Ankara Yıldırım Beyazıt University
Anabilim Dalı

İktisat Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

3.500

Arşivlenen Tez

5

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Forecasting electricity prices in Turkey: A comparison of classical econometrics and machine learning techniques

Liberalization of electricity markets trends has been widening in the world since 1990s and the process is still continuing in many countries. As a result of liberalization, the private retailer and distribution companies role has increased in the markets. Like other countries, government enterprises was operating the Turkish Electricity market before 2000s. However, Turkish Government enacted a electricity market law for deregulation of the market in 2001. Accordingly, Turkish Electricity Trading and Contracting (TETAS) was established in 2001 with the aim of sustaining the energy trade and reach a competitive electricity market. Afterwards, Day-Ahead market and Intra-Day markets are established in the following years. As a result of the liberalization process, forecasting electricity prices has become an important requirement in energy companies' decision-making process to maximize profits by offering competitive bid and ask rates. On the contrary to other time series, electiricity prices have complex structures and dynamic determinants which makes difficult to forecast prices. For examle, one of the determinants of the electricity is demand and it is known that demand is highly related with temperatures. In summer, electricity demand expeced to increase due to cooling needs. However, it may change accordingly with tempetures. Futhermore, electiricty demand is also changing according to hour of the day or day of the week and so on. Another thing is that, generation source and type and the amount may also affect the prices. Consequently, electiricty prices are generally representing complex non-linear structures. There are many methods for forecasting electricity prices. However, artificial neural networks are known to be good forecasting method for covering non-linear effect of the prices. On the other hand, time series methods are easy to forecast and interpret the relationships. Lastly, quantile regressions are capturing the different conditional distributions and may be useful for capturing spkies. Therefore, artificial neural networks, time series and quantile regression is used. First, non-linear autoregressive network with exogenous inputs (NARX) is used with Levenberg-Marquardt learning algorithm. It is a two-layer feedforward network with sigmoid activation function. It is known that load is one of the most important factor affecting the prices, thus it is taken as inputs. Furthermore, to take seasonality in account, hour of the day, day of the week, season of the year, previous prices and other inputs are considered. The next day's prices are forecasted in out-of-sample data with multi-step ahead method and rolling window mechanism. Second, autoressive moving average (ARMA) models with different AR(p) and MA(q) orders are applied. To estimate a model and forecasts series in the model, series should be stationary and stable. Ng-Perron test is applied for testing whether series is stationary. Price series is found to be stationary. Next day's prices are forecasted in out-of-sample data with multi-step ahead method and rolling window mechanism. Furhermore, Optimal (p,q) are chosen after trial and error proces. Thirdly, ARMA models with exogenous variables are applied to see whether exogenous variables are affacting the performance of the autoregressive model. As in the ARMA model, series should be stationary. As in the NARX model, load is taken as inputs. Besides, hour of the day, day of the week and other variables are considered. Next day's prices are forecasted in out-of-sample data with multi-step ahead method and rolling window mechanism. Finally, quantile regression is applied. Different comibations of exogenous variables applied for different quantiles. Next day's prices are forecasted separetly for each quantile with multi-step ahead forecast methods and rolling windows mechanism. All methods with different combinations of the models are evaluted with mean absolute percentage error(MAPE) in out-of-sample data. According to findings, the NARX method outperformed the other models and forecast the electricity prices in TEM with lowest errors.

Econometric estimateElectricityPrice+2
Yunus Emre Karagülle
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye şeker piyasası işleyişi özelinde bir ekonomik model olarak kooperatif: Tarım sanayi entegrasyonu ve Pankobirlik incelemesi

Kooperatifler, belirli bir alanda ortak fayda elde edebilmek için ekonomik birimlerin bilinçli ve gönüllü şekilde bir araya gelerek, iş birliği yapmak amacıyla oluşturduğu ortaklı kuruluşlardır. Piyasa mekanizması içinde kooperatifler mal ve hizmetlerin alınmasında ve pazarlanmasında/satılmasında ortaklarının pazarlık ve rekabet gücünü arttırma, sermaye birikimini sağlama ve sürdürülebilir kılma, piyasaların yapısını ve işleyişini düzenleme görevlerini üstlenir ve ekonomik büyümeye katkıda bulunurlar. Bu amaçla tezin ilk bölümünde kooperatifleşme ve tarım-sanayi entegrasyonunda kooperatiflerin rolü üzerinde durulmuş. İkinci bölümde ise üst birlik örgütlenmesini tam olarak sağlamış ve şeker piyasasını düzenleme konusunda etkin rol oynayan Pankobirlik (Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği) ele alınmıştır. Pankobirlik faaliyet gösterdiği şeker sektöründeki yasal düzenlemeler çerçevesinde şeker fabrikalarını bünyesine katarak tarım sanayi bütünleşmesinde başarılı bir dikey entegrasyon gerçekleştirmektedir. Ayrıca kooperatif üyelerine tarımsal girdi temin eden ve üretilen ürünlerin daha etkin şekilde değerlendirilmesini sağlayan ve nihayetinde sürdürülebilir büyümeyi hedefleyen yatırımları hayata geçirmektedirler. Bu nedenle, ekonomik model olarak koopeartif yapılanmasının Pankobirlik örneği ve Türkiye şeker piyasası üzerinden değerlendirilmesi, diğer iyi uygulama örnekleri ile karşılaştırılması bu başarılı örgütlenmenin yaygınlaştırılması adına önemlidir. Ayrıca şeker, dünyada devlet müdahalesine en çok maruz kalan ürünlerden biridir. Üretim ve tarife kotaları, yüksek korumalar ve ticaret antlaşmaları, ülkelerin uyguladığı politikalar dünya şeker ticaretine kısıtlamalar getirmektedir. Türkiye şeker sektöründe de dünya şeker piyasalarında olduğu gibi yasal düzenlemeler ile kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır. Bu yasal düzenlemelere ek olarak Türkiye şeker sektörü piyasaya kamu, özel sektör ve kooperatif yapılanmalarının ürün arz etmesi sebebiyle de farklılaşmaktadır. Bu nedenle de Pancar Ekicileri Kooperatiflerinin ekonomik etkinliklerinin şeker piyasasındaki diğer iki oyuncunun yani kamu ve özel sektör işletmelerinin işleyişi ve ekonomiye katkıları anlamında değerlendirmek tarımda sürdürülebilir ekonomik kalkınma için önem taşımaktadır.

BütünleşmeDikey bütünleşmeEkonomik bütünleşme+7
Selen Erkök
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal yardımların yoksulluk üzerine etkileri: Türkiye örneği

ÖZET Bu çalışmada, Türkiye'de yapılan sosyal yardımların yoksulluk üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan Gelir Yaşam Koşulları Anketi (GYKA) mikro verisi kullanılmıştır. Sosyal yardımların yoksulluk üzerine olan etkisi 2006 ve 2016 yılları için ayrı ayrı araştırılmıştır. Yoksulluk ölçütü olarak göreli yoksulluk ölçüsü kullanılmıştır. Bu ölçü hanelerin medyan gelirlerinin %40'ı, %50'si ve %60'ı alınarak hesaplanmaktadır. Bu çalışmadaki analizlerde yoksulluk sınırı olarak medyan gelirin %50'si baz alınmıştır. Bu sınırın altında kalan haneler yoksul olarak kabul edilmiştir. Bu ölçüte göre 2006- 2016 yılları arasında Türkiye'de yoksulluk sınırı altında kalanların oranı azalma eğilimindedir. Türkiye'de devlet tarafından yapılan sosyal yardım harcamaları 2012 öncesinde farklı kurum ve kanuni düzenlemeler aracılığıyla yürütülürken; 2012 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın (ASPB) kurulmasıyla tek çatı altında toplanmıştır. Bakanlığın faaliyete geçmesiyle birlikte sosyal yardım harcamalarında önemli ölçüde artış meydana gelmiştir. 2012 yılında 11 milyar TL olan sosyal yardım harcamları, 2016 yılına gelindiğinde yaklaşık 3 katına çıkarak 32 milyar TL'ye ulaşmıştır. Tezin ana amacı olarak Türkiye'de son yıllarda artış gösteren sosyal yardım harcamalarının yoksul olma olasılığı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda yoksul olma olasılığı için hanenin gelirinin medyan gelirin %50'sinin altında kalma durumu kullanılmıştır. Haneye yapılan fert ve hanehalkı bazındaki sosyal yardımların toplamı eşdeğerlik ölçütüne göre düzeltilerek toplam sosyal yardım geliri olarak tanımlanmıştır. Hanenin yoksul olma olasılığı; tanımlanan toplam sosyal yardım gelirleri, hanehalkının ortalama eğitim yılı, hanehalkı reisinin cinsiyeti, yaşı, medeni durumu ve sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olma durumu kullanılarak tahmin edilmiştir. Açıklanan değişkenin ikili yapıya sahip olmasından dolayı Logit model uygulanmıştır. Modele ait marjinal etkiler incelendiğinde ise eğitim yılı ortalamasının artması yoksul olma olasılığını azaltıcı etkiye sahiptir. Hanehalkı reisi kadın olan hanelerin, reisi erkek olan hanelere göre yoksul olma olasılığı daha fazladır. Ancak hanehalkı reisinin medeni durumu yoksul olma olasılığı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkiye sahip değildir. Hanehalkı reisinin yaşı ile hanenin yoksul olma olasılığı arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Beklenildiği üzere kayıtdışı çalışan hanehalkı reislerinin hanelerinin yoksul olma olasılığı daha fazladır. Nihai hedefimiz doğrultusunda hanehalkının aldığı toplam sosyal yardım miktarı yoksul olma olasılığını azaltıcı etkiye sahiptir. Alınan sosyal yardım miktarının ortalamadan her 1000 TL artış göstermesi hanehalkının yoksul olma olasılığını ortalama %8 azaltmaktadır.

Sosyal hizmet kurumlarıSosyal yardımYoksulluk
Erdi Bal
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of interest on income inequality: An empirical investigation

In this study, the effect of interest on income inequality is measured through the effect of real interest rate and the interest payments of the government on Gini index and income shares of income decile groups. By using a sample which includes the data of 26 countries between 1998-2014, we concluded that increases in both real interest rates and interest payments increases income inequality by increasing Gini coefficient and transferring a proportional income from the bottom and middle income groups — generally from bottom 60% — to the top decile and thus reducing social welfare, as this study reveals the exploitative nature of interest on the poor.

InterestIncome distributionReel interest
Ozan Maraşlı
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de konvansiyonel ve katılım bankacılığı karlılıklarını etkileyen faktörler

Finansal sektör ülke ekonomilerinin performansını arttırmak veya potansiyelini ortaya çıkarabilmek adına önemli yapı taşlarından birisidir. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin fon ihtiyacını sağlama konusunda önemli görevleri bulunmaktadır. Bankacılık finansal sektörün en büyük oyuncusu olarak farklı türlere sahiptir. Bunlardan birisi katılım bankacılığıdır. Katılım bankaları diğer türlere göre çok yeni olsa da müslümanlar için önemli bir açığı kapaması nedeniyle önemlidir ve hızlı büyümektedir. Türkiye için de özellikle 2000'li yıllardan itibaren benzer durumdan bahsetmek mümkündür. İslami bankacılık başta bankacılık sektörünün en önemli enstrümanı sayılacak faizi ve diğer bazı unsurları yasaklamıştır. Bu sebeple iki banka türü arasında yapısal farklılıklar olması normaldir. Bu çalışmada bu farkların karlılık anlamında da farklara yol açıp açmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Literatürde yapılan çalışmalar incelendiğinde karlılık göstergeleri olarak ROA, ROE ve NIM kullanılmaktadır. Bunların belirleyicileri olarak geniş yelpazede değişken bulunsa da bu çalışmada geçmiş dönemin verileri, sermaye, operasyonel maliyetler, takipteki krediler, net komisyon gelirleri, mevduat faizi oran farkı, market konsantrasyonu, likit aktifler, finansal derinleşme ve faiz kullanılmıştır. Her bir karlılık değişkeni için etkileri ayrı ayrı hesaplanmıştır. Genel olarak geçmiş dönem değişkenler, sermaye, net ücret komisyon, market konsatrasyonu ve finansal derinleşme genel olarak pozitif etki oluştururken operasyonel maliyetler, takipteki krediler, düşük faiz vermek karlılığı negatif etkilemektedir. İki banka türü arasında başta bu değişkenler özelinde anlamlı farklar bulunmaktadır. Özellikle faizin yasak olması nedeniyle katılım bankalara hem bazı ürünler ulaşamamakta hem de bazı ürünleri müşterilerine sunamamaktadır. Hatta bazı komisyon gelirlerini bile uygun görülmediği için alamamaktadır. Ancak faiz hassasiyeti bulunan müşteriler potansiyel müşteri olup başka tarafa gidemedikleri için bankaya önemli bir avantaj sağlayabilmektedir. İlgili çalışma Türkiye özelinde yapılmış olup bankaların çeyreklik verileri kullanılarak 2007-2017 yılları arasını kapsayacak şekilde yapılmıştır. Karlılık tespiti için ekonometrik model kullanılmış olup ilgili çalışma ve testler stata ile yapılmıştır

Faizsiz bankacılıkKarlılıkKatılım bankacılığı+2
Mehmet Kemal Kadıoğlu
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Constructing a financial stress index for Turkey: A multivariate GARCH approach

Various economic crises have been experienced due to the dynamics of the country as well as the global crises that have lived in the world from past to present. Many of the important studies in economics aimed to estimate these fluctuations in the markets and to examine their relations with each other. In this context, since the early 2000s, financial stress indexes have been established by economists or central banks for various countries. The financial stress indexes created are specific to countries or regions and have some differences. These differences are the methods as well as the data types that are used. In this study, the financial stress indexes created for Turkey. Also, different countries are examined in the literature review. There is the necessity of constructing a new financial stress index because of the economic fluctuations in Turkey in recent years. The financial stress index of Turkey demonstrates the economic activity after important financial events that are called as financial crisis. The financial stress index which is a continuous variable as a time serie and its extreme values are called financial crises in the literature. The financial stress index can be expected to increase in the case of expected financial loss, risk potential or uncertainty financial conditions. In this study, the financial stress index of Turkey is generated with using the banking sector, equity market, money market and exchange market variables. The financial stress index of Turkey is constructed on daily basis for the period from 2 January 2007 to 29 November 2017. The data diversity has been expanded in this study when compared to previous studies in Turkey that is why this study has importance for Turkey. Firstly, the variables of each sector were standardized. Then, the financial stress index for each sector was composed with the equal weighted average method. FSI of Turkey was created again using the four-sector financial stress index data with the same method. The financial stress index of Turkey is analyzed with banking sector, equity market, money market and exchange market indexes. Modelling volatility is very important for investors and researchers The Autoregressive conditional heteroscedasticity models (ARCH) are used especially to model volatility clustering. In the market, there are periods of small volatility followed by the periods of high volatility. This phenomenon is called volatility clustering. For volatility clustering, historical volatility models can be used mostly. Most popular model is generalized autoregressive conditional heteroscedasticity (GARCH) model which is generalization of ARCH model. In this thesis, multivariate GARCH model was used because of the presence of more than one variable when analyzing correlations. A special type of multivariate GARCH model which is dynamic conditional correlation GARCH (DCC GARCH) model was used in this study. DCC GARCH model can be used to estimate conditional correlations between two series. DCC GARCH model was used to examine the correlation between FSI of Turkey and the markets in Turkey. Conditional correlations give information about volatility spillover. This phenomenon is very important for financial markets. What is observed in financial market is that correlation increase or decrease after financial crisis between two financial markets. If there is a volatility shock in one market, then it affects the other market. If the correlations between two markets are high, it means that there is less risk diversification opportunity between these markets. In other words, hedging between these markets seems not possible. On the contrary, if the correlations between two-time series of financial markets are very low, in that case, it is possible to hedge this portfolio because of the potential of diversification risk. After generating the FSI of Turkey for the last ten years, the peaks of it are interpreted in terms of important financial events in this study. In 2008, the giant Lehman Brothers declared its bankruptcy and the whole world paid the price of Lehman's collapse. Billions of dollars had evaporated in stock markets, millions of people were unemployed, many employers had gone bankrupt etc. The Turkish economy was also negatively affected by this fact. As a result of that, FSI of Turkey which is created in this thesis seems to have a peak in 2009. In 2013, the Federal Reserve System (FED) made a declaration about its tapering decision which is to reduce asset purchases in the beginning of 2014. It means that United States withdraw money from the market and the interest rates will rise for United States. This decision also implied the depreciation of the Turkish Lira because investors wanted to invest in the US. As a consequence of this event, there is another peak in FSI of Turkey for this time interval. At the end of 2016, after the US presidential election, the perception of uncertainty in international finance world had increased significantly. After election, FED's monetary policy was expected to change with new administration in US. Moreover, the slowdown in global economies and the geopolitical risks had the negative effect on economic activity over foreign trade. In that time, the United Kingdom's decision on leaving the European Union provided also negative effect on global market. On the other hand, the main reason of activity in foreign exchange market is that the uncertainties for future interest rate policies of developed countries. The coup attempt had especially big impact on Turkish economy. Thus, there is another peak in FSI of Turkey at the beginning of 2017. Moreover, the relationships between the markets which are used to generate the FSI of Turkey are analyzed according to the correlation coefficients gained from DCC GARCH model. At the last part, the financial stress index of Turkey is interpreted whether it can be used as a sign of financial crisis for Turkey or not. Its extreme values show the financial crisis that the events that suddenly and unexpectedly occur in the economy will produce macroeconomic consequences for the country's economy. Furthermore, firms have serious consequences in that time from the micro perspective.

Financial crisisFinancial stressFinancial stress index+2
Pınar Şenol
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of energy independence and security act of 2007 on renewable energy consumption in The United States

In recent years, global warming, climate change, increase in CO2 levels in the atmosphere, fluctuations in oil prices and countries' reliance on imported energy resources have increased the number of studies in the renewable energy field. Recognition of renewable energy sources as the main energy source coincided with the 1970s, and the number of studies carried out in this area is steadily increasing. In the literature, there are several studies in relation to the association between renewable energy consumption and economic growth. Differently, from other studies, the contribution of existing empirical study to the economic literature addresses the effectiveness of implemented sustainable energy policies. This study examines the impact of the Energy Independence and Security Act of 2007 (EISA 2007) on renewable energy consumption in the US. The results obtained from this study are important for the countries that support renewable energy investments such as Turkey, India, China and aims to provide guidance for future studies. In this study, independent variables GDP, oil price and CO2 emissions which affect renewable energy consumption were introduced. Then our control variable which is EISA(2007) was explained. A set of time series consisting of total renewable energy consumption and CO2 emissions were chosen from the Energy Information Agency (EIA), and real GDP and oil prices were obtained from the Federal Reserve Economy Database (FRED). This dataset covers the first quarter of 1990 and the last quarter of 2017. First, to test the stability of these time series, ADF, PP, DF-GLS stationarity tests were employed and according to the obtained results it was understood that the series were stationary at their first differences. After the Johansen Cointegration test was performed, the model was estimated with Dynamic OLS and Fully Modified OLS estimators. According to the results obtained from both estimators, EISA (2007) positively and statistically significantly affects renewable energy consumption from 2008 to 2017 in the US.

United States of AmericaEnergy deficitEnergy independence+4
Abdul Baghı Nabıyev
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Estimation of food demand in Turkey using quadratic almost ideal demand system

Demand estimation is crucial for people, companies, and governments. It is important not only for predicting the future quantities, but is also important to understand the consumer behaviour. Because, understanding the consumer behaviour helps to decision-making process. This thesis estimates the food demand in Turkey for the years between 2008 and 2016. Because, drastic increases in inflation rates in recent years is mostly attributed to the food prices. Besides, demand for food is relatively more inelastic compared to the other commodity groups. So, food demand in Turkey is an important subject for the welfare of the Turkish people. One can make inferences on the consumers' well-being by observing the revealed preferences which is a subject of the Microeconomic Theory. By understanding the Neoclassical Demand Theory, one can better understand the consumers' behaviours (and preferences). Therefore, I examine the Neoclassical Demand Theory before estimating the food demand in Turkey. I use Almost Ideal Demand System to estimate food demand, because it satisfies many desirable assumptions of the Neoclassical Demand Theory. However, I make estimations using Quadratic AIDS instead of AIDS. Because QUAIDS assumes that consumers have quadratic Engel Curve which is more appropriate for the demand systems. On the other hand, AIDS and QUAIDS are nonlinear models; but in order to make estimations faster, it is converted into a linear model called Linear Approximated AIDS. However, LA/AIDS has some econometric problems like endogeneity; therefore I estimate QUAIDS nonlinearly. One of the distinctive feature of this study is that I estimate food demand after aggregation of household surveys. I convert surveys into time series data. By doing so, I notice unusual behaviour of the consumers during the sacrifice feasts; I estimate the model faster; and I do not need to apply censored demand techniques to reduce heterogeneity. However, the number of observations is reduced to 108 from (almost) 100.000 by aggregation. Thus, I make robustness checks at some points. The results carry conviction and give important intuitions about the current debates like ``bread pricing'' and ``meat imports''. ``Meat and Fish'' and ``Sugar, jam, honey, chocolate, and confectionary'' commodity groups have high income elasticity. Thus, welfare effects can differ for the low and high income people. The difference between compensated and uncompensated price elasticity for ``Bread and Cereals'', ``Fruit and Vegetables'', and ``Meat and Fish'' commodity groups are very high. This means, consumers cannot substitute these commodity groups. Thus, price increases for these commodity groups yield high welfare loss. In order to make better welfare analysis, one should estimate the food supply and supply elasticities of the commodity groups. And further methodological researches can be conducted on the machine learning algorithms. ML algorithms offer better performance of prediction accuracy and precision. However, there is a huge literature gap on interpretability of the ML algorithms. ML can be used for demand systems as well.

EconometricsQuadratic regression modelQuadratic programming model+5
Ali Furkan Kalay
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Türkiyede bölgesel tüketim ve gelir dinamikleri: Panel veri analizi

Examining regional consumption and income dynamics has become increasingly important in recent years. Regional income and consumption disparities are used to create regional economic policies because the reduction of these disparities is a crucial step for economic development. The rapid progress of the scientific and technological developments in communication technologies and the promotion of the air, land and marine transportation in recent years have increased the interactions among households at the regional level. Thus, the differences in consumption and income among households have been changing. This thesis thus aims to test whether there are any differences in consumption and income among the 26 NUTS-2 regions in Turkey, then to identify the determinants of the differences and finally to examine the direction in which these differences evolve over time. For this purpose, demand elasticities are estimated at the regional level for each group of goods and service, then regional convergence analyzes is tested. The price and income elasticities for 12 groups of goods and service for 26 NUTS-2 level regions covering the period 2005-2013 are estimated using the Almost Ideal Demand Model(Deaton & Muellbauer, 1980) in the linear form. Elasticities are obtained for the expenditures on food, alcohol, clothing, shelter, furniture, health, transportation, communication, recreation, education, restaurant and other goods and service using geographically weighted panel regression (Bruna & Yu, 2013; Yu, 2010) technique. The technique considers both time dependence (effect) and spatial dependence and is superior to other traditional regressions because it takes into account spatial autocorrelation, spatial heterogeneity, and individual heterogeneity. Our findings show that the income elasticity of demand is inelastic for shelter expenditure, whereas transportation expenditure, furniture expenditure and health expenditure are quite elastic. The elasticities of food expenditure, clothing expenditure and communication expenditure differ between the east and the west of the country. Alcohol expenditure, restaurant expenditure, and recreation expenditure also vary from region to region. It should be noted, however, that elasticities of food expenditure, clothing expenditure and communication expenditure do not show a systematic pattern. Counterintuitively, the elasticity of education expenditure does not also show a systematic pattern among the regions. The price elasticity of demand is similar for all regions in terms of shelter expenditure, furniture expenditure and health expenditure. The elasticities of all other remaining expenditures show significant differences among all regions. The price elasticities of food and clothing expenditure vary systematically between the eastern and western regions as income elasticities. However, the price elasticity of alcohol expenditure, recreation expenditure and restaurant expenditure do not differ systematically across all regions. Contrary to expectations, the price elasticities of education expenditure, health expenditure, transportation expenditure and communication expenditure differ significantly among all regions. The convergence in the expenditures on food, alcohol, clothing, shelter, furniture, health, transportation, communication, recreation, education, restaurant and other goods and service as well as income is tested using four different approaches. Firstly, the convergence of the 12 goods and service groups and income for 26 NUTS-2 level regions is tested by employing spatial dynamic panel regression model approach(Lee & Yu, 2010) and the dynamic panel quantile regression model(Galvao, 2011) based on the Neoclassical growth model(R. J. Barro & Sala-i-Martin, 2004). Then the presence of convergence clubs is examined by using the convergence clubs approach(Hobijn & Franses, 2000) applying the unit root test and clustering algorithms. Finally, convergence is tested by the distribution approach (Quah, 1996) based on the kernel density functions. Our findings from these four convergence analyzes present that the differences in terms of food expenditure, clothing expenditure and health expenditure, which have low income and price elasticities and high share in budget, are gradually decreasing among all of the regions. However, neither convergence nor divergence are not found in furniture expenditure, shelter expenditure, recreation expenditure, restaurant expenditure and education expenditure, which have partly high income and price elasticities.

Regional differencesIncomesPanel data models+3
Murat Güven
İstanbul Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şanlıurfa'da Cumhuriyetin ilk yıllarından GAP başlangıcına üretim ve paylaşım sorunu

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) Eylem Planı'nın başlangıcına kadar olan süreçte ülke ekonomisindeki yapısal dönüşümler ve bu dönüşümlerin Urfa ekonomisine etkileri incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, ulusal düzeyde uygulanan iktisat politikalarının yerel düzeydeki üretim, tüketim ve paylaşım mekanizmalarını nasıl yansıdığını ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında makroekonomik göstergeler, nüfus sayımları, tarım ve sanayi envanterleri ile sektörel veriler kullanılarak tarihsel ve karşılaştırmalı bir analiz yöntemi izlenmiştir. Çalışmada, Türkiye'nin tarımdan sanayiye geçiş sürecindeki yapısal dönüşümü ile Urfa'nın bu sürece uyum düzeyi tarım, sanayi ve hizmetler sektörü ekseninde irdelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Urfa ekonomisinin incelenen dönem boyunca büyük ölçüde tarıma dayalı geleneksel yapısını koruduğu, sanayileşme ve hizmetler sektöründeki gelişmelerin ise Türkiye ortalamasının gerisinde kaldığı tespit edilmiştir. Tarım sektöründe makineleşme ve modernleşme girişimlerinin üretim miktarını artırmasına rağmen, toprak mülkiyetindeki eşitsizlikler, teknik altyapı yetersizliği ve sulama sorunları nedeniyle beklenen refah artışının tabana yayılamadığı görülmüştür. Sanayi sektöründe ise özel sektör yatırımlarının sermaye ve teknik altyapı yetersizliği nedeniyle sınırlı kaldığı, kamu yatırımlarının ise bölgesel eşitsizlikleri gidermede tam anlamıyla yeterli olamadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, Urfa'nın ekonomik gelişim sürecinin ulusal kalkınma hamlelerini geriden takip ettiği, üretim ilişkilerinin feodal yapıdan tam anlamıyla kopamadığı ve bölgenin yapısal sorunlarının çözümünde kamu merkezli büyük ölçekli bölgesel kalkınma projelerinin zorunluluğu ortaya konulmuştur.

Kırsal toprak düzenlemesiKırsal üretim
Mehmet Zeki Küçük
Harran University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir kalkınma sağlık ekonomisi ilişkisinin Van ilinde analizi

Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurları arasında ekonomik unsurlar, sosyo-kültürel unsurlar ve çevresel unsurlar yer almaktadır. Açlığın azaltılması, nitelikli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sıhhi koşullar, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, sanayi- yenilikçilik ve altyapı, eşitsizliklerin azaltılması, sorumlu tüketim ve üretim, sudaki yaşam, karasal yaşam, barış ve adalet, yoksulluğun azaltılması, erişilebilir temiz enerji, sürdürülebilir şehir ve yaşam alanları ile sağlıklı bireyler sürdürülebilir kalkınmanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Bu hedeflere ulaşmada sağlık önemli göstergelerden biri olarak kabul edilmektedir. Sağlık insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanıma göre sağlık; bireylerin fiziki, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik halleri olarak ifade edilmektedir. Doğaldır ki bu tam iyilik hali yaşanılan ekonomik kalkınma ve onun etkilediği çevre ile yakından ilişkilidir. Sürdürülebilir kalkınmanın hedeflerini değerlendirmede kullanılacak sağlık göstergeleri arasında beslenme durumu, ölüm oranı, hijyen koşulları, içme suyu, sağlık hizmetler gibi değişkenler yer almaktadır. Bütün bu değişkenlerin değerlendirilmesi , sağlık adına yapılan çalışmalarında daha verimli olması için ekonomi biliminin alt dalı olarak sağlık ekonomisinin payı artmıştır. Bu tez çalışması kapsamında ''Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi'' ortaya konulmuştur. Çalışmada Sürdürülebilir Kalkınma tanım ve kapsamı ile Sağlık Ekonomisi tanım ve kapsamı ve gelişimi ele alınmıştır. Van ilinde yaşayan vatandaşlara uygulanan anket çalışması ile Sürdürülebilir Kalkınma Sağlık Ekonomisi İlişkisinin Van İlinde ki Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda Sürdürülebilir Kalkınma ve Sağlık Ekonomisi arasında olumlu bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler : Sürdürülebilir Kalkınma, Sağlık Ekonomisi, Van

Ekonomi metinleriKalkınmaKalkınma politikaları+3
Nida Günsan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Analyzing the obstacles of electronic commerce: A study of sample companies operating in Sulaymaniyah city

The spread of e-commerce in the global borders particularly in the western countries reached a significant level. Thus, e-commerce becomes a capable engine for stimulating the economic activities among the various parties including businesses, institutions, and different economic sectors, that provides an opening to the creation of large markets in which products and services of organizations are exposed. Therefore, this is a prospect for those seeking to find the most profitable ways to promote and search for new clients and markets, over electronic means based on new payment and payment systems. Consequently, the main purpose of this study was to analyze the obstacles to e-commerce. The results revealed that there were financial obstacles to electronic commerce at a significant level in Sulaymaniyah city. Also, there is a human obstacle in front of operating e-commerce applications. Mainly there was a lack of awareness among employees on e-commerce applications. The study also confirmed that there was a lack of knowledge among managers of the importance of electronic commerce. Further, the consumer culture in the region about electronic commerce is limited. There are the technological obstacles to e-commerce operations, particularly the weakness of electronic infrastructure, and weakness of the culture and electronic awareness in the region. Besides, many companies in the Sulaimaniyah city and the region faced the problem of slow internet. The results found the legal obstacles, so, there was a lack or not enough laws to clarify the nature and scope of electronic commerce. The results also confirmed that there were no critical political or governmental obstacles to electronic commerce. Keywords: Economy, E-commerce, and Obstacles of Electronic Commerce

Electronic commerceBlocking accessIraq-Sulaymaniyah+5
Roshna Abdulla Nadır
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mülteci hareketleri ve iş gücü piyasası ilişkisi: Van ili örneği

Göç, insan ve toplum bilincinde derin izler bırakan ve insanlık tarihi kadar eski olan bir olaydır. Birden fazla alana ve sosyal yaşam katmanlarına yayılmış ve küresel bir sorun haline gelen ulus ötesi göç hareketliliği, ülkeleri işbirlikleri geliştirmeye ve kapsamları ve boyutları ile örgütlenme temelinde buluşturmaya zorlamaktadır. Türkiye, küresel ve bölgesel krizlerde ve uluslararası göç hareketliliğinde kritik bir coğrafyadır. Türkiye'ye gelen mülteciler gittikleri yerlerdeki nüfusu ve coğrafi dağılımı; eğitim, sağlık, güvenlik, barınma ve ekonomi gibi çeşitli alanları etkileyerek hem toplumsal hem de ekonomik problemlere sebep olmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma kapsamında mültecilerin Van'daki yerel işverenlere ve işgücü piyasasına bakışları araştırılmıştır. Farklı uyruklardan oluşan toplam 555 kişiye ilk kez bu çalışmada geliştirilen anketler uygulanmıştır. Elde edilen veriler ışığında, faktör analizi için Memnuniyet, Uyum, Sağlık ve Gelir olmak üzere dört faktör oluşturulmuş ve demografik değişkenler ile aralarındaki korelasyon incelenmiştir. Sonuçlara göre; yabancı işgücünün uyruğu, yaşı, medeni durumu, eğitimi ve cinsiyeti gibi demografik değişkenlerin ölçeğin alt faktörlerine göre istatistiki olarak farklılık gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır.

EkonomiEkonomik etkiEkonomik hayat+4
Asima İsaoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de tasarruf açığının yapay sinir ağları modeli ile analizi

Ülkemizde tasarruf, yatırım ve tasarruf açığının tarihsel süreç içerisindeki değişiminin incelenmesi ve yapay sinir ağları yöntemi ile tasarruf açığını tahmin edecek en iyi mimariyi belirlemek bu tezin ana amacı olarak benimsenmiştir. Bu bağlamda tasarruf açığı yapısal olarak analiz edildi, diğer ekonomik değişkenler ile ilişkisi irdelendi ve tasarruf açığının yapay sinir ağları yöntemi ile tahmin edilebilirliğine yönelik analiz yapıldı. Her ne kadar Yapay sinir ağları birçok problemin çözümü olmamaktadır, ne kadar çok öğrenseler de gene hata yapmaktadırlar. Yapay sinir ağları kendi kararları doğrultusunda davranışlar sergilemektedirler. Bu çalışmada Türkiye'nin tasarruf açığı verilerini tahmin edebilmek için, geçmiş yıllardaki enflasyon oranı, nominal faiz oranı, brüt dış borç stoku, kişi başına düşen GSYH ve kamu harcaması verileriYapay Sinir Ağlarının eğitim verileri olarak kullanılmıştır. MatlabNeural Network toolbox kullanılarak yapay sinir ağları oluşturulmuştur. Matlab ortamında; Network (ysa) tipi: Feedforwardbeckpropogation, Training function (eğitim fonksiyonu): Trainlm (Levenberg-Marquardt), Adaptivelearningfunction (adaptif öğrenme fonksiyonu): Learngdm, Performancefunction (performans fonksiyonu): mse (Mean Squared Error) yapay sinir ağları eğitimi gerçekleştirilmiştir. Eğitilen Yapay sinir ağı ile Türkiye'nin geçmiş yıllar için tasarruf açığı verilerinin tahmini gerçekleştirilmiştir. Eğitimde kullanılmayan verilerin yüksek doğruluklar ile belirlenmesi yapay sinir ağının eğitiminin başarı ile sonuçlandığını göstermektedir.

Ekonomi politikalarıEkonomik değişkenlerTasarruf+4
Zehra Dündar Oğuz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Banka karlılığını belirleyen içsel ve dışsal faktörler: Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı; bankaların kârlılığını belirleyen içsel ve dışsal faktörlerin tespit edilmesidir. Bu amaçla 2008–2018 yılları arasında Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren bankaların verilerinden yararlanılmıştır. Bağımlı değişken olarak varlık karlılığı (ROA- Return On Assets) ve öz sermaye kârlılığı kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler ise bankaya özgü içsel, dışsal faktörlerdir. Ampirik analizlerde regresyon ve korelasyon yöntemlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda banka büyüklüğü, varlıklar içerisinde özsermaye ve kredi oranı ile ROA ve ROE arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra kredi/mevduat oranı ve likit aktifler/toplam aktifler oranı ile ROA ve ROE arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca enflasyon oranı ve ekonomik büyüme ile varlık ve özsermaye karlılığı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Bankacılık sektörüBankalarDış finansman+4
Duygu Kurşunluoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk tarım sektörünün sürdürülebilir gıda güvencesi açısından değerlendirilmesi: Veri zarflama analizi

Tarım sektörü, insanoğlunun beslenme gibi temel gereksinimini karşılama özelliğinden dolayı önem arz etmektedir. Artan dünya nüfusu insanoğlunun beslenme problemini gündeme getirmiş, bu durum tarım sektöründe yaşanan modern girdi kullanımı, teknolojik gelişme ve makineleşme ile aşılmaya çalışılmıştır. Bu süreç tarımsal üretimde yüksek verimlilik artışları sağlamakla birlikte, beraberinde çevresel sorunlar ve sağlıklı gıdaya erişim sorunlarını da getirmiştir. Yaşanan gelişmelerin gıdaya yönelik olumsuz etkilerinin azaltılması için gıda güvencesi konusu gündeme gelmiştir. Gıda güvencesi, insanların yaşamları için gerekli olan besin ve gıda ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya sürekli erişebilmeleri olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada Türk Tarım sektörünü gıda güvencesi açısından değerlendirmek amacıyla öncelikle tarımsal ürünlerdeki kendi kendine yeterlilik incelenmiştir. Daha sonra ülke nüfusunun yıllık kalori gereksinimleri hesaplanmış ve tarımsal üretimin kalori gereksinimini karşılama oranları bulunmuştur. Nihai olarak da Veri Zarflama Analizi yöntemi kullanılarak OECD ülkeleri içinde Türkiye'nin sürdürülebilir gıda güvencesi açısından göreli etkinliği incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına bakıldığında, Türkiye'nin gıdanın bulunabilirliği açısından iyi konumda bulunmasına rağmen, erişilebilirlik açısından sorunlar yaşadığını göstermektedir.

Gıda güvenliğiSürdürülebilir tarımSürdürülebilirlik+2
Sinem Soyhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İktisadi kalkınmada coğrafyanın rolü

Bu çalışmanın amacı iktisadi kalkınmada coğrafyanın rolünün ne olduğunu belirlemeye çalışmaktır. Coğrafi özelliklerinden dolayı nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu ülkelerin, akarsu ve nehir kaynaklarına sahip ülkelerin, göreli daha soğuk iklim koşullarına sahip ülkelerin iktisadi olarak daha kalkınmış olup olmadığını sorgulamak bu çalışmanın temel amacıdır. Çalışmada temel önkoşullar nüfus yoğunluğu, iklim, nehir ve akarsu gibi taşıma avantajları sağlayan coğrafi özelliklerin, iktisadi kalkınmada önemli bir etken olduğu varsayımına dayanmaktadır. Nüfus yoğunluğunun yüksek olması, birlikte yaşama pratiklerini artırırken aynı zamanda yenilikçi düşüncelerin gelişmesine de katkı sağlamaktadır. Bu durum iktisadi kalkınmada pozitif etki meydana getirmektedir. Benzer şekilde akarsu ve nehir kaynaklarının fazla olması, ülke içi ve ülke dışı ucuz taşıma maliyetleri açısından avantaj sağlamaktadır. Bu durum da ulaşım avantajları sağlayarak iktisadi kalkınmaya pozitif etki etmektedir. Ayrıca iklimin insan doğası ve davranışları üzerinde etkili olduğuna ilişkin tezlere dayanarak da sıcaklığın iktisadi kalkınma üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Çalışmada, coğrafya ve kalkınma arasındaki bu ilişkileri incelemek üzere panel veri analizi yapılmıştır.

Coğrafi özelliklerCoğrafyaEkonomik coğrafya+3
Muhamed Sabri Doğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Para politikasının Irak'ta enflasyona 2004-2018 dönemindeki etkisi - analitik çalışma

Para politikası, dünyadaki birçok ülke tarafından kullanılan politika araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bu ülkelerden biri de Irak'tır. Faiz, döviz ve para arzı değiĢkenleri üzerinde etkili ve denetleyici politikalar çizmek, enflasyon üzerinde doğrudan etkili olmalıdır. Irak'ta da ekonomi, gerçek ve parasal yönleriyle 2004 yılından sonra çok önemli değiĢikliklerin yaĢandığı yeni bir döneme tanıklık etmiĢtir. Bu değiĢikliklerin en önemlisi, Irak Merkez Bankası'nın para politikası çizme ve bunun uygulanması için uygun araçları belirleme konusundaki yüksek yargı kurulu tarafından çıkarılan 2004 senesi 56 yasa gereğince bağımsızlık kazanmasıdır. Buna ek olarak, Irak'taki para politikası hedefleri yönelimlerine uygun yeni araçların güncellenmesidir. Belki de en önemlisi fiyat istikrarı ve dinarın değerinin yükselmesi ve 2004 yılında %27.0'den 2018 yılında %0.4'e inen enflasyon oranlarının kontrol altına alınmasıdır. Bu, döviz kurunda istikrara ve genel düzeyde fiyat istikrarına yol açmıĢtır. Para politikasının, 2004- 2018 dönemi sırasında Irak'taki enflasyonun Ģiddeti üzerindeki etkisini analiz etmek ve ölçmek için "ARDL" modeli kullanılan ölçme araĢtırmasının en önemli sonuçları Ģöyledir: Dövize, 0.05'lik önem seviyesinde direkt anlamlı etkisi ve para arzının enflasyona 0.01'lik önem seviyesinde ters anlamlı etkisi. Ayrıca, uzun vadeli yanıt sonuçları, Irak'taki enflasyon ve faiz oranı değiĢkeni arasında somut bir ters etki olduğunu da göstermektedir. Böylece 2008-2014 döneminde Irak ekonomisinde enflasyon oranlarında düĢüĢ meydana gelmesi en önemli sonuçlardandır. Bu merkez bankası'nın para arzına müdahalesinin ve para kütlesinin geniĢlemesini belirlemesinin bir sonucu olarak gerçekleĢmiĢti. AraĢtırmacı, bir dizi tavsiye sıralamıĢtır. Bu tavsiyelerin en önemlileri Ģunlardır: - Yurtiçi faiz oranlarının kademeli olarak serbestleĢtirilmesi, kabul edilebilir enflasyon oranları ile tutarlı bir Ģekilde Merkez Bankası ve ticari bankalar arasında faiz oranlarının serbestleĢtirilmesinden baĢlanmasının öneminin vurgulanması. - Enflasyonla mücadeleye ve enflasyonu hedeflemek için Merkez Bankası tarafından benimsenen döviz kuru üzerinden hedeflenmesine devam etmek. Anahtar Kelimeler: yönelimleri, Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, para politikasının 2004 - 2018 döneminde Irak'taki analizi ve ölçümü. Anahtar Kelimeler: Para politikası, enflasyon, Irak'ta para politikasının enflasyon üzerindeki etkisi

EnflasyonIrakPara politikaları+1
Alı Adil Abbas
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekonomik ve sosyal kurum olarak vakıflar: 16. 19. yüzyıllarda Osmanlı'da para vakıflarının ekonomik ve sosyal etkileri

Vakıflar yardımlaşma ve dayanışmanın duygusu içinde sosyal bütünleşme ve dengenin sağlanmasına katkı sağlayarak günümüzde devlet eliyle gerçekleştirilen kamu hizmetlerini yerine getirmiş ve bunu asırlar boyunca başarıyla geçekleştiren kurumlardır. Sosyal dengenin sağlanması için zenginden alıp ihtiyacı olana vererek toplumsal barışı sağlayarak ekonomik ve sisyasi istikrarın sağlamsında merkezi yönetimin önemli yardımcı kuruluşlarıdır. Özelikle devletin ulaşamadığı ya da yetmediği ve günümüzde devlet eliyle yapılan dini, kültürel, bayındırlık ve belediye hizmetleri gibi birçok kamu hizmetinin yerine getirilmesinde vakıfların rolü çok fazladır. Gönüllülük esasına dayanarak servetin büyük bir payını özel mülkiyetten çıkarılarak toplumsal mülkiyet grubuna aktarılmıştır. Bu aktarım Osmanlıyı diğer medeniyetlere karşı ileri taşıyarak Osmanlı Devleti vakıf medeniyeti olarak nitelendirmiştir. Vakıfların yaygınlaşarak kurumsallaşması çeşitlenmesiyle para vakıflarını ortaya çıkarmıştır. Para vakıfları sermayesi tamamen nakit paradan oluşan vakıflardır. Ekonomik ve sosyal hizmetlerin yerine getirilmesinde katkı sunmuş, diğer yandan bu hizmetlerin yürütülmesinde finans desteği vermiştir. Para vakıfları ortaya çıkmadan önce tüketiciler ve üreticiler finansman ihtiyacını karşılamak için %50-60 oranlarında faizli krediler almak zorunda kalmışlardır. Para vakıfları alternatif finans kuruluşları olarak hizmet vererek %10-15 oranlarında finans desteği sağlayarak yüksek faiz uygulamaları ve tefeciliğin önüne geçilmiştir. Günümüzde finans kuruluşları ve katılım bankalarının işleyişleri benzer olan para vakıfları Osmanlı Devletinde banka görevini yürütmüştür. Çalışmamızda, vakıf sistemi ile para vakıfları iktisadi ve sosyal hayata etkileri hakkında bilgi vermek ve para vakıflarının geçmişten günümüze kadar işleyişi ve günümüze uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirerek farklılıklar ortaya koymaktır.

Hasan Bilici
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Coğrafi işaretler ve bölgesel kalkınma: Van ili örneği

Gıda sektörünün fabrikasyonlaşması ve sağlığa zararlı gıdaların artış göstermesi insanları yöresel ve doğal ürünler tüketmeye yöneltmiştir. Bu durum bölgeye has, coğrafi kökeni bilinen belli bir kaliteye sahip güvenilir ürünlere olan talebi arttırmıştır. Yöresel ürünler coğrafi İşaret korumasıyla tescil edilerek taklitlerinden ayırt edilmesini sağlayarak hem tüketici güvenini sağlamada hem de üreticiyi korumada büyük rol üstlenmiştir. Bu yönüyle coğrafi işaretler bölgelerin zenginlik kaynağı olarak bölgenin kalkınmasında büyük role sahiptir. Bu çalışmanın amacı coğrafi işaretli ürünlerin bölgesel kalkınmaya katkı düzeyini Van ili özelinde incelemek ve Van ilindeki coğrafi işaretli ürünleri farklı açılardan değerlendirerek, ilgili paydaşlara yönelik politika önerilerinde bulunmaktır. Bu bağlamda bölgesel kalkınma göstergeleri olan ekonomik, sosyal ve çevresel faktörleri katılımcıların demografik özelliklerine göre incelemektir. Bu çalışmada Van ilinde ikamet eden 823 katılımcıdan anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket 26 programı ile t-testi, tek yönlü ANOVA testi ve Korelasyon testleri ile analiz edilmiştir. Çalışmada yapılan t-testi analizi sonucunda Coğrafi işaretlerin bölgesel kalkınmaya katkı düzeyine ilişkin yapılan analiz sonucuna göre katılımcıların medeni durumuna göre ekonomik ve sosyal boyutları arasında anlamlı bir farklılık göstermekte olup evli katılımcıların hem ekonomik hem de sosyal alt boyut puanları ortalaması bekarlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın ANOVA testi sonuçlarına göre coğrafi işaretlerin bölgesel kalkınmaya katkı düzeyine ilişkin olarak katılımcıların yaşa göre sosyal ve çevre alt boyut puanları arasında anlamlı farklılık elde edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre Van ili için coğrafi işaretli ürünler bölge turizm potansiyeline ciddi katkı sağlarken sözkonusu coğrafi işaretli ürünler için yapılan tanıtımların istenen düzeyde olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak yöresel ürünlerin coğrafi işaret ile tescil edilip yönetişim, denetim, koordinasyon, hukuki altyapı ve gerekli teşvik sağlandığında bölgesel kalkınmaya katkısı olacağı düşünülmektedir.

Bölgesel kalkınmaCoğrafi işaretler
Yusuf Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınır ticaretinin Hakkari ili ekonomisi üzerine etkisi

Sınır ticareti, ülkelerin komşu devletlerle aralarında yaptığı uluslararası bir ticaret türüdür. Sınır ticareti yapan ülkeler, sınır bölgelerinde ikamet eden insanların yaşam standartlarını yükseltmeyi amaçlamaktadır. Türkiye de kendi sınır hatlarında bulunan bölgeleri kalkındırmak amacıyla 1970'li yılların sonundan itibaren sınır ticaretini gerçekleştirmektedir. Türkiye'nin sınır ticaretini gerçekleştirdiği bölgelerden biri de Doğu Anadolu Bölgesi'dir. Doğu Anadolu Bölgesi'nde birçok ilde sınır ticareti faaliyeti uygulanmaktadır. Bu illerin arasında Hakkari ili de yer almaktadır. Hakkari ili, Irak ve İran sınırında bulunan dağlık bir bölgeden oluşmaktadır. Geçim kaynağının büyük bir kısmı, tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Sanayisinin gelişmemiş olmasının yanı sıra, madencilik de yeterince yapılmamaktadır. Hakkari bir sınır ili olmasından dolayı, sınır ticareti açısından önemli bir bölgedir. Bünyesinde Irak'a iki, İran'a bir olmak üzere üç sınır kapısı bulundurmaktadır. Sınır ticareti bölge halkı için son derece önemlidir. Bu tez çalışmasında sınır ticaretinin Hakkari ilinin ekonomisi üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu etkiyi belirleyebilmek amacıyla Hakkari ilinde yaşayan insanlara cinsiyet, yaş, eğitim durumu gibi demografik bilgiler gözetilerek anket çalışması uygulanmıştır. Anket verileri; iki grubu var olan değişkenlere göre karşılaştırmada bağımsız gruplar t testi, ikiden çok grubu bulunan değişkenler için ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yöntemi uygulanmıştır. ANOVA neticesinde ortaya çıkan anlamlı farkın hangi kategorilerin arasında var olduğu ise LSD çoklu karşılaştırma yöntemi ile kıyaslanmıştır. Sınır ticaretinin il üzerine hayati derecede bir öneme sahip olduğu ve aynı zamanda istihdam oluşturduğu sonucu saptanmıştır.

Ferhat Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of employment in selected sectors on economic growth: The case of Iraq

The aim of the research is to analyses the effect of employment on economic growth and to assess the impact of this effect on agriculture, industry and services. In line with the findings from the related literature, this study applied an ARDL bounds test and Toda Yamamoto causality analysis on the Iraqi case. The study found that, employment increases in agriculture, industry and services sectors have a positive impact on economic growth. Long-run coefficient results reveal that increases in employment in these sectors has a positive relationship with economic growth. In particular, increases in employment in the agricultural sector are found to significantly support economic growth. In accordance with the results of the Toda-Yamamoto causality analysis, there is a unidirectional causality relationship between economic growth and agriculture, industry and services sectors. This can be explained by the interaction of various sectors of the economy with each other and this interaction encourages economic growth. Although agriculture, industry and services sectors have different contributions to economic growth, each of them has a positive effect on growth. Keywords: Economic Growth, Employment in Agricultural Sector, Employment in Industrial Sector, Employment in Service Sector, ARDL Boundary Test.

Rıbwar Saeed Huseeın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öncü makroekonomik göstergelerin enerji tüketimin üzerine etkisi: Türkiye örneği

Enerji tüketimi, makroekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Yapılan araştırmalar, enerji tüketiminin makroekonomik göstergeleri etkilediğini ve aynı zamanda makroekonomik göstergelerin enerji tüketimini etkilediğini göstermektedir. Bu çalışmada, literatürdeki genel eğiliminin aksine makroekonomik göstergelerin enerji tüketimi üzerindeki etkisini ele almaktadır. Makroekonomik göstergeler olarak gayri safi yurtiçi hâsıla, ithalat, ihracat ve doğrudan yabancı yatırımlar ve belirlenmiştir. Türkiye'nin 1970 ve 2022 yılları arasındaki yıllık verileri kullanılarak, fosil enerji tüketimi ve yenilenebilir enerji tüketimi olmak üzere iki ayrı model oluşturulmuş, geleneksel birim kök sınaması yöntemlerinden ADF testi, yapısal kırılmalı birim kök testlerinden Perron ve Zivot-Andrew testleri uygulanmıştır. Durağanlık test sonuçlarına göre ARDL yöntemi ile eşbütünleşme ilişkisi belirlenmiş ve son olarak sonra Toda-Yamamoto testi ile nedensellik ilişkileri incelenmiştir. Sonuç olarak iki modelin de eşbütünleşme ilişkisine sahip olduğu ve ülkenin GSYİH'nın fosil enerji ve yenilenebilir enerji tüketimi üzerinde negatif etkisi olduğu görülmüştür. Bu durum fosil yakıt tüketimi için ülkede enerji verimliliğinin arttığı ve üretimin enerji tasarrufu sağlayan bir yapıya dönüştüğünü gösterebilirken yenilenebilir enerji tüketimi için üretimin hala fosil yakıtlardan sağlandığı gerçeğini işaret etmektedir. Ayrıca yenilebilir enerji tüketiminin GSYİH, ihracat ve doğrudan yabancı yatırımlar ile çift yönlü; ihracat değişkeni ile enerji tüketiminden ihracata doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ancak ihracat ile fosil enerji tüketimi arasında çift yönlü ve fosil enerji tüketiminden doğrudan yabancı yatırımlara doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi görülmüştür.

ARDLEkonomik büyümeEnerji tüketimi+1
Tuğçe Okuldaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savunma harcamaları, işsizlik, döviz kuru vefaiz oranı arasındaki ilişki: türkiye örneği

Bu çalışma, Türkiye ekonomisinde savunma harcamaları ile döviz kuru, işsizlik ve faiz oranı arasındaki ilişkileri inceleyerek, savunma harcamalarının bu ekonomik göstergeler üzerinde mevcut olduğunu analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmanın amacı savunma harcamalarının işsizlik, faiz oranları ve döviz kurları üzerindeki etkisini incelemektir. Temel amacı, savunma harcamalarının ekonomik değişkenler üzerindeki etkisini anlamak ve bu etkilerin politika yapıcılar için önemini vurgulamaktır. Bu bağlamda çalışmada panel veri analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları savunma harcamalarının işsizlik üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu gösteriyor. Savunma harcamalarındaki artışın özellikle savunma sanayi ve ilgili alanlarda istihdamı artırdığı, dolayısıyla işsizlik oranını düşürdüğü tespit edildi. Ayrıca savunma harcamalarının faiz oranları üzerindeki etkisi araştırılmış ve bu bağlamda çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Bazı durumlarda savunma harcamalarındaki artış faiz oranlarını artırdı, diğerlerinde ise etki zayıf veya belirsiz oldu. Döviz kuruna göre ise savunma harcamalarının genellikle döviz kuru üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak savunma harcamalarındaki artış bazı durumlarda ülkenin dış ticaret dengesini ve dolayısıyla dolaylı olarak döviz kurunu etkileyebilmektedir. ADF birim kök testi, Bayern-Hanck (2012) eşbütünleşme testi, Fourier Todo Yamamoto (2016), Hacker-Hatemi (2006) nedensellik testleriyle 1990-2022 dönemi Türkiye için incelemiştir. Fourier Todo Yamamoto (2016), Hacker-Hatemi (2006) nedensellik testleri analiz bulguları doğrultusunda, Türkiye için İşsizlik oranı ve faiz oranı arasında, işsizlik ve döviz kuru arasında, işsizlik ve savunma harcamaları arasında, savunma harcamaları ve döviz kuru arasında, döviz kuru ve faiz oranı arasında ve savunma harcamaları ve faiz oranı arasında çift yönlü nedesnellik ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır.

Hijan Eren
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir kalkınma anlayışında yeşil pazarlama

Yeşil pazarlama, çevre dostu ürün ve hizmetler sunarak, çevresel sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Yeşil pazarlama, işletmelerin hem çevreye duyarlılıklarını göstermelerine hem de ekonomik rekabet avantajı elde etmelerine olanak tanımaktadır. Bu strateji kapsamında çevre dostu ambalajlama, yenilikçi üretim süreçleri, geri dönüşüm ve karbon ayak izini azaltma gibi uygulamalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Sonuç olarak, yeşil pazarlama stratejileri, çevresel, ekonomik ve toplumsal faydaları bir arada sunarak sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir parçası haline gelmiştir. Özellikle tüketicilerin çevresel duyarlılığını artıran ve çevre dostu ürünlerin yaygınlaşmasını destekleyen bu stratejiler, işletmelerin uzun vadeli başarılarına da katkı sağlamaktadır. Bu çalışma, sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde yeşil pazarlamanın rolünü üniversite öğrencileri özelinde incelemektedir. Sürdürülebilir kalkınma, doğal kaynakları koruyarak, ekosistemlere zarar vermeden, ekonomik büyüme ve sosyal adaleti sağlamayı amaçlayan bir yaklaşımdır. Birleşmiş Milletler'in belirlediği Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH), bu amaç doğrultusunda küresel bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle özel sektör ve bireylerin sürdürülebilir kalkınma süreçlerine katkısı kritik öneme sahiptir.Araştırmada, üniversite öğrencilerinin sürdürülebilirlik, çevre bilinci ve yeşil pazarlamaya yönelik algı ve tutumlarını inceleyerek, yeşil pazarlama stratejilerinin genç tüketiciler üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Bu bağlamda Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde öğrenim gören 388 öğrenciden oluşan bir örneklem grubuna anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, ilişkisel tarama modelinde SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Bulgular, genç tüketicilerin çevre dostu ürünlere yüksek bir talep gösterdiğini ve çevre bilincine sahip bir tüketici profili sergilediğini ortaya koymaktadır. Çevre dostu ürünlerin marka itibarı ve müşteri sadakati üzerindeki olumlu etkileri de değerlendirilmiştir. Ayrıca, yeşil pazarlamanın toplum genelinde çevresel farkındalığı artırarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkıda bulunduğu vurgulanmıştır.

Hakan Çağlayan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gıda fiyatlarının belirleyicileri ve enflasyonist etkileri: OECD ülkeleri üzerine bir inceleme

Enflasyon, en önemli ekonomik sorunlardan biri olarak bireylerin satın alma gücünde erimeye yol açmakta ve özellikle sabit gelirli ve gelir düzeyi düşük bireyler üzerinde daha fazla negatif etki oluşturmaktadır. Diğer taraftan gıda enflasyonun genel enflasyon içerisindeki ağırlığının yüksek olması, enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda gıda fiyatının belirleyicilerinin neler olduğunun tespit edilmesi ve buna yönelik politka önerilerinnin geliştirilmesi yönündeki çalışmalar yazında ağırlık kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı da, gıda fiyatlarının belirleyicilerini incelemek ve bu belirleyicilerin gıda enflasyonu üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu bağlamda 2000-2020 dönemi temel alınarak ve OECD ülkeleri örnekleminden hareketle sırasıyla klasik panel analizi, panel ARDL ve panel NARDL, GMM panel VAR modeline dayalı Granger nedensellik modeli ile analiz gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, gıda enflasyonu üzerinde en etkili değişkenin enerji enflasyonu değişkeni olduğunu göstermektedir. Enerji fiyatlarında meydana gelen artışlar gıda enflasyonunu artırmaktadır. Benzer şekilde kişi başına düşen reel GSYİH değişkeni de gıda enflasyonunu pozitif yönde etkilemektedir. Bu da gelirdeki artışın talep oluşturarak gıda fiyatlarında artışa yol açtığı anlamına gelmektedir. Reel efektif döviz kuru ise diğer iki değişkene kıyasla daha düşük bir etkiye sahip olmakla birlikte, aynı zamanda gıda enflasyonu üzerinde negatif bir etki meydana getirmektedir.

Hülya Onay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uzaktan çalışmanın akademisyenler üzerindeki etkileri: TRB2 bölgesi örneği

Teknoloji ile ilgili tüm süreçler hayatımızın her alanına etki ettiği gibi çalışma hayatında ve istihdam yapısında da değişikliklere yol açmıştır. Teknolojik, dijital vb. alt yapısal sistemler aracılığıyla hizmet ve üretim gibi iş ile alakalı tüm süreçlerin geleneksel ofis dışında yürütülmesi süreci olan uzaktan çalışma, ülkemizde salgın döneminde ve Maraş depremlerinden sonra online eğitime geçilmesi ile üniversitelerde akademisyenlerin kullandığı bir çalışma sistemi haline gelmiştir. Uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşması ve akademik alanda uygulanmasıyla bu modelin, çalışanların motivasyon ve verimliliğini ne yönde etkileyip etkilemediği tartışma konusu olmuştur. Bu neden ile bu çalışmada, uzaktan çalışmanın esneklik (E), kurumsal güven (KG), iş-yaşam çatışması (IYC) ve verimlilik (V) alt boyutları arasındaki nedensel ilişkiler ortaya konularak uzaktan çalışmanın akademik çevrelerdeki yansımaları ile birlikte verimlilik ve iş-yaşam çatışması üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılarak Türkiye'nin İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasının 26 istatistiki bölgesinden biri olan Van alt bölgesinde (TRB2- Van, Bitlis, Muş ve Hakkâri) çalışan 389 akademisyen ile yüz yüze anket yapılmıştır. Anket çalışmasında Grant ve diğ. (2019) tarafından geliştirilen, Akman vd. (2023) tarafından Türkçe diline uyarlanması sağlanan Uzaktan Çalışma Yaşam Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmadan edilen veriler ile katılımcıların uzaktan çalışma ile ilgili görüşleri parametrik testler (bağımsız t-testi, ANOVA analizi) ve parametrik olmayan testler (Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi) yapılarak karşılaştırılırmıştır. Verilerin analizi için SPSS 19 ve LISREL12 programlarının kullanıldığı çalışmada kullandığımız anketin yapısal geçerliliğini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve araştırma modelimizin yapıgeçerliliğini test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda uzaktan çalışmanın sağladığı esnekliğin ve uzaktan çalışmada sağlanan kurumsal güvenin verimliliği arttırdığı, verimliliğin ise uzaktan çalışmadaki iş-yaşam çatışmasını azalttığı bulgularına ulaşılmıştır

Berivan Özay Acar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seçilmiş gelişmiş ülkelerde ekonomik büyüme ile sera gazı emisyonları ve iklim değişikliği ilişkisinin analizi

Enerji üretimi ve tüketimi, modern toplumların gelişiminde hayati bir rol oynamakla birlikte, çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri açısından da kritik öneme sahiptir. Fosil yakıtların yaygın kullanımı sonucu oluşan CO₂ emisyonları, küresel ısınma ve iklim değişikliğine yol açarak çevreyi tehdit etmektedir. Bu bağlamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesi ve enerji verimliliğinin artırılması, çevresel etkileri azaltmada temel stratejiler arasında yer alır. Bu tezde, seçilmiş gelişmiş ülkelerde fosil yakıt tüketimi ve yenilenebilir enerji kullanımı ile CO₂ emisyonları arasındaki ilişkiler, 1985-2022 dönemine ait verilerle panel veri analizi yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Petrol, doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtlar ve yenilenebilir enerji tüketimleri bağımsız değişkenler olarak modellenirken, CO₂ emisyonları bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Yatay kesit bağımlılık testleri, birim kök analizleri ve uzun dönem eşbütünleşme testleri uygulanarak değişkenler arasındaki dinamik ilişkiler ortaya konulmuştur. Analiz sonuçları, fosil yakıt tüketiminin CO₂ emisyonlarını artırıcı etkisini doğrularken, yenilenebilir enerji tüketiminin emisyonları azalttığını göstermektedir. Ayrıca, ekonomik büyüme ve sanayileşmenin, emisyon artışındaki belirleyici rolü vurgulanmıştır. Bu bulgular, enerji politikalarının çevresel sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu hale getirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Emrullah Kaçmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektronik ticarette tüketicinin gelir düzeyinin satın alma kararları üzerindeki etkisinin davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirilmesi

Gelişen teknolojiyle birlikte hızla yaygınlaşan elektronik ticaret, tüketici davranışlarının yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Geleneksel iktisat teorileri, bireylerin rasyonel karar vericiler olduğunu varsayarken; davranışsal iktisat, bireylerin psikolojik, sosyal ve duygusal faktörlerden etkilenerek karar aldığını savunmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, tüketicilerin gelir düzeylerinin elektronik ticaretteki satın alma kararları üzerindeki etkisini davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirmektir. Çalışmada, farklı gelir gruplarına ait tüketicilerin elektronik ortamda alışveriş yaparken sergiledikleri tutumlar, harcama eğilimleri ve karar alma süreçleri analiz edilmiştir. Araştırma, nicel bir yaklaşımla anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler istatistiksel analizlerle yorumlanmıştır. Bulgular, düşük gelirli bireylerin fiyat odaklı ve daha temkinli alışveriş yapma eğiliminde olduklarını; yüksek gelirli bireylerin ise marka, kalite ve kolaylık gibi unsurları ön planda tuttuklarını göstermektedir. Ayrıca, davranışsal iktisat çerçevesinde değerlendirildiğinde, gelir düzeyine bağlı olarak bireylerin kararlarında bilişsel önyargılar, alışkanlıklar ve duygusal tepkilerin belirleyici olduğu görülmüştür.

Nazlı Acar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nükleer enerji üretiminin cari açık ve ekonomik büyümeye etkisi: Panel veri analizi

Bu çalışma, nükleer enerji üretiminin ekonomik büyüme ve cari açık üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Enerji güvenliğinin ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın öneminin arttığı günümüzde, ülkelerin enerji politikalarında nükleer enerji stratejik bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, 2000 - 2022 yılları arasında Arjantin, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Çin, Ermenistan, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, İspanya, İsveç, İsviçre, Japonya, Kanada, Güney Kore, Macaristan, Pakistan, Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya ve Ukrayna olmak üzere 28 ülkenin verileri panel veri analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Çalışmada, GUW panel eş bütünleşme testi, yatay kesit bağımlılık testi, birim kök testleri (Harris-Tzavalis, Pesaran ve Yamagata), Emirmahmutoğlu-Köse panel nedensellik testi ve uzun dönem katsayı tahmin yöntemleri kullanılmıştır. Analiz sonuçları, nükleer enerji üretimi ile ekonomik büyüme arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu, buna karşın cari açık üzerindeki etkisinin ülkelere göre farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçları, nükleer enerji kullanımının hem makroekonomik istikrarı destekleyebileceğini hem de enerji ithalatına bağımlılığı azaltarak cari açığı dengelemede potansiyel bir araç olabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, enerji politikalarının oluşturulmasında nükleer enerjinin ekonomik etkilerinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Elde edilen bulgular, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve enerji stratejileri açısından politika yapıcılara yol gösterici niteliktedir.

Didem Timurhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel iklim krizinin enflasyon ve büyümeye etkileri: Türkiye örneği

Bu tez çalışmasının temel amacı, iklim değişikliğinin önemli bir yansıması olan kuraklığın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Özellikle kuraklığın ekonomik büyüme (GSYİH) ve enflasyon üzerindeki kısa ve uzun dönemli etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 1987–2023 dönemine ait yıllık veriler kullanılmış, kuraklık düzeyi SPEI (Standardized Precipitation Evapotranspiration Index) ile ölçülmüştür. Ekonometrik analiz yöntemi olarak Otoregresif Dağıtılmış Gecikmeler (ARDL) modeli tercih edilmiştir. Bu model ile değişkenler arasındaki hem kısa dönem dinamik ilişkiler hem de uzun dönem eşbütünleşme ilişkileri ortaya konmuştur. Yapılan analizler sonucunda, uzun dönemde enflasyonun ekonomik büyüme üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme açısından kritik önem taşıdığını göstermektedir. Kuraklık değişkeninin büyüme üzerindeki etkisi uzun dönemde anlamlı bulunmamış, ancak enflasyon modeli çerçevesinde kısa vadede kuraklığın TÜFE üzerinde negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hata düzeltme modellerinin sonuçları, kısa vadede meydana gelen dengesizliklerin uzun vadede dengeye dönebildiğini göstermiştir. Sonuç olarak, iklimsel faktörlerin özellikle fiyatlar genel düzeyi üzerinde kısa dönemli etkiler yaratabildiği ve enflasyon ile büyüme arasındaki ilişkinin yapısal bir özellik taşıdığı ortaya konmuştur. Bu bulgular, iklim değişkenlerinin makroekonomik karar süreçlerine dahil edilmesinin gerekliliğine işaret etmektedir. Çalışma, sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarı hedeflerinin iklim politikalarıyla uyum içinde ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Zehra Çakan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin makroekonomik göstergeleri üzerinde finansal krizlerin etkisinin incelenmesi

Bu tezde, Türkiye'de geçmişte yaşanan finansal krizlerin ekonomi üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Çalışmada özellikle büyüme, enflasyon, işsizlik ve dış ticaret göstergeleri üzerinde durulmuş ve bu göstergelerin kriz dönemlerinde nasıl değiştiği incelenmiştir. 1994, 2001, 2008 ve 2018 krizleri örnek alınarak hem teorik bilgilerden yararlanılmış hem de yıllık verilerle ekonometrik analizler yapılmıştır. Analizler sonucunda, krizlerin özellikle enflasyon ve dış ticaret üzerinde daha belirgin etkiler bıraktığı görülmüştür. Büyüme ve işsizlik göstergelerindeki değişimler ise krizin süresine ve niteliğine göre farklılık göstermektedir. Bu bulgular, Türkiye ekonomisinin krizlere karşı hassas olduğunu ve ileride yaşanabilecek benzer durumlara karşı önceden önlem alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışmanın amacı yalnızca akademik bir değerlendirme değil, aynı zamanda politika yapıcılara yol gösterebilecek öneriler sunmaktır. Bu çalışmanın amacı araştırmalarda destek olmak ve yeni bir değerlendirme ve bakış açısı sunmaktır bu nedenle kriz dönemleri ayrıntılı şekilde ele alınmış ve bulgular ampirik yöntemlerle desteklenmiştir.

Deniz Kholousı Derakhshan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye sahra-altı Afrika ülkeleri arasındaki ekonomikişbirliği diplomasi ve geleceğe dönük perspektifyüksek

Bu tez, Türkiye ile Sahra Altı Afrika ülkeleri arasında giderek derinleşen ekonomik işbirliği ilişkilerini çok boyutlu bir bakış açısıyla ele almaktadır. Bu ilişkilerin tarihsel gelişimini, mevcut durumunu ve geleceğe dönük potansiyelini diplomasi ekseninde değerlendirmektedir. 2000'li yıllardan itibaren dış politikasında Afrika'ya yönelen Türkiye, özellikle 2005 yılında "Afrika Yılı" ilan edilmesinin ardından kıta ile siyasi, kültürel ve ekonomik alanda günümüze kadar önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda Türkiye, Sahra Altı Afrika ülkeleriyle ticaret hacmini artırmıştır. Çalışma, Türkiye'nin Sahra Altı Afrika bölgesindeki ekonomik etkinliğini dört temel boyutta incelemektedir: dış ticaret ilişkileri, doğrudan yabancı yatırımlar, kalkınma yardımları ve kamu diplomasisi araçları. Özellikle altyapı yatırımları, tarım, enerji ve inşaat gibi sektörlerde Türk özel sektörünün faaliyetleri analiz edilmiştir. Aynı zamanda Türkiye'nin bu işbirliğini güçlendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik girişimler, üst düzey ziyaretler, büyükelçilik açılımları ve çok taraflı platformlardaki işbirliği stratejileri değerlendirilmektedir. Sonuç olarak tez, Türkiye ile Sahra Altı Afrika ülkeleri arasındaki ekonomik işbirliğinin geleceğinde; sürdürülebilirlik, yerel ihtiyaçlara duyarlılık, karşılıklı güvene dayalı diplomatik ilişkiler ve bölgesel entegrasyon stratejilerinin belirleyici olacağı sonucuna varmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin, ekonomik diplomasisini yalnızca ekonomik kazanç odaklı değil, insani kalkınma temelli bir perspektifle yürütmesinin kıta ile uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurması açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanmaktadır.

Fatma Babacan Tekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan ticaretinde emek sömürüsü: Diyarbakır ili örneği

İnsan ticareti yirminci yüzyıla kadar kölelik olarak adlandırıldığını bilinmektedir. Kavramın insan ticareti olarak güncellenmesi ise yapılan uluslararası sözleşmeler ile mümkün olmuştur. İnsan ticareti çok eski çağlara dayanan bir olgudur. Her çağda insan ticaretinden bahsetmek mümkündür. Bu çalışma Suriye uyruklu yabancıların 2011 yıllından sonra Diyarbakır iline yerleşmiş olanların çalışma şartları ile bununla ilişkili insan ticareti bağlamında emek sömürüsünün olup-olmadığı incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kesimin insan ticareti göstergelerine karşı farkındalıklarını ölçmek hedeflenmiştir. Bu grubun incelenmesinin sebebi daha kırılgan olmalarıdır. Çünkü doğdukları topraklardan uzaklar ve düşük ücretle çalışmaktalar. Ekonomik yetersizlik, kısıtlı çalışma olanakları, kalifiye olmama, kalabalık aile yapıları, beden işi ve eğitimin olmaması kişilerin daha zor şartlarda çalışmasına ve muhtemel insan ticareti olmasını barındırdığı düşünülmektedir. Çalışmada anket yöntemi ile muhtemel mağdurların emek sömürüsüne maruz kalmaları, muhtemel mağdur olma durumuma ilişkin farkındalıkları anlaşılmaya çalışılmıştır. İnsan ticareti hukuksal boyutu ve tarihsel süreci ile ulusal mevzuat incelenmiştir. Çalışmada 388 Geçici Koruma Kapsamında olan Suriye uyruklu yabancıya uyguladığımız anket verilerini analiz ederek muhtemel mağdurların olup-olmadığı, farkındalığın önemi ile hangi çözümlerin daha az mağduriyetin yaşanmasına katkı sağlayacağı, yabancıların çalışma şartları, insan ticareti bağlamında emek sömürüsü, literatür taraması ile anlamlı bir bütünselliğe ulaşılmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular Suriye uyruklu yabancıların düşük ücretle çalıştığı, genellik kalifiye olmayan işlerde çalıştıkları, yerli nüfusa göre düşük ücretle çalıştıkları, firmalarda asgari ücretle çalışmakla beraber çalışma izni olmadığı, insan ticareti göstergelerin ise çok az kişide görüldüğü belirlenmiştir.

EkonomiEkonomik faaliyetlerEmek sömürüsü+6
Saim Akın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rüzgar enerjisi ekonomik büyüme arasındaki ilişki BRICS+T ülke örnekleri

Bu çalışma, rüzgar enerjisinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Türkiye örneği üzerinden karşılaştırmalı olarak 2001- 2024 dönemi için incelenmektedir. Küresel enerji krizine ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine paralel olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının stratejik önemi her geçen gün artmaktadır. Rüzgar enerjisi; çevresel sürdürülebilirlik, dışa bağımlılığın azaltılması ve istihdam yaratımı gibi çok yönlü avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Bu bağlamda tez, rüzgar enerjisinin makroekonomik katkılarını, sektörel entegrasyon süreçlerini ve karbonsuz büyüme stratejileri içindeki rolünü ele almaktadır. Ayrıca Türkiye'nin BRICS enerji ekosistemine olası entegrasyonu değerlendirilmekte ve politika yapıcılar ile enerji sektörü aktörleri için uygulanabilir öneriler sunulmaktadır. Çalışma, karşılaştırmalı politika analizi, literatür taraması ve istatistiksel veri yorumlamasına dayalı olarak çok boyutlu bir çerçevede hazırlanmıştır. Sonuçlar, rüzgar enerjisinin sürdürülebilir büyümenin merkezinde konumlandırılabileceğini ve çok taraflı enerji iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını göstermektedir. BRICS-T ülkelerinde rüzgâr enerjisi ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ülke bazında yapılan analizlerde ise Brezilya, Çin ve Güney Afrika için ekonomik büyümeden rüzgâr enerjisine doğru, Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya, Güney Afrika ve Türkiye için ise rüzgâr enerjisinden ekonomik büyümeye doğru nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir.

Mahsum Mars
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çevresel tahribat olmaksızın ekonomik büyüme mümkün mü? Tapio ayrışma bölgeleri çerçevesinde OECD ülkeleri üzerine panel kantil regresyon analizi

Endüstrileşmeyle birlikte meydana gelen üretim artışı ve giderek artan dünya nüfusu beraberinde enerji tüketiminde yükselişe neden olmaktadır. Ortaya çıkan bu enerji talebinin büyük bir kısmı ise fosil yakıtlardan elde edilmekte ve bu durum karbondioksit (CO₂) emisyonlarını yükselterek çevresel kalitede bozulmalara neden olmaktadır. Ekonomik büyüme beraberinde çevresel kirlilik meydana getirmekte ve dolayısıyla ekonomik büyüme ile çevre arasındaki ilişki dengesizleşmekte ve geri dönülmesi imkânsız sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Ekonomik büyüme ve çevresel kirliliğin ayrıştırılması, sürdürülebilir bir gelecek açısından hem politika yapıcılar hem de araştırmacılar için cevap bulunması gereken önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, ekonomik büyüme ve CO2 emisyonlarının ayrıştırılmasında, Tapio ayrıştırma endeksini kullanarak farklı ayrışma bölgeleri için ayrışmaya neden olabilecek değişkenlerin (ekonomik büyüme, yenilenebilir enerji tüketimi, insani gelişme endeksi, çevre vergileri ve doğrudan yabancı yatırımların) etki yönlerini belirlemektir. Çalışmada 38 OECD ülkesine ait 1995–2023 dönemini kapsayan veriler kullanılmıştır. Çalışmada panel kantil regresyon yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, OECD ülkelerinde ekonomik büyüme ile CO₂ emisyonları arasındaki ilişkinin ülkeler arasında heterojen bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. İnsani gelişme düzeyinin I. ve IV. bölgelerde ayrışmayı zayıflattığı elde edilirken, yenilenebilir enerji kullanımı ve çevre vergilerinin ise ayrıştırmayı III. (zayıf negatif ayrışma, gerileyen birleşme ve gerileyen ayrışma) ve IV. (güçlü ayrışma) bölgelerde güçlendirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca doğrudan yabancı yatırımların ise tüm bölgelerde ayrışma esnekliği üzerinde negatif olmasına rağmen I. ve IV. bölgelerde ayrışmayı güçlendirmektedir. Bu bulgular, çevresel kirliliğe yol açmadan sürdürülebilir bir büyümenin mümkün olabilmesi için yenilenebilir enerji yatırımları ile çevre vergilerinin etkin şekilde uygulanmasının ve doğrudan yabancı yatırımların ise çevresel standartları çerçevesinde yönlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca genel bir çözüm yolundan ziyade her bir ülke özelinde bulunduğu ayrışma bölgesi göz önünde bulundurularak ekonomik ve çevresel politikaların uygulanması, büyüme ve emisyon ilişkisinin daha sağlıklı bir hal alacağını göstermektedir.

Muhamed Sabri Doğan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğitim ve Ar-Ge harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi

Bu çalışmanın temel amacı Türkiye'de eğitim harcamaları ve Ar-Ge yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemektir. Bu çalışma, eğitim harcamalarının işgücünün bilgi-birikimini artırarak; Ar-Ge yatırımlarının ise inovasyon aracılığıyla yeni ürün üretimini teşvik ederek ekonomik büyümeyi desteklediğini varsaymaktadır. Bu amaçla çalışmada 1996-2023 dönemi esas alınarak Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Modele (Autoregressive Distributed Lag-ARDL) yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, eğitim harcamaları ve işgücü değişkenlerinin uzun dönemde ekonomik büyümeyi artırdığı buna karşılık Ar-Ge değişkeninin ise eonomik büyümeyi azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Literatürdeki çalışmalar incelendiğinde gelişmiş ülkelerde Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasında genellikle doğrudan ve pozitif bir ilişkinin bulunduğu görülmektedir. Görece daha az gelişmiş ülkelerde Ar-Ge harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, daha belirsiz sonuçlar vermektedir. Bu durum da Ar-Ge harcamaları sonucunda ortaya çıkan yeni ürün ve bu ürünlerin ticarileştirilmesinin sınırlılığının gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler açısından ekonomik büyüme üzerinde beklenen pozitif etkiyi ortaya koymadığını göstermektedir.

Özlem Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketim harcamalarının ekonometrik analizi Uşak ili örneği

Tüketim harcamaları, iktisat teorisinin araştırdığı önemli konulardan birisidir. İktisatçıların, tüketim konusuna önem vermeleri Keynes'ten sonra olmuştur. Keynes'in Mutlak Gelir Hipotezini ortaya koymasından sonra, gelir tüketim ilişkisinin açıklanmasına yönelik değişik hipotezler ortaya atılmıştır.Uşak ilinde hanehalkı tüketim harcamalarını konu alan bu çalışmada, Uşak il merkezi kentsel alanında yaşayan hanehalklarının tüketim davranışları analiz edilmiştir. Çalışmada, örneklem kümesine yüzyüze mülakat tekniği ile uygulanan ?Uşak İli Hanehalkı Tüketim Harcamaları Anketi?nden elde edilen veriler kullanılmıştır.Bu çalışmanın birinci amacı; Uşak ili kentsel alanında yaşayan hanehalkları için tüketimin gelir hipotezlerini test etmek ve en uygun modeli belirlemektir. Çalışmanın diğer amaçları ise; harcama gruplarına ait gelir esneklik değerlerini hesaplamak ve Uşak ili için Engel Kanununun geçerliliğini araştırmaktır.Anahtar kelimeler: Tüketim Harcamaları, Gelir Hipotezleri, Harcama Esnekliği, Engel Kanunu

Ekonometrik analizEsneklikGelir hipotezi+2
Ömer Faruk Öztürk
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye seramik kaplama malzemeleri sektörünün rekabet gücü

Çalışma, seramik kaplama malzemeleri sektörünün rekabet gücünün İktisat yazınında son yıllarda sıklıkla kullanılan Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi, Net İhracat Endeksi, İhracat Piyasa Endeksi ve Göreli İhracat Endeksi ile analizini yapmayı amaçlamaktadır. Dünya seramik kaplama malzemeleri ihracatında ilk on sırayı alan ülkelerle bir karşılaştırma yapılmış ve bu ülkeler karşısında Türkiye'nin rekabet gücü değerlendirilmiştir.Çalışmada, seramik sektörünün lokomotifi konumunda olan seramik kaplama malzemeleri sektörü ele alınmış ve daha çok makale, kurum raporları ve sektör derneklerinin süreli yayınları ile web sitelerinden faydalanılmıştır. Sektörle ilgili ayrıntılı istatistiki bilgilerin olmaması veya güç ulaşılabilmesi çalışmada karşılaşılan en büyük zorluk olmuştur. Ancak sektör derneklerinin yayınları ve web siteleri bu zorluğu aşmakta en büyük yardımcı olmuştur.Türkiye açısından yarattığı katma değer ile önem arzeden sektörün rekabet gücü, son yıllarda yaşanan global krizle birlikte sıkıntılar yaşanmasına rağmen diğer ülkelerle karşılaştırıldığında yüksektir. Şahsi görüşümüze göre, yaşanılan sıkıntıları avantaja dönüştürme konusunda fırsatlar yakalamak zor değildir ve sektörde yapılacak bir takım iyileştirmeler ile rekabet gücü önümüzdeki yıllarda daha da artabilecektir. Atılacak en önemli adım, markalaşma ve Türk imajını tüm dünyaya kabul ettirebilmek olacaktır.Anahtar Kelimeler: Rekabet gücü, Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlük, seramik, seramik kaplama malzemeleri sektörü, karo

RekabetRekabet gücüSeramik kaplama+3
Hatice Çizmeci
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de genç ve kadın işsizliği

İşsizlik, 1929 yılında yaşanan Büyük İktisadi Buhran sonrası önemli bir iktisadi sorun olarak ortaya çıkmış ve sonrasında hemen her dönemde tüm dünyada gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde çözülmesi gereken önemli bir sorun olma özelliğini korumuştur. 1990'lı yıllarda küreselleşmenin yarattığı konjonktür ve yakın tarihte yaşanan 2008 küresel krizi ile işsizlik sorunun boyutları daha da artmıştır. İşsizlik sadece bireyi etkileyen bir durum değildir. İşsizlik suya atılan bir taşın meydana getirdiği halkalar gibi birey, aile, akraba, arkadaş grubu, sokak, toplum, piyasa, ülke ve dünya olmak üzere en iç halkadan dışa doğru tüm kesimleri etkileyen önemli bir problemdir. İşsizliğin sosyal ve ekonomik maliyetleri bu etkileri ortaya koymaktadır. İşsizlikten en çok toplumun en zayıf kesimini oluşturan gençler ve kadınlar etkilenmektedir. Genç, fizyolojik gelişimini ve eğitimini yeni tamamlayan ülkenin geleceğini belirleyecek olan potansiyel işgücünü oluşturmaktadır. Ülkemizde genç nüfusun yoğunluğu ve gençlerde işsizlik oranının oldukça yüksek olması, genel işsizlik oranı üzerindeki olumsuz etkisi, konunun ülkemiz açısından önemini arttırmaktadır. Bu nedenle, gençler işsizlikle mücadelede öncelikle ilgilenilmesi gereken temel grubu oluşturmaktadır. İşsizlikten en çok mağdur olan diğer bir zayıf kesim kadınlardır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2010 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre, Türkiye'nin nüfusu 73.722.988 kişidir. Nüfusun % 50,2'ünü erkekler, % 49,8'sini ise kadınlar oluşturmaktadır. Nüfusun % 25,6'sı ise, 0?14 yaş aralığında yer almaktadır. Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların istihdam oranında sağlanacak iyileşmeler, Türkiye'nin genel ekonomik refah düzeyinin artırılması açısından büyük katkı sağlayacaktır. Kadınlar, toplumun kadına biçtiği rol, gelenekler, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve düşük eğitim seviyesi vb. sebeplerle hem işgücü piyasasına girerken hem de istihdamları sırasında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli problemlerle karşılaşmaktadırlar.Çalışmanın ilk bölümünde yer alan kavramlara ilişkin olarak birinci kısımda; istihdam, işsizlik ve iş gücüne katılım haddi vb. kavramların açıklanmasının ardından işsizlik türleri ve işsizlik nedenlerinin incelendiği alt başlıklara yer verilmiştir. İkinci kısımda ise, istihdam okullarının işsizlik ve istihdam hakkındaki görüşleri ortaya konulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde Türk işgücü piyasasındaki genç ve kadınların durumları; yaş gruplarına, genel ve eğitim seviyelerine göre işsizlik oranları ve işgücüne katılma oranları İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerindeki emsallerinin durumları ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, gençlerin ve kadınların işsizlik nedenleri ve çözüm önerileri teorik olarak ortaya konulmuştur. Ardından Türkiye İstatistik Kurumu'nun verileri ışığında Türkiye'de işgücünün genel durumuna ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve çalışmanın konusunu oluşturan kadın ve genç işsizliği ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Türk işgücü piyasasında kadın ve gençlerin durumlarının işgücü (işsizlik ve istihdam oranları, işgücüne katılma oranları, tarım dışı işsizlik oranları vb.), eğitim, işteki durum ve iktisadi faaliyet kollarına göre analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında Türkiye'de genç ve kadınların istihdam ve işsizlik sorunları, işgücüne katılımı etkileyen unsurlar analiz edilerek tablolar yorumlanmıştır.Çalışmanın son kısmında ise, işsizlikle mücadelede etkili olabilecek çözüm önerileri tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İşgücü, İstihdam, İşsizlik, Kadın, Genç, İşgücüne katılma oranı

GençlikKadın iş gücüKadınlar+5
Seher Gökpınar
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel finans krizinin reel döviz kuru, enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 endeksi üzerindeki etkileri ve bir uygulama

Yapılan çalışmada Küresel Finans Krizinin Reel Döviz Kurları, Enflasyon (TÜFE) oranları, Faiz Oranları ve İMKB?100 endeksi üzerindeki etkileri genel olarak incelenmiştir. Bu kapsamda küresel finans krizi ile makro ekonomik değişkenler hakkında bilgi verilerek krizin etkilerinin daha net görülebilmesi için 2003?2010 yılları arasındaki enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 Endeksindeki aylık ortalama değişmeler incelenmiş ve yorumlanmıştır.Bunun yanında finans piyasalarında temel gösterge olarak en yaygın kullanılan İMKB?100 endeksini etkileyen Reel Döviz Kuru, Enflasyon Oranları ve Faiz Oranları arasındaki ilişki ve değişkenler arasındaki nedensellik yönü Regresyon Analizi ile Granger nedensellik testi kullanılarak analiz edilmiştir.Regresyon Analizi sonuçlarına göre; Reel Döviz Kuru ile İMKB?100 Endeksi arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilirken, Mevduat Faiz Oranı ile TÜFE değişkenleri İMKB?100 Endeksi arasında negatif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ise; Reel Döviz Kuru ve Mevduat Faiz Oranı, İMKB?100 Endeksini etkilediği ve İMKB?100 Endeksi'nin de Reel Döviz Kuru ve Enflasyon (TÜFE)'yi etkilediği tespit edilmiştir.

BorsaDöviz kuruEkonomik kriz+6
Mahmut Ünsal Şaşmaz
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İçsel büyüme modelleri ve 1980 sonrasında Türkiye'de kalkınma politikaları

Bu çalışmada, iktisat biliminin ortaya çıktığı dönemden günümüze kadar geliştirilmiş olan iktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma modelleri ile birlikte 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde uygulanan kalkınma politikaları incelenmiştir. Özellikle 1980 sonrasında ortaya çıkmış olan İçsel büyüme modelleri çerçevesinde Türkiye'de uygulanan kalkınma politikaları ele alınmıştır.Çalışmanın oluşturulmasında öncelikle, iktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma kavramalarını açıklamaya yönelik literatürde yer alan modeller hakkında teorik bilgi verilmiştir. Çalışmanın devamında, 1980 sonrasında Türkiye ekonomisinde uygulanan kalkınma politikaları içsel büyüme modellerinde öne çıkan kavramlar olan beşeri sermaye, teknolojik gelişme ve kamu politikaları kavramları doğrultusunda ele alınmıştır. Uygulanan kalkınma politikaları, 1980 sonrasında uygulanan kalkınma planları dönemleri itibariyle belirlenmiştir.Yapılan çalışmayla, 1980 sonrasında Türkiye'de uygulanan kalkınma politikalarında teknolojik gelişmeye ve eğitime yeterli önem verilmediği için beşeri sermaye verimliliğinde yeterli artışın sağlanamadığı ve kamu politikalarının ekonomik büyümeyi sağlayıcı yönde uygulanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Büyüme Modelleri, İçsel Büyüme Modelleri, Kalkınma Politikaları, Maliye Politikası, Para politikası, Teşvikler, Türkiye'de Kalkınma Politikaları

1980 sonrasıBüyüme modelleriEkonomik kalkınma+3
Derya Bilgin
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Faizsiz bankacılık sisteminin bankacılık sistemi içindeki yeri:Türkiye'de karşılaştırmalı genel durum analizi

Bu çalışma Türkiye'deki katılım bankacılığı hakkında bilgi verilmek amacıyla hazırlanmıştır. Katılım bankacılığı ve mevduat Bankacılığı genel işleyiş, yapı ve faaliyet bakımından birbirlerinin alanına girdiğinden ilk olarak mevduat bankacılığının genel yapısı, tarihçesi ve sektörel yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Sonra faizsiz bankacılığının fikri alt yapısına gelişimine, ilgili kurum ve kuruluşlarına, işleyiş yapısına ve Türkiye'de faaliyette bulunan ve 2005 yılından sonra adı katılım bankacılığı olarak değiştirilen özel finans kuruluşları hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak da katılım bankacılığı ve mevduat bankacılığının 2005-2010 yılları arasındaki personel yapısı, aktif büyüklükleri, fon toplama ve kullandırma oranları bakımından karşılaştırma yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Katılım Bankacılığı, Faizsiz Bankacılık, Mevduat Bankacılığı

Bankacılık sistemiEkonomi politikalarıFaizsiz bankacılık+2
Ahmet Tayfur Akcan
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AB'ye giriş süreçinde Türk tarımı

Tarım sektörü gıda güvenliği, beslenme, kendine yeterlik, gelir dağılımında adaletin sağlanması vb. gerekçelerle dünyanın hemen her yerinde en çok korunan ve desteğe konu olan bir sektördür. Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında 3 Ekim 2005 tarihinde başlamış olan tam üyelik müzakerelerinde ülkemiz 35 farklı dosyada AB normlarına uyum sağlaması gerekmektedir. Şüphesiz AB ile yapılacak tam üyelik müzakerelerinde ülkemizi en fazla uğraştıracak konulardan birisi, AB Ortak Tarım Politikasına (OTP) uyum açısından önemli sorunları olduğu gözlenen tarım sektörüdür. AB'ye üyelik sürecinde tarım sektörü açısından uyumun sağlanması Türkiye için bazı kriterlerin yerine getirilmesi ile mümkün hale gelecektir. Bu kriterler ise, tarım sektörünün yapısı, politikaları ve mevzuata uyumu olarak sıralanabilir.Bu çalışmanın birinci bölümünde önce tarım sektörünün teorik analizi yapılmış, ardından Türkiye'de tarım sektörünün tarihsel gelişimi, tarım sektörünün mevcut durumu ve tarımın ekonomideki yeri incelenmiştir. Bölümün sonunda Türkiye ile seçilmiş diğer ülkelere ait veriler karşılaştırılarak Türkiye'nin başta tarımsal istihdam, verimlilik vb. konularda ne durumda olduğu tartışılmıştır.İkinci bölümde ise AB'ye giriş sürecinde Türk tarımının sorunları ve çözüm önerileri ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. Ardından AB müzakere sürecinde tarımla ilgili olarak yapılması gereken hazırlıklar ve izlenmesi gereken stratejiye ilişkin öneriler sunulmuştur.Üçüncü bölümde ise Doğrudan Gelir Desteğinin amaçları belirtilmiş ve olumlu - olumsuz yönleri ele alınmıştır. Ardından Doğrudan Gelir Desteğinin Avrupa Birliğinde ve Amerika Birleşik Devletindeki uygulamaları ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Tarım, Türkiye Tarım Sektörü, Avrupa Birliği, Türk tarımının sorunları ve çözüm önerileri, Doğrudan Gelir Desteği.

Avrupa BirliğiDoğrudan gelir ödeme sistemiTarım+2
Elvan Zeybek
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerine etkisi nedensellik analizi: Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı, sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesi ve Türkiye örneği üzerinden ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında sağlık sektörü ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesi ve bu ilişkinin zaman içindeki seyrinin ortaya konması hedeflenmektedir. Hazırlanan bu çalışmada öncelikle beşeri sermaye kavramı ve sağlık ilişkisi üzerinde durulmuştur. Modern ekonomilerde gelişmeyi belirleyen önemli faktörlerden bir tanesi beşeri sermayedir. Beşeri sermayenin asıl kaynağını eğitim oluşturmakla birlikte, toplumun sağlık düzeyi beşeri sermayeyi besleyen ve gelişmesine önemli katkıda bulunan diğer bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun sağlık düzeyi ile ekonomik gelişmişlik arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Bir ülkenin sağlık harcamalarının yapısı ortaya konulurken sağlık sistemlerinin belirleyici unsur olması sebebiyle, çalışmada Türkiye?nin sağlık sistemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra sistem içerisinde gerçekleştirilen sağlık harcamaları ortaya konmuştur. Sağlık kavramı ve sağlık hizmeti hakkında genel bilgiler verilmiş, günümüzde gelişmiş toplumlarda giderek önem kazanan sağlık ekonomisi hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan sağlık harcamaları ve ekonomik büyüme ilişkisini açıklayabilmek için gayri safi yurtiçi hâsıla, doğuşta yaşam beklentisi, sağlık personeli başına düşen kişi sayısı vb? sağlık göstergelerindeki gelişmeler yıllar itibariyle incelenmiş ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne üye diğer ülkelerdeki sağlık göstergelerinde meydana gelen gelişmeler ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuç, Türkiye?deki sağlık göstergelerinin pek de iç açıcı olmadığı yönündedir. Çalışmada sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ekonometrik yöntem olan nedensellik analiziyle değerlendirilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik analizi sonucunda sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasında karşılıklı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık Sektörü, Ekonomik Büyüme, GSYİH, Doğuşta Yaşam Beklentisi, Sağlık Personeli Başına Düşen Nüfus, Granger Nedensellik Testi

BüyümeEkonomik büyümeEkonomik kalkınma+4
Pınar Kısa
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enflasyon belirsizliğinin enflasyon üzerindeki etkisi; Türkiye örneği

Bu çalışmada, 1923 yılından günümüze kadar Türkiye'de enflasyonun gelişimi analiz edilmektedir. Çalışmada ayrıca Türkiye'de enflasyon belirsizliğinin enflasyon üzerindeki etkisi incelenmektedir. Çalışmada otoregresif enflasyon modellerine ilişkin EGARCH modeli tahminlerinden elde edilen varyans serileri ile enflasyon belirsizliği elde edilmiştir. Enflasyon belirsizliği ile enflasyon serileri arasındaki ilişki VAR modeli ile tahmin edilmektedir. Analiz sonuçlarına göre, Türkiye'de enflasyon belirsizliğinin enflasyon üzerinde pozitif ve yüksek etkisi görülmektedir. Ayrıca enflasyon belirsizliğinin, enflasyon belirsizliğini tetiklediği ve de yüksek enflasyona neden olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Çalışma sonucuna göre merkez bankasının veya ekonomi otoritesinin enflasyon belirsizliğini azaltacak politikalar geliştirmesinin enflasyon üzerinde olumlu etki yaratacaktır.

BelirsizlikEGARCH modelEnflasyon+1
Akın Gök
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Şanghay işbirliği örgütü üyeleri'nin küresel rekabet yapısı: Karşılaştırmalı analiz

Çalışmada, Türkiye ve Şanghay İşbirliği Örgütü Üyeleri'nin 2000 ile 2016 yılları arasında, Balassa Endeksi, Vollrath Endeksi (Nispi İhracat Avantajı, Nispi İthalat Avantajı, Nispi Ticaret Avantajı, Açıklanmış Rekabet Gücü), Net Ticaret Endeksi, İhracat-İthalat Oranı Endeksi, İhracat Benzerlik Endeksi kullanılarak rekabet güçlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. SITC Rev. 3, 2 haneli ürün grubu analizi yapılarak elde edilen endeks değerleri ile ülkelerin hangi ürün gruplarında hangi ölçüde rekabet gücünün bulunduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan endeks değerleri birbirleriyle paralellik göstermiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Rusya ve Kazakistan'ın petrol ve petrol ürünleri, doğal gaz, ham gübre ve madenler, Kırgızistan'ın parasal olmayan altın, Çin'in el çantası, giyim eşyası, büro ve otomatik makineler, Türkiye ve Pakistan'ın tekstil, giyim eşyası, Hindistan'ın ise et ve et ürünleri, deniz ürünleri ve tekstil ürün gruplarında yüksek seviyede rekabet gücüne sahip olduğu göze çarpmaktadır. Çalışmada gerek Şanghay ülkelerinin gerekse Türkiye'nin faktör yoğunluğu bazında rekabet gücü analizleri söz konusu ülkelerin ağırlıklı olarak emek ve hammadde yoğun ürünlerde üstünlüklerinin olduğunu göstermektedir. Çin'in belli başlı inovatif ürün ihracat üstünlüğü dışında Şanghay ülkeleri ve Türkiye'nin katma değeri yüksek ürünlerin ihracatında rekabet gücü bulunmamaktadır. Son yıllarda küresel bazda giderek önemi artan Şanghay İşbirliği Örgütü, Türkiye'de de Avrupa Birliği'ne alternatif olarak sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu bağlamda, çalışmada hem ürün hem de faktör yoğunluğu bazında rekabet gücü analizleri sonucunda Türkiye için sözü edilen örgütün Avrupa Birliği'ne alternatif olamayacağı, sadece Avrupa Birliği'nin tamamlayıcısı olabileceği söylenebilir.

Karşılaştırmalı analizRekabetTürkiye+2
Elif Tuğçe Bozduman
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerine ihracatı'nın çekim modeli bağlamında analizi: 1996-2016 dönemi

Türkiye'nin ihracatında son yıllarda dikkate değer bir artış olması sebebiyle bu çalışmada Türkiye ve Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ihracat hacminin Çekim modeli bağlamında analizi hedeflenmiştir. Bu model ismini Newton'un ''yerçekimi kanunundan" almıştır. Literatürde çekim modeli, uluslararası ticari ilişkilerde, ülkeler arasındaki coğrafi uzaklıkla ve ülkelerin ekonomik büyüklükleriyle ilişkili olduğunu gösteren bir modeldir. Çekim modeli çift taraflı ticaret akımlarını analiz etmekte ampirik başarısı sebebiyle tercih edilmektedir. Bu çalışmada çekim modelinin teorik yapısına, dış ticaretteki kullanımına, matematiksel gösterimine ve Türkiye'nin ihracatı üzerinde uygulamasına yer verilmektedir. Türkiye'nin ihracatıyla ilgili bu çalışmada GSYH, mesafe, nüfus, Gümrük Birliği gibi değişkenlerin literatürdeki yerlerine değinilmiştir. Söz konusu değişkenlere ait 28 ülke ve 1996-2016 yıllarını kapsayan 21 veri seti kullanılmıştır. Çalışmada yer alan bağımlı değişken Türkiye'nin ihracatı olarak belirlenmiştir. Kullanılan bağımsız değişkenler ise Avrupa Birliği ülkelerinin GSYH' ları, nüfusları, partner ülkelerin başkentlerinin Ankara'ya uzaklıklarıdır. Son olarak modele Gümrük Birliği ve denize kıyı olma kukla değişkenleri eklenmiştir. Tahmin sonucunda, modelde yer alan değişkenlerin Türkiye'nin ihracatındaki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Bulgulara göre tahmin sonuçlarında Türkiye'nin ihracatını GSYH, mesafe ve Gümrük Birliği değişkenleri olumlu etkilerken, nüfus ve denize kıyı olma değişkenlerinin olumsuz etkilediği tespit edilmiştir.

Avrupa BirliğiTürkiyeUluslararası ticaret+2
Ömür Çakır
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eğitimin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: Azerbaycan örneği

Ekonomik büyümenin başlıca bileşenlerinden birisi de beşeri sermayedir. Eğitim, beşeri sermayenin geliştirilmesinde önemli bir etkendir. Bu çalışmada, iki aşamalı Engle Granger (1987) eşbütünleşme analizi kullanılarak 1990-2015 döneminde Azerbaycan'da eğitimin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda eğitimin ekonomik kalkınma üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.

AzerbaycanBeşeri sermayeEkonomi+4
Khayala Javanshırlı
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de üniversiteleşme hareketinin genç işsizliği üzerine etkileri

İşsizlik sorunu gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde acil çözüm önerileri gerektiren en önemli yapısal ekonomik problemlerden biridir. Toplumun tüm kesimlerini derinden etkilemenin yanında; küresel ölçekte işgücü içinde en yüksek işsizlik oranı gençler arasında görülmektedir ve genç işsizliği oranı giderek yükselme eğilimindedir. Dünyanın genç nüfus oranı en yüksek ülkeleri arasında yer alan Türkiye'de son yıllarda baş döndürücü bir üniversiteleşme hareketi gerçekleşmiştir. 2000'li yılların başında izlenen "her ilde en az bir devlet üniversitesi kurulması" politikası çerçevesinde çok sayıda yeni üniversite açılmış, mevcutların fakülte sayıları ve kontenjanları önemli ölçüde artırılmıştır. Bu süreçte yükseköğretim mezunu gençlerin sayıları hızla artarken yeterli istihdam imkânı yaratılamamış, özelikle yükseköğretim mezunu gençler arasında işsizlik oranı giderek artmıştır. Türkiye'de eğitim seviyesinin yükselmesinin, gençlerde işsizlik riskini azaltması ve ücretlerin yükselmesinde katkı sağlayamaması, eğitim harcamalarının ve yükseköğretim sisteminin etkinliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Türkiye'nin dünya ekonomisinde arzuladığı yere ulaşabilmesi ancak beşeri sermayesi yüksek gençleri istihdam edebilmesi ile mümkündür. Bu çalışmada Türkiye'de üniversiteleşme hareketi ve genç işsizliği sorunu değişik boyutları ile ele alınmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümde işsizlikle ilgili terminoloji ve kavramsal çerçeve sunulmuştur. İkinci bölümde eğitimin fonksiyonları ve Türkiye'de üniversiteleşme hareketi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de genç işsizliği sorunu, eğitim seviyesi ve diğer demografik değişkenlere göre seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Sonuç kısmında, genç işsizliği ile mücadelede etkili olabilecek çözüm önerilerine özellikle bu sorunla mücadelede eğitimin etkinliğini artıracak önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İşsizlik, Genç İşsizliği, Üniversiteleşme Hareketi, Yükseköğretim

GençlerYükseköğretimÜniversiteler+2
Nezahat Dönüm
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00