
2.576
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile nöroloji polikliniğine başvuran hastaların anksiyete risk düzeyleri
Baş ağrısı ve baş dönmesi semptomları toplumumuzda çok sık görülmektedir. Bu belirtiler organik bir nedene bağlı olarak gelişebileceği gibi anksiyete gibi psikiyatrik bir sebeple de oluşabilmektedir. Önleyici çalışmaların yapılması ile anksiyete riskleri azalacaktır. Bu çalışmanın amacı, baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile anksiyete ilişkisini inceleyerek risk düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Bağcılar Medilife Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran 92 kişiyi kapsamaktadır. Katılımcıların baş ağrısı şiddeti, Wong – baker ağrı skalası ile değerlendirilmiştir. Anksiyete ve depresif belirti düzeyleri, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ile belirlenmiştir. Katılımcıların yarısından fazlasının (%53) anksiyete belirti düzeyleri, kesme puanı olan 10'a eşit ya da 10'un üzerindedir. Çalışmamızda çeşitli risk faktörleri bulundu. Ağrı şiddeti ile anksiyete belirti şiddeti arasında orta düzey anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Biraz şiddetli, şiddetli ve çok şiddetli ağrısı olan kişilerde anksiyete belirti düzeyi daha yüksektir. Ağrı arttıkça anksiyete şiddeti de artmaktadır. Ağrı bildiren 36-45 yaş aralığındaki kişiler anksiyete geliştirme eğilimindedirler. Psikojen ya da beyin kaynaklı baş dönmesi tanısı, ağrı ve baş dönmesi durumunda ilaç kullanım süresi anksiyete açısından risk faktörüdür. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da; gerilim tipi baş ağrısı tanısı almak, kadın olmak risk açısından yordayıcıdır. Bu çalışmada cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma durumu, eğitim gibi faktörlerin baş ağrısı ya da baş dönmesi ile ilişkili istatistiksel olarak anlamlı anksiyete risk faktörü olmadığı bulunmuştur. Bu durum örneklem grubunun sosyo-kültürel yapısı, örneklemin erkek ve kadın dağılımı (kadın; 72, erkek; 20), eşlik eden psikolojik tablonun varlığı gibi sebepler gösterilebilir. Sonuç olarak, organik nedenle olsun ya da olmasın baş ağrısının ve baş dönmesinin anksiyete ile ilişkili olduğunun saptanmış olması psikolojik tedavinin gerekliliğini göstermektedir.
Üst biliş ve pozitif psikolojik sermayenin sınav kaygısı ile ilişkisi
Araştırmada Haliç Üniversitesi lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin üst bilişlerinin ve pozitif psikolojik sermayelerinin sınav kaygılarıyla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Buradan hareketle ilk olarak üst biliş ile sınav kaygısı arasındaki ilişki, pozitif psikolojik sermaye ile sınav kaygısı arasındaki ilişki ve üst biliş ile pozitif psikolojik sermaye arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma Haliç Üniversitesi Lisans ve Yüksek Lisans öğrencilerinden oluşan 211 kişiden anket yoluyla toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Demografik Bilgi Formu, Üst biliş Ölçeği-30, Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Sınav Kaygısı Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler, ''IBM SPSS Statistic 22'' paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ilk olarak demografik bilgilerin incelendiği frekans analizleri, demografik verilerle değişkenlerin farklılıklarını ölçümlemek için t-test ve korelasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada üst biliş ve pozitif psikolojik sermayenin sınav kaygısı ile arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu, üst biliş ile pozitif psikolojik sermaye arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca cinsiyet faktörüyle gerçekleştirilen fark testleri sonucunda erkeklerin pozitif psikolojik sermayelerinin kadınlarınkine göre daha fazla olduğu; psikolojik tanı almayan bireylerin tanı alan bireylere göre üst biliş ve pozitif psikolojik sermayelerinin daha yüksek olduğu sonucu elde edilmiştir.
Genç erişkinlerde bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleri ile yeme bağımlılığı arasındaki ilişkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı genç erişkinlerde bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleri ile yeme bağımlılığı arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Bilgilerimiz doğrultusunda belirlenen değişkenlerin bir arada olduğu bir araştırma daha önce yapılmamıştır ve bu konuda literatür boşluğunu doldurmak hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemine, 2016-2017 öğretim yılında Haliç Üniversitesinde ve İstanbul Kültür Üniversitesinde öğrenim gören 300 öğrenci katılmıştır. Kişiler rastgele bağımsız olarak seçilmiştir. Araştırmaya katılan genç erişkin üniversite öğrencilerine; bağlanma stillerini belirlemek amacıyla 'İlişki Ölçekleri Anketi', dürtüsellik düzeylerini belirlemek amacıyla 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği', yeme bağımlılığı tanısı koymak için 'Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği' uygulanmıştır. Çalışmanın veri analizinde SPSS for Windows 22,0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel olarak yüzde ve sayı yöntemleri değerlendirilme işleminde kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Çalışmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada temel olan yeme bağımlılığını etkileyen faktörünün belirlenmesine yönelik Forward Stepwise Lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın önemli sonuçları, genç erişkin üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmında yeme bağımlılığı bulunmuştur(%21,7). Yeme bağımlılığı ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Yeme bağımlılığı olan bireylerde, bağlanma stili alt boyutlarından olan saplantılı bağlanma stilinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Yeme bağımlılığı olan bireylerde, motor dürtüsellik ve toplam dürtüsellik skorlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Yeme bağımlılığı ifadesi için saplantılı bağlanma stilleri ve dürtüsellik toplam skorlarının önemli yordayıcı olduğu görülmüştür. Üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı önemli ölçüde bulunmaktadır. Yeme bağımlılığı, bağlanma stilleri ve dürtüsellikle ilişkili bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeme Bağımlılığı, Bağlanma Stilleri, Dürtüsellik, Genç Erişkin Üniversite Öğrencileri.
Mülteci çocuklarda travma sonrası stres, depresyon ve anksiyete düzeylerinin cinsiyete göre karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteci çocuklarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Depresyon ve Anksiyete düzeylerinin belirlenmesi ve cinsiyet açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma bir devlet okulunda okuyan 12-15 yaş arası 87 çocukla yapılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSS-TÖ), Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Envanteri (ÇSKE) kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ilk olarak demografik bilgilerin incelendiği frekans analizleri, demografik verilerle değişkenlerin farklılıklarını ölçümlemek için t-test ve korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucu elde edilen bulgularda katılımcıların orta düzey travma sonrası stres düzeyine, yüksek kaygı seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Katılımcıların depresyon eşiğini geçemedikleri saptanmıştır. Cinsiyete göre fark testi analizi sonucunda; kız öğrencilerin (n=46) sürekli kaygı düzeyi, erkek öğrencilere (n=40) oranla istatistiki olarak daha yüksek çıkmıştır (p<.001)
8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stillerinin incelenmesi
Çocukluk döneminde kazandığımız veya maruz kaldığımız birçok durum yaşamamızın ilerleyen dönemlerini etkilemektedir. Çocukların duygularını düzenlemede büyük bir öneme sahip olan uyku, hem kalitesi ile hem de varlığıyla fizyolojik açıdan büyük öneme sahiptir. Uykunun içeriği hala gizemini koruyor olsa da gerekliliği hakkında literatürel bir uzlaşma vardır. Uyku durumunu anlamak için onu etkileyen değişkenlerin önemini kriterize etmemiz gerekmektedir. Bu da uyku sorunlarının derinlemesine ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu amaçla araştırmamızda 8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, evreni belli örneklem hesabı ile %95 güven aralığı ve %5 hata payına göre 378 çocuk oluşturacaktır. Bu çalışma 2017 yılı içerisinde İstanbul ilinde Başakşehir, Ziyagökalp Mahallesi, Kayaşehir Mahallesi, Altınşehir Mahallesi, Şamlar Mahallesi ve İkitelli OSB Mahallesi semtlerinde bulunan 378 8-10 yaş çocuk katılımcı üzerinde yapılacaktır. Bu çalışma sırasında edinilen demografik bilgiler ile istatistiksel planlanmış rastlantısallık durumu aranarak toplanacaktır. Çalışma grubundaki bireylerin hepsine ''Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi'', ''Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Orta Çocukluk Dönemi Ölçeği'' ve ''Sosyo-demografik Bilgi Formu'' uygulanmıştır. Araştırmanın genellenmek istenen örneklemi İstanbul'dur. Araştırma için Ekim 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında veri toplanacaktır. Veriler SPSS 20 paket programı kullanılarak analiz edilecektir. Araştırma verileri doğrultusunda çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanlar ile bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı ve kaygılı bağlanma puanları ile istatistiksel anlamlı şekilde ilişkisi bulgulanamamıştır. Bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı bağlanma puanları ile kaygılı bağlanma puanları istatistiksel olarak anlamlı bulgulanmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan 8,9 ve 10 yaşındaki çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanların 41 eşik puanı etkileyen bağlanma stilleri ölçeği alt boyutu kaçınmacı bağlanma olarak belirlenmiştir. Analizler sonucu elde edilen bulgular, literatür ışığında kuramsal olarak tartışılmıştır.
Uyku kliniğine başvurmuş ve uyku bozukluğu tanısı almış bireylerde uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, uyku kliğine başvurmuş ve uyku tanısı almış bireylerin, uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini incelemektir. Araştırmanın örneklemi 54'ü erkek ve 48'i kadın olmak üzere 102 yetişkin uyku bozukluğu tanısı almış bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, " Lovibond Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ)" ve "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı (22.0) kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. "Non-Parametrik" testlerde kullanılan "Mann-Withney U" ve "Kruskal-Wallis-H" testi kullanılmıştır. Örneklemi oluşturan bireylerin Sosyo-Demografik özellikleri "Frekans" tablosu yapılarak özetlenmiştir. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek içinse korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre uyku bozukluğu tanısı almış kişilerde, uyku bozuklukları genel olarak incelendiğinde depresyon, anksiyete ve stres bulgusuna rastlanmamış, uyku bozuklukları ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir sonuç elde edilmiştir. Uyku bozuklukları ayrı ayrı incelendiğinde, depresyon, anksiyete ve stres ile uyku bozuklukları arasında anlamlı bir sonuç olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Uyku Bozuklukları, Uyku Kalitesi, Depresyon, Anksiyete ve Stres
Kişilik özellikleri bağlamında baba-çocuk benzerliği
Araştırmada baba-çocuk arasında kişilik özellikleri bağlamında farklılıklar ve benzerlikler gözden geçirildi. Kişilik özellikleri ile ilgili gerçekleştirilen değerlendirmede örneklemin demografik özelliklerinin de belirleyici rol oynadığı gözlemlendi. Veri toplama aracı olarak Beş Faktör Kişilik Envanteri kısa formu ve Demografik Bilgi Formu kullanıldı. Yürütülen çalışmada babanın çocuğun kişilik özellikleri bağlamında etken rol üstlendiği sonucuna ulaşıldı. Kişiliğin "dışadönüklük" alt boyutunda baba ile çocuk arasında anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşıldı. Kişiliğin "dışadönüklük" alt boyutunda baba ile kız ve erkek çocukları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kişiliğin "duygusal tutarsızlık" alt boyutunda baba ile çocuklar arasında anlamlı farklılık olduğu, çocukların toplam puan ortalamalarının, babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu tespit edildi. Baba ile kız çocuklarının toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edildi. Kişiliğin "duygusal tutarsızlık alt boyutunda kız çocuklarının toplam puan ortalamalarının babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu gözlemlendi. Kişiliğin "özdenetim/sorumluluk alt boyutunda, babalar ile çocuklar arasında anlamlı farklılık oluğu, babaların toplam puan ortalamalarının, çocukların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Kişiliğin özdenetim/sorumluluk alt boyutunda baba ile kız ve erkek çocuklar arasında anlamlı farklılık elde edildi. Babanın bu boyuttaki toplam puan ortalamalarının, kız ve erkek çocuklarının toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu tespit edildi. Kişiliğin "gelişime açıklık" alt boyutunda baba ile çocuklar arasında anlamlı farklılık olduğu, çocukların toplam puan ortalamalarının babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu tespit edildi. Kişiliğin bu alt boyutunda kız ve erkek ile babalar arasında anlamlı farklılık olduğu, kız ve erkek çocukların toplam puan ortalamalarının, babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Kişiliğin "gelişime açıklık" alt boyutunda baba ile çocuklar arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edildi. Kişiliğin bu boyutunda, çocukların toplam puan ortalamalarının babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Kişiliğin "gelişime açıklık" alt boyutunda baba ile kız ve erkek çocukları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiş olup, kız ve erkek çocukların toplam puan ortalamalarının babaların toplam puan ortalamalarından yüksek olduğu tespit edildi. Kişiliğin "yumuşakbaşlılık/geçimlilik" alt boyutunda baba ile çocukların toplam puanları arasında anlamlı farklılık olduğu, babalar ile kız çocukları ve erkek çocuklarının toplam puanları arasında anlamlı farklılık olmadığı sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: baba, çocuk, beş faktör, dışadönüklük, yumuşakbaşlılık, öz-denetim, duygusal tutarsızlık, gelişime açıklık
Genç yetişkin bireylerde öfke biçimleri ile toplumsal cinsiyetçi roller arasındaki ilişkide psikolojik belirtiler, yansıtıcı işleyiş, bilişsel çarpıtmalar
Bu araştırmanın deseni, Genç Yetişkin Bireylerde Öfke Biçimleri ile Toplumsal Cinsiyetçi Roller arasındaki İlişkide Psikolojik Belirtiler, Yansıtıcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar ve Negatif Pozitif Duygular arasındaki ilişkiyi incelemek ve yordayanları belirlemek amacıyla oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini İstanbul Haliç Üniversitesi Yüksek Lisansı olmak üzere, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Psikoloji Lisansı, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Pedagojik Formasyonda eğitim gören 137 kadın ve 52 erkek toplam 189 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sürekli Öfke Öfke Tarz Ölçeği, Tolumsal Cinsiyetçi Roller Tutum Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Pozitif Negatif Duygular Tutum Ölçeği, Düşünce Özellikleri Ölçeği, Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara ilişkin kişisel ve sosyodemografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Gerçekleştirilen araştırmada verilerin analizleri SPSS 23 paket programıyla yapılmıştır. Çalışmanın tüm değişkenleri arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla uygulanan korelasyon analizinin ardından, öfke ve öfke ifade tarzlarının diğer değişkenleri yordama gücünün incelenmesi amacıyla regresyon analizleri yürütülmüştür. Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Öfke İfade Biçimlerine yönelik regresyon analizinde Eşitlikçi Cinsiyet Rolünün Öfke Kontrolü en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu, Erkek Cinsiyet Rolünün Öfke Dıştayı en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu bulunmuştur. Psikolojik semptomlardan hangisinin öfke ifade biçimlerine etkisinin olup olmadığını öğrenmek adına yapılan regresyon analizinde Hostilite Toplam Puanı Öfke İfade Biçimlerinden Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta ve Öfke Kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Hostilite arttıkça Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta artarken, Öfke Kontrol azalmaktadır. Bunun yanında diğer regresyon analizi sonuçlarında sosyal içerikli düşünce hatalarının sürekli Öfke'yi anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Sosyal içerikli Düşünce Hataları arttıkça Sürekli Öfke artmaktadır. Öfke kontrol ile yansıtıcı işleyiş kesinlik alt ölçeği arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Yansıtıcı işleyiş kesinlik arttıkça öfke kontrol de artmaktadır. Olumsuz benlik öfke kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Son olarak kişinin eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi ve cinsiyetçi ifadelere maruz kalma durumu ile öfke kontrol arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öfke ve Öfke İfade Biçimleri, Toplumsal cinsiyet roller, Psikolojik belirtiler, Yansıtcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar
Üniversite öğrencilerinin rastgele cinsel yaşantıları ile bağlanma stilleri ve yalnızlık algısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Cinsel davranışı etkileyen değişkenleri anlamak, bireylerin ihtiyaçlarına uygun terapötik müdahaleler ve psiko-eğitim oturumları tasarlama sürecinde önemlidir. Bu çalışmada, tek gecelik ilişki yaşama ile bağlanma stilleri ve bireylerin yalnızlık algısı düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-26 arası değişen ve basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 638 üniversite öğrencisine Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Çalışmanın evreni Haliç Üniversitesi lisans öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda öğrencilerin bağlanma stilleri ile tek gecelik ilişki yaşantıları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerin, diğer bağlanma stiline sahip bireylere göre tek gecelik ilişki yaşantıları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Güvenli bağlanan bireylerin diğer bağlanma stillerine oranla anlamlı düzeyde daha az tek gecelik ilişki sayısına sahip olduğu saptanmıştır. Kaçıngan ve kaygılı-kararsız bağlanan katılımcıların diğer bağlanma stiline sahip bireylere göre yalnızlık puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Tek gecelik ilişki sayısı diğerlerine oranla fazla olan bireylerin, yalnızlık puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Yalnızlık Ölçeği toplam puanı ile Cinsel Tutum Ölçeği alt boyut toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Aktif cinsel yaşantısı bulunan ve tek gecelik ilişkisi olmayan katılımcıların güvenli bağlanma puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksektir. Tek gecelik ilişki sayısının cinsiyet üzerindeki dağılımları istatistiksel olarak anlamlı olup, erkeklerin kadınlara oranla daha fazla sayıda tek gecelik ilişkisi bulunduğu saptanmıştır. Erkeklerde kaçıngan ve kaygılı-kararsız bağlanma puanının, kadınlarda güvenli bağlanma puanının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın, cinsellik alanında yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsellik, Yalnızlık Algısı, Bağlanma Stilleri, Tek Gecelik İlişki, Gündelik Cinsel İlişkiler
Boşanmış ve evliliğini sürdüren bireylerin iletişim becerileri ve problem çözme becerilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, boşanmış veya evliliğini sürdüren bireylerin iletişim becerileri ve problem çözme becerilerinin karşılaştırılması ve bu becerilerin arasındaki ilişkinin keşfedilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla sosyodemografik veri formunun, problem çözme envanterinin ve iletişim becerileri envanterinin kullanıldığı bir online anket formu ile 327 boşanmış veya evliliğini sürdüren bireye ulaşılmış ve istatistiksel analiz yöntemleri kullanılarak araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda boşanmış veya evli bireylerin problem çözme becerileri ve iletişim becerileri arasında bir ters orantı olduğu ve problem çözme becerisi ve iletişim becerisinin boşanmış veya evliliğini sürdüren bireyler için farklı kontrol değişkenleri ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir.
Lise öğrencilerinde benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinde benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini, 2019-2020 yılında İstanbul'un Fatih ve Gaziosmanpaşa ilçesinde yer alan özel okul ve özel öğretim kurs merkezinde öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, çalışma evreninden %95 güven aralığı %5 düzeyinde hata payıyla hesaplanarak basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan Özel Fatih Sınav Anadolu Lisesi, Vatan Sınav Kurs Merkezi ve İstanbul Gaziosmanpaşa'da yer alan Açı Özel Öğretim Kurs Merkezinde öğrenim gören 16-18 yaş arası 300 (162 kız, 138 erkek) lise 3 ve lise 4 öğrencileri oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Rathus Atılganlık Envanteri (RAE) ve Problem Çözme Envanteri (PÇE) kullanılmıştır. Lise öğrencilerinin benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Problem çözme becerilerinin yordayıcılarını değerlendirmek amacıyla Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Demografik özellikler bakımından katılımcıların benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerileri puanlarının anlamlı derecede farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla, Bağımsız Örneklemler t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, benlik saygısının atılganlık düzeyi ile negatif; problem çözme becerileri ile ise pozitif yönde anlamlı ilişki gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca, atılganlık düzeyi ile problem çözme becerileri arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Lise öğrencilerinde benlik saygısı ve atılganlık düzeyi problem çözme becerilerini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Atılganlık düzeyi puanlarının demografik özellikler bakımından sınıf düzeyi ve gelir durumu değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmektedir. Problem çözme becerisi puanları ise demografik özellikler bakımından kardeş sayısı, sınıf düzeyi, anne ve baba öğrenim durumu değişkenlerine göre farklılaşmaktadır.
Onkoloji ve hematoloji biriminde yatan ve ayakta tedavi gören adolesanların ruhsal işleyiş, anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, onkoloji ve hematoloji biriminde yatarak ve ayakta tedavi gören 14-17 yaş arası adolesanların ruhsal işleyişleri, anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenerek karşılaştırılması, bulunan bu sonuçlar çerçevesinde bilimsel literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemi İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji birimlerinde 16 yatarak ve 16 ayakta tedavi gören olmak üzere 32 hastadan oluşturulmuştur. Hastalara Sosyodemografik Bilgi Formuyla beraber Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği ve Rorschach Testi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Onkoloji ve Hematoloji servisinde yatarak tedavi gören adolesanların depresyon ve anksiyete puan ortalamaları ayakta tedavi gören adolesanlardan istatiksel olarak anlamlı derece yüksektir. Yatarak tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Ayakta tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçmek için Rorschach testi uygulanmıştır. Yatarak tedavi görenlerin ΣCˈ yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek iken ΣC yanıtları ayakta tedavi görenlerden ise istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Yatarak tedavi görenlerin ΣE, Şok ve Red yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Yatarak tedavi görenlerin Clob yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek değildir. Genel olarak yatarak tedavi gören adolesanların depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçen Rorschach Testi yanıtları ayaktan tedavi gören adolesanlardan daha yüksektir.
Emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışanlarının algıladıkları sosyal desteğin travmatik stres ve stresle baş etme tutumlarına etkisi
Bu araştırmada emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeyleri ile travmatik stres düzeyleri ve baş etme tutumları arasındaki ilişkiyi belirlenen sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 348 emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışana Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE), Travmatik Stres Belirti Ölçeği (TSBÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeylerinin yüksek, travmatik stres ve baş etme tutumlarının orta düzeyde olduğusaptanmıştır. Sosyal destek düzeylerinin travmatik stres düzeyleri ve buna ait alt boyutlar arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyal destek düzeylerinin problem odaklı ve şakaya vurma haricinde duygu odaklı baş etme tutumlarının tamamı ile işlevsel olmayan baş etme tutumlarından sadece soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki ayrıca şakaya vurma, inkar, zihinsel boşverme, davranışsal olarak boşverme ve madde kullanımı alt boyutlarında ise negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Travmatik stres düzeylerinin soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma hariç işlevsel olmayan baş etme tutumlarının tamamı ve duygu odaklı baş etme tutumlarından sadece şakaya vurma alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal destek düzeyleri ile demografik değişkenlerden evli, geniş ailede doğup büyüyenler, şu an çekirdek aileye ve orta düzeyde gelire sahip olanlar ile TESUD üyeleri lehine anlamlı ilişki bulunmuştur. Travmatik stres düzeyleri ile demografik değişkenlerden ön lisans mezunu, bekar, çekirdek ailede doğup büyüyen, şu an geniş aileye sahip olan, ekonomik düzeyi düşük, TEMAD'a üye, TKK ve JGK kurumlarında çalışan, psikolojik yardım alan, terör saldırısına uğrayan, çatışmada yer alan, yaralanan, birinin yaralanmasına ve ölümüne tanık olan, silah arkadaşı yaralanan ve şehit olanlar lehine anlamlı ilişki bulunmuştur.Baş etme tutumları ile demografik değişkenlerden 71 yaş ve üzeri,ön lisans mezunu, bekâr, çekirdek ailede büyüyen, ekonomik düzeyi orta, TESUD'a üye, TDK kurumunda çalışan, emeklilik süresi 10 yıl ve üzeri olanlar ve yaralananlar lehine anlamlı ilişki saptanmıştır. TSSB, depresyon, diğer meşguliyetleri bastırma, yararlı sosyal destek kullanımı, kabullenme, zihinsel boş verme, madde kullanımı değişkenleri sosyal destek toplam puanını ve aile alt boyutunu yordamaktadır. Arkadaş boyutunu algılanan sosyal destek toplam puan ve aile boyutundan farklı olarak şakaya vurma etkilemekte, madde kullanımı etkilememektedir. Ayrıca depresyon ve yararlı sosyal destek kullanımı değişkenlerinin özel bir insan alt boyutunu yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın bu alanda yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Çocuk evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası ergenlerde algılanan sosyal destek, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal davranışsal sorunların incelenmesi
Bu araştırmada amaç T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı Çocuk Evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası gençlerin, algılanan sosyal destek düzeyi, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal ve davranışsal sorunlarını incelemek ve bu durumların bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasında 12-18 yaş arasındaki çocuk evlerinde kalmakta olan 120 genç oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan gençlere Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (Yıldırım 1997), Sürekli öfke ve Öfke İfade Biçimleri (Özer,1994), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada kullanılan sosyo-demografik bilgi formunda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, biyolojik aile ile görüşme sıklığı, kurumda kalış süresi, kardeş sayısı, katılımcının kardeşlerine göre doğum sırası, geçmişte bir travmatik öykü var olup olmadığı ve psikiyatrik tanı var olup olmadığı ilgili bilgi toplanmıştır. Davranış sorunlarını yordayan değişkenlere bakıldığında, kurum çalışanından algılanan sosyal destek düzeyi ve sürekli öfke düzeyinin davranış sorunlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Yaş arttıkça öfke kontrol sorunları, öfkeyi dışa vurma düzeyi, aileden algılanan sosyal destek düzeyi ve kurum çalışanlarından algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı görülmüştür. Kurumda kalış süresi arttıkça, öfkeyi dışa vurma düzeyi ve aileden algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Biyolojik aile ile görüşme sıklığı arttıkça öfkeyi dışa vurma düzeyi artmakta , sürekli öfke düzeyinin ise azaldığı saptanmıştır. İleri araştırmalar için, farklı yaş ve bakım modelleri (sevgi evleri, çocuk destek merkezleri, çocuk bakım merkezleri) içerisinde yeniden araştırılması öfke ifade ve davranış bozukluklarına ilişkin yeni bulguların elde edilmesi düşünülebilir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Evleri, Ergenlik, Öfke İfade, Sosyal Destek, Davranış Bozuklukları
Üniversite öğrencilerinde flört şiddeti, depresyon ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde flört şiddeti, depresyon ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.Araştırma, İstanbul ili içerisinde çeşitli devlet ve vakıf üniversitelerinin farklı bölümlerinde eğitim görmekte olan 19- 23 yaş aralığında toplam 300 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Bilgi Formu, Flörtte Şiddete Yönelik Tutum Ölçekleri (FŞYTÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır.Araştırma bulgularımıza göre; kişilerin depresyon ve benlik saygısı puanları arasında anlamlı düzeyde, negatif yönlü ve orta şiddette ilişki tespit edilmiştir (p<0.001.)Kişilerin benlik saygısı azaldıkça, depresyon yaşama olasılıkları artmaktadır. Kişilerin depresyon puanları ile flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde, pozitif yönlü ve zayıf şiddette ilişki tespit edilmiştir ( p<0.001). Erkek katılımcıların depresyon düzeyi arttıkça, flörtte psikolojik şiddete yönelik destekleyici tutumları da artmaktadır. Diğer bir bulgumuza göre kişilerin benlik saygısı puanları ile flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde, negatif yönlü ve zayıf şiddette ilişki tespit edilmiştir( p<.001). Erkek katılımcıların benlik saygısı düzeyi arttıkça flörtte psikolojik şiddete yönelik destekleyici tutumları azalmaktadır. Araştırma kapsamında sonuçlar değerlendirildiğinde, katılımcıların benlik saygıları ve flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları birlikte öğrencilerin depresyon düzeylerini yordamaktadır. Katılımcıların depresyon düzeylerinin ve flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumlarının ise birlikte öğrencilerin benlik saygılarını yordadığı görülmüştür.Bu bulgular doğrultusunda üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutum puanları arttıkça depresyon puanlarının arttığı, benlik saygısı düzeylerinin azaldığı gözlenmiştir. Ayrıca bireylerin flört şiddeti mağduriyeti arttıkça, depresyon düzeyleri artmakta, benlik saygısı düzeyleri azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Flört şiddeti, flört şiddetine yönelik tutum, depresyon, benlik saygısı
Yetişkinlik dönemi oyun bağımlılığının yalnızlık algısı, sosyal destek, öfke kontrolü ve zihinsel dayanıklılık ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı yetişkin bireylerde algılanan sosyal destek, yalnızlık algısı, öfke kontrolü ve zihinsel dayanıklılığın oyun bağımlılığını ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaş aralığı "18-66" arasında olup 93 kadın (%27,2), 249 erkek (%72,8) olmak üzere 26,42 yaş ortalaması ile 342 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında Ucla Yalnızlık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu, Zihinsel Dayanıklılık Ölçeği, Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği ve Oyun Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Demografik Bilgi Formu doldurmuştur. Elde edilen verilerin analizi için "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)", "Korelasyon Analizi", "Post Hoc Scheffe Testi", "Post Hoc LSD" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; oyun bağımlılığı puanları arttıkça sosyal destek algısının azaldığı, öfke kontrol düzeyinin azaldığı görülmektedir. Oyun bağımlılığı ile yalnızlık algısı ve zihinsel dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Yalnızlık algısı arttıkça zihinsel dayanıklılık ve sosyal destek algısının arttığı; yalnızlık algısı arttıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı; zihinsel dayanıklılık arttıkça sosyal destek algısının artmakta olduğu; zihinsel dayanıklılık azaldıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı; sosyal destek algısı azaldıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı saptanmıştır. Yalnızlık algısı, zihinsel dayanıklılık, sosyal destek algısı ve öfke kontrolü puanlarının oyun bağımlılığı üzerinde % 27 oranında bir etkisi olduğu görülmüştür. Kadınların oyun bağımlılığı puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulgulanmıştır.
Yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları; algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularının birbirleriyle olan ilişkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada; yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Bu konuya bağlı olarak da yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite ile yaygın anksiyete bozukluğu semptomları arasındaki ilişkinin, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Denizli Pamukkale Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde öğrenim gören farklı bölümlerden 501 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozukluğu testi-7" "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Tutumu Algısı Ölçeği" ve "Bilişötesi Farkındalık Envanteri" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik verilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların dikkat eksikliği puan ortalaması 20.77 ve hiperaktivite puan ortalamaları 20.78 bulunmuştur. Sosyal bilimler öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin, matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlere oranla dikkat eksiklikliklerinin olduğu düşüncesine daha fazla sahip oldukları görülmüştür. Sınıf öğretmenliği ve sosyal bilimler öğretmenliğinde öğrenim görenlerin yaygın anksiyetiye bozukluğu puanları bilgisayar ve öğretim teknolojileri ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bilişötesi farkındalığın hata ayıklama alt boyutunda bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde öğrenim görenlerin puanları okul öncesi öğretmenliğinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca hata ayıklama alt boyutunda dördüncü sınıfta öğrenim görülenlerin puanları birinci sıradakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, hiperaktivite ile yaygın anksiyetiye, dikkat eksikliği ve bilişötesi farkındalık envanterinin işlemsel bilgi alt boyutu arasında pozitif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin bilgisi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu, demografik anne tutum algısı arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon, koruyucu baba tutumu arasında pozitif yönde çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin düzenlenmesi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişötesi farkındalık envanteri ile ilgisiz ve demogratik anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Dikkate eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyetiye bozukluğu, algılanılan ebeveyn ilişkisi, bilişötesi farkındalık
Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığının siber zorbalık ve siber mağduriyet ile ilişkisi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin cinsiyet, yaş, bir günde kaç saat internet kullanıldığı, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, sosyal ağların daha çok hangi amaçlarla kullanıldığı gibi değişkenlerle ne derece fark gösterdiği araştırılmıştır. Araştırma 380 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verileri elde etmek için Young İnternet Bağımlılık Ölçeği (YİBÖ), Üniversite Öğrencileri için Yenilenmiş Siber Zorbalık Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Erkek öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeyleri kadın öğrencilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşa göre siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinde farklılaşma tespit edilmemiştir. Baba eğitim durumuna göre öğrencilerin çevrimiçi olmaktan kaynaklanan sorunlar, çevrimiçi olmayı günlük hayata tercih etme ve çevrimiçi olma süresini artırma puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Buna göre babasının eğitim düzeyi lise olan öğrencilerin internet bağımlılık puanları ortaokul olan öğrencilerden daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen diğer bir bulguya göre, 7 saat ve üstü internet kullanımı sağlayan öğrencilerin internette çevrimiçi olmayı günlük hayata tercih etme puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. İnternet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyonel ilişkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Zihinsel veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerin stresle başa çıkma yöntemlerinin çocuğun engel türüne (zihinsel/bedensel) göre karşılaştırılması
Araştırmanın amacı İstanbul'un Eyüp Sultan ilçesinde yaşayan zihinsel engelli ve bedensel engelli çocuğa sahip annelerin stresle başa çıkma yöntemlerinin karşılaştırılmaktır. Bu kapsamda İstanbul'un Eyüp Sultan bölgesinde bulunan iki rehabilitasyon merkezinde eğitim almaya devam etmekte olan 1-22 yaş aralığında engelli çocuğu olan 88 zihinsel engelli çocuğun annesi ve 82 bedensel engelli çocuğun annesi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Bu çalışma ile zihinsel engelli veya bedensel engelli çocuğa sahip annelerin stresle başa çıkma yöntemlerinin çocuğun engel türüne (zihinsel/bedensel) göre karşılaştırılmıştır. Çalışmanın evrenini Onuray Doğanay Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Özel Akar Yeşilırmak Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Özel özel eğitim görmekte olan 1 ile 22 yaş zihinsel engelli ve bedensel engelli bireylerin anneleri oluşturmaktadır. Bu kapsamda 97 zihinsel engelli bireyin annesi ve 114 bedensel bireyin annesine tek tek ve yüz yüze şekilde sözlü ve yazılı bilgilendirme yapılıp katılımcı anneden kişisel bilgi formu ve stresle başa çıkma yöntemleri ölçeğini doldurulması istenmiştir. Araştırmanın örneklemini ise çalışma evreninden %95 güven aralığı %5 düzeyinde hata payıyla hesaplanarak basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen Onuray Doğanay Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Özel Akar Yeşilırmak Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi özel eğitim gören 211 zihinsel engelli ve bedensel engelli bireylerin anneleri oluşturmaktadır. Verileri değerlendirmek için SPSS (Statistical Package for the Social Science) programının SPSS.15. versiyonu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, sosyodemografik değişkenler arasında yer alan yaş, çalışma durumu, çocuk sayısı, sosyal güvence, eşle akrabalık durumu, engelli çocuğun yaşı ve anneye sosyal destek değişkenleri bakımından bedensel ve zihinsel çocuk sahibi annelerin stresle başa çıkma düzeylerinin anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Sonuçlara göre, ileri yaşta olmak, çalışmamak, düşük gelir düzeyine sahip olmak, 3 ve daha fazla çocuk sahibi olmak, sosyal güvencenin olmaması, eşle akrabalık durumu olmak, engelli çocuğun 13-22 yaş arasında olması, aileye destek olan kişilerin olması düşük düzeyde stresle başa çıkma becerileri olduğunu göstermektedir. Ayrıca, zihinsel ve bedensel engelli çocuk sahibi annelerin stresle başa çıkma boyutlarında anlamlı farklılık olmadığı saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, annelerin stresle başa çıkma düzeylerini olumsuz düzeyde etkileyebilecek sosyo-demografik ve engelli çocuk sahibi olmaya ilişkin değişkenlerin söz konusu olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, çalışmanın tekrarlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik, Ebeveyn Stresi, Engellilik
Doğa üzerine olumlu katkı sağlama projelerinde yer almanın özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş durumu ile ilişkisi: Ağaçlandırma projeleri örneği
Bu araştırma, doğa üzerine olumlu katkı projelerinde yer alan ve almayan bireylerin, özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş durumlarını incelemek, bireylerin özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin hangi değişkenlerden etkilendiğini saptamak ve özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş durumları arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, İstanbul il merkezinde daha önce doğa üzerine olumlu katkı projelerinden olan ağaçlandırma projelerinde yer almış ve almamış 200 yetişkin birey dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, bireylere yönelik çeşitli demografik bilgilerin yer aldığı "Sosyodemografik Bilgi Formu", bireylerin özyeterlilik düzeylerini ölçmeye yönelik "Genel Özyeterlilik Ölçeği", bireylerin benlik saygı düzeyini ölçmeye yönelik "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" ve bireylerin psikolojik iyi oluş durumlarını ölçmeye yönelik "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre bireylerin doğa üzerine olumlu katkı projelerine katılımları ile özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında pozitif düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş skorları arasında pozitif ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. Araştırmanın sonucunda, bireylerin özyeterlilik, benlik saygısı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin, doğa üzerine olumlu katkı projelerinde yer alan ve almayan bireylere nazaran demografik özelliklerden etkilendiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğa, Doğa'ya katkı, özyeterlilik, benlik saygısı, psikolojik iyi oluş
Üniversite öğrencilerinde öz-şefkat düzeyi ile stresle başa çıkma tarzının depresyon belirtisiyle ilişkisi
Araştırmanın konusu, üniversite öğrencilerinde öz-şefkat düzeyi ile stresle başa çıkma tarzının depresyon belirtisiyle ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde eğitim gören 367 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplamada; Sosyo-demografik Bilgi Formu, Öz-Anlayış Ölçeği (ÖZAN), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmış; analizlerde T- testi, Kruskal Wallis Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Person Korelasyon Analizi ve Regresyon Analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular göre, öz-şefkat düzeyi ile depresyon arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Öz-şefkat düzeyi ile stresle başa çıkma tarzı arasındaki ilişki incelendiğinde, öz-şefkat, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım ile negatif yönlü; kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal destek arama ile pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzı ile depresyon arasındaki ilişkiye yönelik bulgulara göre, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal destek arama yaklaşımı ile negatif yönlü; çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım ile pozitif yönlü ilişki gözlemlenmiştir. Yapılan regresyon analiz sonucunda ise, öz-şefkat, çaresiz yaklaşım ve iyimser yaklaşım puanlarının depresyon puanlarını anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde duygusal zeka ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin duygusal zeka düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişki tespit etmek için yapılmıştır. Bu kapsamda araştırma, tarama modeli ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklem grubu 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında üniversite eğitimi görmekte olan 414 öğrenci oluşturulmuştur. Araştırma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu, Schutte Duygusal Zeka Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma sonunda, üniversite öğrencilerinin duygusal zeka düzeylerinin cinsiyet ve yaşa göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği; sınıf düzeyi, gelir grupları, anne ve baba eğitim durumu kapsamında ise anlamlı düzeyde farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu düzeylerinin gelir durumu, anne ve baba eğitim durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği; cinsiyet, yaş grubu ve sınıf düzeyine göre ise anlamlı düzeyde farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak, üniversite öğrencilerinin duygusal zeka düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında pozitif yönlü, düşük şiddette, ileri düzeyde anlamlı korelasyonel ilişki belirlenmiştir. Son olarak, üniversite öğrencilerinin duygusal zeka düzeylerinin yaşam doyumunu yordadığı tespit edilmiştir.
Dijital oyun bağımlılığı ile saldırganlık eğilimi ve sosyalleşme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dijital oyun bağımlılığının çeşitli psikolojik etkilere sebep olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, bireylerdeki dijital oyun bağımlılık düzeyinin saldırganlık eğilimi ve sosyal kaygı, algılanan sosyal destek, yabancılaşma sosyalleşme düzeyleri arasındaki ilişkisini incelemektir. Bu amaçla 18 – 30 yaş aralığındaki kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan 370 genç yetişkine Sosyo Demografik Bilgi Formu, Oyun Bağımlılığı Ölçeği, Buss- Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ), Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Dean Yabancılaşma Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda yaş faktörünün dijital oyun bağımlılıyla negatif yönde anlamlı bulunmuştur. Cinsiyet ile dijital oyun bağımlılığı düzeyi incelendiğinde erkek olmak ile dijital oyun bağımlılığı düzeyi arasında anlamlı ve yüksek düzeyde ilişkili bulunmuştur. Evinde bilgisayar bulunma durumu ile dijital oyun bağımlılığı düzeyinin belirginlik, dayanıklılık ve durum değiştirme boyutlarında evinde bilgisayar olan genç bireylerin dijital oyun bağımlılığı düzeyleri, bilgisayarı olmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Dijital oyun bağımlılığı ile yabancılaşma düzeyi ve sosyal yalıtılmıştık boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Dijital oyun bağımlılığı düzeyi ile algılanan sosyal destek düzeyi ve aile alt boyutu arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Dijital oyun bağımlılığı ve sosyal kaygı düzeyi ve kaçınma, kaygı boyutları arasında pozitif ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Dijital oyun bağımlılığı ve saldırganlık; fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve sözel saldırganlık alt boyutları arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Bu çalışmanın dijital oyun bağımlılığı konusunda alanyazına katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile çocukluklarında algıladıkları ebeveyn tutumlarının dark triad kişilik özelliklerine etkisi
Araştırma, üniversite öğrencilerinin çocukluk dönemlerine dair maruz kaldıkları örselenme yaşantıları ile algıladıkları ebeveyn tutumlarının karanlık üçlü kişilik özellikleri ile ilişkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte bu düzeylerin bazı demografik bilgiler ile ilişkili olup olmadığını belirmek amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 18 yaş ve üzeri 371 üniversite öğrencisine "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği", "Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumu-Çocuk Formu" ve "Kısa Karanlık Üçlü Envanteri" uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin karanlık üçlü kişilik özellikleri erkeklerde ortalama 2,50±0,20 düzeyinde olup kadınlarda ise 2,50±0,20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Araştırmada suç işleyen ya da disiplin cezası almış bireylerde narsisist ve makyavelist özelliklerin daha baskın olduğu tespit edilmiştir. Kadınlarda duygusal kötüye kullanım ve ihmale maruz kalma durumu ile narsisist kişilik özelliği arasında pozitif zayıf ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağında cinsel kötüye kullanıma maruz kalma durumu ile psikopati kişilik özelliği ile (diğer özelliklere nazaran) daha güçlü ve pozitif ilişki saptanmıştır. Reddedici ebeveyn tutumuna maruz kalma durumu ile karanlık üçlü kişilik özellikleri doğru orantılı olarak tespit edilmiştir. Bununla birlikte duygusal-sıcak ebeveyn tutumuna maruz kalma durumu ile karanlık üçlü kişilik özellikleri ile ters orantılı olduğu görülmüştür. Çalışmanın bundan sonraki yapılacak olan örselenme yaşantıları, algılanan ebeveyn tutumu ve karanlık üçlü kişilik özellikleri konuları üzerine yapılacak çalışmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Örselenme, Ebeveyn Tutumu, Karanlık Üçlü
Ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı ergenlerde teknoloji bağımlılığının anne-baba tutumları ve duygusal zekâ ile ilişkiselliğini saptamaktır. Çalışmaya dahil edilen her bir katılımcı kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ), Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği (Çocuk ve Ergen Formu) ve Anne-Baba Tutum Ölçeğini doldurmuştur. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın örneklemini gönüllü 1183 kadın ve 817 erkek olmak üzere toplam 2000 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada teknoloji bağımlılığı ve sosyal ağ kullanma, anlık mesajlaşma, web siteleri kullanma, çevrimiçi oyun oynama ile anne-baba tutumu içerisinde yer alan kabul/ilgi boyutu ve denetim alt boyutlarından alınan puanlar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Teknoloji bağımlılığı ile duygusal zekâ alt boyutlarından bireyiçi, bireylerarası, uyum, stres yönetimi ve genel ruh hali arasında anlamlı düzeyde ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Anne-baba tutum ölçeğindeki denetim alt boyutu ile duygusal zekâ pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak cinsiyet ile duygusal zekâ düzeyleri arasında anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne baba tutumu, duygusal zekâ, ergenlik dönemi, teknoloji bağımlılığı
Bilişsel becerilerin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisi
Travmatik yaşam olaylarına maruz kalan kişiler, ortaya çıkan olumsuz psikolojik sonuçlarla başa çıkabilmek için savunma mekanizmaları geliştirirler. Ancak farklı türlerde ortaya çıkan bu savunma mekanizmalarının türünde hangi süreçlerin etkili olduğu net olarak bilinememektedir. Bu çalışmada, travma sonrası gelişen savunma mekanizmalarının türünün belirlenmesinde bilişsel becerilerin rolü, işlevi ve etkililiği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini basit rastgele seçkisiz örneklem yöntemi ile yaşam boyu en az bir travmatik yaşam olayına maruz kalmış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü ile yaşamboyu hiç travmatik yaşam olayına maruz kalmamış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü oluşturmuştur. İlk aşamada, çalışmaya gönüllü olarak dahil olmak isteyen her bir katılımcıya sosyodemografik veri formu ile beraber travma değerlendirme formu verilmiştir. İkinci aşamada zeka, dikkat ve bellek gibi bilişsel becerileri ölçmek amacıyla Cattell Zeka Testi (3A Formu), d2 Dikkat Testi ve Benton Görsel Bellek Testi uygulanmıştır. Yaşanan travmanın şiddeti, sahip olunan travma sayısı, ego tarafından geliştirilen matür, immatür ve nevrotik savunma mekanizmaları ve dikkat dağınıklığı, psikomotor performans, sürdürülebilir dikkat problemi, dikkat salınımı, görsel bellek, soyut düşünme becerisi arasındaki ilişki incelenmiştir. Veri analizi için SPSS for Windows 22,0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bilişsel becerilerinin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisine yönelik anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, Bilişsel Beceriler, Savunma Mekanizmaları
Yeme bağımlılığı ile yürütücü işlevler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bağımlılık konusu düşünüldüğünde genel olarak akla gelen madde, alkol ya da kumar bağımlılıklarıdır. Ancak son dönemlerde yapılan çalışmalar başka türde bağımlılıkların da olduğunu ortaya koymuştur. Günlük alışkanlıkların içinde fark edilmesi güç olan ancak gerek psikolojik gerekse de fizyolojik olarak ciddi bir öneme sahip olan yeme bağımlılığı bunlardan bir tanesidir. Bu çalışmada yeme bağımlılığının yürütücü işlevlerle olan ilişkisi, yeme bağımlılığı ile yürütücü işlevlerin karşılıklı etkileşimleri nöropsikolojik değerlendirme yapılarak araştırılmıştır. Çalışmanın evrenini, Haliç Üniversitesi psikoloji lisans programı öğrencileri oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemini, evreni belli örneklem hesabı ve %95 güven aralığı ile %5 hata payına göre 206 öğrenci oluşturmuştur. İlk aşamada, çalışmaya gönüllü olarak dahil olan her bir katılımcıya sosyodemografik veri formu ile beraber Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği verilecek ve yeme bağımlılığı kriterlerini karşılayan Beck Depresyon Ölçek skoru 17'nin altında olan katılımcılar belirlenmiştir. İkinci aşamaya, yeme bağımlılığı olan bireyler ve rastgele seçilmiş sayıca eşleştirilmiş yeme bağımlısı olmayan bireyler dahil edilmiştir. İkinci aşamada her bir katılımcıya, Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Wechsler Bellek Ölçeği ve Çizgilerin Yönünü Belirleme Testi uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde, SPSS for Windows 22.0 programı kullanılmıştır. Yeme bağımlısı olan ve olmayan iki grubun sosyodemografik verileri ile ölçek/test skorları karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeme Bağımlılığı, Yürütücü İşlevler, Bağımlılık
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve mağduriyet yaşantılarında karanlık üçlü kişilik özellikleri ve dürtüselliğin etkisi
Araştırmanın amacı, siber zorbalık yaşantılarının karanlık üçlü kişilik özellikleri (narsisizm, makyavelizm, psikopati) ve dürtüsellik düzeyi üzerindeki etkisini araştırmak ve ilgili değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemini 2019-2020 öğretim yılında Haliç Üniversitesi'nin farklı fakültelerinde eğitim gören 372 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak, ''Üniversite Öğrencileri için Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri'', ''Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği (SD3)'', ''Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF)'' ve araştırmacı tarafından geliştirilen ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre cinsiyetler arasında siber zorbalık puanları erkek bireylerde kadın bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olarak saptanırken; siber mağduriyet ile cinsiyet arasında anlamlı düzeyde bir farklılık bulunamamıştır. Araştırma sonucunda siber zorbalık yapma ile motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği, karanlık üçlü makyavelizm ve psikopati orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Siber zorbalık mağduriyeti ile plan yapamama, motor dürtüsellik, dikkat dürtüselliği, karanlık üçlü makyavelizm, narsisizm ve psikopati zayıf düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak motor dürtüsellik, karanlık üçlü makyavelizm ve karanlık üçlü psikopati puanlarının pozitif yönlü olarak siber zorbalık davranışını anlamlı ölçüde etkilediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: siber zorbalık, siber mağduriyet, karanlık üçlü kişilik özellikleri, dürtüsellik
Üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet algısı ve çelişik duygulu cinsiyetçiliğin flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutumlara etkisi
Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet algıları ve çelişik duygulu cinsiyetçilik düzeylerinin flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutumlarına olan etkisini araştırmak ve ilgili değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemeni 2019-2020 öğretim yılında Haliç Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde eğitimine devam etmekte olan 365 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; ''Flört Şiddeti Tutum Ölçeği (FŞTÖ)'', ''Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ)'', ''Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği (ÇDCÖ)'' ve araştırmacı tarafından geliştirilen ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Araştırmaya göre flört şiddetinin üniversite öğrencileri arasında oldukça yaygın olduğu ve erkeklerin kadın öğrencilere kıyasla flört şiddetini anlamlı düzeyde daha fazla desteklediği bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda flört şiddeti tutumları ile çelişik duygulu cinsiyetçilik (düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik) düzeylerinin tüm alt boyutlarının negatif yönlü ve flört şiddeti tutumları ile toplumsal cinsiyet algısının pozitif yönlü anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır. Toplumsal cinsiyet algısının pozitif yönlü ve korumacı cinsiyetçilik alt boyutundan olan heteroseksüel yakınlık puanlarının negatif yönlü olmak üzere flört şiddeti tutum puanlarını yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet algısı ve çelişik duygulu cinsiyetçiliğin flört şiddeti üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: flört şiddeti, flört şiddetine yönelik tutum, toplumsal cinsiyet, toplumsal cinsiyet algısı, çelişik duygulu cinsiyetçilik
Evli bireylerde ruhsal travmanın evlilik uyumu ve evlilik doyumuna etkisi
Bu çalışmanın amacı, evli bireylerde geçmiş travmatik öykünün ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin, evlilik ilişkisinin niteliğini belirleyen evlilik uyumuna ve evlilik doyumuna etkisinin araştırılmak ve ilgili değişkenler arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini 2020 yılında İstanbul ilinde ikamet eden, 18 yaş ve üzerinde olan, evrenden basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen, gönüllü katılım sağlayan 384 evli birey oluşturmaktadır. Çalışma için veri toplama aracı olarak kullanılan ölçekler; Kişisel Bilgi Formu, Travmatik Stres Belirti Ölçeği, Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ), Evlilik Doyum Ölçeği (EDÖ) olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; cinsiyet ve algılanan gelir düzeyi ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu; erkek evli bireylerin ve algılanan gelir durumu yüksek olan evli bireylerin evlilik uyumu yüksek olarak bulunmuştur. Cinsiyet ve algılanan gelir düzeyi arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Araştırma sonucunda TSSB puanları ile evlilik uyumu ve evlilik doyumu arasında orta düzey, negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Depresyon ile evlilik uyumu ve evlilik doyumu arasında orta düzey, negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Evlilik uyumu ve evlilik doyumu arasında yüksek düzey, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre evlilik uyumu düzeyleri daha önce şiddete uğramış olmak ve daha önce fiziksel şiddete uğramış olmak değişkenleri açısından anlamlı bir şekilde yordanmaktadır. Geçmişte şiddete uğramış olmak ve geçmişte fiziksel şiddete uğramış olmak düşük evlilik uyumu düzeylerini anlamlı bir şekilde açıklamaktadır. Anahtar Kelimeler: ruhsal travma, travmatik yaşantılar, evlilik, evlilik uyumu, evlilik doyumu
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişkinin bazı demografik değişkenler açısından incelemesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-27 arasında değişen 368 üniversite öğrencisine Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum puanların ortalamasının 162,37±19,59 olduğu görülmüştür. Bu sonuç, üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlara sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçtiği yer, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların cinsel işlev düzeylerinin; cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasında düşük düzeyde anlamlı bir korelasyonel ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlar arttıkça cinsel işlev düzeylerinin yükseldiği görülmektedir. Araştırmanın, bundan sonraki toplumsal cinsiyet ve cinsel işlev üzerine yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Rolleri, Cinsellik, Cinsel İşlev
Evli bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin evlilik doyumu ile ilişkisi
Evlilik doyumunu etkileyen değişkenleri anlamak, bireylerin ihtiyaçlarına uygun terapötik müdahaleler, çift terapileri ve bireysel terapileri tasarlama sürecinde önemlidir. Bu çalışmada, erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin evlilik doyumu ile arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda rastlantısal olarak seçilen 368 evli bireye Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Evlilikte Sorun Çözme Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırmaya gönüllü 368 evli birey katılmıştır. Katılımcıların %51.9'unu kadın, %41.8'i 31-40 yaş, %80.4'ü çalışmaktadır. Çiftlerin %39.9'unun evlilik süresi 1-5 yıl arasında değişmektedir. Katılımcıların %54.9'u çocuk sahibidir. Evlilik doyumu ile problem çözme becerileri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Evlilik doyumu ile erken dönem uyumsuz şemalara ait alt boyutlar ve toplam puan arasında negatif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başarısızlık ve ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim şemalarının evlilik doyumu üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür. Problem çözme becerileri ile erken dönem uyumsuz şemalara ait toplam puan ve erken dönem uyumsuz şemalara ait alt boyutlar arasında negatif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Başarısızlık ve ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim şemalarının problem çözme becerileri üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Erken dönem uyumsuz şemalara ait duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik ve tehditler karşısında dayanıksızlık şemalarının evlilik doyumuna negatif yönde, anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve problem çözme becerilerinin bütün olarak evlilik doyumu üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın, evlilik doyumu ile ilgili yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma grubunu Haliç Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan, araştırmaya gönüllü olarak katılan 370 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, çocukluk çağındaki travmatik yaşantılarını değerlendirmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, yalnızlık duygusunu ölçmek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği ve öfke ifade tarzlarını belirlemek amacıyla Öfke İfade Tarzı ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Genç erişkinlerin %64.9'u kadın, %35.1'i erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların %31.9'unun 1. Sınıfta olduğu tespit edilmiştir. %24.9'u aile içinde kayıp yaşamışken %75.1'i yaşamamıştır. Katılımcıların %84.9'unun bebeklik/çocukluk dönemi bakımını ailesi üstlenmişken, %12.7'sinin anneannebabaanne ve %2.4'ünün ise bakıcı üstlenmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travma toplam puanı ( ̅=40.65; ss=11.42) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluk çağı travmalarına ait alt boyutlar incelendiğinde; fiziksel istismarın ( ̅=9.04; ss=3.19) en yüksek ve duygusal ihmalin ise ( ̅=6.82; ss=2.31) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin öfke ifade tarzı toplam puanı ( ̅=76.29; ss=14.77) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca öfke ifade tarzları ölçeğinin alt boyutları incelendiğinde; sürekli öfke boyutunun ( ̅=21.34; ss=5.88) en yüksek ve öfke dışa vurumunun ise ( ̅=16.74; ss=4.33) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin yalnızlık puanı ( ̅=35.89; ss=9.43) olarak tespit edilmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları çocukluk çağı travmalarının toplam puanında ve fiziksel ihmal alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutlarda (cinsel istismar, fiziksel istismar, duygusal ihmal, duygusal istismar ve travmayı küçümseme) erkek katılımcılarda yüksek çıkmıştır (t368=-2.86;p=.004). Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları ve öfke ifade tarzları arasında pozitif ve anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Ek olarak, genç erişkinlerin öfke ifade tarzları ile yalnızlık düzeyleri pozitif ve anlamlı olarak ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasında ilişki saptanmıştır.
05-06 yaş çocukların anne bağlanma stilleri ile sosyal yetkinlik ve davranış ilişkisinin incelenmesi
Hazırlanan bu çalışmada 05-06 yaş çocukların anne bağlanma stilleri ile sosyal yetkinlik ve davranış ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. 05-06 yaş çocuğun sosyal yetkinlik ve davranışlarının yordanmasında, anneye bağlanma stilinin etkili olup olmadığı; var ise nasıl etkisi olduğu, farklı demografik değişkenlerle incelenerek araştırılmıştır. Bu kapsamda araştırma, Mayıs 2020- Haziran 2020 tarihleri arasında İstanbul, Mersin, Balıkesir ve Adıyaman şehirlerinde yaşamakta olan 05-06 yaş çocuğa sahip 345 anne ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeği (SYDD-30) veri toplama aracı olarak kullanılmış bulunmaktadır. Araştırma amacı kapsamında toplanan veriler, SPSS-22 paket programı kullanılarak analiz edilmiş olup araştırma problemlerine yanıt aranmıştır.Araştırma amacı kapsamında, 05-06 yaş grubundaki çocukların bağlanma stilleri ile sosyal yetkinlik ve davranışları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırma bulgularına göre; 05-06 yaş grubundaki çocukların %47.8'i kız ve %52.2'si ise erkektir. Çocukların bakımını %64.1 oranında ebeveyn, %20.0 oranında büyük anne ve %15.9 oranında ise bakıcı karşılamıştır. Çocukların %8.7'si tıbbi bir sorun yaşamışken %91.3'ü tıbbi bir sorun yaşamamıştır. Katılımcıların %56.8'i okula hızlı adapte olurken, %32.8'i orta ve %10.4'ü ise zor adapte olmuştur. 05-06 yaş grubundaki çocukların sosyal yetkinlik ve davranış toplam puanları ile kızgınlık-saldırganlık ve anksiyete-dönüklük puanları ile güvenli bağlanma, kaçınan bağlanma ve kaygılı-kararsız bağlanma stilleri arasında anlamlı ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler:Bağlanma stilleri,Çocuk Gelişimi, Sosyal yetkinlik ve davranış
Okul öncesi çocuklarda sosyal yetkinlik ve davranış sorunları ile annelerinin yaşam doyum düzeyleri ve psikolojik semptomları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı okul öncesi çocuklarda görülen davranış problemleri ve çocukların sosyal yetkinliklerinin, annelerinde görülen psikolojik semptomları ve annelerinin yaşam doyumları ile olan ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, ilgili kavramların bir arada incelenmesi ve dinamik bir model sunması nedeniyle önemlidir. Alan dizine yeni ve güncel bilgilerin kazandırılması da diğer bir olumlu katkısıdır. Çalışmanın evrenini Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların anneleri oluşturmaktadır. Örneklem seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Örneklem sayısı ise hastaneye 3 ay içerisinde başvuran 500 hastanın %20 si alınarak hesaplanmıştır ve böylelikle 100 kişiye uygulama yapılmıştır. Örneklem seçiminde çocukların okul öncesi dönemde olmaları dikkate alınmıştır. Çalışmada katılımcı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu ve ayrıca Diener- Yaşam Doyumu Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri (KSE), Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 envanterleri kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemleri ve sosyal yetkinlik ile annelerinin yaşam doyumları arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamızın sonuçları çocuklardaki davranış problemlerinin sosyal yetkinlik düzeyi ile annelerinin psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Araştırmamıza göre annelerin yaşam doyumları ile psikolojik belirtileri arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur. Araştırmamızdan elde edilen bulgulara göre cinsiyet ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Yapılan çalışmanın sonuçlarına bakıldığında değişkenler arası ilişkiler saptanmış olup, elde edilen veriler literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşam Doyumu, Sosyal Yetkinlik, Çocukluktaki Davranış Problemler
Çocukluk çağı travmalarının beslenme alışkanlıklarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, çocukluk çağı travmalarının beslenme alışkanlıklarına etkisi üzerine ilişkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Bakırköy ilçesinde faaliyet gösteren beslenme danışmanlığı merkezine başvruan bireyler oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan her bir katılımcı Sosyodemografik Bilgi Formu ile Beslenme Alışkanlıkları Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeğini (RBSÖ) doldurmuştur. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bağımsız iki grubun ortalamaları karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla bağımsız grupların ortalamaları karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA) testi kullanılmıştır. Kategorik iki bağımsız değişkenin ilişki analizinde kikare ilişki testi, ölçeklerin güvenilirlik analizinde Cronbach's alpha katsayısı, korelasyon analizi için pearson korelasyon testi, regresyon analizi için ise çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, duygusal istismarın her gün kahvaltı yapmayan bireyler üzerinde etkili olduğu, fiziksel istismarın şu anki kilonun sağlık yönünden rahatsız etmesi üzerinde ve her gün kahvaltı yapmayan bireyler üzerinde etkili olduğu ve cinsel istismarın ise aynaya baktığında kendi görüntüsünden rahatsız olan bireyler üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Araştırmada elde edilen diğer sonuca göre, çocukluk çağı travmalarının benlik saygısı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Araştırmada elde edilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Evli bireylerin çocukluk çağı travmaları ve bilinçli farkındalık düzeyleri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, evli çiftlerin çocukluk çağında yaşadıkları travmatik yaşam olayları ve bilinçli farkındalıklarıyla evlilikteki doyum arasında olan ilişkiyi analiz etmek, evli bireylerin evlilik doyumlarını etkileyen çocukluk çağı travmatik yaşam olayları ve bilinçli farkındalık düzeyleri açısından açıklamak ve belirlenen sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı fark gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemini İstanbul'un Ataşehir İlçesinde yaşayan 21-60 yaş aralığı olan, 330 evli birey oluşturmuştur. Kullanılan veri toplama araçları; "Sosyo-demografik Bilgi Formu", 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği', 'Bilinçli Farkındalık Ölçeği' ve 'Evlilik Yaşam Ölçeği' dir. Araştırmada, katılımcıların bilinçli farkındalık, evlilik doyumu ve çocukluk çağı travmaları toplam puanlarının Pearson Korelasyonu bulguları incelendiğinde, bilinçli farkındalık ile evlilik doyumu düşük düzeyde pozitif taraflı; çocukluk çağı travmaları düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamlı ilişkidir. Ayrıca, Evlilik yaşamı ile çocukluk çağı travmaları düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamlı ilişkidir. Özetle evlilik doyumu arttıkça bilinçli farkındalık artmakta olup, bilinçli farkındalık azaldıkça çocukluk çağı travmaları da artmaktadır. Ayrıca evlilik doyumu azaldıkça çocukluk çağı travmaların da arttığı bulunmuştur. Araştırmanın, bundan sonraki çocukluk çağı travmaları ve bilinçli farkındalık düzeyleri ve evlilik doyumu üzerine yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir.
Erken dönem uyumsuz şemaları ile depresif belirtiler ve öz-duyarlık arasındaki ilişki
Bu araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar ile depresif belirti ve öz-duyarlık arasındaki ilişki incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada Sosyo-Demografik Bilgi Formu,Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Beck Depresyon Ölçeği ve Öz-duyarlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, demografik değişkenler için bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi,ayrıca, öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemaların demografik değişkenlere göre incelenmesinde çok değişkenli varyans analizi kullanılmıştır. Ek olarak, depresif belirtiler, öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemalar arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ile incelenmiştir. Öz-duyarlık ve erken dönem uyumsuz şemaların depresif belirtileri yordamasında ise çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %69.9'u kadın ve %30.1'i erkektir. Öğrencilerin %66'sı 1. sınıf, %19.5'i 2. sınıf ve %14.5'i ise 3. sınıf olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %13.7'si aktif olarak bir işte çalışıyorken %86.3'ü çalışmamaktadır. Depresif belirtiler ile öz-duyarlık toplam puanı ve öz-sevecenlik, öz-yargılama, paylaşımların bilincinde olma, izolasyon, bilinçlilik ve aşırı özdeşleşme alt boyutları ile anlamlı düzeyde ve negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Depresif belirtiler ile erken dönem uyumsuz şemalara ait toplam puan ve duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon/güvensizlik, duyguları bastırma, onay arayıcılık, iç içe geçme/bağımlılık, ayrıcalıklık/yetersiz özdenetim, kendini feda, terk edilme, kusurluluk, cezalandırılma ve tehditler karşısında dayanıksızlık alt boyutları arasında anlamlı düzeyde ve pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Fakat depresif belirtiler ile yüksek standartlar şemasında anlamlı ilişki belirlenememiştir. Ayrıca erken dönem uyumsuz şemaların toplam puanı ile öz-duyarlık toplam puanı ve öz-sevecenlik, öz-yargılama, paylaşımların bilincinde olma, izolasyon, bilinçlilik ve aşırı özdeşleşme alt boyutları arasında anlamlı düzeyde ve negatif yönde ilişki tespit edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri bir bütün olarak, depresif belirtileri yordamaktadır.
18-65 yaş arası bireylerin suç korkusu düzeyleri ile toplumsal cinsiyet algısı ve adil dünya inancı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18-65 yaş arası bireylerin toplumsal cinsiyet algısı ve adil dünya inancı düzeylerinin, suç korkusu düzeyleri üzerinde etkisi olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arasında 410 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda kolayda örnekleme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmada Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Suç Korkusu Ölçeği (SKÖ), Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) ve Adil Dünya İnancı (ADI) ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS-25 istatistik programı kullanılmıştır. Bu bağlamda, suç korkusu, toplumsal cinsiyet rolleri ve adil dünya inancı demografik değişkenlere göre incelenirken bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) analizleri kullanılmıştır. ANOVA analizinde meydana gelen anlamlı farklar ise post-hoc testlerinden Tukey testi ile incelenmiştir. Ayrıca, suç korkusu, toplumsal cinsiyet rolleri ve adil dünya inancı arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların suç korkusu düzeyleri ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.05). Suç korkusu düzeyi yüksek olan katılımcıların daha eşitlikçi tutumlar sergilediği görülmüştür. Suç korkusu düzeyi ve adil dünya inancı düzeyi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.05). Katılımcıların suç korkusu düzeyi arttıkça dünyanın adil olduğuna ilişkin inancı azalmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve adil dünya inancı düzeyleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<.05). Daha eşitlikçi tutumlar gösteren katılımcıların dünyanın adil olduğuna ilişkin inancı daha zayıf bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adil Dünya İnancı, Suç Korkusu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Çalışan kadınlar ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişki
Toplumsal ve ekonomik şartların günümüzde değişmesi ile beraber kadınların iş hayatında aktif rol aldığı ve statüsü yüksek işlerde yer aldığı görülmektedir. Kadınların evin dışında da iş hayatında aktif rol alması, toplumsal yaşama katkı sağlamasının yanında, ruhsal yönden farklılıkların olması düşünülmektedir. Bu çalışma, çalışan evli kadınların ve ev içi emek veren kadınların evlilik doyumu ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubunu Uşak ilinde ikamet eden, 235 çalışan ve 122 çalışmayan olmak üzere toplam 357 kadın oluşturmuştur. Verileri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Uyum Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 20.00 programı aracılığıyla yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların, %65.8 çalışan ve %34.2 çalışmayandır. Kadınların %38.4'i yaşamının büyük bölümünü büyükşehirde, %42.3'ü şehirde, %11.5'i ilçede, %7.8'i köyde geçirmiştir. Katılımcıların %10.6'sı ilkokul mezunu, %9.5'i ortaokul, %35.3'ü lise, %38.4'ü üniversite ve %6.2'si yüksek lisans ve üstü mezunudur. Çalışmaya katılan kadınların %80.4'ünün psikiyatrik tanısı yoktur. Katılımcıların %89.9'u eşiyle akraba değildir. Çalışmaya katılan bireylerin%75.1'i çocuk sahibi, %24.9'unun ise çocuğu yoktur. Çalışmaya katılan bireylerin %39.8'i eş şiddetine maruz kalmakta, %60.2'si maruz kalmamaktadır. Elde edilen bulgulara göre fobik anksiyete ve kişiler arası duyarlılık değişkenleri ile yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği yer arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p>0.05). Çalışan kadınların depresyon puanları ev içi emek veren kadınların puanlarına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre çalışan kadınların depresyon düzeylerini artıran nedenin iş hayatındaki yaşanan olaylar olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Aile içi şiddet ve çocuk sahibi olma değişkenleri ile evlilik uyumu arasında ise, anlamlı bir farklılık olduğu gözlemlenmiştir. Evlilik doyumu ve psikolojik belirtilerin eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Evlilik doyumu ile psikolojik belirtiler arasında negatif yönlü düşük düzeyde ilişki vardır (p<0.01).
Sınır kişilik özellikleri ile ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişki
Bu araştırma, 18-65 yaş arası yetişkinlerin sınır kişilik özellikleri ile algıladıkları ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkiyi kapsamaktadır. Sınır kişilik ozellikleri ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkide çocukluk çağı travmaları ve algılanan ebeveyn tutumlarının aracı rolunu incelemek amaçlanmıştır. Literatür tarandığında bu sınır, kişilik bozukluğunun veya sınır kişilik özelliklerinin geçmiş araştırmalar sonucunda ebeveyn tutumları, çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü ile arasında ayrı ayrı ilişki örüntüleri bulunmuştur ancak buradaki tüm değişkenleri birden içeren ve aralarındaki ilişkiyi irdeleyen herhangi bir çalışmaya rastlanılamamasından dolayı bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma içerisinde oluşturulan ve çalışmaya katılacak olan katılımcıların, sosyo-demografik özelliklerinin öğrenilmesi için "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Bununla birlikte, bireylerin sınır kişilik özelliklerinin belirlenmesi için "Borderline Kişilik Envanteri", ebeveyn tutumlarının belirlenmesi için "Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutum Ölçeği", çocukluk çağı travma düzeyinin belirlenmesi icin "Cocukluk Çağı Travmaları Anketi" ve duygu düzenleme güçlüğünü belirlemek icin "Duygu Duzenleme Güçlüğü Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerden toplanan verilerin analizinin yapılabilmesi için Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 24) paket programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, yetişkin bireylerin sınır kişilik özelliklerinin duygu düzenleme güçlüğü üzerindeki etkisinde ebeveyn tutumları ve cocukluk çağı travmalarının aracı değişken rolü incelendiğinde, anne tutumuna ait aşırı koruyuculuk ve baba tutumuna ait aşırı koruyuculuk boyutları ile çocukluk çağı travmalarına ait duygusal taciz, fiziksel taciz, duygusal ihmal, fiziksel ihmal, aşırı koruma/kontrol boyutlarının kısmi aracı değişken rolü olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Sınır Kişilik Özellikleri.
Bedensel engelli bireye sahip annelerde ve zihinsel engelli bireye sahip annelerde benlik saygısı ve stres düzeyinin incelenmesi
Çalışmadaki amaç, annelerin engelli çocukları ile olan sorunların üstesinden gelirken karşılaştıkları durumları ortaya çıkarmak onları daha iyi anlayabilmeyi sağlamaktadır. Bedensel engelli çocuğa sahip annelerin ve zihinsel engelli çocuğa sahip annelerin benlik saygısı ve stres düzeyinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışma İstanbul'un Sultangazi ilçesinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul Sultangazi ilçesinde ikamet eden engelli bireye sahip olan anneler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise küme örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve İstanbul Sultangazi'de ikamet eden; rehabilitasyon merkezine devam eden engelli bireylerin anneleri oluşturmaktadır. Seçkisiz olarak seçilen ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 112 bireyden oluşmaktadır. Çalışmaya katılacak kişilerin benlik saygısını ölçmek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. Stres düzeyinin belirlenmesi için de Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden toplanan verilerin analizinin yapılabilmesi için SPSS 24 paket programından yararlanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya alınan annelerin %32,1'i "34-41" yaş grubu arasında, çoğunluğunun ilkokul mezunu (%37,5), %83,9'u evli, çoğunluğun gelir grubu "2201-4000" (56,3) arasında, %29,5'inin çocuklarının "7-9" yaş grubunda ve engel grubu oranı "zihinsel" % 55,4 olduğu gözlendi. Diğer yandan annelerin benlik saygısı ortalamaları 32,2±4,0 ve stres toplam ortalamalarının 40,1±6,4 olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bedensel engelli bireye sahip annelerde ve zihinsel engelli bireye sahip annelerde eğitim, yaş, medeni durum, gelir durumu, anne yaşı ve engel grubuna göre benlik saygısında anlamlı bir fark bulunmazken stres değişkeninde ise engel grubuna göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Annelerin eğitim durumları ile stres alt parametresi olan "öz yeterlik" arasında negatif yönde, düşük düzeyde istatistiksel olarak ilişki saptanırken (p<0,05), annelerin benlik saygısı ile stres alt parametresi olan "öz yeterlik" ve "toplam" arasında negatif yönde, orta düzeyde istatistiksel olarak ilişki saptanmıştır (p<0,05).
18-65 yaş arası bireylerin çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18 – 65 yaş arası bireylerin çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arası 672 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda toplanmıştır. Araştırmada Sosyo – Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Duyguları İfade Etme Ölçeği (DİÖ) ve Toronto Empati Anketi (TEA) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS – 25 istatikstik programı kullanılmıştır. Bu bağlamda, katılımcıların çocukluk çağı travmaları, duyguları ifade etme ve empati düzeyleri demografik değişkenlere göre incelenirken bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü anova analizleri kullanılmıştır. Tek yönlü anova analizinde meydana gelen anlamlı farklar ise post-hoc testlerinden Tukey testi ile incelenmiştir. Ayrıca, çocukluk çağı travmaları, duyguları ifade etme ve empati düzeyleri arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile duyguları ifade etme ve empati düzeyi arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların duyguları ifade etme düzeyi ile empati düzeyi arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, çocukluk çağı travmaları bir bütün olarak duyguları ifade etme ve empati düzeylerini yordamaktadır.
Adölesanlarda yeme tutumlarının incelenmesi anoreksiya ve ortoreksiya nervoza risklerinin saptanması
Günümüzde beden ve ruh sağlığının bir bütün olduğu bilinmektedir. Bütün bireyler fiziksel ve ruhsal yapıları ayrıca sosyal davranışları yönleriyle ele alınması gereken bütüncül bir yapıdadır. Beden kavramı bireyin dış görünüşü ve iç yapı sağlığı ile ilgili tüm bilgileri içerir. Anoreksiya nervoza ve ortoreksiya nervozada da tedavi çok boyutlu yaklaşımla yapılmalıdır. Bu çalışmada ulaşılması hedeflenen sonuç adölesanların hastalıklarına göre yeme tutumlarının incelenmesi ve beden imajlarının belirlenmesidir. Anoreksiya ve ortoreksiya nervoza risklerinin saptanması amacıyla yapılan bu çalışma Türkiye'de çeşitli illerde yaşayan yaşları 11-18 arası değişen 100 kadın katılımcı ile yürütülmüştür. Bireylerin gelir durumları, eğitim düzeyleri, yeme tutumları ve beden imajları belirli ölçeklerle ölçülmüş ve yeme tutumlarıyla AN ve ON riskleri SPSS 26.0 programı ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 15.39, ortalama BKİ değerleri ise 20.71 kg/m2 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılanların ortalama ORTO-15 ölçek puanı 33.17 ± 7.46 (dağılım 18.00-51.00) bulunmuştur. Yeme bozukluğu değişkenine göre ORTO-15 ölçek sonuçları anlamlı bulunmuştur. Anoreksik ve ortoreksik bireylerin ölçek puanları sağlıklı olan kontrol grubundan düşük bulunmuştur. Vücut algısı ölçeğiyle değerlendirilen katılımcıların sonuçlarına göre AN olan bireylerin vücut imajları açısından doyumluluğu düşük bulunmuştur. Ayrıca ortoreksik bireylerin vücut algısı ölçeği puanları kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Katılımcıların cevaplandırdığı bir diğer ölçek olan Yeme Tutum Testi-26'da elden edilen ortalama değer 41.41±15.60 olarak saptanmıştır. AN veya ON olan bireylerin aldığı sonuçlar yeme bozukluğu olmayan bireylerden yüksek bulunmuştur.
Yetişkinlerde COVID-19 bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, yetişkinlerde COVID-19'la bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu kapsamda araştırma Kasım 2021 - Aralık 2021 tarihleri arasında Konya ilinde yaşamakta olan 18-55 yaş aralığındaki 406 yetişkin ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Sosyo-Demografik Bilgi Formu, COVID-19 Travmatik Stres Ölçeği, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Yöntemleri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma amacı kapsamında toplanan veriler, SPSS-22 paket programı kullanılarak analiz edilmiş olup araştırma problemlerine yanıt aranmıştır. Araştırma amacı kapsamında, yetişkinlerde COVID19'la bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırma bulgularına göre; katılımcıların %52.2'si erkek ve %47.8'i kadındır. %68'inin geçmiş bir travmatik öyküsü yokken, %32'sinin geçmiş travmatik öyküsü bulunmaktadır.Yetişkin bireylerin COVID-19 bağlantılı travmatik stres düzeyleri; cinsiyet, yaş grubu, medeni durum, çocuk sayısı, psikiyatrik rahatsızlığı bulunma ve travmatik yaşantıya sahip olma durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Fakat eğitim durumu, çalışma durumu ve gelir düzeyine göre anlamlı fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 travmatik stres düzeyi ile psikolojik dayanıklılık toplam, yapısal stil, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlik ve sosyal kaynaklar arasında düşük düzeyde ve negatif yönde anlamlı korelasyonel bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte COVID-19 travmatik stres düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ölçeği alt boyutu olan gelecek algısı arasında anlamlı korelasyonel bir ilişkinin bulunmadığı görülmüştür. COVID-19 travmatik stres düzeyi ile iyimser yaklaşım ve kendine güvenli yaklaşım arasında düşük düzeyde ve negatif yönde; çaresiz yaklaşım arasında ise düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı korelasyonel bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte COVID-19 travmatik stres düzeyi ile boyun eğici yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma arasında anlamlı korelasyonel bir ilişkinin bulunmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Bağlantılı Travmatik Stres, Psikolojik Dayanıklılık, Stresle Baş Etme Tarzları.
Paylaşananababalık (sharenting) ölçeği geliştirme çalışması
Bu çalışmada, ebeveynlerin çocuklarının mahremiyetini ihlal eden bilgileri sosyal medyada paylaşma davranışı olarak tanımlanan "paylaşananababalık" kavramını ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan ve 25-34 yaş aralığında olup sosyal medyada çocuğuna ilişkin paylaşımda bulunan ebeveynler oluşturmuştur. Literatür taramasının ardından 541 soruluk madde havuzu oluşturulmuş, ardından benzer ve ilişkili maddeler gruplanarak ölçeğin 56 maddelik pilot versiyonuna ulaşılmıştır. Pilot çalışma, 250 katılımcı ile Google Forms üzerinden gerçekleştirilmiştir. Yapılan AFA sonucunda toplam varyansın %53,481'ini açıklayan ve 8 faktörden oluşan bir yapıya ulaşılmıştır. Kapsam geçerliği sağlanması için ölçek maddeleri 2 dil bilgisi uzmanına ve bu alanda yayınları olan 4 akademisyene gönderilmiş; önerilen revizyonların gerçekleştirilmesinin ardından ölçek 41 maddeye düşürülmüştür. Ana uygulamada toplamda 1071 katılımcıya ulaşılmış, 214 katılımcının cevapları içleme kriterlerini karşılamamaları gerekçesiyle iptal edilmiş; dolayısıyla analizler 857 katılımcının cevapları üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ardından madde analizleri yapılmış ve uygun olmayan 17 madde tespit edilerek ölçekten çıkartılmıştır. 24 madde üzerinden gerçekleştirilen AFA sonucunda toplam varyansın %44,807'sini açıklayan 3 faktörlü bir yapıya ulaşılmıştır. Bu aşamada 4 maddenin binişik olması nedeniyle ilgili maddeler ölçekten çıkartılarak AFA yenilenmiş ve toplam varyans %48,693 olarak bulunmuştur. Birinci faktör "Onaylanma İhtiyacı" olarak isimlendirilerek yükleri .76 ile .40 arasında değişen 9 maddeden; ikinci faktör "Arşivleme İhtiyacı" olarak isimlendirilerek yükleri .87 ve .31 arasında değişen 7 maddeden; üçüncü faktör "Yakınlarla İletişim İhtiyacı" olarak isimlendirilerek yükleri .68 ve .58 arasında değişen 4 maddeden oluşmaktadır. DFA'da modelin kurulmasının ardından uygulama tarafından önerilen ve düzeltme koşullarını sağlayan hatalar yol diyagramında ilişkilendirilmiştir. Analiz sonucunda CMIN/DF=4,49, GFI=.91, CFI=.92, NFI=.90, RMSEA=.064 ve SRMR=.051 değerlerine ulaşılmıştır. Buna göre değerlerin tamamı gerekli kriterleri sağlamış ve model uyumu gerçekleştirilmiştir. Cronbach Alfa katsayısı ölçeğin toplamı için .91; "Onaylanma İhtiyacı" faktörü için .87; "Arşivleme İhtiyacı" faktörü için .82 ve "Yakınlarla İletişim İhtiyacı" faktörü için .82 olarak bulunmuştur. Yapılan analizler neticesinde geliştirilen "Paylaşananababalık Ölçeği"nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu kanıtlanmıştır.
Çocukluk çağı travmalarının öz şefkate ve öz tiksinmeye olan etkisi
Travma kavramı II. Dünya savaşından bu yana hayatımıza girmiştir. Travmalar çeşitli şekillerde ortaya çıkmakta ve kendilerini göstermektedir. Çocukluk çağı travmaları ise çocukluktan bu yana ilerleyen çözülmedikleri süreç içerisinde yetişkinlikte de kendisini gösteren bir durumdur. Çocukluk çağı travmaları kendi içinde 5'e ayırılır bunlar: Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmaldir. Öz Şefkat kavramı kişinin kendini kucaklayabilmesi kendine karşı nazik ve nezaket dolu bir tutum gösterebilmesidir. Aynı zamanda öz şefkat bizim için öz nezaketi, ortak insanlık hissiyatını ve bilinçli farkındalığı göstermektedir. Öz tiksinme ise kişinin kendisine karşı duyduğu nefret, tiksinme ve haz etmeme durumudur. Öz tiksinme kendi içinde ikiye ayrılır. İlki davranışlara yönelik öz tiksinmedir. Diğeri bedene yönelik öz tiksinmedir. Bu çalışmada çocukluk çağı travmalarının öz tiksinmeye ve öz şefkate etkisi incelenmiştir. Öz şefkatin koruyucu ve iyileştirici rolü gözlemlenmek istenmiştir. Araştırma 18- 45 yaş aralığında Türkiye'de yaşan 423 kişilik örneklemden Google forms aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmada demografik bilgi formu, çocukluk çağı travmaları ölçeği revize formu (CTQ-33), öz anlayış ölçeği ve öz tiksinme ölçeği revize formu kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları doğrultusunda çocukluk çağı travmaları arttıkça öz şefkatin azaldığı ve öz tiksinmenin arttığı görülmüştür. Öz şefkatin koruyucu etkisi ön plana çıkmıştır. Bunlara ek olarak çeşitli demografik değişkenlerin de öz şefkat ve öz tiksinme ile arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Öz şefkat ve/ veya öz tiksinmeyle anlamlı düzeyde ilişkisi olan demografik değişkenler: cinsiyet, yaş, gelir düzeyi, psikolojik rahatsızlıklar, fiziksel/ tıbbi rahatsızlıklar, ebeveynlik tutumları, beden kitle indeksidir. Çalışma yurt içi ve yurt dışındaki diğer çalışmalarla tartışılmıştır. Tartışma sonucunda yurt içi literatüre öz tiksinme ve öz şefkat kavramları konusundaki eksiklik açısından büyük bir fayda sağladığı görülmüştür.
Evli bireylerde duygusal yeme davranışının yordayıcıları olarak bilinçli farkındalık ve eş desteği
Özellikle günümüzde, değişen yaşam şartlarına bağlı olarak bireyler beslenme alışkanlıklarını, tükettikleri besinlerin niteliğini ve niceliğini değiştirebilmektedir. Bununla birlikte değişen yaşam tarzları ilişki dinamiklerini de etkileyebilmektedir. Zorlayıcı durumlarla baş etmekte güçlük yaşayan bireyler fiziksel ve psikolojik sağlık üzerinde bozucu etkilere sahip olabilecek davranışlar sergileyebilmektedirler. Bu noktalardan yola çıkarak, bu araştırmada bozulmuş yeme tutum ve davranışlarından biri olan duygusal yeme davranışı ile evli bireylerin ilişki dinamikleri arasındaki ilişkiler bilinçli farkındalık ve eş desteği çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çalışmada evli bireylerin, duygusal yeme davranışları ile bilinçli farkındalık ve eş desteği arasındaki ilişkinin keşfedilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 216'sı kadın, 227'si erkek toplam 443 (Yaş Ort= 37, SS= 9,79) katılımcıdan veri toplanmıştır. Katılımcılardan Demografik Bilgi Formu, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Duygusal Yeme Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Eş Desteği Ölçeği kullanılarak toplanan veriler parametrik olmayan test yöntemleri olan Mann Whitney U ve Spearman korelasyon testi ile çoklu doğrusal regresyon testleri kullanılarak analizlere tabi tutulmuştur. Araştırma kapsamında elde edilen veriler analiz edildiğinde yalnızca bilinçli farkındalık düzeyinin duygusal yeme davranışını anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Ayrıca, bu yordayıcılığın kadın ve erkeklerde farklı düzeylerde kendini göstererek erkeklerde kadınlara göre daha yüksek düzeyde pozitif bir yordayıcılık ilişkisi gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, duygusal yeme davranışı ile mücadelede etkili önleme ve tedavi programların oluşturulmasında bilinçli farkındalık becerilerinin kullanımının ve yararlılığının göz önünde bulundurulmasının önemli olacağı düşünülmektedir.
Gece yeme davranışının yordayıcıları olarak anksiyete, dürtüsellik ve stres yönetimi becerileri
Günümüzde değişen alışkanlıklar, yaşam tarzları ve imkanlar nedeniyle sağlıklı beslenme oldukça popüler ve incelenen bir alan haline gelmiş ve birçok farklı disiplin tarafından ele alınan bir olgu olmuştur. Bu çerçevede araştırmacılar beslenme bozuklukları, bozulmuş yeme tutum ve davranışları gibi alanlara yönelmiştir. Bireylerin fizyolojik ve psikolojik sağlıkları üzerinde etkili olan yeme bozukluklarından birisi olan gece yeme sendromu da bu araştırmanın ana odağını oluşturmaktadır. Bu çalışmada gece yeme davranışının olası yordayıcıları olarak anksiyete, dürtüsellik ve stres yönetimi becerileri ele almak; aynı zamanda gece yeme davranışının yaygınlığı ve cinsiyetlere göre dağılımının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede 218'i kadın 214'ü erkek toplam 432 bireyden (yaş ort= 36) kişisel bilgi formu ile birlikte Gece Yeme Anketi, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Toplanan veriler parametrik test yöntemleri olan bağımsız örneklem t-testi, pearson korelasyon testi ve regresyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular incelendiğinde anksiyetenin ve stresle başa çıkma tarzlarından iyimser yaklaşım, boyun eğici yaklaşım ve sosyal destek arama davranışlarının gece yeme davranışının istatistiksel olarak anlamlı birer yordayıcısı olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu yordayıcılıkların cinsiyetlere göre farklılıklar gösterdiği; kadın örneklemde stres ile başa çıkma tarzlarından iyimser yaklaşım davranışının gece yeme davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu görülürken erkeklerde ise yalnızca sosyal destek arama davranışının gece yeme davranışının anlamlı bir yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Bulgulardan yola çıkarak, gece yeme davranışı ile mücadelede kadın ve erkeklere yönelik farklı yaklaşımlar geliştirilmesi önem taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Covid-19 pandemi sürecinde üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygısı ve umutsuzluğu üzerine araştırma: İstanbul örneği
Bu çalışmanın amacı 2019 yılında başlayan Covid-19 pandemi sürecinde üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygıları ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin saptanmasıdır. Araştırmanın evreni İstanbul ilinde üniversite sınavına hazırlanan 175.217 öğrenci olarak belirlenmiştir. Çalışma, İstanbul ilinde üniversite sınavına hazırlanan rassal olarak belirlenmiş 403 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplamak amacı ile araştırmacı tarafından oluşturulmuş Demografik Bilgi Formu, Sınav Kaygısı Envanteri ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde her iki cinsiyette sınava hazırlanan öğrencilerin sınav kaygılarının yüksek olduğu görülmüştür. Önceki araştırmaların sonuçları ile kıyaslandığında literatürdeki araştırmaların içinde erkek öğrencilerin sınav kaygılarının daha orta seviyede seyrederken kadın katılımcıların sınav kaygılarının sınav kaygılarının yüksek olduğu ile ilgili bulgular mevcuttur. Bu bağlamda bu araştırmanın sonuçları incelendiğinde pandemi sürecininin her iki cinsiyette de bireylerin sınav kaygılarının yükselmesine sebep olduğu düşünülebilmektedir. Katılımcıların umutsuzluk seviyeleri ise orta ve hafif seviyede tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrenciler okul türlerine göre incelendiğinde İmam Hatip ve Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin diğer lise gruplarına göre daha yüksek sınav kaygısı seviyesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma pandemi süreci sonrası yapılacak olan pandemi etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilen çalışmalara ön ayak olarak gerçekleştirilerek literatüre katkı sağlamayı amaçlamıştır.