Antalya Bilim University
Anabilim Dalı

İletişim Bilimleri Anabilim Dalı

Antalya Bilim University

442

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Quentin Tarantino filmlerindeki erkeklik ve şiddet temsillerinin Türkiye'deki izleyiciler tarafından alımlanması

Bu çalışmada Hollywood sinemasının dünya çapında popüler yönetmenlerinden Quentin Tarantino'nun filmlerinde yer alan erkeklik ve şiddet temsillerinin Türkiye'deki izleyiciler tarafından nasıl okunup yorumlandığı incelenmektedir. Filmler ve izleyiciler arasındaki ilişkiyi anlayabilmek, filmlerin izleyicilerde bıraktığı izleri takip edebilmek üzere izleyicilerin anlam dünyalarına ve deneyimlerine başvurmak gerekir. Bu çerçevede izleme (ve hatta yeniden izleme) ediminin gerçekleştiği tarihsel ve toplumsal koşulları göz önünde bulundurmak ve izleyicilerin deneyimlerini ve düşüncelerini aktarırken içinden konuştukları söylemleri ve tarihsel bağlamı anlamak hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu tezde izleyicilerin okuma ve anlamlandırma pratikleri ile dolaşımdaki tarihsel, toplumsal, kültürel ve politik söylemler arasındaki ilişkiyi anlayabilmek amacıyla Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından ve izleyici araştırmalarında etnografik yaklaşımlardan yararlanılmıştır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen veri analiz edilirken, izleyicilerin Tarantino filmlerini nasıl alımladıkları üç başlık altında ele alınmaktadır. Bunlardan ilk ikisinde izleyicilerin filmleri yorumlama biçimlerini çerçevelemekte olduğu bulgulanan auteur'lük söylemi ve adeta bir tür (genre) gibi işleyen "erkek filmi" kategorisi tartışmaya açılmaktadır. Son bölümde ise izleyicilerin filmlerle nasıl ilişkilendikleri ve toplumsal cinsiyet rollerine ve şiddete ilişkin anlatısal ve görsel unsurları nasıl yorumladıkları mevcut tarihsel ve toplumsal bağlam çerçevesinde incelenmektedir. Sonuç olarak kültürel, tarihsel ve toplumsal bağlamın katılımcıların düşüncelerini ve yorumlarını güçlü biçimde etkilediği görülmektedir. Çalışmada ulaşılan önemli sonuçlardan birine göre Türkiye'deki mevcut politik iklim izleyicilerin gündelik yaşamlarında eksikliğini hissettikleri adalet duygusunu filmlerde aramasına neden olmakta ve anlatıda 'adaletin yerini bulması' onlarda haz uyandırarak katarsis yaratmaktadır.

Ezgi Bugey
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir işletme kasabasının tarihi: Değirmisaz'da emek, mekân ve toplumsal ilişkiler

Bu tez, bugün "hayalet kasaba" olarak varlığını sürdüren, adı az bilinen ancak eski sakinleri tarafından özlemle anılan eski işletme kasabası Değirmisaz'ı ele alıyor. İşletme kasabaları sanayileşme döneminde tek bir üretime bağlı olarak gelişen yerleşim yerlerine referans verir. Değirmisaz, devlete bağlı Garp Linyitleri İşletmesi'nin (GLİ) üretim yaptığı 1938-1966 yılları arasında büyümüş ve bir işletme kasabası haline gelmiştir. Kasabalarının medeniyetiyle gurur duyan ancak kaybına yas tutan Değirmisazlıların anlatıları bir "toplumsal uyum" tecrübesine işaret etmiştir ve çalışma buradan yola çıkarak ve arşiv kaynakları, sözlü anlatılar ve etnografik verilerden yararlanarak kasabadaki toplumsal ilişkileri oluşturan sermaye, emek ve mekân dinamiklerine odaklanır. Bu doğrultuda, arşiv çalışmasıyla beraber Değirmisaz'da yaşamış 31 kişiyle yarı yapılandırmış görüşmeler yapılmıştır. Kasabadaki sermaye, emek ve mekânın yapılanma biçimleri, Değirmisaz'da tecrübe edilen "toplumsal uyum"un işgücü hiyerarşilerine ve emeğin mekânsal organizasyonuna dayanan içerme-dışlama ilişkisinden kaynaklandığını gösterir. Bu ilişki, ulus-devlet ve aile üzerinden makbul vatandaşlar ve işçiler yaratmaya çabalayan, karşılığında da işçilere güvence ve orta sınıflaşma vaadi sunan Fordist sanayileşme sürecinin sonucudur. Ancak söz konusu uyum, paternalist uygulamalara ve barınma, eğitim ve eğlence gibi kaynakların eşitsiz dağıtımına dayandığı için koşullu ve dışlayıcıydı. Paternalizm kasabaya yerleşen ailelere bir topluluk ve güvence hissi sağlarken, işletmeye bağımlılığı ve hiyerarşik toplumsal ilişkileri de pekiştirmiştir. Öte yandan, kasabanın küçük mekânsal boyutuna rağmen göç alması, işletmenin kontrol etmediği alanlarda yüz yüze, kişisel ve pozitif "yabancılık" ilişkilerinin kurulmasına sebep olmuştur. İşletmenin güvencesinde, ancak onun denetimi dışında gerçekleşen bu toplumsallık, ailesini köyde bırakmış "bekâr işçiler"den ziyade kasabada yaşayan aileleri kapsadığı için, kasabanın "toplumsal uyum" hafızasını aktaran da bugünün Post-Fordist duygulanım özneleri, yani bu çalışmanın katılımcıları olmuştur. Anahtar Sözcükler: Değirmisaz, GLİ, işletme kasabası, paternalizm, Post-Fordist duygulanım,

Endüstriyel paternalizmFordist üretimGarp Linyitleri İşletmesi+1
Biray Anıl Birer Yanık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Low-cost microstrip patch array antenna for X band satellite applications

In this thesis, the aim of the design a microstrip patch array antenna that operate between 7.25 GHz and 8.4 GHz frequencies for VSAT satellite communication so VSAT structure and array antenna structures which are used and designed in the literature are examined in detail. The bow tie antenna has been studied as the first design can produce broadband results. S11 parameter was expected to be at least -10 dB in the desired frequency range, but the result was observed as -7 dB. Therefore, this design was decided to be completely replaced. In order to obtain a better result in the desired frequency range S11 parameter, a new design has been obtained by applying the "proximity coupling" method which is used for this purpose in the literature. But this method is not allow us to reach the desired results. After these results, due to the complexity of bow tie antennas, it is decided to design a microstrip square patch antenna which is easier to design in the literature rather than this type of antenna. It was observed that the results were better than the previous designs in the S11 parameter values in the desired frequency range. In the antenna structures designed in the literature, the radiation patterns occur in the middle of the antenna. However, the main problem in this design is that the pattern of radiation is exposed in the upper right lobe and upper left lobes of the antenna. This design should be positioned vertical in the area used for realization and use. However, in order to increase the applicability of the design, horizontal positioning is of great importance so improvement of this design has been abandoned. In the final stage of the thesis study, microstrip square patch antenna which is the basic structure was designed with the addition of a proximity coupling system to operate in the desired frequency range. This latest design has a radiation pattern in the center of the antenna and operates in the desired frequency range in the X-band. The desired radiation pattern is reached at the desired frequencies so it has began study to increase the gain. In order to increase the gain, the array antenna design was replicated. Four, eight and sixteen patch array antenna designs were realized, respectively. The desired results were successfully reached by the simulation on CST software.

Muhittin Mert Kuzer
İstanbul Technical University · Bilişim Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de kadın hakları ve medya: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün basında temsili

Bu tez çalışması, uluslararası bir anma günü olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün Türkiye'de yayınlanan ulusal medya araçlarında nasıl sunulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tez çalışmasında farklı ideolojilere sahip 6 gazete ele alınmıştır. Betimsel analiz yöntemi çerçevesinde son 10 yıl verileri basılı medya ve internet medyasıyla incelenmiştir. Kadınların örgütlü bir şekilde sokaklarda olduğu 8 Mart Günü adına incelenen gazeteler; Hürriyet, Cumhuriyet, Yeni Akit, Yeniçağ, Türkiye ve BirGün gazeteleridir. Toplumsal hareketlerin 1960 yılında yaşadığı dönüşümle birlikte, toplumsal hareketler bir kimlik hareketine dönüşmüştür. Yeni toplumsal hareketler olarak adlandırılan bu eylemler tarihsel süreç içersinde kadınları da etkisi altına almıştır. Kadın hareketinin tarihçesine bakıldığında Fransız Devrimiyle birlikte örgütlenme bilincine ulaşan kadınların, aslında 13. yüzyıldan sonra eşitsiz durumlarını basılı araçlarla sorguladıkları görülmektedir. Kadınların toplumsal hareketlerden ayrılarak kadın hareketi içerisinde olmaları ise 18. yüzyılda görülmektedir. Dünyada kadın hareketinin simgeleşmiş bir günü olan 8 Mart Kadınlar Günü'nün nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Ancak genel olarak kadınların 1857 yılında bir fabrikada grev yapmalarının ardından çıkan yangında hayatını kaybeden kadın işçiler adına düzenlenen eylemler olduğu düşünülür. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası bir gün olarak tanımlanması 1975 yılında olsa da, 8 Mart'ın anma günü olması Clara Zetkin tarafından 1910 yılında İkinci Sosyalist Enternasyonal'e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı'nda önerilmiştir. Kadın hareketinin Türkiye'deki durumuna bakıldığında ise Osmanlı döneminde başlayan yenileşme hareketiyle birlikte kadınların mevcut konumlarını sorguladıkları görülmektedir. Tanzimat Fermanı ile başlayan ve basılı araçlarla kendilerini ifade eden kadınlar Cumhuriyet rejiminin gelmesiyle daha görünür hale gelmişlerdir. Türk kadının 1935 yılında oy hakkını elde ettikten sonra 1960'lara dek kadın hareketlerinde bir duraksama görülse de, 1980 yılına gelindiğinde Türkiye'de kadın hareketlerinin ivme kazandığı görülmektedir. 8 Mart Günü'nün Türkiye'de ilk kutlanışı ise 1921 yılında Komünist Parti üyesi Süleyman Selim'in düzenlemiş olduğu kadınların genel toplantısıyla gerçekleşmiştir. Tüm dünyada bilinen bu anma gününün Türk basınında nasıl ele alındığı konusu, kadın eylemlerine bakış açısından önemlidir. Bu tezde incelenen 8 ve 9 Mart tarihinde çıkan haberlerin son 10 yılı incelendiğinde Kadınlar Günü'ne ilişkin farklı bakış açıları görülmektedir. İdeolojik olarak farklı bakış açılarına sahip bu gazetelerde kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri ile temsil edildiği, kadın eylemlerine ise bazı gazetelerde temsil hiç edilmezken, bazı gazetelerde ise kadın sorunlarına yönelik haber yazıldığı ve bazı gazetelerde siyasilerle birlikte anıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

BasınGazetelerKadın hakları+5
Elif Ceyda Albayrak
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nuri Bilge Ceylan sinemasında karakterlerin sinematografik sunumları

Nuri Bilge Ceylan, Türk Sineması'nda sinematografik anlatım yöntemi bakımından farklı bir yerde durur. Çünkü Ceylan'ın sinematografisi görsel-işitsel süreçleri kapsayan sentez bir estetik üsluba karşılık gelmektedir. Özellikle karakterlerin sunumu sırasında diğer göstergebilimsel imgeler ve kendine özgü sinematografi birbirini tamamlayarak anlamın oluşmasına olanak sağlar. Sinema filmlerinde karakterlerin sunumu esnasındaki sinematografik etki, senaryo ve dramatik yapı kadar önem taşır. Çünkü karakterlerin senaryo kuramı gereği kişilik duyguları, motivasyonları, doğrulukları, güç ve varlıkları ve tanınma biçimleri gibi konularda geçirdikleri değişim ve dönüşüm, filmlerde sinematografik olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla sinematografi hem karakterlerin gelişimini gösteren hem de filmin anlam ağına direk olarak etki eden bir anlatım öğesi haline gelmektedir. David Bordwell ve Kristin Thompson, sinematografiyi "Çekimin Fotoğrafik Kapsamı", "Çekimin Çerçevesi" ve "Çekimin Süresi" olmak üzere üç temel kategori ile sınırlandırır. Bu çalışmada Bordwell ve Thompson'un sinematografik anlatı tasviri yöntem alınarak Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminden "Savcı Nusret", "Kış Uykusu" filminden "Necla" ve "Ahlat Ağacı" filminden "Sinan" karakterinin sinematografik sunum biçimleri incelenmiştir. Böylece Nuri Bilge Ceylan sinemasının karakter sunumlarındaki sinematografik yöntemler bakımından farkı ortaya konmuştur.

Ceylan, Nuri BilgeKarakterSinema+2
Resul Sakınmaz
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni iletişim ortamı olarak sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanım alışkanlıkları ve motivasyonları

Bu çalışmada video tabanlı içeriklerden oluşan, Facebook, Periscope, Youtube ve Instagram uygulamalarının canlı yayın özellikleri ve sosyal medyada kullanıcıların canlı yayın kullanım anlayışları ortaya konulmuştur. Sosyal medyada canlı yayın anlayışı ele alınırken kullanım ve doyumlar kuramı temel alınmıştır. Bu kuram çerçevesinde sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanım amaçları ve doyumları ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada iletişim araştırmaları tarihi irdelenerek, kullanımlar ve doyumlar kuramı açıklanmakta, sosyal medya ve sosyal medya canlı yayın araçlarının özellikleri tanımlanmaktadır. Sosyal medya canlı yayın araçlarının kullanımı, hangi nedenlerden dolayı tercih edildiği, seçilen dört canlı yayın uygulaması üzerinden incelenmektedir. Sosyal medya canlı yayın uygulamalarının, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileri tarafından, hangi amaçlarla kullanıldığı ve öğrencilerin hangi doyumlarını karşıladığını ölçmek için 406 öğrenci ile anket çalışması uygulanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı; sosyal medya canlı yayın araçlarını kullanan kişilerin, kullanım nedenleri ve bu kullanımdan elde ettikleri doyumları ortaya çıkarmaktır. Anahtar Kelimeler:Yeni Medya, Sosyal Medya, Canlı Yayın Uygulamaları, Kullanımlar ve Doyumlar Kuramı, İletişim Bilimleri

Canlı yayınlarKullanım değerlendirmeKullanımlar ve doyumlar+2
Yusuf Şahin
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hollywood sineması ve İslamofobi: 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasında İslamofobinin yeniden üretimi

İslamofobi kavramı, her ne kadar dinî bir kavram gibi görünse de tarihsel ve ideolojik bir arkaplana sahip olan bir kavramdır. Batı'nın İslam'la olan ilk temasından itibaren bir kutuplaşma, ötekileştirme ve düşmanlığın ortaya çıktığı görülmektedir. İslam Dünyası'nın coğrafi, bilimsel ve kültürel ilerleyişinin Emevilerden Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk toprak kaybı yaşadığı Karlofça Antlaşması'na kadar devam ettiği görülmektedir. Ancak daha sonrasında yaşanan Batı'daki Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile beraber Batı'nın birçok açıdan İslam Dünyası'nın önüne geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun dünyanın daha çok Batı-Doğu ekseninde kutuplaşmasına sebep olduğu görülmektedir. Doğu, artık Batı için geri kalmış, Batı'nın müdahalesine ihtiyaç duyan egzotik bir masal diyarı gibidir. Bu görüş Oryantalizm olarak adlandırılmaktadır. Doğu'nun hala birçok açıdan geride olması Oryantalist görüşün devam etmesine olanak vermektedir. Oryantalizm, bazı Batılı bilim insanlarının ideolojik ve politik yanlılıkla Doğu'yu ötekileştirmesini, tektipleştirmesini ve Batı'ya muhtaç bir yer olarak göstermeye çalışmasını ifade etmektedir. Böylelikle Batı'nın Doğu'ya düzenlediği müdahaleler meşrulaştırılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Oryantalizmin ABD tarafından devralındığı görülmektedir. Bu yıllar sinemanın ABD'de var olmaya başladığı yıllardır ve İslam ile Doğu, Oryantalist görüşe göre sinemaya aktarılmaktadır. Ancak 20. Yüzyıl'daki gelişmeler sadece bununla kalmamaktadır. Bu yüzyılın ilk yarısı iki dünya savaşına ikinci yarısı ise Soğuk Savaş'a, bu savaşın bitimine, 3. Dünya ülkelerinin ortaya çıkışına ve dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasına sahne olmaktadır. Bu kırılma noktalarının Oryantalizmin İslamofobiye doğru evrilmesine olanak sağladığı görülmektedir. Arap-İsrail Savaşları, Petrol Krizi, Rehine Krizi, SSCB'nin yıkılması ve son olarak 11 Eylül saldırıları sonucunda İslam'ın Batı ve özellikle ABD tarafından aynı anda hem korkulan hem nefret edilen bir olgu olarak algılanmaya başlamasına sebep olduğu görülmektedir. İslam, artık ABD'nin yeni düşmanı ve yeni ötekisidir. Artık tehdit konumunda SSCB ve komünizm değil İslam vardır. Tarihsel gelişim süreci boyunca Amerikan hükümetlerinin en büyük işbirlikçisi olan ve politikadan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan Hollywood Sineması ise bu algının yaratılmasında ve güçlendirilmesinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Hollywood Sineması, her yıl üretilen yeni filmlerle ABD'nin ve Batı'nın güncel düşmanının İslam olduğunu hatırlatmakta, toplumsal düzlemde İslam karşıtlığını ve İslamofobiyi yaygınlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada 11 Eylül sonrası Hollywood Sinemasında İslamofobinin yeniden üretildiği filmler konu alınmaktadır. Bununla birlikte bu yeniden üretme sürecinin içerik ve biçim açısından nasıl oluşturulduğuna odaklanılmaktadır.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıHollywood+3
Mahmut Yavuz Türkmen
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşim Ustaoğlu sinemasında yolculuk, benlik ve kimlik ilişkisi

Çocuklukla başlayan benlik gelişiminde ailenin katkısı önemli bir başlangıç noktası oluşturur. Birey anne ve babasından gördüğü davranışlarla, çocukluk döneminde grup içinde etkileşimler sağlayarak kendi benliğini oluşturma sürecinde ilk adımını atar. Psikoloji çalışmalarında benlik kavramının üzerinde önemle durulmasının sebebi, bireyin çocukluktan itibaren sağlıklı bir benliğe sahip olmasının, toplumun ve toplumsal süreçlerin gelişiminde referans oluşturmasıdır. Geleneksel ve modern toplumda benliğin toplumla ve bireylerle girdiği ilişki sonucunda birey kendi benliğini oluştur. Benliklerin, modern toplumda sağlıksız gelişimi ise bireylerin birbirine ve topluma yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Benliğin sosyolojik bakış açısıyla ele aldığı kimlik kavramı, aynı şekilde toplumla ilişkiye giren benliğin, çevresine göre kendini şekillendirdiği kimlik yapısıdır. Bireyin bu anlamda kolektif, etnik, kültürel, cinsel, bireysel gibi pek çok kimliği bulunmaktadır. Kimlik oluşumu etkileşimli ve sürekli yapısından dolayı daima bir inşa halindedir ve bu süreçte kimlikler kendi benlikleriyle, oluşturdukları kimlikleri arasında yolculuk yaparlar. Sinemanın bir dil olarak anlam yaratmada kendi bakış açısını geliştirmesi, filmlerinde benliğin ve kimliğin yolculuğunu konu alan Yeşim Ustaoğlu Sineması'nda karşımıza çıkmaktadır. Ustaoğlu, filmlerinde ortak tema olarak benlik, kimlik ve yolculuk ilişkisini ele alır ve bu tema üzerinden bireylere kendi kimliklerini sorgulamalarını, kendi kimliklerini bulma adına yolculuğa çıkmalarını amaçlar. Bu bağlamda, çalışmanın kavramsal çerçevesini benlik, kimlik ve modernleşme süreciyle ortaya çıkan yabancılaşma kavramı oluşturur. Genelde Türk Sineması, özelde Yeşim Ustaoğlu Sineması'na odaklanan bu çalışma, içerik analizi yöntemiyle Ustaoğlu'nun Pandora'nın Kutusu, Araf ve Tereddüt filmlerini yolculuk, benlik ve kimlik ilişkisini üzerinden çözümleyip, Yeşim Ustaoğlu Sineması'na yeni bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Benlik, Kimlik, Yolculuk, Yabancılaşma, Yeşim Ustaoğlu, Sinema

Benlik gelişimiBenlik kavramıKimlik+5
Melike Demirbaş
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinemada seyir pratiklerinin ve ortamlarının dönüşümü : Adana ve İstanbul örneği

Bu çalışmada sinemada seyir pratiklerinin ve ortamlarının dönüşümü meydana koyulmuş, Adana ve İstanbul şehirlerindeki sinema ilgilileri incelenmiştir. Bu amaçla 20 kişiyle görüşülmüş, bu kişiler kartopu örneklem yöntemi başlığına uygun şekilde seçilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde yeni iletişim teknolojileri, yeni medya, sinemanın endüstriyel yapısı, film yapım aşamaları üzerinde durulmuş, ikinci bölümde ise seyir pratiklerinin ve ortamlarının zamansal dönüşümü, tiyatronun sinemayla ilgisi, dünya sinema tarihinin seyir pratiklerinin ve ortamlarının değişimi, Türk sinema tarihinin seyir pratiklerinin ve ortamlarının değişimi, Türkiye'de film seyir ortamlarının değişimi anlatılmıştır. Son bölümde ise İçerik Analizi ile derinlemesine görüşme metinleri çözümlenmiş ve sonuçlar ortaya konmuştur.

SeyircilerSinemaSinema sektörü+2
Akif Büyüktolu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerel yazılı basın özellikleri ve sorunları: Uşak ve ilçeleri üzerine bir çalışma

Yerel yazılı basınlar birçok ilde birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir.Bu açıdan her yerel basının kendi içerisinde geçmişten bu güne inceleyerek değerlendirmek gerekmektedir.Gerçekleştirilen araştırmanın asıl amacı Uşak ili ve ilçelerinde ki yerel yazılı basının sorunlarını belirlenmesi ve yerel yazılı basında çalışan kişilerin görüşleri doğrultusunda uşak iline özel önerilerde bulunmaktır.

BasınSosyoekonomik sorunlarSosyokültürel sorunlar+3
Murat Çil
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk sı̇nemasında meslek tanımları ve sendı̇kalaşma

Bu çalışmada; sinema bir endüstri olarak ele alınmaktadır. Birinci bölümde, Türkiye sinema endüstrisi tarihsel gelişimi ile birlikte incelenerek, sinemanın endüstrileşme süreci ele alınmış ve bir endüstri olarak sinemanın ekonomideki yerine değinilmiştir. Dünya sinema endüstrisi istihdam ve üretim olarak ele alınarak konu ile ilgili genel bir kanaat oluşturulması amaçlanmıştır. Sinemanın bir sanat olarak algılanışının perde arkasında bir emek sermaye ilişkisi söz konusudur. Bu nedenle sinema endüstrisinin emek boyutu önemli bir inceleme alanı olarak karşımızda durmaktadır. İkinci bölümde Türk Sineması'nda çalışan kişileri gruplara ayrırak kendi birimlerinde hangi alanlarda hangi şartlarda çalıştıkları ve neler yaptığı açıklanmıştır. Türk Sinema tarihinde ilkez meslek tanımları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, sendika kavramı incelenmiştir. Günümüze kadar Türk Sineması'nın sendikalaşma süreci ele alınmıştır. Türkiye'de sendikacılığın nasıl geliştiği incelenmiştir. Türk Sineması'nda işçi örgüt ve sendikaları incelenmiş, işveren sendikaları kapsam dışında bırakılmıştır.

EndüstriEndüstrileşmeMesleki kimlik+5
Hüseyin Aydın
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de basın organizasyonu bağlamında İletişim Başkanlığı örneği

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yönetim sisteminin değişip Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesiyle birlikte ülkemizde uzun yıllar çalışma yürüten Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Kurumu bu değişim süreci içinde İletişim Başkanlığı ismi ile çalışma yürütmeye başlamıştır. 1984 yılında Başbakanlığa bağlanan Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü uzun yıllar Başbakanlık çatısı altında basın organizasyonunda, dış basının takibinde önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Kanun Hükmünde Kararname ile gelen sistem değişikliğiyle birlikte 2018 yılının Temmuz ayında Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü isim değiştirilip İletişim Başkanlığı adıyla görev, yetki ve sorumluluklarında bazı değişiklikler yapılarak Cumhurbaşkanlığı makamının çatısı altında göreve başlanmıştır. Bu tez çalışmasında İletişim Başkanlığının yurt içinde yerel ve ulusal gazetecilerin basını denetleyen devlet kurumunun gazetecilik mesleği üzerinde etkisi ve konumunun önemi hakkında bilgi verilecektir. Bu çalışma Normatif Kuram içinde yer alan Liberal Kurama dayandırılarak açıklanacaktır. Liberal kuramın basın özgürlüğü bağlanımdaki temel bakış açısı açıklanıp bu düşüncenin İletişim Başkanlığı içindeki durumu belirtilecektir. Araştırma kapsamında beş ulusal beş de yerel gazete müdürüyle irtibata geçilmiş, derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak bu müdürlere İletişim Başkanlığı hakkında beşer soru sorulmuştur. Çalışmamıza verilen cevaplar doğrultusunda İletişim Başkanlığı kurumunun görev ve sorumlulukları hakkında yerel ve ulusal gazete yöneticilerinin yeterli bilgiye sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. İletişim Başkanlığının tek çatı altında faaliyet yürütmesinin daha faydalı olacağı, resmi ilan yetkilendirmesi bağlamında yerel gazete yöneticilerinin resmi ilanlara büyük önem verdiği, kendilerini muhalif olarak nitelendiren gazete yöneticilerinin bu sistemde birtakım sorunlar yaşadığı araştırmada görüşme yapılan müdürler tarafından belirtilmiştir. İletişim Başkanlığı gibi bir kurumun gazete ve devlet yöneticileri arasında köprü vazifesi görmesi gerektiği, ilgili kurumlara her daim eşit mesafede ve adil olması gerektiği yapılan araştırmada ortaya çıkan sonuçlar arasındadır.

BasınBasın Yayın ve Enformasyon Genel MüdürlüğüBasın sektörü+4
Özgür Can Yolcu
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bela Tarr sinemasının varoluşçu felsefe bağlamında incelenmesi

İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli sanat dalı, eğlence odaklı bir endüstri olmanın çok ötesinde, kaynağını yaşamdan alan sinemadır. Benzer şekilde varoluşçuluk ise çağımızın en önemli felsefi düşünüşlerinden birisidir. Bununla birlikte varoluşçuluk sanat ile derinden ilişkilidir. Varoluş felsefesi de merkezine insanı alır ve onun varlığının anlamını sorgular. Dolayısıyla hem sinema hem de varoluşçu felsefe kaynağını insandan ve yaşamdan almaktadır. Sinema ve varoluşçuluk arasındaki düşünce üzerine şekillenen insan odaklı bağın, en saf örneklerini Bela Tarr sinemasında görmek mümkündür. Bela Tarr ürettiği eserler ile insanı ve onun haysiyetini ön plana çıkarmıştır. Bu çalışma Bela Tarr sinemasının ürünleri olan filmlere varoluşçu felsefe bağlamında bakma uğraşını konu edinir. Bu uğraşın amacı genelde insan ve insana ait değerlerin sanat eserleri üzerinden anlamlandırılmasını içerirken özelde Bela Tarr sinemasını varoluşçuluk ekseninde anlamaya dayalıdır. Bu amaca ulaşmak için birinci bölümde araştırmanın varsayımları ve yöntemi üzerinde bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde varoluşçuluk hakkında açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde Bela Tarr'ın eserlerine varoluşçu bakışı mümkün kılan bakış açısının kuramsal çerçevesi sınırlandırılmıştır. Dördüncü bölümde göstergebilimsel yöntem ışığında oluşturulan tablolar ile Bela Tarr sinemasının ikinci dönem filmlerinden Damnation(1988), Satantango(1994), Werckmeister Harmonies(2000) ve The Turin Horse(2011) incelenerek bir sonuca varılmıştır. Bununla beraber Bela Tarr sinemasına varoluşçu bakışı mümkün kılarak, en azından, sinema ve felsefe arasında kurulan bağa bir örnek teşkil edilmek istenmiştir. Böylelikle iletişim bilimlerinin konu edindiği insan ve onun yaşamını anlamaya giden yolda bir adım atılmaya çalışılmıştır.

FelsefeSinemaTarr, Bela+1
Serdar Ulusoy
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gezi parkı olayları ve 15 temmuz darbe girişimi haberlerinin kriz haberciliği kapsamında etik açısından karşılaştırılması

Bu çalışmada, Gezi Parkı Olayları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi haberleri, kriz haberciliği ve etik unsurlar çerçevesinde analiz edilip değerlendirilmiştir. Kavramsal açıdan bağlantılı şekilde ilerleyen çalışmada, televizyon haberciliğindeki örnekler incelenmiştir. Çalışmada, içerik analizi yöntemi uygulanmıştır. Kriz haberciliği, medyanın yönetmekte güçlük çektiği bir alan olduğundan, etik açıdan sorunlar doğurabilmektedir. Bu çalışmada da, ilgili sorunlar ön görülmektedir. Kuramsal olarak kriz haberciliği ve etik gibi kavramların karşılığının, uygulamada ne denli yer bulabildiği, analizler sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Gezi Parkı ve 15 Temmuz süreçlerinin, Kanal D ile NTV haberlerinde ne şekilde yer bulduğu, bu çıkarımları oluşturmaktadır.

15 Temmuz 2016 müdahalesiAhlakAhlaki değerler+7
Demirhan Hanifi Demir
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980 sonrası Türk siyasetindeki askeri müdahalelerin, sahiplik yapısı değişen ana akım gazetelerin köşe yazarlarının söylemine yansımaları

Medya ve siyaset arasındaki ilişki genellikle tekelleşme paralelinde ilerler. Özellikle 1980 sonrasında gelişen çeşitli ekonomik ve politik süreçlerden sonra büyük sermaye grupları medyada etkili olmaya başlamış ve kamuoyu oluşturma gücünü bünyesinde toplamışladır. Zamanla iktidarla yakınlık çıkar ilişkisine dönüşmüş, medya patronları ve iktidar sahipleri birlikte hareket ederek her iki tarafında yararına olacak şekilde haber içeriklerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu anlamda gazetenin belkemiği olan köşe yazarları da bu çıkar ilişkisi çerçevesinde tarafsızlığını koruyamamıştır. Bu çalışma 1980 sonrasında sahiplik yapısı değişen gazetelerin söylemlerinin de nasıl değiştiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nedenle, beş gazeteden toplam 50 köşe yazarı, Teun A. Van Dijk'ın Eleştirel Söylem Analizi çerçevesinde incelenmiş, söylemlerinin ne yönde değiştiği analizi yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda sahiplik yapısının köşe yazarlarının düşüncelerine önemli ölçüde yön verdiği sonucuna ulaşılmıştır.

1980 sonrasıAskeri müdahaleEleştirel söylem çözümlemesi+7
Teslime Akgün
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de gazetecilik eğitiminin basın yayın yüksekokulları ve iletişim fakülteleri üzerinden değerlendirilmesi: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi örneği

Türkiye'deki Basın Yayın Yüksekokulları ve İletişim Fakültelerinin gazetecilik eğitimleri üzerine karşılaştırmalı bir analiz yapılan bu çalışmada, tarihsel süreçler içerisinde gelişim ve dönüşüm boyutları incelenmiştir. Etkileşimsel ilişki ile birlikte söz konusu yüksekokullar ve fakültelerde verilen eğitimin niceliği, etkisi ve dönütlerin kurumlar arasındaki ilişkisel düzeyleri açıklanmıştır. Bu çerçevede çalışmanın temel amacını; gazetecilik eğitiminin dünü, bugünü ve yakın geleceğindeki gelişimi üzerine literatürsel düzeydeki teorik yaklaşımı ve araştırma örneklerinin irdelenmesi oluşturmaktadır. Böylelikle kuruluşundan günümüze Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü üzerinde mevzuat araştırması yapılmış ve Türkiye'deki gazetecilik eğitimi değerlendirilmiştir.

Ankara ÜniversitesiGazetecilikGazetecilik eğitimi+2
Hakan Gülçay
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Benlik saygısı ve e-katılım ilişkisi üzerine Twitter ekseninde bir araştırma

Bu araştırmada akademisyenlerin benlik saygıları ve Twitter platformunda gerçekleştirmiş oldukları siyasal katılım davranışları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modeli üzerine inşa edilerek 503 akademisyenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler kişisel bilgi formu ile birlikte Rosenberg'in Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve araştırma kapsamında inşa edilen Twitter'da Siyasal Katılım Ölçeği (TSKÖ) ile toplanarak analize tabi tutulmuştur. Bu kapsamda katılımcıların RBSÖ ve TSKÖ durumlarına yönelik ilişkileri Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak analiz edilirken, demografik faktörler ve RBSÖ/TSKÖ durumlarına yönelik farklılıklar ANOVA ve Independent Samples T Testleri ile analiz edilmiştir. Betimsel istatistikler ise Frekans Analizi gerçekleştirilerek değerlendirilmiştir. Araştırma sonunda ulaşılan bulgulara göre akademisyenlerin benlik saygıları ve Twitter'da gerçekleştirdikleri siyasal katılım durumları arasında; "siyasal ifade", "siyasal tartışmalara katılma" ve "yerel yönetime katılma" alt boyutları arasında negatif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Öte yandan akademisyenlerin RBSÖ dâhilinde hayalperest olma durumlarının artması ile siyasal ifadede bulunmalarının, siyasal tartışmalara katılımlarının ve yerel yönetime katılımlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre TSKÖ ile pozitif yönde ilişki arz eden bir diğer RBSÖ alt boyutu ise "tartışmalara katılabilme" değişkenidir. Bu bağlamda katılımcıların tartışmalara katılabilme puanlarının artmasıyla Twitter'da siyasal katılım düzeylerinin pozitif yönde arttığı tespit edilmiştir. Akademisyenlerin genel anlamda Twitter platformunda gerçekleştirdikleri siyasal katılım faaliyetlerinin oldukça düşük olduğu, politik konularda görüş belirtmekten çekindiği saptanırken benlik saygılarının, kendilik kavramı sürekliliklerinin ve "depresif duygulanım açısından" mutlu olma durumlarının oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda araştırma bulguları alanyazında yer alan eğitim faktörünün artmasıyla benlik saygısının artacağı tezi ile örtüşürken, eğitim faktörünün artması ile siyasal katılımın artacağı kanaati ile çelişmektedir. Elde edilen veriler benlik saygısı ve Twitter'da gerçekleştirilen siyasal katılım davranışının doğrudan ilişkilendirildiği bir modelde ele alınması hasebiyle literatür için önem taşımaktadır. Nitekim alan yazında yer alan ilgili çalışmalar, yalnızca sosyal medyanın siyasal katılım davranışı üzerindeki rolünü ele almaktadır, benlik saygısı kavramının sürece dâhil edilmediği görülmektedir. Bu bağlamda araştırma verileri alan yazına öncülük etmektedir. Öte yandan çalışma kapsamında geliştirilen Twitter'da Siyasal Katılım Ölçeği'nin (TSKÖ) sonraki araştırmalara ışık tutacağı varsayılmaktadır.

AkademisyenlerBenlik saygısıElektronik katılım+3
Şakir Güler
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kısa filmde biçimsel anlatı öğeleri: Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivali örneği

Sinemanın gelişmesinde ilerlemesinde önemli bir yere sahip olan kısa filmin gösterim alanının kısıtlılığı, yapımcıya verdiği sınırlamalar ile kısıtlı sürede bile olsa içinde barındırdığı anlamlar, kullanılan biçimsel motifler ile sağlanmaktadır. Filmde biçimsel öğelerin eksik olması durumunda izleyicinin tatmin olamayacağı açıktır. Biçimsel bütünlük sağlandığı takdirde film başarılı bir film halini alır. Uşak Kanatlı Denizatı Kısa Film Festivalinde de gördüğümüz gibi ödül alan kurmaca filmler biçimsel bir bütünlük içinde kısa zamanda çok şey anlatır. Çalışmada çok kısa bir süre içerisinde büyük başarılar elde eden Uşak Kanatlı Denizatı Film Festivali'nde ödül alan kurmaca filmler üzerinden kısa filmde biçim konusu detaylı şekilde incelenmektedir. Bu çalışmanın amacı, kısa filmde biçimsel anlatı yapısının oluşumunu incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle biçimsel anlatı kuramı çerçevesinde biçimsel anlatı yapısının oluşmasını sağlayan öğeler detaylı şekilde incelenmektedir. Son olarak, örneklemi oluşturan beş kısa filmin biçimsel anlatı yapısı çözümlenmesi aracılığıyla kısa filmde biçim konusunun oluşumu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kısa film, Biçim, Kısa Film Festivalleri, Sinemada Anlatı, Uşak Kanatlı Film Festivali, Uşak

AnlatıBiçimFestivaller+5
Merve Gezer
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnternet gazeteciliği ve etik problemler: Tık tuzağı

Yeni nesil iletişim ortamı olarak internet ve bilgisayar teknolojileri, günlük yaşamdaki pek çok alanda köklü yeniliklerin ve değişimlerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. Yakın dönemde hızlı bir gelişim süreci geçiren bu yeni teknoloji; iş çevreleri, bürokrasi, eğitim, iletişim ve sağlık gibi pek çok alanda dijital bir entegrasyonu zorunlu hale getirmiştir. Doğal olarak gazetecilikte bu yeni ortamda yerini almış ve internetin ağ tabanlı alt yapısının bir sonucu olarak ''internet gazeteciliği'' diye adlandırılan, geleneksel basından birçok yönden farklı, yeni bir habercilik pratiği ortaya çıkmıştır. İnternet gazeteciliğinin ağ tabanlı alt yapısı, kullanıcılara pek çok yönden olumlu bir haber alma pratiği sunsa da, yeni etik sorunların ortaya çıkmasına da neden olmaktadır. İnternet gazetelerinin biricik gelir kaynağı olan reklam gelirlerini artırmak amacıyla uygulanan ''tık tuzağı'' da, internet gazeteciliğiyle beraber ortaya çıkan yeni ve en önemli etik sorunlardan biridir. Türkiye' de yayıncılık yapan internet gazeteleri kapsamında, internet gazetelerinin tık tuzağı kullanımlarını incelemenin ve bu yöntemin ne sıklıkla uygulandığını tespit etmenin amaçlandığı bu çalışmada, Türkiye' de kullanıcılar tarafından en fazla ziyaret edilen, üç adet geleneksel medyanın temsilcisi olan ve üç adet yalnızca internet ortamında yayıncılık yapan En Son Haber, Hürriyet, Milliyet, Spor X, Sözcü ve Mynet adlı haber sitelerinin manşet haber başlıkları, bir hafta süreyle incelendi. Araştırma süresi boyunca toplam 791 manşet haber başlığı incelenmiş ve bu haber sitelerinin farklı teknikler uygulayarak tık tuzağı uygulamasına başvurduğu görülmüştür. İncelenen haber başlıklarından 474 tanesi, tık tuzağı kullanımı olarak tespit edilmiş ve elde edilen sonuçlar üzerinde tartışılmıştır.

EtikGazetecilikHaberler+3
Muhammed Rıza Peker
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni medya ortamında bulut bilişim teknolojisinin kullanımı: Bulut sistemi kullanımında güven

Bu tezin amacı değişen iletişim biçimlerini yeni medya ortamında incelemek ve kullanıcıların Türkiye'de bulunan yerli, yabancı bulut depolama hizmeti sağlayan markalara karşı algı ve tutumlarını araştırmaktır. Teknolojinin hızlı değişimleri ile ortaya çıkardığı ürünler hemen hemen her sektörü etkileyerek değişim ve dönüşüme teşvik etmektedir. Bu değişime paralel olarak sektörlerin çoğu dijital dönüşüm kavramını kullanmaktadır. Bu dönüşümü hızlıca gerçekleştiren sektörlerin başında da iletişim sektörü gelmektedir. Yeni medya alanında gerçekleşen hızlı değişimlerle birlikte bulut sistemlerinin getirdiği yenilikleri özellikle sosyal medya kısmındaki uygulamaların arka planlarında çalışan yapay zeka kodlamaları yoğun olarak kullanmaktadır. Bu yapay zeka kodlamaları uygulamalardaki (instagram, youtube, tiktok v.b) iletişimin içerik ve biçimsel yönünü belirlemektedir. Yeni medya alanında bu trafiğin yanı sıra büyük bir veri akışı da söz konusudur. Bu veri akışlarında bireylerin kullandıkları bilgisayar, cep telefonu ve tablet gibi cihazlardaki özel dosyaların paylaşımı söz konusudur. Bireylerin bu verileri süreç içerisinde depolaması ve ihtiyaç duyduğunda tekrar kullanmasını sağlayacak alan bulut platformunda bulunmaktadır. Burada bireyler bu platforma ne derece güven duymakta ve ne şekilde kullanımlarında faydalanmakta bunların hepsi yeni şekillenen iletişim biçimlerinde önemli konu başlıklarını oluşturmaktadır. Bu tezde Türkiye'de yaşayan 18 yaş ve üzeri kişilere dijital anket uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara bakıldığında, anket katılımcılarının, bulut depolama hizmeti veren markalara karşı kalite, güven, bağlılık ölçeklerine göre algı ve tutumları arasında anlamlı bir etki olduğu belirlenmiştir.

Bulut bilişimGüvenMarka+6
Onur Karaca
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnternet dizileri üzerine bir inceleme: Netflix, Hakan: Muhafız örneği

Yeni medyanın olanakları sayesinde geleneksel yayıncılığa ait bir tür olan dizilerin, dijital video akış platformlarından izlenir olduğu bir döneme girilmiştir. İnternetin doğası gereği ülkeler arası sınırların daha da esnek ve geçişken hale geldiği bu ortamda büyük küresel şirketlerin pazarda hâkim olma çabası göze çarpmaktadır. Hakan: Muhafız (The Protector) dizisi bu küresel şirketler arasında en baskın konuma sahip olan Netflix platformunda, 'ilk Türk Netflix Orijinali' olarak yayınlanmıştır. Dizide küresel Batılı anlatı yapısı korunmuş ancak yerel öğelerle bir araya getirilerek 'glokal' bir kültür ürünü ortaya çıkarılmıştır. Araştırmada Hakan: Muhafız dizisindeki bu glokal özellikler Hofstede'nin kültürel göstergeler yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Araştırma neticesinde dizide yerel kültürel unsurlar yer almakla birlikte, öykü anlatımı ve içerik bakımından küresel bir anlatının ortaya çıktığı görülmüştür.

DizilerGlokalizasyonHakan: Muhafız+3
Mehtap Kavi
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kriz iletişiminde güven inşa etmenin rolü: Sağlık Bakanlığı covid-19 pandemi açıklamaları üzerine bir araştırma

İletişim süreçlerinin var oluşu insanın sosyalleşmesiyle yakından alakalıdır. Toplum ve coğrafyaya bağlı olarak iletişim süreçleri farklılaşmaktadır. Dönemin getirdiği etkiler de iletişim süreçlerini etkiler niteliktedir. Günümüzde iletişimin sosyal süreçleri yönetmedeki rolü oldukça ciddiye alınmaktadır. Bu noktada gelişen iletişim teknolojileri ve imkânlarının da dikkate alınması gerekmektedir. Sosyal iletişimde kriz iletişiminin de önemli bir yeri vardır. Bu krizler ekonomik, sağlık, afet vs. nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Covid-19 pandemisi 2019 senesinde Çin'de ortaya çıkışından itibaren dünyada sosyal ve ekonomik anlamda çok önemli etkileri olan bir sağlık krizidir. Pandeminin yayılışındaki hız sağlık sistemlerinin süreci yönetmekte zorluklar yaşamasına da sebep olmuştur. Ülkemizde de pandeminin hem tıbbi açıdan bir halk sağlığı krizi olması hem de iletişimsel olarak yönetilmesi gereken olağanüstü bir durum olması sebebiyle bu süreci yönetenler de Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanıdır. Kriz süreçlerinin denetim altında tutulabilmesi yönetilirken ve değerlendirilirken toplumun farklı kesimlerinin sürece katılabilmesi ancak güven veren bir kriz yönetim stratejisi ve kriz yönetiminin sağlanmasıyla olanaklı olur. Covid-19 pandemisi ve ülkemizde bu sağlık krizinin farklı yönleriyle kriz iletişiminin değerlendirilmesi sonraki süreçlere ışık tutabilecek bir niteliğe sahiptir.

COVID 19GüvenmekKriz+3
Nuran Irmak
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kriz iletişimi bağlamında Covid-19 salgını sürecinde markaların reklam stratejileri üzerine bir inceleme

21. Yüzyılda bir virüsün tüm ülkelere bulaşarak hızla yayılması tüm dünyayı küresel bir kriz ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu durum tüm dünyada Covid-19 pandemisi olarak yankı bulmuştur. Pandemide bazı tedbirler alınmış ve bunun sonucunda da hem sosyolojik hem de psikolojik bir hayli alanda çeşitli etkiler gözlemlenmiştir. Covid-19 pandemisinin marka reklamlarına da etki ettiği bir gerçektir. Bu nedenle Covid-19 pandemisinde markaların reklamlarında ne tür değişiklikler yaptıkları mühim bir araştırma konusudur. Bundan hareketle araştırma kapsamında Covid-19 pandemisi döneminde markaların ağırlıklı olarak kullanmayı tercih ettikleri; reklam temaları, reklam çekicilikleri, anlatım tarzı, anlatım formatı, yaratıcı strateji, ana mesaj stratejisi, alt mesaj stratejisi ve mesaj tonunun belirlenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda bazı kategoriler belirlenmiş ve sonrasında da SPSS 26 programında iki kere kodlama yapılmıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren 10 farklı sektöre ait markanın TV'de yayınlanan reklam filmleri araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Belirlenen reklam filmleri içerik analizi tekniği çerçevesinde analiz edilmiştir. Sonuçlar, yoğun olarak işlenen temanın ayrılık teması olduğu, yoğun olarak kullanılan çekiciliğin duygusal çekicilik olduğu, en çok kullanılan anlatım tarzının duygusal tarzda olduğu, çoğunlukla tercih edilen anlatım formatının sunucu formatta olduğu, en fazla kullanılan yaratıcı stratejinin duygusal; konumlandırma stratejisi olduğu, yoğun olarak tercih edilen ana mesaj stratejisinin dönüşümsel strateji olduğu, en çok kullanılan alt mesaj stratejisinin duyusal strateji olduğu ve en fazla kullanılan mesaj tonunun duygusal tonda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak krizden faydalanmak isteyen markaların toplumda meydana gelen olumsuz bir duruma karşı ilgisiz kalmayarak, reklam aracılığıyla toplumun yanında olduklarını göstermeye yönelik bir gayret sarf ettikleri görülmüştür.

COVID 19KrizKriz iletişimi+5
Damla Dilara Ersöz
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürel hafızanın hatırlatıcısı olarak etnografik Türk belgeselleri

Bu çalışma, etnografik ve kültürel ögeler içeren yedi belgesel filmin çözümlenmesi ile etnografik belgesellerin kültür aktarımına ilişkin tartışmalara katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu maksatla, üç bölümden oluşan bir araştırma tasarlanmıştır. Birinci bölüm kültür ve sinema konularına, ikinci bölüm toplumsal bellek ve etnografya konularına ayrılmıştır. Üçüncü bölümde araştırma yöntemine ve filmlerin incelemesine yer verilmiştir. Burada, etnografik belgesellerin sanat ürünü olmasının yanında, içerdiği etnografik unsurlar nedeniyle aynı zamanda kültürel aktarım aracı olduğu görüşü savunulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise etnografik belgesellerin nasıl sınıflandırılacağına ilişkin niteliksel bir çözümleme yürütülmüştür. Bu araştırmada örneklem olarak seçilen yedi film, Karl G. Heider'in etnografik film çözümleme tablosu üzerinden içerik analizi yapılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında etnografik belgesellerin kültür aktarımında ve toplumsal belleğin sürekliliğinin sağlanmasındaki rolü ortaya konmuştur.

AntropolojiBelgesel filmEtnografya+4
Simge Nur Babalık
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hayao Miyazaki sinemasında evrensel kodların arketipsel temsili

Kültürlerarası iletişim ve bilgi paylaşımı günümüzde daha kolay bir hale gelmiştir. Teknolojinin bu durumdaki rolü çok önemlidir. Buna karşılık farklı kültürlere sahip toplumların kullandıkları iletişim kodları da birbirinden oldukça farklıdır. Oluşmuş olan bu kültürlerarası anlam ayrılıklarıysa hala iletişimde sorunlar oluşturmaktadır. Bu karşıtlığa rağmen Hayao Miyazaki filmleri küresel çapta beğeni kazanmış filmlerdir. Savaş sonrası dönemde doğmuş olan Hayao Miyazaki Japon animasyon sinemasının (anime) önemli senarist ve yönetmenlerinden birisidir. Miyazaki'nin yapmış olduğu filmler Japon yerel kültürüne ait pek çok kod içermektedir. Filmlerin bu yerel kültürel kodlarla işlenmesine karşın farklı kültürler tarafından sevilmesi oldukça dikkat çekicidir. Bu durumun nasıl mümkün olduğunu anlamak, evrensel düzeyde kabul gören bir eser ortaya çıkartmanın yöntemini öğrenmeye yarayacaktır. Bu sebeple ortaya atılan hipotez, Hayao Miyazaki'nin kendi sinemasında evrensel kültürel kodlara ve arketiplere bolca yer verdiğidir. Bu hipotezi sınamak için öncelikle dünya mitolojileri incelenmiş ardından ise Carl Gustav Jung'ın arketip kavramı detaylandırılmıştır. Evrensel kültürel kodları oluşturduğu kabul edilen bu kavramlardan sonra yerel Japon kültürü incelenmiştir. Hipotezin doğruluğunu ya da yanlışlığını ortaya koymak için, Hayao Miyazaki'nin yönetmenlik yaptığı filmler belirlenmiş ardından örneklem olarak 8 film seçilmiştir. Seçilen bu 8 film Roland Barthes'in göstergebilimsel kuramı üzerinden analiz edilmiştir. Analiz sonuçları değerlendirilmiş ve Hayao Miyazaki'nin filmlerinde evrensel mitolojik sembollerden, öykülerden yararlandığını ortaya koymuştur. Bunun haricinde arketipler oldukça yoğun kullanılmış ve ekstra popüler kültür öğelerine de rastlanmıştır. İncelenen filmlerden ikisi Batılı romanlardan uyarlama olduğu için içerdiği yerel kültürel kodlarda azalma gözlenmiş ancak içerdikleri evrensel kodlar sayesinde Japonya içinde de iyi bir seyirci kitlesine ulaştığı görülmüştür.

ArketipGösterge bilimJapon sineması+3
Mert Karapınar
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aile sağlığı merkezi çalışanlarının aşı reddinde bulunan ebeveynlere yönelik ikna stratejilerinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, çocukluk çağı aşılarını reddeden ebeveynleri ikna etme amacıyla Aile Sağlığı Merkezi (ASM) çalışanlarının ebeveynlere yönelik tutum ve davranışları incelenmiştir. Çalışma kapsamında, ASM personelinin çocukluk çağı aşılarını reddeden ebeveynleri nasıl ikna etmeye çalıştıkları ve ebeveynlerin bu ikna çabalarına nasıl karşılık verdikleri araştırılmıştır. Yarı yapılandırılmış sorularla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden oluşan bu nitel çalışma, fenomenoloji deseni kullanılarak gerçekleştirilmiş ve kartopu örneklem yöntemiyle seçilen ASM çalışanlarıyla yapılmıştır. Görüşmeler, hekim, hemşire ve ebelere yöneltilen açık uçlu sorularla gerçekleştirilmiş ve kaydedilmiştir. Toplanan veriler kodlanarak temalara, kategorilere ayrılmış, kaydedilen görüşmelerden elde edilen anahtar ifadeler tematik olarak analiz edilmiştir. Bulgulara göre, aşı reddi yapan ebeveynlerin sağlık çalışanları (ASM) tarafından ikna edilme yöntem ve stratejileri iki ana yaklaşıma ayrılmıştır. Birinci yaklaşım, ebeveynlerin korkutularak, tehdit edilerek ve yaptırımlar uygulanarak aşı yaptırmaya ikna edilmelerini içermektedir. İkinci yaklaşım ise ebeveynlere bilgi verilerek, güven oluşturularak, empati kurularak ikna edilmeyi içermektedir. Bu ikna yaklaşımlarına dayanan bulgular temel alınarak, sağlık çalışanları için bir ikna modeli oluşturulmuştur. Sonuç olarak, bu çalışma ulusal düzeyde aşı reddini ele alan bir perspektife sahip olması ve derinlemesine nitel yöntemleri kullanarak gerçekleştirilmiş olması bakımından önemli bir katkı sunmaktadır. Ayrıca, uygulama pratiğine uygun bir ikna modelini içermesi, çalışmanın öne çıkan bir özelliğidir.

Dursun Yılmaz
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Andrey Zvyagintsev Sinemasında siyasal iktidarın söyleminin aile ilişkilerine yansımaları

Tarih boyunca sinema sanatı, toplumsal yapıda etkili olan baskın kültür ve ideolojilerin mevcut koşullara göre tekrardan üretilmesi ve topluma aktarılması aracı olarak kullanılmıştır. Toplumu oluşturan bireyler üzerinde yönlendirici etkisi olan sinema sanatı, sahip olduğu bu yeteneğinden dolayı bireylerin belli ideolojiler doğrultusunda yönlendirilmesi amacıyla toplumdaki egemen gruplar tarafından sıklıkla kullanılmıştır. Bu çalışmada, Rusya'da siyasal iktidarın ideolojilerinin, söylemlerinin ve uygulamalarının Andrey Zvyagintsev sinemasında ele alınış biçimi, iktidarın ideoloji ve söylemlerinin toplum ve aile yapısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla Andrey Zvyagintsev'in Dönüş (The Return-2003), Sürgün (-2007), Elena (2011), Apocrypha (2009), Leviathan (2014) ve Sevgisiz (Loveless-2017) filmlerinde kullanılan iktidar söylemleri belirlenerek, bu söylemlerin toplum ve aile üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda araştırmada Zvyagintsev filmleri, Greimas'ın Eyleyenler modeli yöntemi ile değerlendirilmiştir. Andrey Zvyagintsev'in filmleri, altyazılı veya Türkçe dublaj versiyonlarından elde edilen film metinleri ve görselleri üzerinden incelenmiştir. Filmlerde dini semboller, devlete ve hükümete yönelik eleştiriler, aile ve toplumsal yapıya dair temalar, kadın-erkek ilişkileri ve ebeveyn-çocuk ilişkileri gibi konular, izleyiciye nasıl aktarıldığı makro ve mikro yapı çerçevesinde analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İktidar, ideoloji, egemen sınıflar, sinema, aile

Çiğdem Şerik
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medyada kadın gazetecilerin temsili: "Kuş Uçuşu" dizisi örneği

Toplumsal cinsiyet rolleri, bireylerin konumlarını belirlerken medya bu rollerin üretilmesinde ve pekiştirilmesinde etkilidir. Kadın temsilleri genellikle kalıplaşmış ve ataerkil bakışla sunulmaktadır. Bu durum, toplumsal eşitsizlikleri kurgusal içeriklere taşır. Medya, toplumu yansıtmanın ötesinde, cinsiyet algılarını şekillendiren ideolojik bir araçtır. Bu tez, dijital platformda yayınlanan Kuş Uçuşu dizisi aracılığıyla kadın gazetecilerin medya temsillerini toplumsal cinsiyet normları bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Kadın gazeteci karakterler, mesleki etik ve kariyer motivasyon temalarına göre dört özgün kategoride sınıflandırılarak betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. "Aslanlar" etik değerlere bağlı, lider gazetecileri; "Kuşlar" hırslı, yükselme niyetinde olan genç gazetecileri; "Kral Olamamış Aslanlar" etik dışı yöntemlerle gücünü korumaya çalışanları; "Hayranlar" ise mesleğe dışarıdan bakan, belirsiz yönelimli karakterleri temsil etmektedir. Bu sınıflandırma, kadın gazetecilerin mesleki kimliklerini etik ve güç ilişkileri bağlamında analiz etme olanağı sunmaktadır. Bulgular, etik değerlere bağlı kadın gazeteci temsillerinin mesleki sorumluluğu ve ideal gazeteciliği vurguladığını; buna karşın etik dışı davranışlar sergileyen karakterlerin medya manipülasyonuna açık yapılarıyla gerçek ile algı arasında bulanıklık yarattığını göstermektedir. Böylece, haberin doğruluğu ve tarafsızlığı konusunda sorumluluk ve etik anlayışın önemi öne çıkarken, bu çizginin aşılmasının bedelleri de gözler önüne serilmektedir. Özetle bu çalışma, popüler kültürün kadın gazeteci kimliğini nasıl dönüştürdüğünü sorgulayan çok katmanlı bir analiz sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Kadın Gazeteci, Temsil, Kuş Uçuşu Dizisi

Kadın gazetecilerTelevizyon dizileri
Arzu Şimşek
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deprem uzmanlarının kriz iletişimlerine ilişkin kamuoyu algısı; Kahramanmaraş deprem örneği

Teknolojik ilerlemeler ve dijitalleşme ile birlikte kriz anlarında bilgiye erişim ve uzman görüşlerinin önemi giderek artmaktadır. Bu bağlamda, afet iletişiminin temel aktörlerinden biri olan deprem uzmanlarının toplum nezdindeki algısı, kriz yönetiminin etkinliğini doğrudan etkileyen önemli unsurlardan biridir. Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler özelinde, deprem uzmanlarının imaj algısını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, 23 Ekim–23 Kasım 2024 tarihleri arasında, doğrudan depremden etkilenmiş bireylerin yaşadığı Kahramanmaraş, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Elâzığ ve Malatya illerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, afet sonrası süreçte deprem konutlarında veya çadırlarda yaşamını sürdüren, 18 yaşını doldurmuş bireyler arasından belirlenmiştir. Her ilden 2–3 kişi seçilerek toplamda 10 kadın ve 10 erkek olmak üzere 20 katılımcı ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler ortalama 30–35 dakika sürmüş ve yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Sorular hazırlanırken öncelikle daha önce yapılmış çalışmalar incelenmiş, geçerlilik ve güvenilirlik gözetilerek deprem bölgesinde uygulanabilir hâle getirilmiştir. Kadın katılımcılar arasında ev hanımı, öğrenci, öğretmen, sağlık personeli, esnaf ve özel sektör çalışanları yer alırken; erkek katılımcılar arasında emekli memur, serbest meslek sahibi, öğrenci, öğretmen, polis, antrenör, şoför, mühendis ve esnaflar yer almıştır. Çalışmada nitel yönteme dayalı betimsel analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılmış, elde edilen veriler temalar hâlinde sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların büyük çoğunluğu deprem anında nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgi sahibi olduklarını ifade etmiştir. Bu bilgilerin önemli bir kısmı, önceki deneyimlerden veya deprem uzmanlarının açıklamalarından elde edilmiştir. Katılımcılar, özellikle sakin kalmanın ve güvenli alanlara yönelmenin hayati öneme sahip olduğunu vurgulamıştır. Ancak bazı katılımcılar, bilgiye sahip olmalarına rağmen duygusal tepkilerin sağlıklı karar almalarını engellediğini dile getirmiştir. Deprem uzmanlarının kitle iletişim araçlarındaki görünürlüğü konusunda katılımcılar arasında farklı görüşler gözlemlenmiştir. Erkek katılımcılar, uzmanların özellikle afet sonrası süreçte daha görünür olması gerektiğini belirtirken, kadın katılımcılar uzmanların gündelik iletişimde daha aktif yer alması gerektiğini vurgulamıştır. Uzmanların açıklamalarının bireylerin davranışları üzerinde etkili olduğu, deprem çantası hazırlama ve sabit olmayan eşyaları sabitleme gibi önlemlerin katılımcılar arasında yaygınlaştığı görülmüştür. Araştırma sonucunda, deprem uzmanlarının kriz dönemlerinde toplumla kurduğu iletişimin, bireylerin afetlere yönelik hazırlık düzeylerini ve risk algılarını doğrudan etkilediği ortaya konmuştur. Katılımcı sayısının sınırlı kalması, çok sayıda ilde birebir görüşme yapılmasından kaynaklanmış olup, ilerleyen çalışmalarda anket yöntemi ile daha geniş bir örnekleme ulaşmanın, daha kapsamlı analizler yapılmasına olanak sağlayacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda, uzmanların yalnızca afet sonrası değil, afet öncesi dönemde de toplumu bilinçlendirmeye yönelik daha sistematik ve sürekli bir iletişim stratejisi izlemeleri gerektiği sonucuna varılmıştır.

Servet Yıldıztepe
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinin dijital okuryazarlığı ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi üzerine bir araştırma

Teknolojik ilerleme giderek daha önemli ve insan varlığının ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu nedenle dijital araçlar günlük hayattan eğitime, işten sağlığa ve eğlenceye kadar çok çeşitli bağlamlarda kullanılmaktadır. Dijitalleşen dünyada insanların hayatlarını kolaylaştırmak ve uyarlamak için teknolojinin kullanılması hayati önem taşımaktadır. Doğru bilgiye ulaşmak ve onu etkili bir şekilde kullanmak için yeterli dijital okuryazarlığa sahip olmak bu nedenle çok büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda, internete karşı önemli bir zihinsel ilgi, kullanımını düzenleyememe, sınır belirleyememe, fazla zaman harcama gibi sosyal medya kullanımıyla ilgili önemli problemler de söz konusu olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinin Dijital okuryazarlık ve sosyal medya bağımlılıklarının anket tekniği yöntemiyle incelenerek karşılaştırmasının yapılmasını içermektedir. Araştırmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Uşak ili Merkez ilçesindeki resmi meslek lisesi kurumundan farklı sınıf seviyelerinde öğrenim gören 381 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla; araştırmacı tarafından geliştirilen 'Dijital Okuryazarlık Ölçeği' ve 'Sosyal Medya Bağımlılığı' ölçeği kullanılmıştır. Uygulama araştırmacı tarafından geliştirilmiş ve öğrencilerin öğrenim gördükleri okulun dersliklerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı, araştırmanın detaylarını uygulama öncesinde açıklamış olup, yaklaşık 30 dakika süren bir süre ile uygulamaya sunmuştur. Toplamda dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde; dijital okuryazarlık kavramı açıklanmış, ikinci bölümde ise sosyal medya bağımlılığı kavramı incelenmiş olup örnek başlıklar ile birlikte çalışmaya sunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde; araştırmanın amaç, yöntem, sınırlılık, örneklem ve görüşme formlarının hazırlanmasına ilişkin süreçler gibi teknik özelliklerinden bahsedilirken, son bölümde anket formlarının değerlendirilip analiz edildiği ve yorumlandığı bulgulara yer verilmiştir.

Dijital okuryazarlıkTeknolojik bağımlılık
Ece Yurter
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

1917-1930 yılları arasında Rus Avangart film afişlerinde Sovyet montaj kuramının yansımaları

Bu çalışma, 1917-1930 yılları arasında üretilen Rus Avangart film afişleri üzerinden Sovyet Montaj Kuramı'nın estetik ve ideolojik etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın odaklandığı afişler, yalnızca film tanıtımı işlevi üstlenmekle kalmamış, aynı zamanda Bolşevik ideolojiyi ve sosyalist değerleri geniş kitlelere aktaran etkili propaganda araçları haline gelmiştir. Yapılan analizler, Sovyet Montaj Kuramı'nın yalnızca sinema sanatını değil, genel anlamda tüm görsel iletişim biçimlerini köklü bir şekilde dönüştürdüğünü göstermektedir. Özellikle film afişlerinde kullanılan montaj teknikleri, izleyicinin duygu ve düşünce dünyasında yeni anlam katmanları yaratmak amacıyla sistematik bir şekilde yapılandırılmıştır. Bu kapsamda incelenen 17 film afişi üzerinde gerçekleştirilen göstergebilimsel ve estetik çözümlemeler, montaj kuramının temel ilkelerinin bu görsellerde istikrarlı biçimde uygulandığını ortaya koymuştur. Afişlerde yer alan eğik çizgiler, çarpıcı renk kontrastları, geometrik formlar ve metin-görsel entegrasyonu gibi tasarım unsurları, yalnızca estetik bir düzen oluşturmakla kalmamış; aynı zamanda izleyicinin politik bilincini uyandırma amacı taşımıştır. Bu noktada, Sovyet Montaj Kuramı'nın "zıtlıkların çatışması", "düşünsel montaj" ve "yeni anlamların üretimi" gibi temel kavramlarının afişlerde etkin bir ideolojik yönlendirme aracı olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. Renk kullanımına ilişkin analizler de Sovyet afişlerinde bilinçli tercihler yapıldığını göstermektedir. Özellikle siyah ve kırmızı renklerin baskın kullanımı, devrimci ruhu ve mücadele arzusunu temsil etmekte; sarı, turuncu ve mavi gibi tonlar ise geleceğe yönelik umut ve toplumsal dönüşüm ideallerini yansıtmaktadır. Afişlerde yer alan ikon, indeks ve semboller ise doğrudan politik ideallere referans vererek izleyicinin algısında güçlü bir duygusal yoğunluk yaratmaktadır. Örneğin, devrimci işçi figürleri, savaş gemisi imgeleri veya ipotek belgeleri gibi görsel göstergeler, kitleleri mevcut düzene karşı harekete geçmeye çağıran simgesel unsurlar olarak işlev görmüştür. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Sovyet sinema afişlerinin yalnızca pasif tanıtım malzemeleri olmadığı; aksine halkı ideolojik bir bilinç doğrultusunda yönlendiren, harekete geçiren ve yeni sosyalist toplum tahayyülüne ikna eden aktif görsel metinler olduğu anlaşılmaktadır. Sanat ve ideolojinin birbirine tamamen entegre olduğu bu dönemde, montaj teknikleri yalnızca estetik bir yenilik olarak kalmamış; aynı zamanda etkili bir politik müdahale biçimi haline gelmiştir. Sonuç olarak, Sovyet Montaj Kuramı, 20. yüzyıl görsel kültüründe radikal bir kırılma yaratmış; sinema sanatının yanı sıra afiş tasarımı ve propaganda teknikleri gibi pek çok alanda düşünsel bir devrimi tetiklemiştir. Bu çalışma, Sovyet sinema afişlerinin dönemin sosyal ve politik atmosferini hem estetik hem de ideolojik düzlemde başarıyla yansıttığını ortaya koymakta; ayrıca montaj estetiğinin sanat üretimini propaganda aracı haline getirmedeki dönüştürücü rolünü açık bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Avangard sanatFilm afişleriRus sineması+1
Sibel Sebuktekin
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İletişim fakültesi öğrencilerinin haber okuryazarlığı düzeyleri ile seçici maruz kalma durumları arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin haber okuryazarlığı düzeyleri ile seçici maruz kalma durumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Haber okuryazarlığı, bireylerin medya içeriklerini eleştirel olarak değerlendirme, doğruluk ve güvenilirlik açısından sorgulama ve manipülasyonları fark etme yeteneğidir. Aynı zamanda bireylerin medya mesajlarının ardındaki amaç ve niyetleri analiz edebilme yeteneğini içerir ve doğru bilgiye erişimi artırırken yanlış bilgilendirmeyi ve dezenformasyonu önlemede kritik bir rol oynar. Seçici maruz kalma ise bireylerin belirli haber kaynaklarına ve türlerine yönelik tercihlerini ifade eder. Bu durum, bireylerin kendi inanç, değer ve dünya görüşlerine uygun içeriklere yönelme eğiliminde olmalarını ve farklı bakış açılarını göz ardı etme riskini kapsar. Aynı zamanda seçici maruz kalma, bireylerin mevcut önyargılarını pekiştirme eğiliminde olmalarına da yol açabilir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne kayıtlı 2218 öğrenciden gönüllü olarak çalışmaya katılan 566 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler, Google Forms üzerinden oluşturulan anketler aracılığıyla toplanmış ve SPSS 25 yazılımı aracılığıyla korelasyon analizi, t-testi ve f-testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, haber okuryazarlığı ile seçici maruz kalma arasında negatif yönlü ve güçlü bir ilişki olduğunu göstermekte olup, öğrencilerin haber okuryazarlık düzeyleri arttıkça seçici maruz kalma eğilimlerinin azaldığını ortaya koymaktadır. Öğrencilerin haber okuryazarlık düzeylerinin bölümlere göre farklılık gösterdiği, yeni medya ve iletişim ile gazetecilik bölümlerinde okuyan öğrencilerin daha yüksek düzeye sahip olduğu belirlenmiştir. Öte yandan, seçici maruz kalma düzeylerinin öğrencilerin haber okuma sıklığı ve internet kullanım amacı gibi faktörlere göre değiştiği, sosyal medya ve eğlence amaçlı internet kullananların daha yüksek seçici maruz kalma eğilimleri gösterdiği tespit edilmiştir.

Muhammed Hasan Okumuş
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

68 hareketi ve Türkiye'de müzikal değişim: 1961 - 1980 yılları arasında popüler müzik

Bu tez, Türkiye'de popüler müzikte siyasi söylemin en yaygın dönemi olan 1961-1980 yılları arasında üretilen müziklerde, 68 Hareketi'nin dayandığı temel kavramların popüler müziğe yansımasını ele alır. Tezin birinci bölümünde, 68 Hareketi'nin filizlendiği İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem konjonktürünün getirisi olan gençlik kültürleri ve karşıt kültürler anlatılarak Türkiye ile karşılaştırılmış, dönemin gençlik kültüründe önemli bir yer tutan popüler müziğin 68 Hareketi'yle etkileşimleri anlatılmıştır. Bu bölümde son olarak 68 Hareketi'nin teorik temelleri ve dünyadaki seyri ile hareketin temel çerçevesi çizilir. Tezin ikinci bölümü, Türkiye'de 1961-1980 yılları arasındaki popüler müziğin şekillenmesinde etkin rol oynayan kültür politikalarının çerçevesini çizer. Üçüncü bölümde Türkiye'deki 68 Hareketi'nin temelleri, öne çıkan imgeleri, hareketin toplumsal temelli cinsiyeti ve hareketin seyri; birinci elden kaynaklar ve anekdotlar kullanılarak, kronolojik bir çizgide aktarılır. Tezin son bölümü ve esas konusu olan "68 Hareketi'nin 1961-1980 Yılları Arasında Türkiye'deki Popüler Müziğe Etkileri", Türkiye'de 1961-1980 yılları arasında yayınlanmış olan eleştirel ve/veya muhalif özellikler taşıyan popüler müzik parçalarını; parçaların lirik özelliklerinin yanı sıra görsel, işitsel ve yapısal retorik özellikleri dahilinde ele alır. Bu parçalar, ele aldıkları konular doğrultusunda "Sınıf Meseleleri, Ekonomi, Yoksulluk ve Yoksunluk", "Başkaldırı, Umut ve Devrimi Şarkılarla Anlatmak", "Millî Duygular", "Toplumsal Eleştiri", "Toplumsal Bellek" başlıkları altında incelenmiştir. Bunların yanı sıra, Batılı ülkelerdeki 68 Hareketi'nde var olan, ancak Türkiye'de izlerine belki birkaç örnek dışında rastlanmayan konulara, "Görünmeyen Konuların İzleri…" başlığı altında değinilmiştir. Bu başlık altındaki alt başlıklarda şarkılarda toplumsal cinsiyet, ırkçılık konuları ve çevre hareketiyle ilgili konuların izleri araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: 68 Hareketi, Anadolu pop, Anadolu rock, muhalif müzik, müzikal retorik, popüler müzik, retorik analizi.

68 kuşağıKültürel değişimMüzik+6
Zeynep Işıl Işık Dursun
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bir popüler kültür mecrası olarak Wattpad

Bir popüler kültür mecrası olan Wattpad'e odaklanan bu tez çalışması, platformun kullanıcılarına sunduğu özellikler ve etkileşimsel alanla, bunların kullanıcıların ne tür ilgi ve ihtiyaçlarına karşılık geldiğini ortaya koymayı amaçlıyor. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan çalışma, platformun Türkiye'deki popüler on altı yazarıyla yapılan derinlemesine görüşmeler ve üç yıla yayılan katılımlı-katılımsız gözlemlerle şekillenen çok platformlu dijital etnografiye dayanıyor. Yürütülen saha araştırması ışığında, Wattpad'e ilk akla gelen haliyle edebiyat bağlamında değil, etkileşimin süregeldiği ve topluluğun/toplulukların kurulduğu bir sosyal medya mecrası olarak yaklaşıyor.Bu bağlamda çalışma Wattpad'deki topluluk dinamiklerine ve bunların öznelerin yaşamlarındaki karşılıklarına kafa yorarken, bugün popüler kültürle kurduğumuz ilişkiden yola çıkıyor ve popüler kültürle kurulan topluluğa odaklanıyor. Wattpad'de cisimleşen bu ilişki ve popüler kültürün topluluk kurma işlevinin ise bugüne bakarak, neoliberal çağın koşulları ve buyurduğu öznelik biçimlerine dair yürütülen tartışmalar ışığında anlamlandırılabileceği düşüncesine yaslanıyor. Sonuç olarak Wattpad'den yola çıkarak dijital mecralar ve popüler kültürle birlikte içinden geçtiğimiz toplumsal dönüşüme dair çıkarımlar yapmaya çalışıyor.

EtnografyaPopüler kültürSayısal etnografi+3
Burcu Şenel Alpuğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçmişle geleceği karıştırmak: Elektronik müzik bağlamında post-modern çağın kültürünü anlamak

Bu çalışma, müziğin üretildiği zamanın ruhunu ve tanımlayıcı özelliklerinin bir ürünü olduğu gerçeğinden yola çıkarak içerisinde yerel ve nostaljik şarkılardan sample (ses örneği) kullanılan elektronik müziğin, yaşadığımız postmodern dönemle ilişkisi sorgulanmaktadır. Bu bağlamda içinde Türkçe nostaljik şarkılardan ve türkülerden ses örnekleri kullanılan elektronik müziğin postmodern dönemin ruhu ile ilişkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda 15 dinleyici ve bu müziği üreten 3 müzik prodüktörü ve DJ ile bu müziği üretme motivasyonları ve elektronik müzikle nasıl ilişkilendiklerini anlamak için derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elektronik müzik her şeyden önce yaşadığımız dönemde çoğunlukla genç müzik dinleyicilerinin eğlenip, dans ettiği, sıklıkla gece kulüplerinde, sokak partilerinde icra edilen global ve teknolojik bir müzik türüdür. Ancak yaşadığımız postmodern dönemde dinleyicilerin bu müziği yalnızca eğlenmek için dinlemediğini, bu müzikle bir bağ kurduklarını ortaya çıkartmıştır. Elektronik müzik gibi teknolojik ve global bir müzik türünde, bu coğrafyaya ait tanıdık sesleri duyan dinleyiciler bu müzikleri 'zamanın ruhuna uygun, köklerini hatırlatan ama aynı zamanda da gündelik yaşamın ritmine ayak uydurabilecekleri' müzikler olarak adlandırmışlardır. Eski-yeninin, küresel-yerelin bir karışımını sunan bu müzikler yaşadığımız postmodern dönemin sentez ruhuna uymaktadır. Dinleyiciler kendi kültürleriyle müzik aracılığıyla bir bağ kurmaya çalışmaktadırlar. Eski şarkılar ve türküleri oldukça önemli, unutulmaması gereken şarkılar olarak görmektedirler. Dinleyiciler bu müzik onlar için eğlenceli olduğu kadar evde hissettirmektedir. Müzik üreticileriyse 'kültürel miras' olarak gördükleri eski şarkı ve türküleri elektronik müzikle onlara sunarak köprü görevi görmektedir.

Elektronik müzikMüzikMüzik kültürü+4
Hazal Ağtepe
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş kapitalizmde eğlencenin profesyonelleşmesi: Türkiye'de elektronik spor oyunculuğu

Bu çalışma, kapitalist üretim sisteminin çağdaş uğrağında metalaştırma mantığının sirayet ettiği yeni alanlardan birisi olarak video oyun oyunculuğunu ve onun özel bir biçimi olarak elektronik sporculuğu incelemeyi kendisine çıkış noktası olarak belirlemiştir. Çalışma, çağdaş kapitalizm koşulları içerisinde daha önceleri bir 'boş zaman' etkinliği olarak kavranan video oyun oyunculuğu gibi bir pratiğin e-sporculuk kimliği içerisinde ne şekilde değer üretim mantığı içerisinde kendine yer bulduğunu açıklamaya çalışırken maddi olmayan emek teorisinden yararlanır. Bunun yanında bir değer üretim pratiği olarak e-sporculuğu var eden e-spor endüstrisini ele alırken ise bireysel yaratıcılık söylemi üzerinde temellenen yaratıcı endüstriler yaklaşımıyla da ne ölçüde ilişkili olduğunu da ortaya koymayı amaçlar. Bu bağlamda çalışmanın ilgi odağı faydalı bir sınırlılığı sağlayabilmek adına Türkiye'de e-spor ekosistemi içerisinde en köklü ve baskın video oyun olan ve aynı zamanda endüstriye dair en tutarlı bilgiye ulaşmanın mümkün olduğu League of Legends oyunuyla sınırlı kalmıştır. Bu doğrultuda ise 10 League of Legends oyuncusundan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla veri toplanmıştır. Böylelikle çalışma, teorik yola çıkış noktasıyla sahadaki pratiğin arasında ne ölçüde bir ilişkinin bulunduğunu göstermeyi de kendisine amaç edinmiştir.

Bilgisayar oyunlarıDijital emekE-spor oyunları+6
Bahaeddin Umur Yıldırım
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı bireyler arasında dijital eşitsizlikler: Ankara mikro örneği

Günümüzde Bilgi ve İletişim Teknolojilerine (BİT) erişim ve kullanım bir lüksten çok zorunluluğa dönüşürken, bu teknolojileri kullanma noktasında bireyler ve gruplar arasında önemli farklılıklar gözlemlenmektedir. Bu farklılıklara işaret eden dijital eşitsizlikler; BİT erişimi ve kullanım motivasyonu (birinci seviye), kullanımı ve kullanım becerisi (ikinci seviye) ve sağlanan fayda (üçüncü seviye) noktasında ortaya çıkmaktadır. Halihazırda toplumsal eşitsizliklerin öznesi olan yaşlı bireyler de dijital eşitsizliklerden olumsuz etkilenmekte bu durum ise yaşlıların dezavantajlı durumlarını pekiştirmektedir. Araştırmacı yaşlılığın homojen ve geçmiş hayatın dinamiklerinden azade bir deneyim olmadığını göz önünde bulundurarak yola çıkmıştır. Bu doğrultuda tez çalışması yaşlı bireyler arasında, dijital eşitsizliklerin (her üç seviyede) doğasını ve geleneksel toplumsal eşitsizlik türleri ile ilişkisini, yaşlıların BİT kullanım deneyimlerinden yola çıkarak anlamlandırmayı hedeflemektedir. Tez çalışması yaşam döngüsü yaklaşımından (YDY) beslenerek yaşlılığı hayatın başka bir dönemi olarak ele almakta, yaşlılığı geçmiş yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmektedir. Ayrıca yaşlılıkta dijital eşitsizlikleri anlamlandırabilmek için eşitsizlikleri, yaşam boyunca biriktirilen dezavantajların bir tezahürü olarak okuyan birikimli eşitsizlik kuramından (BEK) faydalanmıştır. Bu amaçla 25 yaşlıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular yaşlılar arasında dijital eşitsizliklerin bireylerin yaşamları boyunca biriktirdikleri (dez)avantajlarının bir tezahürü olarak ortaya çıktığını göstermiştir. Bu doğrultuda yaşlıların eğitim seviyesi ve ilişkili olarak geçmiş meslekleri bireylerin kullanım motivasyonu, çeşitliliği ve dijital becerilerini şekillendirmektedir. Saha bulguları yaş ayrımcılığının kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüğünü, bireylerin yaşlı hissettikleri için teknolojileri öğrenmekten ve kullanmaktan çekindiklerini ortaya koymuştur. Diğer bir taraftan ise yaşlıların sıklıkla dijital uzama yönelik şüphe ve korku besledikleri gözlemlenmiştir. Beceri eksikliği, yaşlı hissetme ve korkunun bir sonucu olarak yaşlıların BİT öğrenme ve kullanma süreçlerinde sıklıkla sosyal destek ağlarına başvurdukları görülmüştür. Bu durumun ise yaşlı bireylerin kendi başlarına BİT öğrenme ve kullanma konusunda özgüvensizliklerini ve dijital beceri eksikliklerini devam ettiren kısır bir döngüye dönüştüğü ve dijital ortamlardan sağladıkları faydayı olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir.

AnkaraSayısal bölünmeSayısal eşitsizlik+2
Ertan Ağaoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yazılı basında linç saldırılarının temsili (2009-2019)

Linç, toplumda yerleşik olan milli, dini ve ahlaki değerlerin ihlal edildiği veya ihlal edildiği sanıldığı durumlarda halktan bir grubun suçlu bulduğu kişi veya grubu cezalandırdığı bir şiddet biçimidir. Hukuk devletiyle örtüşmeyen bu saldırıların paradoksal biçimde kanunda suç olarak işaretlenmemesi dolayısıyla cezasız kalması linç saldırılarının önünü açarak olağanlaşmasına sebep olmaktadır. Linci besleyen ve toplum nezdinde olağanlaşmasına sebep olan bir diğer unsur da saldırı sonrasında siyasi ve idari yetkililerin medyada yer alan söylemleridir. Yetkililerin söylemleri çoğunlukla, lincin önemsiz, 'basit bir adi' vaka ya da 'provokasyon' olduğu yönündedir. Yazılı basın ise, resmi yetkililerin açıklamalarını destekleyen bir söylem kullanmasının yanı sıra lincin üstünü kapatan ya da bir dizi gerekçeyle haklı kılan dolayısıyla meşrulaştıran bir tutum sergilemektedir. Egemen ideolojinin bir aracı olan medya, hâkim değerlerin ve normların yeniden üretilmesindeki işleviyle bu değerlerin dışında kalan düşünceleri veya kimlikleri toplum için tehdit oluşturan bir unsur olarak temsil ederek kimi zaman hedef göstermekte kimi zaman bu gruplara yönelik şiddeti meşrulaştırmaktadır. Bu çalışmada, lincin hedefi, nedenleri ve meşrulaştırılması gibi aşamaları içeren linç sürecinin işletilmesinde medyanın rolünü sorgulamak amacıyla Türkiye'de 2009-2019 yılları arasında yazılı basında yer alan linç saldırılarının haberde temsil edilme biçimleri incelenmiştir. Bu bağlamda Kemalist-laik basını temsilen Cumhuriyet, ana akım-popüler basını temsilen Hürriyet, İslami-muhafazakâr basını temsilen Yeni Şafak gazeteleri seçilmiştir. Seçilen gazetelerde yer alan haberler önce nicel içerik çözümlemesiyle analiz edilmiş ardından örnek olay olarak belirlenen dört linç vakasının yer aldığı haberler eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Eleştirel söylem analizinde Ruth Wodak'ın 'pozitif biz' ve 'negatif onlar' inşasını oluşturan söylem stratejilerinin yer aldığı söylem-tarihsel yaklaşımı kullanılmıştır. Bu yaklaşım aynı zamanda olayın arka plan ve bağlam bilgisini analize dahil ederek, linç haberlerinin söylem analizi yapılırken lincin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tarihsel arka planı açığa çıkarmaktadır. Anahtar Sözcükler Linç, meşru şiddet, kolektif şiddet, cezasızlık, medya, temsil.

BasınBasın ahlakıLinç+5
Berfu Deniz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neomuhafazakar sosyalleşme mekanları: Yeni nesil nargile kafelerde erkeklikler

Raewyn Connell ve arkadaşlarının ortaya koyduğu hegemonik erkeklik kavramı, ilk formülasyonunda erkeklerin iktidar konumlarını nasıl tekellerinde tuttuklarını ve erkek egemen tahakküm ilişkilerini nasıl sürdürdüklerini anlamaya çalışmaktadır. Aynı zamanda bu kavram, her toplumun özgül koşullarına göre şekillenebilecek ideal bir erkeklik konumunu model olarak irdelerken, salt erkeklerin kendi arasındaki iktidar ilişkilerini odağına almayıp güce dayalı bu ilişkilerin neticesinde oluşan farklı erkeklik konumlarının sosyal, kültürel ve siyasi olarak inşalarına odaklanmaktadır. Eleştirel erkekler ve erkeklikler çalışmalarının zaman içerisinde hız kazanmasıyla beraber kavrama getirilen eleştiriler sonucunda; Connell ve Messerschmidt kavramın yeniden formülasyonunu sunmakla beraber genişletilmiş halinde artık toplumsal cinsiyete dayalı eşitsiz ilişkilerin daha örtük bir biçimde işlediğini, günümüzde erkeklikleri anlamak noktasında yapılacak çalışmaların yerel örüntülerde erkekler arasındaki farklılıkların kesişimselliğinin, öz yaşam öykülerinin ve dahası erkeklerin toplumsal dönüşümlere nasıl stratejik bir biçimde cevap verdiklerinin önemini vurgulanmaktadır. Yeniden formülasyondan beslenen bu alan çalışması, pandemi öncesi oldukça popülerleşmiş olan ve sosyal hayatın bir süreliğine durması sebebiyle kapatılmış nargile kafelerde farklı erkekliklerin inşasını ve nasıl kesiştiğini ele almaktadır. Dahası, saha bulgularını ise araştırmacının kimliğini çalışmanın önemli bir parçası kılan feminist duruş noktası kuramıyla ve farklı erkeklikleri anlama noktasında işlevsel olan kesişimsel yaklaşım aracılığıyla yorumlayarak erkek sosyalizasyonuna hizmet eden nargile kafelerde, erkek müdavimlerin arasındaki farklılıklara rağmen nargile materyali etrafında nasıl birleştiğini, her bir katılımcının kendi hayat öyküsünden erkeklik inşalarını nasıl gerçekleştirdiğini ve bahsedilen mekanlarla beraber buradaki müdavimlerin mekan pratiklerinin pandemiden sonra nasıl etkilendiğini odağına almaktadır. Saha çalışmasının sonucunda günümüz Türkiye'sinde yaşanan sosyal hayatın dönüşümü ekseninde Nargile kafeler bünyesinde yoğun bir biçimde muhafazakâr simge ve mekân pratiklerini barındırmasıyla birlikte bu mekanların yeni bir eğlence anlayışına hitap etmekte olduğu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu mekanlar diğer erkek mekanlarından ayrılarak mekânın cinsiyetinin daha örtük bir biçimde şekillendiği yeni bir erkek mekânı örneğini teşkil etmekte olup hem farklı erkeklikleri bir arada tutarken hem de nargile kafe erkekliği olarak adlandırılabilecek yeni bir melez erkeklik örüntüsünü ortaya koymaktadır.

Cinsiyet rolleriErkeklikFeminist Duruş Kuramı+7
Duru Başak Uğurlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göç alanında sivil toplum profesyonelleri

Bu tez çalışmasının ana konusu göç alanına odaklanan sivil toplum kuruluşları ve bu kurumlar içinde gelişen profesyonellik kültürüdür. Çalışma sivil toplumun tarihsel arka planı ve kavramsal dönüşümü ile başlamaktadır. Sivil toplumda profesyonelleşme eğiliminin oluşmasında sektörleşme ve Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylık sürecinin hızlandırıcı etkisi üstünde durulmaktadır. Araştırmanın temel problemi, sivil toplumda göç alanında profesyonelliğin oluşumunun nasıl gerçekleştiğidir. Göç alanı sivil toplumda profesyonelleşmenin ortaya çıkışında belirleyici bir alan olması nedeniyle tercih edilmiştir. Elde edilen veriler eleştirel bir perspektifle analiz edilerek sivil toplumun sektörleşmesinin göç alanında profesyonelliğin oluşumunu ortaya çıkaran birinci eksen olduğu sonucuna varılmıştır. Göçe özgü problemlerin ise göç alanında sivil toplumda profesyonelliğin oluşumunda ikinci eksen olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iki eksen üstünden sivil toplumda göç alanında profesyonelleşmenin gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.

GöçlerProfesyonel hizmetlerProfesyonellik+2
Mert Öz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital çağda izleyiciliğin değişimi ve dönüşümü: The Irishman örneği

Bu tezde günümüz izleyici alışkanlıklarının ve izleme biçimlerinin değişimi ve dönüşümü dijital platformlar ve The Irishman (Scorsese, 2019) örneği üzerinden incelenmiştir. Çalışmada The Irishman'in nasıl izlendiği ve alımlandığından hareketle izleyicilerin kültürel bir tüketim biçimi olarak film izleme etrafında geliştirdikleri ve benimsedikleri pratiklerin dijitalleşme ve COVID-19 pandemisi ile nasıl bir dönüşüme uğradığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma teorik ve metodolojik olarak izleyiciyi tekilleştirme ve izleyici deneyimlerini genelleme eğilimlerine karşı çıkan Morley'nin (2002) etnografik tutumundan; koşullu izleme biçimleri ve izleyicilerin filme duygusal katılımına vurgu yapan Barker'ın "izleme stratejileri" (2006) kavramından ve kültürel alanı hem onu şekillendiren sosyal yapılar hem de o alandaki öznelerin pratikleriyle birlikte ele alan Bourdieu'nun (1990, 1996) ilişkisel yaklaşımından yararlanmaktadır. Alan araştırması kapsamında 20 izleyici ile yarı-yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiş, bulgular katılımcıların gündelik yaşantıları içinde genel olarak medya ile ilişkilenme biçimleri ve kültürel ürünleri tüketim şekilleri bağlamında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda izleyicilerin tüketim alışkanlıklarının salt yeni ortaya çıkan teknolojiler güdümünde değil tarihsel bir izlekte ele alınması gereken toplumsal işlev, ihtiyaç ve kullanımlara bağlı olarak dönüşüme uğradığı; sinema ve televizyonun yeni formları içinde (talep üzerine video gibi) medya metinlerinden üretilen anlamların hemen her zaman önceki deneyimler, yatkınlıklar, beklenti ve duygusal yatırımlar doğrultusunda şekillendiği ortaya çıkmıştır. Diğer yandan, filmlere erişim ve izleme biçimlerinin dijitalleşmesi özellikle COVID-19 pandemisiyle daha görünür kılınmış, bu süreçte ekran deneyimlerinin karşısına koyulan sinema deneyimini ve sinemanın sosyal anlamını yeniden sorgulama gerekliliği doğmuştur. Sinema-dışı seyir gün geçtikçe daha çok izleyici tarafından benimsenir ve varsayılan izleme biçimi haline gelirken, sinemanın ulaşılması zor ve belki de bu yüzden daha özel bir deneyim olarak kalması beklenmektedir. Ayrıca filmlere erişimin bir problem olarak hala geçerliliğini koruduğu ve bundan kaynaklı toplumsal eşitsizliklerin söylemsel olsa dahi dijital uzama taşındığı, izleyici cephesinde kültürel beğenilere dayalı ayrımların dijital platformlar ve "içerikleriyle" yeniden üretildiği bulgulanmıştır.

BeğenilmeCOVID 19Değişim+7
Murathan Güraras
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de postfeminist kültürün izini sürmek: "Çıtır" kadın filmlerinin genç kadınlar tarafından alımlanması

Bu çalışmada 2000'lerin başında öne çıkan "çıtır" kadın filmlerinden (chick flicks) Bu Nasıl Sarışın! (Legally Blonde, 2001, Robert Luketic) ve Şeytan Marka Giyer'in (The Devil Wears Prada, 2006, David Frankel) genç kadınlar tarafından nasıl alımlandığı incelenmektedir. Sırasıyla 21 ve 16 yıl önce vizyona girmelerine rağmen söz konusu filmler günümüzde hala toplumsal cinsiyet çerçevesinde tartışılmaktadır. Bu filmlerin de dahil olduğu birçok "çıtır" kadın filmi, literatürde postfeminist etiketiyle eleştirilmektedir. Türkiye postfeminist kültür ile uzun zamandır sarmalanmasına karşın Hollywood yapımı ve postfeminist olarak tarif edilen filmlerin Türkiye'deki izleyiciler tarafından nasıl okunup yorumlandığıyla ve bunun feminizme ilişkin dolaşımdaki söylemlerle ilişkisi daha önce incelenmemiştir. Bu alımlama çalışmasında etnografik yöntem ve tekniklerden yararlanılmış ve postfeminizmin ideal öznesi olarak nitelendirilen genç kadınlar örneklem alınmıştır. Yaşları 20-29 arasında değişen, kendini feminist olarak tanımlayan 7 görüşmeci ve kendini feminist olarak tanımlamayan 7 görüşmeci olmak üzere 14 görüşmeciyle yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle filmlerin nasıl alımlandığı feminizmle ilgili bağlamsal söylemler ile ilişkilendirilerek incelenmektedir. Görüşmeler sonucunda hem kendini feminist olarak tanımlayan hem de tanımlamayan kadınların feminizme dair dolaşımdaki bütün bağlamsal söylemlerle ilişkilendiği görülmüştür. Tahmin edilebileceği gibi feminizm hakkında konuşurken daha çok kendini feminist olarak tanımlayan görüşmeciler feminist söylemin, kendini feminist olarak tanımlamayan görüşmeciler ise antifeminist ve postfeminist söylemlerin içerisinden konuşmaktadırlar. Buna karşın filmler okunup yorumlanırken bunun kırıldığı anlar da söz konusu olmuştur. Filmlerin yorumlanması her iki gruptaki kadınlarda da toplumsal cinsiyet tartışmalarının açılmasına neden olmuştur. Kadınların toplumdaki yeri, rolü, iş hayatı, ilişkileri ve normatif güzellik anlayışı sorgulanmıştır. Görüşmeciler kimi zaman verili toplumsal cinsiyet rollerine karşı çıkarken kimi zaman ise bu geleneksel ayrımları yeniden üretmiştir.

FeminizmFilmKadınlar+4
Sena Meşe
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Biz olamayan ben(lik): Türkiyedeki Kürt göçmenlerin aidiyet deneyimleri

Kimlik, günümüzde içerisinde etnisite, dil, benzerlik-farklılık, din, ötekilik, aidiyet gibi birçok olguyu barındıran bir kavramdır. Siz konusu göç olduğunda bu kavramların anlamları süreç içerisinde ve konjonktüre göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye gibi çok uluslu bir coğrafya söz konusu olduğunda ulus devlet kurulumu sonrası azınlık olarak kabul edilen toplumlar için kimliği anlamlandırmak daha karmaşık hale gelmektedir. Bu tez çalışması ulus devlet kurulumu sonrası anayasal olarak azınlık kabul edilmeyen Kürt etnik kimliğinin ekonomik sebeplerle yapmak zorunda kaldığı göçe yer vermektedir. Aidiyetin benzer olmaktan gelen ifadesi 'Biz' ile bireyselliğin vurgusu 'Ben' kavramlarının sınırları belirlenemem bu göç deneyimlerindeki ayrımına odaklanmaktadır. Etnografik bir alan çalışması çerçevesi ile gündelik hayatta aidiyet ve kimlik deneyimlerini görüşmecilerin kendi anlatımlarıyla aktarmaktadır. Çalışmada Türkiye'nin doğu ve batı olarak adlandırılan iki farklı bölgesinde yaşamış ve resmi olarak kabul edilen kimlik ile birlikte kendi etnik kimliklerini sürdü çalışan göçmen Kürt özneler yer almaktadır. Derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilen çalışma 5 kişi ile sınırlı tutulmuştur. Tez metninin temel soruları 'Biz' aidiyeti nerede oluşur ve bireysel olan 'Ben'e nerede ihtiyaç duyar? Aidiyet ve arada kalmışlık kimlik ediniminde nasıl bir rol oynamaktadır? Anahtar Kelimeler: Etnik Kimlik, Aidiyet, Arada kalmışlık, Biz, Göç, Doğu/Batı

AidiyetAradalıkBenlik+7
Nermin Kenuşa Işık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gazetecilik alanında etik tartışmalar ve ombudsmanlık: Türkiye örneği

Türkiye ekonomisinin 1980'li yıllarda neoliberal politikalara yönelmesi gazetecilik alanında yapısal dönüşümlere neden olmuştur. Gazeteler ticari işletmelere benzer biçimde işlemeye başlamış, reklamlara olan bağımlılık artmış, gazetecilik alanında tekelleşme eğilimleri yaşanmıştır. Gazetecilik alanına giriş için gerekli olan ekonomik sermaye hacmi arttıkça siyasal alanın gazetecilik alanına müdahalesi de kolaylaşmıştır. Özerk bir alan olması beklenen gazetecilik alanının ekonomik alana ve siyasal alana bağımlı duruma gelmesi gazetecilik alanının "bağımsızlık" krizini derinleştirmiştir. 1990'lı yılların sonunda gazetecilik alanında yaşanan dönüşümler, gazetelere ve gazetecilere olan güvenin azalması, gazetecilik mesleğinin itibar kaybetmeye başlaması gazetecilik alanında öz-denetim arayışlarını arttırmıştır. Öz-denetim uygulamalarının amacı devlet kontrolünden ve sermaye sahiplerinden bağımsız bir öz denetleme mekanizması ortaya koymak, gazetecilik meslek etiğine uygun gazetecilik yapılmasını sağlamaktır. Bu amaçla uygulamaya konulan öz-denetim mekanizmalarından biri de ombudsmanlıktır. Gazetecilik alanında ombudsmanlık uygulaması için okuyucu editörü, okur temsilcisi, okur savunucusu gibi farklı adlandırılmalar kullanılmaktadır. Türkiye'de ise bu uygulama yaygın olarak okur temsilcisi olarak adlandırılmaktadır. Türkiye'de gazetecilik alanında bir öz-denetim mekanizması olan okur temsilciliği uygulaması ilk kez 1999 yılında Milliyet Gazetesi'nde uygulanmış, yıllar içerisinde yaygınlaşmıştır. Bu araştırmanın amacı gazetecilik alanı içerisinde özerk bir alt alan olarak kurumsallaşmaya çalışan okur temsilciliğinin nasıl bir uygulama alanı bulduğunu okur temsilcilerinin deneyimleri üzerinden incelemektir. Heteronom bir niteliğe sahip olan gazetecilik alanının başka alanlara olan bağımlılığının ve okur temsilcilerinin gazetecilik alanında yaşadıkları sınırlılıkların tartışıldığı bu çalışmada, Milliyet, Hürriyet, Sabah, Cumhuriyet gazetelerinde okur temsilciliği yapmış ve yapmakta olan okur temsilcileriyle görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler araştırmanın amacına uygun bir biçimde değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: gazetecilik, ombudsmanlık, okur temsilciliği, Bourdieu

Bourdieu, PierreEtikGazetecilik+4
İpek Kaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Hindutva Doktrini ve Hindistan'da 2019 seçimlerinde Bharatiya Janata Partisi: Eleştirel söylem analizi

Bu çalışma, Hindu-şovenizmini Hint milliyetçiliğinin ruhu olarak gören Hindutva doktrininin, Hindistan 2019 genel seçimleri sırasında Bharatiya Janata Partisi'nin popülist söyleminin gelişiminde nasıl merkezi bir rol oynadığını anlama çabasıdır. BJP, modern dönem Hindutva hareketinin temelini oluşturan aşırı sağcı Hindu örgütü Rashtriya Swayamsevak Sangh ile yakın ideolojik bir ilişki içindedir. 2014'ten bu yana Başbakan Narendra Modi'nin yönetimi altında azınlıklara karşı zulüm ve hoşgörüsüzlük olayları da artmıştır. Özellikle Hindistan'da yaşayan Müslümanlar BJP tarafından yabancı olarak etkiketlenmektedir. Bu çalışma 2019 seçimleri sırasında Bharatiya Janata Partisi'nin ve önemli liderlerinin Twitter'da paylaştığı metinsel ve görsel metinleri niteliksel olarak değerlendirmek için Norman Fairclough tarafından geliştirilen üç boyutlu eleştirel söylem analizi modellini kullanmaktadır. Buna ek olarak, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin seçim konuşmaları da popülizmin ve Hindutva doktrininin temelleri etrafında temalar ve alt temalar geliştirilerek analiz edilmiştir. Araştırma sorularına cevap aranırken Hindutva doktrininin mitolojik ve tarihsel temeli ile popülizm üzerine kuramsal tartışma göz önünde bulundurulmuştur. Hindutva ideolojisinin BJP'nin seçim kampanyasında merkezi bir rol oynadığı, halkın Hindu olarak inşasına ve aynı zamanda diğerlerinin düşman olarak tanımlanmasına, karizmatik liderin tanımlanmasına ve yabancı düşman tanımının yaratılmasına yardımcı olduğu bu çalışmada ortaya çıkmıştır. Ayrıca BJP'nin tarihsel ve mitolojik referansları, sembolizmi ve ritüelistik kavramları çok yoğun kullandığı, Hindutva doktrininin çağdaş yüzü olduğunu iddia edebilmek için Hindutva temelli siyasi ve anayasal reformlar vaat ettiği görülmüştür. Dolayısıyla bu çalışma, dünyanın en büyük demokrasisinin siyasi ve kamusal söyleminin, azaltılmış siyasi özgürlükler, demokratik olmayan uygulamalar ve Hindu şovenizminin önünü açma amacıyla, etkili bir siyasi iletişim aracı olarak ultra sağ popülizm söyleminin kullanılarak, nasıl şekillendirildiğini gözler önüne sermektedir. Anahtar Sözcükler: Bharatiya Janata Partisi, Narendra Modi, Hindutva, Sağ Popülizm, Siyasal İletişim, Hint Milliyetçiliği

Critical discourse analysisIndiaHindutva+7
Ali Zaın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuksuzluk tercihinin söylemsel inşası

Patriarkal pronatalist toplumlarda yaşamamıza ve annelik, kadınlığın inşası için kaçınılmaz bir kimlik, annelik etme biçimleri ise normatiflik iddiası taşımasına karşın; gittikçe artan sayıda kadın, çocuksuz kalmayı tercih etmektedir. Bu çerçevede çalışmanın da problemini kuran "Çocuksuzluk kimin için bir tercih olabilir?", "çocuksuz kadınlar çocuksuz kalmayı neden tercih ediyor ve hangi motivasyonlarla bu tercihi sürdürüyorlar?" ve "çocuksuz kadınlar tercihlerinin söylemsel inşasını nasıl kuruyorlar?" soruları önemlidir. Bu sorulara aranan yanıtlarla, hem çocuksuzluk tercihinin faili olan kadınları yakından tanımak; hem de her dönemde anne olmayan kadınlar varken, bugün yeni olarak bunun bir tercih mahiyetindeki ifadesini mümkün kılan koşulları, söylemsel ağı ve inşayı açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda anlatı yaklaşımı bir analiz yöntemi olarak kullanılmış; bireysel hikâyeler ve feminist perspektif dikkate alınarak 21 kadınla yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Böylece kadınların anlatıları stratejik açıdan nasıl kurdukları ve dillendirdikleri kadar, „meta anlatıları‟ oluşturan kültürel ve toplumsal bilgilerin nasıl yeniden üretildikleri üzerine odaklanmak da mümkün olmuştur. Çalışmaya, çocuksuzluğun kendi başına bir mevzu olarak değil, anneliğin karşısında konumlandırılan „öteki‟ olarak ele alınmasından ötürü anneliğin anlamı sorgulanarak başlanmıştır. Kavramsal kısmı oluşturan birinci bölümde annelik ideolojisinden tercih söylemine uzanan bir hat izlenmiş; çocuksuzluk tercihinin kavramsal ayrımlarına değinilmiş, dünyadaki ve Türkiye‟deki genel seyri tartışılmıştır. İkinci bölümde ise anlatılara ve analize odaklanılarak çocuksuzluk tercihinin söylemsel inşası üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulgulara göre çocuksuzluk çoğunlukla orta sınıf kadınlar için söz konusu olabilecek bir alternatiftir. Ancak bu, orta sınıfa mensup her kadının çocuksuzluğu kolaylıkla seçebileceği anlamına gelmemektedir. Kadınlar, reel şartların yanı sıra ancak çeşitli motivasyon öğeleri aracılığıyla çocuk sahibi olup olmamayı bir tercih niteliğinde değerlendirebilir. Bu tercihi mümkün kılan en önemli bileşenlerin başında ise feminizm gelmektedir. Feminizm, kadınlara kendi varoluşlarına dair farkındalık dolayımıyla güçlenme olanakları vermektedir. Bugün, feminizmin nimetlerinden faydalanmak için feminizmi bir kimlik unsuru olarak benimsemenin şart olmadığı yaygın kanaattir; ancak bulgulara göre tercihini en özgür yaşayanlar, feminizmi kimliklerinin bir parçası haline getirenlerdir. Anahtar Sözcükler: Çocuksuzluk Tercihi, Annelik İdeolojisi, Orta Sınıf, Feminizm, Anlatı Analizi.

AnlatıAnnelikFeminizm+3
Nurcan Pınar Eke
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanma, erkeklik krizi ve babalık

Erkeklik krizini tetikleyen sebep ve sonuçların ele alındığı bu tez çalışmasında boşanmış, çocuk sahibi erkeklerin yaşam öyküleri dinlenerek habitus yapılanmaları hakkında fikir elde edilmeye çalışılmış ve 'erkeklik krizine' dair genel bir çerçeve sunulmaya gayret edilmiştir. Bu bağlamda 'toplumsal cinsiyet' ve 'eleştirel erkeklik çalışmaları' literatürünün ışığında (pro)feminist bir konumlanışla; erkeklerin, 'erkek' olmaları hasebiyle yaşadıkları 'krizin' izleri sürülmeye uğraşılmıştır. Modernleşme süreci içinde toplumsal cinsiyet düzeninin erkek egemen yapısı aşınmakta ve patriyarkal erkeklik, giderek zamana 'uyum sağlayamayan' bir konfigürasyon haline gelmektedir. Bu çalışma kapsamında 'baba' olmuş erkeklerin, evlilik esnasında ve boşanma sonrasında deneyimlediği 'erkeklik krizinin' yol haritası; analitik bir düzlemde 'sosyolojik bir tahayyül' yaratmak gayesi ile yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de erkekliğin, patriyarkal erkekliğin egemen olduğu toplumsal cinsiyet düzeninin yıkıldığı ama yeni bir sistemin de kurulmadığı bir 'interregnum' içinde olduğu varsayılmaktadır. Yürütülen çalışma 'erkeklik krizine' etki eden faktörleri ve semptomları sınıflandırmaya gayret ederken; çalışma, genel olarak tarihsel bağlamla dirsek teması içinde 'interregnum' halini gerekçelendirmeye çalışmaktadır

BabalıkBoşanmaErkekler+2
Hasan Berk Akkoç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muhafazakârlık ve neoliberalizm kıskacında yeni bir kültürün doğuşu: Başakşehirli olmak

Bu çalışma inşa sürecinin başlamasından itibaren 25 yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, İstanbul'un özellikle muhafazakâr kesimin nazarında en gözde ve modern yaşam alanlarından birisi olan Başakşehir'i konu almaktadır. Bu bağlamda bir yaşam alanı olarak Başakşehir'in neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle mekansal olarak yıllar içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümler incelenmektedir. Aynı zamanda tıpkı mekânda olduğu gibi, Başakşehirlilerin gündelik hayatı deneyimleme tarzlarının da zaman içerisinde benzer bir şekilde dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni yaşam tarzları çalışma içerisinde tartışılmaktadır. Böylelikle muhafazakâr kesimin Başakşehir deneyimi çerçevesinde giderek daha modern ve tüketim odaklı bir tarza geçiş süreçlerinin izinin sürülmesi amaçlanmaktadır.

Günlük yaşamKentsel dönüşümMekan+5
Muhammet Ali Dokumacı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya ve şöhret kültürü: Çocuk YouTuberlar üzerine etnografik bir inceleme

Son yıllarda sosyal medyanın ve video paylaşım sitesi YouTube'un yükselişe geçmesiyle, dijital oyun, vlog, makyaj ve moda videoları üreten ve milyonlarca abonesi bulunan "YouTube ünlüleri" ortaya çıkmıştır. Bu kişiler, çocuklar ve gençler arasında şöhrete dönüşmekte, onları YouTube kanalları açarak, benzer içerikleri üretmeye motive etmektedir. Bunun yanı sıra, şöhret olma konusunda çocuklar için örnek teşkil etmektedir. Tez kapsamında, YouTube ünlülerinin çocukların gündelik yaşamlarında nasıl bir yer tuttuğu, meslek edinme ile yetişkinlik algılarını ne derece biçimlendirdiği ve bu kültürel manzaranın çocuk hakları bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiği araştırılmıştır. Bunun için etnografik bir perspektifle, derinlemesine görüşme veri toplama tekniği kullanılarak farklı sınıflar ve farklı demografik özelliklere sahip amatör YouTuber çocuklar ile ebeveynlerinden oluşan 30 kişilik bir örneklem grubuyla çalışılmıştır. Yapılan saha araştırması sonucunda, çocukların YouTube kanalları açmalarının ünlü olmak, etkileşim kurmak, arkadaş edinmek ve sosyalleşmek gibi pek çok amaca dayandığı ve bu süreçte fenomen YouTuberları rol model aldıkları görülmüştür. Ayrıca, çocukların gelecekte öğretmen, doktor, avukat, mühendis gibi toplum nezdinde kabul görmüş meslekleri yapmak istedikleri ve YouTuberlığı meslekten ziyade bir hobi olarak değerlendirdikleri anlaşılmıştır.

EtnografyaKültürSosyal medya+3
Aybüke İnal Kamacı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2010 sonrası Türkiye sinemasında kadın yönetmenler

Bu çalışmada, 2010 sonrası Türkiye Sinemasında kadın yönetmenlerin filmleri ele alınmaktadır. Örneklem olarak seçilen kadın yönetmenlerin filmleri, kadın sineması perspektifi ile incelenerek analiz edilmiştir. Bir filmi kadın sinemasına dahil eden unsurların ne olduğu irdelenerek, kadın yönetmenlerin bu filmlerde sinemadaki erkek egemen anlatıyı nasıl değiştirdiğini ve bozuma uğrattığı sorgulanmıştır. Seçilen filmlerde ne gibi ortak noktaların bulunduğu ve bu ortak noktaların Türkiye'de giderek genişleyen bir kadın sinemasının inşasındaki katkıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda örneklem olarak seçilen filmler; Ferahfeza (Elif Refiğ, 2012), Kumun Tadı (Melisa Önel, 2013), Mavi Dalga (Zeynep Dadak, Merve Kayan, 2013), Toz Bezi (Ahu Öztürk, 2015), Nefesim Kesilene Kadar (Emine Emel Balcı, 2015), Ana Yurdu (Senem Tüzen, 2015), İşe Yarar Bir Şey (Pelin Esmer, 2017), Güvercin (Banu Sıvacı, 2018), Kaygı (Ceylan Özgün Özçelik, 2017) olmuştur. Anahtar Sözcükler: Kadın Sineması, Türkiye Sineması, Kadın Temsili

Kadın yönetmenlerSinemaTürk sineması+1
Gizem Gür
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00