
92
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Adölesanların fiziksel aktivite durumları ile egzersiz özyeterlilik düzeylerinin ve davranış aşamalarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırma adölesanların fiziksel aktivite düzeyleri ile egzersiz düzeylerinin ve egzersiz davranış aşamalarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Aralık 2015 - Ocak 2017 tarihleri arasında Muş Anadolu Lisesi'ndeki adölesanlarda gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı türde yapılan araştırmanın evrenini; Muş Anadolu Lisesi'nde öğretim gören 529 öğrenci oluşturmaktadır. Herhangi bir örnekleme yöntemine gidilmemiş olup araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 'Kişisel Bilgi Formu', 'Egzersiz Öz-etkililik Ölçeği, 'Egzersiz Değişim Aşaması Kısa Soru Formu' ve 'Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form) kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik ortalama, Kruskall Wallis, Shapiro Wilk ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan adölesanların %37.5'inin orta düzeyde aktif olduğu belirlenmiştir. Adölesanların %75.4'ünün ailesinde fiziksel aktivite yapılmadığı belirlenmiştir. Adölesanların büyük kısmının düşünme öncesi aşamada (hayır, egzersiz yapmıyorum ve 6 ay içinde düzenli olarak egzersiz yapmaya başlama niyetinde değilim beyanında bulunanlar) olduğu, sadece %35.6'sının (hareket: 18.80 + sürdürme: 16.80) istenilen düzeyde düzenli olarak fiziksel aktivite yaptığı belirlenmiştir. Adölesanların öz etkililik puan ortalamasının orta düzeyde (13.64±6.06) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Adölesanların hem egzersiz değişim aşamaları hem de fiziksel aktivite düzeyleri arttıkça özetkililik puan ortalamalarının yükseldiği saptanmıştır. Hemşirelerin fiziksel aktivitenin arttırılması konusunda okullarda yapacağı eğitimlerde, adölesanların özetkililiklerini arttırmaya çalışmalı aynı zamanda eğitimleri adölesanların içinde bulundukları davranış aşamalarına göre vermelidir.
Diz osteoartritli bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Erzurum ilindeki diz osteoartritli bireylerin yaşam kalitesi ile fonksiyonel durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Ağustos-Kasım 2015 tarihleri arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Geliştirme Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran 50 yaş üzerindeki diz osteoartrit tanısı konmuş bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçimine gidilmeyip çalışmaya katılmayı kabul eden 129 diz osteoartritli birey ile çalışma yürütülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ve hastalığa ilişkin özelliklerini belirlemek amacı ile literatür doğrultusunda oluşturulan soru formu ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22.00 istatistik paket programında frekans, yüzde, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunnet T3 Post Hoc testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışma sonucunda bireylerin fonksiyonel durumunu belirleyen Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru'nun Fonksiyon, Günlük Yaşam alt boyut puan ortalaması 46.61±16.17 ve Fonksiyon, Spor Ve Boş Zaman Değerlendirme Aktiviteleri alt boyut puan ortalaması 29.49±23.73 olarak bulunmuştur. Bireylerin Yaşam Kalitesi alt boyut puan ortalaması 34.15±18.11 bulunmuştur. Bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Sonuç: Bireylerde ağrının varlığı yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bireylerde fonksiyonel durum iyileştikçe yaşam kalitesi de yükselmektedir. Anahtar Kelimeler: Diz osteoartrit, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi
Hemşirelik öğrencilerinin kendini gerçekleştirme engelleri ile meslek seçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin kendini gerçekleştirme engelleri ile meslek seçimleri arasındaki ilişkiyi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, İlişkisel Tarama Modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören 1130 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden 824 öğrenci örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri ve Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği kullanılarak bahar döneminde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, ortalama, t testi, varyans analizi, Kruskal Wallis ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada hemşirelik öğrencilerinin yaş ortalamasının 20.17±1.68, %75.6'sının kız, %30.7'sinin 2.sınıf olduğu %58.9'unun şehir merkezinde yaşadığı, %97.7'sinin bekar, %49.3'ünün Anadolu lisesi mezunu olduğu, %46.2'sinin serbest zaman etkinliklerine izleyici olarak katıldığı ve %88.1'inin ailesinin sosyo-ekonomik düzeylerinin orta olduğu belirlenmiştir. Araştırmada, Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri toplam puan ortalamasının 95.22±38.94 olduğu ve Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği toplam puan ortalaması ise 97.66±25.66 olarak belirlenmiştir. Hemşirelikte Meslek Seçimi Ölçeği toplam puanı ile Kendini Gerçekleştirme Engellerini Tarama Envanteri toplam puanı ve güvenlik ihtiyacı, saygı ihtiyacı alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<0.05), fizyolojik ihtiyaç ve ait olma-sevgi ihtiyacı alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: Öğrencilerin kendini gerçekleştirme engelleri azaldıkça hemşirelikte meslek seçimi oranı artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, kendini gerçekleştirme, meslek seçimi, öğrenci
Dişi sıçanların over dokusunda deneysel olarak oluşturulmuş iskemi ve reperfüzyon modelinde zamana bağlı moleküler mekanizmaların seyrinin ve strüktürel değişikliklerin araştırılması
Bu çalışmanın amacı over torsiyonu oluşturulduktan sonra detorsiyone edilmiş sıçan overlerinde gelişen iskemi/reperfüzyon hasarının şiddetini, zamanla olan değişimini ve inflamatuar sitokinlerle bağlantısını, histopatolojik, elektron mikroskobik, biyokimyasal ve moleküler düzeyde incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışmada 12 haftalık 78 adet Wistar albino cinsi dişi sıçan kullanıldı. Tüm hayvanlar her grupta 6 adet hayvan bulunan 13 gruba ayrıldı. Deney grupları sham, iskemi (I) ve iskemi/reperfüzyon (I/R) grupları olarak ayrıldı. İskemi grupları 30 dk (I/30), 60 dk (I/60), 90 dk (I/90), 120 dk (I/120), 150 dk (I/150) ve 180 dk (I/180) iskemi sürelerinden oluşturuldu. İskemi/reperfüzyon gruplarında ise 180 dk iskemi yapılan tüm hayvanlara sırasıyla 30 dk (IR/30), 60 dk (IR/60), 90 dk (IR/90), 120 dk (IR/120), 150 dk (IR/150) ve 180 dk (IR/180) reperfüzyon uygulandı. Deney sonunda elde edilen ovaryum doku örnekleri ışık mikroskobik, elektron mikroskobik, biyokimyasal ve moleküler yöntemlerle incelendi. Bulgular: Ovaryum doku örneklerinin ışık mikroskobik incelenmesinde I/90, I/180, IR/60 ve IR/90 gruplarında yoğun hemoraji ve vasküler konjesyon izlendi. İmmünohistokimyasal değerlendirmede I/180, IR/60 ve IR/90 gruplarında şiddetli immünreaktivite gözlendi. IL-1β, IL-6,TNF-α, NF-κB ve iNOS ekspresyonlarının kontrol grubuna göre I/180, IR/30, IR/60 gruplarında anlamlı derecede arttığı gözlenirken, eNOS ekspresyonlarının I/120, I/150, I/180 gruplarında anlamlı derecede azaldığı görüldü. Ultrastrüktürel incelemelerde ise I/120 ve IR/150 gruplarında bazal membranda kalınlaşmalar, I/150 ve IR/90 gruplarında da endotel hücrelerinde değişimler tespit edildi. Sonuç: Çalışmanın sonuçları ovaryum dokusunun iskemi ve reperfüzyon süreçlerinden anlamlı derecede etkilendiğini göstermektedir. Özellikle I/90, I/120, I/150, I/180 gruplarında doku hasarı iskemi süresine bağlı şiddetle artarken, IR/180, IR/150 ve IR/120 gruplarında ise oluşan hasarın diğer gruplarla kıyaslandığında ileri derecede azaldığı görüldü.
Tip 2 diyabetli hastaların sağlık inancı, hastalık tutumları ve metabolik kontrolün değerlendirilmesi
Tip 2 Diyabetli Hastaların Sağlık İnancı, Hastalık Tutumları ve Metabolik Kontrolün Değerlendirilmesi Amaç: Tip 2 Diyabetli hastaların sağlık inancı, hastalık tutumları ve metabolik kontrolünü belirlemek ve bu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı türde olan araştırma Temmuz 2014- Ocak 2017 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma örneklemini araştırmaya alınma kriterlerine uyan 271 Tip 2 diyabet hastası oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Metabolik Kontrol Sonuçları, SİMÖ ve DTÖ kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, student t testi, Kruskal-Wallis testi, Mann-Whitney testi ve Pearson Correlations ile yapıldı. Bulgular: Diyabetli hastaların algılanan ciddiyet, algılanan yararlar, sağlıkla ilgili aktiviteler alt boyutlarında ve toplam sağlık inancında pozitif sağlık inancına, algılanan duyarlılık ve algılanan engeller alt boyutlarında ise negatif sağlık inancına sahip oldukları tespit edildi. Diyabetli hastaların tutum puanları incelendiğinde; hastaların en yüksek puan ortalamasını diyabetin ciddiyeti alt boyutundan (3.07±0.70) aldığı, en düşük puan ortalamasını ise özel eğitim gereksinimi alt boyutundan (1.41±0.22) aldığı görüldü. Hastaların sadece diyabetin ciddiyeti alt boyutunda pozitif tutuma, diğer alt boyutlarda ise negatif tutuma sahip oldukları saptandı. Hastaların kalça çevresi ortalaması ile SİMÖ toplam puanları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların DTÖ toplam puan ortalamaları ile trigliserit düzeyi ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Diyabetlilerin algılanan duyarlılık hariç diğer sağlık inaçları alt boyut ve toplam puan ortalamaları ile diyabet tutumları puan ortalamaları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.001). Sonuç: Araştırmada Tip 2 diyabetli hastaların genel olarak sağlık inancı pozitif, diyabet tutumları ise negatif olarak değerlendirildi. Hastaların sağlık inancı ve diyabet tutumlarının bazı metabolik kontrol değişkenlerini (HDL, kalça çevresi, trigliserit) etkilediği belirlendi. Hastaların sağlık inançları ile diyabet tutumları arasında genel olarak negatif ilişki olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, metabolik kontrol, sağlık inancı, tip 2 diyabetes mellitus, tutum.
Erzurum spor lisesi ile Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin fiziksel uygunluklarının EUROFIT ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışma, Erzurum Spor Lisesi ile Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin fiziksel uygunluklarını EUROFIT test bataryası sonuçlarına göre belirleyip fiziksel farklılıkları ortaya koymak amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Araştırmaya her iki lisenin 9., 10. ve 11. sınıflarında öğrenim gören 240 erkek öğrenci katıldı. Öğrencilerin yaş, boy, ağırlık ve deri kıvrım kalınlıkları (dkk) tespit edilerek Eurofit testleri uygulandı, elde edilen verilerin analizinde t-testi (Independent samples t-test) kullanıldı ve veriler (p<0.05) anlamlılık düzeyinde karşılaştırıldı. Bulgular: Grupların 9., 10. ve 11. sınıflarında yaş, boy ve ağırlık değerlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilemedi. Deri kıvrım kalınlıkları değerlerinin karşılaştırılmasında 9. sınıflarda biceps, triceps, suprailiac ve baldır dkk ölçümlerinde anlamlı farklılıklar görülürken, scapula dkk ölçümlerinde anlamlı farklılık tespit edilemedi. 10. ve 11. sınıflarda ise biceps, triceps, scapula, suprailiac ve baldır dkk ölçümlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilemedi. Eurofit testlerinden disklere dokunma testinde 11. sınıflarda anlamlı farklılık görülürken, 9. ve 10. sınıflarda anlamlı farklılık tespit edilemedi. El kavrama kuvveti testinde 10. sınıflarda anlamlı farklılık görülürken, 9. ve 11. sınıflarda anlamlı farklılık tespit edilemedi. Flamingo denge, otur-uzan, durarak uzun atlama, mekik çekme, bükülü kolla asılma ve 10x5 m mekik koşu testlerinde 9., 10. ve 11. sınıflarda anlamlı farklılıklar tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda Spor Lisesi öğrencilerinin EUROFIT test bataryası sonuçlarının Meslek Lisesi öğrencilerine oranla daha iyi olmaları beklenen bir sonuçtu. Ancak istatistiki açıdan anlamlı farklılıklara rağmen gruplar arasındaki değerlerin birbirine yakın olması dikkat çekici bir durumdur. Neticede ülkemizdeki spor liselerinin gerek öğrenci alımları ve gerekse eğitim programlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği çalışmamız adına önemli bir sonuçtur. Anahtar Kelimeler: Eurofit, Fiziksel Uygunluk, Spor, Spor Lisesi
Gastroenteroloji kliniğinde ERCP (Endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi) uygulanacak hastalara bilgi vermenin anksiyete düzeyine etkisi
Gastroenteroloji Kliniğinde ERCP (Endoskopik Retrograd Kolanjio Pankreatografi) Uygulanacak Hastalara Bilgi Vermenin Anksiyete Düzeyine Etkisi Amaç: ERCP uygulanacak hastalara bilgi vermenin anksiyete düzeyi üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırma ön test son test yarı deneme modeli ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın verileri Ocak 2015-Nisan 2015 tarihleri arasında Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Gastroenteroloji Kliniğine yatırılan ve ERCP olması planlanan 132 hastada toplandı. 132 hastanın 66'sı deney grubunu 66'sı ise kontrol grubunu oluşturdu. Araştırmaya 18 yaş üstü olanlar, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayanlar ve daha önce ERCP deneyimi olmamış hastalar katıldı. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hastaların sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik oluşturulan Soru Formu ve anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla Durumluluk Anksiyete Ölçeği (STAI TX-I) kullanıldı. Elde edilen veriler yüzdelik, ortalama, varyans, t testi, eşleştirilmiş t testi, ki kare testi, fisher's kesin ki kare testi, korelasyon analizi ile analiz edilmiş olup bilgisayar ortamında SPSS 22.0 programı ile değerlendirildi. Etik ilkelere uyuldu. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol gruplarının kontrol değişkenleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Hasta gruplarının sosyo-demografik özelliklerine göre cinsiyet dışında durumluluk anksiyete ön test puan ortalamaları birbirine yakın olarak bulundu (p>0,05). Hasta gruplarının durumluluk anksiyete ön test ve son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ön test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farkın olmadığı, son test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ise deney grubunun anksiyete düzeyinin kontrol grubuna göre daha düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Kontrol ve deney grubu kendi içinde değerlendirildiğinde ise kontrol grubunun ön test ve son test anksiyete puan ortalaması arasında önemli bir farklılık olmadığı (p>0.05) ancak deney grubunun son test puan ortalamasının ön test puan ortalamasına göre daha düşük ve istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç: ERCP işlemi için deney grubunun kontrol grubuna göre durumluluk ve süreklilik anksiyete puan ortalamalarının düşük çıkması bilgi vermenin hastaları pozitif yönde etkilediği ve anksiyete düzeyini azalttığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Bilgi Verme, ERCP, Hemşirelik
Kalp yetmezliği hastalarında roper, logan ve tierney modeli'ne göre yapılandırılan bakımın hastaların bağımsızlık düzeylerine ve bakım algılarına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı kalp yetmezliği hastalarına Roper, Logan ve Tierney Hemşirelik Modeli'ne dayalı verilen hemşirelik bakımının hastaların bağımsızlık düzeylerine ve bakım algılarına etkisini belirlemektir. Materyal Metot: Nisan 2014-Şubat 2017 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın evrenini Tokat Devlet Hastanesi koroner yoğun bakım ünitesinde yatan kalp yetmezliği hastaları oluşturdu. 100 kişi olarak belirlenen örneklem ellişer kişilik iki gruba ayrıldı. Girişim grubundaki hastalara ünitede yattıkları ortalama 4.72±1.37 gün boyunca model eşliğinde hemşirelik bakımı verildi. Kontrol grubundaki hastalara (50 kişi) ünitede yattıkları ortalama 4.38±1.19 gün boyunca hastanede rutin uygulanan hemşirelik bakımı dışında herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Roper Logan Tierney Hemşirelik Modeli'ne Göre Hasta Tanılama Formu, Bakım Rehberi, Modifiye Barthel Indeksi ve Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Girişim ve kontrol grubundaki hastaların üniteye kabulünde bağımsızlık düzeyleri arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p=0.32). Hastaların üniteden taburculuklarındaki bağımsızlık düzeylerinin karşılaştırılmasında girişim ve kontrol grubu arasında (sırasıyla 88.84±13.58 puan, 78.54±16.64 puan) anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.001). Girişim ve kontrol grubundaki hastaların üniteden taburculuklarında uygulanan Bireyselleştirilmiş Bakım Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamalarının karşılaştırılmasında da ileri düzeyde anlamlı fark olduğu belirlendi (p=0.001). Girişim grubundaki hastalara model eşliğinde verilen bakımın sonuçlarına göre hastaların üniteye kabulllerinde ve taburculuklarında aldıkları hemşirelik tanılarında anlamlı azalma olduğu tespit edildi (p <0.05). Sonuç: Kalp yetmezliği hastalarına Roper, Logan ve Tierney Hemşirelik Modeli eşliğinde verilen hemşirelik bakımının hastaların bağımsızlık düzeylerini daha fazla arttırdığı, bakım algılarını ve hasta bakım sonuçlarını pozitif yönde etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Bireyselleştirilmiş Bakım Algısı, Hasta Bağımsızlığı, Hemşirelik Bakımı, Kalp Yetmezliği Hastaları, Roper-Logan-Tierney Hemşirelik Modeli
Albendazol'ün biyolojik ortamlarda miktar tayini için farklı analitik yöntemlerin geliştirilmesi ve geçerlilik testlerinin yapılması: Tavşanlara uygulanması ve farmokokinetik parametrelerin belirlenmesi
Amaç. Bu çalışmada, farmasötik preparatlarda albendazol miktarının tayini için UV-Görünür Bölge Spektrofometri ve LC-MS/MS yöntemlerinin geliştirilip geçerlilik testlerinin yapılması ayrıca albendazol (ABZ) ve metabolitlerinin [albendazol sülfoksit (ABZSO) ve albendazol sülfon (ABZSO2)] insan ve tavşan plazmasında belirlenmesi için bir LC-MS/MS yönteminin geliştirilip geçerlilik testlerinin yapılması amaçlanmaktadır. Geliştirilen yöntemlerin, uygulanabilir olduğunu göstermek için hem farmasötik prepatlarda hem de oral olarak albendazol verilen tavşan plazmalarında ABZ, ABZSO ve ABZSO2'nin miktar tayinleri gerçekleştirildi. Ayrıca tavşan çalışmasında farmakokinetik parametreler belirlendi. Materyal ve Metot. UV-Görünür Bölge Spektrofotometri Yönteminde 295.0 nm dalga boyunda gerçekleştirildi. LC-MS/MS yönteminde ise C18 kolon, izokratik elüsyon ve metanol:su'dan oluşan hareketli faz sistemi kullanıldı. Bulgular. UV-Görünür Bölge Spektrofometri yönteminin 2-20 µg/mL konsantrasyon aralığında doğrusal olduğu, bağıl hatanın %7'den bağıl standart sapmanın %0.9'dan küçük ve analitik geri kazanım değerinin ortalama %100.5 olduğu belirlendi. Standart çözeltiler, insan plazması ve tavşan plazması çalışmalarında LC-MS/MS yönteminin 5-1000 ng/mL konsantrasyon aralığında doğrusal olduğu ve yöntemin bağıl hatasının ortalama %6.0'dan ve bağıl standart sapmasının ortalama %0.9'dan küçük olduğu tespit edildi. Farmasötik preparatlarda analitik geri kazanım değerinin ortalama %100 ve plazmadan (insan ve tavşan) geri kazanım değerinin ortalama %99.5 olduğu belirlendi. Tavşana oral yoldan verilen Andazol Tablet ve Andazol Süspansiyonun konsantrasyon-zaman grafikleri türetildi ve farmakokinetik parametreler belirlendi. Sonuç. Geliştirilip geçerlilik testleri yapılan UV-VİS Spektrofometri ve LC-MS/MS yöntemlerinin hem farmasötik preparatlarda hem de plazma çalışmalarında başarıyla uygulanabilir olduğu yapılan çalışmayla gösterildi. Anahtar Kelimeler: Albendazol, Farmakokinetik, LC-MS/MS, Metabolit, UV-Görünür Bölge Spektrofotometri
Yumurta tavuğu rasyonlarına vitamin E ve selenyum ilavesinin kan ve yumurta antioksidan enzimler üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vitamin E (Vit-E ) ve organik selenyumun (OS) tek başına ve kombine (Vit-E+OS) olarak ilavesinin serum, yumurta akı (YA) ve yumurta sarısındaki (YS) Glutatyon peroksidaz (GSH-Px), katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD) aktiviteleri ile malondialdehit (MDA) düzeyleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmada, 24 haftalık yaşta 96 adet beyaz Lohman yumurta tavuğu, her biri altı alt gruptan olmak üzere eşit sayıda 4 gruba ayrıldı. Gruplar sırasıyla bazal yem (Kontrol), bazal yem + 250 mg / kg Vit-E (Deneme-I), bazal yem + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-II) ve bazal yem + 250 mg / kg Vit-E + 0,9 mg/ kg OS (Deneme-III) içeren rasyonlarla 12 hafta beslendi. Yem ve su ad libitum olarak sağlandı. Deneme sonunda, her gruptan alınan kan ve yumurta örneklerinde; GSH-Px, CAT, SOD enzimlerin aktiviteleri ve MDA düzeylerinin analizleri, Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalında yapıldı. Bulgular: Serum, yumurta sarısı ve yumurta akındaki enzim aktiviteleri deneme grupları, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, istatistiki olarak önemli derecede artarken (p<0.05), MDA düzeyinin istatistiki olarak önemli derecede azaldığı (p<0.05) belirlendi. Sonuç: Yumurta tavuğu rasyonlarına Vit-E ve OS ilavesinin antioksidan enzim aktivitelerini artırdığı ve MDA düzeyini düşürdüğü, bu nedenle rasyonlara OS ve Vit-E nin birlikte veya ayrı ayrı ilavesinin yararlı olacağı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antioksidan enzimler, kan, yumurta numuneleri