklı kültürlerde nasıl çeşitlilik gösterdiği incelenir. Sonrasında, ritüel nesnelerinin nasıl kullanıldığına ve bu nesnelerin sanat eserlerine dönüşüm süreçlerine nasıl katkıda bulunduğuna dair ayrıntılı bir analiz yapılır. Bu aşamada sanat nesnesi, gündelik nesne ve ritüel nesnesi arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tartışılır. Bu çalışma hem teorik hem de uygulamalı bir yaklaşımı birleştirerek, Şamanizmin ve ritüel nesnelerinin heykel sanatıyla etkileşimini irdelemeyi amaçlar. Bu sebeple, sanat çalışması kapsamında süreç içerisinde üretilen sanat çalışmaları irdelenir ve araştırmanın teorik bölümlerinde tartışılan konular somutlaştırılır. Anahtar sözcükler: Şamanizm, işlev, ritüel nesnesi, sanat nesnesi, heykel.
Çağdaş sanatta taklit, aldanma ve Trompe l'oeil
Araştırmada taklit ve yanılsamaya dayalı üretim stratejileriyle ele alınan biçimlerin, sanat tarihinde çeşitli dönemlerin sanat hareketleri ile ilişkisi, gerçek, taklit, Trompe l'oiel, gerçekçilik kavramlarıyla ve ilgili çağdaş sanat eserleri örnekleriyle incelenmektedir. Taklit etme yöntemleri ile yanılsama yaratabilen sanat nesneleri, izleyende aldatma, aldanma durumu yaratabilmektedir. Bu araştırmada aldatma, aldanma halinin sözlü, yazılı ve görsel araçlarla özellikle görsel-plastik sanatlar alanındaki izleri sanat yapıtları üzerinden değerlendirilmektedir. İzleyici, sanatçıların eserleri ile yarattıkları göz aldanmaları gibi, sosyal veya bireysel yaşamlarında da aldanma/aldatma eylemleriyle karşılaşılmaktadır. İzleyicinin deneyimlediği bu aldatılma halleri de tıpkı göz aldanmaları gibi sanatçıların çalışmalarına konu olabilmektedir. Taklit etme ve yanılsamanın, toplumsal, bireysel ve inanç konularıyla ilişkisi, araştırmanın genelinde etkili olmuştur. Duyum ve duygu yanılsaması ekseninde araştırılan sanat nesnelerinin kurgulanış biçimleri sanat tarihinden örnekler eşliğinde kuramlara dayanak gösterilerek "1", "Hazır Nesne", "Omurgasızlar" ve "Merhamet" isimli serilerle üretimleri ve sanatsal ilişkileri sunulmaktadır. Birinci bölümde Gerçek ve Taklit kavramları felsefi tartışmalar üzerinden incelenmektedir. Taklit hakkında edinilecek bilgilerin gerçeği, gerçek hakkında edinilecek bilgilerin ise taklidi anlamaya yardımcı olacağı ve ilgili sanat nesnelerinin araştırılmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Gerçek ve Taklit anlamları arasındaki ilişki başlığı altında yapılan araştırmalar aracılığıyla öğrenilen, gerçeklik, hakikat, mimesis, mimikri, algı ve öykünme gibi terimlerin düşünürler tarafından anlatılan anlamları sunulmaktadır. İkinci bölümde taklit, gerçek, gerçeklik ve yanılsama terimlerinin etkilerinin görüldüğü 17. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar üretilmiş sanat nesnelerinin biçimsel ve kavramsal incelemeleri yapılmaktadır. Bölümde realizm, trompe l'oeil, fotografik gerçekçilik, hiper-realizm ve çeşitli disiplinlerle oluşturulmuş enstalasyonlara yer verilmektedir. İkinci bölümde seçilen sanat eserleri üçüncü ve dördüncü bölümde yer verilen sanat nesneleri ile teknik ve kavramsal açılardan ilişkili olabilecek sanat nesneleridir. 'Aldanma' isimli üçüncü bölüm, toplumsal ve bireysel olguları, taklit yöntemleri ile ele alan sanat nesnelerini içermektedir. Neredeyse her durumda ve koşulda, bireyin bir yanılgı ve kandırılma hali içinde olabileceği ihtimali üzerinden oluşturulan projeler, plastik anlatımlarla ifade edilmektedir. Herkesin kandıran ve kandırılan olduğu düşüncesiyle üretilen üçüncü ve dördüncü bölümdeki çalışmalar, seçilen konular bağlamında kurgulanmış ve yerleştirme yöntemleriyle çalışılmıştır. "Aldanma" ve "Merhamet", 'taklit' ile oluşan göz aldanmalarını, insanın sosyal ve bireysel yaşamında aldatan ve aldanan olduğu durumlar ile harmanlandığı sanat objelerinin bulunduğu serilerin genel başlığıdır. Anahtar Kelimeler: Taklit, Yanılsama, Gerçeklik, Benzetme, Trompe l'oeil.
Gündelik hayata sızan aktivist sanat
Sanat her dönem üretildiği zaman diliminin etkilerini içinde barındırır. Çünkü sanatçı yaşantısında deneyimlediği olumlu ya da olumsuz her türlü durumu sanatına yansıtır. Bu raporda hayatın problemlerine değinen ve bu problemlerin aktivist bir tavırla protesto edildiği aktivizm kavramının sanatçılar tarafından ele alınışı incelenir. Rapor kapsamında aktivist sanat üretimleri incelenmiş ve araştırmanın özelleştirildiği aktivist sanat üretimlerinde etkili bir araç olarak kullanılan aktivist dile odaklanılmıştır. Seçilen örneklerde, çalışma sürecinde ve üretilen sanatsal eylemler temelinde, dili üretme ve topluma yayma biçimlerini sanat alanına taşıyan, belirli otoritelere karşı araç olarak kullanan ve bu yolla kitleye mesaj iletmeye çalışan sanatçılar araştırılır ve pratiklerine yer verilir. Raporun son bölümünde konunun ortak noktası olan aktivist dil kullanılarak üretilen, sanat piyasasına ve hayatın problemlerine gönderme yapan çalışmalar açıklanır.
Sanatta nesne manipülasyonu ve dilsel etkileşimler
Bu çalışma modern ve çağdaş sanatta dil ve nesnenin sanat eseri üretimindeki etkileşimine odaklanmıştır. Sanat raporunun yazımında, sanatçı/yazarla ortak problematikleri olan Joseph Kosuth'ın Bağlam/Metin ve Metin/Bağlam işlerinden esinlenerek, rapor iki bölüme ayrılmıştır; bağlam başlıklı birinci bölümde 20.yy'dan sonraki süreçte dil ve nesnenin (ve sonrasında gündelik olanın) plastik sanatlarda modifiye edilmeden kullanılmasının amacı, tarihsel süreci ve uğradığı değişimler sanatsal örnekler verilerek özetlenmiştir. İkinci bölümde sanatçı/yazarın eserleri ve ilham kaynaklarına yer verilmiştir. Birinci bölümün objektif ve teorik yaklaşımına karşın, ikinci bölüm daha kişisel ve öznel bir bakışla inşa edilip örneklendirilmiştir ve ikisinin bir araya gelmesiyle bu rapor sanatçı/yazarın üretimindeki zihinsel yolculuğunun bir haritası olarak sunulmaktadır. Modern sanattın 20. yüzyıl boyunca yolculuğunu hazır nesnenin sanatta kullanımı odağından incelerken, Dada, sürrealizm, Bauhaus, Pop Art ve Kavramsal sanat akımlarındaki örnekler ve bu örneklerin üretim süreçlerindeki sorunsallar ve niyetler üzerine durduktan sonra, sanatçının günümüzün sosyo-politik ve felsefi meselelerinden etkilenerek yarattığı hazır nesneye dayanan işler, geçmişteki benzer örnekleriyle beraber sunulmuştur ve benzer işler arasında (büyük oranda) tarihsel bağlamın değişimiyle ortaya çıkan anlam farklılığı tarihi bir yaklaşımla, politik ve teorik sorunsalların değişim süreçlerinin anlatımı üzerinden açıklanmıştır. Sanatçının genel meselesi sanat üretiminde hazır nesne kullanımı ve nesne ve dil ilişkisi olmasıyla beraber, eserlerde çağdaş insanın varoluşsal ızdırabı, yersizlik, aidiyet ve göç, bireyin varolma sürecinde devletle olan ilişkisi ve sosyal bağlamda inşa edilmiş anlamın sorgulanması, muzip bir tavırla vurgulanmıştır.
Sanatta travma ve beden
"Sanatta Travma ve Beden" başlıklı bu raporda travma kavramının geçmişten günümüze kadar çeşitli sanat dallarında nasıl farklı yollarla anlatıldığı, sıkışmışlık, kırılganlık, yalnızlık gibi ruhsal durumların beden kavramı üzerinden plastik sanatlar alanında nasıl ele alındığı araştırılmıştır. Bu çalışmada sanat bağlamında şiddet sonucu ortaya çıkan travmanın etkileri, bu etkiler ile birlikte nasıl hayatı idame ettirdiğimizi ve bize ne hissettirdiğine dair kişisel araştırmalar sunulmuştur. Travmanın kökeni ve çıkış noktası kapitalizm, şiddet, dışavurumculuk kavramlarıyla zenginleştirilmiş, bu doğrultuda sanat alanında beden üzerinden farklı biçimlendirmelerle olgunlaşması sağlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde travmaya neden olan şiddet olgusunun, ne türden biçimlerde karşımıza çıktığı ve birey üzerinde etkileri anlatılmıştır. Devamında bu etkiler dışavurumculuk kavramı ile farklı sanatçı çalışmaları üzerinden örnekler ile sunulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde ise kapitalizm olgusu ile modernizm sonrası sanat irdelenmiştir. Bunalımların, ruhsal sıkıntıların bireyi modern dünyadan nasıl kopardığı, postmodern filozoflardan örnek söylemler doğrultusunda açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, travma kavramı ve beden ilişkisinin plastik sanatlara yansımaları, sanatçılardan örnek çalışmalar ile açıklanmıştır. Son olarak dördüncü bölümde, tüm bu kavram ve olgular dahilinde ortaya çıkan çalışmanın sonucunda, travma kavramının, heykel alanında beden üzerindeki yansımaları ve biçimleri, çalışmalarda kullanılan malzeme ile ilişkisi gösterilmiştir.
Heykel sanatında gecekondu imgesi ve hatırlama
Heykel Sanatında Gecekondu İmgesi ve Hatırlama başlıklı bu raporda ilk olarak gecekondu olgusu ele alınmıştır. Sanat ve hatırlama ilişkisiyle ele alınan bu olgunun temelinde, rapor yazarının doğduğu Atapark mahallesinde yer alan 266 numaralı gecekondu evin yok olması yer almaktadır. Rapor kapsamında gecekondu olgusunun ele alınmasının ardından diğer sanatçıların üretimleri araştırılarak örnekleri metne eklenmiştir. Uygulama süreçlerinde başlangıçta beton, inşaat malzemeleri, visco sünger gibi güncel malzemelerle çalışmalar üretilmiştir. Sürecin devamında gecekondunun bir imgeye evrilmesiyle ve hatırlanmaya çalışılan bir yeri işaret etmesiyle malzemede ve sanatsal ifade biçiminde değişikliğe gidilmiş; güncel malzemenin yerini mermer almıştır. Mermer ve gecekondu imgesi üzerinden geçmişi hatırlama ve imgeyi ebedi bir yerde tutma amacı güdülmüştür. Gecekondunun fiziki geçiciliğinin zıttı olan mermerle ele alınması yeni sorgulamalara yer açmıştır. Anahtar sözcükler: Gecekondu, dönüşüm, hafıza, hatırlama, imge, mermer.
Queer ekoloji bağlamında; insan, doğa ve çağdaş sanat
"Queer Ekoloji Bağlamında: İnsan, Doğa ve Çağdaş Sanat" başlıklı bu çalışmanın temel meselesi, doğa ve insan arasındaki yüzyıllardır süregelen düalist yapının sanat tarihi, ekoloji, sosyoloji, felsefe gibi alanlardaki yansımalarını ve bu yansımaların sanat ile ilişkisini irdelerken, özellikle sanat tarihinden seçilmiş örnekler ve bu çalışma kapsamında üretilmiş olan çağdaş sanat eserleri ile bu ilişkinin katmanlarını açmaktır. Antik Yunan' dan da daha eskiye dayanan doğa/kadın, insan/doğa, insan/ötekiler vb. düalist düşüncenin izlerini süren bu çalışma, sanat eserleriyle ve sanat tarihiyle ilişkisinin geniş bir tablosunu çizer. Aynı zamanda, bu çalışmanın temel amacı olan; çağımızın en önemli tartışmaları/problemleri içerisinde yer alan doğa katliamı, çevre kirliliği, sömürü, tahakküm gibi meseleleri queer teori çerçevesinde ele alıp bahsi geçen ikilikler tablosuyla ilişkisini irdelerken gölgelere sinmiş olan erkek egemen sisteme karşı feminist, post feminist, LGBTİ+ hareketlerin de üzerinde çokça durduğu ayrılıkçı yapı queer teori bağlamında daha da derinlemesine tartışılmaktadır. Ekoloji alanı ve queer düşüncenin bir arada ele alınması ile yukarıda bahsi geçen düalist yapının kökleri daha görünür ve tespit edilebilir hale gelir. "İlkel çağlar" dan Antik Yunan' a, Orta Çağın karanlığından yirmi birinci yüzyıl aydınlığına dek şekil değiştire değiştire/kılıktan kılığa girerek süregelen cinsiyet ve doğa ikiliği ile ortaya çıkan ayrılıkçı, sömürgeci, tahakküm zihniyeti, insanlığın miras bıraktığı ilk sanat eserlerinden günümüze dek okunabilir. Bu çalışma, ekoloji, felsefe, sosyoloji, sanat tarihi, feminizm, LGBTİ+ hareketleri, queer teori gibi alanların alet çantasından aldığı kavramları, temelde ortak olan toplumsal cinsiyet tartışmalarını bir araya getirirken sanat tarihinde yer alan/almayan, sözü edilen/edilmeyen sanatçılar ve eserleri üzerinden düalist yapının, tahakkümün, bastırmanın, kapatmanın, dışlamanın genel bir röntgenini çekerken queer' in ekoloji alanı ile bir araya geldiği queer ekoloji yaklaşımı doğa, cinsiyet, tahakküm, sistem vb. meselelerin ortaya çıkardığı tablonun eleştirisini yaparak kökeninin izlerini takip eder. Yukarıda bahsi geçen düşünceler ve tartışmalar üzerinden bu çalışmada ele alınan sanat eserleri, eserlerin anlam katmanları ve sanatçıların kendi söylemleri ya da hayatları queer ekoloji bağlamında ele alınırken toplumsal cinsiyet/doğa ikiliği tarihsel olarak takip edilmiştir. Çağdaş sanat eserlerinde çokça tartışılan doğa/kadın, doğa/insan, insan/öteki, doğa/LGBTİ+ gibi düalist yaklaşımlara karşı ortaya çıkan söylemler bir araya getirilmiştir. Bu çalışmanın son bölümünde yer alan kişisel sanat çalışmaları ise günümüze kadar süregelen bu tartışmaların katmanlarını açarken bazen gösteren, bazen işaret eden, bazen de yeni söylemler yaratan, queer bakış açısı ile ekoloji, toplumsal cinsiyet, iktidar, birey ve toplum arasındaki sınırlarda gezinen ve bu sınırları zorlayan çalışmalardır.
Sanat deneyimi yoluyla fiziksel çevrenin algılanması
İnsan dünyayı bilme ve anlama çabalarını sürdürürken, paralel olarak fiziksel çevresini de bu anlayışa uygun biçimde şekillendirir. Endüstrileşmeyle birlikte yapay çevre, artifaktlarla artık büyük ölçüde genişler. Dünyayı olanca bütünlüğüyle kavrama idealinin yerini, dünyayı oluşturan çok sayıda parçanın anlaşılmaya çalışılması alır. 20. Yüzyılın başlarında sanatta gerçekleşen avangard hareketler, sanatçının parçalanmış gerçeklikle özdeşleşmesinin sonucu olarak ortaya çıkar. Sanatın dili, sanatsal materyallerin değişimine paralel olarak değişir ve genişler. Materyal alanındaki genişleme, eser bütünündeki parçalanmaya, geleneksel yapıt anlayışının ortadan kalkmasına ve Modernizm'e atfedilen fragman estetiğine yol açar. Modernizm ve sonrası döneme hakim parçalanma; hazır nesne kullanımı ve asamblaj, kolaj gibi birleştirme teknikleriyle birlikte gerçekleşir. 1. Bölüm, bu sürecin izleğini oluşturur. Yüzyılın başında gerçekleşen sanatsal değişiklikler, modern sonrasına uzanan dönemde sistematik bir hal alır. Derrida'nın öne sürdüğü yapıbozum kuramı, insan eliyle üretilen yapay çevrenin, bu kez yine insan eliyle bozularak konu edinildiği sanatsal stratejileri açıklar. Hazır nesne olgusu postmodern dönemde, raporun içinde 'sıradan nesne' şeklinde açıklanan bir bağlama yerleştirilir. Sanatta organik bir bütün yaratmaya yönelik olan geleneksel disiplin, artık araçlarını hazır nesnelerden seçerek bütünlük kavramının bilinen sınırlarını zorlamaya yönelir. Sanatsal yaratıcılığın bu yeni dürtüsü, Claude Lévi- Strauss'un öne sürdüğü brikolaj kavramı yardımıyla raporun 2. Bölüm'ünde, artfaktların yeni artifaktlar öne sürmek üzere sürekli yeniden kullanıma sokulması şeklinde tanımlanmaya çalışılır. Raporu olanaklı kılan özgün sanat çalışmalarının konusu ve malzemesi, istikrarlı şekilde sıradan bir çevreye ait fiziksel unsurlar olmuştur. Tarihten örneklerle de desteklenen ve özelleştirilen çalışmalar, rastgele seçilmiş herhangi bir yapay unsurun estetik dönüşüme uğratılarak öznenin fiziksel çevresini tekrar üretebilmesi olanağını açığa çıkarmayı amaçlamıştır.
Sanatta ölüm olgusunun beden fragmanlarıyla ele alınışı
Tarih boyunca insanlık tarafından üzerine en çok düşünülen ve teoriler üretilen konulardan biri ruh - beden ilişkisi üzerinden "ölüm" olgusudur. İnsan önce kendisini ve çevresindekileri merak etmiş ve kavramış, ardından sürekli bir gelişim çabasında olmuştur. Bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan her dönem koşullara en iyi uyum sağlayacağı haline gelmiştir. Bedenin tamamen biyolojik bir varlık olduğunu çevresindekilerin ölümüyle gören insan, sonrasında çürüme ve parçalanmaya da şahit olunca; bu bilinmezliği, üzerine çeşitli yorumlamalar yaparak açıklamaya çalışır. Farklı inanışlarda ölü bedene farklı uygulamalar yapılma sebebi de budur. Beden, ilk önce düşüncede sonra fiziksel olarak parçalanmış, bu durum toplumsal ve dönemsel bakış açılarıyla sanatta yerini almıştır. Bu Yüksek Lisans Sanat Çalışmasında "Sanatta Ölüm Olgusunun Beden Fragmanlarıyla Ele Alınışı" başlığı altında parçalanan bedenin daha anlaşılır biçimde anlatılması amacıyla beden ve bedenin sanattaki yeri önce "beden bütünlüğü" üzerinden incelenecektir. Sonraki bölümlerde tarih, felsefe, tıp, inanışlar, sanat gibi açılardan "beden", "ölüm", "parçalanma" gibi kavramlar irdelenecektir. Bedenin bütünlük algısının yanı sıra parçalanması fikrinin de aslında insanlığın yaratılışından beri var olmasına rağmen dönemsel faktörlere göre nasıl değişkenlikler gösterdiği; ölüm olgusu ile ilişkilendirilerek günümüze kadar değişerek gelen bu anlayışın günümüzde nasıl bir hal aldığı sanat eseri örnekleri, okumaları ve üretimleriyle desteklenecektir.
Sanatta biçim - temas ilişkisi
"Sanatta Biçim – Temas İlişkisi" başlıklı raporda nesnenin birey için özdeş bir biçim olduğu, bu özdeş biçimin ise bir tür teması doğurduğu saptanarak bugün bireyin nesneyi nasıl algıladığı, nesneye ve mekâna nasıl temas ettiği incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda birinci bölümde insanın nesneleri salt bir bilme yetisi ile algılamadığı, aksine bir özdeşleyim içtepisi ile nesnelere yaklaştığı, bu özdeşleyim içtepisinin de nesnelere yeni bir anlam kazandırdığı ifade edilmek istenmiştir. Estetik bir tutumla beraber nesnenin değişen kullanım alanları göz önünde bulundurularak sanatçı – nesne ilişkisi incelenmiştir. Sanat yapıtında nesnenin değişen biçimleri üzerinden biçimin yeni yeri sorgulanmıştır. İkinci bölümde biçimin yeni yeri etkileşim, iletişim, rastlantısallık ve karşılaşma gibi faktörler üzerinden incelenerek mekânın da bir ilişkisel dünya olduğu ifade edilmiştir. Değişen biçim anlayışları ile beraber nesne ve mekân, bir tür etkileşim içinde olarak dış / iç dünya verileriyle kendi biçimini yaratmaktadır. Bu doğrulta biçim, nesnel ve mekânsal anlamda bir temasla oluşmakta ve sürekli bir değişim / dönüşüm geçirmektedir. Temas kavramı göz önünde bulundurularak nesnel ve mekânsal anlamda biçimin yeni yeri, uygulamalar ile pekiştirilmiştir
Sanatta bedensel ve zihinsel sınırlar: Uzuv-uzantı olarak sanat pratikleri
"Sanatta Bedensel ve Zihinsel Sınırlar: Uzuv-Uzantı Olarak Sanat Pratikleri" başlığı altında ele alınan bu rapor, beden ile sanat nesnesi ve üretim sürecinde beden ile üretim araçları arasındaki ilişkinin bedensel uzamlılığına odaklanırken, aynı zamanda imgenin, düşüncenin taşıyıcısı olarak sanat nesnesini de bedenin uzantısı olarak ele alan bir önermeden yola çıkmıştır. Bu önermeden hareketle, sanat izleyicisinin ya da alımlayıcısının nesneyle girdiği bedensel ve duyusal ilişkiler ve duyusal uzamların bu ilişki içerisindeki değişim ve dönüşümleri ele alınmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde teknoloji kavramı ve kapsamı ele alınmış ve insanlık tarihinde teknoloji-insan birlikteliğinin karşılıklı gelişim ilişkisinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Bu tarihsel ilişki içerisinde teknoloji olarak adlandırılan üretimlerin insan doğası üzerindeki dönüştürücü etkileri, biyolojik ve kültürel temeller üzerinden incelenmiştir. İkinci bölümde teknoloji, beden ve sanat etkileşimi incelenmiş, bu çerçevede öncelikle beden algısının düşünce tarihindeki yeri karşıt düşünceler üzerinden genel hatlarıyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Beden algısının insan ve çevresi arasındaki ilişkileri ne yönde etkilediği, sanat, teknoloji ve beden ilişkisi üzerinden irdelenmiştir. Bu noktada raporun ana fikrini oluşturan uzuv-uzantı olarak teknoloji ve beden ilişkisinin kavramsal çerçevesi belirlenmiştir. Aynı zamanda bu ilişki çerçevesinde, sanat, teknoloji ve beden ilişkisinin 20. ve 21. yüzyıl sanat pratiklerine yansımaları ele alınmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, raporda ele alınmış olan kavramlar çerçevesinde oluşturulan uygulamalar, beden ve nesne ilişkisinin fiziksel ve duyusal ilişkiler üzerinden irdelendiği, bireysel ve çoğul alanlar başlığı altında iki bölümde ele alınmıştır. İnsan ve araçları arasındaki bedensel uzantı ilişkisi, sanat üretim pratikleri üzerinden kendine yer bulmaya çalışırken, duyusal uzama dahil olan medyaların yer aldığı çalışmalar, duyusal uzantıların sanat alımlayıcısının algısal süreçleri üzerindeki etkisinin deneyimlendiği bir etkileşim ve duyumsa zemini kurgulamayı amaçlamıştır.
Beden ve mekan diyalektiğinde öznenin yeri
Mekân ve beden, mutlak tanımları itibariyle nesneldir. Nesnenin nesne ile ilişkisi salt uzam içerisinde düşünüldüğünde yalnızca Öklidyen olgularla tanımlanabilirken, bedeni aracılığıyla mekân ile etkileşime giren özne, kendisini Kartezyen bir anlayışla uzam ve bağlam arayışı içerisinde bulur. Adına, algı, deneyim veya bu rapor kapsamında 'arayış' diyebileceğimiz çoklu etkileşimin amacı, moderni ya da postmoderni yeniden çağırmak değil, beden ve mekân etkileşimindeki öznel gerçekliği aramaktır. Arayış, bedenimin karşılaştığı mekân parçaları ile olası etkileşimler doğrultusunda 'yaşam' ı doğrular. Bu rapordaki arayışlar, beden-mekân-özne üzerine bir triyalektik niteliğinde ifade edilmeye ve irdelenmeye çalışılacaktır. Bu triyalektik durum, üzerindeki karmaşanın devam ettiği, sanatın önemsediği ve filozofların yüz yıllardır akıl yürüttüğü, rahimden itibaren bedenimiz aracılığı ile deneyimlediğimiz, nesneyi özneye eviren başat yapıdır. Bu yapı, öznenin beden ve mekân etkileşimi üzerinden özgürleşme çabalarına yol gösterici olabileceği gibi, politik, siyasal ve sosyolojik manipülasyonlarla birlikte, öznenin birey olma ve birey olarak toplum etkileşimine dahil olabilme çabasına karşıt bir yapıya da dönüşebilir. Mekân, dayatma ve yönlendirmelerden uzak bir biçimde salt öznel deneyimlere bırakılmalıdır. İmlenmek istenen öznel deneyimler, 'mimari olan' ve 'sanat eseri olan' arasındaki kusursuz bir birlikteliği değil, sanat ve mimari arasındaki gerilimli etkileşimi hedefler. Çünkü bugünün eylem ve eylemsi mekân deneyimleri, her ne kadar özneyi tekdüze bir muğlaklığa sürüklüyor olsa da sanat alanı halen bu tekdüzeliğe karşı özgürleştirme olanaklarını içerisinde barındırır. Anahtar sözcükler: Beden, mekân, özne, sanat, mimarlık.
Sanatta beden ilişkisiyle ihtiyacın dönüşümü
İnsanlar varolduğu günden bu yana bedenlerini çeşitli sebeplerden dolayı korumaya almıştır. Bu durumun nedenleri araştırılırken insan fizyolojisinin kendini korumaya alma eyleminin ihtiyaç kavramıyla paralellik içinde olduğu bulgusuyla karşılaşılmıştır. Bununla birlikte araştırma sürecinde ihtiyaç kavramının tarih boyunca nesnelerle olan ilişkisine ait bulgular elde edilmiştir. Tarih boyunca varolan ihtiyaç nesneleriyle ilgili bilimsel ve sanatsal araştırmalar yapılmış ve bu araştırmalar göz önüne alınarak korunma ihtiyacıyla ortaya çıkan nesnelerin zamanla dönüşüme uğradığına tanık olunmuştur. Bu dönüşümün ortaya konduğu argümanlarla yola çıkılan araştırma süreci; barınma, giyinme, beslenme gereksinimlerinin insan fizyolojisinde temel olarak aynı öncelikte olma durumu ve bu temellerin söz konusu dönüşüme uğradığı gözetilerek başlamıştır. Bu doğrultuda tarihsel gelişmelere bağlı olarak fizyolojik gereksinimlerin yanı sıra ihtiyaç kavramının kendisinin de dönüşüme uğradığı kanısına varılmıştır. Söz konusu dönüşümü oluşturan kültürel ve toplumsal gelişmeler, hiyerarşik sınıflamalar, çağ icatları gibi dinamik olguların sebeplerine varılmıştır. Öte yandan belirli bir kronolojik değerlendirmeyle yakın geçmişten başlayarak ihtiyaç nesneleri ve ihtiyaç kavramının günümüzde tüketim olgusuyla beraber bir işleyiş haline geldiği bulguları elde edilmiştir. Bu bulguların sonucunda korunma ihtiyacıyla ortaya çıkan nesnelerin zaman içinde tüketimin oluşturduğu verilerle korunaksız bir olguya dönüşerek yapaylaştığı sonucu elde edilmiştir. Böylelikle yapılan araştırma hem sanat tarihi hem de antropolojik değerlendirmelerle incelenerek sanat perspektifinden uygulamaların konusu olmuştur.
Çağdaş sanatta maternal alan
Bu çalışmada insanın ilk mekanı ve ilk ötekisi anne (bedeni) ile olan en erken deneyimlerinin çağdaş sanat üretimlerine ne şekilde yansıdığı, psikanalitik yaklaşımlar eşliğinde ve ilişkiler ile örülen bir "mekan" anlayışı merkeze alınarak irdelenmiştir. Çalışma, rahim içi yaşamdan konuşmanın öğrenilişine uzanan söz öncesini, Julia Kristeva'yı izleyerek, anne bedeni aracılığında dünya ile ilk temasların deneyimlendiği maternal bir alan olarak okur. Bedenin ve ruhun yapılandığı bir mekan olarak anne bedenine, anne ile bebeğin birlikteliğinde oluşmuş ortak bir psişik alana ve aynı zamanda bu psişik alan ile olan ve yaşam boyu kopmadığı öne sürülen bağa gönderme yapan bu çok katmanlı kavram, hatırlanamayan geçmişi tanımlı hale getirerek, şimdideki izlerini görünür kılar. Çalışmanın ilk bölümünde, bir mekan olarak deneyimlenen anne bedeni ile olan duyusal ilişki içinde benliğin kurulduğu bu alandaki deneyimlerin yaşam boyunca algı ve anlamlandırma süreçlerine ve mekânsal deneyimlere ne şekilde yansıdığı sorusu yanıtlanırken, mekanın içinde saklı olan maternal dinamikler de yüzeye çıkar. Çalışmanın ikinci bölümünde çağdaş sanat üretimlerinde mekanı inşa eden bu maternal dinamikler, seçilmiş sanatçıların form, malzeme, teknik, yaklaşım ve amaçlarındaki ortaklıklar temel alınarak irdelenmiştir. Son bölümde yer alan uygulama çalışmaları, insanın mekânsal deneyimlerinin ilişkisel boyutuna ve yaşanan her bir anın geçmişteki tüm yoğun temaslarla örülen bir ağın süzgecinden geçerek anlamlandırıldığına dikkatleri çekerek; erken deneyimlerin insan yaşamındaki önemini, yetişkin çocuklar olarak temel ihtiyaçlarımızın değişmediğinin altını çizerek ele alır. Gerek sanat tarihinden seçilmiş üretimler gerek kişisel uygulamalar "maternal alan"ın kendisine ait özel bir dili ve imgeseli olduğunu göstermiş ve bu özel alanla olan bağın hiçbir zaman kopmadığı yönündeki psikanalitik savı çağdaş sanat üretimlerinde nasıl maddeleştiğini örnekleyerek desteklenmiştir.
Video enstalasyon: Mekan ve görüntü yüzeyleri
''Video Enstalasyon: Mekan ve Görüntü Yüzeyleri'' adlı bu çalışma ile, mekandan beslenerek onu yabancılaştırmak ve mekana öykünmek üzerine geliştirilen çalışmaların teknik ve metinsel içeriğini incelemek hedeflenmiştir. Bu içeriğe paralel ve onun bir parçası olarak, bu çalışmaların altında bulunduğu "Video Enstalasyon" başlığında Türk sanatçıların yaptığı çalışmalara yer verilmiş, Video sanatının Türkiye sanat alanında bir alt disiplin, bir medyum olarak var olmaya ve olgunlaşma çabası içerisine girdiği dönemler incelenmiştir. Bu dönemler içerisindeki farklı perspektif ve konular üzerinden arayışları ile çalışmalar gerçekleştiren sanatçılar incelenerek, yüksek lisans raporuna konu olan çalışmalar üzerinden paralel okumalar yapılmıştır. Araştırmada, Video Sanatı ve hareketli görüntü tarihi hakkında genel bir bilgi edinmek adına kısa bir giriş bölümü yer alır. Bu bölümün devamında ise, mekan üzerine tasarlanan işlerin üretim dinamikleri ve tekniklerinin incelendiği, buna paralel olarak da günümüzde Video Sanatı'na dair iyi bir yerde konumlanmakta olan, ulusal ve uluslararası platformlarda ses getirmiş Türk sanatçılara ve bu isimlerin dışında, belki onlar kadar tanınmayan ama yaptığı çalışmalar ile Türkiye'de Video Sanatı üzerine yenilikçi çalışmalara imza atmış isimlere ve işlerine odaklanılmıştır. Uygulamalar adlı son bölümde ise üç ayrı başlık üzerinden mekanı kendisine yabancılaştırmayı ve mekan-zaman ilişkisini konu edinen çalışmalara yer verilmiştir. Bu sanat çalışması raporu; üretim süreçlerinde enstruman olarak görüntü kayıt etme ve görüntü yazma birimlerini seçen ve bu medyumun sağladığı imkanlar ile pratik alanlarına sözel ve teknik anlatılar aracılığıyla konularını taşıma çabası sergileyen sanatçıların arayışlarını, literatür taraması ve örnek işler üzerinden ortaya çıkarmayı hedeflemektedir.
Hiçlik kavramının sanatta imgesel inşası
İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren hayatın getirdikleriyle biçimlenen ve sosyal yaşam koşullarının izin verdiği ölçüde kendi kişiliğini kurabilecek olan bir canlıdır. Yalnızca toplumsal hayatını sürdürmesi için bile belli başlı kaidelere uyması konusunda sınırlandırılan birey, kendisinden bağımsız olarak oluşmuş çevresel düzen içinde maddi ve manevi bir bütünlük kaybına maruz kalır. İnsanın tahribata uğrayan zihinsel bütünlüğü, nesnel algı deneyimini yitirmesi ve maddi dünyadan kopuk bir zaman-uzam ilişkisine düşmesine yol açar çünkü zaman, mekânsallığı yapılandıran algısal bir unsurdur. Yaşanılan bu durumla beraber insan yaşamdaki konumunu anlamlandıramaz hale gelir, mekân ve yer kavramları soyutluklarıyla tanımsızlaşırlar. İnsan fiziksel çevresinden uzaklaşır, içsel bir alana sığınır. Var olan ve kişiye sunulan dünyadaki negatif anlamlar varlığın değilini, hiçliği getirir. Hiçlik kavramı bir duygu halinde insanın zihnine sirayet eder. Bu raporda, öznel yaratıcı eyleme sonsuz imkân sağlayan bir olgu olarak genelde sanat, özelde ise heykel alanındaki üretimsel araştırma, insanın durumuna dair bir ifade edimini duyumsanır kılmayı amaçlar. Hiçlik kavramı insanın içinde bulunduğu bir nitelik ya da noksanlık, bir durum, bir his, bir açıklık, bir yer ve bir deneyim hali olarak ele alınırken metinsel ve görsel bütünlükte serimlenen özgün uygulamalar, sanat tarihinden çeşitli sanatçıların eserleri ve fikirleri değerlendirilerek desteklenmiştir. Süreç boyunca sindirilen metal malzeme; önceleri biçimci bir tavırda ele alınarak imgesel çalışmalar ortaya konmuş, daha sonra ise imgelerden arınmış bir dille insana yalnızca duyusal olanı çağrıştıran heykellere dönüşmüştür. Bu dönüşümde malzemenin organik doğasındaki işlenme koşulları gözetilerek malzeme ile insan arasında kavramsal açıdan paralellik kurulmuştur.
Eleştirel bir inşa için heykel sanatının olanaklarını araştırmak
20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar devam eden süreçte politik ve eleştirel bir sanat pratiğine ilişkin birçok strateji geliştirilmiştir. Genellikle farklı araçların bir arada kullanıldığı mekâna özgü yerleştirme ve kavramsal sanata ağırlık verilen bu alanda, heykelin olanakları yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, günümüz heykel sanatının olanaklarını, eleştirel bir inşanın gerçekleştirilmesi için harekete geçirecek yeni kavram ve pratikler doğrultusunda genişletmektir. Bu rapor, güvencesiz, kararsız yapıların inşasına ve heykel-yerleştirme ilişkisinin politika üretme olanağının ortaya çıkarılmasına odaklanır. Bunu yapabilmek için, 1960 sonrası ve günümüz heykel sanatı arasındaki ilişkiyi nesne, inşa, yapı, süreç, mekân ve izleyici yaklaşımları açısından araştırır. Heykel sistemine transfer olarak heykelsi nesne haline gelen gündelik nesne, uzamsal kuvvetlerin yeniden dağılımında üstlendiği etkin rol ile heykelin maddi ve kavramsal sınırlarını genişleten politik bir araç olarak önerildi. Kapitalist sermaye birikimi modeli ile kent mekânının üretimi arasındaki bağlantılar araştırılarak kapitalist mekânın dışarıda bırakarak görünmez kıldığı alana yerleşecek strateji ve kavramlar geliştirildi. Yerleştirme Sanatının sınırları gösterilerek heykel ve yerleştirme ilişkisinin daha genişlemiş yeni kavrayışına ait kavramlar tanımlandı. Tanımlanan bu yeni alanda, değişen nesne, mekân, izleyici ilişkileri, heykelsi yerleştirmenin eleştirel politik olanağını ortaya çıkarır. Heykel, içine girdiği mekânın kuvvetleri ile karşılaştığı bu alanı kendi uzamsal politikasının alanına dönüştürür. Anahtar Sözcükler: Heykel, inşa, yapı, nesne, yerleştirme.
Sanatta oyunsallık ve kurgu
"Sanatta Oyunsallık ve Kurgu" başlıklı bu sanat çalışması raporunda yaratıcı edimseliğin içerisinde barındırdığı oyunsal yönelim, temel bazı kavramlar üzerinden tartışılmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde oyunsal yönelimin nasıl bir davranışsal yapıya sahip olduğu fenomonolojik olarak kısaca ele alınmakta ve tarihsel anlamda bir değerlendirmeye yer verilmektedir. Ayrıca, oyunun doğada ve beşeri alanda nasıl bir varlık biçimine karşılık geldiği ve bu çalışmanın bağlamını oluşturan oyun türünün hangisi olduğu da bu bölümde açıklanmaktadır. İkinci bölümde ise 20. yüzyılın ortalarında geliştirilen oyun kuramı, anlatı yapıları, dil ve göstergebilim alanında yürütülen tartışmalar kapsamında tartışılmakta ve sanat alanında nasıl bir yankıya dönüştüğü bu dönemde ortaya konan sanat hareketleri üzerinden açıklanmaktadır. Bu bölümde sanatta oyunsal dil, fotomontaj, kolaj ve asemblaj tekniğiyle gerçekleştirilmiş çalışmalardan örneklerle açıklanmaktadır. Üçüncü bölümde oyun oynayan sanatçının bilişsel süreçlerinin, imgelem ve düşlem gücü üzerindeki etkisi ve bu zihinsel süreçler sanatçının üretimleri üzerinden örneklenerek açıklanmaktadır. Bu bölümde ele alınan kimi sanat uygulamalarıyla çalışmanın kapsamı derinleştirilmekte ve poetik hayale ait ifade biçimleri oyun kavramı üzerinden tartışılmaktadır. Öte yandan sanatta oyunsal bir kurguya dayalı mekânsal bağlam, düşsel alan tanımının ortaya çıkışıyla tarihsel olarak ele alınmaktadır. Bu süreç, sahne kavramı etrafında ilişkisel estetik anlayışıyla ilişkilendirilerek açıklanmaktadır. Ayrıca teatrallik, drama, temsil, düşsel gerçeklik, kurgu, manipülasyon, metafor ve serbest montaj gibi oyunsal olana özgü kimi kavramlar sanat alanından örneklerle tartışılmaktadır. Anahtar sözcükler: Sanat, oyun, oyunsallık, teatrallik, temsil, gerçeklik, algısal mekan, kolaj, montaj
Günümüz sanatında dijitalleşme; Posthümanizm bağlamında sanat ve sanatçının yerini alan algoritma: Post-sanatçı
"Günümüz Sanatında Dijitalleşme; Posthümanizm Bağlamında Sanat ve Sanatçının Yerini Alan Algoritma: Post-Sanatçı" başlıklı bu sanat eseri raporu, dijitaleşen kültürün oluşmasıyla birlikte varlığını her geçen gün güncelleştirerek ortaya koyan dijital sanatın bugün geldiği nokta ve yarın varacağı uzamlara odaklanmaktadır. Bu bağlamda Dijital sanat; geldiği noktalara ve varacağı uzamlara posthümanist ve transhümanist felsefeyle ulaşılacağı görüşü üzerinden ele alınmaktadır. Birinci bölümde dijitaleşen kültürün oluşumu üzerinde çıkarımlarda bulunulmuş gelişen teknoloji ile oluşan bu yeni kültürün, dijitalleşme yönündeki sanata etkisinin ve dijital sanatın gelişim ilişkilerinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu kapsamda "Dijital", "Dijital Kültür", "Dijital Sanat" kavramının sanattaki tarihsel süreci, bu kavramların öncüllerinin getirdiği teknolojik üslubun etkisi, tarihsel süreç kapsamında yapılan araştırmalarla dijial sanatın barındırdğı anlamlar, uygulama örnekleri üzerinden incelenmiştir. Bu tarihsel ilişki içerisinde dijital sanat olarak adlandırılan ve tarihi çok eskiye dayanmayan bu yeni kavramın türleri araçsallık ve ortam kullanımına bağlı olarak ana ve alt başlıklarla örnekler üzerinden açıklanmıştır. İkinci bölümde teknoloji öncesi modern felsefe düşüncesinin temelini oluşturan Hümanizm kavramından, ileri düzey teknolojik gelişimlerle birlikte "Transhumanizm", "Posthumanizm" gibi yeni kavramlara doğru evrilmeye başlayan düşünce biçimleri üzerinde durulmuştur. Birbiri içine geçen bu kavramların tanım ve ayrımları yapılmış, sanata olan bağlantıları üzerinde durularak etkin olacağı öngörülen yapay zekâ ve sanat olguları posthümanizm ideali üzerinden değerlendirilmiştir. Ek olarak konu ve kavram kapsamındaki sanatçılara ve işlerine yer verilmiştir. Örnek teşkil etmesi amacıyla, bu alanda çalışan bir sanatçı ile röporaj yapılarak 21. yüzyılda üretilen sanatsal üretimlerin yansımaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, sanat eseri raporunda ele alınmış olan kavramlar ve kuramlar bağlamında oluşturulan uygulamalara iki başlık altında yer verilmişir. Birinci başlıkta, Posthümanizm felsefesinin sanat üretim pratikleri üzerinde yaratabileceği ön görülen, yeni uzamların varlığı, dijital kültür etkilerine bağlı olarak dönüşen insan-sanatçı tanımlamaları ve güncel sanat içerisinde değerlendirilebilecek benzer konular üzerinden ele alınarak uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Dijitalleşen sanatın oluşturduğu yeni kavramlar üzerine oluşturulan bu uygulamalarla birlikte dijital sanatın araçsallık ve ortam amaçlı kullanımı üzerine de çıkarımlarda bulunulmuştur. İkinci başlık da ise, poshümanist fikirin radikal bir kolu olarak nitelendirilen transhümanist bir hareket fikri ile yola çıkılarak sanat-sanatçı kavramları yapay zeka bir algoritma ile ele alınarak, teknik çözümlenmesi, yapım- üretim aşamasından sonra oluşan sanatsal uygulamalar değerlendirilmiş ve yeni, gelecekçi ve ütopik çıkarımlarda bulunulmuştur.
Heykelde antropomorfik nesneler ve biçim araştırmaları
"Heykelde Antropomorfik Nesneler ve Biçim Araştırmaları" isimli sanat çalışması raporunda gündelik nesneler bağlamında insan- nesne ilişkiselliği kurularak heykel sanatı içerisinde uygulamalar üzerinden araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların dayanağı olarak Antropomorfizm kavramının tarihsel kökeninlerinden yola çıkılmıştır. İnsan temelli biçimsellik üzerinden oluşturulan çalışmalar çerçevesinde bir takım kavramlara başvurulmuş (tekinsizlik, güvencesizlik, hibriditasyon vb.), bu kavramlara bağlı antropomorfizm konusunu destekleyici nitelikte olan zoomorfizm, biyomorfizm, metamorfizm gibi alt okumalardan da faydalanılmıştır. Bu çalışmada birinci bölümde Antropomorfizm kavramı üzerinde yoğunlaşılmıştır. Kavrama genel tanımlamalardan yola çıkılarak, anlaşılabilirliği açısından fenomenolojik bir yaklaşımla alt kavramların (hibrit, zoomorfik, biyomorfik, vb.) açıklanması üzerinde durulmuştur. Herhangi bir imgenin Antropomorfik bağlamda nasıl ele alınıp düşünülebilmesi gerektiği ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca, konu üzerinde çalışmış olan pek çok sanatçı incelenmiştir. İkinci bölümde çağdaş sanat üzerinden yapılan çalışmalarla tasarım ve projeler üreten sanatçılara yer verilmiştir. Ayrıca sanat tarihi açısından kronolojik bir sıra takip edilerek 19, 20 ve 21. yüzyıldaki Antropomorfizm ve sanat kavramı detaylandırılmıştır. Bu arada kavramın vücut sanatı ile olan etkileşimi de incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Antropomorfizm ile ilgilenen sanatçıların heykel alanı üzerinden üretilen yapıtların, geçmiş ile günümüz arasında bir köprü görevi üstlenen durumu kendi sürecimin bağlantılarıyla ilişkileri çok boyutlu olarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Unutma ve hatırlama bağlamında çağdaş sanatta bellek içerikli yaklaşımlar
Geçmişten günümüze dek unutma ve hatırlamanın bellekteki varlığının, bireysel kimliğin oluşmasında önemli bir rol oynadığı gibi, aynı zamanda sanatsal ifade biçimlerine de evrildiği görülmektedir. "Unutma ve Hatırlama Bağlamında Çağdaş Sanatta Bellek İçerikli Yaklaşımlar" başlıklı bu raporda öncelikle unutma ve hatırlama kavramsal çerçevede ele alınmış; her dönem ortaya çıkan unutma sorunun özellikle modernizm ve sonrasında daha da belirginleşmesine karşın bireysel ve kolektif belleğin nasıl önemli hale geldiğine değinilmiş ve unutma ile hatırlama kavramlarının sanatçıların üretimlerine etkisi irdelenmiştir. Bu bağlamda bireysel ve kolektif bellekle birlikte arşiv içerikli yaklaşımlar geçmişi hatırlamak açısından sorgulanmıştır. Bireysel ve kolektif belleğin sanattaki yansımalarının araştırıldığı bu rapor, kişisel uygulamalar ve sanatçı örnekleriyle desteklenmiştir. Çalışmaların sonucunda egemen bellek algısı yerine, tanıklık olgusuna dayanan bireysel ve kolektif belleğin günümüz sanatındaki yansımaları irdelenmiştir.
Sanat yapma eyleminde tekrarlar
"Sanat Yapma Eyleminde Tekrarlar" adlı sanatta yeterlik raporunda tekrar sözcüğü bir kavram olarak detaylı biçimde ele alınmıştır. Sanatta tekrarlama eylemi, tekrarlayan birimler, hareket ve mimikler kapsamlı bir biçimde incelenmiş, örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Sanat tarihinde tekrar içeren eserlerden günümüz sanatına kadar tekrarın nasıl rollere büründüğü, tekrara nasıl anlamlar yüklendiği üzerinde durulmuştur. Sanatçıların aynı basit el işçiliğinin defalarca ve yavaş yavaş tekrarlamasıyla oluşan –tıpkı bir ritüeli gerçekleştirir gibi- uzun soluklu süreçleri ele alınmıştır. Sanatçıların eserleri ile olan bağları, kişisel yaşantıları, el işçiliğinin dikkat çektiği yapıtları üzerinden incelenmiştir. Bir yanıyla obsesif olarak nitelendirilebilen, tutku ile üretilmiş eserler sanatçıların açıklamaları ile birlikte ele alınmıştır. Bu açıklamalarda sanatçıların kendi iç dünyaları, yaratma süreçleri, motivasyonları ile eserleri arasındaki bağlar ortaya koyulmuştur. Psikanalitik açıdan bir yaklaşım ile; tekrarlar ile çalışan sanatçıların yaşantılarında, sanatlarının meditatif ve sağaltıcı etkileri görülmüştür. Bu raporda tekrarlayan eylemler ve birimlerde her bir tekrarda iç dünyada daha da derine inildiği üzerinde durulmuştur. Yapılan uygulamalarda da, tekrarlamaların ritüelistik özellikleri yansıtılmıştır. Anahtar Sözcükler Tekrar, tekrarlamak, zanaat, süreç, psikanaliz
Türkiye'de soylulaştırma sürecinde yıkılan belleğin sanat eseri üzerinden inşası
Bu yüksek lisans sanat çalışması raporunda, Türkiye'de soylulaştırma sürecinin değiştirdiği kent ve bununla birlikte yok olan toplumsal hafızanın, sanat ve sanatçı üstündeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu hedef doğrultusunda ilk bölümde soylulaştırmanın, kent ve toplum üzerindeki etkisi irdelenmiş ve soylulaştırma hareketinin gelişimi ile birlikte safhaları işlenmiştir. Bu sürecin sonucu olarak; yerinden edilen, mekânsal dışlanma yaşayan kent sakinleri konu bağlamında işlenmiş ve bellek kaybı araştırılmıştır. Bu sonuçlarla birlikte sanatçıların bu süreçteki rolleri incelenmiştir. Sanatçıların, soylulaştırma hareketinde öncü olarak olumlu bir tutum sergilemesinin süreci hızlandırdığı ifade edilirken diğer yandan bu sürece karşı takındıkları negatif tavır da anlatılmıştır. İkinci bölümde, Ankara ve İstanbul'da, soylulaştırma sürecinde yıkılan toplumsal belleğin sanat eserleri ile inşası incelenmiş ve bu konu hakkında, sanat çalışması sürecinde üretilen uygulamalı çalışmalar, bellek, mekân ve sanatçı ilişkileri bağlamında sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Soylulaştırma, kent, sosyal bellek, sanatçı, sanat eseri, mekân
İfade nesnesi
Yirminci yüzyıla gelindiğinde ifadenin sanat alanındaki anlamının ve içeriğinin değişmeye başladığı görülmektedir. Bunun öncesinde ise ifadenin temsille olan yoğun bir ilişkisi söz konusuydu. Bir konunun başka şeylere başvurularak tasvir edilmesi ve anlatılması ifadeyi tanımlayan bir olgu olarak kabul edilirdi. Ancak, sanat alanında bu ve buna benzer şekilde oluşmuş olan geleneklere karşı getirilen eleştiriler yoluyla temsil ve anlatısallık arasındaki ilişkilerde bir değişim yaşanmıştır. Klasik temsil, resimde yanılsatıcı bir optik uzam algısı yaratan perspektifin reddiyle birlikte biçimin tekrar yüzeyle aynı zeminde tartışılabilir hale gelmesiyle beraber ortadan kaldırılmış olur. Artık resim ve heykelde görünmeye başlayan şey bir konunun temsili olmaktan çok resim ve heykelin kendi koşullarından doğan ve dünya ile doğrudan ilişki kurmaya başlayan yeni bir ifade anlayışıdır. Geleneğin reddinin ardından bu disiplinlerin yapısına dair sorgulamalarla ayrıştırılmaya başlanan sanatın içerisindeki bu çeşitli bileşenlerin her biri yeni bir değer olarak ortaya çıkarılmıştır. Örneğin resimde, yüzeyin biçimle aynı zeminde tartışılmaya başlanmasıyla birlikte renk de artık salt kendi niteliklerini sorgulatan bir olgu olarak varlık göstermiştir. Bu raporun araştırma konusu, bir sanat yapıtının oluşumu için önemli olgulardan birisi olan ifadenin, eylemle ve beraberinde gerçekleşmekte olan bir yaratıcı edimle olan ilişkisi üzerine temellendirilmeye çalışılmıştır. Bu kapsam içerisinde raporun amacını destekler bir biçimde farklı kavramlara da değinilmiştir. Eylemin ifade edici yönünün bir sanat yapıtının oluşumuna katkısı gibi, diğer kavramların da bu süreçteki yeri ve öneminden bahsedilmiştir. Bu yaklaşımdan yola çıkılarak bazı çalışmalar gerçekleştirilmiş, sanatın bir yaratıcı edim olarak ele alınışıyla, sanat alanında yeni ifade yollarının önünü açan sanatçı örnekleri ve sanat yapıtları değerlendirilerek desteklenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: İfade, eylem, edim, nesne, sanat
Özne-arayüz ilişkisi dahilinde imgenin yeni durumu
Öznenin dünyaya fırlatılması ardından tüm çevresel faktörler ile birlikte gerçekleşen etkileşim hali, kaçınılmaz olarak imgeyi de etkisi altına alan bir durumdur. Raporun giriş bölümünde de değinildiği üzere, esasen bu etkileşim halinin imgenin varlık itkilerinden birisi olduğu söylenebilir. "Özne Arayüz İlişkisi Dahilinde İmgenin Yeni Durumu" başlıklı bu raporda, imgenin bugün için, özne-arayüz ilişkisi ekseninde yeni durumları incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken, gören gözün neyi nasıl gördüğü ve zaman içinde çeşitlenen görme/görüntüleme yollarının bakış üzerindeki etkisinin izleri sürülmüştür. Bu anlamda teknik görüntülerin nasıl meydana geldiği, zaman içindeki değişimleri ve günümüzdeki konumuna da değinilmiştir. Özetle bir ön/ara sayfa anlamına gelen arayüz, bugün için bir tür teknik görüntü yöntemi gibi duyulsa da rapor dâhilinde öznenin konumundaki diğer tüm etkileri ile birlikte ele alınmak istenmiştir. Birinci bölüm boyunca sözü edilen teknik yollarla üretilen tüm görme/görüntüleme yöntemleri arayüz-imge ilişkisinde birer basamak olarak görülmüştür. Arayüzler, adeta görünmez bir perde gibi imge ile özne arasına giren katmanlar olarak yorumlanırken bu durum imgenin yeni halleri üzerine birtakım soruları da beraberinde doğurmuştur. Rapor kapsamında görüntünün bir zaman sıkışması olarak ele alınması durumu ve zaman deneyiminin özne/makine olarak ayrılması hali uygulamalar ile pekiştirilmiştir. Buradaki temel farklardan birisi bellek gibi dururken bu durum imgenin bugünkü konumuyla birlikte ele alınmak istenmiştir. Anahtar Sözcükler: Arayüz, imge, görüntü, teknik görüntü, zaman sıkışması
Sanatsal yaklaşımlı nesne-algı üzerine uygulamalar
Özne ve nesne bağımlı var olan unsurlardır. İnsan-özne, doğa nesnesinden ayrı, kendi işlev ve anlam müdahaleleri ile yeni bir nesne anlayışı oluşturmuştur ve tarih boyunca evrimine nesnelerle eş doğrultuda devam etmiştir. Nesnenin neliği, öznenin nesneye atfettiği işlevsel algı ile yok olmuş ve öznenin nesne ile olan ilişkisi yüzeyselleşmiştir. Modern dünya işleyişinin getirisi olan seri ve tek tip üretim de işlev nesnesinin öncesinde sahip olduğu biriciklik öğesini ortadan kaldırarak bu yüzeyselliği pekiştirmiştir. İşlev nesnesinin yerinden edilmesi; biçimsel, düşünsel, uzamsal değişimlere maruz bırakılması, nesnenin işlevselliğini, anlam katmanları arasında silikleştirir. Böylece öznenin öznel deneyimleri ile nesneye yaklaşımı; nesneye nesneliğini kaybettirmeden yeni ontolojik anlam katmanları kazandırır. Nesnenin bu anlamsal kazanımındaki asıl değişim nesnenin görünümündeki değişimden ziyade öznenin algısındaki, yaklaşımındaki değişimdir. Özne ile nesnenin ortak bir varoluş paydasında buluşması sanatsal ilişkiyi ve sanat nesnesini doğurur. Sanat nesnesi her zaman için özne tarafından duyumsanan gerçekliğin bir temsili olarak oluşmuştur. Özne nesneyi kullanan değil onu farkedip ilişkisini oluşturan ögedir. Sanatsal farkındalık nesneyi belirli anlam ve işlev bilgilerinden soyutlayarak nesneyi algılanabilir, deneyimlenebilir bir görüngü olarak görmeye çalışır. Kendisi olarak nesne, öznenin algılama yoluyla mümkün değildir çünkü öznenin bilincindeki yansıması, her zaman öznenin kişisel ve kolektif anlam şebekesinden yorumlanmak zorundadır. Sanat nesnesinde nesnenin o ana kadar ne olduğu, tanımı, işlevi, estetiği ya da nesneye yapılan müdahalenin biçimi, derecesi önemli değildir. Önemli olan nesne ile sanat nesnesi arasındaki geçişte tanımsız ve bilinmeyene yönelik eğilimdir. Böylece öznenin bilincindeki bilinmeyen nesnenin özünü işaret eder.
Bellek metaforu ve dönüşen imgeler
"Bellek Metaforu ve Dönüşen İmgeler" başlıklı raporda; tarih, kültür ve toplumsal verilerden etkilenen varlığın geçmiş süreçlerinde ki, bellek alanları sorgulanmış ve bu bağlamlar göz önünde bulundurularak uygulamalar yapılmıştır. Bu doğrultuda doğduğu andan itibaren nesne ile temas eden varlığın temsili, metaforik olguyla nesne-varlık arasında kalan boşluğun doldurulmasıyla ortaya konulmuştur. Böylelikle nesnelerin sıradanlıktan çıkarılarak sanat alanında ki 'şeylerin' yerini temsil etmesi bellek kavramını sorgulatmıştır. Bu bağlamda, raporun birinci bölümünde; 'bellek' ve 'metafor' kavramlarının tarihsel süreçte nasıl ortaya çıktığı araştırılıp, bellek alanları olarak konumlanan nesnelerin neliği üzerinde durulmuştur. Nesne, unutulmaya yüz tutmuş geçmiş bilgilerini hatırlattığı ve metaforik anlamda bellek alanları yarattığı tespit edilmiştir. İkinci bölümde bireysel ve toplumsal belleğin varlığını sürdürdüğü anlatılar incelendiğinde; travmaların (savaş, yıkımlar) sanatçı çalışmalarının konusu olduğu saptanmış ve gerçeği yansıtamayan geçmiş izlerinin ortaya konulma sürecinin metaforik olguyu ortaya çıkardığı görülmüştür. Böylece metafor, sanatın bir ifade biçimi olduğu gözlemlenmiştir. Üçüncü bölümde ise, benliğin ilk uğrağı olan 'ev' kavramı sorgulanıp içerisine konumlanan nesnelerin hafızası sorgulanmıştır. Sonuç olarak 'varlık' bu raporun ana karakteri olurken, varlığa ulaşmak için uğrakları olan 'şeyler' temsili olarak sanat çalışmasına dönüştürülmüştür. Bu kapsamda varlığa ulaşmak için bellek kavramı sorgulanmış ve orada konumlanmış geçmiş izleri, günümüz sanat diliyle kurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Bellek, metafor, mekân, nesne, özne, iz, toplumsal hafıza, 'Ben', hatırlama, unutma
Video performans alanında bedenin kullanımı
"Video Performans Alanında Bedenin Kullanımı" başlıklı rapor kapsamında beden kavramından hareketle "Performans" ve "Video Performans" ilişkisi irdelenmiştir. Bu ilişkinin ortak noktası olan beden kavramının geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümler açıklanmaya çalışılmıştır. İlkel dönemlere kadar uzanan bu süreçte beden, sanatın ana konusu olarak var olmuştur. Sanatta bedenin kullanımı farklı biçimler ve farklı anlamlar içerse de her zaman kendisini var etmiş ve modernizmden sonrasına uzanan süreçte özellikle Performans Sanatıyla birlikte bedenini kullanarak mesele edindikleri konuları anlatmak, sorgulamak isteyen sanatçılar için beden, en temel ifade araçlarından biri haline gelmiştir. Videonun sanata sunduğu yeni üretim teknikleri sayesinde, video alanında üretim yapan sanatçılardan farklı olarak performans sanatçıları, Performans Sanatı ile Video Sanatının buluştuğu noktada Video Performans ile kendilerine yeni bir alan yaratmıştır. Video Performans alanında beden, görünmenin gösterilmesiyle birlikte kendisine yüklenen anlamları ve tanımları farklı bir boyutta sorgulanabilir hale getirmiştir. Böylece yüzyıllardır felsefe, sosyoloji, psikoloji, politika ve dinsel inançlar dâhilinde bir tartışma konusu olan ve Performans Sanatıyla birlikte doğrudan sanata dâhil olan beden, video teknolojisi ve bu teknolojinin sunduğu olanaklar sayesinde farklı üretim biçimleriyle yeniden ele alınmış ve sanatsal üretimlerinde bedenini kullanan sanatçılar için beden üzerinden düşünce üretme biçimlerinin çeşitlenmesine yol açmıştır. Bu rapor kapsamında Video Performans aracılığıyla beden üzerinden düşünce üretme biçimleri sorgulanmış ve bu sorgulamalar kişisel çalışmalarla desteklenmiştir.
Yükselen teknoloji toplumu ve sanatta distopik etkiler
Yükselen Teknoloji Toplumu ve Sanatta Distopik Etkiler İsimli sanat çalışması raporunda Distopya/ Ütopya bağlamı günümüz minor ve majör siyaset senaryoları ile birlikte düşünülerek heykel sanatı içerisindeki uygulamalar üzerinden araştırılmıştır. Ütopya kavramının yükselen yeni teknoloji ve ağ toplumuyla birlikte çözülüşü, modernizmin vaat ettiği anlamları yıkarak, gezegeni karanlık bir atmosfere sürükleyişi incelenmiştir. Raporun temel kavramları olan ütopya ve distopya evcilleşme, insansızlaşma, insandışılaşma, ekolojik felaket, giyilebilir duygu, makine zihin, düşsüzlük gibi meseleler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın ilk bölümü ütopyanın gezegen ev, evcillik, ilerleme, yükseliş, umut ilkesi, kusursuz mutluluk gibi araştırmaları içermektedir. İkinci bölüm Distopya kavramının temellendirildiği insansızlaşma, terkedilmiş mekanlar, insandışılaşma irdelemesi çeşitli sanat çalışmalarıyla örneklendirilmiştir. Son bölümde kurgusal bir kara ütopya üzerinden olası bir distopya ülkesinin insanları ve oyuncakları anlatımı ve örnekleri bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Distopya, Ütopya, Distopya Oyuncakları, İnsansızlaşma, İnsandışılaşma, Ekolojik Yıkım, Düşsüzlük, Giyilebilir Düşünce, Savaş Oyuncağı
Sanatta ölüm kavramının beden ve cinsellik üzerinden deneyimlenmesi
"Sanatta Ölüm Kavramının Beden ve Cinsellik Üzerinden Deneyimlenmesi" başlıklı Sanatta Yeterlik Sanat Çalışması Raporunda; cinselliğin, insanın bilinçaltı ölüm güdüsü ile doğrudan veya metaforik şekilde örtüşmesiyle ilgili görüşlerin açıklaması yapılmış; ölüm kavramının farklı düşünürler tarafından irdelenmesi, toplumsal bir ilişki biçimi bağlamında ele alınarak özgürlüğüne kavuşturulmasının önemi ve tüm bunların sanattaki yansımaları ele alınmıştır. Bu çalışma kapsamında, dişil ve eril unsurların doğal yapı ve özellikleri saptanarak, birbirleriyle olan etkileşimleri, dişil unsurların farklı dönemlerdeki dışlanma şekilleri, bununla birlikte eril unsurların yüceltilmesi araştırılmış; aynı zamanda, dişil ve eril unsurların birbirleriyle olan normal, paranormal, sapkın ve tekinsiz ilişkileri ortaya konmuştur. Sanatta ve yaşamda insan bedeni, bedenin hassas yapısı, katmanları, yaşam boyunca yüzleştiği her olgu, beş duyu ile algılanan her kavrayış veya yanılsama irdelenmiş; acı ve haz, arzu ve korku, şiddet ve şehvet, durağan ve aktif, ölü ve canlı, bakan ve bakılan, örtülü ve şeffaf, iç ve dış, korumasız ve saldırgan, bağımlı ve özgür, izin veren ve zorla alan, yöneten ve boyun eğen vb. gibi karşıt oluşumlar dengelenmeye çalışılmıştır. Tüm bunların ötesinde, varoluşumuzun en etkin, en esas ilkesi olan yaşam ve ölüm gerçeği, insanın hassas yapısının ardındaki güçlü ölüm güdüsü, ilkel geleneklerde ölüm tabusu, bilinç ötesi düzeyinde ölüme duyulan özlem ve sanattaki yaratımları ele alınmış; içinde bulunduğumuz dönemin şizofrenik, kaotik parçalanmalarının sanat ve sanatçı bağlamında psikolojik ve oto-biyografik etkileri araştırılmıştır. Bu sanat çalışması süresince deneyimlenen duyumlardan ve her türlü veriden etkilenerek, estetik olanın ötesindeki kaotik/abject olanın ön plana çıkarılması hedeflenmiş; doğaları gereği, pasif, geri çekilmiş, olmakta olana izin verme eğiliminde olan dişil yapıların, yine doğaları gereği baskın, aktif ve olduran eril yapılar tarafından kurban şekline dönüştürülmelerinin farklı yaklaşımları vurgulanmıştır. Açıklanan tüm kavramlar çerçevesinde gerçekleştirilen uygulamalar figüratif, performatif, bedensel çalışmalarla canlandırılmış; karşıt kavramlar arasındaki kopukluk ve parçalanmalar açığa çıkarılarak, yeniden birleştirilmeye çalışılmıştır.
Günümüz sanatında mikro-ütopik mekân uygulamaları
Her alanda olumlu ya da olumsuz değişim ve dönüşümün yaşandığı günümüz dünyası, sanat alanında da kavram ve biçimlerin hızla değiştiği bir ortamı kaçınılmaz kılmıştır. İnsan, mekân ve nesne kavramları ve birbirleri ile olan etkileşimleri, sanatçılar ve kuramcılar tarafından sıklıkla incelenen ve yeni baştan tanımlanan yapılar haline dönüşmüştür. Bu dönüşüm süreci içerisinde, mimarinin temel konusu olan mekân ve mekân üretimlerine yönelik eğilimler de sanatçılara yeni kavram ve sorunları değerlendirebilecekleri bir alan yaratmıştır. Böylelikle mekân kimi zaman sanatın bir nesnesi, kimi zaman müdahale alanı, kimi zamansa yeniden üretimin bir unsuru olarak, yeni anlamlar ve görüntüler kazanmıştır. Bu yeni yönelimlerde kuşkusuz ölçek de sanatın diğer bir değişkeni olarak yeni biçim ve anlamların arandığı bir unsur haline gelmeye başlamıştır. Mekânın nesnenin belirleyici ve ayırt edici unsuru olan ölçek ve ölçeğin bağlamı üzerine değişen anlamlarla gerçekte mimari bir unsur olan mekân, sanat nesnesi olarak sanat içerisinde yer bulmaya başlamıştır. Günümüzde ölçek sanatçıların yeni bağlamlarla birlikte sıklıkla değişime soktuğu, manipüle ettiği bir olgudur. Bu anlamda, dünyada örnekleri sıkça rastlanan ölçeklendirilmiş ya da göreceli ölçeklerle küçültülmüş mekanlar izleyicinin karşısına çıkar. Mimari, mimarideki maket ve model unsurları ve dioramaların etkisinde gelişen bu tür sanat çalışmaları günümüz dönemi sanatçılarına hem teknik hem bağlam anlamında örnek teşkil etmiştir. Yapıları küçülterek mekanlardan kesitler alan sanatçılar, mekanların sanat içerisinde küçülen ölçekleri ile birlikte mimari yapıları (ev, apartman, şehirleşme vb.) sanat içerisine dahil ederek anılara, düşlemelere, geçmişe-geleceğe yönelik ütopyan veya distopyan kurgulamaları barındıran yeni biçimleri, farklı konu bağlamlarıyla keşfetmeye başlamışlardır. Bu bağlamda çalışmanın temel tezi; merkezinde ev ve oyun öğelerini barındıran küçük ölçekli mekân uygulamalarını, düşlemin etkisi ile kurulan mikro-ütopik mekân üretimleri olarak çözümlemektir. Çalışma süresince oluşturulmaya çalışılan mikro-ütopik mekân kavramı, tekil bireyin yuva olarak adlandırdığı ev ve çocukların oyunlarda kurduğu tekil mekân yaratıları ile birlikte ele alınarak sosyoloji, felsefe ve sanat bağlamında örnekler ile değerlendirilmiştir. Sanatçı örnekleri üzerinden teoride kalan bu okumalar mikro-ütopik mekân uygulamaları başlığı altında pratiğe dönüştürülmüştür. Çalışma raporunda incelenen bir diğer başlık ev/ yuva kavramını kişisel, mikro-ütopik bir alan olarak çözümlemek, bu kavram ve metaforlarının sanat ürünleri ile olan ilişki ve etkileşimini incelemektir. Ayrıca küçük ölçekli mekân çalışmalarında önemli bir etkilenme alanı olarak dioramalar, başlangıcından günümüze değişen anlam ve biçimleri ile kavram ve uygulama sahalarında değerlendirmeye alınmıştır. Anahtar Sözcükler Oyun, Mekân, Küçük Ölçek, Diorama, Mikro-Ütopya, Ev/Yuva
Performans olarak beden ve doğa diyaloğu
Bu çalışmada insanın var olduğu andan bu güne, kendini ifade etmek için bilinçli ya da bilinçsiz bir algı ile, doğa ile kurduğu her tür yol olan, din, tapınma, primitivizm, sanat gibi kavramlar, günümüz kuramları çerçevesinde bedenin araçsallaştırılarak, sanatın ve üretimin merkezine oturduğu "eylem" olgusu temel alınarak, performans sanatı ve doğa ilişkisi incelenmiştir. Sanat eseri raporunda konunun anlatımına katkı sağlaması için tek bir tanıma sahip olmayan, performans sanatının farklı yazarlar tarafından yapılan, tanımlarına yer verilmiştir. Primitif sanattan başlayarak bedenin; nasıl kutsallaştığı, tarihsel süreç içerisinde varlığı açıklanmaya çalışılmıştır. 20. yy içerisinde sanatsal bir bilinç ile yapılmaya başlanan ve 1960'lara gelene kadar, performans pratiğinin sanat içerisindeki rolünün gerçekleştirilen çalışmalara nasıl yansıdığı anlatılmıştır. Beden sanat ilişkisinin kaçınılmazlığından başlanarak, beden sanatının ortaya çıkmasına kadar olan gelişmelere, ardından rapor çerçevesinde beden ve doğa arasında diyalog kuran sanatçı çalışmalarına yer verilmiştir. Sanatın tarihine bakıldığında beden kavramıyla ilgili binlerce esere rastlanmış; bütün bu eserleri incelemek yerine konunun anlaşılmasına katkı sağlaması açısından bazı dönemler içerisinde önemli çalışmalar incelenmiştir. Çalışma süresince beden kavramıyla doğa arasındaki iletişim geçmiş ve günümüz sanat üretimleri üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde örnekler verilerek anlatılmıştır. Örneğin MÖ. 16000 de mağara duvarlarına yapılmış bir el izinin - günümüzde nasıl bir çağdaş sanat eserine dönüştüğünü, bir sanatçıyı etkileyerek ona nasıl ilham aldığı anlatılmıştır. Sanatçılarla ilgili bilgiler, performansı gerçekleştirdiği yeryüzü parçası, vermek istediği mesaj ve yaptığı çalışmalarla birlikte genel olarak sanatçı pratikleriyle ele alınmıştır. Aynı zamanda seçilen sanatçıların çalışmalarına yakın olan diğer sanatçı çalışmaları ile bir bağlam oluşturacak şekilde kronolojik bir sıraya göre ele alınıp, metinler arasında bir akış oluşturulmaya çalışılmıştır. Sanatçıların çalışmalarının ve genel rapor konusunun tam olarak okuyucunun zihninde canlanabilmesi için konuyla örtüşen performanslarının görsellerine ve künyelerine yer verilmiştir. Son bölümdeki metinlerde "Performans Olarak Beden ve Doğa Diyaloğu" başlığı altında yapılan uygulama çalışmalarının, gerçekleştirilme aşamaları, düşünce olarak nereden nasıl beslendiği, hangi yöntemlerle kayıt altına alındığı ve gösteriminde kullanılan tekniklerle ilgili ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Elde edilen bilgiler, fotoğraflar ve videolarla desteklenmiştir. Son bölümde önceki verilerden referanslar metinlerde ele alınıp, değerlendirilip performans ve doğa sanatçılarının yapmış olduğu çalışmalar ve sanatsal bakış açıları, uygulamaların gerçekleştirilme aşamasında etkili olmuştur. Günümüzde insanın doğadan ve kendinden uzaklaşması, robotik bir hayat sürmesi, içinde bulunduğu duyarsızlığın farkında olmaması ve bu kaotik yaşam içerisinde bilincinden uzak bir şekilde yaşamına devam etmeye çalışması beden ve doğa konulu performans uygulamalarında anlatılmaya çalışılmıştır.
Çocukluk çağında oyun, sanatta oyun
"Çocukluk Çağında Oyun, Sanatta Oyun" başlıklı bu raporda sanatta oyun ve oyuncak ele alınırken insanoğlunun hayatındaki yeri ve işlevselliği sorgulanarak, çocukluğa doğru giden bir yol izlenmiştir. Çocukluk bizi derinden etkileyen duygularla dolu bir sürecin olgusudur. Bu süreç içerisinde oyun ve oyuncak, çocukların hissettiklerini tanımlama, öğrenme ve yaşantıyı anlayabilmeye aracı olmaktadır. Aynı zamanda çağın kültürel, ekonomik ve toplumsal özelliklerini yansıtır. Oyun aslında bir iletişim yöntemidir. İletişim ise, insanoğlunun ilk toplumsal becerileri arasında oluşuyla oyunun yapı taşlarından biridir ve bizim gibi sosyal canlılar için vazgeçilemez bir şey olduğundan, oyun hayatımızda fark edemediğimiz şekilde yer kaplar. Çocukluğumuz ise oyunu en yoğun şekilde yaşantımızda barındırdığımız dönemdir. Bütün bu iletişim ağı ele alınırken, oyunun nasıl ortaya çıktığı ve geçmişten günümüze nasıl benzerlik veya farklılıkların olduğu araştırılmış, yaşamda oyunun ve oyuncağın ne derece etkisi olduğu sorgulanmıştır. Bununla beraber felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi farklı disiplinlerde de oyun kavramı araştırılmıştır. Oyun kavramı birçok disiplinde konu olduğu gibi, sanat akımlarına ve sanatçılara da ilham kaynağı olmuştur. Raporda, geçmişten günümüze doğru sanatçıların oyun dürtüsüyle eserlerini nasıl ürettiği üzerinden örnekler verilmiştir. Oyun ve oyuncak, yaşantıda nasıl bir iletişim aracı olarak ele alınıyorsa sanatta da sanatçının kullandığı bir iletişim yöntemi olması üzerinde durulmuştur. Bu raporda oyun, kişisel çalışmalarla desteklenmiş ve sanatta yeni kişisel arayışlar, yeni anlatım olanakları, yeni bağlamlar bulunması üzerinde durulmuştur. Uygulamalarda oyunun, herkesin kendiyle ve birbiriyle kurabileceği iletişim aracı olduğu yönünde bir bakış açısıyla günümüz sanatına kişisel katkılar sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Oyun, Oyuncak, Çocukluk, İletişim, Bellek, Sanat
Mimari unsurlardan sanatsal imgelere
''Mimari Unsurlardan Sanatsal İmgelere'' başlıklı raporda insanın yapı oluşturma eylemi ve bu eylemindeki ihtiyacı karşılayabilmek için kullandığı yaşam malzemelerinin gelişimi ve değişimi sanatsal perspektif doğrultusunda ele alınmıştır. İlk önceleri kendisini doğayla bir gören ya da ayırt edemeyen ve bu durumu kabullenip ona uyum sağlayan insan, belirli bir süre sonra bilinçlenip kendisini özne olarak merkeze alırken, nesnel dünyayı karşısına alıp doğa üzerinde hakimiyet kurma serüvenini başlatmıştır. İnsan çevresini etkileyen ve bulunduğu çevreden etkilenen, sürekli yeni oluşumlar yaratan ve bu oluşumlarda yer alan bir canlıdır. Uygarlığın başlangıcından günümüze mimari malzemelerde yaşanan bu değişim zamanla insanın malzemeyle kurduğu bağı da değiştirmiştir. İlk insanın yaşadığı mağaradan başlayıp, günümüzün devasa gökdelenlerine gelen bu süreçteki değişime en büyük katkıyı sağlayan buharlı makinelerin üretilmesi, sanayileşme ve makineleşme, nesnelere bakış açısının değişmesine neden olmuştur. 20. yüzyıl tüm alanlarda devrim ve dönüşümlerin çağıdır ve bu durum 21. yüzyılda da sürekliliğini korumaktadır. Yeni biçim anlayışlarının ortaya konduğu bu durum, yeni malzeme anlayışını sanatın içerisine dahil ederek, sanatın bütün bileşenlerini yeniden inşa edip, toplumsal üretim anlayışıyla, sanatsal dışavurumun yerine zihinsel tasarım sürecini, işlevsel strüktür ve gelişen teknolojiyle beraber değişen tüm evrenin yeniden inşası, sanatçı faktörünün etkisi üzerinden aktarılmıştır. Bu bağlamda çalışmalarda kullanılan, farklı mimari nesneler ve nesnelerin farklı malzemelerle alınan kalıplarıyla yeni anlamlar ve bağlamlar oluşturulmuştur. Var olan nesnenin anlamından kopartılmasıyla, bağlamının yok edilerek aktarıldığı mimari unsurların sanattaki yansımaları uygulamalarla irdelenmiştir.
Performatif imalar ve beden
Bu çalışmada bedenin sınırlarını zorlayan acı çekme ya da işkence benzeri konularla ilgilenmek yerine; görünenin ve söylenenin ötesini keşfetmek amaçlanmıştır. Arka planda kalan, görmezden gelinen ve bilinçdışını rahatsız eden edimlerin görünür hale gelmesi, daha önce var olan fakat zamanla yitip giden duyguların tekrar ortaya çıkması performatiflik kapsamında mercek altına alınacaktır. Gündelik hayat dâhilinde var olan fakat unutulan edimlerin açığa çıkarılması performatiflik konusu dâhilinde, beden ve bedenle birlikte oluşturulan nesneler üzerinden yaratılan imalar kapsamında incelenecektir. Bilinçdışında var olan dürtülerin açığa çıkması, nesnenin bilinç simgesine dönüşümü ve dürtünün nevrozu açığa çıkarması, arzuya neden olan nesnenin tekrar işleve açılması, özne-ben'in karşıtı olma niteliğine sahip olan iğrenç'in verdiği rahatsız edicilik deneyimler yoluyla oluşan edimlerde kendini göstermektedir. Deneyimlemeyle öğrenme ve deneyimi gerçekleştiren beden ve bedenin sınırı olan ten, performatif alanda incelenerek bedensel dilin çözümlenmesi ve bu dilin oluşturduğu imalar kapsamında yapılan deneysel/sanatsal çalışmaların bilinçdışının düşünsel izleği üzerinden okunarak incelenmesi hedeflenmektedir. İlişkisel psikanalitik kuramın performatiflik kapsamındaki etkisi irdelenmiş olup, psikanalitik yaklaşımla sanatsal performatif pratik ilişkilendirilmiştir. Sanatçının deneyimlediği eylemin izleyici üzerinde sağlayabileceği etkiye ilişkin pek çok performans gerçekleştirilmesine karşın, bu raporda sanatçı performansı ve bu performansa dâhil olan izleyicinin gerçekleştirdiği eylemlerle ilgili çalışmalar ontolojik açıdan yaratılan performatif imalar incelenecektir. Birinci bölümde, Austin, Searle ve Derrida'nın geliştirdiği Performatiflik terimi karşılaştırmalı olarak incelenirken, Butler'ın sözcelemlerin eyleme dönüşmesini toplumsal cinsiyet kapsamında bedene aktarmasına ilişkin bilgiler içerir. İkinci bölümde sanatçıların deneyimleri ışığında performatif imalar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise yapılan uygulamalarla edinilen performatif pratikler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Performatif, Beden, Ten, Algı, İğrençlik, Özne, Nesne, İzleyici, İmalar.
Alternatif alanlarda sanat: Sokak
Kamusal alan, yaşadığımız coğrafyada, özellikle 21.yy Türkiye sinde fazla kullanılmayan ve kamu tarafından tam anlamıyla bilinmeyen ya da yanlış kullanılan bir kavramdır. Dolayısıyla kamusal alanın ontolojisinden önce meydan, park, cadde gibi mekansal karşılığı ilk akla gelmektedir. Siyaset, felsefe, sosyoloji ve iletişim gibi disiplinlerde kullanılan kamusal alan kavramı 20.yy.ın sonlarına doğru sanat alanında da yerini bulmuştur. Aristoteles'e kadar dayanan kamusal alan kavramı ele alan farklı düşünürler olsa da, bu kavramın tarihsel sürecini inceleyip modern anlamını kazandıran Jürgen Habermas'ın ürettiği düşünceler üzerinden yol alınacaktır. Bahsedilen sanat ve kamusal alan ilişkisinin meydan heykelciliği olmadığını belirtmekte fayda vardır. Buradaki ilişkisi 1950lerde başlayıp 21.yy da görünürlük kazanan "sokak sanatı" başlığı altında incelenecektir. İçinde bulunduğumuz hiyerarşik sistemdeki bireyin konumu üzerinden sanatın kamusal alandaki yeri performanslar üzerinden deneyimlenmektedir. Bireyin konumu, başlangıç noktası olarak görülmektedir ve söz konusu konum göç, mahalle, aile gibi kavramlarla örneklendirilerek meşruiyet kavramı üzerinden değerlendirmeler yapılacaktır. Mekansal anlamda kamusal alan kavramını bir ülkenin özeti olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla kamusal alan ile ilgili elde edilmiş bilgilerin, bireysel sanat performansları ve yaşanılan coğrafya arasında kıyaslamalar sonucu çıkarımlar elde edilmesi öngörülmektedir.
Mekanda optik etkiler
"Mekânda Optik Etkiler" adlı raporda optik ve mekân konusu ele alınmıştır. Optik ve mekân kavramları tek tek ele alınarak geçmişten günümüze doğru araştırmalar yapılmıştır. Raporda iki konu üzerinde durulurken daha çok optik üzerine araştırmalar sürdürülmüştür. Araştırmalar sonucunda mekân ve optik kavramları arasında bir bağ kurulmuştur. Optik kavramı araştırılırken bilim alanındaki yansımalarına bakılmıştır. Optiğin bilimsel ve sanat alanındaki karşılaştırmaları yapılarak, bilim ve sanat arasındaki fark ortaya konmuştur. Optik, bilim alanında kendini gösterirken zaman içerisinde sanat alanına da dahil olduğu raporda belirtilmiştir. Mekân ve optik arasında bağ kurarken, mekân kavramının ne anlama geldiği diğer alanlarla nasıl bir iletişimi olduğu konuya dahil edilmiştir. Sanat alanında mekânın dönüşümü ve sanat eserinin sergilenmesi konusundaki değişimlere yer verilerek sanatçıların çalışmalarıyla konu desteklenmiştir. 1960'dan sonra sanat nesnesinin sergilenmesindeki optik değişimler günümüze kadar irdelenmiştir. Optik kavramı bilim alanındaki araştırmaları tamamlanıp, sanat alanına yansımaları ve günümüzdeki konumu üzerine örneklere yer verilmiştir. Optik Sanatın geçmiş yıllarda daha çok göz yanılsaması üzerine durulmuş, şu an ki konumu üzerine araştırmalar yapılmıştır. Optik ve mekân konusu ayrıntılı bir şekilde araştırılarak uygulamalar aşamasında kişisel çalışmalarla birlikte desteklenmiştir. Kişisel çalışmalarla birlikte mekân ve optik kavramları üzerinden çalışmalar üretilmiştir. Uygulamalar aşamasında araştırmalar ve çalışmalarla günümüze katkı sunulmuştur.
Günümüz sanatının dönüştürücü, mekânsal ve ilişkisel niteliklerinin düşünümsellik kavramı bağlamında incelenmesi
Özünde yazarın sanat paradigmasını betimleyen bu tez, düşünümselliğin olanağında ortaya çıkmış bir sanat tartışmasıdır. Çalışmada, düşünümsel bakış açısından algılanan Sanat alanının bağıntısal yapısı çözümlenmekte ve nitelikleri ortaya koyulmaktadır. Bu perspektiften belirlenen, sanatın dönüşüm, mekânsallık ve ilişkisellik kavramlarıyla olan zorunlu bağıntısı incelenmektedir. İnceleme sırasında metodik olarak Sanat, Bilim ve Felsefe disiplinlerinin eşgüdümlü çalıştırılmasıyla argümantasyonun doğrulanabilir olması hedeflenmektedir. Bu bağlamda sanat yapıtını anlamlı nesne/faaliyet olarak kavrayan çalışma, sanatsal faaliyeti ise bir yapılandırma olarak ele almaktadır. Böylece sanat yapıtı etrafında şekillendiği düşünülen sanat pratiğinin 'anlam' ve 'bağlam' kavramlarıyla ilişkilendirilmesiyle; sanatsal faaliyetin, dönüştürme eyleminin, mekânın ve ilişkiselliğin birlikte tasarımlandığı bir süreç biçiminde yorumlanması gerektiği savunulmaktadır. Bir bilgi formu olmak bakımından sanatın üreticisi olarak sanatçı yerine, bilginin ve alan pratiklerinin toplumsal-kolektif üretimi bağlamında sanat habitusu önerilmekte, öte yandan bunun karşısında, Sanat alanı aktörlerinin düşünümsel bir sanat habitusunu oluşturması gerektiği iddia edilmektedir.
Günümüz heykel sanatında varoluşçu etkiler
Günümüz Heykel Sanatında Varoluşçu Etkiler başlıklı bu metin bir Sanatta Yeterlik eser metni olarak hazırlanmıştır. Varoluşçuluk, bir felsefi disiplin olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında, iki dünya savaşı geçirmiş, yıkıntılar içinde ve kendi yarattığı ideallerin yok olduğunu görmüş bir Avrupa'nın ortasında ortaya çıkmış ve köklerini bu coğrafyada salmıştır. Varoluşçuluğu tarihsel olarak ele alan birçok kaynakta akım köklerini, felsefe tarihini devrimsel bir şekilde değiştiren ve insanın dünyada kendini bilmesinin önemine ve nasıl yaşaması gerektiğine dair düşünceleriyle felsefenin yönünü doğadan insana doğru çeviren Sokrates'te bulmaktadır. Elbette Sokrates Varoluşçu bir filozof değildir, ancak düşünceleriyle bu akımın filozoflarını oldukça etkilemiştir. Sokrates gibi aslında Varoluşçu olmayıp bu akımla ilişki kurulan Kierkegaard, Nietzsche, Blaise Pascal gibi pek çok farklı filozof vardır ancak Varoluşçuluğun asıl yeşerdiği yer yukarıda da belirtildiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'dır. Ele aldığı iç sıkıntısı, dünyaya fırlatılmışlık, ölüm karşısında insanın varoluşu, kaygı, absürt gibi kavramlar dönemin toplumsal ve siyasal yaşantısında somut karşılıklar bulduğu için de oldukça popüler bir felsefe akımı olmuş ve etkileri günümüze kadar ulaşmıştır. Etkilerinin bu kadar geniş bir alanda ve zamansal olarak da uzun sürmesinin başka bir sebebi de akımın filozoflarının, diğer felsefe akımları ve disiplinlerinin aksine felsefi düşünce ve kavramlarını daha çok edebi metinler üzerinden aktarmaları ve bu sayede de entelektüel çevrelerde olduğu kadar gündelik yaşantının içinde de ses getirmiş olmalarıdır. Varoluşçuluk bu popülerliği üzerinden oldukça eleştirilmiş, bunalım ve umutsuzluk felsefesi olmakla itham edilmiştir. Varoluşçuluğun etkileri, edebiyat ve tiyatronun sınırlarını aşarak; resim, heykel, sinema, şiir, fotoğraf gibi alanlara da yansımış, bu felsefeden etkilenen ve kendi yaşantısı ve yaratma biçimleriyle bu felsefe arasında ilişki kuran birçok sanatçı olmuştur. Bu metnin konusu olan varoluşçuluk ve heykel ilişkisi de bu yüzden önemlidir. Bu eser metninin eser kısmını oluşturan üretimler, bütün bu kavramlar tarihsel ve felsefi olarak açıklandıktan sonra, varoluşçuluk ve heykel ilişkisine referans olabilecek üretimleri olan günümüz sanatçılarının eserleri üzerinden örneklenerek açıklanmış ve metin bu şekilde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Varoluş, Heykel, Kaygı, Zaman, İç Sıkıntısı
Antik Yunan heykel sanatının modern heykel sanatına etkileri
Antik Yunanlar, Mısır ve Sümer'den aldıkları heykel sanatına, kendilerine özgü bir biçimde inşa ettikleri dünya görüşleri, felsefi ve sanatsal bakış açıları doğrultusunda yepyeni bir estetik görünüm kazandırarak, 20. yüzyıl Batı modern heykelinin gelişimi açısından görsel ve kavramsal yönden yetkin bir sanat mirası bırakmıştır. Sözgelimi doğadaki nesnel görüntüleri, eserleri aracılığıyla betimleyerek yaşama yansıtan Yunanlar, kavramsallaştırarak idealize ettikleri güzellik ve estetik anlayışlarıyla yeniden biçimlendirdikleri duyumsal gerçekliği tinsel bir gerçeklik alanına dönüştürmüşlerdir. Platon'un güzellik ideası ve Aristoteles'in doğadaki form ve madde (içerik ve biçim) ilişkisini kavramsallaştıran kuramlarıyla mükemmelleşen Antik sanatlar, süreç içerisinde meydana gelen pek çok tarihsel ve kültürel açılımlarla değişip dönüşmeyi sürdürmüş ve sonuç olarak bir yandan kavramsal öte yandan biçimsel yönden büyük bir değişim ve gelişim gösteren Batı modern sanatına ilham veren bir katkı sağlamıştır. Bu ilhamla, Antik Yunan sanatında doğadan öykünerek betimlenen klasik temel ilkelerden esinlenen modern sanatçılar, 20. yüzyılda kendilerine özgü yeni bir sezgi, duyu ve duygu alanı (ruh hali) yapılandırarak her sanatçının kendine özgü kurguladığı benzersiz bir bireysel meta-dil oluşturmuşlardır. Bu itibarla düşünceye ait öznel/soyut nesneleri eserlerinde dışa vuran eş deyişle nesnel dilin yerine öznel kavramsal dili koyan modern sanatçılar, nesnel gerçekliği kavramsallaştırarak idealize ettikleri güzellik ve estetik ilkeleriyle yeniden biçimlendirmiş ve kendilerine özgü tinsel bir gerçeklik alanı oluşturmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Antik Heykel Sanatı, Modern, Modernizm, Modern Heykel Sanatı.
Kendiliknesnesi kavramı bağlamında yaratıcılık, sanat ve heykel
'Kendiliknesnesi Kavramı Bağlamında Yaratıcılık, Sanat ve Heykel' adlı tez, Heinz Konut'un geliştirdiği 'Kendilik Psikolojisi' yaklaşımı içerisindeki 'Kendiliknesnesi Kuramı' çerçevesinde, heykel - heykeltıraş ilişkisinin irdelenmesi üzerinedir. Kendilik kavramının açıklanması ile başlanan tezde, kendilik algısı ve bilinci üzerindeki felsefi yaklaşımlar ele alındıktan sonra, kavramın psikolojideki yeri tanımlanmaktadır. Çağdaş psikanalitik kuramlardan biri olan 'Kendilik Psikolojisi Kuramı' nı geliştiren Heinz Kohut'un, kuramı oluştururken ki yaklaşımı detaylandırıldığında, Kohut'un psikolojiye ve kendilik kuramına yaptığı en önemli katkılardan biri olan, 'Kendiliknesnesi' kavramının içeriği hakkında da bilgi verilmektedir. 'Kendilik ve Yaratıcılık Üzerine' adlı bölümde, yaratıcılığın doğası ele alındığında, zekâ ile ilişkisi ve deha ile arasındaki farkların tartışması ile başlar. Yaratıcılık kavramı tanımlanırken, yaratıcılık ve yaratıcı kişi ilişkisi açısından öne çıkan özellikler de vurgulanmaktadır. Bu noktada yaratıcılık ile kendilik arasında ilişkiye ve birbirlerinin üzerindeki etkilerine dikkat çekilir. Yaratıcı birey, psikolojik bir bakış açısıyla incelendiğinde, farklı psikoloji ekollerinin konuya yaklaşımları detaylandırılır. Yaratıcı kendilik başlığı altında, kendiliğin gelişim sürecinde yüksek yaratıcılık potansiyeline sahip kişilerin, kendilik ve yaratıcılığın dinamik bir diyalektik ilişki içinde oldukları vurgulanmaktadır. Özellikle sanattaki yaratıcı aktivitenin, kendiliğin bir ifadesi olarak ortaya konulduğuna dair güçlü kuramsal referanslar kullanılarak açıklanır. 'Kendilik Nesnesi Olarak Heykel' in ele alındığı son bölümde, yaratıcı sürecinin içerisindeki 'kendilik' dinamiklerinin ele alınmasıyla, ortaya çıkan eserin sanatçısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi önemli bir noktadır. Sanatçının kendilik ifadesinin eserdeki varlığına dikkat çekerken, bu bağlamda heykel-heykeltıraş ilişkisi anlamlandırılır. Heykelin sanatçısı için ayna işlevi gördüğü ve bunun sonucunda, eserinde kendisi ile yüzleşen heykeltıraşta bir farkındalık bilincinin oluştuğu görülmekte. Seçilen heykeltıraş örneklerinde, kendilik ifadesi açısından, detaylı eser analizlerinde, konuyu ve önermeyi destekleyen görseller dâhil edilmiştir. Yapılan araştırma gösteriyor ki heykelin gerçekleştirileceği malzemenin seçimi, form, boyut, doku, renk hatta heykelin sergilenme şekli dâhil kendilik psikolojisi açısından ele alındığında, sanatçının kendiliğine dair fazlasıyla done barındırmaktadır. Bu verilerin ışığında, kendiliğin oluşumunda katkısı olan faktörlerin, tüm sanat eserlerinde olduğundan çok daha güçlü bir biçimde heykelde okunabilir olduğu görülür. Bu nedenle Kendilik Psikolojisi çerçevesinden değerlendirildiğinde, heykelin sanatçısı için bir 'kendiliknesnesi' olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kendilik, Kendiliknesnesi, Yaratıcılık, Sanat, Heykel
Tarihsel gelişim içinde kadın figürünün yorumu
Kadın ilkel ana tanrıçadan, günümüze sanatçıların sık sık kullandığı bir tema olarak tarih boyunca hep gündemde kalmıştır. Daha ilkçağda kadının toplumsal önemi fark edilmiş bereket ve doğurganlık sembolü bir inancın yansıması olan "Ana tanrıçalar" yaratılmıştır. Hıristiyanlık dininin doğuşu ile kucağında İsa'yı taşıyan kadının kutsal imgesi, yüzyıllar boyu süren bir gelenek olmuştur. Resim geleneği dünyasal konulara yönelince, kadın cinsel bir nesne, seyirlik bir varlık olarak resim sanatında yer almaya başlamıştır. Kadın seyirci erkeklerin açlığını gidermek için, çıplaklığını, cinselliğini sunan seyirlik bir nesnedir artık. Kadının modern toplumlara özgü bir kişiliği de yosmanın gerçekliğinden başka bir şey değildir. Güzellik bakımından saf ama hafif meşrep kadınlar erkeği ölüme götürecek güzelliği, bir vampiri simgeler. Ve erotizmin vazgeçilmez unsurudur.