
58
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
2%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kaygının kabul ve kararlılık terapisi bağlamında psikolojik katılık ve temel işlevsel süreçlerle incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerde kaygının, Kabul ve Kararlılık Terapisi (KKT) kuramsal çerçevesi doğrultusunda psikolojik katılık ve temel işlevsel süreçler bağlamında incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüş, kuramsal model PATH analizi ile test edilmiştir. Çalışma grubunu toplam 461 beliren yetişkin oluşturmuştur. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, Pearson korelasyon analizi, Path analizi ve Bootstrap aracılık analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, kaygı ile ruminasyon, bilişsel kaynaşma, yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Path analizi sonuçlarına göre yaşantısal kaçınma, bilişsel kaynaşma ve ruminasyonun psikolojik katılığı anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca yaşantısal kaçınma, ruminasyon ve psikolojik katılığın kaygının anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Aracılık analizleri sonucunda, psikolojik katılığın yaşantısal kaçınma, bilişsel kaynaşma ve ruminasyon ile kaygı arasındaki ilişkilerde aracı role sahip olduğu belirlenmiştir. Bulgular, psikolojik katılığın KKT’nin temel süreçleri ile kaygı arasındaki ilişkide önemli bir mekanizma olduğunu göstermektedir. Araştırma bulguları, beliren yetişkinlik döneminde kaygının anlaşılmasında psikolojik katılık, bilişsel kaynaşma, yaşantısal kaçınma ve ruminasyonun önemli değişkenler olduğunu göstermektedir. Sonuçların, KKT temelli önleyici ve müdahale programlarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Babaları yurt dışında çalışan çocukların deneyimleri
Bu araştırmanın amacı babaları yurt dışında çalışan çocukların deneyimlerini ortaya çıkarmaktır. Fenomenolojik desenin kullanıldığı araştırmanın katılımcıları yaşları 10 ile 13 arasında değişen 13 kız ve 3 erkek öğrenciden oluşmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve bulgular içerik analizi yoluyla elde edilmiştir. Katılımcıların deneyimlerine ilişkin temalar ve alt temalar; (a) aile sistemindeki değişimler: annenin değişen rolleri, babanın değişen rolleri ve geniş aile üyelerinin değişen rolleri, (b) aile sistemindeki değişimlerin çocukta yarattığı olumsuz sonuçlar: ihmal ve ebeveynleşme, (c) duygusal ve psikolojik yaşantılar: kayıp ve yas, babanın sağlık ve güvenliğine ilişkin endişe, arkadaşlara imrenme ve yabancılaşma ile (d) süreçle başa çıkma stratejileri ve kaynakları: olumlu başa çıkma, olumsuz başa çıkma, sosyal destek ve babayla ilişkinin kalitesi ve sürekliliği olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları babanın iş için uzun süreli göçünün çocuk için önemli riskler barındırabildiğini ancak baba ve diğer aile üyeleriyle kurulan ilişkinin niteliğinin ve babanın uzaktan ebeveynlik yoluyla çocuğuyla devam ettirdiği ilişkinin çocuk için koruyucu olabildiğine dikkat çekmektedir. Elde edilen bulgular ışığında göç sebebiyle geçici ebeveyn yokluğu yaşayan çocukların karşılaşabileceği olumsuz sonuçları önlemek ya da etkilerini azaltmak adına öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Göç, Ebeveyn göçü, İhmal, Ebeveynleşme
Sosyal medyada travmatik içerik maruziyeti ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolü: Kahramanmaraş depremleri örneği
Bu araştırmanın amacı sosyal medyada Kahramanmaraş depremlerine ilişkin travmatik içeriklere maruz kalma süresi ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılığını içeren hipotetik modelin test edilmesidir. Çalışmaya yaşları 18 ile 35 yaş arasında değişen 290'ı kadın (%81.9) 65'i erkek (%18.1) 365 sosyal medya kullanıcısı katılmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Medya Kullanıcıları İçin İkincil Travmatik Stres Ölçeği" ve "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkileri saptamak adına Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmış ve dolaylı etkilerin anlamlılığı bootstrap yöntemiyle test edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar sosyal medyada Kahramanmaraş depremlerine dair travmatik içeriklere maruz kalma süresi ile ikincil travmatik stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın kısmi aracılık etkisinin anlamlı olduğunu göstermektedir. Sonuçlar travmatik içeriklere maruz kalma süresi sekiz saati aşan bireylerde psikolojik sağlamlığın azaldığına ve bireylerin ikincil travmatik stres seviyesinde artış yaşandığına işaret etmektedir. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında, bireylerin ikincil travmatik stresle baş etmelerini sağlayacak çalışmaların planlanma sürecinde, kişilerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin artırılmasına yönelik stratejilere yer verilmesinin önemli olduğu ifade edilebilir. Anahtar Sözcükler: Sosyal medya, Travmatik içerik maruziyeti, Psikolojik sağlamlık, İkincil travmatik stres
Yetişkinlerde duygusal ensest yaşantıları, yetersizlik duygusu ve öz soğukluk arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada yetersizlik duygusu, duygusal ensest yaşantıları ve öz soğukluk arasındaki ilişkiler incelenmektedir. Araştırmada Yetersizlik Duygusu Ölçeği, Öz Duyarlık Ölçeği ve Çocukluk Çağı Duygusal Ensest Ölçeği aracılığıyla yaşları 18 ile 75 arasında değişen 381 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Duygusal ensest yaşantıları, öz soğukluk ve yetersizlik duygusu arasındaki ilişkilerin incelenmesinde korelasyon analizi, duygusal ensest yaşantıları ve öz soğukluğun yetersizlik duygusunu yordayıp yordamadığının incelenmesinde aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Duygusal ensest yaşantıları ile yetersizlik duygusu arasındaki ilişkide öz soğukluğun aracı rolünün incelenmesinde hipotetik bir yapısal eşitlik modeli kurulmuş ve aracılık analizi ile test edilmiştir. Sonuçlar üç değişkenin birbirleriyle anlamlı ve pozitif yönde ilişkili olduğunu, duygusal ensest ve öz soğukluğun birlikte yetersizlik duygusuna ilişkin varyansın %67'sini yordadığını ortaya koymuştur. Ayrıca yapılan yol analizinde öz soğukluğun duygusal ensest ile yetersizlik duygusu arasında anlamlı bir aracı rol oynadığı belirlenmiştir (χ2/sd = 2.93, p<.001; CFI = .98; TLI=.97; RMSEA=.07; SRMR=.03). Elde edilen sonuçlar bağlamında araştırmacılara ve uygulamacılara bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yetersizlik duygusu, Duygusal ensest, Öz şefkat, Öz soğukluk, Yetişkinler.
Aniden ortadan kaybolma davranışına ve aniden ortadan kaybolan bireylere yönelik tutumlar: Bir vignette çalışması
Bir ilişkiyi açıklama yapmaksızın sonlandırmak anlamına gelen aniden ortadan kaybolma davranışı (ghosting/hayaletleme) günümüzde giderek yaygınlaşan bir olgu haline gelmiştir. Yaşları 18-50 arasında değişen ve eşit sayıda erkek ve kadından oluşan 224 bireyin katıldığı bu çalışmada aniden ortadan kaybolma bağlamının (romantik ilişki veya arkadaşlık) ve cinsiyetin (aniden ortadan kaybolan bireyin ve katılımcının) bu davranışa ilişkin algıları nasıl etkilediği araştırılmıştır. Katılımcılara davranışı sergileyen bireyin cinsiyetinin ve ilişki türünün farklılaştırıldığı dört senaryodan biri sunularak davranışın "uygunluğuna" ve davranışı sergileyen bireyin "sevilebilirliğine" yönelik değerlendirmede bulunmaları istenmiştir. MANOVA analizi, aniden ortadan kaybolma davranışının hem romantik ilişkilerde hem de karşı cins arkadaşlık bağlamlarında benzer şekilde uygunsuz bulunduğunu ortaya koymuştur. Ancak erkek katılımcılar, romantik ilişkilerde aniden ortadan kaybolanları daha sevilebilir bulurken, kadın katılımcılar bağlamlar arasında anlamlı bir fark göstermemiştir. Her iki cinsiyet de davranış kendi cinsiyetleri tarafından sergilendiğinde daha uygun bulmuştur. Öte yandan, erkek katılımcılar her iki cinsiyetten de bu davranışı sergileyenleri eşit derecede sevilebilir bulmuş, kadın katılımcılar ise aniden ortadan kaybolan kadınları daha sevilebilir bulmuştur. Ayrıca, daha önce bu davranışı sergilemiş olmak, hem davranışa hem de davranışı sergileyenlere karşı daha olumlu tutumlarla ilişkilendirilmiş ancak davranışa maruz kalmış olmak algıları anlamlı bir şekilde değiştirmemiştir. Bulgular, cinsiyet ve ilişki türünün bu davranışa yönelik algıları tek başına değil birbirleriyle etkileşimli olarak şekillendirdiğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Aniden ortadan kaybolma, Romantik ilişki, Arkadaşlık ilişkisi
İlkokul öğrencilerinde akran zorbalığı farkındalık programının etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Zorlayıcı Yaşam Olaylarında Psikoeğitim Projesi (ZOYOP) kapsamında Yılmaz ve Cenkseven Önder (2021) tarafından geliştirilen 5 oturumluk "Akran Zorbalığı Farkındalık Programı-İlkokul"un, ilkokul öğrencilerinin akran zorbalığı (zorba ve mağdur/kurban olma durumları bağlamında) farkındalık düzeylerini artırmadaki etkisini incelemektir. Araştırmada eşzamanlı karma yöntem kullanılmıştır. Bu kapsamda nicel yöntem olarak öntest-sontest-izleme ölçümlü tek gruplu zayıf deneysel desen ve nitel yöntem olarak fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırma Eskişehir'deki bir ilkokulun üçüncü ve dördüncü sınıflarından birer deney grubu olmak üzere iki sınıf ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nicel verileri "Akran Zorbalığı Ölçeği: Çocuk Formu" ve "Akran Zorbalığı Bilgi Formu" ile, nitel verileri yarı yapılandırılmış katılımcı öğrenci ve öğretmen görüşmeleri ile elde edilmiştir. Nicel bulgulara göre, 3. sınıf grubunda zorbalık puanlarında ön-test ile son-test (z=-2.417, r=.624, p<.05) ve ön-test ile izleme (z=-2.596, r=.649, p<.05) arasında anlamlı düşüş gözlenirken; 4. sınıf grubunda mağdur puanlarında ön-test ile izleme ölçümleri arasında (z=-2.251, r=.563, p<.05) anlamlı düşüş gözlenmiştir. İki sınıf düzeyinde de öğrencilerin kavramsal bilgi düzeylerinde artış sağlanmıştır. Nitel bulgular, öğrencilerin akran zorbalığı farkındalıklarında olumlu yönde değişimler yaşandığını ortaya koymuştur. Öğretmen görüşmeleri de programın kısmi olumlu etkiler bıraktığını doğrulamıştır. Sonuç olarak, bulgular "Akran Zorbalığı Farkındalık Programı-İlkokul"un, öğrencilerin akran zorbalığına ilişkin farkındalık düzeylerini bilişsel, davranışsal, deneyimsel ve duygusal boyutlarıyla geliştirmede etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Akran zorbalığı, Zorba, Mağdur, İlkokul, Farkındalık programı
4-6 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kişilik özellikleri ve ebeveynlik stillerinin, çocuğu için psikolojik yardım aramaya yönelik tutumları ve çocuğun duygusal-davranışsal sorunları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, 4-6 yaş grubunda çocuğu olan ebeveynlerin kişilik özellikleri ve ebeveynlik stillerinin çocuğun duygusal-davranışsal sorunları ve ebeveynin çocuğu için psikolojik hizmetlere yönelik tutumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Veriler okul öncesi dönemde çocuğu olan 289 katılımcıdan, "demografik bilgi formu", "Uluslararası Kişilik Envanteri-Kısa Formu", "Çok Boyutlu Ebeveynlik Stillerini Değerlendirme Ölçeği", "Güçler ve Güçlükler Anketi" ve "Ebeveynlerin Psikolojik Hizmetlere Yönelik Tutumları Envanteri" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 25 programında analiz edilmiştir. Araştırma sorularının istatistiksel analizi, bağımsız örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal dengelilik kişilik özellikleri ile kapsamlı olumsuz ebeveynlik düzeylerinin çocuğun duygusal-davranışsal problemleri üzerinde yordayıcılığının bulunduğunu ortaya koymuştur. Dışadönüklük ve kapsamlı olumsuz ebeveynliğin ise ebeveynin psikolojik hizmetlere yönelik tutumlarında yordayıcılığı olduğu görülmüştür. Ebeveyn cinsiyeti, daha önce yardım almış olma durumu ve ebeveyn mesleği gibi demografik faktörlerin çocuğun duygusal- davranışsal problemleri ve ebeveynin psikolojik hizmetlere yönelik tutumlarıyla anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma, çocuklarda görülen duygusal-davranışsal sorunların yordayıcılarını ve çocuğun desteğe ihtiyaç duyması halinde ulaşabilmesi için ebeveynlerin tutumlarını anlamlandırmayla ilişkili olabilecek faktörleri ele alarak alanyazına ve psikolojik danışmanlık uygulamalarına katkı sağlamaktadır.
Üniversite öğrencilerinde bağlanma stilleri ve karanlık üçlü kişilik özelliği ile sanal aldatma arasındaki ilişkide ilişki mutluluğunun aracı rolü
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin bağlanma stili, karanlık üçlü kişilik özellikleri ve sanal aldatma ilişkisinde ilişki mutluluğunun aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Anadolu Üniversitesinde öğrenim gören 446 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, kişisel bilgi formu, sanal aldatma ölçeği, karanlık üçlü kişilik ölçeği ve ilişki mutluluk ölçeği ile gönüllülük esas alınarak toplanmıştır. Araştırmada tanımlayıcı istatistiklerin hesaplanması ve değişkenler arasındaki korelasyonların hesaplanması SPSS ile yapılmıştır. Değişkenlerin dağılımı kontrol edilmiştir. Yol ileri analizleri için R programı kullanılmıştır. Özellikle yapısal eşitlik modellemesi (SEM) analizleri için lavaan paketi tercih edilmiştir. Araştırmada öne sürülen teorik model, yapısal eşitlik modellemesi çerçevesinde test edilmiştir. Elde edilen bulguların sonuçları, kişilerin bağlanma stilleri ve kişilik yapılarının romantik ilişkilerde kişinin, sadakatini doğrudan ve dolaylı yollarla etkilediğini göstermektedir. Çalışmanın sonuçlarına göre ilişki mutluluğunun sanal aldatma ve karanlık üçlü kişilik ile negatif ilişkisi ve karanlık üçlü, bağlanma stilleri ve sanal aldatma arasındaki ilişkide aracı rolü vardır.
Kabul ve Kararlılık Terapisi'ne dayalı psiko-eğitim programının Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuk (3-6 yaş) anneleri ve babalarının psikolojik uyumlarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, araştırma kapsamında geliştirilen dokuz oturumluk kabul ve kararlılık terapisi'ne dayalı psiko-eğitim programının 3-6 yaş aralığındaki otizm spektrum bozukluğu [OSB] olan çocuk anneleri ve babalarının psikolojik uyumları (psikolojik esneklik, psikolojik dayanıklılık ve evlilik doyumu) üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu doğrultuda araştırmada karma modelde iç içe desene uygun olarak deney öncesi-nitel, deneysel ve deney sonrası-nitel aşamalarına yer verilmiştir. Deney öncesi nitel aşamada toplam 11 kişiyle bireysel (7 anne ve 4 baba) ve üç odak grup (22 anne ve 21 baba) görüşmeleri ile veriler toplanmıştır. Deneysel süreç anneler ile babaların her biri için ayrı ayrı deney, etkileşim/plasebo ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve izleme ölçümlü 3x3'lük deneysel desenle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Kabul ve Eylem Formu-2, Connor ve Davison Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Kişisel Bilgi Anketi ve Araştırmacı Günlükleri aracılığıyla toplanmıştır. Deney sonrası nitel aşamada ise veriler, deney ve etkileşim gruplarında olan anneler ve babalarla bireysel görüşmeler yapılarak elde edilmiştir. Araştırma bulguları hem anne hem de baba deney ve etkileşim/plasebo gruplarında deneysel işlemin psikolojik esneklik, psikolojik dayanıklılık ve evlilik doyumu boyutlarının her biri üzerinde benzer etkiye sahip olduğunu, ancak bu etkinin izleme sürecinde deney grubunda artış gösterdiği, etkileşim/plasebo grubunda ise azaldığı bulunmuştur. Bu bulgular, kabul ve kararlılık terapisi'ne dayalı psiko-eğitim programının OSB'li çocuğa sahip hem annelerin hem de babaların psikolojik uyumlarını arttırmada anlamlı bir etkisinin olduğunu göstermektedir.
Öğrenci sporcularda algılanan stres ile psikolojik sağlamlık ilişkisi: Başa çıkma stratejileri, bilinçli farkındalık vealgılanan sosyal desteğin aracılığı
Araştırmanın amacı öğrenci sporcuların algılanan stres ile psikolojik sağlamlık ilişkisinde başa çıkma stratejileri (problem odaklı, kaçınma odaklı ve destek arama odaklı başa çıkma), bilinçli farkındalık ve algılanan sosyal desteğin aracılıklarını içeren hipotetik modelin test edilmesidir. Ayrıca, bu hipotetik modelin cinsiyet ve spor türü (bireysel spor ve takım sporu) bağlamında ayrı ayrı karşılaştırılması da amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu hipotetik modele ilişkin derinlemesine bilgi elde etmek amacı ile nitel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada açıklayıcı sıralı karma yöntem kapsamında hem nicel hem nitel araştırma yöntemleri işe koşulmuştur. Araştırmanın nicel boyutunda 604 öğrenci sporcudan veri toplanmıştır. Nitel boyutunda ise 10 öğrenci sporcu ile görüşülmüştür. Nicel veriler Çoklu Grup Yapısal Eşitlik Modellemesi, nitel veriler ise Fenomenolojik Yöntem ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre test edilen hipotetik model kısmen doğrulanmış olup, bu çerçevede öğrenci sporcularda algılanan stres ile psikolojik sağlamlık ilişkisinde problem odaklı başa çıkma, bilinçli farkındalık ve algılanan sosyal desteğin aracı olduğu sonucuna varılmıştır. Test edilen modelin cinsiyet ve spor türü bağlamında ise değişmediği bulunmuştur. Nitel çalışmada stres faktörleri, koruyucu içsel faktörler, koruyucu dışsal faktörler ve olumlu sonuçlar olmak üzere dört ana tema elde edilmiştir. Bu ana ve alt temalar bağlamında öğrenci sporcuların stres durumlarında aldıkları ve algıladıkları sosyal destek, olumlu başa çıkma stratejileri ve odaklanmanın koruyucu rolüyle olumlu sonuçlara ulaştığı görülmektedir. Sporcuların stres karşısında problem odaklı başa çıkma, bilinçli farkındalık ve sosyal destek gibi psikolojik faktörlerle desteklenmesinin onların optimum performans göstermesi ve verimli olabilmesi için önemli bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
The predictors of emotion regulation skills, perceived parental control and cyber (Virtual) bullying status on school attachment levels in adolescents
The aim of this study is to examine the predictors of emotion regulation skills, cyberbullying status and perceived parental control of school attachment level in adolescents. Also, it was aimed to examine the levels of school attachment according to gender and grade level variables. The sample of the research consists of 575 high school students (370 females, 205 males) from Ankara, İstanbul, Iğdır and Hatay, who have different education programs. Research data were collected by using Personal Information Form, The Regulation of Emotions Questionnaire (REQ), Leuven Perceived Parenting Scale, Cyber Bullying Scale and School Attachment Scale for Children and Adolescents. Correlation analysis, descriptive statistics, Q-Q graph, hierarchical regression analysis, bootstrap method, t-test, tukey post hoc test and analysis of variance were used in the analysis of the collected data. As a result, the level of school attachment for boys is higher than for girls. In the sub-dimension of school attachment, school attachment scores of adolescents in the ninth grade were found to be significantly higher than those in the tenth, eleventh and twelfth grades. According to hierarchical regression analysis, significant predictors of general school attachment and sub-dimension school attachment levels of adolescents are internal and external functional emotion regulation, and internal dysfunctional emotion regulation. Significant predictors of teacher attachment level are internal functional and internal dysfunctional emotion regulation, and significant predictors of friend attachment level are external functional and internal dysfunctional emotion regulation. Parental control and cyberbullying status do not significantly predict school attachment and its sub-dimensions.
Suça sürüklenen çocukların benlik uyum düzeylerinin ve psikolojik semptomlarının incelenmesi
Bu çalışmada suça sürüklenen çocukların benlik uyum düzeylerinin ve psikolojik semptomlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ölçme aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Offer Benlik İmgesi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Araştırmanın evreni; İzmir İlinde çocuk mahkemeleri tarafından haklarında, danışmanlık tedbiri, eğitim tedbiri, tedavi tedbiri veya denetimli serbestlik tedbiri hükmü verilen suça sürüklenmiş çocuklardır. Veri analizi sürecinde ölçeklerde boş bırakma, desen oluşturma veya aynı seçeneğin işaretlenmesi nedeniyle 11 çocuğa ait form değerlendirme dışı bırakılmış ve örneklem 148 suça sürüklenen çocuktan oluşmuştur. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği, Lilliefors düzeltmeli Tek Örneklem Kolmogorov-Smirnov Testi ile denetlenmiştir. Normallik varsayımları karşılandığında t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Normallik varsayımları karşılanmadığında ise Mann-Whitney U Testi ve Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, suça sürüklenen çocukların benlik uyum düzeylerinde; cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, çalışma durumu, kardeş sayısı, göç durumu, ebeveyn yoksunluğu, ebeveynlerin çalışma durumu, evden kaçma durumu, sabıkalı arkadaşının olması, sabıkalı akrabasının olması, mükerrer suç işleme ve işlenen suçun türü değişkenlerinde, gruplar arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Suça sürüklenen çocukların psikolojik semptom düzeylerinde; cinsiyet, kardeş sayısı, evden kaçma durumu, sabıkalı arkadaşının olması, sabıkalı akrabasının olması, mükerrer suç işleme ve işlenen suçun türü değişkenlerinde, gruplar arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Bulgular, literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, çocuk, benlik imgesi, psikolojik semptom, sosyodemografik değişken.
Üniversite öğrencilerinin ilişkileri sürdürme stratejilerinin, bağlanma stilleri, romantik ilişki doyumu ve romantik ilişkilerde öz yeterlik ile arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin ilişkileri sürdürme stratejilerinin, bağlanma stilleri, romantik ilişki doyumu ve romantik ilişkilerde öz yeterlik ile arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu araştırmanın bir diğer amacı, ilişkileri sürdürme stratejilerinin alt boyutlarının, bağlanma stilleri, romantik ilişki doyumu ve romantik ilişkilerde öz yeterlik ile ilişkisinin incelenmesidir. Ayrıca; ilişkileri sürdürme stratejileri, bağlanma stilleri, romantik ilişki doyumu ve romantik ilişkilerde öz yeterlik puanlarının cinsiyet, ilişki süresi ve köken ailenin evlilik durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi'nin çeşitli fakülte ve bölümlerinde öğrenim gören 260'ı (%64) kadın 146'sı (%36) erkek olmak üzere toplam 406 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada, veri toplama araçları olarak "İlişkileri Sürdürme Stratejileri Ölçeği", "İlişki Ölçekleri Anketi", "Romantik İlişkilerde Doyum Ölçeği", "Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, SPSS 24.0 paket programından yararlanılarak t testi, Pearson korelasyon analizi ve aşamalı regresyon (stepwise) analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ilişki sürdürme stratejilerinin, sosyal ağların ve görevlerin paylaşımının, cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği; pozitifliğin, açıklığın, güvencelerin, bağlanma stillerinin, romantik ilişkilerde doyumun ve romantik ilişkilerde öz yeterliğin, cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. İlişkileri sürdürme stratejileri ile alt boyutlarının, güvenli bağlanma stilinin, kayıtsız bağlanma stilinin, korkulu bağlanma stilinin, romantik ilişkilerde doyumun ve romantik ilişkilerde öz yeterliğin, ilişki süresine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği; saplantılı bağlanma stilinin ise, ilişki süresine göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ayrıca, ilişkileri sürdürme stratejileri ile alt boyutlarının, bağlanma stillerinin, romantik ilişkilerde doyumun ve romantik ilişkilerde öz yeterliğin, köken aile evlilik durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Romantik ilişkilerde doyum ve romantik ilişkilerde öz yeterlik değişkenlerinin, ilişki sürdürme stratejilerinin anlamlı yordayıcıları olduğu ve bu değişkenlerin ilişki sürdürme stratejilerine yönelik toplam varyansın %53.3'ünü açıkladığı tespit edilmiştir. Ek olarak, romantik ilişkilerde doyum ve romantik ilişkilerde öz yeterlik değişkenlerinin; pozitifliğe yönelik toplam varyansın %55.4'ünü, açıklığa yönelik toplam varyansın %44'ünü, güvencelere yönelik toplam varyansın %40.9'unu, sosyal ağlara yönelik toplam varyansın ise %37.7'sini açıkladığı belirlenmiştir. Romantik ilişkilerde doyum ve güvenli bağlanma stili değişkenlerinin ise; görevlerin paylaşımının anlamlı yordayıcıları olduğu, görevlerin paylaşımına yönelik toplam varyansın %15.7'sini açıkladığı tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular ilgili alan yazında tartışılmış, araştırmaya ve uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İlişkileri sürdürme stratejileri, bağlanma stilleri, romantik ilişki doyumu, romantik ilişkilerde öz yeterlik.
Ergenlerde algılanan anne baba tutumları ile yalnızlık ve iyimserlik kötümserlik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, ergenlerde algılanan ebeveyn tutumları ile yalnızlık ve iyimserlik kötümserlik algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca ergenlerin algıladıkları anne baba tutumları, yalnızlık ve iyimserlik kötümserlik algılarının cinsiyet, yaş, sınıf, gelir durumu, kardeş sayısı, anne baba sağ olma durumu, anne baba eğitim durumu açısından farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Betimsel araştırma modelinin uygulandığı araştırmanın örneklem grubu, 2023-2024 yılında Antalya Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı altı resmi lisede 9., 10., 11. ve 12. Sınıfta öğrenim görmekte olan 286'sı kız, 249'u erkek olmak üzere toplam 535 öğrenci oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplarken Kuzgun (1972) tarafından geliştirilen "Anne Baba Tutum Envanteri (ABTE)", Yıldız ve Duy (2014) tarafından geliştirilen "Yalnızlık Ölçeği (UCLA)", Çalışkan ve Uzunkol (2018) tarafından geliştirilen "İyimserlik Kötümserlik Ölçeği" (İKÖ) ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics Version 26 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, t- testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Berforoni testi, Post Hock testi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi .05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma sonucunda, istatistik verilerine bakıldığında ergenlerde algılanan anne baba tutumlarının alt boyutları olan algılanan demokratik ebeveyn tutumu, algılanan aşırı koruyucu ebeveyn tutumu, algılanan otoriter ebeveyn tutumu ile yalnızlık ve iyimserlik kötümserlik algıları arasında anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Algılanan demokratik ebeveyn tutumu ile iyimserlik arasında pozitif yönlü zayıf, kötümserlik ile negatif yönlü zayıf ve yalnızlık ile negatif yönlü zayıf ilişki bulunmuştur. Algılanan aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile iyimserlik arasında negatif yönlü çok zayıf, kötümserlik ile pozitif yönlü zayıf, yalnızlık ile pozitif yönlü zayıf ilişki bulunmuştur. Algılanan otoriter tutumu ile iyimserlik arasında negatif yönlü zayıf, kötümserlik ile pozitif yönlü zayıf ve yalnızlık ile pozitif yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca ergenlerde iyimserlik kötümserlik algıları ile yalnızlık arasındaki ilişkiye bakıldığında iyimserlik ile yalnızlık arasında negatif yönlü zayıf, kötümserlik ile yalnızlık arasında negatif yönlü orta düzey ilişki söz konusudur. Ergenlerin araştırma değişkeni olan algılanan anne baba tutumları alt boyutları (demokratik, aşırı koruyucu, otoriter) toplam puanları demografik değişkenlere göre incelendiğinde ebeveynlerini otoriter ve demokratik algılayan ergenlerde okudukları sınıfa göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca demokratik ebeveyn tutumuna sahip olan ergenlerde anne baba eğitim düzeyine göre farklılık göstermiştir. Araştırmanın bir başka değişkeni olan yalnızlık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. İyimserlik ve kötümserliğin bir alt boyutu olan kötümserlik algısı gelir düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur.
Okul psikolojik danışmanlarının mental iyi oluşlarının yordayıcısı olarak iş yaşam dengesi ve kariyer uyumu
Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanlarının iş-yaşam dengesi ve kariyer uyumunun mental iyi oluş üzerindeki yordayıcı rolünü incelemektir. Bu araştımada, iş-yaşam dengesi ile mental iyi oluş arasındaki ilişkide kariyer uyum yeteneğinin (kariyer keşfi ve kariyer planlaması) aracılık rolünü inceleyen bir model test edilmiştir. Araştırma soruları Hayes Süreci Makro modelinde Model 4 ile ele alınmış ve Hayes makro bootstrap yöntemine dayalı olarak analizler yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu kamu ve özel okullarda görev yapan 345 okul psikolojik danışmanı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği-Kısa Formu, İş-Yaşam Dengesi Ölçeği ve Kariyer Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Analiz sonuçları, tüm çalışma değişkenleri arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Paralel çoklu aracılık analizinin sonuçları, kariyer keşfi ve kariyer planlamasının, iş yaşam dengesi ve mental iyi oluş arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini göstermektedir. Ayrıca iş-yaşam dengesi, kariyer planlaması ve kariyer keşfi, mental iyi oluş üzerindeki değişimin yaklaşık %47,35'ini açıklamaktadır. Bu bağlamda iş-yaşam dengesi ve kariyer uyumunun mental iyi oluş üzerinde yordayıcı rolü bulunmaktadır.
Ergenlerde psikolojik sağlamlık ile olumsuz yaşam olayları arasındaki ilişkide bilişsel esneklik ve yetersizlik duygusunun aracı rolü
Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinde psikolojik sağlamlık ile olumsuz yaşam olayları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide bilişsel esneklik ve yetersizlik duygusunun aracılık rollerini ortaya koymaktır. Araştırma grubu 2021-2022 eğitim öğretim yılında Konya ili Meram ilçesinde yer alan liselerde öğrenim gören 942 lise öğrencisinden (552 kadın, 371 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları "Psikolojik Sağlamlık Tutum ve Beceri Ölçeği", "Olumsuz Yaşam Olayları Listesi", "Bilişsel Esneklik Envanteri", "Yetersizlik Duygusu Ölçeği Ergen Formu" ve "Kişisel Bilgi Formu" dur. Toplanan verilerin analizi SPSS 26 programı ile yapılmıştır. Araştırmanın sorularını test etmek için bağımsız örneklem t-testi, korelasyon analizi ve aracılık testi kullanılmıştır. Lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık modelinde aracılık etkilerini analiz etmek için 4 numaralı model Process Macro kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre lise öğrencilerinin psikolojik sağlamlık düzeylerinde cinsiyete göre anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Araştırmada psikolojik sağlamlık ile olumsuz yaşam olayları arasında negatif, bilişsel esneklik arasında pozitif, yetersizlik duygusu arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Olumsuz yaşam olaylarının yetersizlik duygusu üzerindeki doğrudan etkisinin pozitif yönde anlamlı, bilişsel esneklik üzerindeki doğrudan etkisinin negatif yönde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Aracılık testi sonuçlarına göre olumsuz yaşam olaylarının bilişsel esneklik yoluyla psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu, olumsuz yaşam olaylarının yetersizlik duygusu yoluyla psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Psikolojik Sağlamlık, Olumsuz Yaşam Olayları, Bilişsel Esneklik, Yetersizlik Duygusu, Ergenlik.
Ortaokul öğrencilerinde çevrimiçi oyun bağımlılığı ile okula bağlanma arasındaki ilişkide akademik ertelemenin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinde çevrimiçi oyun bağımlılığı ile okula bağlanma arasındaki ilişkide akademik ertelemenin aracı rolünü incelemektir. Araştırma modeli ilişkisel tarama modelidir. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim öğretim döneminde Şanlıurfa'da öğrenim gören ve 10-16 yaş aralığında yaş ortalaması 12,26 (Ss= 1,16) olan 273 kız 351 erkek toplam 624 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu, Çocuk ve Ergenler İçin Okula Bağlanma Ölçeği ve Akademik Erteleme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin analizinde Pearson Korelasyon Katsayısı, Bağımsız Gruplar için t-Testi ve aracılık analizinde ise Sıradan En Küçük Kareler Regresyon yaklaşımına dayalı PROCESS makrosu ile Bootstrap yöntemi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, çevrimiçi oyun bağımlılığı ile okula bağlanma toplam puanı, arkadaşa, öğretmene ve okula bağlanma alt boyutları arasında negatif yönlü; akademik erteleme ile ise aralarında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Akademik erteleme ile okula bağlanma toplam puanı, arkadaşa, öğretmene ve okula bağlanma alt boyutları arasında da negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca akademik ertelemenin çevrimiçi oyun bağımlılığı ile okula bağlanma arasında aracı rolünün olduğu görülmüştür. Cinsiyete göre ise çevrimiçi oyun bağımlılığı açısından kızlar ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Cinsiyete göre akademik ertelemenin ise anlamlı bir biçimde farklılaştığı, erkeklerin daha fazla akademik ertelemeye başvurduğu tespit edilmiştir. Okula bağlanma toplam puanı, arkadaşa ve öğretmene bağlanma alt boyutları da cinsiyete göre anlamlı farklılaşmamaktadır. Okula bağlanma alt boyutunda ise cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur; buna göre kızların okula daha fazla bağlandıkları belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları ilgili alan yazın ışığında tartışılmış ve araştırmacılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Okul öncesi çağda ebeveynlerin ve eğitimcilerin çocuk ihmal ve istismarına yönelik farkındalıkları ve tutumu
Bu araştırmanın amacı; okul öncesi çağdaki çocukların ebeveynlerinin ve okul öncesi öğretmenlerinin ihmal ve istismara ilişkin farkındalık ve tutumlarının incelenmesidir. Bu amaçla birlikte cinsiyet, yaş, sosyo-ekonomik düzeyi, medeni durumu, eğitim düzeyi, ihmal ve istismara yönelik bilgi ve eğitim alma, eğitimciler için mesleki tecrübe, ebeveynler için çocuk sayısı ve ebeveyn tutumları değişkenleri ile çocuk ihmal ve istismarına yönelik farkındalık arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Bu araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (Karabulut Demir ve Şendil, 2008: 16) ve Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği (Ünal ve Boz, 2020: 22) kullanılmıştır. Ayrıca ihmal ve istismara yönelik farkındalık ve tutumlara ilişkin ebeveynlerin ve eğitimcilerin görüşleri birlikte incelenmiştir. Araştırmanın evreni Güneydoğu Anadolu Bölgesi olarak belirlenmiş olup araştırmanın örneklemini basit seçkisiz yöntem ile ankete katılan 298 ebeveyn ve 296 okul öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada toplanan verilerin istatiksel analizleri için IBM SPSS 29.0 programı kullanılarak veri analizi için bağımsız gruplar t testi, anova, pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada saptanan sonuçlar özetle: kadınların erkeklerden daha çok demokratik tutumda ve çocuk ihmali ve istismarı farkındalık düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. İhmal ve istismara yönelik eğitim sahibi olmayanların aşırı koruyucu tutum puan ortalamalarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin yaşı büyüdükçe demokratik tutumdan uzaklaşarak otoriter tutumu benimsemiş oldukları görülür. Aşırı koruyucu tutuma sahip olanların düşük ekonomik düzeyde oldukları saptanmıştır. Daha az çocuğa sahip olan ebeveynlerin daha demokratik tutuma sahip olduğu görülmektedir. Mesleki tecrübe arttıkça aşırı koruyucu tutumdan izin verici tutuma geçiş olduğu sonucuna varılabilir.
Üniversite öğrencilerinde utanç ve suçluluk ile başa çıkma tutumları arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenlemenin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde utanç ve suçluluk düzeyleri ile başa çıkma tutumları arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın bağımsız değişkenini utanç ve suçluluktur. Araştırmanın bağımlı değişkeni ise başa çıkma tutumlarıdır. Araştırmanın çalışma grubunu Akdeniz Üniversitesi Edebiyat, Eğitim, Fen, İlahiyat, Mimarlık ve Mühendislik Fakültesinde öğrenim gören ve gönüllü olarak katılan 343'ü kadın 278'i erkek 621 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcıların yaşları 19-27 yaş arasında değişmektedir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre, utanç ve suçluluğun alt boyutlarından utanç ile başa çıkma tutumlarının alt boyutlarından kendine yardım arasında anlamlı bir ilişki meydana gelmemiştir. Utanç ile yaklaşım ve uyum sağlama arasında ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki, sakınma-kaçınma ve kendine ceza arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca, utanç alt boyutuyla uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında negatif yönlü; uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Utanç ve suçluluğun alt boyutlarından suçluluk ile başa çıkma tutumlarının alt boyutlarından kendine yardım arasında anlamlı bir ilişki meydana gelmemiş ancak suçluluğun yaklaşım ve uyum sağlama ile negatif yönlü ve sakınma-kaçınma ve kendine ceza ile pozitif yönlü anlamlı bir ilişkisinin olduğu görülmüştür. Öte yandan, suçluluk alt boyutuyla uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında negatif yönlü; uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki söz konusudur. Regresyon analizi sonuçlarına göre, utanç ile yaklaşım ve uyum sağlama arasındaki ilişkide uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kısmi aracı rolü anlamlı bulunmuştur. Ayrıca utanç ile sakınma-kaçınma ve kendine ceza arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kısmi aracı rolü anlamlı olduğu görülmüştür. Suçluluk ile yaklaşım ve uyum sağlama arasındaki ilişkide uyumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kısmi aracı rolü anlamlı olarak bulunmuştur. Son olarak, suçluluk ile sakınma-kaçınma ve kendine ceza arasındaki ilişkide uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kısmi aracı rolünün anlamlı olduğu görülmüştür.
Mahremiyet algısı üzerine bir çalışma: Ölçek geliştirilmesi ve mahremiyet algısının benlik kurguları ile ilişkisinin incelenmesi
Mahremiyet, hem bireylerin hem de grupların kendilerine erişim konusunda düzenleme yaptıkları ve bu erişimin kontrolünü sağladıkları bir sistemdir. Birey kendisine dair ne kadar bilgi paylaşımı yapıp yapmadığının kararını vererek mahremiyet algısını ortaya koymaktadır. Westin'in ifade ettiği şekliyle mahremiyet, kişinin yalnız kalabildiği, iletişimde olacağı insanlara, mekanlara, iletişimin içeriğine kendi karar verebildiği bir haktır. Ayrıca mahremiyete duyulan ihtiyacın evrensel olduğu ve bu ihtiyacın süreklilik arz ettiğini düşünülmektedir. Mahremiyet ihtiyacını karşılayan birey kendi kimliğine ve bireyselliğine katkıda bulunma fırsatı elde etmiştir (Margulis, 2005). Westin'in kuramsal yaklaşımı ışığında mahremiyet alt boyutlarına bakıldığında dört boyut öne çıkmaktadır. Bunlar; yalnızlık, anonimlik, sıcak-yakın ilişki, kendini sakınma (kendini açmaktan sakınma)dır (Margulis 2011'den akt. Semiz Türkoğlu, 2018). Bu çalışmanın temel amacı mahremiyet algısını ölçecek bir ölçek geliştirerek kültürel bir yansıma olan benlik kurguları ile ilişkini ölçmek; mahremiyet algısının alt boyutlarını çerçevelendirerek, mahremiyet ihtiyacının da sınıflandırılmasına ve bu konuda farkındalığı artan bireyin mahremiyet ihtiyacını karşılayarak bireysel kimliğine katkı sağlamasına yardım etmektir. Üniversite öğrencilerinde mahremiyet algısını ölçmek için kuramsal temel ve alan yazınından hareketle Anonimlik İhtiyacı, Kişisel Bilgileri Koruma İhtiyacı, Sıcak Yakın Olma İhtiyacı, Yalnızlık İhtiyacı ölçeklerini geliştirmek amacı ile alan yazını taranmış öğrenciler ile yapılan kısa görüşmeler çözümlenmiş ve uzman kişilerin görüşleri alınarak madde havuzu oluşturulmuştur. Oluşturulan madde havuzu iki Eğitim Psikolojisi, bir Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Uzmanı, bir Ölçme Değerlendirme Uzmanı ve bir Türk Dili Edebiyatı Uzmanına sunularak uzman görüşü alınmıştır. Uzmanlardan gelen geri bildirim ve öneriler doğrultusunda ölçeklere son şekli verilmiştir. Aksaray ilinde 2018-2019 yılında öğrenim görmekte olan ve çalışmaya gönüllü katılan 224 lisans öğrencisi üzerinde uygulama yapılarak geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Yapılan araştırma ilişkisel tarama modeline dayanılarak yapılmıştır. Araştırma Anonimlik İhtiyacı, Kişisel Bilgileri Koruma İhtiyacı, Sıcak Yakın Olma İhtiyacı, Yalnızlık İhtiyacı değişkenlerinin ilişkisel, özerk, özerk-ilişkisel benlik biçimlerini yordama güçlerinin nedensel karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmada, ilgili değişkenlerin yabancılaşma düzeyi üzerine olan etkilerinin gösterildiği bir yapısal eşitlik modeli geliştirilip bu model test edilmiştir. Çalışma sonunda mahremiyet algısı 4 alt boyutta incelenerek kişinin benlik kurgularından olan özerk benliği arttıkça kişisel bilgilerini saklama ihtiyacının azaldığı ancak özel alana olan ihtiyacının arttığı görülmektedir. Bireyde özerk-ilişkisel benlik arttıkça sıcak-yakın olma ihtiyacının da arttığı fakat duygusal olarak açılmadan kaçınmanın azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bireydeki ilişkisel benlik arttıkça anonimlik ve açılmadan kaçınma ihtiyacı azalırken sıcak-yakın olma ihtiyacının arttığı verileri elde edilmiştir.
Ergenlerde psikolojik sağlamlık ile yalnızlık arasındaki ilişkinin incelenmesi: Sosyal kaygının aracı rolü
Bu araştırmanın amacı ergenlerde psikolojik sağlamlık, sosyal kaygı ve yalnızlık arasındaki doğrudan ilişkileri ve sosyal kaygının psikolojik sağlamlık ile yalnızlık arasındaki ilişkiye aracılık edip etmediğini incelemektir. Çalışmanın araştırma grubu Türkiye/Denizli ilindeki ortaöğretim kurumlarına devam ve yaşları 14 ile 18 arasında değişen toplam 526 (258 kadın / 268 erkek) lise öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, mevcut araştırma ilişkisel tarama modeli ışığında yürütülmüştür. Araştırmada kullanılan ölçme araçları; UCLA Yalnızlık Ölçeği, Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği'dir. Araştırmanın analizleri SPSS ve AMOS programları aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, psikolojik sağlamlığın sosyal kaygı ve yalnızlık ile negatif yönde ve sosyal kaygının ise yalnızlık ile pozitif yönde anlamlı ilişki içinde olduğunu göstermiştir. Ayrıca, araştırma sonucu ergenlerde psikolojik sağlamlık ile yalnızlık arasındaki ilişkide sosyal kaygının tam aracılık rolünü üstlendiğini göstermiştir. Son olarak, araştırmanın bulguları literatür ışığında tartışılarak önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik sağlamlık, sosyal kaygı, yalnızlık, ergenlik
Ana babadan algılanan psikolojik kontrolün ve mizacın strese verilen tepkiler üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı ergenlerde ana babadan algılanan psikolojik kontrol ve mizaç ile strese verilen tepki arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın araştırma grubunu Türkiye/Diyarbakır ve Nevşehir illerinde ortaokul kurumlarına devam eden ve yaşları 11 ile 15 arasında değişen toplam 317 (181 kız, 136 erkek) öğrenciden oluşmaktadır. Bu araştırmada, ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçme araçları; Psikolojik Kontrol Ölçeği, Davranışsal İnhibisyon Sistemi/ Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği' dir. Araştırmanın analizleri SPSS ve LISREL aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma bulguları; ana babadan algılanan psikolojik kontrol ile strese verilen tepki arasında pozitif ve negatif yönde ilişki olduğunu göstermiştir. Bu doğrultuda ana babadan algılanan psikolojik kontrolün çaresiz yaklaşımı pozitif yönde yordadığı; babadan algılanan psikolojik kontrolün ise kendine güvenli ve iyimser yaklaşımları negatif yönde yordadığı görülmüştür. Mizaç ile strese verilen tepki arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu ve mizacın manidar yordayıcı olduğu görülmüştür. Son olarak araştırmanın bulguları alan yazın göz önünde bulundurularak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Ne eğitimde ne istihdamda yer alan öğretmenlerin yaşam doyumlarını yordamada kariyer iyimserliği ve mesleki karar pişmanlığının rolü
Genç işsizliği, bireylerin hayata atılırken karşılaştıkları önemli sorunlardan biridir. İşgücü çalışmaları incelendiğinde, örgün eğitimini tamamlamış, bir işe veya mesleki yetiştirme programına devam etmeyen bireyler 'ne eğitimde ne istihdamda' olarak anılmaktadır. Bu bireyler eğitim hayatları son bulmasına rağmen yaşamlarını idame ettirecek işe sahip olmadıkları için çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Yaşamlarından aldıkları memnuniyet düzeyleri de bu olumsuzluklardan etkilenmektedir. Özellikle üniversite eğitimi almış bireyler işsiz kaldıklarında kendilerine yaptıkları yatırımın karşılığını alamadıklarını düşünmekte ve seçtikleri mesleğe ilişkin pişmanlık yaşayabilmektedirler. Olumlu yaşam olayları ile karşılaşacağına dair beklentilere sahip olmak, bireyi yaşadığı zorluklara karşı güçlendirecek bir faktördür. Kariyer iyimserliği yüksek kişiler zorluklarla baş ederken alternatif çözüm yollarına daha kolay ulaşabilmektedir. Bu araştırma kapsamında ne eğitimde ne istihdamda yer alan öğretmenlerin yaşam doyumları üzerinde kariyer iyimserliği ve mesleki karar pişmanlığının yordayıcı gücü incelenecektir. Literatür incelendiğinde genç işsizliği üzerine yapılan ruh sağlığı çalışmalarının sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak Yaşam Doyumu Ölçeği, Kariyer İyimserliği Ölçeği, Mesleki Karar Pişmanlığı Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 21-30 yaş aralığındaki üniversite eğitimini tamamlamış ve bir işte çalışmayan 484 öğretmen oluşturmuştur. Örneklem kitlesine kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 'Google Forms' uygulaması aracılığıyla ulaşılmış, veri analizinde ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız örneklem T Testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda NEİY öğretmenlerin büyük bir kısmının aile desteği ve eş geliri ile geçindiği, kamuda işe yerleşebilmek için çeşitli sınavlara hazırlanmakta olduğu görülmüştür. NEİY öğretmenlere göre işsiz olma sebeplerinin başında çalışma koşullarının ağır ve elverişsiz olması, teklif edilen ücretin yetersiz olması, kendine uygun iş bulamama ve deneyim eksikliği sorunları gelmektedir. Yaşam doyumu ve mesleki karar pişmanlığı puanları yaşa ve işsizlik süresine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Bireyler işsiz kaldıkları süre uzadıkça işsizliğin olumsuz sonuçlarından daha çok etkilenmektedir. 2 yıldan uzun süren işsizliklerde seçilen mesleğe yönelik pişmanlık artmakta ve yaşam doyumu düşmektedir. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucu ne eğitimde ne istihdamda yer alan öğretmenlerin yaşam doyumları üzerinde kariyer iyimserliği ve mesleki karar pişmanlığının anlamlı düzeyde yordayıcı gücü olduğu görülmüştür.
Kadınlarda romantik ilişkide istismardan kendini toparlama gücüne: Bir model test etme çalışması
Bu araştırmanın temel amacı kadınların romantik ilişkilerinde yaşadıkları istismarın kendini toparlama güçlerine etkisini bütüncül bir bakış açısı ile incelemektir. Araştırmada bu temel amaç doğrultusunda iki farklı çalışma gerçekleştirilmiştir. Birinci çalışmada Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeğinin revize formu oluşturulmuştur. Birinci çalışma sürecinde 18 yaş ve üzeri hâlihazırda bir romantik ilişki yaşamakta olan kadın ve erkek bireylerden oluşan iki farklı örneklem grubundan kolaylıkla bulunabileni örnekleme yöntemi kullanılarak toplam 763 veri toplanmıştır. Araştırmanın ilk çalışması kapsamında veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. 70 maddeden oluşan ve tek boyutlu yapı gösteren Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeğinin orijinal formu üzerinde açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda revize edilmiş formunun 28 madde ve fiziksel zarar, sosyal kısıtlama, bilişsel baskılama, duygusal ihmal ve cinsel istismar olmak üzere beş alt boyuttan oluşan bir yapıya sahip geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında ise kadınların romantik ilişkilerinde yaşadıkları istismarın kendini toparlama güçlerine etkisinde farkındalık, bilişsel esneklik, geleceğe yönelik olumlu tutum ve aileden ve arkadaştan algılanan sosyal destek değişkenlerinin koruyucu bir faktör olarak işlev görüp görmediği yapısal eşitlik modeli kullanılarak test edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında ise 18 yaş ve üzeri hâlihazırda bir romantik ilişki sürecinin içerisinde bulunan toplam 818 kadından amaçlı örnekleme yöntemiyle veri toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması için veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, birinci çalışma kapsamında hazırlanan Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği-Revize Formu, Kendini Toparlama Gücü Ölçeği - Kısa Formu, Bilişsel Duygusal Farkındalık Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Geleceğe Yönelik Tutum Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmaya ait bulgular alanyazına dayalı olarak kurulan hipotetik modelin doğrulandığını ortaya koymuştur [χ²/df = 4,400; RMSEA = ,065; SRMR: ,057; CFI =,951; NFI= ,938; TLI/NNFI=,925; GFI = ,964; AGFI = ,935]. Bu bağlamda, romantik ilişkide istismardan kendini toparlama gücüne giden yolda doğrudan etkinin anlamlı olmadığı, dolaylı etkinin ise içsel (farkındalık, bilişsel esneklik, geleceğe yönelik olumlu tutum) ve dışsal (aile ve arkadaş desteği) koruyucu faktörlerden oluşan aracı değişkenlerden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgu, modeldeki içsel ve dışsal koruyucu faktörlerin kadınların kendini toparlama gücü geliştirme sürecinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak, içsel ve dışsal koruyucu faktörlerin birlikte kendini toparlama gücü üzerindeki değişimin toplam % 52'sini açıkladığı bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular, ilgili alanyazın kapsamında tartışılmış ve daha sonra gerçekleştirilecek çalışmalar için araştırmacılara ve uygulama alanında çalışanlara öneriler sunulmuştur.
Ergenlerde akran zorbalığı ve duygusal zekâ arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ergenlerde akran zorbalığı davranışları ve duygusal zekâ arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma betimsel bir çalışma olup araştırmanın katılımcılarını 9., 10. ve 11. sınıfta okuyan toplam 691 orta öğretim öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler iki meslek lisesi, iki düz lise olmak üzere, alt ve üst sosyoekonomik düzey dikkate alınarak toplam 4 okuldan toplanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında duygusal zekâ düzeyini belirlemek için ?Bar-on Duygusal Zekâ Ölçeği?, akran zorbalığı kurbanlarını belirlemek için ?Akran Zorbalığı Kurbanlarını Belirleme Ölçeği?, zorba öğrencileri belirlemek için ?Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği? ve kişisel bilgileri elde etmek için ise ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Araştırmada betimsel istatistik, ki kare, Cramer V, T testi ve Tek Yönlü Varyans analizi teknikleri kullanılarak araştırmanın alt problemleri incelenmiştir.Araştırma sonucunda, çeşitli zorbalık statülerinde yer alan katılımcıların sayıları ve oranları; 61 zorba (%8,8), 66 kurban (%9,5), 39 zorba/kurban (%536) ve 525 katılmayan (%76) olarak bulunmuştur. En yaygın olan zorbalık davranışının ?Alay? (%1,08) olduğu belirlenmiştir. Sözel içerikli zorbalığın diğer zorbalık türlerinden belirgin bir şekilde daha yaygın olduğu görülmüştür. Zorba ve katılmayan oranının kızlarda, kurban oranının erkeklerde daha yüksek olduğu, zorba/kurban oranının ise cinsiyet bakımından benzerlik gösterdiği görülmüştür. Sınıf düzeyleri açısından ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Erkek zorbaların ve zorbalığa katılmayanların ( =37,03) kız zorbalara ve zorbalığa katılmayanlara ( =32,15) oranla kişiler arası becerilerinin anlamlı derecede daha fazla olduğu hesaplanmıştır. Buna karşılık zorbalığın tüm statülerindeki kızların ise stresle başa çıkma düzeylerinin ( =42,31) erkeklere oranla ( =38,47) daha fazla olduğu bulunmuştur. Zorba, kurban, zorba/kurban ve katılmayan durumundaki ergenlerin diğer duygusal zekâ boyutlarında ise anlamlı farklılıklar bulunmamıştır.Zorba, kurban, zorba/kurban statülerinde yer alan ergenlerin duygusal zekâ boyutlarındaki sınıf düzeyine dayalı farklılıkların anlamlı olmadığı buna karşılık katılmayan statüsünde yer alan ergenlerin sınıf düzeyi arttıkça kişiler arası becerilerinin, kişisel becerilerinin ve duygusal zekâ toplam puanlarının düştüğü bulunmuştur.
The effect of emotion regulation program on early adolescents' emotion regulation strategies
The aim of this study is to investigate the efficacy of Emotion Regulation Program on adolescents' ER strategies and their mood. A three groups (experiment, plasebo, control) and three measurements (pre-test, post-test and follow up) quasi-experimental design (3x3) was used. Among 35 participants 7 females 5 males were assigned to experimental group, 7 females 5 males to plasebo group and 7 females 4 males to control group. Emotion Regulation Questionnaire for Adolescents and Positive-Negative Affect Schedule were used as measures of the study. The data was analyzed by non-parametric statistics. In-group comparisons showed that the intervention program is significantly effective in experimental group through increasing adaptive internal and external ER strategies and decreasing maladaptive internal ER strategies. However, according to the between groups comparison results, the ER program did not contribute to a significant change in adolescents' ER strategies. It is also found that the intervention program did not significantly change positive and negative affect of participants.
Stres kaynaklarının organizasyon kaynaklarının çalışanların öfkesi üzerine etkisi: Plazalarda çalışan beyaz yakalar üzerine bir araştırma
The aim of this study is to investigate the perception of organizational stress and anger and whether there is a significant relationship between the organizational stress and anger experienced by the white-collar workers working in the plaza. The study group consists of 294 white-collar workers working in the plazas in Levent, Istanbul. In this study, Short Version Organizational Stress Scale and Multidimensional Anger Scale were used.In the analysis of data; Descriptive statistics are presented with frequency, percentage, average and standard deviation values. In order to compare the anger dimensions and sub-dimensions within themselves, the repeated Anova test and Sidak test were performed to examine the different dimensions. Correlation analyzes were performed to determine the relationship between anger dimensions and organizational stress levels. In the study, p values less than 0.05 were considered statistically significant. SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 package program was used for analysis. It was found that there was a positive, strong and significant relationship between the organizational stress levels of the participants and the anger they experienced.
Yetişkinlerde aleksitiminin incelenmesi: Algılanan ebeveyn tutumları ve bilişsel esnekliğin yordama gücü
The main purpose of this study is to explore the predictive power of perceived parental attitudes and cognitive flexibility on adults' alexithymia levels. The participants of the study consist of 400 adults aged 18-65 living in Turkey. As the data collection, the demographic information form prepared by the researcher, the 20-item Toronto Alexithymia Scale (TAS-20) adapted to Turkish by Güleç et al. (2009), the Abbreviated Perceived Parental Attitudes Scale-Child Form (EMBU-C) adapted to Turkish by Dirik et al. (2015), and Cognitive Flexibility Inventory (CFI) adapted to Turkish by Sapmaz and Doğan (2013) were used. The data were analyzed with the SPSS 26.0 package program. The results of the data of the descriptive statistics, Independent Groups t-test, One-Way Analysis of Variance (ANOVA), Post-Hoc techniques Tukey analysis, Pearson Product Moment Correlation, and Hierarchical Regression Analysis are presented in the tables. According to the results, the predictive role of perceived parental attitudes and cognitive flexibility on adults' alexithymia levels are found. The independent variables explain %33 of the total variance regarding the total alexithymia score of adults. Significant differences are found between the alexithymia levels of adults and the demographic variables of gender, age and education status; no significant difference is found between the marital status. The limitations and findings of the study are discussed according to the related literature. Along with these, suggestions for future research are presented.
Düzenli spor yapan katılımcılarda dijital bağımlılık ve psikolojik iyi oluş ilişkisinin incelenmesi
Addiction has emerged as a problem for years and the factors included in addiction have differentiated and varied over time. One of these factors is digital addiction, which has become a major problem in today's world. The fact that people meet many of their daily needs and wishes through the internet or different technologies reveals the state of digital connectivity. Although digital connectedness was initially expressed as a behavioral addiction to technology and internet addiction, nowadays, as a result of the proliferation of technological tools, social platforms and applications connected to the internet such as smartphone, tablet, social media, game addiction, Facebook, Instagram, Twitter addiction is evaluated under different categories. It is stated that digital addiction is spreading very rapidly around the world and has many negative consequences on people's daily life, physical and mental health. This study aimed examine the relationship between digital addiction levels and psychological well-being of individuals who regularly do sports. It has been examined whether there is a significant relationship between psychological well-being and digital addiction in individuals who regularly do sports. The universe of the research of individuals who actively participate in the courses affiliated to The Ministry of Youth and Sports in Batman province and regularly do sports. There were 401 (177 female, 224 male) participants in the current study and their age ranged from 18 to 36 and above. It was determined that there was a significant negative correlation between the total scores of the participants in the sample from the Digital Addiction scale and the Psychological Well-Being scale. As individuals' scores on the Digital Addiction Scale increased, their scores on the Psychological Well-Being Scale decreased. Results showed that It has been shown that individuals who exercise regularly develop resistance against psychological negativities and that regular exercise positively affects the happiness and psychological well-being of individuals.
Beliren yetişkinlikte ilişki doyumunun açıklanmasında öz denetim ile kişilerarası ilişki tarzının yordayıcı rolü
The aim of the study is to examine how the romantic relationship satisfaction of emerging adults is predicted by their self-control levels and interpersonal relationship styles. In addition, the relationship between relationship satisfaction, self-control levels and interpersonal relationship styles of the emerging adults according to demographic variables like gender, marital status, relationship duration, educational status, socioeconomic status was examined. The participants of the study consisted of 293 individuals between the ages of 18-30. The "Demographic Information Form" formed by the researcher to determine the demographic characteristics of the participants in the study, the "Romantic Relationship Satisfaction Scale" to measure the relationship satisfaction levels of the participants, the "Self-Control Scale" to measure the self-control behaviors and behavior patterns of individuals, "Interpersonal Style Scale" was applied to determine the negative communication styles they use in relationships. The data were analyzed using the SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 23 package program. Multiple regression analysis was used to analyze the main variables of the study. ANOVA, T-test and Correlation analysis were also used in the study. As a result of the study, it was revealed that romantic relationship satisfaction is predicted by self-control and interpersonal style. According to these results, a positive and significant relationship was found between the "Reformative" and "Experiential" sub-dimensions of the Self-Control Scale and relationship satisfaction. A negative significant relationship was found between the "Avoidant Style" sub-dimension of the Interpersonal Style Scale and relationship satisfaction. In addition, significant relationships were found between romantic relationship satisfaction and marital status, relationship duration, and income level.
Üniversite öğrencilerinin bilişsel esneklik, duygusal öz-yeterlik ve kişilerarası problem çözme becerileri arasındaki ilişki
This research was carried out to investigate the relationship between university students' cognitive flexibility, emotional self-efficacy and interpersonal problem-solving skills. The other aims of the study are to examine whether the cognitive flexibility, emotional self-efficacy and interpersonal problem-solving skills of university students show a significant difference according to gender, grade level, educational status of students' parents, program types and age. The universe of the research consists of university students studying at the undergraduate level in Istanbul in 2020-2021. The sample of the study was determined by convenient sampling and criterion sampling method and consists of university students (n=416) who continue their education at Yeditepe University in 2020-2021 who are studying in the faculties of Social Sciences, Science and Health Sciences. For the purposes of the research, Personal Information Form, Cognitive Flexibility Inventory, Emotional Self-Efficacy Scale and Interpersonal Problem Solving Inventory were applied to the students. In the next step, Pearson Correlation Analysis was performed to understand the relationship between normally distributed data. After the correlational analysis, independent samples t-test and one-way analysis of variance were used in terms of analysis of differences. The obtained information was analyzed with SPSS 25.0 package program. In the correlation analysis, a significant relationship was found between university students' cognitive flexibility, emotional self-efficacy and interpersonal problem solving skills. Significant relationships were found between university students' levels of emotional self-efficacy and constructive problem solving, insistent-persevering approach and approaching problems in a negative way. When the relationship between the cognitive flexibility variable and demographic variables was examined, no significant difference was found in the cognitive flexibility levels of university students according to their gender, grade level, education level of their parents, program types and ages. When it comes to the relationship between emotional self-efficacy and demographic variables, it was determined that university students' emotional self-efficacy levels changed according to their gender, grade level, program type and age. It has been revealed that women's emotional self-efficacy levels are higher than men's. It was found that the emotional self-efficacy levels of the third grade students were higher than the second grade students. Results also showed that the emotional self-efficacy levels of those who study in the field of Social Sciences are higher than those who study in Science. It has been revealed that the emotional self-efficacy levels of those aged 21-22 are higher than those aged 19-20. In the relationship between interpersonal problem solving skills and demographic variables, it was determined that university students' interpersonal problem solving skills changed according to their gender and age. It has been found that the constructive problem solving levels of women are higher than that of men, and the levels of lack of self-confidence and unwilling to take responsibility approach in men are higher than that of women. It has also been revealed that the level of approaching problems in a negative way of university students aged 23 and over is higher than those between the ages of 21-22.
Bireylerin bağlanma stillerinin ve toplumsal cinsiyet rolleri tutumlarının siber flört istismarı üzerindeki yordayıcı rolü
This study was conducted to investigate the predictive roles of attachment styles and gender roles attitudes on cyber dating abuse of individuals. This research is a correlational design for finding causes of events or phenomena. The sample of the study was composed of 503 people (276 female, 227 male). The data was obtained from the participants via Cyber Dating Abuse Questionnaire Relationship Scales Questionnaire Gender Role Attitudes Scale. Independent samples t-test and one-way analysis of variance were used to assess the differences among individuals' cyber dating abuse exposure and tendency levels in terms of seven demographic variables: gender, age, education level, income level, duration of the romantic relationship, type of the romantic relationship initiation and average time spent online. In the primary analyses of the study, Pearson correlation analysis was used to examine the correlations among the variables. Then, the multiple regression analysis was employed to determine the predictive roles of the main variables. According to the findings of the research, it has been determined that individuals' cyber dating abuse exposure and tendency levels differ according to individuals' gender, education level, income level, type of romantic relationship initiation, duration of romantic relationship initiation and average time spent online. There is a moderately significant negative relationship between gender roles attitudes and all sub-dimensions of cyber dating abuse. There is a significant relationship between all sub-dimensions of attachment styles and all sub-dimensions of cyber dating abuse. This relationship is positive for fearful and preoccupied attachment styles and negative for secure and dismissing attachment styles. In addition, Gender Roles Attitudes and Secure Attachment Style negatively predicts all cyber dating abuse dimensions. Preoccupied Attachment Style positively predicts all cyber dating abuse dimensions. Fearful Attachment Style positively predicts Direct Agression Exposure and Monitoring/Control Exposure dimensions. Keywords: dating violence, cyber dating abuse, gender roles attitudes, attachment styles
Lise öğrencilerinde zorbalık olgusunun okul yaşam kalitesi ve empati değişkenleri bakımından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinde zorbalık olgusunun okul yaşam kalitesi ve empati değişkenleri bakımından incelemektir. Araştırma betimsel bir çalışma olup araştırmanın katılımcılarını 9. ,10. ve 11. sınıfta okuyan toplam 859 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler genel lise, anadolu lisesi, genel meslek lisesi, anadolu meslek lisesi, fen lisesi ve anadolu öğretmen lisesi olmak üzere toplam 6 okuldan toplanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında ?Akran Zorbalığı Anketi, ?Liselerde Yaşam Kalitesi Ölçeği?, ?Temel Empati Ölçeği? ve ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Araştırmada betimsel istatistik Ki kare ve Tek Yönlü Varyans Analizi teknikleri kullanılarak araştırmanın alt problemleri incelenmiştir.Araştırma sonucunda araştırma katılımcılarında zorbalık dvranış oranları; 91 zorba (%10,6), 75 kurban (%8,7), 78 zorba/kurban (%9,1), 615 katılmayan (%71,6) olarak belirlenmiştir. Kızların zorba ve kurban olma oranı erkeklerin zorba ve kurban olma oranlarından daha yüksek bulunurken, erkeklerin zorba/kurban olma oranı kızlara göre daha yüksek bulunmuştur. Zorba ve kurban olma oranının 9. sınıftan 10 sınıfa geçildiğinde yükseldiği, 11. sınıfta düştüğü, Zorba/kurban oranının ise 9. sınıftan 10. sınıfa geçildiğinde yükseldiği,11. sınıfa geçildiğinde 1/3 oranında azaldığı gözlenmiştir. Okul türlerinde en yüksek zorbalık frekansı anadolu lisesinde, en düşük zorbalık frekansı fen lisesinde; en yüksek kurban frekansı genel lisede, en düşük kurban frekansı fen lisesi ve Anadolu öğretmen lisesinde; en yüksek zorba/kurban frekansı genel lisede, en düşük zorba/kurban frekansı ise fen lisesinde olduğu görülmüştür.Okul yaşam kalitesi puanlarında, zorbalığa katılmayanların okul yaşam kalitesi puanlarının zorba, kurban ve zorba/kurban puanlarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Zorba, kurban, zorba/kurban ve katılmayanlar arasında ise empati yönünden anlamlı farklılık görülmemiştir.
Ergenlerin sosyal kaygı düzeylerinin öz güven ve bazı kişisel demografik özelliklere göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; ergenlerde sosyal kaygı düzeyini, sosyal kaygı ile özgüven arasındaki ilişkiyi belirlemek, ergenlerin sosyal kaygı düzeylerinin, cinsiyet, sınıf düzeyi, anne-baba eğitimi ve algılanan sosyo ekonomik düzey gibi kişisel, demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Araştırma betimsel bir çalışma olup, araştırmanın katılımcılarını genel liselerin 1., 2. ve 3. sınıfında okuyan toplam 385 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında, Aydın ve Tekinsav Sütçü (2007) tarafından Türkçe'ye uyarlanan ?Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği? (ESKÖ), Akın (2007) tarafından geliştirilen ?Özgüven Ölçeği? ve araştırmacının hazırladığı ?Bilgi Formu? kullanılmıştır. Verilerin analizinde, parametrik olmayan testlerden, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Kendall's Tau B Korelasyon Analizi teknikleri kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; ergenlerin genel olarak sosyal kaygı düzeyleri orta, ancak katılımcılardan %13.5'inin yüksek düzeyde bulunmuştur. Sosyal kaygının alt boyutları açısından incelendiğinde, ergenlerin en fazla Yeni Durumlarda, ikinci sırada Olumsuz Değerlendirilme Korkusu ile ve üçüncü sırada Genel Durumlarda sosyal kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Araştırma katılımcısı ergenlerin genel olarak özgüvenlerinin yüksek, sadece %3.4'ünün özgüven düzeyinin düşük olduğu bulunmuştur. Ergenlerin sosyal kaygı düzeyi ile özgüvenleri arasında negatif yönde düşük anlamlı ilişki bulunmuştur. Yine araştırmada ele alınan kişisel ve demografik özelliklerden; cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi ve algılanan sosyo-ekonomik düzeye göre sosyal kaygı düzeyinin farklılık göstermediği bulunmuştur. Ancak baba eğitim düzeyine göre ergenlerin sosyal kaygı düzeyinde anlamlı farklılık gözlenmiştir. Babasının eğitim düzeyi, okuryazar seviyesinde ve ilkokul mezunu olan ergenlerin sosyal kaygı düzeylerinin babası ilköğretim mezunu olanlara göre daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kaygı, Sosyal Kaygı, Özgüven, Ergenler.
Üniversite öğrencilerinin ihtiyaç doyumu ve öznel iyi oluş düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin ihtiyaç doyumu düzeyi ve öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve öznel iyi düzeyinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma betimsel bir araştırma olup, katılımcılarını 1., 2., 3. ve 4. sınıfta okuyan 768 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi?nde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında ?Kişisel Bilgi Formu?, ?İhtiyaç Doyumu Ölçeği? ve ?Öznel İyi Oluş Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırma verinin analizinde betimsel istatistikler, t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (Anova), Tukey HSD Testi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda cinsiyete ve yaşa göre üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş düzeylerinin farklılaşmadığı saptanmıştır. Gelir düzeyine göre farlılaşma olduğu belirlenmiştir. Gelir düzeyi yüksek ve orta olan üniversite öğrencilerin öznel iyi oluş düzeyleri, gelir düzeyi düşük olan üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş düzeylerinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirleri yüksek ve orta olan üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş düzeylerinde ise bir farklılık olmadığı saptanmıştır. İhtiyaç doyumu ve öznel iyi oluş arasında olumlu yönde ve anlamlı ilişki bulunmuş, ihtiyaç doyumunun öznel iyi oluşu açıklamada büyük önem taşıdığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İhtiyaç doyumu, öznel iyi oluş, üniversite öğrencileri.
Ergenlerde anne baba tutumu ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma ergenlerin anne baba tutumları ile öznel iyi oluşları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 2013-2014 eğitim öğretim yılında Karabük İli Safranbolu ilçesinde ortaöğretimde eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini rastlantısal olarak seçilen üç farklı ortaöğretim kurumuna devam eden 659 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Anne Baba Tutum Ölçeği" ve Ergen Öznel İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 20.0 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, anne babasını otoriter, ihmalkar ve hoşgörülü algılayan ergenlerin öznel iyi oluşlarının, ergenlerin cinsiyetinden anlamlı ölçüde etkilenmediği bulunmuştur. Anne babasını otoriter algılayan erkek ergenlerin yaşam doyumu ve öznel iyi oluşlarının, kız ergenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Anne babasını demokratik ve hoşgörülü olarak algılayan ergenlerin öznel iyi oluşları anne babasını ihmalkar ve otoriter olarak algılayan ergenlerden daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgular ışığında, anne babanın olumlu tutum ve desteğinin ergenlerin öznel iyi oluşlarını yükselttiği sonucuna varılmıştır. Sonuçlar elde edilen bulgular ve literatür bilgileri ışığında tartışılmıştır.
Üniversite son sınıf öğrencilerinin belirsizliğe karşı tahammülsüzlük, bilinçli farkındalık düzeyleri ve stresle başa çıkma stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
This study was examined the relationship among intolerance toward uncertainty, mindfulness levels and coping with stress strategies of senior undergraduate students. In this research, convenient and criterion sampling method was utilized to determine the sample group consisting of senior undergraduate students (n=352) studying at Yeditepe University in the 2020-2021 academic year.Personal Information Form, Intolerance of Uncertainty Scale-Short Form, Mindful Attention Awareness Scale and Coping Styles Inventory were utilized to collect data from the sample group.The analysis of all the data in this research was obtained by using the Spss 25.0 program. In line with the analysis results, while ıt has been found out that there is a significant relationship between the intolerance toward uncertainty and the helpless approach sub-dimension, one of the coping with stress strategies.It was found between no significant relationship the levels of mindfulness and the helpless, the submissive, the optimistic and the to seeking social support approaches sub-dimension, one of the strategies of coping with stress. It was found out that there is a significant relationship between mindfulness levels and the self-confident approach sub-dimension, which is one of the coping with stress strategies. No significant relationship was found between the levels of mindfulness and intolerance toward uncertainty. There was no significant difference among intolerance toward uncertainty, mindfulness levels and coping with stress strategies, with respect to the age of the students, the program they studied, whether they did research on the fields they were educated or not, and their overall grade point averages. It was not observed significant difference between intolerance toward uncertainty, mindfulness levels, and self-confident, helpless, optimistic, and seeking social support approach sub-dimension, one of the coping with stress strategies with respect to gender. The submissive approach sub-dimension, one of the coping with stress strategies, demonstrated a significant difference with respect to gender, and it was found that the submissive approach levels of male participants were higher than female participants. The research findings and limitations discussed in the relevant literature are presented as suggestion for future researches. Keywords: Intolerance toward Uncertainty, Mindfulness, Coping with Stress, University Students.
Genç yetişkinlerin yakın ilişkilerde öznel mutluluk, eş seçimine dair inançlar ve duyguları yönetme becerileri arasındaki ilişki
This research was carried out to examine the relationship between university students' subjective happiness in close relationships, their beliefs about mate selection, and their ability to manage emotions. The other aims of the study are to examine whether university students' subjective happiness in close relationships, beliefs about mate selection, and ability to manage emotions show a significant difference according to age, gender, relationship status and relationship duration. The universe of the research consists of students studying in Istanbul in 2020-2021. The sample of the study was determined by convenient sampling and criterion sampling method and consists of university students (n = 359), between the ages of 19-26, studying at the faculties of Social, Science and Health Sciences, continuing their education at Yeditepe University in 2020-2021. Personal Information Form, Subjective Happiness Scale, Romance and Mate Selection Attitude Scale and Emotion Management Skills Scale were applied to individuals in order to obtain data for the purposes of the research. Pearson Correlation Analysis was performed to examine the relationship between the normally distributed data during the analysis phase. After the correlational analysis, independent samples t-test and one-way analysis of variance were used to understand the analysis of differences. The obtained information was analyzed with SPSS .25.0 program. According to the findings obtained from the correlation analysis, there was no statistically significant relationship between the subjective happiness level of young adults in close relationships and their beliefs about mate selection. A positive and statistically significant relationship was found between subjective happiness levels and emotion management skills in close relationships during young adulthood. When the relationship between the subjective happiness variable and demographic variables was examined, subjective happiness levels in young adulthood did not differ significantly according to gender and relationship duration. When the subjective happiness scores were analyzed according to the age variable, a statistically significant difference was observed. Individuals aged 18-20 have higher subjective happiness scores than individuals aged 21-23. Subjective happiness scores of young adults aged 21-23 were found to be lower than those aged 24 and over. When a statistically significant difference in subjective happiness levels according to the relationship status of young adults is examined, the subjective happiness scores of individuals who are in a romantic relationship were found to be higher than those who do not have a romantic relationship. When the relationship between belief levels about mate selection and emotion management skills in young adulthood was examined, a negative and statistically significant relationship was observed. When the relationship between the beliefs about mate choice and demographic variables was examined, it was found that there was no significant difference according to age and relationship duration. The belief levels of young adult individuals about mate selection showed a statistically significant difference according to their gender. It was seen that male participants' belief scores about mate selection were higher than female participants' scores. When a statistically significant difference was examined in the beliefs of young adults about choosing a partner according to their relationship status, it was seen that the scores of young adults who were in a romantic relationship in their beliefs about the choice of a romantic relationship were higher than those who did not have a romantic relationship. When the variable of emotion management skills in young adulthood is examined according to gender, age, relationship status and relationship duration, it is seen that there is no significant difference.
Üniversite öğrencilerinin yakın ilişkilerindeki yükleme stilleri ile psikolojik eğilimleri arasındaki ilişki
This research purposed to examine the relationship between attribution styles and psychological tendencies of university students in their close relationships. The other aims of the study are to examine whether there is a meaningful difference between the attribution styles and psychological tendencies of university students according to their gender, age and romantic relationship duration. The universe of the research is university students studying at Yeditepe University in the 2020-2021 academic year. Convenient sampling and criterion sampling methods were used to determine the sample of the study. The criteria used in the study group were that the participants were individuals in early adulthood (19-26 years old) and had at least one romantic relationship in their life. In this context, the study group of the research is the university students who continue their education at Yeditepe University in the 2020-2021 academic year, study in the fields of social and natural sciences, agree to participate in the research voluntarily, are in early adulthood (19-26 years old) and have had a romantic relationship at least once in their life. The study group consisted of 250 students in total, 76% of whom were female (n=190), and 24% were male (n=60). The Personal Information Form, The Relationship Attribution Measure (RAM) and the Multidimensional Relationship Questionnaire (MRQ) were used to obtain the research data. Demographic information form and scales were filled by the participants via Google Form on the internet. The data obtained in the research were analyzed using the SPSS (Statistical PackageforSocialSciences) for Windows 25.0 program. Descriptive statistical methods (number, percentage, mean, standard deviation) were used while evaluating the data. Pearson Correlational Analysis was performed to understand the relationship between normally distributed data. Independent sample t-test was used to compare two groups, one-way analysis of variance was used to compare more than two groups, and Bonferroni test was used to determine which group the difference originated from. The findings of the research are as follows: There was no statistically meaningful relationship between the total scores of the Relationship Attribution Measure and the total scores of the Multidimensional Relationship Questionnaire. A statistically negative and significant relationship was found between the total scores of the Relationship Attribution Measure and the Relational Satisfaction, Relational Esteem, and Relational Assertiveness sub-dimension scores of the Multidimensional Relationship Questionnaire. A statistically significant positive relatinship was found between the total scores of the Relationship Attribution Measure and the sub-dimensions of Fear of Relationship/Relational Anxiety, Relationship Monitoring and External Relational Control of the Multidimensional Relationship Questionnaire. There was no statistically significant relationship between the total scores of the Relationship Attribution Measure and the sub-dimension scores of the Multidimensional Relationship Questionnaire with Focus on Relationships Extremely and Internal Relational Control. The Relationship Attribution Measure total scores and sub-dimension scores did not show a statistically significant difference in terms of the gender and age of the participants. It was observed that there was a significant difference in terms of the duration of the romantic relationship. Among the Multidimensional Relationship Questionnaire sub-dimension scores, only focus on relationship extremely showed a significant difference according to the gender of the participants. According to the results of the analysis, it was seen that male participants' focus on relationship extremely sub-dimension scores were higher than female participants. The Multidimensional Relationship Questionnaire total scores and sub-dimension scores did not show a statistically significant difference according to the age of the participants. It was observed that the total scores of the Multidimensional Relationship Questionnaire differed significantly according to the duration of the romantic relationship. Keywords: Close Relationships, Young Adults, Attributions in Close Relationships, Psychological Tendencies in Close Relationships.
Evli bireylerin aile iletişim kalıplarının ve kişilik özelliklerinin evlilik doyumu üzerindeki rolü
The primary objective of this research is to explore the predictive role of family communication patterns and personality traits on the marital satisfaction of individuals. 498 married individuals (305, female, 193 male) participated in the study. Demographic Information Form, Adjective Based Personality Scale (ABPS), Marital Life Scale (MLS), and Family Communication Patterns Scale (FCPS), were used as data collection tools. The relational scanning method is used to study the relationship between study variables and demographic variables. The Pearson Correlational analyses was used to examine the relationship between study variables and demographic variables. Hierarchical Regression analysis, Independent T-Test analysis, and One-Way ANOVA analysis were carried out to answer the research questions. The result of this study is, that the predictive role of family communication patterns and personality traits on marital satisfaction is reached. The significant differences are found between the variables and living location, marriage duration, income level, child presence, number of children, type of marriage (flirting, arranged marriage, etc. of the participants. However, there is no significant difference between gender, age, and education level variables. There is a significant relationship between all sub-dimensions of family communication patterns and all sub-dimensions of personality traits with marital satisfaction. . This relationship is positive for Extraversion(.36), Openness to Experiences(.42) , Agreeableness(.42) , and Conscientiousness (.10) and negative for Neuroticism(-.20) . In addition, Conversation Orientation positively (0,0 8) and Conformity Orientation (0,16) negatively predict marital satisfaction. Keywords: Family Communication Patterns, Personality Traits, Marital Satisfaction.
Forgiveness in college students: The role of childhood trauma and humor
The main goal of the study is to explore the predictive power of childhood trauma and humor on college students' tendency to forgive. College students aged 18-25 living in Turkey (N= 423) were included in this study. For the data collection, the demographic information form was prepared by the researcher, the 18-item Heartland Forgiveness Scale (HFS) adapted to Turkish by Bugay and Demir (2010a), Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33) adapted to Turkish by Şar et al. (2012) and revised by Şar et al. (2020), and Multidimensional Sense of Humor Scale (MSHS) adapted to Turkish by Aslan et al. (1999) and revised by Özdoğru (2018) were used. The results of the data of the descriptive statistics, Pearson Product Moment Correlation, Hierarchical Regression Analysis, Independent Groups t-test, and Mann Whitney-U Test are presented in the tables. According to the results of the study, the predictive role of childhood trauma and humor on college students' tendency to forgive is found (p< .05). The independent variables explain %12 of the total variance with regard to the total forgiveness score of college students. Significant differences are found between the self-forgiveness and gender (p< .05); no significant difference is found between the total score of forgiveness (p> .05). The limitations and findings of the study are stated in the related literature. Along with these, suggestions for future studies are presented. Keywords: Forgiveness, Childhood Trauma, Humor
Türkiye'deki resimli çocuk kitaplarının insancıl eğitim anlayışı açısından bir incelemesi
This study examined the discourses and messages in various children's picture books published in Turkey within the framework of the humanistic conception of education (HCE), using discourse analysis method. Furthermore, this study investigated whether these books provide a proper ground and environment for creativity in human nature, or do they serve for obedience and control. The 14 books in the sample were the best-selling children's picture books in the last 5 years by publishing houses in Turkey. The criteria based on the HCE provided the basis for the critical analysis of children's picture books and thus it was possible to classify the booklist into three categories: humanistic, obedience-oriented and unclear/in-between. This study reached the following key findings: 5 books (35.7%) in the sample were compatible with the HCE and thus provided a proper ground and environment for creativity; 7 books (50%) were not compatible with the HCE, on the contrary, they served for obedience and control; 2 books (14.3%) were in the unclear/in-between category, therefore, while they contained elements that were compatible with the HCE, they also contained obedience and control elements. In this study, the criteria based on the HCE may provide a basis for the critical discussion of children's books and the development of the criteria in children's books studies. This study may also offer a useful discussion ground for parents and teachers who respect children's rights and believe in a democratic understanding.
Evli bireylerin psikolojik yardım arama tutumlarının açıklanmasında çift uyumu ve algılanan sosyal desteğin yordayıcı rolü
The main purpose of the study was to determine the predictive roles of dyadic adjustment and perceived social support in the explanation of psychological help-seeking attitudes of married individuals. Additionally, the difference among attitudes toward psychological help-seeking, dyadic adjustment and perceived social support of married individuals according to gender, child status and meeting type of the couple were examined. This study was conducted as quantitative research with predictive correlational research design. Demographics form, Attitudes Toward Seeking Professional Psychological Help Scale – Short Form, The Perceived Adjustment Scale in Close Relationships and Multidimensional Scale of Perceived Social Support were utilized through conducting an online survey. 320 volunteer married individuals participated in the study and data analysis were held through SPSS 21.0. To determine predictive roles of dyadic adjustment and perceived social support on psychological help-seeking attitudes of married individuals, multiple linear regression analysis; to determine whether main variables of the study differed by gender and child status, independent samples t-test analysis; whether main variables of the study differed by meeting type of the couple, one way ANOVA analysis were conducted. According to the results, Relations with Family of Origin Adjustment sub-dimension of dyadic adjustment and Family sub-dimension of perceived social support predicted married individuals' attitudes toward psychological help-seeking. Attitudes toward psychological help-seeking significantly differed by gender; dyadic adjustment and its sub-dimensions significantly differed by gender, child status and meeting type of the couple; and, perceived social support and its sub-dimensions were significantly differed by gender and the meeting type of the couple. Findings of the current study were discussed in regard to relevant literature and suggestions for future academic studies and practice were presented. Key Words: Attitudes Toward Psychological Help-Seeking, Dyadic Adjustment, Perceived Social Support, Married Individuals
Beliren yetişkinlerde mükemmeliyetçi tutum ve bilişsel esneklik düzeylerinin karar verme stratejilerine etkisi
The main purpose of this research is to examine the effect of perfectionism and cognitive flexibility levels of emerging adults on decision making strategies. The participants of the study consisted of 133 male and 250 female adults aged 18-30 years. Research data were collected through the Multidimensional Perfectionism Scale, the Cognitive Flexibility Inventory, and the Melbourne Decision-Making Strategies I-II and the Personal Information Form prepared by the researcher. Independent t-test was used to determine whether the emerging adults showed a significant difference according to the variables of gender, education level and place of residence, and one-way analysis of variance (ANOVA) was used when comparing more than two independent groups, In addition, Pearson Correlation Analysis to determined correlations between research variables; Multiple Regression Analysis was performed to determine the predictive roles of the main variables. The post Hoc test was used to see the difference between the variables. According to the research findings, it has been determined that perfectionism differs significantly according to gender and experiences. There was no significant difference between the participants according to the education level of perfectionism. It has been determined that cognitive flexibility differs significantly according to gender. There was no significant difference in cognitive flexibility among the participants according to the place of residence and education level. It has been determined that decision-making strategies differ significantly according to gender and place of residence. No significant difference was found in the decision-making strategy according to the education level. It was seen that there is a positive and significant relationship between the scores of the Multidimensional Perfectionist Attitude Scale sub-dimensions and the sub-dimension scores of the sub-dimensions of the Melbourne Decision-Making Strategies Scale I-II. It is seen that the perfectionism levels and cognitive flexibility levels of emerging adults had a significant positive effect on their careful decision-making style. It was seen that the perfectionism levels and cognitive flexibility levels of emerging adults have a significant negative effect on the Avoidant decision-making style. It was seen that the perfectionism levels and cognitive flexibility levels of emerging adults had a significant effect on the procrastinating decision-making style. It was seen that the perfectionism levels and cognitive flexibility levels of emerging adults have a significant effect on the panic decision-making style. Keywords: Emerging Adulthood, Perfectionism, Cognitive Flexibility, Decision Making Strategies
Hedef belirleme grup rehberlik programının 8. sınıf öğrencilerinin hedef bağlılığı, özyeterlik ve akademik erteleme düzeylerine etkisinin incelenmesi
This research aims to examine the effect of a group guidance program on goal setting on students' academic procrastination, academic self-efficacy, and goal commitment levels. The group guidance program was organized according to the principles of a solution-focused therapy approach. A quasi-experimental study was conducted. Within the scope of the research, "Goal Commitment", "Academic Self-Efficacy", "Academic Procrastination" and "Personal Information Form" were applied to 158 students studying in the 8th grade of middle school. Inventory results were evaluated and 20 students with low levels of goal commitment and academic self-efficacy and high levels of academic procrastination were identified. Of the 20 students, 10 students were randomly assigned to the experimental group and 10 students were assigned to the control group. Guidance group work on goal setting was carried out with the students in the study group for 8 weeks. No study was conducted with the students in the control group. At the end of the study, a posttest was administered to the experimental and control groups. Mann Whitney U and Wilcoxon Ranked Signs Test were used to analyze the research data. According to the results of the study, a statistically significant increase was found in the goal commitment and academic self-efficacy levels of the students who participated in the goal-setting program compared to the students who did not participate. It was also concluded that the students in the experimental group showed a statistically significant decrease in academic procrastination levels. The findings were discussed with the related literature.
Duygusal tepkisellik ile duygu düzenleme arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmaların aracı rolünün incelenmesi
This study aims to examine the mediating role of cognitive distortions in the relationship between emotional reactivity and emotion regulation in adults (18-65 years old) who live in Turkey. The study consists of 339 participants (Nfemale= 210, Nmale= 94, Nothers= 35). The data of the research was collected through the Demographic Information Form (DIF), Emotional Reactivity Scale (ERS), Difficulty in Emotion Regulation-Short Form (DERS-16), and Cognitive Distortion Scale (CDS). In this study, the correlational modelwas used. In the data analysis phase, independent sample t-test and ANOVA were used to examine emotional reactivity, which is the dependent variable of the study, in terms of various socio-demographic variables; the relationship between the variables was tested with the Pearson Correlation analysis. Hayes Process (Model 4) mediating variable analysis was conducted to examine the mediating role of cognitive distortions in the relationship between emotional reactivity and emotion regulation. The analysis of the obtained data was performed using the SPSS PROCESS 3.5 version of the SPSS statistical program. When the findings were examined, it was found that the total emotional reactivity scores of the participants differed according to gender, age, and parental attitudes, but there was no difference according to the income variable. A positive correlation was found between emotional reactivity, difficulty in emotion regulation, and cognitive distortion scales, and cognitive distortions were found to partially mediate the relationship between emotional reactivity and emotion regulation.
Yetişkinlerde yaşamın anlamı: çocukluk çağı travmaları ve psikolojik dayanıklılığın rolü
In this study, the role of childhood trauma and psychological resilience on the meaning of life among adults was examined. 400 adult participants between the ages of 18 and 60 participated in the research. Participants were administered a "Personal Information Form," "Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33)," "Meaning in Life Scale," and "Psychological Resilience Scale for Adults." The collected data were analysed using SPSS 26.0 software. Spearman's Rho correlation was applied to investigate the relationship between the meaning in life and childhood trauma and psychological resilience levels among adults. Hierarchical regression analysis was conducted to identify predictors of levels of meaning in life. Additionally, the levels of meaning in life were compared across participant variables, including gender, age, marital status, number of children, employment status, education level, and socioeconomic status. According to the findings obtained from the research, a negative, weak, and significant relationship was found between scores of meaning in life and emotional abuse, emotional neglect, overprotection-control, and childhood traumas. It was also found that scores of meaning in life were moderately associated with self-perception, future perception, structural style, social competence, family cohesion, social resources, and psychological resilience. When examining the predictors of meaning in life scores, it was found that psychological resilience was the strongest predictor of meaning in life scores in adults. The results indicate that age groups, childhood trauma, and psychological resilience play predictive roles in adults' levels of meaning in life, while childhood trauma loses its predictive role when the psychological resilience variable is considered. There was a significant difference between meaning in life and age, marital status, number of children, employment status, and socioeconomic status, while there was no significant difference between meaning in life and gender and education level.
Sporcularda akış deneyiminin yordayıcıları olarak duygu düzenleme becerilerinin ve umut düzeylerinin incelenmesi
The main purpose of the study was to investigate the predictive power of athletes' emotion regulation skills and hope levels on flow experience. Athletes aged 18-29 years (n= 368) living in Istanbul, Turkey were included in this study. The demographic information form prepared by the researcher, Flow State Questionnaire (FSQ), Emotion Regulation Scale for Athletes (ERSA), and Dispositional Hope Scale (DHS) were used for data collection. Descriptive statistics, Pearson Product Moment Correlation, Hierarchical Regression Analysis, Independent Sample t-test, Oneway ANOVA Test and Post-hoc analyses were used in the analyses. The findings related to the correlational analysis of the study showed that there were significant and strong relationships between athletes' emotion regulation skills, hope levels and flow experiences at varying rates. According to the results of hierarchical regression analysis conducted in line with these relationships; emotion regulation skills and hope levels of athletes are determinants of flow experiences. In the analysis, the rate of explaining the flow experiences of athletes increased with each variable added in turn. When emotion regulation processes were added to the hierarchical regression model, training frequency maintained its significance and the explanatory power of the model increased from 6% to 67.5%. With the addition of hope level, training frequency also lost its significance and the explanatory power of the model increased by 4.4%. The independent variables explained 71.9% of the total variance of the total flow experience score of the athletes. Keywords: Flow Experience, Emotion Regulation, Hope, Sports Psychology
Çift ve aile terapistlerinin terapötik değişim ve ortak faktörler üzerine deneyimleri: Nitel bir çalışma
Psychotherapy researchers often examine how therapeutic change takes place and how effective a particular therapy process is. When the related studies revealed that different therapy models were similarly beneficial, the researchers developed a new model-independent approach to determine which factors lead to therapeutic change. The researchers suggest some factors leading to therapeutic change and common to different therapy models. They claim that what really leads to therapeutic change is these factors, which they call "common factors". The present study investigates therapists' experiences regarding how the common factors unique to couple and family therapy affect therapeutic change. The experiences of 8 couple and family therapists (8 women) were examined through semi-structured interviews and the data collected were analyzed by using thematic analysis method. The research data revealed 9 themes for 4 common factors unique to couple and family therapy: "Getting Over Blaming", "Everyone Taking Responsibility", "Understanding the Impact of Past Relationships", "Getting to Know Each Other", "Recognizing Support and Effort", "Being Able to Communicate", "Therapist Working the Relationship", "Accepting the Differences" and "Comprehending Not Being Judged". The present study discusses research design, findings, literature review, strengths and weaknesses of the study, future research suggestions and implications. Keywords: Therapeutic change, Couple and family therapy, Therapist experiences, Common factors, Thematic analysis
Ana baba tutumlarının başarı yönelimlerini yordamasında otomatik düşüncelerin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı üniversiteye geçiş sürecinde olan ortaöğretim on ikinci sınıf öğrencilerinin algıladıkları ana baba tutumları ile başarı yönelimleri arasındaki ilişkide otomatik düşüncelerin aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmanın değişkenleri algılanan ana baba tutumları (bağımsız değişken), başarı yönelimleri (bağımlı değişken) ve otomatik düşünceler (aracı değişken)'dir. Bu değişkenler arasındaki ilişkiler Yapısal Eşitlik Modeli kullanılarak yol analizi ile incelenmiştir. Analizlerde AMOS 21.00 ve SPSS 22.00 programları kullanılmıştır. Araştırma 2017-2018 eğitim öğretim yılında İç Anadolu Bölgesi Orta Kızılırmak Bölümü'nde bulunan bir ilin on ikinci sınıfında öğrenim gören uygun örnekleme yolu ile seçilen 216'sı kız, 250'si erkek olmak üzere toplamda 466 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan ölçme araçlarını Kişisel Bilgi Formu, Leuven Algılanan Ana Babalık Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği ve 2X2 Başarı Yönelimleri Ölçeği oluşturmaktadır. . Yapılan analizler sonucunda şaşkınlık ve kaçmaya yönelik düşüncelerin; anne davranışsal denetim ile öğrenme kaçınma başarı yönelimi ve baba davranışsal denetim ile öğrenme kaçınma başarı yönelimi arasındaki ilişkide kısmı aracı, baba psikolojik kontrol ile öğrenme kaçınma başarı yönelimi arasındaki ilişkide ise tam aracı rolü ortaya konulmuştur. Ayrıca ümitsizliğe yönelik düşüncelerin de baba psikolojik kontrol ile performans kaçınma başarı yönelimi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolünün olduğu belirlenmiştir.