Atatürk University
Anabilim Dalı

Alman Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Atatürk University

87

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Knut Hamsun'un "Sult", Franz Kafka'nın "Eın Hungerkünstler" metinleri ile Gary Ross'un "The Hunger Games" filminin açlık olgusu ekseninde karşılaştırılması

Bu çalışmada Knut Hamsun'un (1859-1952) "Sult" (1890) ve Franz Kafka'nın (1883-1924) "Der Hungerkünstler" (1922) adlı metinleri ile Gary Ross'un yönettiği "The Hunger Games" (2012) adlı sinema filmi açlık olgusu ekseninde karşılaştırılmıştır. Kuramsal olarak bakıldığında bu çalışma, karşılaştırmalı yazınbilim (komparatistiğin) araştırma alanına girmektedir. Norveçli ve Avusturyalı iki önemli yazarın iki düzyazı metni ile bir Amerikalı yönetmenin (İngilizce edebiyattan) sinemaya aktardığı film, açlık olgusu ekseninde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Araştırma nesnelerimizin ilki, Nobel edebiyat ödülü alan Norveçli yazar Knut Hamsun'un Norveççe orijinal adı "Sult" olan, Türkçeye "Açlık" olarak çevrilen ve yazara dünya çapında bir ün kazandıran romanıdır. Roman, yazarın hayatından izler taşıyan, kendisi gibi bir yazar olan, zihinsel ve ruhsal açıdan açlık yaşayan ana karakterin iç dünyasını anlatmaktadır. Yazar bu romanda toplumsal-kültürel değerlerdeki, bakış açılarındaki ve yaşam koşullarındaki sancılı değişimi ele almıştır. Türkçeye "Bir Açlık Sanatçısı" olarak çevrilen ve orijinal adı "Ein Hungerkünstler" olan Franz Kafka'nın anlatısında, profesyonel olarak aç kalma mesleğini yapan ve uzun zaman aç kalarak geçimini sağlayan bir açlık sanatçısının öyküsü anlatılır. "Açlık Oyunları" ("The Hunger Games") ismiyle sinemaya aktarılan filmde ise toplumun alt tabakasından gelen ve açlık sınırının altında yaşayan insanların, üst sınıf tarafından düzenlenip yönetilen son derece zorlu bir oyuna katılarak ölüm-kalım mücadelesi vermesi anlatılır. Çalışmanın amacı; epik türün temsilcisi olan ve iki farklı Avrupa ülkesinde kaleme alınan iki önemli metin ile çok çabuk ünlenen ve ülkemizde de rağbet gören farklı bir medya ürünü olan "Açlık Oyunları" (The Hunger Games) adlı sinema filmini açlık olgusu ekseninde karşılaştırmaktır ve açlık ana teması ekseninde buluştuğunu saptadığımız farklı sanatların/medyaların, farklı ülkelerin, farklı zamanların ürünü olan sanat eserlerinin hangi açılardan benzerlikler ve/veya farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktır. Çalışmanın hedefi; seçilen bu eserlerin eleştiri oklarının buluştuğu temel ortak hedef olan burjuvazi kapitalist düzen eleştirisini açığa kavuşturmaktır.

AçlıkFilmHamsun, Knut+4
Ertuğrul Demir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alman edebiyatında kısa hikayelerin tarihsel gelişimi ve toplumsal koşulların yansıtılmasındaki rolü

Bu Yüksek Lisans Tezinde İkinci Dünya Savaşı'nın nedenleri, etkileri ve savaş sonrası bu dönemde ortaya çıkan Yıkım Edebiyatında yazılan kısa hikayeler incelenerek bu türün tarihsel gelişimi ve toplumsal koşulların yansıtılmasındaki rolünün vurgusu yapılmıştır. Çalışmadaki amaç şu temel soruların cevabını bulmaktır: "İkinci Dünya Savaşı'nın toplumda ve edebiyattaki etkileri nelerdir?", "Noveller ile kısa hikayeler arasındaki benzerlik ya da farklılıklar nelerdir?", "Kısa hikayelerin İkinci Dünya Savaşı ile bağlantısı nedir?", "Savaş sonrası dönemde yazarların kısa hikâye yazma nedenleri nelerdir?", "Savaş sonrası dönemde kısa hikayelerin önemi nedir?". İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin ve kısa hikayelerin yazıldığı dönemin toplumsal ve tarihsel arka planıyla ilgili olarak tarihsel ve sosyolojik eleştiri gibi metin dışı analiz yöntemleri kullanılmıştır. Savaş sonrasında ortaya çıkan kısa hikayelerin ve onun öncesinde yazılan bir tür olarak Novellerin analizleri yapılırken "metne içkin" eleştiri yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca bu çerçevede ele alınan bu türlerin yazarları ve eserleri hakkındaki verilerden yararlanırken de "biyografik eleştiri" ve "tarihsel pozitivist eleştiri yöntemi" kullanılmıştır. Bu çalışmaya bütüncül olarak bakıldığında, çalışma nesnesine uygun olarak seçilmiş farklı eleştiri yöntemlerini birbirine harmanlayan "eklektik yöntem" kullanılmıştır. Edebiyatçılar savaşın yarattığı tahribat, ruhsal bunalımlar, vakit sıkıntıları ve benzeri sebeplerle kısa hikâye türünü ortaya çıkarmışlar ve toplumun sanat ihtiyacını karşılayan bu kısa hikâye türü de Alman Edebiyatı için oldukça önemli olmuştur.

Alman edebiyatıDünya Savaşı IIHikaye+2
Nagehan Zümrüt
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afaziyoloji ve dilbilim: afazi kaynaklı dilsel sorunların çözümlenmesine yönelik dilbilimsel yöntemler

Dilbilimsel araştırma alanları yalnızca dilin yapısına ve iletişimsel işlevine yönelik alanlarla sınırlı değildir. Dilbilim, nörolojik, fonolojik, biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve yorumbilimsel incelemeleri de araştırma alanına dâhil etmiştir. Dilbilim, disiplinlerarası çalışmaların odağında bir bilim dalıdır. Dili araştırması yönüyle, dilbilgisel bir alan gibi görünmekle birlikte, dilin birçok disiplinle ilişkisini inceleyen disiplinlerarası bir yapıya da sahiptir. Dilbilim, hem sosyalbilimsel hem de doğabilimsel yöntemler kullanan ikili bir yöntemsel yapıya sahiptir. Dilbilim, sosyalbilim yönüyle, dilin yapısı ve işlevini araştırırken, doğabilimsel yönüyle de, sesin oluşumu, bilişsel eylemler, nörolojik yapılar ve dilin bozulmasıyla ortaya çıkan semptomatik sorunlarla da ilgilenir. Dilbilimin doğal araştırma alanları, dilbilimsel temel alanlar olarak tanımlanırken, dilbilimin disiplinlerarası alanları, dilbilimin yeni alanları olarak tanımlanır. Bu çalışmada, afazili bireylerin konuşma bozuklukları Fonoloji, Morfoloji, Sentaks, Semantik ve Pragmatik seviyesinde incelenerek, dil bozuklularının düzeltilmesinde dilbilimsel yöntemlerin etkileri gözlemlenecektir. Bu amaçla dilbilimsel yapıları araştırarak, hangi dilsel hasarların ortaya çıktığını ve hangi yöntemlerle çözümlenebileceği incelenecektir. Ayrıca dilbilimin önemli bir disiplinlerarası araştırma alanı olan Afaziyoloji konusu incelenecelenecektir. Afazinin doğal bir dilsel süreç araştırması olmadığı, aksine dil yetisinin hasara uğramasıyla ortaya çıkan bir dil bozukluğu olduğunu ve bu sorunu düzeltebilmek için dilbilimin tıp bilimi ve diğer dilbilim dallarıyla nasıl ortak bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilecektir. Çalışmada ayrıca çok dilli afazili hastaların sistematik bir şekilde incelenmesi ve bu hastalara yönelik yapılan incelemeler yardımıyla edinilmiş olan farklı dillerin ne derece etkilendiği ve teorik bilgileri dâhilinde nasıl bir iyileşme türü sergilediğine dair sonuçlar çıkarılması amaçlanmıştır. Konu ile ilgili alan taraması yapılmış ve elde edilen veriler dâhilinde bir değerlendirme yapılmıştır.

AfaziAfaziyolojiDil bilim+1
Ebru Zarzavatçıoğlu
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

'Netzwerk' ve 'Aspekte' Almanca ders ve çalışma kitaplarında edebi ve kültürel metinlerin incelenmesi

Gün geçtikçe hayatımızda iş, eğitim veya kültürel amaçlı seyahatler yapılmakta ve farklı ülkelerden insanlarla iletişim ihtiyacı doğabilmektedir. Bu nedenle yabancı dilin önem kazanmasıyla yabancı dili öğrenme eğilimi de artmaktadır. Bu sebeple hem okullarda hem de yabancı dil kurslarında dil öğretiminde kullanılan kitaplar da önem kazanmaktadır. Ülkemizde dili öğrenen birey sadece dil kursunda veya okulda yabancı dili öğrenebilmekte, fakat kendi yaşantısında anadilini konuşmaya devam etmektedir. Yabancı dile sürekli maruz kalamayan öğrenci içinse ders kitabı önemli bir rol oynamaktadır. Okullarda ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında yerel yabancı dil öğretim kitabı yeterli görülmediğinde yabancı kaynaklı, ithal kitaplar tercih edilmektedir. Çalışmada dil öğretim yöntemlerine değinilmiş, edebi ve kültürel metin tanımlarına yer verilmiştir. Bir ders ktabında edebi ve kültürel metnin dili öğrenme ve motive olma konusunda ne derece önem taşıdığına değinilmiştir. Birey kaç yaşında olursa olsun renkli görsel, dikkat çekici metin ve eğlendirici çalışmalar motive edici olmaktadır. Böylece öğrenci dersten kopmadan dil öğrenimine devam edebilmektedir. Çoğunlukla dilbilgisi öğretimine yönelik yapay metin verildiğinde öğrencinin ilgisizlikten dolayı dersten kopmasına neden olabilmektedir. Edebi ve kültürel metinler bireyin anadil ve hedef dil arasında karşılaştırma yapmasına da izin vermektedir. Bu sebeple de dikkat çekici ve merak uyandırıcı olmaktadır. Bu çalışmada "Netzwerk A1, A2, B1" ve "Aspekte B1+, B2, C1" ders ve çalışma kitaplarında edebi ve kültürel metin taraması yapılmıştır. Bu kitaplarda ağırlıklı olarak ne tarz metinler kullanıldığı araştırılmıştır.

AlmancaDers kitaplarıDil öğretimi+5
Derya Yüksel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sekülarizm'in tarihsel gelişimi ve edebiyata yansıması: Bilge Nathan, Dokumacılar ve Notre Dame'ın Kamburu eserleri örneği

Fransızcadan dilimize geçen sekülarizm, Latincede çağ, yüzyıl, nesil, dünyevi anlamlarına gelen "saeculum" kelimesinden türemiştir. Kavram, Bizans İmparatoru I. Konstantin (MS 272-337) zamanında ortaya çıkmıştır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda nominalizm akımıyla varlığını gösteren terim, XVI. yüzyılda Martin Luther'le tekrar gündeme gelmiştir. Bilindiği üzere Orta Çağ'da Roma Katolik Kilisesi önemli bir otoriteydi. Skolastik anlayışa dayanan Kilise, zamanla dünyevi alanla daha fazla ilgilenir oldu, zenginleşti ve arazilerini genişletti. Yozlaşan Hristiyanlığı tekrar özüne döndürmek isteyen Luther, Reform hareketini başlattı. 1648'de yapılan Vestfalya Antlaşması'nın bir maddesinde geçen sekülarizm, bugün yine gündemdedir. Hukuksal boyutu olan kavramın günümüzde felsefi ve sosyal boyutları da ortaya çıkmıştır. XVII. yüzyıl Avrupa'sında gelişen Rönesans hümanizmi bilim, felsefe, edebiyat ve eğitim alanlarında ilerlemelere yol açarken Reformasyon, Hristiyanlığın düzenlemesini, din devleti yerine yeryüzü devlet düzeninin kurulmasını sağlamıştır. Fransız İhtilali ile imparatorluklar yıkılmış, insan hakları, eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasi gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu özerkleşme sürecinin bir parçası da birey olmuştur. Bireycilik, felsefede insanla ilgili her sorunun irdelendiği bir disiplin olarak yeniden ele alınmaya başlamıştır. İnsanı temel alan hümanizm, modern insanın yeni dünya görüşü ve yaşam anlayışı olarak anlam kazanmıştır. Bütün bu gelişmelerle Avrupa siyasetinin, felsefesinin, teolojisinin, estetiğinin, hukukunun ve kültürünün tarihte geçirdiği birçok dönüşüm, Avrupa'nın aydınlanmasına ve sekülerleşmesine öncülük etmiştir. Bu çalışmada amacım, kavramın tarihteki anlamını, hangi amaçla kullanıldığını, kavram kargaşasına yol açan durumları ve terime eşanlamda eşlik eden kelimeleri açıklamak, Rönesans'tan başlayan insan merkezli hümanist yaklaşımın edebiyata yansımasını ve sekülarizmle estetizasyon arasındaki ilişkiyi Aydınlanma Çağı yazarları tarafından yazılmış üç eser; Bilge Nathan, Notre Dame'ın Kamburu ve Dokumacılar üzerinden gösterebilmektir.

Batı edebiyatıEdebiyatHauptmann, Gerhart+4
Aşkım Öğüt Marangoz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bruno Apıtz'ın Nackt Unter Wölfen ve Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı adlı metinlerindeki direniş olgusuna karşılaştırmalı edebiyat bilimi çerçevesinde bir bakış

Bu çalışmada, Alman yazar Bruno Apitz'in Nackt unter Wölfen ve Türk yazar Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı adlı metinlerinde 'direniş' olgusunun nasıl ele alındığı, karşılaştırmalı edebiyat bilimi sistematiği ve çalışma alanları bağlamında incelenecektir. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi; aralarında tarihin belli bir döneminde yakınlık, komşuluk ilişkileri, kültür alışverişi bulunan milletlerin edebiyatları üzerinde "mukayese" esasına uygun olarak yapılan araştırmalar; incelemeler, çalışmalar için kullanılan bir terimdir. Bu bilim, bir edebiyatın bir başkası veya başkalarıyla mukayesesi ve edebiyatın insan ifadesinin diğer alanlarıyla (felsefe, tarih, siyaset, iktisat, sosyoloji) karşılaştırılması olarak kabul edildiğinde, bir olgu, bir görüngü, bir kavram daha iyi anlaşılacaktır. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi, konusu ve konumunun genişliği sayesinde düşünce tarihini, yazın sosyolojisini, karşılaştırmalı psikolojiyi, genel anlamda edebiyat ve estetik kesitlerini de kapsamaktadır. Yukarıda adı geçen metinlerin de yakın tarihleri anlatıyor olmaları, savaş ve ulusal mücadele gibi süreçleri içermeleri ve aynı olguya değinmeleri dolayısıyla karşılaştırmalı edebiyat bilim bağlamında incelenmeleri, değindikleri olgunun yazın dünyasında nasıl ele alındığına ışık tutacaktır. Çalışmamızdaki temel amaç; yazarlar tarafından işlenen direniş olgusunu, 1. ve 2. Dünya Savaşları'nı yaşayanlar ve savaşlara dışarıdan bakanlar gözüyle irdelemek ve ayrıca iki farklı toplumun, kültürün savaşa nasıl direndiklerini ortaya koymak, konuyla ilgili olarak edebiyat aracılığıyla toplumsal ve bireysel bağlamda bir farkındalık oluşturmaktır. Bruno Apitz'in Nackt unter Wölfen adlı eseri, II. Dünya Savaşı sırasında, 1945 yılının bahar aylarında Buchenwald toplama kampında geçen bir olayı anlatmaktadır. Hükümlülerin ve tutsakların, kendi yaşamlarını tehlikeye atarak gizlemeye çalıştıkları Yahudi bir çocuk, insanlığın ve yaşam mücadelesinin simgesi haline gelmiştir. Bu yaşam mücadelesi aynı zamanda mahkûmlar tarafından planlanan bir ayaklanma ve direnişin de temelini oluşturur. Mütareke yıllarında ülkenin başkenti İstanbul ve Anadolu'da başlayan toplumsal yapılanmayı ve işgallere karşı bir tavır takınan örgütlenmeyi konu alan Yorgun Savaşçı eseri, Türkiye Cumhuriyeti resmî adıyla henüz var olmadan başlayan ve Cumhuriyet'in kuruluşunun temellerini atan bir süreci anlatır. Ülkeyi zorlukla ele geçirmek isteyen güçlere karşı, yurtlarını savunmak ve bağımsızlıklarını kaybetmemek amacındaki insanlar tarafından her edim bir ayaklanma ve direniş simgesidir.

Bahadır Kaplan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İngiliz Gotik romanı ile Alman Schauerromanı'nda aydınlanma karşıtlığı

Gotik romanın kurucu metni olarak kabul edilen Horace Walpole'un (1717-1797) 1764 tarihli The Castle of Otranto (Otranto Şatosu) adlı eseri ile türün korku, dehşet ve doğaüstü gibi ayırt edici temelleri atılmıştır. Edebiyat tarihinde gotik, genel olarak İngiliz edebiyatına has bir tür olarak görülmektedir. Gotik roman yalnızca İngiliz okuryazar çevresi ile sınırlı kalmamış, çeviri faaliyetleri sayesinde kısa sürede dünya edebiyatında görünürlük kazanmıştır. Aydınlanmanın antitezi olarak görülebilecek romantik edebiyatın içinden aşırılaşmış bir form olarak yükselen gotik anlatılar, aklın karşısında duyguları yücelten karakterleriyle zamanın ruhuyla çelişmektedirler. Bu noktadan hareketle çalışmada, Aydınlanma döneminde erken dönem örnekleri görülen gotik romanı, İngiliz ve Alman edebiyatından seçilen eserler üzerinden incelenmiştir. Eserlerin seçiminde, gotik roman türünün karakteristik özelliklerini taşımaları temel ölçüt alınmıştır. Çalışmanın araştırma nesneleri; İngiliz edebiyatında gotik türün kurucu metni olarak görülen Horace Walpole'un (1717-1797) The Castle of Otranto (Otranto Şatosu [1764]) ve Mary Shelley'in (1797-1851) Frankenstein; or, The Modern Prometheus (Frankenstein ya da Modern Prometheus [1818/1831]) ile Alman edebiyatından Friedrich Schiller'in (1759-1805) Der Geisterseher (Hayaletgören [1787]) ve E.T.A. Hoffmann'ın (1776-1822) Die Elixiere des Teufels (Şeytanın İksirleri [1815]) adlı eserleridir. İngiliz ve Alman edebiyatında, gotiğin erken döneminde kaleme alınan bu eserler, aydınlanma karşıtlığı ekseninde karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın kuramsal arka planı karşılaştırmalı edebiyat bilimine dayanmaktadır. Bunun için çalışmada ilk olarak karşılaştırmalı edebiyatbilim kavramı açıklanmış, sonra Aydınlanma düşüncesi ile Romantik ve Gotik edebiyat türü ele alınmıştır. Sonraki aşamada, Aydınlanma karşıtlığıyla öne çıkan gotik roman türü kavramsal ve türsel gelişimi içinde irdelenmiş ve çalışmanın kavramsal-kuramsal kısmını somutlaştırmak üzere araştırma nesnesi olarak seçilmiş eserler, karşılaştırmalı edebiyatbilim kuramının ışığında ilk olarak tek tek daha sonra karşılaştırmalı olarak incelenerek analiz edilmiştir. Çalışmada bu şekilde, gotik roman türünün temel özellikleri hem kuramsal hem de uygulayımsal olarak ortaya konmuştur.

Selim Şimşek
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Barbara Frischmuth'un "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı eserinde post-feminist bağlamda kadının özgürleşme sorunsalı

Bu tez çalışmasında, Avusturya edebiyatının seçkin temsilcisi olan Barbara Frischmuth'un (1941-), en son kaleme aldığı eserlerden biri olan "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı eseri analiz edilmiştir. Barbara Frischmuth'un edebiyat kariyeri; özellikle romanlar, hikayeler, şiirler ve denemeler yazarak zengin bir eserler koleksiyonu oluşturmasıyla tanınır. Eserleri, insan ilişkileri, kimlik, aidiyet, toplumsal cinsiyet meseleleri ve dilin gücü gibi bir dizi evrensel tema etrafında döner. Eserlerinin birçoğu dilin önemini vurgular ve farklı dillerin ve kültürlerin etkileşimini keşfeder. Feminist yaklaşımıyla ve kadın haklarına olan ilgisiyle de tanınan yazar, kendisi de bir kadın yazar olarak kadınların deneyimlerini ve kadın kimliğini ele alırken, cinsiyet eşitliği ve kadınların toplumsal rolleri konularında önemli düşünce ve çalışmalara imza atmıştır. Barbara Frischmuth, edebiyat alanındaki başarılarından ötürü, birçok edebiyat ödülü kazanmış, sadece Avusturya ve Almanya'da değil, dünya çapında edebiyatın önde gelen kadın yazarlarından biri olarak kabul edilmiştir. Eserleri Türkçe dahil, dünya genelinde birçok dile çevrilmiş ve uluslararası alanda büyük başarı kazanmıştır. Bir dönem Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde de öğrenim gören Barbara Frischmuth; ülkemizi, dilimizi, gelenek-göreneklerimizi yakından bilen ve eserleriyle, olumlu anlamda kültürlerarası ilişkiler kurulmasına katkıda bulunan bir yazar olarak ayrı bir önem taşır. Bu tezin araştırma konusu olarak seçilen eser, 2021 yılında yayımlanmıştır. Bir öykü kitabı olan eserde toplam beş adet öykü bulunmaktadır. Öykülerin tümünde, ana figürler; post-modern dünyada yalnız başlarına ayakta kalmaya çalışan kadın karakterlerdir ve olaylar onların etrafında biçimlenmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasının araştırma konusu; Barbara Frischmuth'un, "Dein Schatten tanzt in der Küche" adlı kitabındaki öykülerin ana figürleri olan kadın karakterlerin özgürleşme sorunsalı olarak belirlenmiştir. Postmodern dönemin edebi ürünü olan bu öykülerde anlatılan kadın karakterlerin öyküleri de içinde yaşanılan çağa özgü karakteristik özellikler taşıdığından, eserler postmodern edebiyatın bakış açısından incelenmiş ve kadın karakterlerin özgürleşme sorunsalı da postfeminist edebiyat eleştirisi ışığında analiz edilmiştir.

Pembegül Özyılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hermann Hesse'nin "Bozkırkurdu" adlı modern eseri ve Elfriede Jelinek'in "Piyanist" adlı postmodern eserinin psikanalitik incelemesi ve farklılıkları

"Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu Adlı Modern Eseri Ve Elfriede Jelinek'in Piyanist Adlı Postmodern Eserinin Psikanalitik İncelemesi Ve Farklılıkları" adlı bu çalışmada, "Bozkırkurdu" ve "Piyanist" adlı romanlar üzerine psikanaliz tekniği ile incelemeler yapılmıştır. İki edebi eser de, kaleme alındıkları dönem itibari ile farklılık gösterdiğinden, modern ve postmodern dönemlere değinilmiştir. Bu dönemlere ilişkin, eserler üzerinde analiz yapılmıştır. İnceleme kısmına geçmeden önce, psikanaliz ve edebiyat ilişkisi başlığı altında; psikanalizin çıkış noktasına, edebiyat ile ilişkisine, günümüzdeki konumuna ve psikanalizin ortaya çıkışından gelişimine değin bu kavrama yön vermiş olan, başta Sigmund Freud olmak üzere, Carl Gustav Jung ve Jacques Lacan gibi isimlere yer verilmiştir. Hermann Hesse ve modernizmin mercek altına alındığı bölümde, Hesse'nin hayatına yer verilmiştir. Takip eden bölümde, modernizm ve edebiyat ilişkisi incelenmiş, daha sonra "Bozkırkurdu" adlı romanın olay örgüsü aktarılarak, roman üzerinde modernizmin edebi özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra, eser üzerine psikanaliz yöntemi ile incelemeler yapılmıştır. Son bölümde ise Elfriede Jelinek'in hayatına yer verilip, postmodernizm ve edebiyat ilişkisi sunulmuştur. Ardından, çalışmaya konu olan "Piyanist" adlı romanın olay örgüsü aktarılmıştır. Sonrasında eser üzrinde etkili olan postmodernizmin edebi etkilerine yer verilmiştir. Ardından konu olan roman psikanaliz tekniği ile incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen bulgular eşliğinde, bu çalışmanın hipotezini oluşturan soruların cevaplarına değinilerek, "Bozkırkurdu" ve "Piyanist" romanları arasında gözlemlenen farklılıklara yer verilmiştir.

Psikanaliz
Reyhan Cindir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Renan Demirkan'ın Üç Şekerli Demli Çay ve Selim Özdoğan'ın Heımstraβe 52 eserleri örneğinde aile içi ilişkileri

Bu çalışma, Almanya'ya çalışmak üzere giden Türk ailelerinin yaşamlarını ve aile içindeki ilişkilerini konu edinmiştir. Çalışma, göçün aileler üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkilerini, ailelerin bu yeni toplum içerisinde yaşadıkları sosyal ve kültürel etkileşimi, kültür çatışmalarını, Anadolu kültürünün Almanya'daki yaşama uyum sağlama sürecini, aile fertlerinin kendi aralarındaki ilişkilerini ve buna bağlı olarak ortaya çıkan olumlu ve olumsuz sonuçları, Türk toplumunun yeni vatandaki dayanışmasını tarihi gerçeklik göz önüne alınarak açıklamayı amaçlamakta ve belli dönemlere ait ayrıntılı incelemeler sunmaktadır. Çalışmaya konu olan Üç Şekerli Demli Çay eserinin yazarı Renan Demirkan ve Heimstraβe 52 eserinin yazarı Selim Özdoğan, Göçmen Edebiyatı'nın ikinci kuşak yazarlarındandır ve özellikle Almanya'ya göç sürecinin anlaşılmasına ciddi katkılar sağlamışlardır. Çalışma, göç olgusu ve göçmen edebiyatı hakkında verilen bilgiler ve yapılan değerlendirmeler ile başlar, Türk toplumunda ailenin önemi ve Almanya'ya göç edenlerin aile yapıları hakkında detaylı açıklama ile devam eder. Çalışmamıza konu olan aile içi ilişkileri, eserlerden örnekler ile detaylı şekilde 3. ve 4. Bölümde açıklanarak devam etmektedir. Bu ilişkiler neticesinde ortaya çıkan bireysel ve toplumsal sonuçlar ise son bölümde değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken konu edilen dönemin sosyal ve ekonomik gerçeklikleri göz önüne alınmıştır. Bu iki eserin seçilmesinin nedeni, özellikle göçün başladığı ilk yılları konu edinmeleri ve Türk ailelerinin yaşadıklarını tüm gerçekliğiyle okura aktarmış olmalarıdır. Ayrıca, her iki eserde de aile içi ilişkilerinin yoğun olarak yaşanıyor olması, o dönemi anlamamız açısından çok önemlidir. Bu çalışma, Almanya'ya göçün Türk toplumu üzerindeki bireysel ve toplumsal etkilerini anlamamız konusunda önemli katkılar sağlayacaktır.

Mehmet Akbaba
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Siegfried Lenz'in Almanca dersi eseri ile Heinrich Böll'ün Dokuz Buçukta Bilardo adlı eserindeki kadın figürlerinin incelenmesi

Son yıllarda cinsiyet, savaş sonrası Almanların Nazi geçmişiyle yüzleşmeye yönelik çelişkili çabaları hakkındaki bilimsel tartışmalarda giderek daha önemli bir rol oynamıştır. Tarihçiler, Nasyonal Sosyalist toplumun çöküşünün ciddi bir erkeklik krizine yol açtığını ve bunu bir tür erkek otoritesinin yeniden inşa edilmesini zorlaştırdığını savunmuştur. Alanyazındaki çeşitli araştırmalar, Almanya'da savaştan sonra kadınların nasıl hem yenilgi bağlamında cinsel ihanetten suçlu, hem de Nazi suçlarıyla lekelenmemiş ahlaki saflığın simgeleri olarak görüldüğünü göstermiştir. Savaş sonrası yıllarda, ülkenin Nasyonal Sosyalist mirasına ilişkin temsillerde ve tartışmalarda kadınların Nazi rejimine katılımı sistematik olarak göz ardı edilmiştir. Onlara yeni bir başlangıç sağlama ve erkeklerin geçmişleriyle hesaplaşmalarına yardım etme sorumluluğu verilmiştir. Bu çalışmada ise temel amaç Siegfried Lenz'in "Almanca Dersi" eseri ile Heinrich Böll'ün "Dokuz Buçukta Bilardo" adlı eserindeki kadın figürlerinin incelenmesidir

Sevinj Aliyeva
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Türk misafir işçi kadınların Alman edebiyatındaki tasviri: Gün Tank: "Die Optimistinnen Roman unserer Mütter"

Bu tez, Gün Tank'ın "Die Optimistinnen - Roman unserer Mütter" adlı romanı üzerinden Alman edebiyatında göçmen işçi türk kadınlarını incelemektedir. Roman, 1972'lerde Almanya'ya gelen Türkiye'den göçmen işçi Nour'un hikayesini anlatır ve Nour'un yanı sıra diğer misafir işçi kadınların da ayrımcılığa ve zor çalışma koşullarına karşı mücadele ettiği bir ortamı yansıtır. Gün Tank'ın romanı, Misafir İşçi Kadınların nasıl şekillendirdiğini ve stereotipleri nasıl sorguladığını odaklanarak bu kadınları sadece iş gücü olarak değil, çevrelerini etkin bir şekilde şekillendiren aktif katılımcılar olarak gösterir. Bu literatür çalışmaları, göçmen kadınların bireysel deneyimlerine dair içgörüler sunmanın yanı sıra, Almanya'daki toplumsal ve kültürel dinamiklere yeni bir bakış açısı sunar. Bu eserler, göçmen işçi türk kadınların yaşadıkları zorlukları ve deneyimleri yeni bir perspektiften değerlendirmeyi sağlar ve böylece onların yaşam gerçekliklerine ve kimliklerine daha derin bir anlayış geliştirmemize yardımcı olur. Ayrica bu çalışma yukarıdaki eser üzerinden Almanya'daki türk misafir işçi kadınların yaşamını ve durumunu açıklamayı hedefler. Roman, bu kadınların iş Göçü sırasında yaşadıkları deneyimlere ve kendi başlarına Almanya'ya göç etmelerine odaklanarak, okuyuculara bu kadınların deneyimleri hakkında farkındalık kazandırmayı ve onların bağımsızlıklarını vurgulamayı amaçlar. Çalışma, Almanya'daki misafir işçi Türk kadınların deneyimlerindeki temaları, kalıpları ve anlamları belirlemek için nitel içerik analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca, söz konusu romana odaklanarak kadınların kişisel hikayelerini ve karşılaştıkları zorlukları anlamaya çalışılmıştır. Son olarak, bu çalışma, geleneksel temsillere ve stereotiplere meydan okuyarak ve yenilikçi araştırma yaklaşımları kullanarak göç ve entegrasyon konularında geniş bir anlayış geliştirmeyi hedefler. Edebi çalışmalar, göç çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmalarından elde edilen bilgileri birleştirerek, okuyuculara göç sırasında kadın işçilerin deneyimlerine dair derin bir farkındalık kazandırmayı amaçlamaktadır.

Esra Özen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Franz Kafka'nın "Die Verwandlung" ve "Der Prozess" eserlerinin hermeneutik bakış açısıyla incelenmesi

Franz Kafka'nın "Die Verwandlung" ve "Der Prozess" adlı eserleri, hermeneutik açıdan derin anlamlar içeren karmaşık metinlerdir. Hermeneutik, metinleri yorumlama ve anlama sürecine odaklanan, Franz Kafka'nınkiler gibi muğlak ve çelişkili eserlerin analizinde önemli rol oynayan bir metodolojidir. "Die Verwandlung" eserinde Gregor Samsa'nın böceğe dönüşmesi, bireyin topluma yabancılaşmasını ve kimlik krizini simgelemektedir. Hermeneutik açıdan bakıldığında Gregor'un başkalaşımı, insanların iç dünyalarındaki duygusal, psikolojik ve sosyal streslerle nasıl başa çıktıklarını anlamaya yönelik bir araç olarak görülebilir. Metnin sembolizmi okuyucunun kendi deneyimleri ve bakış açılarıyla etkileşime girerek farklı yorumlara olanak sağlamaktadır. "Der Prozess", Josef K.'nin beklenmedik suçlamalarının ve duruşmasının öyküsünü anlatıyor. Bu çalışma hukuk sistemleri ve otoriteye eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır. Yorumsamacı bir perspektiften bakıldığında "Der Prozess" eserinin anlamı incelenerek onun Franz Kafka'nın zamanının politik ve toplumsal gerçeklikleriyle ilişkisinin açıklanması hedeflenmiştir. Ayrıca metindeki sembol ve anlatıların kişisel adalet arayışları ve varoluşsal sorularla nasıl ilişkilendirilebileceği ile ilgili bulgular içermektedir. Franz Kafka'nın eserlerine hermeneutik bir perspektiften bakıldığında, yazarın kendi döneminin sosyal, psikolojik ve felsefi meselelerine dair derin içgörüler sunduğu görülmüştür. Okuyucular metnin derinliklerine inerek ve farklı yorumlama stratejileri kullanarak Franz Kafka'nın eserlerinin sunduğu belirsizlik ve anlam katmanlarını keşfetmektedirler. Bu çalışma, Franz Kafka'nın eserlerindeki sembollerin ve karakterlerin anlam ve yorumunu anlamak için hermeneutik yöntemlerin nasıl kullanılabileceğini incelemektedir. Bu çalışma, Franz Kafka'nın eserlerine hermeneutik bir perspektiften bakmanın, yazarın zamanının sosyal, psikolojik ve felsefi konularına derinlemesine bir bakış açısı sağladığını göstermektedir. Bu konu ile ilgili gelecekte çalışma yapacak araştırmacılar ve okuyucular metnin derinliklerine inerek ve farklı yorumlama stratejileri kullanarak Franz Kafka'nın eserlerinin sunduğu belirsizlik ve anlam katmanlarını keşfetmeleri beklenmektedir.

Hasan Yılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Stefan Zweig'in Satranç Metni ile Philipp Stölzl'ün Satranç Filminin imgebilimsel açıdan karşılaştırılması

İmgebilim: Farklı toplumların birbirlerini nasıl yorumladıklarını araştıran ve bu araştırmayı edebi eserler aracılığıyla gerçekleştiren, karşılaştırmalı edebiyatın bir alt disiplini olan bir inceleme alanıdır. Sözlük olarak Latince görüntü anlamına gelen "imago" ve bilim anlamına gelen "logos" kelimelerinden oluşmasından da anlaşıldığı gibi imgebilim görüntülerin oluşumunu inceleyen bir bilim dalıdır. Medyalararasılık kavramı ise medyalar arasındaki birleşme, kaynaşma, dönüşme gibi ilişkileri inceleyen ve birleşik sanat biçimleri oluşturmak amacıyla müracaat edilen bir araştırma alanıdır. Bir medya içerisinde oluşturulan bir yazının başka bir medyaya aktarımını anlatan uyarlamalar medyalararası inceleme alanlarının önemli konularından biridir. Bu tez çalışmasında dünyaca ünlü yazar Stefan Zweig'ın (1881-1942) en son kaleme aldığı ve ölümünden sonra yayımlanan Schachnovelle adlı kısa romanı ve Philipp Stölzl tarafından yönetilen ve 2021 yılında beyaz perdeye uyarlanan aynı ismi taşıyan eser "imgebilim" ve "medyalararasılık" açılarından analiz edilecek, iki medya arasındaki benzerlikler ve farklılıklar incelenecektir. Bu yüksek lisans tezi medyalararasılık yoluyla imgelerden ve bunların uyarlamalarından bahsedilecek olup ayrıca olay örgüsündeki motiflerin alıcıyı ne ölçüde etkilediğine de dikkat çekilecektir. Araştırma yöntemi olarak, birinci ve ikinci bölümlerde literatür araştırması sonucunda belirlenen, teknik terimlerle ve alt disiplinlerle ilgili analiz ve yorumlar kullanılacak olup, son bölümde kitabın ve film uyarlamasının imgebilimsel ve medyalararasılıkla ilgili incelemesi kullanılacak ve gerektiğinde ayrıntılı okuma ve izleme yapılarak notlar alınıp eserlere ilişkin analizler yapılacaktır. Stefan Zweig kısa romanında ve aynı isimli film uyarlamasında da temel olarak Nazi Rejimi ve sürgün dönemi ele alınmış olup bu eserlerde Nasyonal Sosyalizm döneminde tanışan insanlar ve eserde bir karakterin tesadüfen bir satranç kitabı bulmasıyla gelişen olaylar zinciri, ana karakterin hücre hapsi ile yaşadığı psikolojik yıkım gibi olaylardan bahsedilmektedir. Eser ile film uyarlamasının benzerlikleri ve farklılıkları imgebilim ve medyalararasılık perspektifinden karşılaştırılmış olup, çıkarılan analizden; film uyarlamasının, filmde esere göre daha fazla karakterden bahsedilmesi, Nazi dönemi şiddetinin daha ayrıntılı olarak ele alınması, eserde ana karakterin yalnızlığına daha fazla dikkat çekilmesi gibi bazı farklılıklara sahip olduğu; ancak yalnızlığın, tek başına kalmaya zorlanmanın ve satrancın kendisinin dikkate değer bir biçimde aynı olarak ele alındığının çıkarımı yapılabilir.

Emin Seyhan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Goethe'nin Die Leiden des Jungen Werthers ve Eichendorff'un Aus dem Leben eines Taugenichts eserleri örneğinde doğa olgusu

Uluslararası Edebiyat Bilimi içerisinde Komparatistik adıyla da anılan karşılaştırmalı edebiyat, edebiyat biliminin yan dallarından biridir. Görevi ve işlevi, aynı dilde veya farklı dillerde yazılmış eserleri konu, düşünce ya da biçim bakımından inceleyerek, eserlerin benzer ve farklı yanlarını saptar, ardından detaylı yorumlar getirerek bu tespitleri daha ileri bir seviyeye yükseltmeyi amaçlar. Karşılaştırmalı edebiyat biliminin, temel inceleme yöntemi olarak kullanıldığı bu çalışmada, karşılaştırma kavramı bilimsel bir metot olarak ele alınmış ve bu bilimsel terimin tanımı, önemi, amacı ve tarihsel bir kronoloji içerisindeki gelişimi, ayrıca edebiyatçılar ve diğer disiplinlerle ilgili bilim adamlarının bu alana yönelik yaklaşımları üzerinde durulmuştur. Johann Wolfgang von Goethe'nin ünlü eseri "Die Leiden des jungen Werther" ve Joseph Karl Benedikt Freiherr von Eichendorff'un tanınan eseri "Aus dem Leben eines Taugenichts", karşılaştırmalı edebiyat bilimi kapsamında ayrıca "Doğa Olgusu" bağlamında incelenmiş, eserler ayrıntılarıyla ele alınarak, ortak yönleri ve farklılıkları örneklerle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

DoğaEichendorff, JosephGoethe+1
Temuçin Çelik
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni medya bağlamındaki simülasyon ve sanallık olgularının edebiyata yansıması: Wolfgang Hohlbein'in "Im Netz Der Spinnen" adlı romanı

ilgisayar ve internet 20. yüzyılın ikinci yarısında küreselleşen dünyanın postmodern yeni medyası olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde eş zamanlı olarak makine, medya makinesi ve medya olabilen bilgisayar ve internetin ortaya çıkardığı etkileşim, sanallık, dijitallik, çoklu medya, ağa bağlanma ve çizgisel olmama gibi yeni dönüşümler ele alınmıştır. Bu bağlamda yeni bir dönüşüm geçiren başka bir taraf da fiziksel dünyanın gerçekliğine, mekânına, zamanına, bedenine ve kimliğine alternatif olarak ortaya çıkan sanal gerçeklik, sanal alan, sanal beden ve sanal kimlik olmuştur. Böylece dijital ve sanal olgular temelinde oluşturulan simülasyon yeni medya kapsamında sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise bilgisayar ve internet gibi yeni medyalar kapsamında ortaya çıkan söz konusu yeni dönüşümlerin edebiyat bilim alanındaki yeri sorgulanmıştır. Burada yazı ve yazınsallık ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yazı tarafına yerleştirlen şey ise yazılım metni olarak dijital metin, geleneksel basılı metnin soyut dönüşümü olarak dijital metin, geleneksel basılı metnin doğrudan bilgisayara aktarılması olarak dijital metin, dijital metin parçalarının farklı türdeki metin parçalarına ağ ile bağlanması sonucu oluşan metin olarak sanal metin ve sanallaşan durumların deneyimlendiği sanal metin olmuştur. Yazınsallık tarafındaki yeni dönüşümler ise hiperkültür, hipermedya, hipermetin ve hiperkurgu bağlamında incelenmiştir. Bu yeni dönüşümler hem yazı hem de yazınsallık tarafında geleneksel basılı metnin, geleneksel yazar ve okurun üstlendiği yeni roller bağlamında açıklanmıştır. Bu şekilde ortaya çıkan yeni dönüşümlerin hareket ettiği nokta ise postyapısalcı edebiyat ve medya kuramlarından birkaçı olmuştur. Sonuç olarak da edebiyat bilim, birleşenleriyle birlikte dijital ve sanal olgular temelinde simüle edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Wolfgang Hohlbein'ın "Im Netz der Spinnen" adlı romanında dijital ve sanal olguların yansımalarının izleri sürülmüştür. Bu olgular romanda seçili dört figürün deneyimledikleri farklı olaylara verdikleri farklı tepkiler doğrultusunda genellikle birbirine karşıt iki kavramın birbiri içerisinde erimesiyle ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Bu açıklamalardan ortaya çıkan sonuç ise dijital ve sanal olgular temelinde oluşturulan simülasyonun ve sanallaşan durumların deneyimlenmesinin algı, dikkat, bellek, düşünce, dil ve öğrenme gibi bilişsel süreçleri bu tür bir erimeden kaynaklanarak sekteye uğratmış olmasıdır. Figürlerin bilişsel olarak bu denli sarsılmalarının nedeni bu olgularla geleneksel medyalardan bilgisayar ve internet gibi yeni medyalara geçiş döneminde karşılaşmış olmalarıdır.

BenzetimBilgisayarlarEdebiyat+5
Dudu Uysal
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. ve 20. yüzyıllarda Almanya'da ve Türkiye'de yapılan dilbilimsel çalışmalar üzerine bir inceleme

Dili en genel hatlarıyla bir kurallar dizgesi şeklinde tanımlayacak olursak; bu kurallar dizgesinin yapısı, anlamı, kişiler arasında iletişimi sağlamadaki rolü gibi birçok özelliğini bilimsel çerçevede hem kuramsal hem de uygulamalı olarak inceleyen bilim dalına dilbilim denir. 19.-20. yüzyıllar ise dilbilim tarihinde çok önemli gelişmelerin gerçekleştiği bir dönemi kapsar. Sözgelimi 19. yüzyılda tarihsel ve karşılaştırmalı inceleme yöntemi geliştirilir ve bu yöntemle birçok dil karşılaştırılarak günümüz Hint- Avrupa dil ailelerinin temeli atılmış olur. 20. Yüzyılda ise Saussure'ün çalışmalarının temel olarak alındığı modern dilbilim kavramı açığa çıkar. Bu çalışmanın amacı 19. ve 20. Yüzyıllarda Almanya ve Türkiye'de yapılan dilbilimsel çalışmaları irdeleyerek dilbilimin her iki ülkede de geldiği konumu saptamak, Alman ve Türk dillerinin incelenmelerindeki ortak yönleri bularak dilbilimsel çalışmaların genel geçer niteliğini bir kez daha ortaya koymaktır. Bu bağlamda, Almanya da ve Türkiye de yapılan dilbilimsel çalışmalar Sözlükbilim, Anlambilim, Edimbilim, Dilbilgisi ve Bildirişim başlıkları altında bölümler halinde irdelenir ve her başlık altında birisi Alman, diğeri Türk iki kuramcının çalışmalarına yer verilir. Bu çalışmaların birbirleriyle ortak ya da benzer yönleri yukarıda bahsedilen amaç doğrultusunda ele alınır.

AlmancaAlmanyaAnlam bilim+6
Hatice Pekdaş
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Almanya'da İslam din eğitiminde dil sorunu

Yapılan bu araştırmanın içeriğinde Almanya'daki din eğitimine dair sorunlar ele alınacaktır. İslam Din Öğretmenliği ve İlahiyat bölümlerinde eğitim gören öğrencilerin dil konusundaki sorunları ve nasıl olması gerektiğine yönelik fikirleri ele alınmıştır. Aynı zamanda söz konusu bölümlerin, okullardaki uygulama biçimlerinde yaşanan sorunları üzerinde durulacaktır. Elde edilen bilgilerle, yaşanan bu sorunların sonuçlarından yola çıkarak veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucuna ulaşmada nitel araştırmanın mülakat yöntemi kullanılmıştır. İslam din eğitimindeki mevcut durum ve sorunları hakkında Osnabrück Üniversitesi'nin İslam Din Öğretmenliği ve İlahiyat bölümlerinde lisans ve yüksek lisans eğitimi gören öğrencilerine yönelik sorular sorularak yargı ve fikirlerine müracaat edilmiştir. Giriş kısmında çalışmanın hedefi, konusu, önemi, sınırları ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Almanya ve Müslümanlar arasındaki tarihi geçmiş, Alman eğitim sistemi, işçi göçü, ana dil eğitimi, Avrupa ve Almanya'daki din eğitimi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci kısımda Almanya'daki camiler ve Müslüman dernekler, İslam din eğitimi, Almanya'daki okullarda ve eyaletlerde din eğitimi, Alman İslam Konferansı ve Almanya'daki üniversitelerin İslam Din Öğretmenliği ve ilahiyat bölümlerine dair malumatlara değinilmiştir. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde ise mülakat içeriğiyle birlikte sonuç ve sonuçların çıkarımları doğrultusunda düşüncelere yer verilmiştir.

Aday öğretmenlerDil problemleriDin+7
Atilla Kurnaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk kitaplarının Türkçeye aktarımı: Christine Nöstlinger örneğinde

Çocuk, kendine özgü özellikleri olan, farklı dünya algısına sahip, hayal dünyası geniş, eğlenmeyi seven, özgürlüğüne düşkün, küçük meraklı bir kâşiftir. Çocukların bilişsel ve ruhsal gelişim sürecini desteklemek amacıyla, ilk başta çocuğa görelik ilkesine uygun, şekil ve içerik açısından nitelikli çocuk kitaplarının çocukla buluşturulması, eğitimciler, uzmanlar ve ebeveynler tarafından üzerinde durulan bir noktadır. Çocuk edebiyatı eserlerine, çeviri çocuk kitaplarının da dâhil olmasıyla, Çeviri Çocuk Edebiyatı alanında çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, çocuklara yönelik yazılan nitelikli kitapların özelliklerinden ve kitap çevirisi yöntemlerinden bahsedilerek ve çeviri örnekleri incelemesi yapılarak, Çeviri Çocuk Edebiyatı alanına katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Çocuk Edebiyatı ve Çeviri Çocuk Edebiyatının tarihsel süreci, edebi metinlerin çevirisi ile ilgili kuramlar ve yöntemler, çevirmenin çeviri sürecinde yaşadığı sorunlar ve sınırlılıklar çalışma kapsamına alınmıştır. Ayrıca çeviri eleştirisi yaparken uygulanan ölçütlerden bahsedilmiştir. Bu ölçütler ışığında ünlü çocuk kitabı yazarı Christine Nöstlinger 'in üç kitabının Almancadan Türkçeye aktarımı metin bağlamında ve cümle temelli olarak incelenmiştir. Söz konusu çeviri kitaplarındaki aktarımlarda çocuğa görelik ilkesinin ne ölçüde dikkate alındığı incelenmiş ve kullanılan ifadelerin bu ilkeye uygun olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, çocuğa görelik ilkesi doğrultusunda seçilen ifadelerin, çocuklara kitap okumayı sevdirmesi ve okuma alışkanlığı kazandırmasındaki öneminden bahsedilmiş ve elde edilen bulgular örneğinde dikkat edilmesi gerekenler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.

Alman edebiyatıAlmancaEdebi metinler+5
Gamze Elçin
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zweig'ın 'Acımak' adlı eseri ile Grass'ın 'Teneke Trampet' adlı eserlerinde engellilik sorunsalı

Engellilik durumuna yönelik değerlendirmeler, yalnızca fiziksel engellilik durumları ile ilişkili değildir. Çeşitli düzeylerde depresif problemlerin mevcut olma durum da bir engellilik oluşturabilmektedir. Bu duruma yönelik yaklaşımlar, çeşitli eserlerde irdelenmektedir. Bu yönüyle engellilik kavramını irdeleme ve engelliliğe farklı bir bakış açının sunulması, engelliliği farklı ölçülerde değerlendirme durumlarında da öncelikli bir durumu temsil etmektedir. Engelliliğin günümüzde algılanması gereken en önemli niteliğin bakış açısı ile de ilişkili bir düzeyde olmasından dolayı, engellilik kavramı farklı boyutlardan bir değerlendirmeyi kapsayabilmektedir. İfade edilenler yönünde bu araştırmada, Alman Edebiyatı'nda irdelemeler geliştirilerek Stefan Zweig'ın Sabırsız Yürek eseriyle Günter Grass'ın Teneke Trampet eseri incelenmiştir. Eserlerde yalnızca fiziksel yönden engellilik durumu dikkate alınmamış ve özellikle de Zweig eserinde düşünsel dünya açısından da engellilik durumu değerlendirilmiştir. Ayraca eserlerde, psikanaliz yaklaşım oluşturularak engelli bireyin ailesine, sosyal yaşantısına, iç dünyasına ve eserlerde kullanılan dile yönelik etkinlikler değerlendirilmiştir. Bunlara yönelik ifadeler özellikle de, engelli bireylerin insanlara muhtaç olma ya da olmama veya hem ailesi hem de çevresi tarafından karşılaştığı davranışlar üzerinedir. Aynı zamanda bir diğer faktör, engellilik kavramına bakış açısının, engellinin düşüncelerini de irdeleme üzerinden etkin bir dayanımı oluşturabilmektedir. Farklı bir çerçeveden engellilik kavramı ise, engellinin düşüncesinde diğer inanların kendisine bakış açısı yönünden irdelemeleri kapsamaktadır. Bu nedenle engellilik kavramına bakış açıları, hem engellinin hem diğer insanların bakış açılara yönelik değerlendirmelerin yapılmasını da kapsamaktadır. Diğer önemli durum ise, söz konusu davranışlarla engelliler tarafından algılanan davranışlar ilişkisidir. Bu tür unsurlar, çeşitli modellerle incelenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle her iki romanda oluşturulan modeller, tıbbi, ahlaki ve sosyal modellerdir. Eserler kapsamında modellerin tamamının mevcut olduğu ve özellikle de sosyal modelin etkisini gösterdiği değerlendirmesi yapılmaktadır.

Alman edebiyatıEngellilikGrass, Günter+2
Nilay Varol
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültürlerarasılık bağlamında dschungelkınd adlı bestseller romanla aynı adlı filmin karşılaştırılması

Bu çalışmada, Alman yazar Sabine Kuegler'in kendi hayatının önemli bir kesitini ele aldığı Dschungelkind adlı otobiyografik romanını aynı adlı filmi ile karşılaştırdık. Edebiyat ve sinema sanatları arasında yapılan medyalararası nitelikteki bu karşılaştırmayı, kültürlerarasılık kavramı ekseninde gerçekleştirdik. Postmodern Alman edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Sabine Kuegler'in Dschungelkind adlı romanı ve romanın sinemaya uyarlamasını karşılaştıran bu çalışma edebiyat ve sinema sanatlarını kapsamakta olup bu iki sanat dalı arasındaki bağlantıları da araştırmaya yönelir. Kitabı okuyanların macera odaklı baktığını, filmi izleyenlerinse empati kurarak kendisini farklı bir dramın içinde bulduğunu hissettiren bu iki eseri, kültürlerarasılık kavramı çatısı altında karşılaştırdığımız bu çalışma, kültürel bir değişimin ve kültürlerarası çatışmaların izlerini taşımaktadır. Romanın ve filmin ana figürü olan Sabine, yedi yaşından itibaren ailesiyle birlikte yıllarca Endonezya'nın ili olan Batı Papua'daki bir kabileyle birlikte yaşar. Zamanla o kabilenin bir parçası olduğunu hisseden ana figür, yedi yaşına dek yaşadığı ve köken olarak ait olduğu batı toplumu ve kültürüne ise yabancı kaldığını, hatta tümüyle yabancılaştığını fark eder. Yazarın bizzat kendi yaşam deneyimlerini yansıttığı romanındaki temel sorunsal olan yabanıl ve modern kültürlerin birbiriyle çatışması olgusu, beyaz perdenin görsel ve işitsel evrenine aktarımında da aynı romanda olduğu gibi öne çıkar. Kültür ve kültürlerarasılık kavramlarını ve kültürel sanat çalışmalarını psikoloji, eğitim, sağlık, turizm, politika, tarih gibi disiplinler arasında inceleyeceğiz. Film uyarlamalarında öne çıkan konular, kitabın taşıdığı kültürlerarası farklılıkları öne çıkaran unsurlar, dünya edebiyatından 7. Sanata uyarlanan filmlerin etkileri, Alman sinema ekolünde önemli kitap-film uyarlamaları, Sabine Kuegler'in hayatındaki değişiklikler gibi pek çok sorunun cevabını ele alacağımız bu çalışma kültürel değişikliklerin insan ruhundaki etkilerini tartışarak irdelemektedir. Özetle burada, Alman edebiyatından seçtiğimiz bu roman ve onun sinemaya uyarlamasında öne çıkan kültür farklılıkları ve çatışkıları sorunsalını, edebiyat ve sinema sanatlarının anlatım teknikleriyle birlikte irdeleyerek karşılaştırmalı olarak incelemeye çalıştık. Bu şekilde içinde yaşadığımız postmodern çağın da en önemli başlıklarından biri olan kültürlerarasılık kavramını aydınlatmayı hedefledik.

Alman edebiyatıEdebi eserlerEdebiyat uyarlamaları+3
Merve Altıntaş Ortakcı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edebi eserlerin görsel sanata yansıması: Bertolt Brecht "Bay Puntila İle Uşağı Matti" eseri i̇le Kemal Sunal'in "En Büyük Şaban" filminin karşılaştırılması

Sinema, sanatsal niteliği ile toplum içinde hızlıca yer alma ve topluma hitap etme gücüne sahiptir. Sinemanın görsel bir sanat olması her kültür ve sınıfa hitap edebilme özelliğine sahip olması demektir. Edebi eserin en basit olgusu okuma yazma yeteneği ile karşılaştırıldığında dahi, sinema sınıfsal hiç bir ayırım tanımamaktadır. Böylece her kitleden, her dilden kişi ya da kişiler üzerinde daha derin izler bırakabilmeyi başarmaktadır. Edebi eserlerin beyaz perdeye aktarılması hem sinemada hem de edebiyatta yankı uyandırmıştır. Edebi eser ve sinema arasındaki en temel farklılıklardan biri kullandıkları dildir. En basit ifadesiyle; edebiyat anlatır, sinema gösterir. Sinemanın özünde görüntü vardır, edebi eserde ise sözcükler vardır. Sinema kurulduğu andan itibaren içine her şeyi alabilme kapasitesinin yüksekliğinden ötürü, her daim kaynağa aç olmuştur. Bu yüzden de en başta Hollywood yönetmenleri olmakla birlikte, birçok yönetmen çok satan edebi yapıtları işleyerek sinema sektöründe görsel olarak film haline getirmeyi amaçlamışlardır. Bu çalışmada konu olarak edebi eserin görsel sanata yansıması seçilmiştir. Bu bağlamda Bertolt Brecht'in "Bay Puntila ile Uşağı Matti" eseri ile Kartal Tibet'in "En Büyük Şaban" eserleri değerlendirilmiştir. Her iki eserde de ortak temalara değinilmiş ve toplumsal konumların farklılıklarına işaret edilmiştir. Bertolt Brecht'in hayatına değinilirken dünya ve siyasi görüş açısı incelenmiş, dünya görüşü çerçevesinde "Bay Puntila ile Uşağı Matti" eseri ayrıntılı olarak kaleme alınmıştır. Kartal Tibet'in yönetmenliğini yaptığı ve Kemal Sunal'ın başrolde yer aldığı "En Büyük Şaban" filminde Kemal Sunal'ın sanatçı kişiliği incelenmiştir. Kemal Sunal'ın "En büyük Şaban" filmi, Hollywood filmi olan Charlie Chaplin'in yönettiği ve aynı zamanda başrolde yer aldığı "Şehir Işıkları" filminden uyarlanma olması sebebiyle, Charlie Chaplin'in sanatçı kişiliğine değinilmiş, bu iki filmin arasındaki benzerlikler ayrıntılı şekilde incelenerek, Kemal Sunal karakteri "Şaban" ve Charlie Chaplin karakteri "Şarlo" benzerlikleri doğrultusunda da inceleme yapılmıştır. Sundukları eserler ve yapıtlar çerçevesinde birbirleriyle çok yakın fikirleri savunan bu üç büyük ismin birbirlerine olan etkileşimleri göz önüne serilerek ortak noktada ki yakınlıklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Edebi Eser, Sinema, Brecht estetiği, Bay Puntila ile Uşağı Matti, En Büyük Şaban

Brecht, BertoltEdebi eserlerEdebiyat+6
İlke Hasdemir Ünal
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bertolt Brecht'in "Carrar Ana'nın Tüfekleri" ve Nezihe Araz'ın "Savaş Yorgunu Kadınlar" adlı oyunlarında savaş ve kadın

Alman Edebiyatı'nın ve uluslararası tiyatronun öncü isimlerinden, epik tiyatronun kurucusu kabul edilen Bertolt Brecht ile Türk Tiyatrosu'nda kadın sorununu ele alan ve eserleri Kültür Bakanlığı tarafından farklı dillere tercüme edilen Nezihe Araz'ın oyunlarındaki savaş ve kadın izleklerine yönelik bir inceleme yapacağımız çalışmamız karşılaştırmalı edebiyat yöntemine dayanmaktadır. Bu çalışmada, Brecht'in Carrar Ana'nın Tüfekleri ve Araz'ın Savaş Yorgunu Kadınlar eserlerindeki benzerlikler 'ortak motif' ve 'ortak konu' ekseninde ele alınmış olup, farklılıklar karşılaştırma yöntemi kapsamında ortaya konulmuştur. İspanya İç Savaşı ve Bosna Savaşı tarihi arka planına dayanan oyunlar, kadın izleği üzerinden yorumlanarak feminist inceleme bağlamında değerlendirilmiştir. Bu çalışmada kadına biçilen rollerin savaşta dahi toplumsal cinsiyet yönünde konuşlandırılmasının nedenlerini kıyas yoluyla açıklamak amaçlanmıştır. Çalışmanın kapsamı, ele alınan oyunların literatürdeki yeri ve savaş, kadın temasında incelebilirlikleri çerçevesinde sınırlanmıştır. Savaşta kadın izleği incelemesi yoluyla kadının toplumsal rolünün geçmişten günümüze değişikliğe uğramamış olduğunu saptadığımız çalışmada, iki yazarın da savaş ve kadın teması hakkında eserler üretmelerinin, sanatçının toplumun bakış açısını düzeltmesi ereğinden ileri geldiği fikrine vardık.

Alman edebiyatıAraz, NeziheBrecht, Bertolt+5
Seda Demir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günter Wallraff'ın "Ganz Unten" adlı Romanında öteki imgesi

İkinci Dünya Savaşından sonra toparlanmaya çalışan Almanya, savaşta yitirdiği gücü dış ülkelerle anlaşarak tedarik etmeye başlar. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden konuk işçi alan Almanya, çokkültürlülüğün merkezi olmuştur. Çokkültürlülük ekseninde insanların bir arada yaşamaları kalıplaşmış düşüncelerin, parçalanamayan imgelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ülkelerinden farklı sebeplerle başka ülkelere gidenler, zaman içerisinde kulaktan kulağa dolaşan önyargı duvarlarının oluşmasına temel hazırlayan duyumlarla karşı karşıya gelmiş ve dışlanmışlardır. Gelen konuk işçilerin düşük ücrete çalıştırılmasının, kendi haklarının gasp edildiğini düşünenler tepki göstermiş ve bu da beraberinde ırkçı tutumların görülmesine sebep olmuştur. Irkçı tutumlarla başlayan davranışlar, birinin üstün olduğu durumda diğerinin aşağıya ait olduğu anlayışı ile şekil değiştirmiştir. Toplumda oluşan farklılıkların zıt kutuplara çekilmesi, "biz"e karşı "öteki"nin oluşmasına zemin hazırlamıştır. 60'lı yıllarda yapılan işçi göçünün, edebiyata işçi sorunları, yabancılaşma, kimlik sorunsalı gibi konularla yansımaları görülmüştür. Bu bağlamda "En Alttakiler" eserinin oluşum sürecinde Türk işçisi kılığına giren Wallraff, edebiyata farklı bir soluk getirir ve ırkçılığın ve yabancılaştırmanın toplumda insani değerleri ne kadar yıprattığını belgeler ile somutlaştırmıştır. Bu bağlamda araştırma konusu olarak seçmiş olduğum öteki imgesinin sadece kültürel bir dışlamadan ibaret olmadığı, bireyin ve emeğin metalaşmasıyla ötekileştirmenin farklı görünümleri çeşitli felsefi temelleri baz alarak açıklanır ve öteki imgesi Wallraff'ın "En Alttakiler" eserinden yararlanarak örneklendirilir. Anahtar Kelimeler: Günter Wallraff, Belgesel Edebiyat, Ganz Unten, Öteki İmgesi, En Alttakiler

Alman edebiyatıWallraff, GünterÖtekileşme+1
Ece Özgül
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Berhard Schlink'in okuyucu adlı eserinde toplumsal değerlerin incelenmesi

On dokuzuncu Yüzyıl Avrupası'na damga vuran önemli gelişmelerden biri de ulusallaşma sürecidir. Avrupa da birçok ülke gelişme döneminde payını alırken Almanlar bu durumdan mahrum kalmışlarıdır. Bu durumdan kurtulmak isteyen Alman toplumu Nasyonal Sosyalist rejimi iktidar etmişlerdir. Bu dönemde Almanların ulusallaşması zirve noktaya ulaşmıştır. Bununla birlikte çıkarları doğrultusunda hareket eden iktidar dönemi kanlı dönmelerden biridir. Dünya tarihini temellerinden etkileyen bir dönemdir. Alman toplumunda yükselişe geçen milliyetçilik akımı onlara "ari ırk" kavramını hatırlatmıştır. Bu düşünce toplumun ana düşüncesi haline gelmiştir. Bu düşünceden uzak olanlar toplum tarafından dışlanmışlardır. Çalışmanın ilk bölümünde yukarıda sözü edilen dönem ikinci dünya savaşı ve sonrası alman toplumu ve psikolojisi üzerine inceleme yapılacaktır. Özellikle savaş ve sonrası Alman toplumunun durumu ele alınacaktır. Tezin ikinci ve üçüncü bölümünde ise, İkinci Dünya Savaşı Sonrası Edebiyat ve Bernhard Schlink'in hayatı ele alınmaktadır. Üçüncü bölümünde ise İkinci Dünya Savaşı ve devamında gelen süreç içerisinde Bernhard Schlink'in "Okuyucu" adlı eserinde Alman toplumunun ve Alman toplumunda yaşayan bireyler üzerinden yola çıkarak toplum psikolojisinin ele alınmasıdır. Bu durum ele alınırken gerek bireyin toplum içerisindeki yaşam şekli gerekse toplumun bireye bakış açısından yola çıkılarak toplum ve bireyin psikolojik durumu ele alınmıştır. Burada toplum ve birey açısından yaşananları empati kurarak ve yorumlayarak psikolojik durumu anlamaya çalışmaktır. Üçüncü bölümde roman incelemesi, daha çok bireyin ve toplumun birbirleriyle olan etkileşimleri sonucunda ortaya çıkan psikolojik durum ele alınmıştır. Michael Berg ve Hanna Schmitz'in savaşta ve sonrasında yaşadıkları ve bu iki bireyin yakın ilişkileri üzerinden yola çıkarak farklı psikoloji ve düşünce tarzları yorumlanarak bunun yansımaları ve psikolojisi ele alınmıştır. Romanda geçmişle hesaplaşma, bireyin kendisi ile hesaplaşması, toplumun kendisi ile hesaplaşması gözlemlenmektedir. Sonuç olarak Bernhard Schlink'in "Okuyucu" adlı eserinde bireylerin ve toplumun birbirleriyle olan psikolojik etkileşimleri yorumlanmaya çalışılmıştır. Özellikle savaş sonrası ağır yenilgi alan Alman toplumunun kendisi ile yüzleşmesindeki psikolojik durumun bireylere olan etkisi romandaki karakterler üzerinden yorumlanmaya çalışılmıştır. Bir toplumun bireylerden oluştuğunu ve bununlar birlikte toplumun psikolojisini bireylerin oluşturduğu veya toplumda hakim olan düşüncelerin bireye olan psikolojik yansımalarını görmekteyiz.

Alman edebiyatıSchlink, BernhardSosyal değerler
Vahdettin Oytun Çalışkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Theodor Storm'un Der Schimmelreiter Adlı Noveli ve Şerif Gören'in Köprü Adlı Filminin ortak motif ekseninde karşılaştırılması

Edebiyat ve film medyaları kurgusal anlatımlarıyla büyük bir kitleyi eğlendirmenin beraberinde çoğu zaman toplumların sesi olarak duygu ve düşüncelerini aktarmalarına yardımcı olmuşlardır. Karşılaştırmalı edebiyat bilimi çalışmalarının hız kazanması ile de farklı toplumların edebi eserleri ve diğer sanat dalları incelenmeye başlanmıştır. Bu incelemeler neticesinde farklı toplumların benzer sorunsallar üzerine eğildikleri göze çarpmaktadır. Bu durum mukayesenin "ortak konu" ve "ortak motif" ekseninde yapılmasına zemin hazırlamıştır. Bizde yazınsal bir medya olan edebiyat ve film medyasını inceleyeceğimiz bu çalışmamızda ortak motif olarak tespit ettiğimiz Theodor Storm'un Der Schimmelreiter adlı novelindeki "bent" (set) ile Ahmet Üstel'in kaleme aldığı yönetmenliğini Şerif Gören'in üstlendiği Köprü filmindeki "köprü" motiflerini benzer bir amaca hizmet ettiğini düşündüğümüz için karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Çalışmamızda ele aldığımız bu iki eser farklı dönemlerde ve coğrafyalarda meydana gelmiş olmalarına rağmen tematik benzerlikler söz konusudur. Bu bağlamda eserlerde işlenen geleneksel ve modern toplum çatışması, çıkar çatışması gibi izleklerin ortak motif olarak belirlediğimiz "bent" ve "köprü" motifleri ile nasıl aktarıldığını karşılaştırmalı edebiyat biliminin kılavuzluğunda irdeleyeceğiz.

Alman edebiyatıEdebi eserlerEdebiyat+4
Burçin Değirmen
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk kökenli yazarların Alman edebiyatına katkıları

Göç, çağımızın önemli sorunlarından biridir. İnsanlığın var olduğu andan bugüne kadar devam eden göçlerin çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Ekonomik, sosyal, coğrafi, dini, siyasi gibi etmenlerin yol açtığı göç hareketlerinin zorunlu, gönüllü, sürekli, geçici, gibi çeşitleri vardır. Göç alan ve göç veren yerler, meydana gelen bu göç hareketlerinden olumlu veya olumsuz etkilenmekte, her iki tarafta da ekonomik, sosyal değişiklikler meydana gelmektedir. Göç olgusu toplumları sadece sosyo-ekonomik alanda değil, aynı zamanda edebi alanda da etkilemektedir. Göç alan yerlerde, göç eden kitle sayesinde çok dilli, çok kültürlü bir edebiyat oluşmaktadır. 1961'den günümüze kadar olan süreçte Türkiye'den Almanya'ya göç eden yazarların Alman Edebiyatı'na katkılarının incelendiği bu eser, göç alan ve göç veren yerlerdeki çok dillilik ve kültürlülük açısından irdelenmiştir. Bu tez özetle şu amaçları içerir: • Göç olgusu, nedenleri, sonuçları hakkında genel bir bilgi vermek, • 1961'den günümüze kadar geçen sürede Türkiye'den Almanya'ya yapılan işçi göçlerinin nedenlerini ve tarihsel sürecini incelemek, • Türkiye'den Almanya'ya göç eden yazarların hayatlarını, eserlerini ve Alman Edebiyatı'na olan katkılarını incelemek. Sonuç olarak, Alman Edebiyatı'na olumlu katkılarda bulunan birinci kuşak ve onların devamı niteliğinde olan ikinci ve üçüncü kuşak Türk yazarların Alman Edebiyatı'na dil ve kültürel açıdan ne gibi katkılarda bulunduğu ve Alman Edebiyatı'ndan nasıl etkilendiği ortaya konulmaya çalışılmış ve 50 yıldır devam eden Türkiye-Almanya göç hareketinin yarattığı 'Göçmen Edebiyatı 'incelenmiştir.

Alman edebiyatıEdebi eserlerGöçler+5
Dönüş Cesur Yaşar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk edebiyatı ve kültürel semboller

Çocuk Edebiyatı için halk edebiyatı eserleri temel ve milli kaynaklardır.Çocuk edebiyatı bir toplumun kültürünün yansımasıdır.Yüzyıllardır süregelen Türk kültürü,halk edebiyatı ve gelenekleri,çocuk edebiyatı aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır.Türk halk edebiyatı motifleri,çocuk edebiyatı için geniş bir çalışma alanı sunmaktadır. Bir toplumu toplum yapan ortak değerleridir.Ortak değerlerin aktarılmasını sağlamak da,toplumdaki her bireyin vatandaşlık görevidir.Bu tezde,çocuk edebiyatının Türkiye'de ve dünyada tarihsel gelişimi,çocuk edebiyatı ve kültürel sembollerin tanımları,çocuk edebiyatının hedef kitlesi,Türk halk edebiyatının bir parçası olan ve aynı zamanda çocuk edebiyatında yer alan edebi ürünler örneklerle açıklanmıştır.

Alman edebiyatıKültürKültürel anlatı+3
Duygu Yavuz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Johann Wolfgang Von Goethe'nin "Gönül Yakınlıkları" eseri ile Mehmet Rauf'un "Eylül" eserinin evlilik sorunsalı ekseninde karşılaştırmalı incelenmesi

Evlilik, insan soyunun yaratım gücünü en güçlü ve somut halde hissedebildiği, toplumun en küçük fakat en önemli kurumudur. Çalışmamızda evlilik kurumunun; etimolojik, sosyolojik, antropolojik, tarihsel, felsefi ve edebi alanlardaki köklerine indik. Arkaik dönemden günümüze evliliğin tarihçesini, önemli ansiklopediler, sözlükler, kuramsal kitaplar ile akademik bir girizgâh ile incelemeye başladık. Çünkü evliliğin, günümüzde yaşanan çeşidine ulaşmasının uzun soluklu bir geçmişi vardır. Goethe'nin de Rauf'un da evliliği nasıl yansıttığını anlamak adına birliğin geçirdiği değişimler ve çeşitleri hayli önemlidir. Evlilik birliğinin hukuk alanında ve dini alanda nasıl izahı olduğunu açıklarken, her iki eserde evliliğe kendi dininin ve hukukunun nasıl etki yaptığını da irdeledik. Çünkü evlilik birliği, medeniyetin insan soyunda var olmasıyla kutsallığa ve yasallığa ihtiyaç duymuştur. Çalışmamızın ana konusu, evliliğin Almanca edebi eser olan Gönül Yakınlıkları ile Türkçe edebi eser olan Eylül romanında karşılaştırmalı olarak irdelenmesidir. Johann Wolfgang von Goethe hem Almanca edebiyat dünyası hem de dünya edebiyatı için çok önemli bir yazardır. Mehmet Rauf da Türkçe edebiyatın önemli yazarlarındandır. Edebiyat dünyasına kattığı kıymetli eserler vardır. Goethe ve Mehmet Rauf, her ikisi farklı, din, dil, ırk, çağ ve kültürün yoğurup doğurduğu yazarlardır. Çalışmamızın ana alanı olan komparatistik (karşılaştırmalı edebiyat), bize her iki yazarın önemini ve derinliğini birbirlerine karşı karşılaştırma edimini uygulayarak yardımcı olmuştur. Karşılaştırma yaparken psikanalitik ve arketipik argümanlar sunduk. Tüm bu bilimsel veriler ile beraber, Goethe'nin ve Rauf'un kalemi ışığında evlilik birliğini irdeleyerek edebiyat dünyasına özgün bir çalışma kazandırmış olduk.

EvlilikGoetheKarşılaştırmalı edebiyat+1
Sedef Açıkgöz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

21. yüzyıl Avrupa Edebiyatında (Im Krebsgang, Gehen, Ging, Gegangen, Djadi, Flüchtlingsjunge ve De Ontelbaren) mülteci sorunsalı

Bu çalışma günümüz dünyasının en güncel ve önemli sosyolojik sorunlarından birisi olan mülteci sorunsalının, Günter Grass'ın Im Krebsgang (Yengeç Yürüyüşü), Jenny Erpenbeck'in Gehen, Ging, Gegangen (Gidiyor, Gitti, Gitmiş), Peter Härtling'in Djadi, Flüchtlingsjunge [Djadi, Mülteci Çocuk] ve Elvis Peeters'in De ontelbaren (Sayısız) adlı eserlerindeki açılımlarını karşılaştırma yöntemiyle incelemektedir. Çalışmanın amacı küresel ölçekte bir kriz haline gelen ve acilen çözümlenmeyi talep eden büyük bir insanlık dramı konumundaki mülteci sorununun özenle seçilmiş bu eserlerdeki yansımaları ışığında bu sorunun içerdiği çok boyutlu bileşenlere dikkat çekmektir. Çalışma özellikle de savaş mülteciliğinin İkinci Dünya Savaşı'ndan günümüze değin izlediği gelişimi ve günümüzde hâlâ yaşanan sorunların tespitini yaparak bunlara çözüm önerileri ileri sürmeyi hedeflemektedir. Metinlerde yaratılan kurmaca evrenin, gerçek dünyada yaşanan mülteci sorununu ne ölçüde yansıttığı araştırılacaktır. İncelenecek olan eserlerde de belirtildiği üzere, dünyadaki çeşitli güvenlik kurumlarına rağmen milyonlarca insan, akıl almaz acıların girdabında hayatta kalma mücadelesi vermektedir. İnsanların yaşamlarını düzene koyması beklenen yasaların, yaşam karşısında neden en büyük set olduğu araştırılacak, nelerin yapılması gerektiğine dair alternatif çözüm önerileri üretilecektir. Bu çalışma oldukça fazla sayıda mülteciye sahip olan ülkemize de bu sorunla yüzleşme noktasında bir örnek teşkil edecektir. Mülteci sorununa katkı sağlamak üzerinde temellenen çalışmada mülteciliğin yasal, sosyal ve politik platformlardaki gelişim tarihi mercek altına alınacak, mülteciliğin türlerinin ayrımı yapılarak daha ziyade savaş mültecileri üzerinde durulacaktır. Cenevre Sözleşmesi'nden bu yana Avrupa'da mültecilerle ilgili yapılan anlaşmaların kapsamı ve yeterliliği irdelenerek daha pozitif bir noktaya ulaşması adına literatürde yapılan eleştirilerin sentezi ve değerlendirilmesi ile yeni çözüm önerileri geliştirilecektir. Mülteci sorunu disiplinler arası bir yaklaşım ile ele alınarak hukuki, felsefi, ekonomik, kültürel, politik, sosyolojik, psikolojik açıdan irdelenerek, entegrasyon, ötekileşme ve yabancılaşma gibi büyük sorunlara çözüm yolları aranacaktır. Aynı zamanda karşılaştırmalı edebiyatın kuramsal yönü ele alınarak edebiyatın diğer disiplinlerle (sosyoloji, tarih, ideoloji) ilişkisi araştırılacak ve eser analizleri yapılırken, bu teoriye pratik bir yön kazandırılacaktır.

Alman edebiyatıGrass, GünterKarşılaştırmalı edebiyat+1
Hasret Güngör
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Alman edebiyatında göç ve göçmen algısı ("Transit", "Selim Oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" romanlarında göç ve göçmen sorunsalı)

Göç ve göçmen kavramları, çeşitli olay ve olgulara göre anlamı değişen, çeşitlenen veya daralan mefhumlardır. Bu düşünce, bu çalışmada Alman edebiyatında 20. yüzyıldan günümüze kadar göç ve göçmen kavramlarına çeşitli açılardan bakmayı mümkün kılan tarihsel olay ve olguların belirlenmesinde etkili olmuştur. Bu bağlamda Hitler iktidarı ve İkinci Dünya Savaşı, Misafir İşçi Göçü, Soğuk Savaş ve Berlin Duvarı Sonrası ile günümüz Mülteci Krizinin öne çıktığı görülmüş ve örneklemler, bu veriler ışığında seçilmiştir. Öncelikle göç ve göçmen, kavramsal ve kuramsal açılardan ele alınmıştır. Göçün tanımı ve çeşitli parametrelere göre değişen anlamı aktarılmıştır. Ardından göç kuramları, klasik ve uluslararası kuramlar olarak verilmiştir. Birinci bölümün ikinci ayağında, göçmen kavramına çeşitli açılardan bakılmış ve göçmen uyumu konusunda ortaya çıkan kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde, Almanya'nın tarihinde göç ve göçmen, değişen ve dönüşen anlamları ile ele alınmış, bu çalışma için önemli olan dönemler üzerinde özellikle durulmuştur. Üçüncü bölümde, edebiyat, göç ve göçmen ilişkisi eserler üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Dördüncü bölüm, çalışmanın uygulama kısmıdır. Bu bölümde Anna Seghers, Sten Nadolny, Peter Schneider ve Daniel Zipfel'in "Transit", "Selim oder die Gabe der Rede", "Eduards Heimkehr" ve "Eine Handvoll Rosinen" adlı eserleri göç ve göçmen bağlamlarında incelenmiştir. Öncelikle yazarların biyografileri verilerek göç ve göçmenlikle ilişkileri açıklanmış, ardından eser hakkında bilgi verilmiş ve olası anlam karışıklıklarının önüne geçmek için, eserlerin özetleri aktarılmıştır. Daha sonra eserler, yazarın bakış açısı, eserde görülen göç türleri ve göçmenlik halleri, eserde görülen göçlerin göç kuramları açısından incelenmesi, göç sürecinin insanlar üzerindeki etkileri ve göçmen uyumu konuları temel başlıkları ile incelenmiştir. Son bölümde veriler aktarılarak karşılaştırma yapılmıştır. Durum çalışmasının bir örneği olan bu çalışmada, Sosyoloji, Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve Tarih gibi disiplinlerden yararlanılmış ve içerik analizi yapılmıştır. Yönlendirilen göç, mülteci, transit halindeki mülteci, misafir işçiler, misafir işçi göçü, geri göç, eve dönen, göçmen kaçakçıları gibi kavramların dikkat çektiği eserler, hem kendi içlerinde analiz edilmiş hem de karşılaştırmalı analize tabi tutulmuştur. Sonuç olarak 20. yüzyıldan günümüze Alman edebiyatında göç ve göçmenin nasıl aktarıldığı ve nasıl algılandığı ifade edilmeye çalışılmıştır.

Alman edebiyatıAlman romanıGöçler+4
Gülcan Yücedağ
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Andrzej Sapkowski'nin Witcher romanlarının interaktif bir video oyununa uyarlanması üzerine medyalararası bir çalışma

Witcher 3 video oyununu anlatı odaklı bir medya olarak ele alan bu çalışmada Witcher 3 The Wild Hunt oyunu ve Witcher roman serilerinin ilişkisi, rol yapma oyunları ve açık dünya sistemi ile oluşturdukları sentez incelenecektir. Video oyunu incelemesinde, roman serisinden uyarlanan bölümlerin ne şekilde uyarlandığı irdelenecek roman serilerinin interaktif bir video oyununa dönüşüm süreci incelenecek, bu süreç sonrası romanlardaki öğelerin video oyununda oyuncunun karşısına ne şekilde çıktığı, oyuncunun oyunun hikâyesindeki yeri ve oyuncunun seçimlerinin yeni bir hikâye üretmesi üzerinde durulacaktır. Her iki medyanın özellikleri ortaya konularak, romandan uyarlanan hikâyelerin ve karakterlerin video oyunundaki işleniş şekli ele alınarak, açık dünya, rol yapma oyunları ve fantastik edebiyat sentezinin ortaya çıkardığı medyanın özellikleri ortaya konulacaktır. Witcher 3 video oyununun roman serisi üzerindeki etkileri de çalışmaya dâhil edilecektir. Bu çalışmada, video oyunlarında roman içeriklerinin oyunun hikâyesini, oyun evreni ve oyun karakterlerini zenginleştirmesi ile oyunun inandırıcılığına ne şekilde katkıda bulunduğu üzerinde durulacaktır. Çalışmada interaktif vurgusunun yapılması video oyunlarının oyuncuya sunduğu etkileşim ile ilgilidir, bu çalışmada oyuncunun etkileşimi sonrası oyunun gidişatında değişkenlik gösteren etkenler üzerinde yoğunlaşılacaktır. Video oyunlarına anlatı odaklı bakış açısına karşıt olarak geliştirilen oyun biçimsellik kuramının oyunları bütünsel olarak ele alarak incelemesinin, Witcher 3 video oyunu gibi hikâye tabanlı oyunlara karşı olan yetersizliği de çalışmanın sonucunda tartışılacaktır. Witcher 3: The Wild Hunt video oyunu ile 7 romandan oluşan bir seriyi inceleyen ve karşılaştıran bu çalışma, literatürdeki medyalararası alana, oyun ve edebiyat medyaları karşılaştırması türünde kapsamlı bir inceleme ile katkıda bulunma amacı taşımaktadır.

Edebiyat uyarlamalarıEtkileşimli medyaMedyalararasılık+4
İlker Şener
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Zaman algısı ve Thomas Mann'ın "Der Zauberberg" adlı eseri örneğinde edebiyata yansıması

Zaman kavramı medeniyetin başlangıcından beri insanlığı meşgul etmiş bir konudur. Üstünde uzlaşılamadığı için tartışmalı konumu süregitmektedir. Bu kavram üzerine felsefe, fizik, sosyoloji, dinler ve kültür tarihi gibi birbirinden çeşitli bilim dallarında çeşitli tanımlamalarla karşılaşılmaktadır. Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Thomas Mann'ın yirminci yüzyıl edebiyatının başlıca eserlerinden sayılan Der Zauberberg romanı ise anlatı özellikleri bakımından çok çeşitli yönlere sahip olmakla birlikte zaman söz konusu olduğunda iki türlü bir zamandan bahsedilebilemektedir. Bu eser, hem olayların geçtiği zamanı anlatışı yönüyle bir dönem romanı olması, hem de doğrudan zaman meselesini konu edinmesi bakımından oldukça önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada, söz konusu eserin zamanı ele alışı değerlendirilmiştir. Bu amaçla genel bir zaman perspektifi oluşturabilmek için betimleyici yöntemle öncelikle zamanın antik medeniyetlerden başlatılarak kültür tarihindeki yeri ve algılanışı irdelenmiştir. Araştırma yöntemi söz konusu olduğunda ise hem eser, hem de yazar odaklı bir yol çizilerek bu kavramın izi sürülmüştür. Ayrıca Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki zaman anlayışı da ortaya konmuştur. Bunun ardından zamanın başta edebiyat biliminde anlatı ve anlatılan zaman kavramlarıyla birlikte olmak üzere sosyoloji ve fizikteki yeri de aktarılmıştır. Daha sonra zaman üstünde düşünmenin alanı olan felsefeye bakılarak bir zaman felsefesi tarihi çalışması yapılmıştır. Zamanı farklı alanlarda bu şekilde ortaya koyduktan sonra incelenecek romanın yapısı tartışılmış, gözlem aşamasındaysa söz konusu romanın zamanı nasıl ele aldığı gösterilmiştir. Buna bağlı olarak gözlem aşamasında antik kültürler bakımından zamanın döngülü karakteri tespit edilirken fizik alanında izafiyet kuramının etkisi de gözden kaçmamaktadır. Fakat asıl önemli konu metafizik zamanda ortaya çıkmaktadır. Mann'ın romanda ortaya koyduğu zaman kavramının, temelinde, Platon'a dayandığı tespit edilmiştir, ancak yazarın felsefi düşüncedeki sentezleyici tutumuna bağlı olarak bir yandan da Augustinus, Kant ve Schopenhauer etkisinin izleri sürülmektedir. Ayrıca burada geliştirilen metafizik zaman düşüncesinin sosyolojik zamanla zıtlığı da belirlenebilmiştir.

Alman edebiyatıAlman romanıMann, Thomas+3
Mahmud Sami Türk
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fatih Akın film örnekleri üzerinden suç işleyen Türk karakterlerin Türk toplumuyla ilişkilendirilmesi

Ailesi Türkiye'den Almanya'ya göç etmiş olan Fatih Akın, filmlerinde toplumsal olayları, göç olgusunu, aileyi, kimlik bunalımlarını irdelemiştir. Uluslararası alanda birçok ödülü bulunan Fatih Akın'ın filmlerinde Almanya'daki Türklerin yaşamı, ikinci kuşak göçmen gençlerin içinde bulunduğu sorunlar, Türkiye'ye ve Türklere dair kalıplaşmış fikirler, kültür farkının yaşattığı ileri sürülen uyumsuzluk, kimlik ve aidiyet sorunları gibi konular belirli bir bakış açısıyla yansıtılmıştır ve sıklıkla suç işlemiş karakterler kullanılmıştır. Fatih Akın filmlerinde suç işleyen Türk karakterleri incelemek, sinemanın kitlesel etkisi göz önünde bulundurulduğunda, göçmen Türklerin Alman toplumu içerisinde nasıl görüldüğünü ve nasıl gösterildiğini saptamak açısından önemlidir. Bu çalışmada, tümevarım yöntemi, eleştirel söylem analizi ve yorumlayıcı yaklaşımdan yararlanılarak yapılan incelemeler, tekrara düşmemek adına, Kısa ve Acısız, Duvara Karşı ve Yaşamın Kıyısında filmleriyle sınırlandırılmıştır. Her üç filmde de dikkat çeken geri dönüş motifi, suç işleyen Türkler, milliyet üzerinden yapılan genellemeler ve kültüre atfedilen suçlar ile sınıflandırılmalar göstermektedir ki; Fatih Akın, filmlerinde göçmenlerin sorunlarının kaynağında Türk karakterleri işaret etmektedir. Bu sav, karakterler arasından Türkiye'ye en uzak, Türkçeyi ikinci dil olarak konuşan, başarılı, toplumda kabul görmüş ve uyum sağlamış karakterler üzerinden de desteklenmektedir. Filmleri göçmenlere ve çocuklarına yoğunlaşmış görünen Fatih Akın'ın, aslında Türkiye'ye dair eleştirileriyle Alman seyirciye hitap ettiğini saptamak mümkündür. Bu çalışmanın amacı, çokkültürlü bir ortamda yetişen bir yönetmen ve senarist olan Fatih Akın'ın filmlerini kültürlerarasılık bağlamında yorumlamak, filmlerindeki karakterler ve hikayeler üzerinden Alman seyirciye göçmenleri yansıtış biçimini incelemektir.

Akın, FatihAlman edebiyatıAlman sineması+7
Elif Ceren Cemilgil
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peter Weiss'ın Soruşturma, Heimrad Baecker'in Tutanak ve Bernhard Schlink'in Okuyucu Adlı Eserlerinin Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi Bağlamında Karşılaştırılması

Bu çalışmada Peter Weiss'in Soruşturma, Heimrad Bäcker'in Tutanak ve Bernhard Schlink'in Okuyucu adlı eserleri Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi olgusu bağlamında karşılaştırılmıştır. Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi, savaş sonrası dönemde savaş suçlularının yargılandığı uluslararası bir ceza mahkemesidir. Bu noktada savaş sonrası dönemde sıklıkla ele alınan bir tema olan uluslararası ceza mahkemesinin izdüşümlerine eserlerde de rastlanılmaktadır. 1965 yılında belgesel yazın olarak kaleme alınan Soruşturma eserinde bir mahkeme süreci tematize edilmiştir. 1986 yılında yine belgesel yazın örneği ile kaleme alınan Tutanak eserinde, savaş döneminde, Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesinde yer almış belgeler kurgulanarak sunulmuştur. 1995 yılında kaleme alınan Okuyucu eseri ise geçmişle hesaplaşma teması çerçevesinde ele alınmış bir eserdir. Eserler Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi olgusu çerçevesinde ortaklıklar ve farklılıklar bağlamında karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalı edebiyat biliminin tipolojik ve genetik yöntemlerinden yararlanılarak bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde, Soruşturma ve Tutanak adlı eserlerde tematik ve edebi tür özellikleri bağlamında ortaklıklar tespit edilmiştir. Okuyucu eseri diğer eserlerden farklı bir türde kaleme alındığından, diğer eserlerden gerek tematik gerekse de edebi tür olarak farklıdır. Eserlerin özgün değerleri bakımından mevcut farklılıkların yanı sıra, eserlerde önemli ölçülerde ortaklıklar tespit edilmiştir. Özellikle Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi bağlamında tespit edilen ortaklıklar oldukça önem arz etmektedir. Bu noktada İkinci Dünya Savaşı çerçevesinde ele alınmış eserlerde ana temanın soykırım eylemleri olduğu açıkça görülmektedir.

Alman edebiyatıAskeri mahkemelerAsliye Ceza Mahkemeleri+7
Fatma Nur Yılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Die machtlosigkeit der familientraditionen in der moderne (Thomas Manns "Buddenbrooks" und Reşat Nuri Güntekins "Yaprak Dökümü" im lichte der komparatistik)

Bu çalışmada Almanya'nın önde gelen yazarlarından Thomas Mann'ın Buddenbrooks ve Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı yazarlarından Reşat Nuri Güntekin'in Yaprak Dökümü adlı eserleri aile teması ekseninde karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Amacımız iki farklı kültüre mensup ailelerin gelenekten moderniteye uzanan yolculuğunun karşılaştırmalı edebiyat çerçevesinde benzeşen ve ayrışan yönlerine açıklık getirmektir. Her iki eserdeki aile fertleri, geleneksel toplum yapısını geride bırakma, modernleşme ve (yanlış) batılılaşma olguları ekseninde gelenekten moderniteye ilk adımlarını atar, kültürel farklara bakılmaksızın benzer ya da aynı sorunlarla karşılaşırlar. Bu sorunların neticesinde özellikle 20. yüzyılın başlangıcıyla birlikte bireyin hem ahlaki değerlerinin yozlaştığı hem de toplumsal normlara aykırı davranışlar sergilediği görülmektedir. Kutsal bir kurum olan aile, birlik ve güveni ifade ederken bireylerin yeni davranışlar sergilemesi sebebiyle ilk zarar gören kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte geleneksel aile tiplerinin özellikle sanayileşme sonucu gittikçe artan çekirdek aile modeline evrildiği görülmektedir. Kapitalizm, materyalizm ve bununla birlikte hızla gelişen çalışma temposu ailelerin parçalanmasına neden olur. İncelenen eserlerde, değişen koşulların bireylerin bağlı olduğu gelenekleri artık boş bir görev olarak algılamasına yol açtığı ve bunların eski gücünü yitirmesi sonucunda da bireylerin değerler bunalımına sürüklendiği görülmektedir. Her iki romanda da başlangıçta geleneksel geniş aile tipi sergileyen ailelerin, sanayileşme ve modernleşmeyle birlikte ortaya çıkan iç ve dış faktörlerden dolayı zarar görmesi neticesinde geleneksel aile modelinden parçalanmış aile modeline geçilir. Thomas Mann bu sonu yeni bir başlangıç olarak görürken, Reşat Nuri Güntekin bunu yanlış batılılaşma ekseninde değerlendirir ve aynı zamanda kadınların eğitiminin önemini vurgular.

Merve Cihangir
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alman dili edebiyatı eğitiminde uzaktan eğitim türünün verimliliğinin pandemi süreci eğitiminde incelenmesi (Sakarya Üniversitesi örneği)

İnsanların doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu eğitim-öğretim sürecinde de teknoloji ilk sıralarda kendini göstermektedir. Gelişen teknolojiyle eğitimin tüm kitlelere ulaşması için, bilgi aktarımının zaman ve mekân sınırından kurtarıldığı yeni eğitim modellerine ihtiyaç duyularak teknolojiden yararlanılmaktadır. Yaşadığımız pandemi sürecinde de eğitim ve öğretim alanında teknolojiden yararlanılması kaçınılmaz olmuştur. İnsanların bir arada bulunmasının zor olduğu günlerde uzaktan eğitim modeliyle eğitim-öğretim hayatı aksatılmamaya çalışılmaktadır. Örgün eğitimin devam edemediği bir durum söz konusu olması sebebiyle uzaktan eğitim yöntemine geçilmiştir. Pandemi döneminde tüm eğitim kurumlarında olduğu gibi Alman Dili ve Edebiyatı lisans derslerinin de zorunlu olarak uzaktan eğitimle verilmesine karar verilmiştir. Yükseköğretimde Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans derslerinin zorunlu olarak ilk kez bu şekilde uygulanması bir araştırma unsuru taşımıştır. Bu çalışmada, Sakarya Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans derslerinde, uzaktan eğitimin örgün eğitime göre verimliliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bölümdeki lisans derslerinin uzaktan eğitim yöntemiyle verilmesinin bölüm öğrencilerine uygulanan anket ve öğretim üyelerine yapılan mülakat sonucunda uygunluğu, geliştirilmesi gereken tarafları, avantajları ve dezavantajları, ders içeriği, verimliliği, başarı durumu, etkileşim, motivasyon, ölçme ve değerlendirme konuları kapsamında incelenmiştir. Durumu olduğu şekliyle tespit etmek amaçlı tarama modeli uygulanmıştır. Örgün eğitimde verilen lisans dersleri ile uzaktan eğitime geçişte işlenen dersler karşılaştırılmıştır. Mevcut durum incelenerek durum çalışması yapılmıştır. Nitel ve nicel araştırma yöntemleri birlikte kullanılarak karma bir yöntemle çalışılmıştır. Nitel ve nicel araştırmalarla veriler analiz edilerek uygulanan uzaktan eğitim modelinde rakamsal veriler yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda uzaktan eğitimin öğrenciler tarafından tercih edilmediği, öğretim elemanları tarafından ölçme ve değerlendirme konusunda eksiklikler olduğu ortaya çıkmıştır.

Alman Dili ve Edebiyatı BölümüPandemilerUzaktan eğitim+1
Vildan Buzpınar
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Günter Grass'ın "Kedi ve Fare" ve "Köpek Yılları" adlı eserlerinde 'suç' olgusunun karşılaştırmalı analizi / The guilt motifs in Günter Grass' novel "Cat and Mouse" and "Dog Years"

Günter Grass eserlerinde temel olarak Alman suçluluğunu ele almıştır. "Kedi ve Fare" romanı ile "Köpek Yılları" romanı Nasyonal Sosyalizm döneminde bireysel suçluluk duygusunu ele alır. Bu tezin amacı, suçluluk motiflerinin kapsamlı bir incelemesini yapmak ve bunları bireysel örnekler temelinde tanımlamak ve analiz etmektir. Bu yüksek lisans tezi, her iki eserde de hangi suçluluk motiflerinin yer aldığını açıklamaktadır. Ayrıca bu motiflerin nasıl ortaya çıktığını ve kahramanlar ve olay örgüsü üzerinde ne gibi etkileri olduğunu gösterecektir. Ayrıca, kahramanların suçluluklarının sorumluluğunu kabul edip etmedikleri ve suçluluk motiflerinin Nasyonal Sosyalizm bağlamında nasıl yorumlanabileceği cevaplanacaktır. Araştırma yöntemi olarak karşılaştırmalı yöntem kullanılacaktır. İlk olarak, veriler literatür taraması yoluyla tümevarımcı bir yaklaşımla toplanacaktır. Toplanan verilerden hareketle, "Kedi ve Fare" ve "Köpek Yılları" adlı eserlerin nitel bir içerik analizi yapılacaktır. Ardından iki eser, suçluluk motiflerindeki benzerlikler ve farklılıklar açısından karşılaştırılır. Nitel çalışma, her iki eserde de tespit edilen suçluluk motiflerinin bireysel ve ahlaki suçluluk olduğunu göstermiştir. Analiz edilen motiflerden, eserlerin özellikle bir ortaklığının dikkat çekici olduğu çıkarılabilir. "Katz und Maus" (Kedi ve Fare) romanının kahramanları Heini Pilenz ve "Hundejahre" (Köpek Yılları) romanının kahramanı Walter Matern, her ikisi de arkadaşlarına birkaç kez ihanet ettikleri için ahlaki ve bireysel bir suçluluğu temsil ederler.

Didem Atanur
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile Thomas Bernhard'ın Kireç Ocağı ve Bitik Adam eserlerinde karşılaştırmalı olarak birey ve toplum eleştirisi

Modernizm kavramının neredeyse bütün bilim dallarına sirayet etmesiyle beraber yapılan çalışmaların seyri de değişmiştir. Özellikle beşeri bilimlerin çalışma alanında kendisine geniş yer bulan modernizm, edebiyat dünyasının revize edilmesinde önemli bir etken olmuştur. Batı Avrupa'da Aydınlanma çağı, Türkiye'de resmi olarak Tanzimat Fermanı ile başladığı kabul edilen modernleşme hareketi küresel bir değişimin müsebbibi olmuştur. Hem batı Avrupa'da hem de Türkiye'de meydana gelen gelişmeler yazarların düşünce yapısını da değiştirmiştir. Almanca yazan yazarlar arasında yer alan Avusturyalı Thomas Bernhard, Avrupa'nın içinde olduğu modernleşme sürecini kaleme alırken sert bir tutum sergilemiştir ve hem bireyi hem de toplumu sıklıkla eleştirilerinin hedefine almıştır. Bernhard'a nispeten daha sade bir dille eserlerini kaleme alan Türk edebiyatının yapı taşlarından olan Ahmet Hamdi Tanpınar, modernizmin Türkiye'deki gelişimini karakterleri aracılığıyla okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Kaleme alınan çalışmada, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Thomas Bernhard'ın Bitik Adam ve Kireç Ocağı adlı eserleri aracılığıyla kıyaslamalı bir şekilde modernizm kavramının benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kıyaslamada karşılaştırmalı edebiyat bilimine başvurulmuş, çalışmanın tümünde ise nitel ve nicel bilimsel yaklaşımlar izlenmiştir. Sosyolojik tahliller için M. Weber, E. Durkheim ve K. Marx'ın öğretilerine başvurulurken, psikolojik analizler için S. Freud ve C. G. Jung referans alınmıştır. Kaleme alınan çalışmada aktarılmak istenen; birbirinden tamamen farklı iki kültürün yazarları, eserleri referans alınarak analiz edildiğinde, müstesna farklar göz ardı edildiği takdirde modernizm minvalindeki kitlesel hareketlerin her kültürde nispeten benzer şekilde vuku bulduğudur. Benzerlikleri oranında farklılıkların da ortaya konulmaya çalışıldığı çalışmada yazarlar aracılığıyla modern dönemin edebi eleştirisi ifa edilmiştir.

Alman edebiyatıBernhard, ThomasBirey+5
Hazal Yürüklü
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Saliha Scheinhardt'ın Frauen, die sterben ohne dass sie gelebt hätten ile Feridun Zaimoğlu'nun Leyla eserleri örneğinde Türk-Alman edebiyatında kadın imgesi

Türk-Alman Edebiyatında yazarlar genellikle 1960lı yıllardan itibaren Türkiye'den Almanya'ya başlayan işçigöçü ile farklı sebeplerden (siyasi, ekonomik, çalışma) Almanya'ya göç eden insanların orada yaşadıkları zorlukları, kimlik ve aidiyet problemlerini, çoğunlukla kadınların yaşadıkları izolasyon süreçlerini kaleme almışlardır. Bu çalışmada incelenen Feridun Zaimoğlu'nun Leyla ve Saliha Scheinhardt'ın Frauen, die sterben ohne dass sie gelebt hätten ve Pusuda Kin eserlerinde de benzer temalar işlenmiştir. Feridun Zaimoğlu Leyla eserinde göçmen kadınların göçmen olmadan önce nasıl bir kültürel çevreden geldiğinin anlaşılması için okuyucuya fırsat sunmaktadır. Saliha Scheinhardt'in yukarıda belirtilen eserlerinde de göçmen bir kadının Almanya'da yaşadığı ruhsal anomaliler, aidiyet sorunları ve izolasyon süreçleri okuyucuya aktarılmaktadır. Göç hareketliliği ile Almanya'ya giden kadınların orada karşılaştıkları problemlerin anlaşılabilmesi adına Türk-Alman Edebiyatı önemli bir yol gösterici konumundadır. Bu çalışmada Kültürlerarası Edebiyat Bilimi referans alınarak yorumlayıcı yaklaşımdan yararlanılmıştır. Nitel yöntem kullanılarak ele alınan bu çalışma yukarıda belirtilen eserler ile sınırlandırılarak çeşitli nedenlerle göç etmek durumunda kalan kadınların göç ettikleri ülkelerde yaşadıkları ve yaşayabilecekleri olası problemler saptanmıştır. Bu çalışmanın amacı Türk-Alman Edebiyatının temsilcileri olan Feridun Zaimoğlu ve Saliha Scheinhardt'in bahsedilen eserlerinde kadın imgesinin incelenmesi ve böylece o dönemdeki kadınların göçmen olmadan önceki yaşamları ve göçmen olduktan sonraki yaşamlarının okuyucu tarafından anlaşılabilmesidir. Tüm bunların günümüz Türkiye'sinde hızla artan göçmenlerin yaşamlarına, özellikle de kadınların ve çocukların yabancı bir ülkede geçirebilecekleri izolasyon süreçlerine katkıda bulunması ve aynı şekilde kendi hüviyetlerine karşı yaşadıkları uyumsuzluk ve yabancılaşmayı bir nebze olsun önlemede örnek teşkil etmesi hedeflenmektedir.

Alman edebiyatıKadın imajıKarşılaştırmalı edebiyat+4
Ayşenur Özkan Işık
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Zwiespalt" olgusuna psikanalitik bakışın dönüşümü ve Kafka, Hesse ve Zweig'ın seçilmiş eserlerine yansıması

Bu çalışmanın amacı, "ikilem" (Zwiespalt) motifine psikolojinin değişen bakışının 20.yüzyıl Alman edebiyati çerçevesinde ortaya çıkan önemli eserlerindeki yansımalarını ele almaktır. Alman dilinde "Zwiespalt" olarak adlandırılan bu psikolojik halin yirminci yüzyılda geçirdiği dönüşümün kuramsal olarak izini sürmek ve seçilen edebi eserler örneğinde yansımasını incelemek hedeflenmektedir. Bu fenomenin kronolojik olarak psikanalizin kurucusu olduğu kabul gören Sigmund Freud'un teorisinden başlayarak, Freud'un öğrencisi olan Carl Gustav Jung'un çalışmalarını da kapsayıp, yirminci yüzyılın ikinci yarısında yapısal psikanaliz kuramıyla psikanaliz biliminde ön plana çıkan Jacques Lacan'ın kuramına göre gösterdiği değişimi ve bu değişimin Franz Kafka'nın "Die Verwandlung", Hermann Hesse'nin "Der Steppenwolf" ve Stefan Zweig'ın "Der Amokläufer" eserlerine yansıması incelenmiştir. "Zwiespalt", insanın bilinçaltında meydana gelip, günlük yaşamı da beraberinde getirdiği semptomlar ile etkisi altına alan içsel bir bölünmedir. Zwiespalt kelimesi, "Hermann Hesse - Der Steppenwolf", "Franz Kafka - Die Verwandlung" ve "Stefan Zweig - Der Amokläufer" eserlerinde var olan bir psikolojik çatışma durumunu anlatmaktadır. İnsan psikolojisine yaklaşımlar ve ruhsal durumlara olan bakış açıları, bilimsel gelişime uygun olarak psikanalizin altın çağı olarak adlandırılan 20.yüzyılda sürekli bir değişim göstermiştir. Yukarıda bahsedilen edebi eserlerdeki Gregor Samsa, Harry Haller ve Zweig ́ın eserindeki doktor, "Zwiespalt" fenomenine göre analiz edilen ve üçüncü bölümde teorik olarak sunulan bu psikolojik olgunun 20.yüzyıldaki dönüşümünün yansımalarını örneklendiren karakterlerdir. Bu eserlerin kahramanlarının içerisinde bulunduğu ruhsal çelişki ve ayrım; Freud, Jung ve Lacan'ın birincil eserleri kullanılarak çalışmanın teorik bölümünde sunulan psikanalitik kuramlar doğrultusunda ele alınmıştır.

Sefa Yıldız
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Barbara Frischmuth'un die Mystifikationen der Sophie Silber, Amy oder die Methamorphose ve Kai und die Liebe zu den Modellen adlı romanlarında kadının özgürleşme sorunsalı

20. yüzyıl Avusturya edebiyatının seçkin yazarlarından biri olan Barbara Frischmuth, eserlerinde genel olarak tüm farklı boyutlarıyla kadının kimlik sorunsalını ele almış ve sorunlu kadın-erkek ilişkilerine yer vermiştir. Frischmuth, üçleme adı altında topladığı Amy oder die Methamorphose, Die Mystifikationen der Sophie Silber, Kai und die Liebe zu den Modellen adlı eserlerinde; kadın-erkek ilişkilerini, farklı kadınlık rollerini, kadının bireyselleşme ve özgürleşme sorunsalını kusursuz bir şekilde gözler önüne sermiştir. Güneşte Gölgenin Yok Oluşu adlı eserinin dilimize kazandırılmasıyla, ülkemizde de dikkatleri üzerine çeken yazar, daha sonra Prof. Dr. Gürsel Aytaç'ın Pembe ve Avrupalılar olarak çevirdiği Kai und die Liebe zu den Modellen eseri ile yankı uyandırmıştır. Frischmuth bir kadın yazar olarak eserlerinde bir kadın olarak kendi hayatında yaşadıklarına da yer vermiştir. Yazarın eserlerinde kadın sorunsalını ele alış biçimi, bir başkaldırı olarak değil, daha çok farkına varma, empati ve farkındalık yaratma ve alternatif çözümlere odaklanma biçiminde olmuştur. Bu yüksek lisans tezinde, Barbara Frischmuth'un adı geçen üçlemesi içinde yer alan romanlarında yarattığı kadın figürlerin feminist bakış açısından analizi gerçekleştirilecektir. Bu çalışmanın amacı; kadının toplumda (kamusal alanda) ve aile içinde (mahrem alanda) edindiği farklı kimlik ve rollerin bireysel ve toplumsal boyutlarıyla analizini gerçekleştirmektir. Çalışmanın hipotezi, Avusturyalı ünlü kadın yazarın bu üçlemesinde ele aldığı kadın sorunsalının gerçek dünyadaki sorunlarla bağlantılı olduğudur. Bu nedenle eserleri incelemek için seçilen yöntem, feminist eleştiri yöntemidir. Hedefi, bu eserlerin odak noktasında yer alan kadın sorunsalının çözümlenmesi aracılığıyla kadının özgürleşme sürecine dikkat çekmektir. Aynı zamanda da, hem kurmaca dünyada hem de gerçek dünyada, doğuran, büyüten, emek veren ve topluma insan yetiştiren kadının, kurtulma, kendi ayakları üzerinde durma sürecine duyarlılık ve farkındalık kazandırmaktır.

Emine İlke Korkmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hermann Hesse'nin romanlarındaki kadın portreleri

Kadın, tarih boyu toplumlar tarafından birbirinden oldukça farklı bir anlayışla muhatap olmuş, kiminde tabiatla eşdeğer görülmesi dolayısıyla düzen koyuculuğuyla övgüye mazhar olurken kimi toplumlarda ise insan grubuna aidiyeti tartışılmıştır. Toplumsal düzene ayak uydurmakta büyük güçlük çeken Hesse'nin kadına bakışı ise kadının toplumsal normlar ölçüsünde değerlendirilmesinden oldukça uzaktır. Hesse kadını daha ziyade evrensel varlığı ile ele almış ve onu varlık birliği hedefine giden yolda en önemli anahtar olarak görmüştür. Çok genel bir ifade ile özetlenecek olursa Hermann Hesse'de karşı cinse olan ilgi insanın özünde olan bir olgudur ve bundan kaçış genelde pek mümkün değildir. Nitekim romanlarındaki kahramanlar genelde başta bunu bir suç unsuru olarak görürler ve bu güdülerinden kaçmak için türlü yollara başvururlar ama en sonunda yenik düşüp en çok uzak durmaya çalıştıkları, kendilerini korumaya çalıştıkları durumlara herkesten daha çok teslim olurlar. Bu onların kendilerini aşma yolundaki en büyük adımlarıdır. Kendini gerçekleştirme yolunda gördükleri en büyük engel, aslında onlar için asıl ilerlenecek yoldur. Hermann Hesse'ye göre toplum tarafından bir engel ve günah sebebi olarak görülen kadın, aslında erkek için ona hayatı ve kendini öğreten en önemli araçtır. Bu bağlamda kadın, Hesse'de önem kazanır, nitekim eserlerinde toplum tarafından en bayağı olarak görülen fahişeler kimi zaman yüceltilmiştir. Bu çalışmada Hermann Hesse'nin romanlarındaki ( Siddharta, Narziss ve Goldmund, Bozkır Kurdu, Boncuk Oyunu, Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian, Knulp, Kaplıcada bir Konuk ) kadın karakterlerin başkahraman gözüyle algılanış biçimleri, başkahraman üzerindeki etkileri, onun kişisel gelişimine yaptığı katkıları ve dolayısıyla yazarın kadınlar üzerindeki genel düşünceleri incelenmiştir.

Alman edebiyatıAlman romanıHesse, Hermann+3
Ayşe Demirel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anadili Türkçe olan gençlerde Almanca sözdizimi ve durum ekleri edinimi

İnsanlar doğal dilleri öğrenme/edinme yetisine doğuştan sahiptirler. Herkes istediği bir dili belirli bir süre içerisinde edinebilir. Edinme, -bazılarında farklı olsa da- doğal bir süreç ve düzen içerisinde gerçekleşir. Ancak kültürlerarası iletişimin vazgeçilmez unsuru olan ikinci bir dilin (L2) sorunsuz ve hızlı öğrenilmesi/edinilmesi için var olan doğal edinim sürecinin dışarıdan yapılacak girişim ile değiştirilip değiştirilemeyeceği, değiştirilecekse de insanlığın yararına nasıl dönüştürüleceği tam olarak bilinmemektedir. Konu ile ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarına bakıldığında, L2 ediniminin bu doğal süreç hakkında sahip olduğumuz bilgi ile yakından ilintili olduğu hatta koşut olduğu söylenilebilir. Bununla birlikte deneyimler bizlere gösteriyor ki; L2 edinimindeki bu doğal sürece dışarıdan müdahale etmenin hem iyileştirmeye hem de kötüleştirmeye yol açabileceğidir. Dil dersleri, L2 dil edinim sürecinin kısa olması ve başarıya ulaşması için dışarıdan yapılan girişimler olarak kabul edilmektedir. Bu girişimlerin başarı oranı, L2 dil edinimindeki doğal süreç hakkında sahip olduğumuz bilgi ile doğru orantılıdır. Eğer L2 öğrenme ve edinmede başarılı olmak istiyorsak bu doğal süreç hakkında bilgi sahibi olmamız gerekir. L2 edinim araştırmaların konusu da esasen bu doğal süreç hakkında daha fazla bilgi sahibi olma isteğidir. Almancanın sözdizimi ve durum eklerinin L2 olarak Türkofonlar tarafından edinimine ilişkin yapılan bu çalışmada aşağıdaki sonuçlara varılmıştır: -Türkofon DaF-öğrencilerinin erek dildeki dilbilgisi konularının edinimi bireysel olmayan ve dışarıdan yapılan girişimlerden çok az etkilenen bir doğal edinim sıralaması ile gerçekleşmektedir. -Edinim aşamaları birer gerçek doğal edinim sıralaması olup öğretimsel L2 girdi veya L2 derslerin dizgesel işleniş sıralamasından kısmen bağımsız gelişmektedir. Doğal edinim sıralamasının L2 derslerinin dizgesel işleniş sıralamasından kısmî bağımsız olmasının bazı nedenleri olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerin en önemlileri öğrencilerin L1'i, dış etkenler (yaş, dilsel altyapı, güdü vb.) ve erek dildeki dilbilgisi konularının zorluk sıralaması gösterilmektedir. -Sınıflarda dizgeli işlenen erek dilin dilbilgisi kurallarının L2 edinim sıralamasında tamamen etkisiz unsur olduğu düşünülmemelidir; çünkü mevcut L2 edinim çalışmaları L2 edinim sıralamasında öğretme yöntemlerinin önemli birer etken olduğunu ortaya koymaktadırlar. Çünkü girdi sınırlaması olmayan bir yöntem, öğrenicileri sistematik olarak işlenmemiş dilbilgisel yapıların üretimine yönlendirdiği izlenmiştir. Chunks olarak isimlendirilen bu yapıların kullanımı L2 ediniminde önemli yer tuttuğu ve bunların önemli bir bölümünün özgün metinlerden öğrenildiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, sistematik işlenen dilbilgisel yapıların doğal edinim sıralaması ile bire bir örtüşmesi beklenmemelidir. Başarılı bir L2 edinimi için öğrenicilerin sıklıkla özgün metin ve yeterli dilsel girdiye maruz kalmaları gerekmektedir. -Öğrenicilerde L2 dil bilincinin artırılması ve L2 dilbilgisel yapıların içselleştirmelerine yardımcı olunması için ürettikleri chunks tümcelerdeki dilbilgisel kuralların tümevarımsal yöntemlerle sistematik olarak araştırılması gerekmektedir. Bununla birlikte L2 öğrencisine verilecek erek dilin dilbilgisi kuralları ile girdinin, aşırı gelenekçi olmamakla birlikte, doğal edinim sıralaması gözetilerek öğretilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.

AlmancaDil edinimiDurum ekleri+2
Mehmet Halit Atli
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Form und motivik der ökologischen dystopien am beispiel von Helene Bukowskis "Milchzähne" und Oya Baydars "Köpekli Çocuklar Gecesi"

Bu çalışma, ekolojik distopyaların edebi biçim ve motiflerini Helene Bukowski'nin Milchzähne ve Oya Baydar'ın Köpekli Çocuklar Gecesi eserlerine odaklanarak incelemektedir. Tezin amacı, bu distopik romanların yaratıcı unsurlarını çözümleyerek ekolojik problemleri yansıtmadaki etkisini araştırmaktır. Çalışma, bu ekolojik distopyaların edebi biçim ve motiflerini yalnızca sanatsal bir ifade aracı olarak ele almamakta, bunun yanı sıra çevresel felaketin acil sorunları hakkında düşünmek için eleştirel bir alan olarak nasıl işlev gördüğünü göstermektedir. Aynı zamanda, Alman ve Türk eserlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesiyle edebi hareketin kültürel çeşitliliği de ortaya konmaktadır. Sonuç olarak bu araştırma, farklı yazarların karanlık ve distopik bir gelecek tasvir etmek için kullandıkları yaratıcı yöntemler ile ilgili bilgileri genişletmeyi hedeflemektedir. Bu çalışmanın bulguları yalnız edebi tasarımın çeşitliliğinin anlaşılmasını sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda çevresel kaygıların edebiyatı ortaya çıkarmadaki rolünün kabul ve takdir edilmesine de ilham veriyor. Anahtar Kelimeler: Distopya, Ekolojik Distopya, Helene Bukowski, Milchzähne, Oya Baydar, Köpekli Çocuklar Gecesi

Çiğdem Fidan
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Das bild des kindes in der kinder-und jugendliteratur der exilzeit. Am beispiel von Erika Manns "Zehn jagen Mr.X"

Bu tez, Sürgün Edebiyatı dönemindeki çocuk imgesi konusunu incelemektedir. Birçok yazar, NSDAP Partisinin baskıları nedeniyle vatanlarını terk etmek, sürgüne gitmek ve siyasi ve sosyal değişimler yaşanırken yabancı bir ortamda yaşamlarına devam etmek zorunda kalmışlardır. Bu özel durum, edebiyatta çocuk imgesine yeni bir bakış açısı geliştirmiştir. Çalışma, yazarların eserlerinde çocukları nasıl tasvir ettiklerini ve öykülerinde nasıl bir rol oynadıklarını incelemektedir. Çocuk karakterlerin çeşitliliği ve dünyayla olan ilişkileri daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sürgün edebiyatı bağlamında çocuk tasvirine ilişkin kapsamlı bir anlayış kazandırmak için edebi analizler yapılmıştır. Erika Mannın sürgünde yazılan ‚''Zehn jagen Mr. X'' adlı eseri çocuk imgesini çok hassas bir şekilde yansıttığı için, bu eser ele alınmıştır. Sadece çocuk imgesi ile ilgili gözlemler yapılmakla kalınmamış, aynı zamanda tarihsel arka planlar da dikkate alınmıştır. Bu çalışmanın sonuçları incelendiği dönem içerisindeki çocuk imgesinin daha iyi anlaşılmasına ve sürgün edebiyatı çalışmalarına katkı sağlayacaktır.

Hüseyin Derya Güngör
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimDE

Ein kontrastiver vergleich Deutscher und Türkischer stellenanzeigen unter berücksichtigung linguistischer und kultureller merkmale

Günümüzde küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ülkeler arasındaki etkileşimi yoğunlaştırmış ve kültürlerarası iletişim araştırmalarına ilgiyi artırmıştır. İş ilanları yalnızca işe alım sürecine ilişkin bilgileri aktarmakla kalmayıp, toplumların kültürel yapısını ve normlarını da yansıtmaktadır. Bu bağlamda Almanca ve Türkçe iş ilanları dilsel, yapısal ve kültürel yönleriyle analiz edilmiştir. İlanlar metin analizi ve karşılaştırmalı yöntemle nicel ve nitel açıdan incelenmiştir. Gansel'in prototipik makro yapısı, Brinker ve Eßer'in analiz modeli ile Hofstede'nin kültür boyutları temel alınmıştır. Veri seti, 2023 Eylül–2024 Şubat arasında yayımlanan 100'er internet ve 75'er gazete ilanı olmak üzere toplam 350 ilandan oluşmuştur. İnternet ilanları farklı sektörlerden seçilmiş, gazete ilanlarında sektörel sınırlama yapılmamıştır. Bulgular, Almanca ilanların Türkçe ilanlara kıyasla kelime sayısı, cümle uzunluğu ve içerik bakımından daha kapsamlı olduğunu göstermiştir. Almanca ilanlarda hem resmi hem samimi hitap biçimleri kullanılırken, Türkçe ilanlarda daha mesafeli bir dil tercih edilmiştir. Yapısal olarak Almanca ilanlar büyük ölçüde Gansel'in makro yapısına uymakta, Türkçe ilanlar çoğunlukla iş tanımı ve aday özellikleriyle sınırlı kalmaktadır. İçerik düzeyinde Almanca ilanlar maaş bilgisi, kariyer ve işveren markasına yer verirken, Türkçe ilanlarda bunun yerine iş yerine yakın ikamet etme ve askerliğini yapmış olma şartları çoğunlukla ortaya konmuştur. Hofstede'nin kültür boyutları yaklaşımına göre Almanca ilanlar düşük güç mesafesi, yüksek bireycilik ve uzun vadeli yönelim; Türkçe ilanlar yüksek güç mesafesi, kolektivizm ve kısa vadeli yönelim sergilemektedir. Almanca ilanlarda cinsiyet eşitliğini vurgulayan m/w/d yaygınken, Türkçe ilanlarda erkek aday tercihi ve yaş sınırı öne çıkmıştır. Sonuçlar, iki toplumun işe alım beklentilerinde kültürel değerlerin rolünü ortaya koyarak hem iş arayanlara hem işverenlere küresel bağlamda yol göstermektedir.

Suphi Solmaz
Akdeniz University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Effi Briest ve Zehra romanları örneğinde Alman ve Türk edebiyatında realist dönem kadın sorunsalı

Türk tarihi ve Alman tarihi boyunca, toplumların gelişiminde en önemli madde olarak kabul edilen kadın sorunsalının incelenip değerlendirilmesi, zaman içerisinde daha da önemli bir olgu haline gelmiştir.Bu çalışmanın araştırma sorunsalı, Türk ve Alman tarihinde 19. yy'da ele alarak belli çıkarımlar yapmak ve bu çıkarımları bugünün koşullarına uyarlayarak etkin bir klavuz gibi kullanmaktır. Bu bağlamda bu çalışmanın amaçlarını şu şekilde ifade etmek mümkündür:a) Kadın sorunsalı, neden asırlardır hiçbir değişim göstermeden, günümüze kadar artarak gelmiştir?b) Alman toplumunda ve Türk toplumunda 19.yy çerçevesinde kadına bakış açısı nasıldır ve kadın hangi kimliklerle var olmaktadır?Bu çerçevede yapılan çalışma sonucunda, statü ya da kimliksel farklılık taşımaksızın kadınların, geçmişten bugüne büyük bir eziliş ve farklı kategoriye konuş durumu ortaya çıkmaktadır. 19. yy'ın kadın hareketleri açısından en önemli dönüm noktalarından biri olduğu gerçeği göze çarpmaktadır. Alman toplumunda Fransız İhtilali'nin etkileri, Türk toplumunda ise dolaylı Avrupa'yı örnek alma ve özenme baskınlık göstermiş ve yenileşme hareketlerine, kadının tanımı başta olmak üzere, her alanda kadın hareketleri eşlik etmiştir. Bu yönüyle ele alındığında, kadın sorunsalı her zaman için değişime açık bir unsur olduğundan dolayı, çalışmanın önemi daha da fazla ortaya çıkmaktadır.

Alman edebiyatıEffi BriestFontane, Theodor+7
Selçuk Dönmez
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dil edinimi ve çeviriye etkileri

Dil bir kişinin hemen öğrenemeyeceği karmaşık bir bütündür. Dil tüm yaşama yayılan uzun bir süreçtir. Çeviri de baştan sona kadar dile ilgili bir işlemdir. Bu yüzden çeviride çoğu kez dilsel sorunlarla karşılaşılabilmektedir.Bu çalışmada birçok dil uzmanının dil hakkındaki görüşlerinden yola çıkılarak öncelikle ilk dil ve ikinci dilin ayrıntılı tanınmları yapılacaktır. Daha sonra ik dil ve ikinci dil edinim kuramları üzerinde durulacak ve kişilerin dil öğrenim ve edinim şekillerine açıklık getirilmeye çalışılacaktır.Ayrıca çevirinin tanımı yapılarak, geçmişten günümüze çevirinin gelişimi hakkında bilgi verilecek ve çeviride dilsel açıdan karşılaşılabilecek sorunlara değinilecek ve çözüm yolları gösterilmeye çalışılacaktır.

DilDil edinimiDil öğrenimi+2
Bilal Deniz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fantastik bir roman olarak "Havada Yürüyen"

Tezimizin inceleme konusu olan, Robert Schneider'in Havada Yürüyen isimli romanı, hayali bir şehir olan Jacobsroth'da dünyaya gelen Maudi Latuhr'un hayatını anlatır. Otuz yıllık süreci kapsayan romanda, Ren Bölgesi'nin sosyo-kültürel durumu ve toplumsal özelliklerine de genişçe yer verilir ve fantastik kişi ya da öğeler aracılığı ile bir anlığına da olsa gerçek dünyadan uzaklaştırılan okurun, hayal ve gerçeğin iç içe girdiği farklı dünyalara yolculuk yapmasına imkân sağlanır.Çalışmamızdaki başlıca amacımız, gerçek bir dekor üzerinde şekillendirilmiş olan Havada Yürüyen adlı romandaki fantastik unsurların tahlilini yapmak ve romanı, hak ettiği gibi fantastik roman türüne dâhil ederek incelemektir. İki bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde fantastik roman türüne dair kuramsal bir bakış açısı sağlamaya çalışarak, tam olarak bu amaca hizmet etmeyi hedefledik.Kuramsal açıdan bakıldığında dahi, oldukça karmaşık bir konu olan ve sınırları keskin hatlarla çerçevelenemeyen bir konu olan edebi tür olarak fantastiği, pratik anlamda bir eser çözümlemesinde kullandığımız çalışmamızda, temel olarak metne içkin ve okur odaklı eleştiri yöntemlerinden yararlandık. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve yazarın amacının iyi bir şekilde tespit edilebilmesi açısından, okur-eleştirmen gözüyle değerlendirdiğimiz çalışmamız, bu yönüyle, okurun okuma süresince gerçek ve hayal arasında sorgulamaya gitmesine ve eserin amacını saptamasına yardımcı olmuştur.

Avusturya edebiyatıAvusturya edebiyatıFantastik+3
Nevin Hur
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00