Atatürk University
Faculty

Faculty of Dentistry

Atatürk University

20

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lokal anestezi altında kemik retansiyonlu mandibular 20 yaş dişi çekimlerinde preventif IV ibuprofen infüzyonu ile ıv ibuprofen infüzyonu ve tek doz 2 farklı pregabalin dozununun kombinasyonunun postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı gömülü mandibular 20 yaş dişlerinin çekimi sonrasında oluşan ağrı üzerine preoperatif olarak uygulanan plasebo,İntravenöz İbuprofen, İntravenöz İbuprofen ile 75 mg Pregabalin ve İntravenöz İbuprofen ile 150 mg Pregabalin kombinasyonlarının etkilerini karşılaştırmaktır. Materyal ve Metod; 80 hasta tedavi gruplarına göre 4 gruba ayrıldı. 1.gruba işlemden 1 saat önce oral plasebo tablet ,2.gruba işlemden 30 dakika önce İntravenöz enfüzyon ile 400 mg IV İbuprofen,3. gruba işlemden 1 saat önce 75 mg Pregabalin oral tablet ve ek olarak 30 dakika İntravenöz enfüzyon ile 400 mg IV ibuprofen kombinasyonu ve 4. gruba işlemden 1 saat önce 150 mg Pregabalin oral tablet ve ek olarak 30 dakikalık İntravenöz enfüzyon ile 400 mg IV ibuprofen kombinasyonu ile tedavileri uygulandı. Ağrı değerleri VAS skalası kullanılarak postoperatif 6 gün süresince hasta tarafından kaydedildi. Trismus, ödem, toplam analjezik kullanımı, postoperatif ilk analjezik ihtiyaç süresi ve komplikasyonlar kaydedildi. Trismus ve ödem miktarındaki değişiklikler 2. ve 7. Gün kontrolünde değerlendirildi.Verilerin istatistiki analizinde SPSS for Windows kullanıldı. Bulgular; Intravenöz İbuprofen ile Pregabalin 150 mg kombinasyonu grubunda ilk 12 saatte VAS skorları diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha düşüktür. Postoperatif ilk analjezik ihtiyaç zamanını, İntravenöz ibuprofen +Pregabalin 75 mg grubu İntravenöz ibuprofen grubuna göre,İntravenöz ibuprofen +Pregabalin 150 mg grubunda İntravenöz ibuprofen ve plasebo grubuna göre daha geçtir. Gruplar arasında toplam postoperatif analjezik kullanım miktarında fark tespit edilmemiştir. İntrafen ve Plasebo grupları arasında ödem ve trismus oranlarının 2. ve 7. günlerdeki değişimlerinin oranları benzer olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir.Postoperatif ilk 6 günde İntravenöz ibuprofen+Pregabalin 150 mg grubunda ortalama VAS değerleri 3. gün (47 saat sonra) plasebo grubuna; 5.(99 saat sonra) ve 6.(123 saat sonra) günlerde plasebo ve İntravenöz ibuprofen+Pregabalin 75 mg grubuna göre anlamlı olarak daha düşüktür. Bu durum preventif etki olarak tespit edilmiştir. İntravenöz ibuprofen+Pregabalin 150 mg grubu ile İntravenöz ibuprofen+Pregabalin 75 mg grubu arasında pregabalin dozunun artması sonucu oluşan ilaca bağlı komplikasyonlarda artış görülmemiştir. Sonuçlar; İntravenöz ibuprofen ile pregabalin 150 mg kombinasyonu grubunda postoperatif ağrı skorları anlamlı olarak daha düşüktür. Anahtar Kelimeler :gömülü 20 yaş dişi çekimi, pregabalin, intravenöz ibuprofen, ağrı

AnaljeziAnaljeziklerAğrı+6
Alpin Değirmenci
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem iç düzensizliklerinin, ultrasonografik görüntüleme yöntemi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma; diş hekimliği alanında son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan ultrasonografik görüntüleme yönteminin, temporomandibular eklem iç düzensizliklerinin tanısındaki başarısını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne, temporomandibular eklem rahatsızlığı şikayeti ile başvuran ve klinikte temporomandibular eklem iç düzensizlik ön tanısı konulan 55 hastanın her iki ekleminin ultrasonografik ve manyetik rezonans görüntüleri alındı. Manyetik rezonans görüntüleme altın standart kabul edilerek, ultrasonografik görüntüleme yönteminin tanısal yeterliliği değerlendirildi. Bulgular: Manyetik rezonans görüntüleme altın standart kabul edilerek; ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında, ultrasonografik görüntüleme yönteminin temporomandibular eklem disk deplasmanlarını belirlemedeki duyarlılığı 0.83, özgüllüğü 0.78, tanısal doğruluğu ise 0.81 olarak bulunmuştur. Ultrasonografinin ağız kapalı pozisyonda iken temporomandibular eklem disk pozisyonunu belirlemedeki duyarlılığı 0.83, özgüllüğü 0.81 ve tanısal doğruluğu ise 0.81 olarak bulunmuştur. Ağız açık pozisyonda ise duyarlılığı 0.73, özgüllüğü 0.95 ve tanısal doğruluğu 0.93 olarak bulunmuştur. Sonuç: İnvaziv olmayan, tekrarlanabilen, dinamik görüntüler elde edilebilen ultrasonografik görüntüleme yöntemi, temporomandibular eklem disk deplasmanlarının değerlendirilmesinde başarılı bir görüntüleme yöntemidir. Anahtar kelimeler: Temporomandibular eklem, Ultrasonografik görüntüleme, Manyetik rezonans görüntüleme, Redüksiyonlu disk deplasmanı, Redüksiyonsuz disk deplasmanı.

Manyetik rezonans görüntülemeTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları+1
Kader Azlağ Pekince
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahinin faringeal hava yolu ve uyku kalitesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Ortognatik Cerrahinin Faringeal Hava Yolu ve Uyku Kalitesi Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı bimaksiller ortognatik cerrahi sonrası uykudaki solunum fonksiyonu ve faringeal havayolu boyutlarındaki değişiklikleri belirlemektir. Materyal ve Metod: Hastalar, Le Fort I ilerletme ve bilateral sagittal split ramus geriletme osteotomisi cerrahilerinin eşzamanlı uygulanarak sınıf III iskeletsel ilişkileri düzeltilen 28 hastadan (17 kadın, 11 erkek) oluşmaktadır. Cerrahi öncesi (T1) ve cerrahiden sonraki 6-12. aylar arasında (T2) alınan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile faringeal hacim, minimum aksiyel alan, doğrusal uzunluk ve hyoid pozisyonu ölçümleri çalışıldı. Tüm KIBT verileri Dolphin 11.8 yazılımı ile incelendi. Tam polisomnografi sistemi kullanılarak apne-hipopne indeksi (AHİ) ve diğer solunum parametreleri ölçüldü. Parametreler arası korelasyon analizi yapıldı. Bulgular: Cinsiyet grupları arasında T1 ve T2 zamanlarındaki iskeletsel, faringeal boyut ve polisomnografik değişim farkları anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Fakat grup içi düzeyde, kadın ve toplam hasta gruplarında retrolingual hacim azalmış ve erkek ve toplam hasta gruplarında nazofaringeal hacim artmıştır. Retropalatal hacim sadece erkeklerde anlamlı derecede düşmüştür. Orofaringeal hacim tüm gruplarda azalmış ve total faringeal hacim sadece toplam hasta grudunda azalmıştır (p<0,05). Tüm minimum aksiyel alan parametreleri, tüm gruplarda daralma göstermiştir (p<0,05). Hyoid kemik kadın ve toplam hasta gruplarında infero-posterior yönde konum değiştirmiştir (p<0,05). Antero-posterior doğrusal ölçümler (AP) PNS düzeyinde tüm gruplarda artmış, kalan tüm AP ölçümleri kadın ve toplam hasta gruplarında azalmıştır (p<0,05). Lateral doğrusal ölçümler (LAT) PNS düzeyinde erkek ve toplam hasta gruplarında anlamlı derecede artmış, dil tabanı düzeyindeki LAT ölçümü kadınlarda ve toplam hasta gruplarında azalmış, uvula ucu düzeyindeki LAT ölçümü sadece toplam hasta grubunda azalma göstermiştir (p<0,05). %3'lük oksijen desaturasyon indeksi (ODİ) sadece erkek hasta grubunda artmış, %4'lük ODİ ise sadece toplam hasta grubunda artmıştır (p<0,05). İskeletsel değişimler faringeal havayolu değişimleri ile korelasyon göstermiştir havayolu değişimleri ile polisomnografik parametreler arasında korelasyon bulunmamıştır. Sonuç: Bimaksiller ortognatik cerrahi faringeal havayolu değişimlerini anlamlı derecede etkilemiş fakat obstrüktif uyku apnesi sendromu için kritik belirleyici parametre olan AHİ'de anlamlı bir artışa neden olmamıştır. Erkeklerde %3 düzeyindeki ODİ, toplam hasta grubunda %4 düzeyindeki ODİ, azalmış havayolu boyutlarından etkilenmiştir. Faringeal havayolundaki değişiklerde cinsiyet farklılıklarının da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bilgisayar yazılımlarıCerrahiFarenks+4
Tahsin Tepecik
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf II anomalili bireylerde aktivatör veya headgear tedavisinin etkilerinin uzun dönem sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, aktivatör veya headgear apareyi ile tedavi edilmiş bireylerdeki tedavi sonuçlarının uzun dönemde incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda çalışma grubuna aktivatör (19 birey) veya headgear (22 birey) ile tedaviyi takiben sabit tedavi uygulanmış 41 Sınıf II hasta (17 erkek, 24 kız), kontrol grubuna tedavi edilmemiş 82 Sınıf II hasta (30 erkek, 52 kız) dahil edilmiştir. Çalışma grubundan tedavi öncesi (T0), sabit tedavi sonrası (T1), uzun dönemde (T2) ortodontik modeller ve lateral sefalometrik filmler alınmıştır. Cross-sectional olarak oluşturulan kontrol grubunun ise sadece lateral sefalometrik filmlerinden yararlanılmıştır. Bulgular: SNA açısındaki azalma (p<0.05) headgear grubunda, ANB açısındaki azalma (p<0.05) ile SNB açısındaki artış (p<0.05) ise aktivatör grubunda daha belirgin olarak gerçekleşmiştir. Uzun dönemde bu parametreler yönüyle gruplar arasında farklılık gözlenmemiştir. N-Me, headgear tedavisi ile daha fazla artmış (p<0.01); bu artış uzun dönemde de devam etmiştir. Go-Gn boyutu (p<0.001) hem tedavi ile hem de uzun dönemde aktivatör ile daha fazla artış göstermiştir. Overjet (p<0.05) tedaviyle birlikte aktivatörde daha fazla azalmış, uzun dönemde apareyler arasında farklılık gözlenmemiştir. Uzun dönemde, Si-B' boyutu (p<0.05) headgear ile; alt ark boyut sapması (p<0.05) ise aktivatör ile daha çok artmıştır. Sonuçlar: Headgear apareyinin üst çene ve dik yön üzerinde, aktivatör apareyinin ise alt çene üzerinde daha etkili olduğu görülmüştür. Go-Gn boyutundaki artışın aktivatör grubunda daha fazla olduğu; ancak nihai Go-Gn boyutunun headgear grubuyla hemen hemen aynı olduğu görülmüştür. Her iki apareyin de overjeti önemli oranda azalttığı ancak uzun dönemde bir miktar relaps olduğu gözlenmiştir.

Dental artikülatörlerDental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf II+4
Taner Topal
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular korpus kırıklarının cerrahi tedavisinde uygulanan çeşitli fiksasyon metodlarının stabilizasyon üzerine etkilerinin in vitro olarak karşılaştırılması

Amaç: Maksillofasiyal bölgede mandibula korpus bölgesi en sık travmaya maruz kalan alanlardan biridir. Çalışmamızın amacı, mandibula korpus kırıklarında 4 farklı fiksasyon metodunun biyomekanik olarak karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metot: 24 adet taze koyun hemimandibulası kullanılan çalışmamızda, basit mandibular korpus kırığı oluşturularak, 4 gruba ayrıldı. Çalışmadaki bütün gruplarda dört delikli 2.00 mm miniplak sistemleri kullanıldı ve her bir grub 6 hemimandibuladan oluşmaktadır. İlk grup nötral bölgede bir miniplak, ikinci grup gerilme ve sıkışma bölgelerinde iki miniplak, üçüncü grup gerilme bölgelerinde (dişli alanda) arch bar ve nötral bölgede bir mini plak, dördüncü grup, gerilme bölgesinde (dişli alanında) fiber splint ve nötral bölgede bir miniplak içeriyordu. Tüm gruplarda miniplaklar Champy'nin tarif ettiği osteosentez hatlarına yerleştirildi. Daha sonra tüm hemimandibulalar, fiksasyon materyalleri kalıcı deformasyon gösterene kadar servohidrolik test cihazında vertikal yüke maruz bırakıldı. Veriler "BlueHill 2" yazılımıyla değerlendirildi. Bulgular: Maksimum kuvvet açısından bakıldığında, tek miniplak fiber splint ve çift miniplak grubu arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bununla birlikte tek miniplak fiber splint ve tek miniplak arch bar grupları arasında da maksimum kuvvet yönünden istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Diğer tüm gruplar arasında maksimum kuvvet açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Maksimum deplasman değerleri açısından; tek miniplak fiber splint ve çift miniplak grubu arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlemlenmezken; diğer tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda tek miniplak grubunun fiksasyon stabilizasyonu açısından en düşük seviyede olduğu görülmüştür. Fiber splintin kırık fiksasyonunda arch bar yerine alternatif olabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte çift miniplak kullanımının dezavantajlı olduğu durumlarda tek plak fiber splintle desteklenerek kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Mandibula Korpus Kırıkları, Fiksasyon Sistemleri, Stabilit

CerrahiCerrahi-oralFiksasyon+3
Mehmet Zahit Baş
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı pulpa kaplama materyallerinin insan dental pulpa kök hücreleri üzerindeki toplam antioksidan - oksidan seviyelerinin ve gen ekspresyon analizlerinin değerlendirilmesi

Farklı Pulpa Kaplama Materyallerinin İnsan Dental Pulpa Kök Hücreleri Üzerindeki Toplam Antioksidan - Oksidan Seviyelerinin ve Gen Ekspresyon Analizlerinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmada, çeşitli pulpa kaplama materyallerinin (ProRoot@ MTA, BiodentineTM, Pulpine Mineral, Endo Repair ve ZnOEu) insan dental pulpa kök hücreleri üzerindeki etkilerinin TAS - TOS analizleri ve TGF-ß1, BMP-2, ALP, Bcl-2 biyobelirteçlerini ifade eden genlerdeki ekspresyon analizleri ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Amerikan Tipi Kültür Koleksiyonu'ndan dondurulmuş insan dental pulpa kök hücreleri kullanılmıştır. Filtre difüzyon testi, ISO standartlarına uygun şekilde uygulanmıştır. 24. ve 72. saatler sonunda; TAS-TOS biyokimyasal analizleri sonrasında gen ekspresyon değerleri qRT-PCR yöntemi kullanılarak ölçülmüştür (n=3). Ölçümler arasındaki bağımsız grup karşılaştırmalarında Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: İlk 24 saatte sadece ProRoot® MTA grubunun antioksidatif savunma mekanizması yüksek bulunmuştur. 24. ve 72. saatler arasında oksidatif strese karşı koruyuculuğun tüm gruplarda artmış olduğu ve en yüksek koruyuculuğun BiodentineTM ve Pulpine Mineral gruplarında; en zayıf koruyuculuğun ise ZnOEu grubunda olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Diğer materyallere kıyasla BiodentineTM ve Endo Repair materyallerinde TGF ß1, BMP-2 ve ALP gen ekspresyonlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). 24. ve 72. saatler arasında tüm grupların Bcl-2 ekspresyon değerlerinde azalma gerçekleştiği tespit edilmiştir. 72 saat sonunda kontrol grubuna kıyasla Endo Repair ve ProRoot® MTA gruplarında yüksek Bcl-2 gen ekspresyonu gözlemlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Elde edilen TAS ve TOS değerlerine göre tüm materyallerin pulpa kök hücreleri üzerinde antioksidan savunma mekanizmasını harekete geçirdiği belirlenmiştir. BiodentineTM ve Endo Repair gruplarının, biyouyumlulukları yanı sıra biyoaktivitelerinin de iyi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkalen Fosfataz, Biodentin, B Hücreli Lenfoma Geni-2, Çinko Oksit Öjenol, Hücre Kültürü, Kalsiyum Fosfat, Kemik Morfogenetik Faktör 2, Mineral Trioksit Agregat, Oksidatif Stres, Propolis, Transforme Edici Büyüme Faktörü Beta 1, Toplam Antioksidan Seviyesi, Toplam Oksidan Seviyesi.

Alkalen fosfatazAntioksidanlarDental pulpa+7
Seçkin Aksu
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of temporomandibular joint by clinical findings and dental volumetric tomography method in patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis and systemic lupus erythematosus

Aim: The purpose of this study is to investigate the temporomandibular joint by clinical and dental volumetric tomography findings in patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis, systemic lupus erythematosus, and control group, comparatively. Material and Method: Individuals with 50 rheumatic diseases and 50 control groups were included in the study. Subjective symptoms with clinical history, objective symptoms with clinical examination, changes in temporomandibular joint and temporomandibular joint movement with radiographic findings and dental volumetric tomography examinations were assessed. Results: In patients with rheumatoid arthritis and systemic lupus erythematosus, subjective symptoms were found to be higher than the control group except for ankylosing spondylitis patients. Objective symptoms, such as deviation, crepitation, pain in palpation of temporomandibular joints and chewing muscles were found higher than the control group except for ankylosing spondylitis patients. In the patient group, dental volumetric tomography findings such as sclerosis, erosion, subchondral cyst in the condyle head, flattening and sclerosis in the articular eminence were found higher than the control group. Conclusion: In the routine examination of patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis and systemic lupus erythematosus, temporomandibular joint involvement should not be overlooked. These patients, who have obvious complaints in temporomandibular joints and chewing muscles, are closely following rheumatologists during their illness but do not consult dentists regarding temporomandibular joint complaints. It is thought that consideration of temporomandibular joint involvement findings may facilitate early diagnosis and treatment of temporomandibular disorders.

ArthritisArthritis-rheumatoidLupus erythematosus-systemic+6
Selin Yeşiltepe
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi tedavisi tamamlanmış tek taraflı dudak damak yarığı hastalarında nazal havayolu hacminin ve nazal fonksiyonun değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı tek taraflı dudak damak yarığı bulunan bireyler ile yarığı bulunmayan iskeletsel sınıf III bireylerden oluşan kontrol grubu arasındaki, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi(KIBT) ile elde edilen nazal havayolu hacimleri ile rinomanometri ile elde edilen nazal direnç değerleri açısından farklılıkları değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Tek taraflı dudak damak yarığı (TTDDY) bulunan 16 birey (8 bayan, 8 erkek; ortalama yaş:15,7) çalışma grubuna dahil edilmiştir. Yarığı bulunmayan iskeletsel sınıf III deformiteye sahip 16 birey (8 bayan, 8 erkek; ortalama yaş:15,7) kontrol grubuna dahil edilmiştir. Bireylerin nazal havayolu hacimleri (toplam / yarık taraf / yarık olmayan taraf / kontrol / nazal pasaj) Dolphin 3D yazılımı ile hesaplanmıştır. Nazal direnç değerleri ise rinomanometri ile ölçülmüştür ve tüm sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma grubunun istatistiksel olarak daha yüksek toplam nazal havayolu hacmine sahip olduğu çalışma sonuçlarımızda görülmektedir.(p<0,05) Ayrıca, TTDDY bireylerin yarık tarafları ile yarık olmayan tarafları arasında; yarık tarafları ile kontrol grubu arasında ve yarık olmayan tarafları ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür.(p<0,05) Nazal pasaj hacmi açısından, TTDDY grubu bireyler, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek nazal pasaj hacmine sahiptir.(p<0,05) Diğer taraftan çalışma grubu, kontrol grubuna göre daha yüksek nazal direnç değerleri göstermiştir, ancak TTDDY bireylerin yarık tarafları ile yarık olmayan tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur. Sonuç: Çalışma sonuçlarımız; TTDDY bireylerin, iskeletsel sınıf III kontrol grubuna kıyasla, daha geniş nazal havayolu hacmine ve daha yüksek nazal dirence sahip olduklarını göstermektedir. Bu sonuçlar; tek taraflı dudak damak yarıklı bireylerin, dudak, damak ve alveoler yarık onarımları tamamlanmış olsa bile nazal havayolu ve nazal fonksiyon açılarından çeşitli problemlere sahip olduklarına işaret etmektedir.

Cerrahi-kulak-burun-boğazCerrahi-oralNazal kavite+6
Mert Ataol
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabet ve periodontitis oluşturulmuş ratlarda ileri glikasyon son ürünlerinin periodontal doku yıkımı üzerine etkileri ve vitamin C uygulamasının tedavi edici etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; deneysel periodontitis ve / veya diyabet oluşturulmuş ratlarda lokal vitamin C tedavisinin; doku AGE, IL-6, 8-OHdG, MMP-8; serum CTX seviyelerine; ve alveolar kemik kaybına etkilerini değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Hayvanlar eşit sayıda 5 deney grubuna ayrılmıştır: 1) Kontrol (K), 2) Deneysel Periodontitis (P), 3) Deneysel Diyabet (D), 4) Deneysel Diyabet - Deneysel Periodontitis (D+P), 5) Deneysel Diyabet - Deneysel Periodontitis - Lokal Vitamin C (D+P+LvitC). Periodontitis sağ mandibular 1. molar dişlere ligatür yerleştirilmesiyle, diyabet ise alloxan monohydrate enjeksiyonu ile oluşturuldu. Deney sonunda serum örnekleri elde edilerek CTX seviyesi incelendi. Gingival dokularda AGE, IL-6, 8-OHdG, MMP-8 immunohistokimyasal ve stereolojik olarak değerlendirildi. Alveolar kemik kaybı seviyeleri histolojik dilimler üzerinde yapılan ölçümler kullanılarak belirlendi. Bulgular: D+P+LvitC grubunda serum CTX seviyesinin D+P grubuna göre anlamlı derecede azaldığı belirlendi. D+P grubuna göre D+P+LvitC gubunda IL-6 ve MMP-8 pozitif hücre yoğunluğunun azaldığı ancak anlamlı olamadığı, 8-OHdG ve AGE pozitif hücre yoğunluğunun anlamlı derecede düştüğü tespit edildi. D+P grubunda da serum CTX miktarı ve gingival dokularda IL-6, MMP-8, 8-OHdG, AGE pozitif hücre yoğunluğunun kontrol grubuna göre anlamlı derecede arttığı gösterildi. Alveoler kemik kaybı ve ataşman kaybının tedavi grubu dışındaki gruplara göre D+P grubunda arttığı, tedavi grubunda da azaldığı görüldü. Sonuç: Deneysel periodontitis ve diyabet oluşturulmuş rat modelinde periodontal dokuda gözlenen enflamasyon, oksidatf stres ve AGE birikiminin tetiklediği doku yıkımı üzerine vit C uygulamasının iyileştirici etkilerinin bulunduğu ve vitamin C'nin glisemik kontrole yardımcı olabilmek için periodontitisin tedavisinde lokal olarak uygulanabilecek immünmodulatör ve antioksidan olabileceği sonucuna varıldı.

Askorbik asitDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+3
Ayşe Toraman
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pubertal büyüme atılımının farklı evrelerinde bulunan bireylerde hormonal değişimlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, el bilek radyografileri üzerinden belirlenen pubertal büyüme atılımının safhaları ile lateral sefalometrik radyografiler üzerinden belirlenen servikal vertebraların maturasyonel safhaları ile GH, IGF-I, IGFBP-3 hormonlarının serum miktarları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışmamıza kronolojik yaşları 9-16 aralığında olan 45 kız ve 45 erkek toplam 90 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Her bir bireyden el-bilek radyografileri, lateral sefalometrik radyografiler ve kan örnekleri aynı gün içerisinde alınmıştır. Pubertal büyüme atılımı evreleri, el-bilek radyografilerinde Grave-Brown yöntemi, lateral sefalometrik radyografilerde ise Hassel-Farman yöntemi kullanılarak belirlenirken, GH, IGF-I ve IGFBP-3' ün serum değerleri rutin biyokimyasal yöntemler kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 20.0 programı ile Spearman Rank Korelasyon Analizi, Kolmogorov-Smirnov testi, ANOVA, Kruskall-Wallis testi ya da Mann-Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: GH, IGF-I ve IGFBP-3' ün serum seviyelerindeki değişimler cinsiyetler arasında önemli farklılık göstermemiştir. Serum GH değerlerinin pubertal atılım safhalarına bağlı olarak önemli bir değişim göstermediği (0,05Anahtar Kelime: Büyüme = Growth ; Büyüme hormonu = Growth hormone ; Ergenlik = Puberty ; Hormonlar = Hormones ; İnsülin = Insulin ; İnsülin benzeri büyüme faktörü I = Insulin like growth factor I

BüyümeBüyüme hormonuErgenlik+3
Mehmet Uğurlu
Atatürk University
2017
00