Ankara Yıldırım Beyazıt University
Anabilim Dalı

Hemşirelik Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

2.689

Arşivlenen Tez

17

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışları

Araştırma, Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Şanlıurfa merkez ilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, son altı 6 içinde doğum yapmış kadınlar oluşturmuştur. Örneklem seçimi için küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve toplam 330 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Veriler, Veri Toplama Formu ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği aracılığıyla Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare ve Man Whithney-U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %71.5'inin herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığı, %39.0'unun modern %32.5'inin geleneksel yöntem olduğu belirlenmiştir. Modern yöntemlerden en fazla kullanılan kondom (%20.9) iken, geleneksel yöntemlerden en fazla kullanılan geri çekmedir (%32.1). Kadınların, Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması 90.4(±6.7)'dür ve bu değer tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Evde en çok Türkçe konuşan, kadının ve eşinin öğrenim durumu yüksek olan, eşi bir işte çalışan, sağlık güvencesi olan, aile tipi çekirdek aile olan, eşinin yaş ortancası daha yüksek olan, ideal çocuk sayısı daha az olan, iki yıldan daha kısa aralarla doğum yapma öyküsü olan ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olan kadınların postpartum aile planlaması yöntem vii kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma sonuçlarına göre; postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ancak aile planlaması yöntem kullanımının istendik düzeyde olmadığı, sosyo-demografik ve doğurganlık özellikleri ile aile planlamasına yönelik tutumun postpartum dönemde aile planlaması yöntem kullanımını etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların postpartum dönemdeki aile planlamasına yönelik olumlu tutumun davranışa dönüşebilmesi için kadınların sosyo-demografik ve doğurganlık özelliklerinin dikkate alınarak, aile planlaması danışmanlık ve eğitim programlarının planlanması ve uygulanması önerilmiştir.

Aile planlamasıDavranışDoğum kontrolü+6
Gurbet Ortaç
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörler

Araştırma, Adıyaman'da kadınlarda postpartum depresyon insidansı ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla ileriye yönelik kohort tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini, Adıyaman il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, 25-40 yaş aralığında ve gebeliği 27. gebelik haftası ve üzerinde olan kadınlar oluşturmuştur. Örnek büyüklüğünü hesaplamak için örneklem kriterlerine uyan 22 gebe kadınla pilot uygulama yapılmıştır. Pilot uygulama sonucu örnek büyüklüğü 122 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Kadınlarla doğum öncesi ve doğumdan dört hafta sonra olmak üzere iki görüşme yapılmıştır. Araştırma için Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş sözlü onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare, Man Whithney-U testi ve çok değişkenli analizlerden Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %13.5'inde postpartum depresyon olduğu belirlenmiştir. KadınlarınEndinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puanı ortalaması 7.11 (±5.04), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ortalaması 55.54 (±14.32), Durumluk Kaygı Envanteri puanı ortalaması 93.72 (±6.80) ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı ortalaması 83.30 (±8.26) 'dur. Kadınların %11.5'i bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünmektedir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçek puanı ve Sürekli Kaygı Envanteri puanı düşük olanlar ile bebeğin evliliklerini olumsuz etkilediğini düşünenlerde postpartum depresyon düzeyi daha yüksektir (p<0.05). Ancak bebeğin evlilik üzerine olumsuz etkisi, postpartum depresyon riskini 5.3 kat artıran en önemli faktördür. Bu sonuçlar doğrultusunda; postpartum depresyonun önlenmesi için gebelerin sosyal destek faktörlerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılmasına yönelik müdahalelerin planlanması, ebeveynlere doğum öncesi ve sonrası eğitim ve danışmanlıklar verilirken bebekle ilgili faktörlerinde dâhil edilmesi önerilmiştir.

AdıyamanDepresyonDepresyon-postpartum+3
Emine Çetinkaya
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki

Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik

AlgıAna-babaAna-çocuk ilişkisi+5
Nihat Teğin
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, ergenlerin algıladıkları ebeveyn tutumlarının ruhsal sorunları ve akılcı olmayan inançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Nisan 2022 – Haziran 2022 tarihleri arasında, Şanlıurfa'da bulunan bir lisede ergenlik döneminde bulunan 341 lise öğrencisi ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği (AHETÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi ve Ergenler için Mantık Dışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğunun değerlendirilmesinde Kurtosis ve Skewness değerleri esas alınarak yapıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler veriler normal dağılıma uyduğunda Pearson Korelasyon Katsayısı, uymadığında ise Spearman's Korelasyon katsayısı kullanılarak incelenmiştir. İki grupta ortalamaların (ortalama) karşılaştırılması, veriler normal dağılıma uyduğunda Student's t tesi kullanılarak yapılmıştır. Veriler normal dağıldığında Lineer regresyon modeli kullanıldı. p< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli etik ve kurum izinleri alınmıştır. Ergenlerin Akılcı Olmayan İnanç Ölçeği toplam puanlarının 55.32 ± 11.35 olduğu görülmüştür. Anne Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 55.32 ± 11.35 olarak elde edilmiştir. Baba Algılanan Helikopter Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 46.62 ± 11.34 olduğu saptanmıştır. Ergenlerin Güçlük Ve Güçlükler Anketi toplam puan ortalamalarının 15.66 ± 5.73 olduğu ve puan ortalamalarının sınırda olduğu görülmüştür Araştırmaya dahil edilen katılımcı ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile anne algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında negatif yönde güçlü ilişkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.001). Ergenlerin akılcı olmayan inanç ölçeği ile baba algılanan helikopter ebeveyn tutumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki lmadığı belirlenmiştir(p>0,005).Ergenlerin Akılcı olmayan inanç ölçeği ile güçlük ve güçlükler ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir(p>0,005). Çalışma sonuçlarımız ergenlerin ebeveynlerinden algıladıkları ebeveyn tutumlarının ergenlerde ruhsal sorunlar yaratabileceği ve akıcı olmayan inançlar oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Akılcı olmayan inançlarAlgıAlgılanan ebeveynlik biçimleri+4
Neslihan Dörtkardeş
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şırnak ilinde hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi

Çalışma, Şırnak ilinde çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyleri ile psikolojik güçlendirme algılarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı beş Devlet Hastanesi oluşturmuştur. Araştırma Eylül 2021- Ekim 2022 tarihleri arasında 358 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, psikolojik güçlendirme ölçeği ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Bütün analizlerde IBM SPSS.24 programı kullanılmış ve anlamlılık düzeyi olarak p <0.05 değeri kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin psikolojik güçlendirme ölçeği toplam puan ortalaması 5.65 ± 0.82 ve McCloskey ve Mueller'in iş doyum ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 2.71 ± 0.80 olarak saptanmıştır. Yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma görevi, görev yapılan birim, çalışma şekli, çalışılan kurumda kariyer hedefi olma durumu hemşirelerin PGÖ puanları arasında istatistiksel fark saptanmıştır. Çalışılan hastane, meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim, çalışma şekli, çalıştığı kurumda kariyer hedefi olması durumu hemşirelerin MMSS puanları arasında istatistiksel fark olduğu görülmüştür. Hastanede çalışan hemşirelerin iş doyum düzeyi ve psikolojik güçlenme algısını yükseltecek meslekte çalışma süresi, görevi, görev yaptığı birim ve çalışma şekli gibi sosyodemografik özelliklerin dikkate alınarak ile ilgili düzenlemelerin yapılması önerilebilir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Murat Akış
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koroner anjiyografı uygulanacak hastalarda algılanan stres ve stresle baş etme davranışlarının belirlenmesi

Bu araştırma ilk defa koroner anjiografi uygulanacak bireylerin algıladıkları stres ve stresle başetme davranışlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte bu araştırma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Hastanesinde Ekim 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında kardiyoloji yatan hasta servisine başvuran, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan koroner anjiografi işlemi uygulanması planlanan 200 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, algılanan stres ölçeği ve stresle başa çıkma tarzları ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) for Windows 25 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, yüzde, ortalama, ortanca, sayı ve standart sapma kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği durumlarda t testi ve ANOVA testi ile normal dağılım göstermediği durumlarda Mann–Whitney U, Kruskal-Wallis ve spearman korelasyon ile analiz edilmiştir. Verilerin anlamlık değerleri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamaları 51.06±13.03 olarak bulunmuştur. Hastaların %53.5'nin erkek, % 37'nin çalışan, %93'ün evli, %25'nin ise okuryazar olmadığı tespit edilmiştir. Hastaların % 50.5'nin sigara kullandığı, %86.5'inin egzersiz yapmadığı, %52.5'nin kronik hastalığının olduğu, %64'nün anjiografi ile ilgili bilgi almadığı, %60'nın ailesinde birinin kalp hastalığı olduğu, %75.5'nin göğüs ağrısı, %54'nın nefes darlığı ve %37'ngöğüste sıkışma hissinin olduğu belirtilmektedir. Hastaların %80.5'i koroner anjiografi ile ilgili kaygı duyduğu ve %70.5'nin koroner anjiografi işlem öncesi bilgi almanın kendisini rahatlatacağı tespit edilmiştir. Algılanan stres ölçeği toplam puan ortalama 34.73 ± 9.74 olarak bulunmuştur. Hastaların algılanan stres ölçeği toplam puan ortalaması yüksek düzeyde bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları; kendine güvenli yaklaşım 1.58 ± .61, iyimser yaklaşım1.56 ± .53, çaresiz yaklaşım 1.47 ± .62, boyun eğici yaklaşım 1.75 ± .68, sosyal destek arama alt boyut medyan değeri ise 2 olarak bulunmuştur. Hastaların stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutları puan ortalamaları ile cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumları, kronik hastalık varlığı, anjiografi ile ilgili bilgi alma durumları, anjiografi ile ilgili kaygı duyma ve anjiografi ile ilgili bilgi almanın kişiyi rahatlatması arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların stres düzeyleri ve stresle başa çıkma davranışları arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Koroner anjiografi uygulanacak hastalarda stres düzeyinin ve strese yol açan faktörlerin belirlenmesi, stresle etkin baş etme yöntemlerinin kullanımına yönelik eğitim programlarının hastanın sosyoekonomik durumu, konuşma dili ve eğitim düzeyi göz önünde bulundurularak yapılması önerilmektedir.

Bedensel endişe bozukluğu
Derya Bağlı
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Knowledge and practice of pediatric nurses in Iraq regarding breastfeeding

Regarding breastfeeding. The study is a descriptive study. The sample of the study consisted of 70 nurses working in a pediatric hospital in Erbil. Data were obtained using a Descriptive Characteristics Questionnaire and a Breast Milk and Breastfeeding Information Form. The information form was prepared by the researchers in line with the World Health Organization's breastfeeding principles and the relevant literature. The form consists of 25 questions. Data were evaluated with t test and one-way ANOVA in SPSS program. It was found that 62.5% of the nurses had knowledge about breastfeeding, and the knowledge score of nurses with experience of working in neonatal intensive care was significantly higher than those without experience (t=2.326, p<0.05). In Iraq, 55.7% of nurses rated the breastfeeding status of mothers as inadequate. It is recommended that nurses and mothers should be trained about breastfeeding. KEYWORDS: Nursing, children, Breastfeeding, breast milk, pediatric nursing

Kawthar Ibrahım Othman
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin sağlık bakımında kalite sorumluluğu ölçeği'nin türkçe'ye uyarlanması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanarak hemşire örneklemi üzerinde geçerlik ve güvenirliğini göstermek amacıyla planlanan bu çalışma, metodolojik tasarımdadır. Kalite literatürde istenilen amaçlara uygun bir şekilde devamlı iyileştirme ve başarı olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada örneklem seçimi için herhangi bir yöntem kullanılmamış, ölçek madde sayısının en az beş ile on katı arasında olacak şekilde hemşireye ulaşılması amaçlanmış, 514 hemşire çalışmaya dahil edilmiştir. İngilizceden Türkçeye çevirisi yapıldıktan sonra ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Ölçeğin değerlendirilmesinde kapsam geçerliği, yapı geçerliği, madde analizi, Kaiser Meyer Olkin–Bartlett testleri, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri ve Cronbach alfa güvenirlik katsayısı kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.97 bulunmuştur. Ölçeğin madde toplam puan korelasyon değerlerinin r=0,342 ile 0,659 arasında değiştiği saptanmıştır. Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı 0,942 ile güvenilir bulunmuştur. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda çok faktörlü yapıda faktör yüklerinin 0,526-0,838 arasında değiştiği, ölçek ifadelerinin toplam varyansın yüzde 57,387'sini açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda Hemşirelerin Sağlık Bakımında Kalite Sorumluluğu Ölçeğinin Türkçe'de geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin farklı çalışmalarda ve farklı örneklem gruplarında test edilmesi önerilir.

Muazzez Kızıltepe
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfada HPV pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısınayönelik bilgi ve davranışları

Araştırma, Şanlıurfa İl Merkezi'nde serviks kanseri taraması sonrası Human Papilloma Virus (HPV) pozitif olan kadınların serviks kanserinin erken tanısına yönelik bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa il merkezinde 1. Basamak sağlık kurumlarında serviks kanser taraması yapılan ve 2019 yılında Ulusal HPV Laboratuvar Sistemi'ne kayıtlı HPV pozitif kadınlar oluşturmuştur. Araştırmada örnek seçimine gidilmemiş, Şanlıurfa İl Merkezi'nde yaşayan tüm kadınlara ulaşılması hedeflenmiştir. Veriler, Veri Toplama Formu kullanılarak 08.09.2021-22.04.2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurulu'ndan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden Kadınların ise bilgilendirilmiş onamları alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tamamlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama ve standart sapma, tek değişkenli analizden Ki Kare ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların yaş ortalaması 43.35±8.644 olup %46.2'si herhangi bir eğitim kademesini tamamlamamıştır. Kadınların %64.4'ü serviks kanserinin ne olduğunu bilmemektedir. Kadınların %85.1'i şikayeti olmasa da serviks kanserinin erken tanısı için muayene olmayı düşünmektedir. Kadınların %62.7'si tarama sonrası erken tanı davranışı göstermiştir. Düzenli jinekolojik muayene yaptıran (%73.7), tarama sonrasında genotipi HPV 16/18 olan (%92.8) ve genotipi HPV 16/18 dışı olanlarda ise pap smear (Papanicolaou Smear) testi anormal olan (%88.5) kadınların serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeyi daha yüksektir(p<0.05). Araştırmadan elde edilen bulgular, araştırmaya katılan kadınların serviks kanseriyle ilgili bilgilerinin ve serviks kanseri erken tanı davranışı gösterme düzeylerinin yetersiz olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda tarama sonrasında sonucu pozitif olan kadınlara özel danışmanlık ve eğitimin verilmesi, 1. ve 2. Basamak sağlık çalışanlarının serviks kanseri taramaları ve tarama sonrası erken tanı hakkında bilgilerinin sürekli güncel tutulması ve hastaların tarama testi sonrasında erken tanı davranışlarını takip edecek dijital sistemin kullanılması önerilmiştir.

Güler Özel
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evde bakım hizmeti alan obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişki

Bu çalışma obez bireylerin sosyal destek algısı ile mental iyi oluş durumları ve sağlık algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmışır. Çalışma tanımlayıcı tiptedir. Ekim 2022- Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri ve Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimleri'ne kayıtlı obez bireylerde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini evde bakım hizmeti alan 103 obez birey oluşturmuştur. Çalışmada örnekleme yöntemine gidilmemiş olup evrenin tamamına ulaşılmıştır. Bilgilerin elde edilmesinde katılımcılar için tanıtıcı bilgi formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Mental İyi Oluş Ölçeği ve Sağlık Algısı Ölçeği'nden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi, Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurullardan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan obez bireylerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam puan ortalaması 47.91±18.91, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalaması 37.95±14.17, Sağlık Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 45.18±3.25'dir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r= .630, p=.000). Ayrıca Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile ve Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalamaları arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.399, p=.000). Sonuç olarak obez bireylerin sosyal destek düzeylerinin yükseltilmesine yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilebilir.

Algılanan sağlıkAlgılanan sosyal destekEvde sağlık hizmetleri
Aynur Geyik
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarının belirlenmesi

Çalışma, 40-64yaş arası kadınların sağlık algısı, kanser bilgi yükü ve kanser taramalarına yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla, Şanlıurfa Eyyübiye 10 Nolu Onikiler Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 40-64 yaş arası 323 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgi formu, Sağlık Algısı Ölçeği, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi, bilgisayarda Statistical Package for Social Sciences 26.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi ve pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Üniversite Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Kadınların Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması 49.00±6.29, Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması 19.05±4.12, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalaması 82.17±14.30 olarak belirlenmiştir. Kadınların kendi kendine meme muayenesi yapma durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.969, p=0.000) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=9.336, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mamografi çektirme durumuna göre Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.951, p=0.003) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.736, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır. Smear testi yaptırma durumuna göre Sağlık Algısı Ölçeği (t=2.052, p=0.041), Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-2.402, p=0.017) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=6.947, p=0.000) puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Gaitada gizli kan baktırma durumu ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği (t=-3.452, p=0.001) ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (t=5.376, p=0.000) puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Ayrıca Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=-.283, p=0.000). Sağlık Algısı Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzey anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.175, p=0.002). Kadınların Kanser Bilgi Yükü Ölçeği puan ortalaması ile Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=-.509, p=0.000). Sonuç olarak kadınların sağlık algısının, kanser taramalarına yönelik tutumlarının yükseltilmesi, kanser bilgi yüklerinin düşürülmesi için girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Ayşe Atçi Koyuncu
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireylerin kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısının kolorektal kanser tarama davranışlarına etkisi

Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023-Ağustos 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 50-70 yaş arası 1834 birey, örneklemini ise 318 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimli ve eğitimsizler için standardize mini mental testler, anket formu ve kolorektal kanser tarama davranışları yarar ve engel algısı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Varyans Analizi ve Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumdan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Çalışmada katılımcıların %18.2'si dışkıda gizli kan testi, %10.1'i kolonoskopi yaptırdığını belirtmiştir. Bireylerin Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı puan ortalaması 21.18±2.75, yarar algısı puan ortalaması 6.73±1.07, kolonoskopi engel algısı puan ortalaması 33.29±4.63, yarar algısı puan ortalaması 9.85±1.29 bulunmuştur. Katılımcıların dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yaptırma durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi engel algısı ve kolonoskopi engel algısı puan ortalaması arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin yaşına ve sağlığı algılama durumuna göre dışkıda gizli kan testi yaptırma, yaşa göre kolonoskopi yaptırma arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca eğitim durumu ile Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği dışkıda gizli kan testi yarar alt boyutu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ile dışkıda gizli kan testi engel alt boyutu arasında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların cinsiyet, medeni durumuna göre Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği kolonoskopi yarar alt boyutu puan ortalaması arasındaki, yaşa göre kolonoskopi engel alt boyutu puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak bireylerin kolorektal kanser tarama davranışlarını gerçekleştirme oranlarının, dışkıda gizli kan testi ve kolonoskopi yarar alt boyutları puan ortalamalarının düşük olduğu görülmektedir. Kolorektal kanser tarama davranışlarını engelleyen faktörlerin belirlenip, bu faktörlere yönelik girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Mehmet Yılmaz
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumu ve bu desteğin anemiye etkisi

Bu çalışma, yeni doğum yapmış kadınlarda hamileliği boyunca demir desteği kullanım durumunu belirlemek, anemi görülme sıklığını hesaplamak ve demir desteği kullanım durumu ile anemi arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yeni doğum yapmış kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 1 Kasım-1 Aralık 2024 tarihleri arasında ulaşılan 240 yeni doğum yapmış kadın oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile yüz-yüze toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma, nominal değişkenler için sayı ve yüzde kullanılmıştır. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi, normal dağılım grafikleri incelerek belirlenmiştir. Sürekli değişkenler yönünden farkın önemliliği için bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü Anavo testeleri ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Kadınların % 24,2'sinin okuma yazmasının olmadığı, %15,4' ünün 20 yaş altında olduğu hesaplanmıştır. Kadınların % 35,0'nın şuan yapmış olduğum doğum sayısının dört veya daha fazla olduğu görülmüştür. Kadınların hemoglobin değerlerine bakılınca da gebelikte anemi kabul edilen hemoglobin değeri 11 gr/dL' nin altında olan kadınların oranı % 40 olduğu görülmüştür. Kadınların % 75,4' ünün şu anki hamileliklerinde demir destek tedavisi aldıkları, % 46,3'ünün demir desteğine 4. aydan önce başladığı saptanmıştır. Kadınların % 16,0'ının demir destek tedavisinde yan etki yaşadığını, yan etki yaşayan kadınların % 69,0'ı demir desteğini bıraktığı saptanmıştır. Sonuç olarak kadınların genç ve eğitimi düşük olduğu, çok fazla doğum yaptığı saptanırken, kadınların anemi prevelansının yüksek olduğu, demir desteği kullanmada eksik, yanlış bilgi ve uygulamalarının olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, demir eksikliği anemisinin halen önemli bir anne sağlığı sorunu olmaya devam ettiği için gerekli önlemlerin alınarak beslenmenin düzenlenmesi ve demir destek kullanımının doğru olarak yapılmasının yaygınlaştırılması ve bu konuda özellikle halk sağlığı hemşirelerin farkındalığın artırılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yeni doğum yapmış kadın, Demir Desteği, Anemi, Halk Sağlığı

Büşra Oruç
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gençlerin akıllı telefon bağımlılığı ve sağlıklı yaşambiçimi davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma gençlerin akıllı telefon bağımlılıkları ile sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Eylül 2023 – Ağustos 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Eyyübiye 01 No'lu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde yaşayan 18-24 yaş arası 3727 birey örneklemini ise 348 birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde t testi, Mann Whitney U testi, Varyans Analizi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmada gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 32.31±9.45, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalaması ise 114.37±21.19 olarak bulunmuştur. Ayrıca gençlerin Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II toplam puan ortalamaları arasında düşük düzeyde, negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = -0,118; p = 0,028). Sonuç olarak gençlerin akıllı telefon bağımlılık düzeyleri azaldıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının arttığı görülmektedir. Bu nedenle gençlerin akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini düşürecek, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını arttıracak sağlık eğitimlerinin planlanması, girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Hemşirelik, Gençler, Akıllı telefon bağımlılığı, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları

GençlerHemşirelik
Bedirhan Çaldıran
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeylerinin ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı, 30-64 yaş arası kadınların jinekolojik kanser farkındalık düzeyleri ve meme kanseri kadercilik algılarının belirlenmesidir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup Şanlıurfa Eyyübiye Harrankapı 25 Nolu Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2023 – Haziran 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 333 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği ve Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t Testi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılması için ilgili kurumlardan, Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve katılımcılardan izin alınmıştır. Araştırmaya katılan kadınların Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 146.02±21.70, Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği toplam puan ortalaması 7.40±2.61'dir. Kadınların eğitim durumuna (KW=10.079; p=0.018), gelir durumuna (KW=6.966; p=0.031), sosyal güvencesine (t=3.417; p=0.001) göre Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Ayrıca Jinekolojik hastalık durumuna (t=3.056, p=0.003), jinekolojik muayene olma durumuna (t=6.291, p=0.001), jinekolojik kanserleri duyma durumuna (t=5.655, p=0.000), jinekolojik kanser belirtilerini bilme (U=1683.000, p=0.000), jinekolojik kanserler ile ilgili tarama testlerini bilme (t=5.676, p=0.000), pap smear testi yaptırma (t=5.281, p=0.000) durumlarına göre JKFÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Katılımcıların yaşına (t=-4.934; p=0.000), eğitim durumuna (KW=35.857; p=0.000), gelir durumuna (KW =7.653; p=0.022), sosyal güvencesine (t=2.686; p=0.007) göre meme kanseri kadercilik ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak kadınların jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin düşük ve meme kanseri kadercilik algılarının yüksek olduğu söylenebilir. Bu nedenle jinekolojik kanserler farkındalık düzeylerinin arttırılması ve meme kanseri kadercilik algılarının azaltılması için eğitimler verilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Meme Ka nseri, Hemşirelik, Kadercilik, Farkındalık , Jinekolojik Kanserler

FarkındalıkHemşirelikKadercilik
Esmanur Özen
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisi: Şanlıurfa örneği

Bu araştırma hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde Sağlık Bakanlığına bağlı üç hastane ve il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinde görev yapan toplam 625 hemşire ile Aralık 2020-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri tanıtıcı bilgi toplama formu, hemşire iş doyum ölçeği ve hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeği ile toplanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, t-testi, ANOVA testi, Tukey testi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçek toplam puan ortalamasının (96,38±20,69) ortalamanın altında; hemşire iş doyum ölçek toplam puan ortalamasının (2,99±0,66) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Bekar hemşirelerin, lisans altı eğitimden mezun hemşirelerin, haftalık çalışma saati 40 saat olan, kurumda kariyer hedefi bulunan, iş yaşam kalitesi ve iş doyum algılarını beş puan ve üzerinde değerlendiren hemşirelerin, hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçekleri toplam puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Meslekte çalışma yılı, çalışma statüsü ile hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmaz iken, 6 ay-5 yıl arası çalışan, sözleşmeli hemşirelerin hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Devlet Hastanesi ve Üniversite Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalamaları diğer hastanelerden daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalamaları ile hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalaması arasında pozitif yönde yüksek düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= 0.770); hemşirelerin iş yaşam kalitesi artıkça iş doyumunun da artığı belirlenmiştir. Yöneticilerin hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ve iş doyum düzeylerini artırıcı girişimlerde bulunması önerilebilinir. Anahtar kelimeler: Hemşire, iş yaşam kalitesi, iş doyumu

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Bedriye Şeker Tarhan
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyenfaktörler

Bu çalışma, 4-11 yaş grubu çocuklarda problemli medya kullanımı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şanlıurfa ilinde yer alan iki hastanenin çocuk kliniklerine başvuran 400 ebeveyn oluşturmaktadır. Veriler, Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu, Problemli Medya Kullanım Ölçeği-Kısa Formu, Güçler-Güçlükler Anketi ve Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi kullanılarak toplanmıştır. Veriler MANOVA ve Regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya alınan ebeveynlerin %88.5'i anne, %35.5'i 30-35 yaş grubundadır. Çocukların %59.3'ü erkek, %41.8'si 4-7 yaş, %58.3'ü 7-11 yaş grubunda yer almaktadır. Çocukların Problemli Medya Kullanım ölçeği puan ortalaması 2.7±1.03, Güçler-Güçlükler Anketi puan ortalaması 17.0 ± 4.7, Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Anketi puan ortalaması 46.9 ± 7.7 olarak elde edilmiştir. Çocukların günlük medya kullanım süresi ortalama 2.9 ± 1.4 saattir. Ebeveynlerin %45'i çocuğun huzursuzluğunu gidermek, %44'ü oyun için medya araçlarını kullandığını bildirmiştir. Çocukların cinsiyeti, karne derecesi ve medya aracına verdiği tepki ile problemli medya kullanım puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmiştir. Uyku sorunu ve güçlük puanı arttıkça problemli medya kullanım puanı artmaktadır. Çocuklarda problemli medya kullanımının etkilerine yönelik ebeveynlere eğitimlerin verilmesi ve müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir.

Ana-babaHemşirelikProblem davranış+3
Hasan Kulu
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındakiilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi ile sağlık algısı ve sağlıklı yaşam tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma tanımlayıcı tipte olup, Şanlıurfa Eyyübiye 4 Nolu Ertuğrulgazi Aile Sağlığı Merkezi Bölgesi'nde Ekim 2021 - Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 194 diyabet tanısı olan birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında eğitimliler ve eğitimsizler için mini mental testler, tanıtıcı bilgi formu, akılcı ilaç kullanımı ölçeği, sağlık algısı ölçeği, tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U Testi, Krukall Wallis Analizi, Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni ve katılımcı izni alınmıştır. Diyabetli bireylerin %9,8'inin akılcı ilaç kullanma bilgisinin olduğu saptanmıştır. Akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile sağlık algısı ölçeği puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken (r = ,095, p= 0,188), akılcı ilaç kullanım ölçeği puan ortalaması ile tip 2 diyabet ve sağlığı geliştirme ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki (r= ,220, p= 0,002) saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin akılcı ilaç kullanımı bilgisini, olumlu sağlık algısını ve sağlıklı yaşam tarzlarını geliştirecek girişimsel hemşirelik çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, akılcı ilaç kullanımı, sağlık algısı, sağlıklı yaşam tarzları, hemşirelik.

Akılcı ilaç kullanımıBilgi düzeyiDiabetes mellitus+4
Belma Aydın
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmanın evrenini Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi ( 428 ), Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi (430), Dağkapı Devlet Hastanesi ( 86 ), Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi (1134 ) ve Dicle Üniversitesi Hastanesi (956) bünyesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 787 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden hemşirelerden elde edildi. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan tanıtıcı bilgi formu (EK-1), Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluklarında Temel Yeterlilikler Anketi (EK-2) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (EK-3) kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda T-testi, Tek Yönlü (Oneway) ANOVA testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin HAHOTYÖ toplam puan ortalaması 138.73±38.70 olarak bulunmuştur. Bu bulgular, hemşirelerin afetlere hazırlıkla ilişkili mesleki yeterliliklerinin çeşitli düzeylerde algılandığını, ancak genel olarak yeterli düzeyde değerlendirildiğini göstermektedir. Afet hazırlık temel yeterlilik puanları ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan Pearson korelasyon analizi sonuçlarına göre, afet hazırlık düzeyi ile bazı stresle başa çıkma alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler bulunmuştur. En yüksek korelasyon kendine güvenli tutum ile afet hazırlık toplam puanı arasında saptanmış olup (r=0.254, p<0.01), bunu sırasıyla iletişim becerileri (r=0.255, p<0.01) ve teknik beceriler (r=0.251, p<0.01) izlemektedir. Sonuç olarak hemşirelerin afetlere hazır oluş durumları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişki olduğu, hemşirelerin afet bilgi düzeylerinin arttırılması, psikolojik sağlamlığı, teorik ve uygulamalı eğitimlerin artırılması önerilmektedir.

Stresle başetme
Mehmet Nur Geyik
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İntraartiküler enjeksiyon uygulanan çocuklarda bilgisayar oyunlarının ağrı puanı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisi

Hastane ortamında karşılaşılan invaziv girişimler çocuklar için ağrı ve anksiyete kaynağıdır. Bu çalışma intraartiküler enjeksiyon işlemi sırasında uygulanan bilgisayar oyununun çocukların ağrı, kaygı düzeyi ve işlem süresine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Etik kurul, kurum ve çocuk/ailesinden izinler alındı. Evreni Eylül 2016- Ekim 2017 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Romatoloji bölümünde tedavi olan çocuklar, örneklemi vaka seçim kriterlerine uyan 41 çocuk (deney:20 kontrol:21) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-Demografik Veri Formu, Uygulama Kayıt Formu, Face Pain Scale- Revized (FPS-R), Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), dijital kronometre, bilgisayar oyunu ve tablet kullanıldı. Deney grubuna intraartiküler enjeksiyon uygulaması sırasında tabletten bilgisayar oyunu oynatıldı. Kontrol grubuna rutin işlem yapıldı. İşlem öncesi sırası ve sonrası ağrı, işlem öncesi ve sonrası kaygı puanları ölçüldü. İşlem süresi kayıt edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Çalışma sonunda grupların tanımlayıcı özellikler açısında benzer olduğu görüldü (p> 0,05). Deney grubunda bilgisayar oyununun ağrı (p=0,000)ve kaygı puan (p=0,001) ortalamalarını anlamlı düzeyde azatlığı, işlem süresini kısaltığı (p=) belirlendi. İntraartiküler enjeksiyon uygulamasında bilgiayar oyunu ile dikkati başka yöne çekme uygulamasının kullanılması önerilir.

Akut ağrıAnksiyeteAğrı+7
Gülmelek İnanlı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisi

Osteoporoz, postmenopoz dönemdeki kadınların büyük kısmını etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan birçok çalışmada osteoporozun erken dönemde önlenmesi ve risk faktörlerinin azaltılmasında toplum sağlığı hemşirelerinin önemli roller alabileceği üzerinde durulmuştur. Bu çalışma postmenopoz dönemdeki kadınlarda sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin osteoporozdan korunma bilgi, tutum ve davranışlarına etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Haziran 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbul İli Kadıköy İlçesinde faaliyet gösteren bir Aile Sağlığı Merkezinde 82 postmenopoz dönemdeki kadın (girişim grubu=41, kontrol grubu=41 ) ile yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 hafta süreyle Sağlık İnanç Modeline dayalı olarak oluşturulan kısa görüşmeler programı (5A modeli) uygulanmıştır. Programın ardından izlem döneminde 12 hafta süreyle, haftada iki veya üç kez toplam 45 mesaj gönderilmiştir. Veriler tanımlayıcı form, Osteoporoz Sağlık İnanç Ölçeği (OSİÖ), Osteoporoz Özetkililik ve Yeterlik Ölçeği (OÖEYÖ), Osteoporoz Bilgi Testi (OBT) ve Egzersiz Yapma Ölçeği (EYDÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, varyans analizi, Mann-Whitney U ve Friedman testi kullanılmıştır. Son test ve izlemde girişim grubunun OSİÖ, OÖEYÖ, OBT ve EYDÖ puan ortalamalarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık inanç modeli temelli kısa görüşmelerin postmenopoz dönemdeki kadınların osteoporoz sağlık inançlarını, öz-etkililik-yeterlik güvenlerini ve egzersiz yapma davranışlarını olumlu yönde değiştirdiği, osteropozdan korunmaya ilişkin bilgilerini artırdığı bulunmuştur. Bu çalışma kapsamında uygulanan sağlık inanç modeli kısa görüşmelerin birinci basamakta çalışan hemşirelere rehber olabileceği düşünülmektedir.

HemşirelikKadınlarMenopoz+6
Nurcan Kolaç
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yönetici hemşirelerin kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisi

Bu araştırma; yönetici hemşirelerde kişisel açılım ve geri bildirim düzeylerinin empatik eğilim ve kişilerarası problem çözme becerileriyle ilişkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma; Eylül 2015-Kasım 2016 tarihleri arasında İstanbul ili içinde bulunan devlet üniversitelerinin hastanelerinde çalışan yönetici hemşirelerle gerçekleştirildi. Veriler, araştırmacı tarafından yönetici hemşirelerin kendilerini tanıtan, sosyodemografik özelliklerini içeren Yönetici Hemşirelerin Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Johari Penceresi Testi, Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ), Kişilerarası Problem Çözme Envanteri(KPÇE) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (ortalama, standart sapma, frekans), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U post hoc testi, Spearman Rho Korelasyon Analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin meslekte çalışma sürelerinin 3,5 ile 40 yıl arasında değişmekte olup, yönetici olarak çalışma sürelerinin ortalaması 9,41±7,96 olarak saptandı. Yönetici hemşire ön lisans mezunlarının probleme olumsuz yaklaşma durumlarının, lisans mezunlarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Haftalık 40 saat ve üzerinde çalışan hemşirelerin kendine güvensizlik durumunun, haftalık 40 saat çalışanlardan daha yüksek olduğu saptandı. Kendi isteğiyle yönetici pozisyonuna atanan hemşirelerin empatik eğiliminin, görevlendirme ile atananlardan daha yüksek olduğu bulundu. Yönetici hemşirelerin kişisel açılım düzeylerinin, probleme olumsuz yaklaşma ve kendine güvensizlik ile empatik eğilim arasında negatif yönde %20,8 ve %24,7 düzeylerinde anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Yönetici hemşirelerin geri bildirim düzeylerinin, yapıcı problem çözme ve ısrarcı sebatkar yaklaşım ile empatik eğilim arasında pozitif yönde %22,3 ve %23,3 anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Araştırma sonucunda, yönetici hemşirelerin kişisel ve geri bildirim düzeylerinin düşük, empatik eğilimlerinin orta düzeyde, problem çözme konusunda ise başarılı, karşılaşılan güçlüklerle baş edebilme seviyesi yüksek, kendine güvenen bireyler olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Kişisel açılım, empati, problem çözme, johari

EmpatiEmpatik eğilimGeri bildirim+5
Özge Çavdar İspirli
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

KOAH'lı hastalarda öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisi

Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde öz-etkililiğin, bakım verenlerin yükü ile ilişkisini incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini KOAH tanısı olan 182 birey ve bu bireylere bakım veren 182 birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak KOAH'lı bireyler için "Bilgi Formu", "KOAH Değerlendirme Testi [COPD Assessment Test (CAT)]" ve "KOAH Öz-etkililik Ölçeği" kullanıldı. Bakım veren bireylere ise; "Bilgi Formu" ve "Bakım Verenlerin Yükü Ölçeği" uygulandı. Her iki gruba veri toplama araçları aynı anda uygulanarak, yüz yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogrov Smirnov Testi, Mann Whitney-U Testi, Kruskall Walls-H Testi, Bonferroni düzetmesi, Sperman Korelasyon Analizi kullanıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Yaş ortalaması 63,55±11,75 olan KOAH'lı bireylerin KOAH Öz-Etkililik Ölçeği puan ortalaması 2,32±0,43 ve CAT puanı 26,97±5,25'dır. Bireylerin %96,2'sinin KOAH Öz-Etkililik puanı 3'ün altında ve KOAH nedeni ile günlük yaşamları ve sağlıkları yüksek düzeyde etkilenmektedir. Yaş ortalaması 48,77±14,09 olan bakım verenlerin Bakım Verme Yükü Ölçek puanı 30,51±10,62'dir. Bakım verenlerin %64.8'inin bakım verme yükü hafif düzeydedir. KOAH'lı bireylerin öz-etkililiğinin artması ile bakım verenlerin yükünün azaldığı (r=-0,33; p<0,015), KOAH'ın günlük yaşama ve yaşam kalitesine etkisi artarken bakım verenlerin yükünün arttığı (r=0,51; p<0,001) görülmüştür. Sonuç olarak KOAH'lı bireylerin öz-etkililiği ve yaşam kalitesi bakım verenlerin yükünü etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, CAT, Öz-Etkililik, Bakım Veren

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifBakım verenler+4
Semiha Kar
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gastrointestinal sistem kanser tanısı almış yatan hastalarda uyku ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANSER TANISI ALMIŞ YATAN HASTALARDA UYKU VE YAŞAM KALİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışma, Gastrointestinal Sistem (GİS) kanseri tanısı alan hastalarda uyku ve yaşam kalitesinin incelenmesi, değerlendirilmesi ve yükseltilmesi amacı ile tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya, 01 Mart– 01 Haziran 2018 tarihleri arasında İstanbul ili Avrupa bölgesinde yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinin Genel Cerrahi servisinde GİS kanser tanısı almış 65 yatan hasta dâhil edildi. Örneklem grubunun hastaların min-max yaş sınırları 35-85 saptanmış olup; yaş ortalaması 62.87 ± 11.96‟dir. Hastaların %40'ı ‟i kadın, %60‟ı ise erkektir. Hastaların hastalık süresi ortalaması 18.03±34.20'dır. Veriler, 21 sorudan oluşan anket formu, EORTC QLQ C-30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi kullanılarak yüz yüze yapılan görüşme sonucunda toplanmıştır. EORTC-QLQ-C30 genel yaşam kalitesi ölçeğini güvenilirlik analizlerinde genel sağlık skoru Cronbach's Alpha katsayısı 0,857 yüksek derecede güvenilir olarak belirlenmiştir. PUKİ ölçeğinde ise Cronbach's Alpha katsayısı 0,636 oldukça güvenilir olarak belirlenmiştir. Hastaların fonksiyonel yaşam kalite skorlarının %64,78, genel sağlık skorlarının ise %40,38 olarak bulunmuştur. Uyku bozukluklarının, gastrointestinal kanser hastalık sürecinde, uyku-uyanıklık döngüsünde ve uyku kalitesi üzerinde etkisinin olduğu bilinmektedir. 45-64 yaş arası yatan hastalarda uyuma güçlüğünün yüksek olduğu saptanmıştır. Kanser tedavisinin yol açtığı bulantı, kusma, enfeksiyonlar ve tedavi sonucunda oluşabilecek komplikasyonlar ve hastanın uzun süreçte hastanede kalması yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Hastalarda bulantı ve kusmanın artmasıyla uyku sürelerinin kısaldığı bulunmuştur (r: -,253, p: 0,042, p˂0,05). Genel iyilik durumunun azalması ile birlikte uykuya dalmada güçlük durumunu arttırdığını bulunmuştur (r: -,261, p: 0,036, p˂0,05). Anahtar kelimeler: Gastrointestinal Sistem Kanserleri, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi

Gastrointestinal hastalıklarGastrointestinal neoplazmlarNeoplazmlar+3
Çağdaş Uluçay
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin ilaç uygulama hatalarının gözlenmesi

Araştırma, İstanbul'daki bir devlet hastanesinin pediatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin parenteral, oral ve inhaler ilaç uygulama hata oranlarını gözlemlemek amacıyla tanımlayıcı tasarım tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini Nisan-Aralık 2018 tarihleri arasında bu hastanede çalışan toplam 43 hemşireye ait 653 pediatrik ilaç uygulaması oluşturdu. Verilerin toplanmasında güvenli ilaç uygulama ilkeleri doğrultusunda hazırlanan "gözlem formu" ve "veri toplama formu" kullanıldı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra iki grup arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U test, ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak amacıyla da Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U test kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hemşirelerin güvenli ilaç ilkeleri doğrultusunda ilaç uygulama hata oranlarının parenteral ilaçlarda 0,53, inhaler ilaçlarda 0,67, oral ilaçlarda ise 0,57 olduğu, inhaler ilaç hata oranının istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). İlaç hata oranlarının; hemşirelerin yaşına, öğrenim durumuna, meslekte toplam çalışma süresine, pediatri kliniğindeki çalışma deneyimine, çalıştığı birime, pediatri kliniğinde kendi isteği ile çalışıp çalışmama durumuna, aylık ortalama nöbet sayısına, hemşire-hasta oranına ve uygulama zamanına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ilaç uygulamalarına yönelik daha fazla sayıda gözlemsel çalışma yapılarak ilaç hatalarının nedenlerine yönelik önlemler alınması ve etkin standart eğitim modellerinin geliştirilmesi önerilmektedir.

Ana-çocuk hemşireliğiGözlemHasta güvenliği+7
Zeynep Yayla
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koroner BY-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastanede kalış süresi ve hemşirelerin rolü

Tıbbi işlemlerin kalitesi ve yararları hem sağlık hizmeti sağlayıcılarının hem de hastaların temel endişesidir. Tıbbi bakımda mükemmelliğin temel belirleyicileri morbidite ve mortalite oranlarıdır. Açık kalp cerrahisi öncesi risk sınıflandırması, morbidite ve mortalite oranları hakkında fikir verebilmektedir. Morbidite ve mortalite risklerini hesaplamak için hasta verilerinin geriye dönük veya ileriye dönük analizi önem arz etmektedir. Perioperatif komplikasyon risklerini belirlemek için modeller veya rehberler geliştirilmiştir (Kaplan ve ark., 2003). Kalp cerrahisinin perioperatif risklerini değerlendirmek için çeşitli skor algoritmaları da geliştirilmiştir. "Parsonnet, Cleveland Clinic, Fransız, Pons Ontario Eyaleti Risk ve EuroSCORE" bu puanlama algoritmalarının iyi bilinen örnekleridir. Bu retrospektif araştırmada, koroner by-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastane kalış süreleri ve hemşirelik hizmetleri arasındaki ilişki araştırıldı. Hastaların yatış süreleri ve EuroSCORE 2 skorları analiz için elde edildi. Bu çalışmada koroner by-pass cerrahisi geçiren hastaların hastanede kalış süreleri incelendi. Çalışmaya İstanbul'da bir Üniversite hastanesinde ameliyat olan 200 hastanın verileri dahil edildi. İstatistiksel analizler SPSS 24 programı ile yapıldı. Yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri hasta yaş gruplarına göre gruplandırıldığında, 80 yaş üstü hasta grubu ile 35 yaş altı hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın bulunduğu görülmüştür (p<0.001). Bu çalışma sonucunda, koroner by-pass cerrahisi olan diyabetli hastaların diyabeti olmayan hastalara göre EuroSCORE risk puanlarının yüksek olduğu ve hastanede kalış sürelerinin daha fazla olduğu bulundu (p<0.001). Araştırmaya katılan bireylerde ilerleyen yaşın hastanede kalış süreleri ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0.001). Böbrek yetersizliği, geçirilmiş kardiyak cerrahi, KOAH (p<0.001) ve kritik preoperatif (p<0.002) öyküsü olan hastaların hastane kalış sürelerinin 5 günden fazla olduğu belirlendi. Sonuç olarak , riskli grupta yer alan yaşlı, diyabetik hastalar yakından izlenmelidir. Hemşirelik bakımlarının titizlikle yapılması hastalarda düşük komplikasyon oranları ve kısa hastane kalış süreleri yönünden hayati önem arz etmektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitusEuroSCORE skorlama sistemi+7
Seda Nur Sungur
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoğun bakım hastalarına müzik dinletmenin yaşam bulguları üzerine etkisi

Yoğun bakım hastalarına müzik dinletmenin yaşam bulguları üzerine etkisini incelemek amacı ile öntest sontest düzende deneysel olarak yapılan araştırma, bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde Şubat-Temmuz 2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini koroner arter bypass greft ameliyatı olmak için gelen hastalar oluşturdu. Örneklemini ise çalışma kriterlerini karşılayan 105 hasta oluşturdu. Örneklemi oluşturan hastalar entübe/spontan solunumu olmayanlar, entübe/spontan solunumu olanlar ve extübe hasta grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların yoğun bakımda stabilizasyonları sağlandıktan sonra ameliyat öncesi dönemde kendi seçtikleri müzik 30 dk süre ile kulaklık kullanılarak dinletildi. Müzik dinleme öncesi ve sonrası yaşam bulguları kaydedildi. Veriler kişisel bilgi formu ve yaşam bulguları kayıt formu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, frekans, Tek Yönlü ANOVA testi, Kruskal Wallis testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testi kullanıldı. Entübe/spontan solunumu olmayan hasta grubunda müzik dinleme sonrası diyastolik kan basıncı, solunum sayısı ve satürasyon düzeyindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Entübe/spontan solunumu olan hasta grubunda müzik dinleme sonrası nabız hızı ve sistolik kan basıncı değerlerindeki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Extübe olan hasta grubunda müzik dinleme sonrası yüksek olan nabız hızı, sistolik ve diyastolik kan basıncı ve solunum sayısındaki düşme ve düşük olan satürasyon düzeyindeki yükselme istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen bulgular koroner arter bypass greft (CABG) sonrası yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda dinletilen müziğin yaşam bulguları üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermekte olup CABG hastalarında uygulanması önerilmektedir.

Serap Yüksel
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu araştırma yanık hastalarının sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ile birlikte sosyal görünüş kaygısının ve vücut algısının yaşam kalitesi üzerine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın modeli kesitsel ve tanımlayıcı olarak belirlenmiştir. Çalışmada Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran veya yatışı yapılmış 108 yanık hastası üzerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile birlikte sosyal görünüş kaygısı ölçeği, vücut algısı ölçeği ve yaşam kalite ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak üzere korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Hastaların tanımlayıcı özelliklerine göre sosyal görünüş kaygısı, vücut algısı ve yaşam kalitesinin değişip değişmediği anova ve t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda sosyal görünüş kaygısı ile yaşam kalitesi arasında ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Vücut algısının yaşam kalitesi üzerinde azaltıcı etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yanık, Sosyal Görünüş Kaygısı, Vücut Algısı, Yaşam Kalitesi

Beden algısıSosyal görünüş kaygısıYanıklar+2
İlayda Yeşilyurt
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısı

Bu araştırma dahiliye kliniklerinde COVİD-19 tanısı ile yatan hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım algısını değerlendirmek amacıyla yapıldı. İstanbul İli Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi pandemi dahiliye kliniklerinde tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, 269 hasta ve 35 hemşire ile 10 Haziran 2021- 10 Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın verileri Hasta Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hasta, Hemşire Bilgi Formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-B-Hemşire kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri istatistiksel analiz için SPSS 22.0 for Windows programı kullanıldı. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmada hastaların Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hasta ölçeği toplam puan ortalamaları 3,79±0,82 iken, hemşirelerin Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-Hemşire ölçeği toplam puan ortalamaları 3,87±1,05 saptandı. Hemşirelerin verdikleri bakımdan memnuniyet derecelerinin ortalaması 6,5±1,7 (aralık 4-10) iken hastaların aldıkları hemşirelik bakımından memnuniyet derecelerinin ortalaması 7,2±2,3 (aralık 1-10) olarak belirlendi. Hastaların ve hemşirelerin bireyselleştirilmiş bakım skalası puan ortalamaları ve alt puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.

COVID 19Hasta bakımıHemşireler+5
Seçil Bulut
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin yaşadığı COVID-19 korkusu ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişki

Araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin yaşadığı COVID-19 korkusu ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tasarımda, ilişki arayıcı, kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Van' da bir üniversite hastanesinde görev yapan 597 hemşire oluşturdu. Araştırmada örneklem seçilmeyip, tam sayım yöntemi ile çalışmaya katımayı kabul eden ve anket formunu eksiksiz dolduran 443 hemşire katıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Veri Toplama Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği" ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" kullanıldı. Araştırmaya ait veri analizleri, bilgisayar ortamında SPSS 26 paket programı ile bulguların yorumlanmasında frekans tabloları, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin "COVID-19 Korkusu Ölçeği" puan ortalaması (16,97 ± 5,29) ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" puan ortalaması (13,23 ±4,44) olarak saptandı. Araştırmaya katılan hemşirelerin hem COVID-19 Korku Ölçeği puan ortalamalarının hem de İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu bulundu. COVID-19 Korkusu Ölçeği ile hemşirelerin eğitim durumu, gelir durumu ve COVID-19 aşısı olma durumu ile arasında anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,05). İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ile yaş, mesleki deneyim süresi, çalışma şekli, hemşirelik mesleğini isteyerek seçme durumu, hemşirelik mesleğini yapmaktan mutlu olma durumu ve COVID-19 tanısı alma durumu ile arasında anlamlı bir fark belirlendi (p<0,05). Araştırmada COVID-19 Korkusu Ölçeği ile İşte Ayrılma Niyeti Olçeği puan ortalamalarının arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde bir ilişki olmasına rağmen, istatistik açıdan anlalı bir ilişki saptanmadı. Hemşirelerin işten ayrılma niyeti ile ilişkili faktörün ekonomik durumları ile ilgili olabileceği kanısına varıldı. Bu konuda daha derinlemesine araştırma yapılması önerildi. Anahtar Kelimeler: COVID-19, COVID-19 Korkusu, Hemşire, İşten Ayrılma Niyeti

Acil hemşirelikCOVID 19Hemşireler+6
Doğan Umut Avcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Multipl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükü ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki

Kronik hastalıklar fizyolojik olarak geri dönüşümsüz değişikliklere yol açan, yaşamın uzun bir dönemini kapsayan sürekli tıbbi bakım gerektiren hastalıklardır. Bireyin hayatına beklenmedik bir anda giren hastalık olgusu, kendisinden beklenen kişisel, sosyal rol ve fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemekte ve neticede birtakım psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Hastalığın kronik halde seyri ise hasta ve yakınları için bu sorunları uzun dönemli ve karmaşık bir hale getirip yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Hasta yaşamının tüm süreçlerinde yaşam kalitesinde olumsuzluklara ve güçlüklere yol açan, hem hastanın hem de bakım vericinin yaşam kalitesinde önemli ölçüde düşüşe neden olan tıp literatüründe yer alan hastalıklardan biri de Multipl Skleroz (MS) hastalığıdır. Dolayısıyla bu çalışma araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte olup multıpl skleroz hastalarına evde bakım veren aile bireylerinin bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin nöroloji kliniğine kayıtlı 158 hasta yakını birey oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Bakım Vereni Tanıtıcı Bilgi Formu (Ek-1), Bakım Verme Yükü Ölçeği (Burden İnterview) (Ek-2), Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği–(Ek-3) nin kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package For Social Science (SPSS) programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda, bakım vericilerin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 57.89 ± 15.33 olarak tespit edilmiştir. Bakım vericilerin eğitim durumuna, çocuk sahibi olma durumuna, hastaya olan yakınlık derecesine, hasta ile aynı evde yaşama durumuna, toplam bakım verme süresine, tedavi sürecinde sağlığının etkilenme durumuna, sorumlulukları etkileme durumuna, evlilik ilişkilerinde sorun yaşama durumuna göre, aile ilişkisinde sorun yaşama durumuna göre bakım verme yükü ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamızda Bakım Vericilerin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden elde edilen bulgulara göre yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamasına bakıldığında, puan ortalamasının en yüksek olduğu madde yük alt boyutunda olmuştur (26.00 ± 9.75). Ayrıca Bakım Verme Yükü Ölçeği ile Bakım Vericinin Yaşam Kalitesi ölçeği arasında negatif yönde orta güzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir.

AileBakım verenlerBakım verme yükü+4
Kemal Atan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İleri evre diz osteoartritli hastaların günlük yaşam aktivite düzeyinin bakım yükü ve uyku kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Diz osteoartriti ileri yaş popülasyonda sıklıkla görülen kronik ve ilerleyici kemik eklem hastalığıdır. Etkilenen bireylerde şiddetli ağrı, kronik morbitide ve iş gücü ve bakım yükü oluşturmaktadır. Kronik hastalıkların beraberinde getirdiği bakım verenin algıladığı bakım yükü sıklıkla araştırılan güncel konulardandır. Hastaların günlük yaşam aktiviteleri ve uyku kaliteleri hastanın bakım yükünü etkileyen faktörlerdendir. Çalışmanın amacı osteoartritin neden olduğu fonksiyonel kısıtlılığın hastanın uyku kalitesine ve bakım yüküne etkisi olduğunu düşünerek, osteoartritli bireylerin günlük yaşam aktivitelerini bağımsız olarak gerçekleştirmelerinin uyku kalitesi ve bakım veren hasta yakınları için bakım verme yüküne etkisini incelemektir. Çalışmamızı gözlemsel tasarımla tanımlayıcı kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evreni ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran ileri evre diz osteoartrit hastalarından oluşturuldu. Hastaların sosyo-demografik özelliklerini belirleyen Hasta Tanıtıcı Anket Formu, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA), Uyku Kalitesi Ölçeği ve hastaya bakım veren yakınları için Bakım Verme Yükü Ölçeği' nden, yararlanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri yapıldı. Çalışma örneklemi 160 kişiden oluşmakta ve ortalama yaşı 68.6±5.8 yıl olduğu görüldü. Hastaların %69.4(n=111) kadınlardan oluşmaktaydı. Olguların ortalama(minimum-maksimum) bakım verme yükü ölçeği değerleri 58.9±12(30-80), KATZ GYA ortalama(minimum-maksimum) ölçeği değeri 4.3±1(2-6), Pittsburgh uyku kalitesi ortalama(minimum-maksimum) ölçek değeri 9.6±4(2-18) olduğu gözlendi. Hastaların KATZ GYA ölçek değerleri ile bakım verme yükü arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (P=0.000) Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri ile bakım yükü arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.002). Ancak, KATZ GYA ölçek değerleri ile Pittsburgh uyku kalitesi uyku ölçeği değerleri arasında negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (P=0.006)

Bakım verenlerBakım verme yüküGünlük yaşam aktiviteleri+4
Dilan Ergün
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya kullanan bireylerin siber zorbalık deneyimlerinin incelenmesi

Bu çalışma, günümüzde sosyal medyayı aktif olarak kullanan bireylerin siber zorbalığa maruz kalma, tanık olma ve bu davranışı sergileme deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı nitelikte olup, anket sorularından paylaşılabilir bir bağlantı oluşturularak online ortamda, Türkiye genelinde uygulanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu ve Siber Zorbalık Üçgeni Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %58'inin kadın olduğu, % 37,6'sının 25-34 yaş aralığında olduğu, %98,3'ünün aktif sosyal medya kullanıcısı olduğu ve %53,3'ünün günde ortalama 2-4 saat arası sosyal medyada zaman geçirdiği, %77,3'ünün siber zorbalığa maruz kaldığı, %72,9'unun bu sebeple sosyal medya kullanımını bıraktığı, %53,1'inin siber zorbalığa tanık olduğu ve %94,1'inin siber zorbalığın kötü olduğunu düşündüğü belirlenmiştir. Erkeklerin kadınlara göre siber zorba, siber mağdur ve siber seyirci puanları yüksek bulunmuştur. Ayrıca siber mağduriyet yaşayan ve siber zorbalık yapanların, siber mağduriyet, siber zorbalık ve siber seyirci puanları anlamlı düzeyde yüksektir. Siber zorbalık ile siber mağduriyet arasında (r=0,332; p=0,000), siber seyirci ile siber mağduriyet ve siber zorbalık arasında (p<0,05) ve SZÜÖ – toplam puanları ile siber mağduriyet, siber zorbalık ve siber seyirci arasında pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda; bireylere siber zorbalığın önlenmesine yönelik, riskli internet kullanımı ve teknolojinin doğru kullanımı konularında eğitim verilmelidir. Aynı zamanda ailelere, örnek olma, kural koyma, filtreleme programı uygulama, çevrimiçi davranış kuralları ve zorba-mağdur çocuk ile iletişim konularında destek olunmalıdır. Bireylere, empati yeteneğini geliştirmeye yönelik eğitim verilerek öfke kontrol becerisi kazandırılmalıdır. Siber zorbalığa maruz kaldıklarında izleyecekleri adımlar hakkında bilgi verilmelidir. Yasal yaptırımlar siber zorbalık üzerinde her ne kadar etkili olsa da, olaya ilişkin farkındalığı arttırmak için kişilerin içinde bulunduğu yaş grubu ve gelişim düzeyine göre bütüncül çalışma planlanarak yürütülmesi önerilmektedir.

MağdurMağduriyetSiber zorbalık+3
Cemre Kacar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk hastalarda cerrahi öncesi COVID-19 yönünden risk değerlendirme

COVID-19 pandemisi sırasında çocuk hastalarda cerrahinin yarattığı risk ve alınması gereken önlemler konusu yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Çocuk Cerrahisi uygulanacak hastalarda riski belirleyecek bir yöntem oluşturulması ve bu yöntemin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Bir Üniversite Hastanesinin Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde 05.03.2021- 30.07.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Belirlenen tarih aralığında çalışma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS, for Windows 21.0 istatistik paket programı kullanılmış, Karşılaştırmalarda Ki-kare, Fisher-exact test kullanılmıştır. PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu)testi sonucu ve semptom ilişkisi değerlendirmede Kappa ve McNemar testleri kullanılmış ve P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. COVID-19 PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) testinin pozitif sonuçları dikkate alınarak formun duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri (PKD), negatif kestirim değerleri (NKD) hesaplanmıştır. Çalışmaya alınan 236 hastanın 31'ine (% 13.1) COVID-19 tanısı konmuştur. Bu olgulardan sekizinde (8/31: %25.8) hiç semptom saptanmamıştır. Yaş grupları, cinsiyet ile COVID-19 tanısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukta, öksürük, burun akıntısı, bulantı-kusma, halsizlik/kırıklık bulguları ile ailede ateş, öksürük, kas ağrısı, nefes darlığı, baş ağrısı, tat-koku alamama bulguları COVID-19 tanısıyla ileri derecede ilişkili bulunmuştur (p < 0.001). Ailede son 14 gün içinde COVID-19 tanısı, COVID-19 temas/şüphesi ile karantina ya da solunum sistemi hastalığı konulan kişi varlığı ile COVID-19 tanısıyla anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur (p< 0.001). Tanı değerleri incelendiğinde; çocukta herhangi bir semptomun saptanması; duyarlık: % 74.2, özgüllük : %91.7, PKD: % 57.5. NKD: %91.7, üç ve daha fazla bulgu saptanması; duyarlık: % 25.8 özgüllük : % 100, PKD: % 100, NKD: % 89.9 ve formda herhangi bir soruya olumlu yanıt olması; duyarlık: %83, özgüllük: % 81.9 PKD: % 41.2 NKD: % 97.1 olduğu görülmüştür. Sonuçta bu yöntem ile, ameliyat öncesi çocuklarda COVID-19 yönünden risk araştırılmasının oldukça etkin olduğu görülmüştür. Asemptomatik olguları saptamak için daha geniş sorgulama formları geliştirilebilir. Bu tür sorgulama formları teletıp gibi uygulamalar için faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Çocuk Cerrahisi, Risk Faktörleri, Risk Değerlendirme Formu

COVID 19CerrahiKorona virüs enfeksiyonları+4
Pakize Aygün
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diyabet tanısı alan bireylerde insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörler

Araştırma, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen faktörleri belirleyebilmek amacıyla; kesitsel, ilişki arayıcı ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya insülin tedavisine yeni başlayan 122 hasta alındı. Veriler Tanımlayıcı Hasta Formu, Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu (D-FISQ) ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi ve Spearman korelasyon kullanıldı. Ölçek puanları üzerindeki etkili faktörler çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak önemli kabul edildi. Çalışma grubunun %56,6'sını erkek hastalar oluşturdu. Kadınların kendi kendine enjeksiyon yapma korku (enjeksiyon), kendi kendine test yapma korku (test) ve toplam korku (toplam) puanları istatistiksel olarak erkeklerden yüksek olduğu saptandı (p<0,001). Yaş, cinsiyet ve ağrı deneyimi hastaların enjeksiyon korkunu etkileyen önemli değişkenlerdi. Bir birimlik yaş artışı ile enjeksiyon korku puanın 0,13 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların enjeksiyon korku puan ortalamaları 2,11 puan yüksekti. Yaş, cinsiyet, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin kendi kendine test yapma korkusunu etkileyen önemli değişkenler olduğu belirlendi. Bir birimlik yaş artışı ile test korku puanının 0,18 puan azaldığı ve erkeklere kıyasla kadınların test korku puanları ortalama 3,358 puan, tek yaşayanların test korku puanları aile bireyleri ile yaşayanlara göre ortalama 4,711 puan, ve kanbağışı yapmayanların test korku puanları kan bağışı yapanlara göre 2,572 puan yüksek olduğu saptandı. Sonuç olarak, diyabetli bireylerin insülin enjeksiyonu ve parmak delme korkusunu etkileyen en önemli faktörlerin yaş, cinsiyet, geçmiş ağrı deneyimi, hastanın kimle yaşadığı ve geçmişte kan bağışı değişkenlerinin olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Enjeksiyon korkusu, İğne fobisi, İnsülin enjeksiyonu.

Diabetes mellitusEnjeksiyonlarFobiler+3
Gaye Demirtaş Adlı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisi

Araştırma açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla çift kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirdi. Çalışmanın evrenini, Haziran 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 45 yenidoğan oluşturdu. Yenidoğanlar tesadüfi çaprazlama (cross over) yöntemiyle; pansuman sırasında sağılmış anne sütü verilenler (Grup 1; n=15), oral sukroz verilenler (Grup 2; n=15) ve Plasebo verilenler (distile su) (Kontrol grubu); n=15) olmak üzere bilgisayar destekli randomizasyonla 3 gruba ayrıldı. Yenidoğanlara bu 3 yöntem, ilk 3 sternum pansumanı sırasında farklı sıralarla uygulandı. Yenidoğanların pansuman değişimi öncesi, sırası, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada ağrı ve stres düzeyleri iki gözlemci hemşire tarafından birbirlerinden bağımsız olarak ALPS-NEO ölçeği(ağrı) ve Yenidoğan Stres ölçeği(stres) ile değerlendirildi. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar ağrı düzeyleri açısından karşılaştırıldığında; pansuman öncesi ağrı düzeyleri açısından gruplar arasında fark bulunmazken, pansuman sırasında, pansumandan sonra 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunun ağrı düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001) sukroz ve kontrol grubu arasında ise anlamlı fark olmadığı (p>0.05) belirlendi. Gruplar stres düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, pansuman öncesi stres düzeylerinin benzer olduğu(p>0.05), pansuman sırasında, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunda stres düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001), sukroz grubunun işlem sırası ve işlem sonrası 1. dakikada stres düzeylerinin kontrol grubuna benzer bulunurken, 5. ve 15 dakikada kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0.001). Sonuç olarak; yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında ağrı ve stresi azaltmada anne sütü sukrozdan daha etkilidir. Sukroz uygulaması, yenidoğanların daha kısa sürede stres düzeylerinin azalmasına katkı sağlamış, ağrı düzeyini azaltmada etkili bulunmamıştır. Yenidoğanlarda sternum pansumanına bağlı ağrı ve stres düzeyini azaltmada anne sütü ilk seçenek olarak düşünülmelidir.

Anne sütüAğrıBebek-yenidoğmuş+6
Merve Mete
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon sırasında dinletilen beyaz gürültü ve ninni sesinin ağrı üzerine etkisi

Araştırma, konjenital kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda endotrakeal aspirasyon (EA) sırasında nonfarmakolojik iki yöntem olan beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin ağrıya etkisini belirlemek amacıyla randomize çapraz tasarım (crossover) olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Haziran 2022 ve Ekim 2022 tarihleri arasında İstanbul Mehmet Akif Ersoy Kalp, Damar ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Kardiyovasküler Yoğun Bakım Ünitesi'nde yatan entübe yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 27 bebek oluşturdu. Veri toplamada Yenidoğan Tanıtıcı İzlem Formu, Yenidoğan Girişim İzlem Formu, Yenidoğan Ağrı/Ajitasyon ve Sedasyon Ölçeği (N-PASS) kullanıldı. Endotrakeal aspirasyon işleminden beş dakika (dk) önceden 15 dk sonrasına kadar yer aldığı gruba göre bebeklere beyaz gürültü ve ninni sesi dinletildi. İşlem öncesi, sırası ve sonrası bebeklerin fizyolojik parametreleri (kalp tepe atımı (KTA), solunum, kan basıncı, satürasyon) kaydedildi ve video kaydı alınarak iki gözlemci tarafından N-PASS puanları verildi. Araştırmada başlangıç değerleri açısından grupların tüm parametrelerinin benzer olduğu, ses dinlemeye başladıktan sonraki 5.dk, EA sırası, hemen sonrası, 5 dk ve 15 dakika sonrası ninni ve beyaz gürültü gruplarının N-PASS puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu, beyaz gürültü grubunun N-PASS puan ortalamasının da ninni grubuna kıyasla anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. (p<0,001). Ninni ve beyaz gürültü gruplarının EA sırasındaki KTA, sistolik ve diastolik kan basıncı ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Araştırmada EA işlemine bağlı ağrının azaltılmasında yenidoğanlara beyaz gürültü ve ninni sesi dinletmenin etkili olduğu sonucuna varıldı. EA işlemi sırasında yenidoğanların ağrısının azaltılması amacıyla öncelikle beyaz gürültü tercih edilmesi, beyaz gürültü dinletmenin mümkün olmadığı durumlarda ninni dinletilmesi önerilir. Beyaz gürültü ve ninni dinletmenin yenidoğana özgü diğer nonfarmakalojik yöntemlerle karşılaştırıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: ağrı, beyaz gürültü, endotrakeal aspirasyon, ninni, yenidoğan.

Anestezi-endotrakealAğrıAğrı şiddeti+6
Ecem Öztürk Acar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Septoplasti ameliyatı olan hastalara uygulanan masajın ağrı, yaşam bulguları ve konfor düzeyine etkisi

Bu deneysel çalışma, septoplasti ameliyatı olan hastaların ameliyat sonrası hafif ısı yayma, ovma ve yoğurma özelliği olan masaj aleti ile boyun, sırt , üst ve alt ekstremiteye yapılan masajın ağrı düzeyi, solunum hızı, nabız hızı, SpO₂ ve kan basıncı değerlerine ve konfor düzeyine etkisini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi'nde 2022 yılı içerisinde septoplasti ameliyatı olan hastalar, örneklemi ise 50 vaka 50 kontrol grubu oluşturdu. Çalışmanın verilerinin toplanmasında literatür ışığında hazırlanan demografik bilgilerden oluşan Hasta Bilgi Formu, Hasta Değerlendirme Formu, Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği, Genel Konfor Ölçeği, masaj aleti, ayaklı vital ölçer, pulse oksimetre kullanıldı. Araştırmaya ait veri analizleri, bilgisayar ortamında SPSS 28 paket programı ile bulguların yorumlanmasında frekans tabloları, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk SpO₂ değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak, masajda 30.dk, 60.dk sistolik basınç değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk nabız sayısı kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masajda 30.dk, 60.dk ağrı şiddeti kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük, fiziksel konfor, psikospiritüel konfor, çevresel konfor, toplam konfor skoru kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak saptandı. Araştırmada vaka ve kontrol grubu arasında sosyo-kültürel konfor skoru anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk diyastolik basınç değeri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk solunum sayısı anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Cerrahi işlem sonrası yapılan masajın yaşam bulguları, ağrı şiddeti ve konfor düzeyine olan etkileri hemşirelik bakım prosedürlerin kalitesini arttırmaktadır. Bu nedenle çalışmanın daha geniş kitlede yapılması ve hemşirelerin farmakolojik yöntemlerin yanı sıra nonfarmakolojik yöntemleri kullanması önerildi. Bu konuda daha derinlemesine araştırma yapılması önerildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Septoplasti Ameliyatı, Masaj, Yaşam Bulguları, Ağrı, Konfor.

AğrıHemşirelerHemşirelik+6
Duygu Aydoğan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörler

Salgın dönemlerinde hasta ile yakın temas halinde olan ameliyathane hemşirelerinde, oluşabilecek korku, endişe ve bunlara bağlı iş doyumunda azalma etkenlerine yönelik önlem almak gerekmektedir. Hemşirelerin iyilik hali ve duygusal dayanıklılığı, COVID-19 pandemisi boyunca temel sağlık hizmetlerinin devamlılığı, eş zamanlı olarak hemşirelerin uygulamaları ve mesleğe bağlılıkları için zorunludur. Hemşirelerin mesleklerine olan bağlılıkları iş doyumlarına, kendilerini yeterli hissetmelerine, iş devamlılığına, hastanın güvenliğini sağlamaya ve vermiş oldukları bakımların kalitesine direk etki etmektedir. Mevcut araştırma, COVID-19 döneminde ameliyathanede çalışan hemşirelerin iş doyumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Bu amaç doğrultusunda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanede hemşire olarak çalışan 100 bireye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında; hemşirelere ait tanıtıcı bilgilerini elde etmek amacıyla 20 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu" ve hemşirelerin iş doyumlarının incelenmesi amacıyla 20 sorudan oluşan "Minnesota İş Doyum Ölçeği" kullanıldı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin, %80'i 30-39 yaş aralığında, %71'i kadın, %65'i evli, %49'u çocuk sahibi ve %74'ü lisans mezunudur. Çalışma sonuçlarına göre; hemşirelerin iş doyumunun, %20'sinin düşük, %58'inin orta ve %22'sinin yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Yaş arttıkça iş doyumunun yükseldiği, ameliyata girilen vaka sayısı arttıkça iş doyumunun azaldığı ve ameliyathane ortamını olumsuz olarak değerlendiren hemşirelere kıyasla, ameliyathane ortamını olumlu olarak değerlendirenlerin iş doyumunun daha yüksek olduğu saptandı. COVID-19 virüsüne yakalanan hemşirelerin, virüse yakalanmayanlara göre iş doyumunun istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı. Araştırma bulguları alan yazın bağlamında ele alınarak tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.

Ameliyathane hemşireliğiCOVID 19Hemşireler+4
Canan Perim
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin intihara ilişkin bilgi düzeyleri ve intihar eden kişilere yönelik damgalama tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma "Hemşirelik Öğrencilerinin İntihara İlişkin Bilgi Düzeyleri ve İntihar Eden Kişilere Yönelik Damgalama Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi" amacıyla gerçekleştirilmiş olan tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Kasım 2022-Mayıs 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 230 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmanın verileri "Tanımlayıcı özellikler Formu", Psikiyatrist/Psikolog Desteği Öyküsü ve İntihar Öyküsü Bilgi Formu, "İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği (İBDÖ)" ve "İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği (İYDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 26 paket programında analiz edilmiştir. Çalışma öncesi etik izin, kurum izni alınmış katılımcılardan ise yazılı bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: İntihar bilgi düzeyi arttıkça intihara yönelik damgalama düzeyi azalmaktadır. Yaş, aile gelir düzeyi ve ailede intihar öyküsü gibi değişkenler İBDÖ ile ilişkili bulunurken, sınıf, anne eğitim düzeyi ve yakın çevrede intihar öyküsü gibi değişkenler ise İYDÖ ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmaya alınan diğer değişkenlerin ise İBDÖ ve İYDÖ ile ilişkisi bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar bilgisi, intihara yönelik tutum, hemşirelik öğrencileri

Bilgi düzeyiDamgalamaHemşireler+4
Nur Sultan Karaca
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğrenci hemşirelerin kadına yönelik şiddeti tanımaya yönelik bilgi düzeyleri

Amaç: Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinin kadına yönelik şiddeti tanımalarına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışmanın evrenini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören hemşirelik öğrencileri oluştururken örneklem toplam 408 kişiden oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve "Hemşire ve Ebelerin Kadına Yönelik Şiddetin Belirtilerini Tanımalarına Yönelik Ölçek (HEKYŞBTÖ)" kullanılmıştır. Veriler öğrenciler ile birebir görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veriler SPSS ortamında analiz edilmiş; sayı, ortalama, yüzde, korelasyon analizi, t test ve ANOVA kullanılmıştır. Çalışmanın yürütülebilmesi için etik izinler ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Bulgular: Örneklemin yaş ortalamasının 20,9'tür ve ağırlıklı olarak kadınlar oluşmaktadır. HEKYŞBTÖ fiziksel belirtiler alt boyutu ve duygusal belirtiler alt boyutu ölçek toplamı ile yüksek düzeyde ilişki göstermiştir. Fiziksel belirtiler alt boyutu ile duygusal belirtiler alt boyutu arasındaki korelasyon ise orta düzeyde bulunmuştur. Kadın öğrencilerin ve lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitiminin yer almasını isteyen öğrencilerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanımlama düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Buna ek olarak baba öğrenim durumu yükseköğretim olanların, lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitiminin olmasını isteyenlerin ve kadına yönelik şiddet eğitimi almayanların kadına yönelik duygusal şiddeti tanımlama düzeylerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonucunda hemşirelik öğrencilerin kadına yönelik şiddetin belirtilerini tanımlama düzeylerinin yeterli olmadığı, cinsiyet, kadına yönelik şiddet eğitimi alma, lisans eğitiminde kadına yönelik şiddet eğitimi olmasını isteme, baba eğitimi gibi değişkenlerin kadına yönelik şiddeti, şiddetin fiziksel ya da duygusal belirtilerini tanımlamada ilişkili faktörler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, kadına yönelik şiddet, kadına şiddetin belirtileri

Bilgi düzeyiHemşirelerHemşirelik+5
Seçil Özelçi
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerde duygu yönetim beceri düzeylerinin belirlenmesi: Çok merkezli özel hastane örneği

Bu araştırma, hemşirelerin duygularını yönetme beceri seviyesini tespit etmek için Kasım 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında yapıldı. Ayrıca araştırmada hemşirelerin duygularını yönetme düzeyi ile demografik özellikleri ve çalışma şartları arasındaki ilişkiyi belirlemek hedeflendi. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın evrenini, Anadolu Yakasında hizmet veren iki özel hastanede çalışan 240 hemşire, örneklemini de çalışmaya katılmaya gönüllü olan 138 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Duygu Yönetim Beceri Ölçeği" (Çeçen, 2006) kullanıldı. Toplanan verilerin istatistiksel analizlerinin yapılabilmesi amacı ile SPSS 26 programı kullanıldı. Araştırma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum) kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında student-t testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında One-Way ANOVA test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Duygu yönetme becerileri alt boyutları "öfke yönetimi", "olumsuz bedensel tepkileri kontrol edebilme", "duyguları olduğu gibi gösterme", "başa çıkma" ve "sözel ifade edebilmedir". Araştırmada hemşirelerde duyguları yönetme becerilerinin, cinsiyete göre karşılaştırılmasında kadınların duygularını sözel olarak ifade edebilme ve duygularını tanıyabilme becerilerinin erkeklerden daha iyi olduğu, erkeklerin ise olumsuz bedensel tepkileri kontrol etme becerilerinin kadınlara göre daha iyi olduğu saptandı. Diğer demografik bilgilerden olan hemşirelerin yaş, medeni durum, çalışma süresi, çalıştığı birim, eğitim durumu ile duyguları yönetme becerisi ilişkisinde anlamlı bir farklılık görülmedi. Duyguları yönetme beceri düzeylerinin alt boyutları değerlendirmesinde, hemşirelerin öfkeyi yönetme, duyguları sözlü olarak aktarabilme, duyguları olduğu gibi gösterebilme becerilerinin iyi düzeyde olduğu, başa çıkma ve olumsuz duyguları kontrol edebilme becerilerinin orta düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Duygu, Duygu Yönetimi

BeceriDuyguDuygu yönetimi+4
Hatice Sığak
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik kas-iskelet sistemi hastalıklarında uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon belirtilerine etkisi

Bu çalışma kronik kas iskelet sistemi hastalıklarında (KİSH) uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerine etkisini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Çalışmanın örneklemini, özel bir Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kliniğine herhangi bir kronik kas iskelet sistemi hastalığı ile başvuran, araştırma kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden toplam 30 hasta oluşturdu. Çalışma yarı deneysel araştırma tasarımlarından tek gruplu, ön test son test tasarım tipinde, Nisan 2020-Kasım 2020 tarihleri arasında uygulandı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Numerik Değerlenirme Skalası (NRS), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (YKÖ), Depresif Belirti Envanteri-Öz Bildirim (IDS-SR), Akupunktur ve Kupa terapisi İzlem Formu ile toplandı. Çalışmada kronik KİSH hastalarına ortalama 6-8 seans (yaklaşık 2-2.5 ay), 20-30 dakika bir mikrosistem akupunktur yöntemi olan YNSA (Yamamoto New Scalp Acupuncture) ve ardından 5-15 dakika kuru kupa terapisi uygulandı. YNSA uygulama noktalarının belirlenmesinde; hegu testi, boyun, brakial ve abdominal tanı noktaları kullanıldı. Hassasiyet saptanan noktanın kafa derisinde karşılık gelen vücut organ ve yapıları için tanımlanmış alanına akupunktur uygulaması yapıldı. Kuru kupa uygulaması; hastaların ağrı şikayeti ve hassasiyetinin olduğu, bölgelere manuel pompa yardımı ile ortalama 300-500 milibar negatif basınç oluşturulacak şekilde yapıldı. Tedavi öncesi/ön test ölçek puanları ile, tedavi sonrası/son test ölçek puanları karşılaştırıldı ve sonuca ulaşıldı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket programı kullanıldı. Hastaların NRS puan ortalamaları±standart sapması; ön testde 8,37±1,19 iken, son testte 3,13±1,20 olduğu saptandı. DBE puanları; ön testde 30,27±11,03 iken, son testte 11,53±4,88 olduğu saptandı ve tedavi sonrasında NRS ve DBE değerlerinin tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Hastaların tedavi sonrasındaki SF-36 YKÖ'nün tüm alt boyut puanları tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha yüksek vii olduğu tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonucunda; kronik KİSH'de uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerini azalttığı, yaşam kalitelerini arttırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akupunktur, kupa terapisi, ağrı, depresyon, yaşam kalitesi, kas iskelet sistemi hastalıkları

Akupunktur tedavisiAğrıDepresyon+4
Ceyda Acar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinin vücut algısı ile yeme davranışı arasındaki ilişki

Bu çalışma, hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinin vücut algısı ile yeme davranışı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı tasarımda ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini (Kasım 2019-Haziran 2020) İstanbul İli Avrupa yakasında bir Vakıf Üniversitesinde Hemşirelik Yüksekokulu'nda okuyan öğrenci (N:372); örneklemini ise çalışmaya gönüllü katılan 276 öğrenci oluşturdu. Çalışmanın verileri; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi ve Vücut Algısı Ölçeği ile toplandı. Çalışmanın verilerinin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), normal dağılım testleri (Skewness ve Kurtosis), Cronbach Alpha, bağımsız gruplarda t testi/Mann Whitney U testi, One-way Anova/Kruskal Wallistesti, Pearson Korelasyon testi kullanıldı. Çalışmadaki öğrencilerin çoğunun kadın olduğu, 18-23 yaş aralığında, bekar, çekirdek aile yapısında, annenin çalışmadığı, gelirin gidere denk olduğu, Marmara bölgesinde, ilde yaşamakta olduğu, normal Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıfında, konuşkan veya girişken olduğu belirlendi. 19-23 yaş grubunda olanların dışsal yeme düzeylerinin, 24 ve üzeri yaş grubunda olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı. Kadınların vücut algısı, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi. Fazla kilolu BKİ sınıfında olanların duygusal yeme düzeyleri, zayıf BKİ sınıfında olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı. Normal, fazla kilolu ve obez BKİ sınıfında olanların kısıtlayıcı yeme düzeyleri, zayıf BKİ sınıfında olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi. Fazla kilolu BKİ sınıfında olanların kısıtlayıcı yeme düzeyleri, normal BKİ sınıfında olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlendi. Obez BKİ sınıfında olanların dışsal yeme düzeyleri, fazla kilolu BKİ sınıfında olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Vücut algısı, yeme davranışı, hemşirelik yüksekokulu öğrencileri.

Beden algısıBeslenme davranışıHemşireler+5
Hatice Karayılan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bakımevinde kalan yaşlıların yalnızlık duygusuna yaşam doyumunun, yaşam kalitesinin ve benlik saygısının etkisi

Kesitsel, tanımlayıcı tasarımda ve ilişki arayıcı olan bu çalışmada bakım evindeki yaşlıların yalnızlık duygusuna yaşam doyumunun, yaşam kalitesinin ve benlik saygının etkisini belirlemek ve elde edilen sonuçlarla bakımevi koşullarının iyileştirilmesine ve sağlık hizmetlerinin planlanmasına destek olmak amaçlandı. Araştırmanın evrenini (Ekim 2019-Aralık 2020) bir huzurevinde kalan yaşlılar (N=332), örneklemini de 130 yaşlı oluşturdu. Kişisel Bilgi Formu, Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği, Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği, Yaşam Alanlarındaki Doyum Ölçeği ve Sosyal Karşılaştırma Ölçeğiyle veriler toplandı. Çalışmanın verilerinin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), normal dağılım testleri (Shapiro- Wilk, Skewness ve Kurtosisin), cronbachalpha, t testi/Mann Whitney U testi, One- wayAnova/Kruskal Wallis testi, Pearson Korelasyon testi, faktör analizleri, lineer regresyon analizleri ve yapısal eşitlik modellemesi kullanıldı. Fark ve ilişkilerde istatistiksel anlamlılık p<0.05-olarak kabul edildi. Yaşlıların yaş ortalamasının 73,88±7,41 olduğu, çoğunun; erkek (%65,4), evlenmediği (%46,9), çocuğunun olmadığı (%73,1), ilkokul mezunu (%40), geliri olduğu (%88,5) ve emekli maaşı aldığı (%46,2) kronik hastalığının olduğu (%75,4) ve bağımsız hareket edebildiği (%60), bakımevinde ortalama 6,50±8,04 yıl kaldığı ve kendi isteğiyle geldiği (%63,5), bakımevindeki sosyal aktivitelere katıldığı (%60), akrabalarının ziyarete geldiği (%59,2), bakımevi dışına çıkabildiği (%58,5) ve bakımevinde kalan diğer sakinlerle arkadaşlık kurduğu (%78,5) saptandı. Çalışmadaki yaşlıların, yaşam kalitesinin (21,30±7,88), orta düzeyde yaşam doyumunun yüksek (7,80±1,87) olduğu, olumlu benlik şemasının olduğu (69,44±11,72), yalnızlık puanlarının kabul edilebilir düzeyde (8,31±4,86), %20,8'inin yalnız olduğu saptandı. Kadın cinsiyetinin yalnızlık puanında 2,529 artışa, geliri olanların da 4,192 puan düşüşüne neden olduğu belirlendi (p<0,05). Yatağa bağımlı yaşlıların duygusal yalnızlık puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Yaşlıların yaşam kalitesi puanları arttıkça sosyal, duygusal ve genel yalnızlık puanlarının anlamlı olarak azaldığı (p<0,05) belirlendi. Sosyal karşılaştırmanın sosyal sınıf, çekicilik ve genel puanları attıkça olumlu benlik şeması oluştuğu, sosyal ve genel yalnızlık puanlarının anlamlı düzeyde azaldığı, yaşam alanlarına yönelik doyumu artıkça soysal, duygusal ve genel yalnızlıklarının da azaldığı saptandı (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Yalnızlık, Yaşam doyumu, yaşam kalitesi, benlik saygısı.

Benlik saygısıHuzurevleriYalnızlık+4
Sema Çalık
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsili hasta ve eşlerinin eş uyumu, epilepsi bilgi ve stigma düzeylerinin karşılaştırılması

Kesitsel, tanımlayıcı tasarımda ve karşılaştırmalı olan bu çalışma epilepsili hasta ve eşlerinin eş uyumu, epilepsi bilgi ve stigma düzeylerini karşılaştırarak ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini (Kasım 2020- Şubat 2021) bir eğitim araştırma hastanesinde tedavi olan epilepsili hasta (n=100) ve eşleri (n=100) oluşturdu. Kişisel Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyumu Ölçeği, Epilepsi Bilgi ve Tutum Anketi, Epilepsi Hastalarında Stigma Ölçeği ve Epilepsi Hastalarının Yakınlarında Stigma Ölçeğiyle veriler toplandı.Çalışmanın verilerinin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), normal dağılım testleri (Shapiro-Wilk, Skewness ve Kurtosisin), cronbachalpha, t testi/Mann Whitney U testi, One-wayAnova/Kruskal Wallis testi, Pearson Korelasyon testi, kullanıldı. Fark ve ilişkilerde istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi.Epilepsili hastaların ortalama 41,130±13,488 ve eşlerinin ortalama 42,050±13,584 yaşlarında oldukları, Epilepsili hastaların (%45)ve eşlerinin (%40) çoğunun ilkokul mezunu olduğu, 16,740±13,802 yıl evli oldukları, tanışarak evlendikleri (%54) ve epilepsili hastaların eşlerinin evlilik öncesi eşinin epilepsi hastası olduğunu bilmedikleri (%55) saptandı.Tekrar evlense aynı kişiyle evlenmek istediği (%93 epilepsi hastası; %95 eş) belirlendi. Hastalık süresinin ortalama 13,170±12,841 yıl olduğu, hastalığının travmaya bağlı olarak geliştiği (%72) ve aylık nöbetler (%30) geçirdiğisaptandı.Epilepsili hastaların ve eşlerinin ÇUÖ Doyum alt boyut puanları ve Çift uyumu toplam puanları ile EBTÖ puanları arasında pozitif yönde (p<0.05) anlamlı ilişkiler saptandı.HastalarınYÇUÖ'nün Doyum puan ortalamasının eşlerinden daha yüksek olduğu ve ilişki kalitelerini daha iyi düzeyde algıladıkları (p<0,05) saptandı. Hastaların EBTÖ'nün ''Tutum'' puan ortalamasının eşlerinden daha yüksek olduğu, epilepsiye ve epilepsili olan bireye yönelik daha pozitif bir tutuma sahip olduğu saptandı (p<0,05). Hastaların ESÖ'nin toplam puan ortalamasının orta düzeyde olduğu ve eşlerinin puan ortalamasının ise düşük düzeyde olduğu, epilepsili hastaların eşlerinden daha fazla stigmatize olduğu belirlendi (p<0,05).

BilgiDamgalamaEpilepsi+4
Meryem Altunok
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz tedavisi olan hastaların hastalık algılarının ve psikolojik gereksinimlerinin yardım arama tutumlarına etkisi

Kesitsel Kesitsel, tanımlayıcı tasarımda ilişki arayıcı olan bu çalışma hemodiyaliz tedavisi alan hastaların hastalık algısı ve temel psikolojik gereksinimlerinin yardım arama tutumlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Bu araştırmanın evrenini; bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi diyaliz ünitesi ve bir özel diyaliz merkezinde programlı hemodiyaliz tedavisi olan toplam 304 hemodiyaliz hastası, örneklemini de 258 hemodiyaliz hastası oluşturdu. Çalışmanın verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Hastalık Algısı Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği ve Yardım Arama Tutumu Ölçeği kullanıldı. Çalışmanın verileri; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), normal dağılım testleri, cronbachalpha, t testi, One-wayAnova testi, Pearson Korelasyon testi, faktör analizleri, çoklu regresyon analizleri kullanıldı. Fark ve ilişkilerde istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışmadaki hastaların ortalama 58,07±14,61 yaşlarında, çoğunun; erkek (%58,5), evli (%69), çocuk sahibi (%77,1) ve ilköğretimden mezun (%45), çalışmadığı (%85,3), orta düzeyde geliri olduğu (%57,7), eş ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı (%72,1) belirlendi. Tedavi süresinin ortalama 6,93±6,11 yıl olduğu, kronik hastalığının olduğu (%66,7) ve daha önce hastalığı için psikolojik destek almadığı (%87,6) saptandı. Yardım Arama Tutumunun Toplam puanı ile Temel Psikolojik İhtiyaçlardan Özerklik ve Yeterlilik İhtiyacı puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptandı (p<0.05).Yardım Arama Tutumu Toplam puanı ile Hastalığın Nedenlerinden Kaza ve Şans puanları, Bağışıklık puanları ve Hastalığın Nedenleri Toplam puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler saptandı (p<0.05).Yardım Arama Tutumları toplam puanlarının varyansını Hastalığın Tipi-B toplam puanının 0.920 birim ve Hastalığın Nedenleri Algısı toplam puanın da 0.257 birim artışa neden olduğu, Hastalığın Tipi-A toplam puanın ise 0.779 birim düşüşe neden olduğu saptandı (p<0,05).Hemodiyaliz hastalarının Yardım Arama Tutumu Toplam puanlarının yakın çevreden yardım isteyebileceği tanıdığının olma durumuna ve kronik hastalığın olma durumuna göre farklılıklar gösterdiği, yakın çevresinden yardım isteyebileceği tanıdığı olan ve konik hastalığı olan hastaların puanlarının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Hastalık Algısı, Psikolojik İhtiyaç, Yardım Arama

DiyalizHastalık algısıPsikolojik ihtiyaçlar+2
Pınar Kunduracı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde ameliyathanede çalışan hemşirelerin çalışma ortamı ve koşullarının psikolojik sağlamlıkları üzerine etkileri

Bu çalışma, ameliyathanede çalışan hemşirelerin çalışma ortamı ve koşullarının psikolojik sağlamlıkları üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Çalışmanın verileri Kasım 2020 ve Haziran 2021 tarihleri aralığında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan ameliyathane hemşirelerinden tam sayım yöntemiyle elde edildi (n=108). Araştırma verileri, hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeylerini etkilediği düşünülen hemşirelerin sosyo-demografik, çalışma ortamı ve koşullarını içeren literatür doğrultusunda hazırlanan sorulara ilişkin "Bilgi Formu" ve hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeylerini belirlemek için "Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde SPSS 15.0 for Windows programı kullanıldı. Bağımsız grupların sayısal değişkenlerinin karşılaştırmaları normal dağılım koşulu sağlandığında iki grupta Student t testi, ikiden fazla grupta OneWay ANOVA testi ile normal dağılım koşulu sağlanmadığında ise iki grupta Mann Whitney U testi, ikiden fazla grupta Kruskal Wallis testi ile yapıldı. İkiden fazla grupta alt grup analizlerinde nonparametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılarak, Bonferroni düzeltmesi ile yorumlandı. Örnekleme alınan 108 hemşirenin cinsiyet, yaş, aile tipi, medeni durum, eğitim durumu, meslekte çalışma yılı, ameliyathanede çalışma yılı, nedeni ve görevi, haftalık çalışma saati ve şekli, vakalar arasında dinlenme vaktinin olma durumu, ameliyathanedeki günlük vaka sayısı, çalışılan ortamda maruz kalınan riskler Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık ve alt ölçekleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırmamızdan elde edilen sonuçlara göre; cinsiyet (p=0,018; p<0.05), medeni durum (p=0,049; p<0.05), meslekte çalışma yılı (p=0,027, p=0,026; p<0.05), ameliyathanede çalışma nedeni (p=0,047; p<0.05) ile Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık arasında istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur. Çalışmamızda, CD-RISC-25 Ölçek ve Alt Ölçek Puan Ortalamalarının Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ve çalışma koşulları ile ilişkisine bakıldığında; CD-RISC-25 ölçeği toplam puan ortalamasının meslekteki çalışma süresi ve ameliyathanede çalışma süresi ile pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. Cerrahi dumana maruziyet ile azim ve kişisel yetkinlik, manevi eğilim, Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönde, kemoterapi ilaçlarına maruziyet ile Negatif Olaylara Tolerans puan ortalamaları arasında negatif yönde, göze hasta salgısı sıçraması ile manevi eğilim puanı arasında pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,008, p=0,003, p=0,013, p=0,014, p=0,013; p<0.05). Çalışmamızda ameliyathane hemşirelerinde psikolojik sağlamlık orta düzey (66,9±13,6) olarak bulunmuştur.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerHastaneler-üniversite+3
Duygu Güzelli
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları ahlaki sıkıntı ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırmada pandemi sürecinde COVID-19 hastalarına bakım veren klinik hemşireleri ve yoğun bakım hemşirelerinin karşılaştıkları ahlaki sıkıntının tükenmişlik düzeylerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve kesitsel bir inceleme yürütülmüştür. Bu kapsamda COVID-19 stresörleri ve bu stresörlerin hemşireler üzerindeki psikolojik etkisi hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları ahlaki sıkıntı, ahlaki sıkıntı ile ilgili konular ve tükenmişlik düzeylerine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca bu sıkıntıyı farketme ve yönetme, ahlaki sıkıntıya yanıt, COVID-19'un ziyaret kısıtlamalarının hastalar, aileler ve sağlık çalışanları üzerine etkileri ve ahlaki sıkıntılarla baş etme önerileri açıklanmıştır. Araştırmada hemşirelerin sosyodemografik ve mesleki özelliklerini tanıtıcı kişisel bilgi formu ile "Ahlaki Sıkıntı Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan bu araştırma sonrası duyarsızlaşma ve duygusal tükenmedeki artışın kişisel başarı puanını düşürdüğü, duyarsızlaşma ve duygusal tükenmenin ahlaki sıkıntıyı artırdığı, ahlaki sıkıntının kişisel başarıyı etkilemediği, bakım verilen hasta sayısının kişisel başarıyı düşürdüğü saptanmıştır. Ayrıca mesai saatleri içerisinde COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin çocuklarıyla ilgilenen kişinin kim olduğunun hemşireler üzerinde kişisel başarı duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve ahlaki sıkıntı puan düzeylerine etki etmediği, COVID-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin çocuklarının gündüz bakımlarındaki kalacak yer ve bakıcı bulmakta yaşadıkları zorluğun duygusal tükenme ile pozitif bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. COVID-19 pandemisi döneminde yaşanılan kişi gruplarının kişisel başarı, duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve ahlaki sıkıntı puan düzeylerinde istatistiksel bir ilişkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Hemşire, Ahlaki Sıkıntı, Tükenmişlik

Ahlaki sıkıntıEtikEtik-hemşirelik+3
Rabia İşlek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir üniversite hastanesinde COVID-19 hastasına bakım veren hemşirelerin hasta bakımında yaşadığı güçlüklerin belirlenmesi

Bu çalışmada, bir üniversite hastanesinde Covid-19 hastalarına bakım veren hemşirelerin yaşadıkları güçlükleri belirlemek amacıyla, tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanmıştır. Etik kurul ve kurum izinlerini takiben Kasım 2020 ile Haziran 2021 tarihleri arasında yapıldı. Yapılan bu araştırmada araştırmaya katılmaya gönüllü 302 hemşire ile görüşme yapıldı ve araştırmaya dahil edildi. Örneklem seçiminde iletişime açık olma, çalışmaya katılmaya gönüllü olma ve COVID-19 hastasına bakım yapmış veya yapıyor olma kriterleri uygulandı. Bu doğrultusunda Bir Üniversite Hastanesi'ndeki hemşireler örneklemi oluşturmaktadır. Araştırma sonunda, sağlık çalışanlarına bulaş riskine karşı gerekli tüm uyarı ve eğitimler verildi düşüncesi mesleki deneyim süresi ile negatif yönde çocuklarıma bakamama konusunda endişelerim oldu, Covid 19 nedeniyle yaşamını yitiren çalışma arkadaşım oldu, çalışma koşullarıma bağlı gelir kaybı yaşadım, bu süreçte sigara/alkol başlama veya artırma durumum oldu, bu süreçte yeşil veya kırmızı reçete ilaç kullandım, kalacak yer bulmakta zorlandım, sorunlarım nedeniyle sağlıkçı olmasaydım keşke diye düşündüm, sorunlarım nedeniyle istifa etmeyi düşündüm sorularına verilen yanıtlar mesleki deneyim süresi ile pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, COVID-19 klinikleri başta olmak üzere tüm görev yerlerinde hemşirelerin iş yükleri kontrol altında tutulması, çalışma düzenleri özenli ve düzenli bir şekilde yapılması, çalışma koşullarına ait fiziksel koşulların düzenlenmesi, yeterli malzeme, koruyucu ekipman sağlanması ve hemşirelerin ruh sağlıklarının korunması amacıyla öncelikle tespitler yapılmalı önleyici ve koruyucu koşullar oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, COVID-19, Hemşire.

Bakım verenlerBakım verme yüküCOVID 19+4
Emine Sibel Kurşun Erzurumluoğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00