
10.075
Arşivlenen Tez
33
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Comparison of countries' socioeconomic governance policies using multi-criteria decision making method
Today, the development level of countries is measured not only by economic growth but also by multi-dimensional factors such as social welfare, the rule of law and environmental sustainability. Scientific methods are needed to objectively evaluate this complex structure. In this study, the TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) method, one of the Multi-Criteria Decision-Making (MCDM) techniques, and logistic regression analysis were used to conduct a comparative analysis of socioeconomic governance policies across 15 countries for the years 2018, 2020, 2022 and 2024. While the SGI(Sustainable Governance Indicators) database contained data for 41 countries in 2018, 2020 and 2022. This number decreased to 30 in 2024. While selecting 15 countries, the countries that were included in the 4-year period were taken into consideration. The research covers Austria, Belgium, Canada, Denmark, Estonia, Finland, Germany, Ireland, Latvia, Lithuania, Italy, New Zealand, Norway, Portugal and Sweden. In the study, the socioeconomic governance success of the countries was evaluated using various criteria such as social welfare, economic governance, environmental sustainability and rule of law. The TOPSIS method provided comparability of success levels in governance by ranking countries based on their distance from the ideal and negative ideal solutions. Furthermore, logistic regression analysis modeled the effects of specific socioeconomic indicators on governance success, determining which factors are decisive in the decision-making process. Consequently, North Europen countries and Germany with high governance quality ranked at the top, while performance in some Baltic and Eastern Europen countries was relatively lower.
Bankacılık sektöründe kredi riski yönetimi: Türk bankacılık sektöründe kredi riskini belirleyen değişkenler üzerine bir uygulama
Büyümeyle birlikte artan kredi talepleri, bireysel ve kurumsal yatırımcıların ihtiyaç duydukları kredi hacmini artırdığı düşünülmektedir. Bu bağlamda bankaların sahip olduğu kredi riskini nasıl yönetmesi gerektiğinin ve finansal oranlardan hangilerinin bankaların kredi riski ile yakından ilişkili olduğunun tespit edilmesi bankacılık sektöründe önem arz ettiği söylenebilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye de faaliyet gösteren bankaların kredi riski ile ilişkili olan finansal oranlarının tespit edilmesi ile bankalarda kredi riski yönetimi ve ölçülmesi gibi konular hakkında genel bilgiler vermektir. Bu bağlamda Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların 2007?2010 yıllarında kredi riski ile ilişkili olan finansal oranlarının belirlenerek yorumlanması amaçlanmıştır. Kredi riski üzerinde etkili olan finansal oranların ve etki derecelerinin belirlenmesinde lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda kredi riski üzerinde etkili olan finansal değişkenler ilk 3 yılda da Kredi ve Diğer Alacaklar Değer Düşüş Karşılığı / Toplam Aktifler değişkeni bulunmuştur. Ayrıca 2007 yılında Özel Karşılıklar / Takipteki Krediler (brüt) değişkeni, 2008 yılında YP Likit Aktifler / YP Pasifler değişkeni, 2009 yılında YP Likit Aktifler / YP Pasifler değişkeni 2010 yılında ise Finansal Varlıklar (Net) / Toplam Aktifler ve Duran Aktifler / Toplam Aktifler değişkenleri bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Risk ve Çeşitlendirme, Kredi Riski Yönetimi, Kredi Riski Ölçüm Yöntemleri, Lojistik Regresyon Analizi
Tedarik zincirinde risk kaynakları algıları, risk yönetim faaliyetleri ve performans ilişkisi: Mersin'de faaliyet gösteren perakende işletmeler üzerine bir araştırma
Tedarik zinciri yönetimi kavramı, lojistik faaliyetlerin zincirde yer alan her bir örgütün katılımıyla, toplam müşteri faydası yaratacak şekilde yönetilmesi anlamına gelmektedir. Söz konusu lojistik faaliyetler, ürüne ilişkin hammaddelerin tedariğini, nihai ürünün son müşteriye teslimini ve daha sonraki ürün geri dönüşlerini kapsamaktadır. Tedarik zinciri yönetimi, günümüz iş dünyasında işletmelerin müşterilerine, rakiplerine nazaran daha iyi ürün ve hizmetleri, daha düşük maliyetle ve daha hızlı biçimde sunmalarına yardımcı olarak rekabette öne geçmelerini sağlayacak önemli bir yönetim sürecidir. Tedarik zinciri yönetim sürecinde müşteriye ürünün ve ürüne bağlı ek hizmetlerin sunumunu zorlaştıran, bazı durumlarda ise olanaksız hale getiren pek çok risk faktörü bulunmaktadır. Tedarik zincirlerinin giderek daha karmaşık hale gelmesi, ürün yaşam sürelerinin kısalması, siyasi istikrarsızlık gibi gelişmeler tedarik zinciri kaynaklı riskleri arttırmakta ve bu nedenle hem araştırmacıların hem de uygulayıcıların tedarik zinciri risk yönetimi konusuna olan ilgisini arttırmaktadır. Bu çalışmada tedarik zinciri risk kaynakları algıları, tedarik zinciri risk yönetim faaliyetleri ve tedarik zinciri performansı hususları ve bu hususlar arasındaki ilişkiler, Mersin'deki perakende işletmeler (n=429) üzerinde belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre işletmelerin tedarik zinciri risk kaynakları algılarının tedarik zinciri risk yönetim faaliyetlerini, tedarik zinciri risk yönetim faaliyetlerinin de tedarik zinciri performans düzeylerini anlamlı biçimde etkilediği, ayrıca işletme türleri arasında tedarik zinciri risk kaynakları algıları ve tedarik zinciri risk yönetim faaliyetleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır.
Türk sineması'nda ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik bir araştırma
Ürün yerleştirme, yapımcıların marka sahiplerine belirli bir ücret ya da promosyon karşılığında, yapım içerisinde yer vermesidir. Farklı görüşler, ürün yerleştirmenin temelini oluşturan bu tanıma yeni eklemeler yaparak tanımı zenginleştirmişlerdir. Ürün yerleştirme kavramı, ortaya çıktığı ilk uygulamalardan bu yana, yaygınlığı, çeşitliliği ve etkisi giderek artan bir reklam stratejisi haline gelmiştir. Büyük prodüksiyonların artık olmazsa olmazlarından birini oluşturan ürün yerleştirme, yalnızca sinema sektörüyle sınırlı kalmayıp farklı iletişim kanallarını da içine alarak büyümeye devam etmiştir. Çalışma, ürün yerleştirmenin tarihsel gelişimini, Türk Sineması ile buluşmasını, Türk Sineması açısından tamamladığı aşamaları ve önemini incelemeyi hedeflemektedir. Bunların yanı sıra çalışmada, Türk Sineması'nda ürün yerleştirme tarihi boyunca ürün yerleştirme stratejilerinin kullanım yoğunluklarının farklılıkları paylaşılmaktadır. Son olarak ise çalışma, ürün yerleştirmeye yönelik tutumu etkileyen faktörlerin neler olduğu ve ürün yerleştirmeye yönelik tutumu belirleyen faktörlerden hangileriyle anlamlı birer ilişki içerisinde bulunduğunu açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmada iki aşamalı uygulama bulunmaktadır. Bunlardan ilki 2000 – 2013 yılları arasında 1 milyon ve üzeri gişe yapmış Türk Sineması örneklerindeki ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik yapılan analiz çalışmasıdır. İkincisi ise, 2014 yapımı "Recep İvedik – 4" adlı film izleyicilerine yönelik gerçekleştirilen anket uygulamasıdır. İlk uygulama ile Türk Sineması açısından ürün yerleştirme ve ürün yerleştirme stratejilerinin tarihini oluşturmaya katkı sağlamak amaçlanmaktadır. İkinci uygulama sinema çıkışında yüz yüze anket uygulamasını kabul eden 410 sinema izleyici ile görüşülmesi sonucunda elde edilen 384 kullanılabilir veri ile bu verilen analizini kapsamaktadır. Bu uygulama aracılığıyla ise tüketici konumundaki izleyicilerin ürün yerleştirmeye yönelik tutumlarını etkileyen faktörler üzerinde çalışılmaktadır. Bu faktörler tüketiciden kaynaklı faktörler ve filmden kaynaklı faktörler olmak üzere iki grupta ele alınmaktadır. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri, tüketiciden kaynaklı faktörleri oluşturan yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir düzeyi alt başlıklarından eğitim ve gelir düzeyi ile ürün yerleştirmeyi oluşturan faktörler arasındaki anlamlı ilişkidir. Ürün yerleştirmeye getirilecek olan yasal düzenlemeye karşı farklı eğitim ve gelir düzeyindeki izleyicilerin farklı tutumlar sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Bir diğer önemli sonuç ise, filmden kaynaklı faktörleri oluşturan filmin inandırıcılığı, izleyicinin film ile özdeşleşmesi ve filmi beğenme alt başlıklarından inandırıcılık ve özdeşleşme ile ürün yerleştirmeye yönelik tutum faktörleri arasında varlığı tespit edilen anlamlı ilişkidir. Buradan hareketle film ile kendini özdeşleştiren izleyici ile özdeşleştirmeyen ve inandırıcı bulan izleyici ile bulmayan izleyicinin yine yasal düzenleme maddesiyle ilgili aynı tutum içinde olmadıkları sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuçlar, hedef kitlesi belirli olan filmler açısından hem yapımcıya hem de reklamcıya ürün yerleştirmeye yönelik fikir vermek konusunda önem taşımaktadır.
Bilgisayar destekli bağımsız muhasebe denetiminde güvenilirliği etkileyen faktörler: Türkiye'deki bağımsız denetçiler üzerine bir araştırma
Çağdaş işletmeler planlanmış hedeflerine ulaşmak için teknolojik olanaklardan en üst düzeyde yararlanmaktadırlar. Bir taraftan günlük faaliyetlerin yürütülmesi, diğer taraftan bu faaliyetlerin muhasebeleştirilmesi ve finansal tabloların düzenlenmesi artık elektronik bilgi işlem ortamında gerçekleştirilmektedir. İşletme bakımından büyük önem taşıyan bu bilgilerin elektronik ortamda saklanması, denetimlerinin de elektronik ortamda yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Elektronik bilgi ortamının varlığı denetimin genel amacını ve kapsamını değiştirmemiş ise de denetim sürecinde, denetim tekniğinde, kanıtların toplanmasında ve en önemlisi olarak da denetim anlayışında değişimlerin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu değişimler, denetçilerin yeni duruma uyum sağlamalarını ve elektronik bilgi ortamlarında etkili bir denetim sürecinin nasıl yönetilebileceğini dikkate almalarını gerektirmiştir. Güvenilirliği son derece önemli olan bağımsız muhasebe denetiminin hangi faktörler tarafından etkilendiğinin bilinmesi ve denetçinin bu faktörler karşısındaki anlayış ve davranışlarının tespiti karar alma aşamasında yapılacak değerlendirmeler bakımından göz ardı edilemeyecek önemdedir. Ancak gelişme süreci nispeten yeni olan bilgisayar destekli muhasebe denetiminde güvenilirliği etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik özellikle Türkiye'de kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Literatürdeki bu eksikliğin giderilmesine katkı sağlamayı hedefleyen bu çalışmada, bilgisayar destekli bağımsız muhasebe denetiminin güvenilirliğini etkileyen faktörler ile bu faktörlerin geleneksel bağımsız muhasebe denetiminin güvenilirliğini etkileyen faktörlerden farklılıkları, bağımsız denetçilerin görüşlerine dayalı bir araştırma ile tespit edilmiştir. Literatürdeki mevcut teorik tartışmalar ve ankete dayalı araştırma sonuçları, geleneksel bağımsız muhasebe denetiminin güvenilirliğini etkileyen faktörler ile bilgisayar destekli bağımsız muhasebe denetiminin güvenilirliğini etkileyen faktörler arasında sayıları, kaynakları, önemlilik dereceleri ve çeşitleri itibariyle önemli farklılıkların bulunduğunu göstermektedir.
Süreye dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme (SDFTM): bir üretim işletmesinde uygulama
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak değişen çevresel koşullar işletmelerin maliyet yapılarını değiştirmiş, dolaylı maliyetlerin toplam maliyetler içerisindeki payının artmasına neden olmuştur. Yoğun rekabet ortamında maliyet yönetiminin giderek önemli hale gelmesi işletmeleri birim ürün maliyetlerini doğru hesaplamaya zorlamaktadır. Bu bağlamda maliyet muhasebesi yazınında dolaylı maliyetleri ürünlere daha doğru yüklemeye çalışan çeşitli bilimsel yöntemler üzerinde çalışılmaktadır. Zaman esasına dayalı hesaplamalar kullanan Süreye Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (SDFTM) yönteminin işletmelere daha doğru ve zamanlı maliyet bilgileri sağladığı ifade edilmektedir. Bu çalışmanın amacı SDFTM yönteminin bir KOBİ'de uygulanabilirliğini araştırmaktır. Bunun için örnek bir üretim işletmesinde olay çalışması yöntemi kullanılarak yöntemin uygulanabilirliği test edilmiştir. Araştırma ile SDFTM yönteminin geleneksel maliyet yöntemlerine göre daha doğru maliyet bilgileri sağladığı ve KOBİ'lerde uygulanabildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Maliyet muhasebesi, süreye dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme, küçük ve orta ölçekli işletmeler
Türk katılım bankaları ile Malezya İslam bankalarının etkinlik, verimlilik ve performans açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'deki katılım bankacılığı sektörü ile dünyada öncü nitelikte olan Malezya'daki İslam bankacılığı sektörünün, etkinlik, verimlilik ve performans özellikleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaca yönelik olarak hızla gelişen İslam bankacılığı ve katılım bankacılığı sektörleri araştırılmış, İslam bankacılığı, faizsiz bankacılık ve katılım bankacılığı kavramları açıklanmış, sektörün faaliyet yapısı ve gelişimi incelenerek Türkiye ve Malezya arasında karşılaştırma yapılmıştır. Analizler 2008-2012 yılları arasındaki beş yıllık dönem üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bankaların ekinlik düzeylerinin belirlenmesinde veri zarflama analizi (Data Envelopment Analysis-DEA) kullanılmış olup, yıllar itibariyle toplam faktör verimliliği, malmquist toplam faktör verimliliği endeksi aracılığıyla belirlenmiştir. Bankalar arasındaki performans seviyeleri ise TOPSIS yönteminden yararlanılarak tespit edilmiştir. Elde dilen bulgular ışığında, Türkiye'deki katılım bankacılığı sektörünün dünyadaki konumu hakkında fikir edinilmesi olanaklı olacaktır.
Religion, culture, luxury consumption: A behavioral study on Nigerian consumers
This thesis work seeks to find out the influence of religion and culture on luxury consumption behavior among Nigerians. The thesis attempts to evaluate and review cultural and religious factors influencing the behavior of Nigerians in terms of luxury goods consumption. The work begins with the review of the meanings of religion and culture on determining consumer behavior towards luxury goods; the word "religion" is derived from a Latin word relig'. In this research three major research questions were examined: (i) what is the religious impact on luxury consumption of Nigerian consumers? (ii) What is the cultural orientation of Nigerian consumers? (iii) What factors impact on consumers' intention to purchase luxury goods? A link was sent to respondents form kwicksurvey.com and where requested to forward the link/share with their friends and family. Data was collected from a sample of 372 respondents both Nigerian abroad and home. These people belonged to both genders. Snowball sampling method was frequently used to identify respondents in rare populations such as the one of interest here. Attitudinal and normative beliefs have a positive effect on Nigerian consumers behavior towards purchasing luxury goods.
Effect of transformational leadership on psychological empowerment of employees
The aim of this study is to examine the impact of transformational leadership dimensions on the psychological empowerment of employees and to answer the main question of the research: What is the impact of transformational leadership on the psychological empowerment of employees. A quantitative method was used. Data was collected via electronic scanning tools using Survey Monkey platform, which makes it easy to carry out the questionnaire quickly and easily. The data was collected from employees who are working in non-governmental organizations in the city of Gaziantep. Then the statistical analysis was done, such as factor analysis, Cronbach Alpha test, Pearson test, and multiple linear regression. As a result of the statistical analysis, it was found that the dimensions of the transformational leadership have a positive impact on the empowerment of employees, especially the dimension of individual consideration, which had the greatest impact. Keywords: Ideal Effect, Inspirational Motivation, Intellectual Stimulation, Individualized Consideration, Psychological Empowerment.
Makyavelist kişilik özelliğinin ve etik yönelimin whistleblowing niyeti üzerine etkisi ve bu etki üzerinde kişinin dini yönelim düzeyinin aracılık rolü: Türkiye'de hizmet sunan muhasebeciler üzerine bir araştırma
Bu çalışma ile Türkiye'de faaliyet gösteren muhasebecilerin; etik yönelimleri, makyavelist özellikleri, dindarlık düzeyleri ve whistleblowing niyeti arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın verileri Türkiye'de faaliyet yürüten muhasebeciler ile yapılacak bir anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışma sonucunda etik ideolojinin iki boyutundan biri olan görelilik ve makyavelizm'in muhasebecilerin whistleblowing niyetleri üzerinde olumsuz etkisi olması ve etik ideolojinin diğer boyutu idealizmin ve dindarlık düzeyinin whistleblowing niyetleri üzerinde olumlu etkisi olması beklenmektedir. Ayrıca araştırma, kapsamında dindarlık düzeyinin whistleblowing davranışına aracılık edip etmediğinin araştırılması da yapılmıştır. Bu çalışma, gelişmekte olan pazarlardan birinde mevcut olan etik konulara ilişkin anlayışımızı geliştirmeye çalışmaktadır. Ek olarak, muhasebe eğitimcileri için bazı çıkarımlar sunmaktadır.Çalışma sonucunda çalışma kapsamında incelenen demografik faktörlerin whistleblowing niyetini belirleyici önemli bir rolü olmadığı bulunmuştur.
İslami bağlılık ve israf anlayışının tüketici davranışlarına etkisi: Yozgat ili örneği
Tüketim, kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması anlamıyla ortaya çıkmışsa da modern tüketim bu durumu farklı noktalara taşımıştır. Tüketim kültürünü sürekli bir şekilde teşvik eden sistem, adeta tüketmeyi de tükettirmektedir. Bu durum bireylerin tüketim alışkanlıklarında değişmeler meydana getirmiştir. Değişimler sonucu tüketici davranışları, sistematik bir araştırmayı kapsayan süreç halini almıştır. Tüketiciler satın alma kararları verirken birçok faktörün etkisi altında kalmışlardır. Bu faktörler arasında bulunan kültürel değerler ve dini inanışlar, satın alma sürecinde bireylerin sahip olduğu tüketim yapılarına etki etmektedir. Tüketim olgusuna etki eden dini değerler, bireyin tüketim kalıplarını ne yönde şekillendirirler sorusuna cevap arayan bu çalışma, özellikle İslami bağlılık düzeyine göre tüketicilerin sahip oldukları demografik özellikler çerçevesinde nasıl davrandıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. İsraf anlayışının, tüketime etkisi ve doğal olarak ekonomiye etkisi ayrıca irdelenmektedir. Araştırma Yozgat ilinde seçilen örneklem üzerinden gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden, odak grup çalışmaları ile veriler elde edilip değerlendirmeler yapılmıştır. 2023, xii+124 Sayfa Anahtar Kelimeler: Pazarlama, Tüketici davranışı, Tüketim, İslami bağlılık, İsraf, Helal ürün.
Muhasebe ve finans birimi çalışanlarının iç denetim ve bağımsız dış denetime bakış açıları (Gaziantep örneği)
Bu çalışma Gaziantep ilinde muhasebe ve finans alanlarında çalışanların iç denetim ve bağımsız dış denetime olan bakış açılarının değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda firmaların muhasebe ve finans departmanlarında çalışan 228 personel üzerinde 26 soruyu içeren anket formu uygulanmıştır. Yapılan anketlerden elde edilen bulgular SPSS v 24.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda ankete katılan bireylerin çoğunluğunun denetim faaliyetlerinin ortaya çıkan bir hata sonucu gerçekleştiğini düşünmektedir. Ayrıca katılımcıların dış denetim faaliyetlerine ise ön yargılı oldukları sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda hem iç denetim hem de dış denetim faaliyetlerinin iyi bir şekilde anlaşılması ve ön yargıların giderilmesi için denetim faaliyetleri hakkında eğitimler verilmesi önerilmektedir.
Relationship between instant messaging, social networking, knowledge sharing and team work performance
Modern technology affects human life in every aspects. Communication methods between individuals and groups are changing continuously. The new communication methods that have emerged have become an indispensable element of everyday life. Although instant messaging services have entered our lives a short while ago, these applications radically change the communication methods. Instant messaging capabilities have also shown a significant improvement in direct proportion to the capabilities of the mobile devices used. Technologies that enable fast, easy and wide-frame communication have been quickly adopted by communities. The sharing of knowledge has gained new meanings in organizational terms with these tools. A questionnaire was conducted to 188 participants aged 20 years and older and working in the World Food Program and the United Nations Migration Agency on a volunteer basis for the study. Convenience sampling and factor analysis for validation were used for the data collected from the questionnaire. According to the results of the study, the use of instant messaging has been found to provide important contributions to social networking and knowledge sharing this study aims to explain the relationship between the use of instant messaging services at work and information sharing, social networks and team performance.
Pazarlama performansına yeniliğin etkisi: Gıda sektöründeki işgörenlerin bakış açısı
İşletmelerin yenilikçi düşünce ve iş modelleriyle üretmiş oldukları hizmet veya ürünü son tüketiciye ulaştırıncaya kadar sistemli bir pazarlama çalışması ve bu pazarlamanın performansını izlemesi gerekmektedir. Eğer üretilen ürün ya da hizmet son tüketiciye ulaştırılmasında aksaklık yaşanır ise yenilikçi düşence ve iş modelleri sonuçsuz kalacaktır. Bunun bilincinde olan işletmeler pazar paylarını artırmak ve pazardaki değişimin nabzını tutabilmek adına pazarlamada yenilikler oluşturmakta ve bu yenilik sürecinin işleyişini sistematik olarak takip etmektedir.Bu çalışmada pazarlama performansına yeniliğin etkisi konusu ele alınmıştır. Bu kapsamda araştırma katılımcılarının yaş cinsiyet eğitim durumu işletmedeki çalışma süresi ve çalışanların meslekteki çalışma süreleri gibi değişkenler ile pazarlama performansı ve yenilik boyutlarının farklılık arz edip etmediği düşüncesi incelenmiştir.Araştırma üç kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda pazarlama ve yenilik, ikinci kısımda pazarlama ve yenilik ilişkisi ve üçüncü kısımda materyal ve yöntem yer almaktadır. Bu çalışma Gaziantep'te gıda sektöründe faaliyet gösteren Zümrüt Gıda A.Ş çalışanlarına uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bilgiler dahilinde pazarlama performansına yeniliğin etkisi tespit edilmiştir. Katılımcıların işletmedeki çalışma süreleri ile yenilik arasında bir ilişki tespit edilememiştir. Araştırma kapsamında pazarlama performansına yeniliğin etkisi, cinsiyet, yaş, eğitim durumu ve mesleki çalışma süreçleri arasında ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte katılımcıların işletmedeki çalışma süreleri ile yenilik arasında bir ilişki tespit edilememiştir.
The role of external auditing in reducing creative accounting practices
The collapse of the huge international companies around the world increased the interest of provision of appropriate mechanisms which reduce practices that lead to manipulation in financial reports. Most of the researches report that these changes in financial statements which are practiced by the administrations of these companies and according to their desires, are behind their companies' sudden collapses, and that is what called the creative accounting. This study aims to support professional auditing domain. It shads the light on the role of the external auditing in reducing the creative accounting methods, and that is through inviting 94 accountants and auditors from different economic units in Duhok city to participate in a questionnaire designed by the researcher of the current study. The study concludes that external auditing has an impact in reducing creative accounting practices. One of the most important recommendations of the study , The need to hold seminars and training courses on the risks of creative accounting and its impact on the accounting and auditing, and the development of accounting culture between investors and users of accounting data to help them to discover the methods of creative accounting, and to ensure the independence and transparency of the auditor for its apparent impact in improving the credibility of accounting information. Keywords: Creative Accounting, External Audit, Financial Statements
Bireysel yatırım kararlarında demografik değişkenler ile davranışsal eğilimler arasındaki farkın incelenmesi: Kilis örneği
Bu çalışmada, Kilis 7 Aralık Üniversitesindeki akademik ve idari çalışanların demografik değişkenleri ile davranışsal eğilimler arasındaki farkın incelenmesi amaçlamaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket seçilmiş, katılımcılara sözlü olarak bireysel yatırımlarının bulunup bulunmadığı sorulmuş ve sadece bireysel yatırım yapanlar ile anket yapılmıştır. 206 bireysel yatırımcıya ulaşılmıştır. Katılımcılara demografik özellikleri, yatırım çeşitleri, yatırım sayıları, yatırım karar eğilimleri ile ilgili toplam 31 soru yöneltilmiştir. Anket soruları Yalçın (2009)'un çalışmasından faydalanılarak hazırlanmıştır. Araştırmanın bulguları kısmında demografik verilere ilişkin frekans analizleri yapılmış, yatırımcı eğilimlerine yönelik sorulara ise T-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) testi uygulanarak anlamlı farklılıklar olup olmadığı incelenmiştir. Elde edilen bulgular literatürle karşılaştırılmış, sonuç olarak bireysel yatırımcıların bazı demografik özellikleri ile öne sürülen eğilimlerin bir kısmı arasında farklılıklar bulunmuştur.
Politik pazarlama araçlarından tutundurma faaliyetlerinin seçmen özellikleri bakımından incelenmesi: Gaziantep örneği
Pazarlama, üretilen mal veya hizmetleri satabilme sanatıdır. Politika, devlet ve insanları yönetebilme becerisidir. Amaçları iktidara gelebilmek olan siyasi partilerin fikirlerini pazarlama sürecine de politik pazarlama denir. Siyasi partilerin, seçmenleri ikna edebilmek için yaptıkları çalışmalar tutundurma faaliyetleri olarak adlandırılır. Bu çalışma, seçmenlerin politik pazarlama araçlarının tutundurma faaliyetlerinden etkilenme düzeylerinin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, aylık gelir ve siyasi partiye üye olup olmamaları açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi amacını taşır. Bu kapsamda Gaziantep'te bulunan 600 seçmen ile anket yapılıp veriler toplanmıştır. Tesadüfi olmayan yöntemlerden kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edildi. Faktör analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizleri(ANOVA) yapıldı. Analizler sonucunda; seçmenlerin reklam faaliyetlerinden etkilenme düzeylerinde cinsiyet, aylık gelir ve meslekleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı; yaş, eğitim durumu ve siyasi partiye üyelik değişkenleri arasında farklılık olduğu tespit edilmiştir. Seçmenlerin haber faaliyetlerinden etkilenme düzeylerinde değişkenler ile anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Kampanya faaliyetleri ile cinsiyet, meslek ve halkla ilişkiler arasında anlamlı bir farklılık olmadığı; yaş, eğitim durumu ve aylık gelir arasında anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Halkla ilişkiler faaliyetleri ile cinsiyet ve meslek değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu; yaş, eğitim durumu, aylık gelir ve siyasi partiye üyelik açısından anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir.
National culture and innovativeness: A cross-national comparison
The aim of this study is to find out how national cultural characteristics affect innovativeness at the national level, and based on national culture-organizational culture relationship to make inferences about cultural factors support or hinder innovativeness at the organizational level. In this respect, in order to reveal the relationship between innovativeness and culture at the national level were referred to Hofstede's cultural dimensions and to Global Innovation Index (GII) reports. In this regard, multiple linear regression analyses were performed by determining the six cultural dimensions scores of each country as independent variables and the innovativeness scores of these countries as dependent variables. The number of countries consist the sample of our study varies between 73 and 78 depending on mutual available data of two data sets between 2011 and 2017. Findings of the analyses showed that cultural characteristics have a considerable impact on innovativeness. It was found that cultural characteristics of individualism, long-term orientation, and indulgence affect innovativeness positively while large power distance's effect on innovativeness is negative. However, no significant relationship was found between innovativeness and characteristics of masculine and high uncertainty-avoidance cultures.
Kontrol odağı ve duygusal zekânın liderlik etme motivasyonuna etkisi üzerine TRC1 bölgesinde bir araştırma: Üniversite öğrencileri örneği
21. yüzyılda liderlik etkinliği, küreselleşmeye yönelik eğilimler ve bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı değişimlerin neden olduğu hızlı rekabet ortamına uyum ve değişim ile mücadele eden organizasyonların başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biri olarak görülmektedir. Bunun yanı sıra liderlik sürecinin anlaşılmasına yönelik çok fazla teorik ve ampirik çalışma yapılmış olmasına rağmen bireylerin liderlik olma istekleri tam olarak açıklanamamıştır. Son yıllarda özellikle liderlik alanındaki bu eksikliği tamamlamak için liderlik etkinliğinde bireysel farklılıklar ve çeşitli liderlik davranışları arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik çalışmaların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı kontrol odağı ve duygusal zekânın liderlik etme motivasyonu üzerindeki etkisinin belirlenmesi ve aynı zamanda liderlik etme motivasyonu, kontrol odağı ve duygusal zekâ ile sosyodemografik özellikler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesidir. Araştırma kapsamında Chan ve Drasgow'un (2001) Liderlik Etme Motivasyon Ölçeği, Spector'un (1988) Kontrol Odağı Ölçeği, Wong ve Law'un (2002) Duygusal Zekâ Ölçeği ve sosyodemografik sorulardan oluşan anket formu kullanılarak, TRC1 bölgesinde yer alan üç devlet üniversitesi ve bir vakıf üniversitesi olmak üzere dört üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme ve İktisat Bölümlerinin ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarında öğrenim görmekte olan 1394 öğrenciden veri toplanmıştır. Anket formundan elde edilen verilere ile faktör analizi, korelasyon ve regresyon analizleri, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) analizi yapılarak, araştırma hipotezleri ve sosyodemografik özelliklere yönelik sorular test edilmiştir. Araştırma sonucunda, kontrol odağı ve duygusal zekânın liderlik etme motivasyonu üzerinde etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Daha sonra yapılan ek analizler ile üniversite öğrencilerinin sosyodemografik özellikleri açısından kontrol odağı, duygusal zekâ ve liderlik etme motivasyonu puanları arasındaki anlamlı farklılıklar ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca, araştırma sonuçları literatürde yapılan diğer çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.
Impact of human resource management processes on employees' performance: A study on humanitarian organizations
The study examined the impact of human resources processes on employees' performance in non-governmental organizations in the city of Gaziantep. The dimensions of the human resources management processes (independent variables) were: job analysis, job design, job security, job succession planning, job satisfaction. While the dependent variable was job performance. 12 non-governmental organizations in Gaziantep were selected by the criteria of having HR departments that apply HR systems and processes with the approximate number of 50 employees per organization. Out of these 12 NGOs, 122 employees completed the surveys. Electronic – and paper survey – were administered through links which were sent to human resources' managers at those organizations by email and other social media programs, in addition to the visits which were conducted. As a result, the depended variable of job performance of employees was predicted by the (HRM) processes, where the most predictor variable was job satisfaction. In this context, the study was of very few studies which examined the relationship between different human resources management processes and employees job performance in NGOs based in Gaziantep. Key words: Human Resource Management (HRM), NGOs, Job analysis, Job Design, Job Security, Job Succession planning, Job satisfaction, Job performance.
Çok kriterli karar verme metotları ve analitik hiyerarşi süreci ile matematik eğitimi alanında bir uygulama
Karar verme, hayatın ayrılmaz ve önemli bir parçasıdır. Günümüzün hızla değişen dünyasında karar verme problemleri, daha karmaşık bir hale gelmiştir. Alternatif ve kriter sayılarının artması, kriterlerin birbiri ile çelişmesi, bunlar arasından seçim yapacak olan karar vericinin işini bir hayli zorlaştırmıştır. Artan rekabet koşulları içerisinde hızlı ve doğru karar verebilen işletmeler, rakiplerine üstünlük sağlamaktadır. Hızlı ve doğru karar verebilmek için bilimsel yaklaşımların kullanılması artık bir zorunluluk olmuştur. Bu tezde çok kriterli karar problemlerinin çözümünde kullanılabilecek matematiksel metotlar üzerinde durulmuştur. Bu matematiksel metotlarla, Yozgat ilindeki ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin matematik başarısına etki eden faktörlerin önem derecelerinin bulunması hedeflenmiştir. Analitik Hiyerarşi Süreci metodunun, eğitim alanında karşılaşılan bir probleme uygulaması yapılmıştır.
Örgüt kültürü ve tükenmişlik ilişkisi üzerine bir araştırma: Bozok Üniversitesi örneği
Araştırmada örgüt kültürü ile tükenmişlik arasındaki ilişki incelenmiştir. Bozok Üniversitesi'nde görev yapan öğretim elemanlarının örgüt kültürü ve tükenmişlik düzeyleri alt boyutları ile tespit edilmiş, alt boyutlar arasında ilişkinin olup olmadığı, tükenmişlik alt boyutlarının demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ortaya konulmuştur.Araştırma kapsamında Bozok Üniversitesi'nde görev yapan öğretim elemanları, çalışma evrenini oluşturmuştur. Çalışmada ?Tam Sayım? yöntemi kullanılmış, fakat çeşitli nedenlerden ötürü öğretim elemanların tamamı çalışmaya dâhil edilememiştir. Bu bağlamda, 2010- 2011 akademik yılında Bozok Üniversitesi'nde görev yapan 163 öğretim elemanına Hee-Jae, Cho (2000)'dan adapte edilen Örgüt Kültürü Ölçeği, Maslach'ın Tükenmişlik Ölçeği ve Demografik Özellikler olmak üzere 3 bölüm ve 48 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Elde edilen verilerin güvenilirlikleri, frekansları, oranları ve ortalamaları hesaplanmış, veriler t-testi ve tek yönlü varyans analizi ile analiz edilmiştir. Alt boyutlar, korelasyon analizine tabi tutulmuş ve aralarındaki ilişkiler belirlenmiştir.Araştırma sonucunda, öğretim elemanlarının örgüt kültürü algılarının genel olarak orta düzeyde, tükenmişlik algılarının ise düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Tükenmişlik alt boyutlarından kişisel başarı hissinin, yaş değişkenine göre farklılık arz ettiği belirlenirken, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt boyutları ile demografik değişkenler arasında anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Örgüt kültürü alt boyutları ile tükenmişlik alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Örgüt Kültürü, Tükenmişlik, Örgüt Kültürü ile Tükenmişlik İlişkisi, Öğretim Elemanlarının Örgüt Kültürü Algıları, Öğretim Elemanlarının Tükenmişlik Algıları
Üretim çizelgeleme ve bir uygulama
Üretim çizelgeleme problemi belirli sayıdaki makineye işlem görecek belirli sayıdaki işin hangi sıra ile yüklenmesi gerektiğinin belirlenmesidir. Bu sıralamanın farklı amaçlar için farklı olacağı açıktır.Bu amaçları en iyi yapan sıralamanın bulunması az sayıdaki iş ve makine kombinasyonları için mümkün olsa da, çoğu zaman bu imkânsızdır. Bu durumda, en iyi çözümü elde etmeye yönelik sezgisel yöntemler geliştirilmiştir.İşletmelerde üretim hatlarındaki çizelgeleme problemlerinin öncelikle hangi sınıflamaya uygun olduğuna karar verilmelidir. Çoğu zaman çözümü imkânsız olan bu problemlere, basit dağıtım kurallarının ve bunların varyantlarının uygulanması ile hızlı fakat yaklaşık bir çözüm üretmek mümkün olacaktır. Bu amaçla hazırlanmış paket programların kullanılması da işletmede üretim programlama fonksiyonun etkin bir şekilde yerine getirilmesine yardımcı olacaktır.Bu çalışmada, genelde çizelgelemenin tanımlanması yapıldıktan sonra hem üretim çizelgeleme probleminin tanımı, sınıflandırılması, karmaşıklığı, çözüm yöntemleri ve hem de konu ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra belirli ve statik üretim çizelgeleme problemleri maddeleştirilerek geliştirilen çözümlerden bahsedilmiştir. Son olarak, üretim çizelgelemede kullanılan Lekin paket programı tanıtılarak, mobilya sektöründe gerçekleştirilen bir çizelgeleme örneği için üretim çizelgeleme algoritması önerilmiştir.
Toplam kalite yönetiminin pazarlama performansına etkileri ve sağlık sektöründe bir uygulama
Günümüzde gerek kamu sektöründe ve gerekse özel sektörde işletmelerin karşılaştığı en büyük sorunlardan bir tanesi de üretilen mal veya hizmetlerin pazarlanabilmesidir. Somut olarak ifade edilen malların pazarlanmasında, tüketicilerin beş duyu yardımı ile mallar hakkında bilgi sahibi olabilmeleri onların karar vermelerinde büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Soyut olan hizmetlerde ise, bireylerin kendilerine yapılan sunumlarda, kalite düzeylerini bu denli kolay algılamaları mümkün olmamaktadır.Sağlık sektöründe, son yıllarda görülen gelişme ve iyileşmeler bu alanda büyük bir çığır açmıştır. Özel teşebbüsün sahadaki başarısı, kamuyu bu alanda daha da gayretli olamaya zorlamıştır. Sektörde yaşanan büyük rekabet, müşteri olarak değerlendirilen hastaların memnuniyetlerinin gün geçtikçe daha da karmaşıklaşan ve farklı parametreler ile ifade edilen bir hal almasına neden olmuştur.Bu çalışma ile hedeflenen, Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları ile pazarlama performansında meydana gelen olumlu gelişmeleri ortaya koyarak, hastaların memnuniyet düzeylerine yapılan katkıları belirleyebilmektir.Yozgat Devlet Hastanesinde, yatan hastaların toplam kalite yönetimi uygulamaları neticesinde memnuniyet düzeylerinin demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı çalışma ile ortaya konulmaya gayret edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Pazarlama, Hizmet Pazarlaması, Toplam Kalite Yönetimi, Hasta Memnuniyeti, Yozgat Devlet Hastanesi
Örgütsel stres kaynakları ve yönetimi: Yozgat Emniyet Müdürlüğü bünyesinde bir uygulama
Her çağın kendine göre sorunları olmuştur, yüzyılın en büyük sorunlarından bir tanesi strestir. Globalleşen dünyada, üretim ve hizmet alanlarında, iletişim ve teknolojide büyük ve hızlı değişimler yaşanmıştır. Bu değişimler devletleri, işletmeleri ve bireyleri kendisine uymaya zorlamaktadır. Stres, zorlanmaya sebep olan her türlü değişime uyum çabasıdır. Sürekli ve şiddetli olmayan olumlu stres bireyler üzerinde motivasyon sağlayıcı bir durum oluştururken, olumsuz stres kişilerde performans düşüklüğüne, depresyona, tükenmişliğe hatta intihara sebep olur. Stres kişileri etkilediği gibi örgütlerin verimlilik, etkinlik, rekabet gücü ve başarılarını da etkiler. Stres tamamen yok edilemese bile zararlı etkilerinin azaltılması gereklidir. Örgüt yöneticileri, stres kaynaklarını tespit ederek olumsuz etkilerini en aza indirmelidirler. Yapılan birçok araştırmada, polislik mesleğinin en çok stresli mesleklerden birisi olduğu ortaya konulmuştur.Tezde, stres kavramı anlatılarak, örgütsel stres kaynakları ve Emniyet Teşkilatındaki stres kaynakları sıralanmıştır. Ülkemizde ve diğer ülkelerde polis teşkilatındaki stres algısı ile ilgili çalışmalardan örnekler verilmiştir. Yozgat Emniyet Müdürlüğündeki 283 personel ile yapılan anket, istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Yozgat Polisinin stres düzeyinin çok düşük olduğu, örgütsel bağlılıklarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Birimler arasında en yüksek risk grubunun Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü personelinin olduğu görülmüş, dalet algısı yüksek olan personelde örgütsel bağlılığın da yüksek olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Polis, Stres Kaynakları, Örgütsel Stres, Stres Yönetimi,
Training effectiveness on employee performance: A research on humanitarian organization employee
This study examined the impact of the training programs on the employee's performance and their engagement to the work as defined in some of empowerment literature in non-governmental organizations in the city of Gaziantep. The dimensions of training (independent variable) were: engagement and motivation while the dependent variable was job performance. Each independent variable has sub-variables who help to measure performance accurately. Out of 500 employees who work in humanitarian field, 103 employees completed the questionnaire. Employees were selected by the criteria of having training programs in their HR department or other departments in their organizations which consider training as important tool which leads to the overall development of the NGOs. Electronic – and paper survey – were administered through links which were sent to employee's emails and through social media programs like Facebook, Linked'in – reddit, in addition to in person visits. As a result, the depended variable of employee performance of organizations was predicted by the Human Resources Management (HRM) processes, where the most predictor variable was recognition. In this context, this study was of very few studies which examined the relationship between training effectiveness on employees' performance taking into consideration engagement and motivation as main dimensions in NGOs based in Gaziantep. Employees were the unit of analysis for this study. Keywords: Human Resources Management (HRM), Training effectiveness, Job performance, Non-Governmental Organization, Engagement, Motivation.
İşletmelerde ticari alacak ve borç politikasının belirleyicileri: BİST imalat sanayii üzerinde ekonometrik bir uygulama
Bu çalışmanın amacı işletmelerin ticari alacak ve ticari borç yönetimi için güncel ekonometrik modeller oluşturmaktır. Bu çerçevede, Borsa İstanbul'da imalat sektöründe faaliyet gösteren 110 firmanın 1998 – 2004(TFRS öncesi) ve 2008 – 2014(TFRS sonrası) dönemlerine ait çeyrek dönem verisi kullanılarak ticari alacak ve borç politikasına yön verecek ekonometrik modeller oluşturulmuştur. Kurulan birinci model, ticari alacaklara yatırım yapan işletme(vade tanıyan işletme)'nin finansal belirleyicilerini, ikinci model ticari borç finansmanı sağlayan işletme(vade tanınan işletme)'nin finansal belirleyicilerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kurulan her bir modelin değişkenleri için yatay kesit bağımlılığı testleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra her bir değişkene ait 1.nesil ve 2.nesil birim kök analizi yapılmıştır. Serilerin durağan olup olmamasına göre durağan değişkenler doğrudan alınırken durağan olmayan değişkenlerin birinci farkı alınarak modeller kurulmuştur. TFRS sonrası ve öncesi dönemler için model 1 ve model 2 ortaya koyulmuştur. Her iki dönemin her iki model tahmini için de gerekli varsayım(öntest) işlemleri gerçekleştirilmiş ve ardından dirençli tahmincilerden hem kümelenmiş standart hatalar yöntemi hem de driscoll – kraay tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular çerçevesinde TFRS sonrası ve öncesi dönemlerde ticari alacaklar ile ticari borçların arasında pozitif ilişki; her iki dönemde de ticari alacaklar ile satışlar, stoklar ve likidite arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup ticari alacak ve karlılık arasında sadece TFRS sonrası dönemde negatif ilişki tespit edilmiştir. Her iki dönemde de ticari borçlar ile stoklar arasında pozitif ilişki; karlılık arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup sadece TFRS sonrası dönemde ticari borçlar ile likidite ilişkisi pozitif olarak tespit edilmiştir.
Lojistikte dış kaynak kullanım başarısının işletme performansına etkisi: Gaziantep ili örneği
Bu çalışmanın amacı lojistikte dış kaynak kullanımını tercih eden işletmelerin performanslarına etkisini araştırmaktır. Dış kaynak kullanım başarısını tedarik yönetim yeteneği, bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim ile ilişkilendirip, işletme performansına etkisi irdelenmiştir. Lojistikte dış kaynak kullanılan faaliyetler; taşıma, depolama ve antrepo işlemleri, ambalajlama, satın alma, envanter yönetimi, elleçleme, sigortalama ve gümrükleme olup, işletme performans ölçümündeki kriterler de verimlilik, kar, kalite, yeni ürün geliştirme, teknolojik etkinlik, çalışan memnuniyeti ve pazar payı olarak incelenmiştir. Gaziantep ilinde lojistik faaliyetlerde dış kaynak kullanan işletmeler araştırılmış ve 110 işletmeye anket uygulanıp veriler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; tedarik yönetim yeteneği ile bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim arasında pozitif ilişki bulunmuş, bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim ile dış kaynak başarısı arasında pozitif ilişki bulunmuş ve son olarak da dış kaynak başarısı ve işletme performansı arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Dış Kaynak, İşletme Performansı, Lojistik
Yükseköğretim kurumlarında pazarlama iletişimi faaliyetlerinin öğrenci tercihleri üzerindeki rolü, TRC1 bölgesi uygulaması
Yükseköğretim kurumlarının sayısı ülkemizde ve dünyada her geçen gün artmaktadır. Bu artan sayıyla birlikte yükseköğretim kurumları nitelik ve niceliklerinde de önemli gelişmeler olmaktadır. Bu pozitif gelişmeler yükseköğretim alanındaki rekabeti de günbegün zorlaştırmaktadır. Yükseköğretim kurumları, bir yandan ülke sınırları içerisinde sayısı artan güçlü sermaye sahipleri tarafından desteklenen yeni yükseköğretim kurumlarıyla rekabet etmek zorunda kalırken; diğer yandan da küreselleşmenin etkisiyle ülke sınırları dışındaki diğer kurumlarla rekabet etmek durumundadırlar. Dolayısıyla kurumlar da birbirlerine karşı rekabette üstünlük sağlayabilmek için çeşitli farklılaşma stratejileri izlemeye başlamışlardır. Pazarlama iletişimi faaliyetleri de bu farklılaşma stratejilerinin sürecinde önemli araçlardan biridir. Yükseköğretim kurumları kendilerinin ve verdikleri eğitim hizmetlerinin üstün yönlerini ve paydaşlarına sundukları fırsatları pazarlama iletişimi faaliyetleri ile paylaşarak bilinirliğini ve değerini artırmalıdır. Bu çalışmada, öncelikle yükseköğretim kurumlarının tercih edilmelerinde pazarlama iletişiminin ne derecede önemli olduğu araştırılmış, pazarlama iletişimi faaliyetlerinin öğrenci tercihleri üzerindeki rolü belirtilmeye çalışılmış, üniversite öğrencilerinin, tercih aşamasında hangi pazarlama iletişimi unsurlarında etkilendikleri ortaya konulmuştur. Bu amaçla, hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerine anket uygulanmıştır. Anket sonuçları SPSS 22.0 programına yüklenmiş ve tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik testleri, faktör, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Böylelikle yükseköğretim kurumlarının pazarlama stratejileri oluştururken temel alması gereken pazarlama iletişimi faaliyetleri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Yeşil tersine lojistik ürünlere ilişkin kalite algısı ve risk algısı ile difüzyon arasındaki ilişki
Bu çalısmada genel olarak yesil tersine lojistik ürünlere iliskin kalite algısı ve risk algısı ile difüzyonu (yayılım) arasındaki iliĢkiler incelenmiĢtir. Bu kapsamda geliĢtirilen araĢtırma modeli; Gaziantep'te ikamet eden farklı meslek gruplarındaki tüketiciler üzerinde yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilen veriler Yapısal Esitlik Modeli (SEM) kurularak AMOS istatistik programı ile test edilmistir. Bu çalıĢmada elde edilen bulgulara göre kalite algısı ve risk algısı ile yeĢil tersine lojistik ürünlerin difüzyonu arasında iliĢkiler olduğu kanıtlanmıĢtır. ÇalıĢmada risk çeĢitlerinin (fonksiyonel, psikolojik, sosyolojik, finansal) kalite algısını negatif yönde etkilediği, fiziksel riskin kalite algısını etkilemediği görülmüstür. Kalite algısının ise yesil tersine lojistik ürünlerin difüzyonunu pozitif yönde; risk (psikolojik ve sosyal risk) algısının ise negatif yönde etkilediği tespit edilmiĢtir. Ayrıca tüketicilerin yeĢil tersine lojistik (YTL; Green Reverse Logistics: GRL) ürünlere iliĢkin risk algısı, kalite algısı ve difüzyonu değiĢkenlerinin demografik özelliklerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmistir.
Evaluation of outputs of financial supports provided by the Ahiler Development Agency
Since its establishment, the Republic of Turkey has tried to eliminate the developmental disparities between regions with policies from top to bottom. However, there was no great success in the elimination of inter-regional inequalities with these policies. At the end of the 1990s, in line with Turkey's EU accession target, the EU asked candidate countries to apply regional policies where local actors are active rather than top-down practices as a means of structural policy instruments in the accession process. In this regard, new arguments have been set for the establishment of regional policies in Turkey. In this sense, based on the statistical region units classification made by the European Union Statistics Office (Eurostat) in the mid-1970s, a total of 26 Regional Development Agencies were established, namely Izmir and Cukurova Development Agency in 2006, 8 Agencies in 2008 and 16 Agencies in 2009 with Law no. 5449. In this study, we examined the effectiveness of the financial supports provided to SMEs by the Ahiler Development Agency between 2010 and 2015 years for increasing the capacity of the firms. In this context, books, articles and statistical data related to regional development and development agencies were examined and 89 of 121 companies that received support were surveyed. Results obtained from the survey were evaluated through the SPSS program. As a reult of the study, there has been found a significant increase in the turnover, employment, openness to new markets and market share of companies that received financial support from the development agency in the region. However, there has been found no increase in the exports and R & D and innovation of the majority of the firms.
Sağlık personelinin iş/aile çatışmalarının ruh sağlığına etkisi: Duygusal zekanın aracılık rolü
Bu çalışmada bireyin iş/aile çatışmalarının ruh sağlığına olan etkisi ve bu etkide duygusal zekânın aracılık rolü incelenmiştir. İş ve aile hayatı bireyin yaşamının önemli bir kısmını oluşturan iki önemli yaşam alanıdır. Gerek iş ve aile yaşamının gerektirdikleri gerekse bireyin yeterli zaman, enerji ve kaynağa sahip olmaması bireyin iş/aile çatışması yaşamasına neden olmaktadır.Özelikle değişen toplumsal yapıyla birlikte kadınların çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer alması, iş yaşamında da çalışanlardan beklentilerin artması iş/aile çatışmalarını kaçınılmaz kılmıştır. Araştırmada iş/aile çatışması, duygusal zekâ ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiler ve etkiler, ayrıca duygusal zekânın aracılık rolü değerlendirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan birden fazla sağlık kurumunda uygulanmıştır. Sağlık personelinin demografik özelliklerini, iş/aile çatışmalarını, ruh sağlıklarını ve duygusal zekâlarını ölçmeye yönelik sorular sorularak elde edilen veriler istatistik paket programıyla regresyon, korelasyon, t testi, anova ve aracılık analizlerine tabi tutulmuştur. Buna göre iş/aile çatışmaları ile ruh sağlığı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İş/aile çatışmalarının bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Duygusal zekânın ise değişkenler arasında tam aracılık rolüne sahip olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda iş/aile çatışmalarının olumsuz etkilerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması için duygusal zekâ' nın önemli bir aracı olduğu anlaşılmıştır.
Fen lisesi öğrencilerinin meslek seçimini etkileyen faktörlerin ve meslek tercihlerinin Bulanık TOPSİS yöntemi ile incelenmesi
İnsanların meslek seçerken en çok etkilendikleri faktörleri ve en çok tercih ettikleri meslekleri belirlemek ve bunları önem derecesine göre sıralamak ikili mantıkla mümkün olmamaktadır. Çünkü gerçek hayatta insanlar karar alırken her zaman net değerlendirme yapamamaktadır. Belirsiz ifadeler kullanmaktadır. Bu durumun çözümü için Zadeh tarafından bulanık küme teorisi geliştirilmiştir. Teorinin çok kriterli karar verme yöntemlerine dahil edilmesiyle, birden fazla kriter, alternatif ve karar vericilerin olduğu problemlerin çözümü mümkün hale gelmiştir. Meslek seçimi ve seçimi etkileyen faktörler de ÇKKV yöntemleri ile çözülebilecek problemlerdendir. ÇKKV metotlarından bulanık TOPSİS yöntemi ile nitel ve nicel veriler beraber işlenebilmekte ve bulanık ifadeler sayısal verilere dönüştürülebilmektedir. Bu çalışmada, Yozgat- Merkez'de bulunan fen lisesi son sınıf öğrencilerinin meslek seçimini etkileyen faktörler ve meslek tercihleri BTOPSİS yöntemi ile değerlendirilmiştir. Faktörlerin belirlenmesinde kaynaklar titizlikle incelenerek güncel bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. En çok tercih edilen mesleklerin belirlenmesinde ÖSYM'ye ait veriler ile Yozgat-Merkez'de bulunan fen liselerinin 2015-2016 eğitim öğretim yılına ait LYS sınav sonuçları dikkate alınmıştır. İl merkezinde bulunan fen lisesi son sınıf öğrencileri için meslek seçimini etkileyen faktörleri ve meslekleri içeren bir anket formu hazırlanmıştır. Gerekli izinler alınarak Şehitler Fen Lisesi, Erdoğan Akdağ Fen Lisesi, Çözüm Koleji Fen Lisesi son sınıf öğrencilerine 2016-2017 eğitim-öğretim yılında anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulaması 109 öğrencinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Öğrencilerin meslek seçimini etkileyen faktörlerin önem ağırlıklarının belirlenmesinde ve meslek tercihlerindeki önceliklerin tespit edilmesinde BTOPSİS yöntemi uygulanmıştır. Yöntemde bulanık üçgen sayılar kullanılmış ve doğrusal normalizasyon işlemi yapılarak alternatifler ve kriterler yakınlık katsayılarına göre sıralanmıştır.
TR 72'de girişimcilik profilinin analizi
Türkiye'yi 26 bölgeye ayıran NUTSII kriterlerine göre TR72(Kayseri, Sivas ve Yozgat) bölgesinde her ilde girişimcilik eğitimi alan kişilerin girişimcilik profillerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan bu çalışma genel olarak genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde girişimcilik kavramı ve ilgili kavramlar anlatılmaktadır. İkinci bölümünde bölgesel kalkınma ajanslarına yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise çalışma kapsamında yapılan uygulama ve bulgular yer almaktadır. Çalışmanın evrenini TR 72 bölgesi oluşturmaktadır. Örneklem ise ORAN Kalkınma Ajansı ve KOSGEB tarafından ortaklaşa verilen uygulamalı girişimcilik eğitimine katılan kursiyerlerden gönüllülük esasına göre321 kişiye uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre kendi işlerinin sahibi olmak katılımcıların en büyük idealleridir ve katılımcılar maddi kazanç elde edemeyecekleri işlerde çalışmayı istememektedir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, Kalkınma, Bölgesel Kalkınma
Sosyal sorumlu tüketici davranışı ve bir uygulama
Tüketim sonucu oluşan çıktıların dünyaya olan etkisiyle tüketicilerin sorumlulukları artmıştır. Değişen ve çeşitlenen tüketim alışkanlıkları toplumu olumsuz etkilemektedir. Sosyal sorumlu tüketici davranışını ele alan bu tez çalışmasında ilk bölümde konu, ilgili kavramlarıyla açıklanmıştır. İkinci bölümde yapılan uygulamayla, tüketicilerin sosyal sorumluluk seviyelerinin demografik ve sosyo-ekonomik özellikler yönünden farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışmada internet üzerinden tüketicilere anket uygulanmıştır. Türkiye'de yaşayan tüketicilerin yapılan analizler sonucunda sosyal sorumlu tüketici davranışı seviyeleri 4 faktör açısından incelenmiştir. Bu faktörler, (1)"Satın Alma ve Kullanımda Çevresel Etki (SKÇE)", (2)"Kurumsal Sosyal Sorumluluk Performansına Dayalı Satın Alma Davranışı (KSSP)", (3)"Tüketici Geri Dönüşüm Davranışı (TGD)" ve (4)"Geleneksel Satın Alma Kriteri (GSK)" şeklindedir. Ayrıca Tek Yönlü MANOVA analizi ile tüketicilerin yaş, cinsiyet, eğitim, araç sahibi olma ve memleketlerinin bulunduğu coğrafi bölge bilgisine göre tüketicilerin sosyal sorumluluk seviyelerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk, Tüketici ve Müşteri, Sosyal Sorumlu Tüketici Davranışı
Relationship between financial ratios and the volatility of stock prices: An econometric application on BIST manufacturing industry index
The aim of this study is to determine the relationship between financial ratios and the volatility of stock prices by using an econometric analysis such as panel data techniques. The study covers the balance data of the period from 2007 to 2017 for the 123 companies from manufacturing industry in Borsa Istanbul in Turkey. The series to be used in the model were applied "unit root tests" and examined whether they are stationary or not. Correlation matrix analysis, the classical, fixed effect and random effect regression models were obtained. The dependent variable used in the study is the Volatility of the Stock Price and independent variables are financial ratios such as Current Ratio, Leverage Ratio, Receivables Turnover Ratio, Company value, Company value/Book value, Return on Assets, Stock Turnover Ratio, Assets Turnover Ratio and Assets Growth. Based on the study, it was determined that the effects of financial ratios on the volatility of stock prices vary in different significance levels. The results carry important implications for the investors in Borsa Istanbul.
Sendikaların kurumsal imajı
Bu araştırma Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu (Türk Eğitim-Sen) ve Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim Bir-Sen) ilçe temsilcilerinin kendi sendikaları ile ilgili kurumsal imaj algılarını ölçmek amacı ile yapılmıştır. Araştırmada Türkiye geneli ilçe temsilcilerine internet üzerinden anket doldurabilecekleri internet adresi gönderilmiş ve temsilcilerin yanıtları alınmıştır. Bu yanıtlar SPSS programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesi tablolar halinde gösterilmiş ve yorumlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm imaj ve kurumsal imaj tanımlarını kuramsal çerçevesini içermektedir. İkinci bölüme sendika tanım ve Türkiye'de sendikacılık konusunun kuramsal çerçevesi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın modeli, amacı ve alt amaçları, veri toplama teknikleri ve verilerin analizi ve yorumu verilmiştir. Sendikaların ilçe temsilcileri sendikaların yöneticileri olduğu düşünüldüğünde beklenen düzeyde sendikaların kurumsal imajları yüksek olmadığı fark edilmiştir. ANAHTAR KELİME: Sendika, Türk Eğitim-Sen, Eğitim Bir-Sen, İmaj, Kurumsal İmaj
Üretim işletmelerinde iç kontrol sisteminin etkinliğinin belirlenmesi: Kocaeli ili örneği
Son yıllarda yaşanan reel ve finansal krizler, teknolojik gelişmeler ve büyüyen firma bilançoları nedeniyle iç kontrol kavramının önemi belirgin bir hale gelmiştir. Üst yönetimin işletmenin merkezinden tüm örgüte ve örgütün faaliyetlerine hâkim olma isteği özellikle son yıllarda gündeme daha fazla gelmeye başlamıştır. Bu anlamda, 1992 yılında COSO tarafından işletmelere başarılı bir iç kontrol sistemi hazırlama yolunda rehberlik etmesi için iç kontrol modeli geliştirilmiştir. Bu model son olarak 2013 yılında COSO tarafından güncellenmiştir. COSO iç kontrol modeli kontrol ortamı, risk değerleme, kontrol faaliyetleri, bilgi ve iletişim ve izleme bileşenlerinden oluşmaktadır. COSO iç kontrol modeli işletmedeki tüm iş süreçlerini kapsayan süreklilik arz eden bir uygulamadır. Modelin asıl amacı kurumsal hedeflere ulaşma yolunda işletme yönetimine yardımcı olmaktır. Çalışmada, Kocaeli ilindeki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren üretim işletmelerindeki iç kontrol uygulamalarının COSO standartları çerçevesinde uyum derecesi araştırılmıştır. Üretim sektörünün ülke ekonomisine sağlamış olduğu büyük katkı nedeniyle üretim işletmeleri tercih edilmiştir. Bu amaçla belirlenen bölgede yer alan üretim işletmelerine anket çalışması uygulanmıştır. Edinilen veriler SPSS yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir.
KOBİ'lerde kurumsallaşma düzeyinin muhasebe bilgi sistemi üzerine etkisi: İstanbul'da faaliyet yürüten imalatçı KOBİ'ler üzerine bir araştırma
Son yıllarda işletmelerde kurumsallaşmanın önemi bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de daha fazla anlaşılmaktadır. Özellikle büyüklük olarak belli bir ölçeğe ulaşmış işletmelerin günümüz rekabet koşullarında güçlü bir şekilde ayakta kalabilmeleri ve rakiplerine kıyasla başarılı olabilmeleri için kurumsallaşma düzeylerini belirli bir seviyeye çıkarmış olmaları gerekmektedir. Kurumsallaşmış işletmeler sistemleşmiş işletmelerdir. Sistemleşen işletmelerde bilgi çok önemli bir hammadde olarak kabul edilmektedir. Bilginin etkin kullanılmasıyla işletmeler hedeflerine daha kolay ulaşabilmektedir. Bilgiden en etkili şekilde yararlanabilmek için bilgisayar destekli bilgi sistemleri geliştirilmiştir. Bilgi sistemleri arasında en çok kullanılan bilgi sistemi Muhasebe Bilgi Sistemleridir. Bu çalışmada, KOBİ'lerin kurumsallaşma düzeyleri ile Muhasebe Bilgi Sisteminin etkin kullanımı arasındaki ilişki anket yöntemi ile araştırılmıştır. Araştırma kapsamında hazırlanan ankette demografik bilgilerin yanı sıra işletmelerin kurumsallaşma düzeylerini belirlemeye yönelik 14 ifadeye ve muhasebe bilgi sistemi kullanımına ilişkin 16 ifadeye yer verilmiştir. İstanbul ilindeki imalatçı KOBİ'ler üzerinde yapılan bu araştırma kapsamında katılımcılar tarafından doldurulan 769 adet anket değerlendirilmeye alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma neticesinde işletmelerin kurumsallaşma düzeyleri ile muhasebe bilgi sisteminin etkin kullanımı arasında pozitif bir ilişkinin olduğu aynı zamanda işletmelerin kurumsallaşma düzeylerinin muhasebe bilgi sisteminin etkin kullanımı üzerinde olumlu yönde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Borsa İstanbul'da İslami hisse senedi endeksi oluşturulmasına yönelik bir yaklaşım önerisi
İslami hisse senedi, İslami hisse senedi taraması neticesinde şer'i uygunluğa sahip hisse senetlerini ifade etmektedir. İslami hisse senedi taraması, sektörel tarama ve finansal oran taraması olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. İslami hisse senedi taraması esnasında kullanılacak kriterler, uluslararası derecelendirme kuruluşları ve endeks sağlayıcıların şer'i danışma kurulları tarafından belirlenmektedir. Uygulamada, farklı şer'i kurulların farklı kriterleri benimsediği görülmüştür. Söz konusu kriterler arasında en belirgin fark, finansal oran taraması esnasında kullanılan finansal oranların paydasında yer alan şirket değerinin defter değeri ve piyasa değeri mi olacağı ile ilgilidir. Bu çalışmada, ilk olarak şirket değeri olarak defter değeri ve piyasa değeri (12, 24 ve 36 aylık ortalama piyasa değeri) kullanımının oluşturduğu etki incelenmiştir. Bu kapsamda BİST Tüm endeksinde yer alan 40 sektörden 330 şirketin 2008Q1-2018Q2 dönemleri mali tablo verilerinden yararlanılmış ve İslami hisse senedi taraması gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak, ihtiyatlılık ve liberal yaklaşımları benimsenerek iki yeni model önerilmiştir. Buna göre ihtiyatlılık gereği sektörel bazda minimum bölen değeri, liberal yaklaşımda ise sektörel bazda maksimum bölen değeri şirket değeri olarak kabul edilmiş ve iki yeni portföy oluşturulacak şekilde İslami hisse senedi taraması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda dört farklı bölen değeri ve iki yeni model önerisi doğrultusunda altı farklı portföy oluşturulmuş ve bu portföylerden İslami hisse senedi endeksleri oluşturulmuştur. Son olarak, İslami hisse senedi piyasalarının konvansiyonel hisse senedi piyasalarından ayrıştığı yönündeki ayrıştırma hipotezi test edilmiştir. Bu kapsamda konvansiyonel hisse senedi piyasalarını temsilen BİST100 endeksi kullanılmıştır. İslami hisse senedi endeksleri ile BİST100 endeski arasında MV-GARCH modeli kurulmuş ve modelden dinamik koşullu korelasyon katsayıları (DCC) elde edilmiştir. Genel olarak çalışmadan elde edilen bulgular, İslami hisse senedi tarama kriterleri arasında ciddi farklılıklar olduğu, bu farklılıkların portföylerin sektörel dağılımında ve portföyde yer alan şirket kompozisyonu üzerinde ciddi farklılıklara yol açtığı ancak söz konusu farklılıkların bütüncül bir yaklaşımla elde edilen endekslerin getiri serileri ile konvansiyonel piyasalar arasındaki ayrışma hipotezinin geçerliliği üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı yönünde olmuştur.
Türev ürün kullanımının Türk bankacılık sektörü'nün etkinliği ile ilişkisi
Çalışmanın amacı, Türk Bankacılık Sektörü' nün etkinliğinde türev ürün kullanımının rolünü ortaya koymaktır. Bu amaçla 2005-2016 yılları arasında faaliyet gösteren kamu, özel ve yabancı sermayeli bankaların etkinlikleri araştırılmış ve bu etkinlikleri üzerinde türev ürün kullanmalarının etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Türev ürün kullanmanın etkinlik üzerinde bir etkisinin olup olmadığı test edilirken bazı kontrol değişkenleri de modele dahil edilmiştir. Bankaların etkinliği Veri Zarflama Analizi ile; türev ürün kullanımının etkinliğe etkisi ise Tobit regresyon analizi ile test edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, türev ürün kullanımının etkinlik üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı ve negatiftir. Çalışmada kullanılan kontrol değişkenlerinden aktif büyüklüğünün bankaların etkinliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi yokken, toplam borçlar ve sermaye yeterlilik rasyosunun etkinlik üzerindeki etkisi pozitif ve anlamlı çıkmıştır.
Kaynak tüketim muhasebesi ve müşteri karlılık analizi: Üretim işletmesinde bir uygulama
Kaynak Tüketim Muhasebesi Sistemi (KTM); Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ve Alman Maliyet Muhasebesi Sisteminin bir birleşimidir. KTM kapasite ve faaliyetlere odaklanan, kapasite ve süreç analizinin yapılmasını sağlayan bir sistemdir. Ortaya çıkan tüm maliyetleri nedensellik çerçevesinde ele alan KTM; kaynak tüketimine odaklanan, fiili kaynak miktarını dikkate alan ve maliyetleri sabit, orantısal olarak ayıran bir yöntemdir. KTM ile atıl kapasite maliyeti tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada; tanımlayıcı ve açıklayıcı olay çalışması ile Kaynak Tüketim Muhasebesi ve Müşteri Karlılık Analizi bir üretim işletmesinde incelenmektedir. Tanımlayıcı olay çalışması ile işletmenin mevcut maliyet sistemi incelenmiş ve üretim süreci gözlenmiştir. Açıklayıcı olay çalışması ile; müşteri karlılık analizi, kaynak tüketim muhasebesi sisteminden elde edilen veriler dikkate alınarak işletme özelinde incelenmiş, elde edilen veriler analiz edilerek, bulgular yorumlanmıştır.
Süreç ve maliyet iyileştirmede kısıtlar teorisi ve zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyet sisteminin entegrasyonu üzerine bir uygulama
Günümüzde işletmelerinin üretim faaliyetlerinde artan teknoloji kullanımı, geleneksel maliyet yöntemlerine göre hesaplanan ürün maliyeti bilgisinin doğruluğunu azaltmaktadır. Bu çerçevede Zamana Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyet sistemi (ZDFTM), geleneksel sistemde genel üretim giderleri dağıtımındaki eksiklikleri gidermek üzere geliştirilmiştir. ZDFTM sistemi, ürün maliyetlerini üretim faaliyetlerinden faydalanma sürelerine göre tespit eden çağdaş bir maliyet ve yönetim muhasebesi yaklaşımıdır. ZDFTM sistemi işletmenin faaliyetlerini, maliyetlerini, üretim süreçlerini detaylı olarak inceleme olanağı sağlar. Bu çalışmada ZDFTM sistemi, kısıtlar teorisi ile birlikte ele alınmıştır. Bu entegrasyon, işletmenin tüm üretim kapasitesinin incelenerek darboğaz faaliyetlerin belirlenmesine imkan sağlamıştır. Bu amaçla bir üretim işletmesinde tanımlayıcı ve açıklayıcı olay çalışması yapılmıştır. Yapılan olay çalışması çerçevesinde önce işletmenin mevcut maliyet sistemi incelenmiş ve sonra ZDFTM sistemine dayalı kapasite kullanım oranları ve kısıtlar teorisi ilkeleri çerçevesinde kapasite kısıtları tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra tespit edilen kapasite kısıtlarına yönelik, kısıtlar teorisinin beş aşamalı iyileştirme yöntemi çerçevesinde çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Bağımsız denetim görüşünün hisse senedi getirileri üzerine etkisi: Borsa İstanbul uygulaması
Bu çalışmanın amacı Borsa İstanbul (BIST)'de bağımsız denetim görüşlerinin açıklandığı tarih ve etrafındaki günlerde piyasanın bağımsız denetim görüşlerine verdiği etkiyi ölçmektir. Bu amaçla BIST-TÜM endeksinde 2009-2018 yılları arasında sürekli faaliyet gösteren ve üç ayda bir bağımsız denetim görüşü yayınlayan 17 firmanın toplamda 612 bağımsız denetim raporu incelenmiştir. Çalışmada Olay Çalışması (Event Study) Yöntemi, Patell Testi (Patell Z-Statistic) ve Standardize Edilmiş Çapraz Kesit Testi (Standardized Cross-Sectional Test) uygulanmıştır. Test sonuçlarından elde edilen bulgulara göre (-10,+10) olay aralığında bağımsız denetim görüşleri hisse senedi getirileri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı değildir ve dolayısıyla yatırımcıların hisse senedi alım-satım kararlarını etkilemediğini göstermektedir. Bir başka deyişle, Borsa İstanbul (bu çalışmada kullanılan firmalar kısıtıyla) yarı-güçlü formda etkindir.
The impact of accounting information system on internal audit quality statements: Evidence from Iraq
The study aimed to demonstrate the impact of the accounting information system on the quality of internal audit through the intermediary role of accounting information properties in Iraqi private hospitals located within the scope of Erbil governorate, of which there are fifteen hospitals, and the sample of the study included financial managers The accountants, internal auditors and audit committees of the 105 hospitals in the study are individuals. In order to achieve the objectives of the study, the analytical descriptive approach was used in addition to using both simple and multiple regression analysis to identify the impact of the variable independent on the dependent variable and analyze the path so as to identify the role of the intermediate variable in the relationship between the independent variable and the dependent variable To test the hypotheses of the study. The results of the study reached a number of results, the most significant of which is the existence of a statistically significant effect of the accounting information system on the quality of the internal audit in the private Iraqi hospitals at the level of significance (α ≥ 0.05), and the existence of a statistically significant effect on the characteristics of the accounting information represented by the adequacy of the quality of internal auditing in the hospitals under study at the level of significance (α ≥ 0.05), the existence of a statistically significant effect of the accounting information system on its quality on the quality of internal auditing in the hospitals under study with the existence of the mean variable and the characteristics of the accounting information at the level of significance (α ≥ 0.05). In the light of the results, the study recommended the need to increase attention to the accounting information system in Iraqi private hospitals and the need to follow up on its role in raising and improving the quality of internal auditing in these hospitals, which leads to help the administration to take the appropriate decisions and correct deviations in a timely manner. The quality of the accounting information generated by the accounting information system as the best quality accounting information will help the internal audit departments of these hospitals to enhance their quality and performance.
Akreditiflerin TMS ve BOBİ FRS kapsamında muhasebeleştirilmesi
Uluslararası ticarette en çok kullanılan ödeme yöntemlerinden biri akreditif olup, akreditifte hem ithalatçı hem de ihracatçı karşılıklı olarak güvence altına alınmaktadır. Akreditif işlemlerinde ihracatçı ve ithalatçı yapılan sözleşmeler ile birbirlerini tanımadan ticaretlerini gerçekleştirmektedirler. Akreditifle ilgili olarak Uluslararası Ticaret Odası tarafından yayımlanan Akreditiflere İlişkin Bir Örnek Usuller ve Uygulama Kuralları akreditifin işleyişini düzenlemektedir. Düzenlenen bu kurallar dünyada hemen hemen tüm ülkeler tarafından kabul görmüş olup, uluslararası ticaret işlemlerinde önemli bir güvence sağlamaktadır. Akreditif, pek çok ülke yasalarınca düzenlendiği gibi ülkemiz yasalarınca da kabul görüp düzenlenmiştir. Akreditif esasen bir teminat olup, sevk edilen malın miktarının belirlenmesi ve bedelinin ödenmesi için gerekli şekil ve şartları içinde barındırmaktadır. Türü ne olursa olsun tüm akreditif işlemleri muhasebe ilkelerine ve uluslararası muhasebe standartlarınca belirlenen kanun ve kurallara uygun olarak yapılmalıdır. Yapılan bu tez çalışmasının birinci bölümünde akreditife yer verilmiş olup, akreditifin tanımı ve önemi, akreditif çeşitleri, akreditif sırasında kullanılacak bilgi ve belgeler, akreditifin aşamaları, akreditifin avantaj ve dezavantajları anlatılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Uluslararası Muhasebe Standartları, ülkemizce bu muhasebe standartlarından yararlanılarak oluşturulan Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayamayan işletmelere yönelik Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standartları (BOBİ FRS)'nın tanımı ve mevzuatları ile TMS ve BOBİ FRS arasındaki farklar anlatılmıştır. Tezin son bölümünde ise TMS ve BOBİ FRS kapsamında yapılan akreditif işleminin muhasebeleştirilmesi ile akreditife yönelik ithalat ve ihracat işlemlerinin muhasebeleştirilmesi anlatılmıştır.
Sürdürülebilirlik raporlamasında güvence denetimi ve BİST'de bir araştırma
Şirketler ekonomik, çevresel ve sosyal refaha önemli katkı sağlayan kuruluşlardır. Bu kuruluşların faaliyetlerinin çevresel, ekonomik ve sosyal faktörler üzerindeki etkilerini gösteren sürdürülebilirlik raporları, günümüzde kurumsal raporlama anlayışının önemli unsurlarından biri olmuştur. Sürdürülebilirlik raporları, işletmelerin gönüllü faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu raporların yayınlanması ve rapor bilgilerinin güvenilirliği hakkında bağımsız güvence ihtiyacı son yıllarda güvence denetimini gündeme getirmiştir. Bu tez çalışması, güvence denetimi bağlamında, sürdürülebilirlik raporlamasının önemini ortaya koyarak, sürdürülebilirlik raporunun bilgi kullanıcılarına fayda sağlayıp sağlamadığının ve sürdürülebilirlik raporunun güvence denetiminden geçmesinin önemli olup olmadığının belirlenmesini içermektedir. Tez çalışmasının amacı, sürdürülebilirlik raporlarının niteliksel olarak değerlendirilebilmesine olanak sağlayabilecek ve GRI'nin içerik analizlerinde kullanılabilecek etkin bir puanlama modeli önermek ve uygulamaktır. Çalışmada, GRI 2000 ve ISO 14031 standartlarına dayalı Morhardt ve diğerleri(2002) tarafından oluşturulan, sürdürülebilirlik raporlama puanlama modeli kullanılmıştır. Söz konusu model GRI-G4 raporlama kılavuzuna göre genişletilmiştir. 0 ile 3 arasında toplam 91 gösterge (9 ekonomik, 34 çevresel ve 48 sosyal performans) puanlanmış ve şirketlerin sürdürülebilirlik raporlama puanları hesaplanmıştır. Sürdürülebilirlik raporlamasının belirleyicilerini güvence denetimi bağlamında anlamak araştırmanın temellerinden biridir. Yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarının içeriklerinin, sürdürülebilirlik teorileri, standartları, riskleri ve performansları boyutları bağlamında incelenerek, kategorileştirilmiş temalar ile bir içerik analizi yapılması amaçlanmıştır. AA1000, ISAE3000, GRI Standartları ve bazı yerel standartların sürdürülebilirlik raporları ve entegre raporlar için güvence sağlamak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, çalışmada 2007 ve 2020 yılları arasında yayımlanmış 54 işletmeye ait toplam 341 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları gözden geçirilmiş ve 89'unun güvence denetiminden geçtiği belirlenmiştir. Nitel olarak gerçekleştirilen çalışma sonucunda, toplamda 20 işletmeye ait söz konusu 89 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporu incelenmiştir. Elde edilen veriler; MAXQDA 2020 nitel veri analiz programı ile içerik analizi gerçekleştirilerek; frekans tabloları, kod haritaları ve yüzdelik dilim grafikleri hazırlanmıştır.
Finans biliminde temel teoriler ve geçerliliklerinin testi üzerine denemeler: Borsa İstanbul örneği
Değişen piyasa koşulları ve yatırımcı psikolojisi gibi birçok unsur, finans teorilerinin genel varsayımlarından sapmalara yol açmakta ve bu teorilerin pratikteki karşılığı sorgulanmaktadır. Klasik finans teorilerinin piyasa davranışını ne derece açıkladığını tespit etmek; yatırımcılar, yöneticiler ve finans araştırmacıları için oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, finans biliminin dayandığı bazı teori, hipotez ve ilkelerin geçerliliklerini güncel veriler ile Borsa İstanbul'da test etmektedir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, çeşitli piyasa ve analiz yöntemleri kullanılarak tasarlanmıştır. Bir finansal yatırım kararı verilirken risk unsuru göz ardı edilmemesi gerekir. Bu bağlamda vadeli piyasalar, spot piyasalarda ortaya çıkan risklere karşı koruma sağlama özelliğinden dolayı sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda bu iki piyasa arasındaki etkileşim yapısının araştırılması, hem teorik beklentileri değerlendirmede hem de yatırım kararları noktasında kullanılmaktadır. Bu kapsamda çalışmada spot ve vadeli piyasalar arasındaki eşbütünleşme ve nedensellik (öncül-ardıl) ilişkileri araştırılarak İşlem Maliyeti Hipotezi, Kaldıraç Hipotezi, Taşıma Maliyeti Hipotezi, Etkin Piyasa Hipotezi ve Çeşitlendirme İlkesi'nin değerlendirilmesi yapılmıştır. Aynı zamanda finansta birçok teori ve model için bir altyapı ilkesi olan risk-getiri rasyonelliği spot ve vadeli piyasa üzerinden sınanmıştır. Son olarak ise, yurt içi ve yurt dışı çeşitli piyasalar arasında Dinamik Koşullu Korelasyonlu Çok Değişkenli Stokastik Volatilite Modeli (DCC-MSV) kullanılarak volatilite yayılmaları hesaplanmış ve Uluslararası Portföy Teorisi'nin avantajları bu bağlamda araştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen temel sonuç; BİST 30 Endeksi'nin davranışının araştırma kapsamına alınan finansın klasik teori ve ilkeleri ile desteklenmediği yönündedir. Ayrıca endeksin diğer piyasalarla genellikle birlikte hareket ettiği, aralarında yüksek derecede dinamik koşullu korelasyon değerine sahip olduğu, döviz kurları ve çeşitli uluslararası hisse senedi piyasaları ile volatilite yayılımları gösterdiği ve bunun sonucunda ise her geçen gün çeşitlendirme fırsatlarının azalabileceği tespit edilmiştir.
Türk bankacılık sisteminde kurumsal kredi derecelendirme süreçlerinde KOBİ'lerin kredibilitesinin değerlendirilmesi
Ülkemizde finansal sistem içerisinde bankacılık sektörü önemli bir yere sahip olmakla birlikte içinde bulundurduğu mekanizmalar ve disipline sistemler ile birçok unsuru barındırarak ekonomik yaşamsal alanların gelişmesi ve büyümesine büyük katkı sağlamış ve finansal alanların dışında kalan kimi değerleri finansal alanın içine dahil ederek sektörel alanlarını genişletmiştir. Bankaların tarihsel süreçlerin getirdiği tecrübe ve teknoloji ile gelişmesi ve büyümesi gerçekleşmiş, ülkelerin ekonomilerine kattıkları değerler ile adeta ekonomilerin odağı haline dönüşmüşlerdir. Bankalar fon fazlası olan birimlerden temin edilen kaynakları fon talep edenlere aktarılmasında önemli bir görev üstlenerek temel faaliyetleri olan kredilendirme işlevini icra ederler. Bu işlem karlı olduğu kadar çeşitli riskleri de içinde barındırdığından ayrı bir disipliner yaklaşım gerektirmektedir. Teknolojik gelişmeler, bankaların sermayelerine olumlu katkıları olduğu kadar tam tersi durumların yaşanmasına da neden olmuş ve ekonomik sistemlerin uluslararası bir boyut kazanması ile sistemin temel işlevi olan kredilendirme faaliyetlerinin analizleri gitgide ayrı bir fonksiyonel faaliyet alanı oluşturmuştur. Çalışma, ülkemizde ekonomik sistemlerin önemli bir parçası olan KOBİ'lerin kredi çalışmalarında kredi süreçlerinin nasıl işlediği, kredi karar mekanizmalarında görev yapan personeller için genel uygulamada kredi sürecinin safhaları ve hangi unsurların önem arz ettiği konular belirlenerek Türk Bankacılık Sisteminde kredi operasyonel ve kredi ağırlıklı işlevlerin incelenmesi, bilanço, gelir tablosu ve nakit akım tablosu verileri kullanılarak firma hakkında genel bilgilere ulaşılması sonucu muhasebe konulu aktarma ve arındırma işlemleri ile firmanın gerçek durumunu ortaya çıkarıp oran analizleri ile nicel ve nitel değerler konsolide edilerek firmanın bugünkü ve gelecekteki kredibilite değerliliğinin tespiti ile risk oluşturan faktörlerin firma yaşam sürelerini ne denli etkileyeceği belirlenecektir. Kredinin daha ziyade teknik boyutuna ilişkin mali analiz veya diğer analizler dışında mali olmayan kriterlerin de aslında mali veriler kadar önemli olduğu kurumsal kredilerin ilgilendiği diğer konular arasındadır. Çalışma üç bölümden oluşmakta olup birinci bölüm içeriğinde bankacılık sektörü, Türk bankacılık sistemi ve Türkiye'de faaliyet ve sermaye türlerine göre bankalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde KOBİ'lerin Türkiye Ekonomisindeki yeri, bankalarla olan ilişkileri, kredi limit tahsis süreçleri, finansman ihtiyaçları, kredi limitlerinin belirlenmesi ve bilançolarında yapılan aktarma ve arındırma işlemleri ile firmalardan derecelendirme notu alınması, operasyonel faaliyetleri ile kredi süreç döngüsünün tamamlanmasından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise ilgili süreçlere değinilerek imalat sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın kredi talebinin değerlendirilmesi süreçleri incelenmiş ve konuyla ilgili literatür çalışması yapılmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren 8 adet kamu ve özel bankanın 15 uzman görüşüyle hazırlanan veri setleri finansal analize ek olarak durum analizi ile uygulamalı olarak ele alınmış, T.C Merkez Bankası Sektör Bilançoları ve literatür bilgisi esas alınarak tespit edilen kriterler derecelendirildikten sonra ayrıca yorumlanmıştır. Türk bankacılık sistemi'nin önemle üzerinde durduğu ana kriterler belirlenmiş olup daha önce ilgili literatüre ait çalışmalarda ele alınmayan ham ve düzeltilmiş verilerin firma kredi notuna etkisi hesaplanarak Türk Bankacılık Sistemi Genel Uygulamaları dahilinde nihai puana göre firma kredi teminat durumu tespit edilmiştir. Çalışma, literatüre katkı sağlamakla birlikte sektörde faaliyet gösteren KOBİ'lere kredilendirme süreçlerinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Nepotizm ve sosyo-duygusal refah ilişkisi: Aile işletmelerinde nitel bir çalışma
Aile işletmeleri kendilerine has yapıları, özellikleri, kültürleri, yönetim biçimleri, sorunları, ihtiyaçları, kurumsallaşma düzeyleri gibi daha birçok konuda akademik çevreler ve araştırmacıların odak noktasında yer almaktadır. Ancak yapılan araştırmalar aile işletmelerinin büyük bir kısmının süreklilik tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ve ancak %2 sinin IV. kuşağa kadar gelebildiğini göstermektedir. Literatür ise ülke ekonomisinin can damarı olan aile işletmelerinde görülen bu sorunun en önemli nedenlerinden biri olarak nepotizm uygulamalarını işaret etmektedir. Bu nedenle çalışmanın amacı, özellikle aile işletmelerinde görülen ve işletmenin sürdürülebilirliğini etkileyen nepotizm uygulamalarına neden olan faktörleri ortaya çıkarmak ve bu faktörlerin Sosyo-Duygusal Refah (SDR) kavramı ile ilişkisini belirlemektir. SDR perspektifi aile işletmelerinin diğer işletmelerden nasıl farklılaştığının büyük bir kısmını açıklamaktadır. Bu kapsamda aile işletmelerinin nepotik davranışlarının arkasında yatan spesifik nedenlerin ortaya çıkarılması, aile işletmelerinde ekonomik olmayan gelirleri vurgulamak için kullanılan bir kavram olan SDR'nin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aile işletmesi, sosyo-duygusal refah, nepotizm kavramları açıklanarak kavramlarla ilgili literatür incelemelerine yer verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nepotizm ve SDR temalarının nitel bir çalışma ile ele alındığı verilerin analiz sürecine ve araştırma bulgularına yer verilmiştir. Nepotizmin nedenlerini açıklayabilmek ve bu nedenlerin SDR ile ilişkisini ortaya çıkarabilmek amacıyla konu ile ilgili Manisa ilinde faaliyet gösteren 15 aile işletmesi temsilcisi ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar sonrasında metinler haline dönüştürülen veriler MAXQDA 2020 programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda SDR temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 5 alt boyuta ait toplamda 15 alt faktör ve bu faktörler için toplamda 33 kod oluşturulmuştur. Bu kodlar; SDR'nin her bir boyutunun, aile işletmelerine ekonomik olmayan benzersiz faydalar sağladığını ve SDR'nin ortak aile hedeflerinden oluşan şemsiye bir kavram olduğunu doğrulamaktadır. Nepotizm nedenini ortaya koyabilmek için yapılan analiz sonucunda Nepotizm temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 3 alt boyuta ait toplamda 4 faktör oluşturulmuştur. Bu faktörler nepotizmin; güven etkisi, hissedarlık etkisi, akrabalık bağı etkisi ve sermayenin korunması etkisi nedeniyle uygulandığını ortaya koymaktadır. Nepotizmin nedenleri ile SDR arasındaki ilişkinin ortaya konulması için yapılan analiz sonucunda ise temel varsayımları destekleyici bulgular elde edilmiştir. Buna göre; Nepotizme neden olan faktörler SDR ile güçlü bir ilişki içindedir ve bu faktörlerin içinde SDR temasına en çok vurgu yapan kavram "Hissedarlık Etkisi"dir.