
368
Archived Theses
5
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Bir sosyal medya aracı olan Instagramda benlik inşası
Bireylerin yüz yüze inşa ettiği benlik sunumları günümüzde ivme kazanan teknolojik gelişmeler çerçevesinde kapsam değiştirmiş ve sosyal ağların ortaya çıkışı ile birlikte daha da önem kazanmıştır. Sosyal ağların sağladığı olanaklarla kişiler kendilerini başkalarına gösterme veyahut sunma imkânı bulurken aynı zamanda kendi içeriklerini de üretir hale gelmiştir. Bu üretilen içerikler ekseninde kendi benliklerini yeniden inşa eden kullanıcıların diğer kullanıcılara karşı neredeyse mükemmel benlikler sunma eğiliminde olduğu varsayılmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya platformlarında benlik inşası önem kazanmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de instagram kullanıcılarının instagram ve instagramda benlik inşası kavramına ilişkin görüş ve davranışlarını irdelemeyi amaçlarken aynı zamanda 18 yaş ve üstü nüfusun instagram kullanımı ve benlik ile ilgili görüşlerini belirlemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda instagramda benlik inşası, Goffman'ın benlik sunamı kuramı ve benlik sunumuyla ilgili diğer önemli kavramlar bağlamında ele alınmıştır. Araştırma betimsel düzeyde bir tarama çalışması niteliğinde olup ihtiyaç duyulan verileri toplamak amacıyla bireylere 22 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara göre instagram kullanıcısına günlük hayattaki benliklerinin yerine geçebilecek idealleştirdikleri yeni bir benlik olanağı sağlamakta ve benlik inşasında instagramın orta derecede bir rolünün olduğu tanımlanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benlik Sunumu, Sosyal Medya, Instagram, Goffman
Savaşta çocuk imgesinin sinema ve edebi eser bağlamında metinlerarası analizi: Çizgili pijamalı çocuk örneği
1933 yılında Almanya'da Adolf Hitler liderliğinde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi iktidara gelmiştir. Nazi ideolojisi devlet yönetimi olarak benimsenmiştir. Nazi Almanyası'nın benimsediği ideolojide Nazi karşıtı birey ve topluluklar özellikle de Yahudiler Almanya'nın gelişiminde ve ilerlemesinde bir sorun olarak görülmüştür. 1933 yılından sonra Almanya'da başlayan ve İkinci Dünya Savaşı süresince işgal edilen ülkelerde devam eden Yahudi politikası Yahudi soykırımına kadar ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Binlerce insan çeşitli yöntemlerle ölüme mahkûm edilmiştir. Yok etme girişimleri Nazi kamplarında toplanan Yahudiler üzerinde uygulanmıştır. Bu süreçten en çok etkilenenler ise savunmasız durumdaki çocuklar olmuştur. Bu tezde Nazi propagandasının Yahudi halkı üzerindeki baskıların katliam boyutuna ulaşmasının yazılı ve görsel metin olarak "Çizgili Pijamalı Çocuk" roman ve filmi üzerinden çocuk imgesinin nasıl işlendiği anlatılmıştır. Araştırmada kullanılan "Çizgili Pijamalı Çocuk" yazılı ve görsel metinleri ayrı ayrı söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Son olarak analizden elde edilen bulgulara göre roman ve filmin metinlerarasılığına yer verilmiştir.
Popüler kültür ekseninde dönüşen müzik programları: TRT örneği
Müzik doğduğu ilk andan itibaren, kültürel öğelerin ve toplumsal değişimlerin de etkisiyle pek çok safhadan geçerek bulunduğu konuma ulaşmıştır. Türkiye'de de müzik pek çok farklı kültürden etkilenerek dönüşüme uğramıştır. Özellikle devlet politikalarının da kültürel öğeler gibi müzik üzerinde dikkate değer bir etkisinin olduğunun ifade edilmesi önemlidir. Bu tez çalışması, Jean Baudrillard'ın medya teorileri bağlamında popüler kültürün etkisindeki TRT'de yayınlanan Türk sanat müziği programlarının analizini içermektedir. TRT'nin kuruluşundan günümüze kadar TRT'de yayınlanan Türk sanat müziği programlarına odaklanılan ve tarihsel süreçte yaşanan dinamikler çerçevesinde şekillenen programlar içerik analizi yöntemi ile ele alınarak irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Müzik, Medya, Baudrillard, TRT, Popüler Kültür
Carlos Saura'nın Carmen filminde yer alan flamenko dans sahnelerinin gösterge bilimsel analizi
Sinema, iletişim alanında önemli mesajları bünyesinde barındıran bir sanat dalıdır. Farklı konu ve türlere sahip olan sinema, üretildiği ve ait olduğu toplumların sosyal, politik, kültürel ve ekonomik dönüşümlerine bağlı olarak şekillenmekte ve mesajlarını söz konusu dinamikler bağlamında izleyiciye sunmaktadır. Bir filmin oluşum sürecinde sanat alanına da başvurulduğu ve filmlerde sahne sanatlarından birçoğunun kullanıldığı bilinmektedir. Dans da sinemada sıkça yer verilen ve her kültürde taşıdığı farklı simgesel anlamlarla bedensel bir dışavurum olarak ifade edilebilir. Dans figürleri birer gösterge olarak düşünülerek film analizi yapılmasını mümkün kılmaktadır. Flamenko pek çok duyguyu barındıran bir dans formudur. Flamenko dansçısı, etnik kökenlerden kaynaklanan acıları yansıtmaktadır. İspanyol sinemasının önde gelen yönetmenlerinden bir olan Carlos Saura da filmlerinde Flamenko dansını kullanmıştır. Sözden çok dansa yer veren filmleriyle, yaşadığı dönemin siyasi durumunu alegorik bir şekilde anlatmaktadır. Filmlerine yansıyan politik tavrı İspanyol sinemasına yeni bir soluk getirmiştir. Aşk hikâyelerini bile hazin bir son ile bitiren yönetmen, toplumsal mesajlar vermeyi de ihmal etmemiştir. Carlos Saura'nın 1983 yılı yapımı Carmen filmi farklı Flamenko dans formlarından oluşan sahneler içermektedir. Bu tez çalışmasında Roland Barthes'ın yaklaşımıyla Carmen filminin dans içeren sahnelerinin göstergebilimsel analizi yapılacaktır. Barthes dilin mekanik işlevini açığa çıkarmak istemiş ve bunu kitle kültürü üzerinden yapmıştır. Film çözümlemesinde, Barthes'ın bu yaklaşımı ve anlamlandırma yöntemi kullanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Flamenko, İspanyol Sineması, Carlos Saura, Göstergebilim, Carmen
"Oyunculuğun doğası" modeline göre bir oyunculuk çözümlemesi: Robert De Niro örneği
Sanatın varlığı, ilk insanlardan günümüze kadar sürmektedir. İlk insanlar, iletişim kurabilmek için mağara duvarlarına resimler çizmiştir. İlerleyen zamanda insanlığın gelişimiyle beraber sanatta da gelişmeler yaşanmıştır. Antik Yunan ve Roma döneminde sanata verilen önemin arttığı görülmektedir. Özellikle Antik Yunan ve Roma döneminde dram sanatı öne çıkmıştır. Diderot, Platon ve Aristoteles gibi isimler sanat, tiyatro ve oyunculukla ilgili çalışmalar yapmıştır. Bu dönemlerden başlayıp, Birinci Dünya Savaşı'na kadar tiyatroda kurgusal olaylar ve oyunculukta da abartılı, gerçeklikten uzak bir anlayış vardır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen ekonomik ve toplumsal yapının etkisiyle, Realizm akımı ortaya çıkmıştır. Bu akım, tiyatro ve oyunculuk üzerinde etkili olduğu kadar, diğer tüm sanat dallarında da etkili olmuştur. Realizm ile beraber sahnede gösterilen oyunların gerçekleri yansıtması gerektiği anlayışı öne çıkmıştır. Bu nedenle de abartılı ve taklitten ibaret olan oyunculuk anlayışı, yerini gerçekçi oyunculuk anlayışına bırakmaya başlamıştır. Gerçekçi oyunculuk anlayışı çerçevesinde, ilk oyunculuk sanatı ile ilgili kuramsal çalışma Konstantin Stanislavski tarafından yapılmıştır. Stanislavski'nin kuramsal çalışması daha sonra Lee Starsberg gibi isimleri etkilemiş ve farklı oyunculuk anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Oyunculuk sadece tiyatroda önemli olan bir unsur değildir. Sinemanın başlangıcından beri de oyunculuk, sinema için oldukça önemli bir etken olmuştur. Sinemada, seyirciye verilmek istenen duygu ve düşüncelerin aktarılmasında oyuncu en önemli unsurdur. Yurt dışına bakıldığında oyunculuk çözümlemesinin üzerinde çalışıldığı ancak, oyunculuk çözümlemesinin ülkemizde sadece Türk Sineması ve Türk oyuncularla sınırlı kalmış olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında, Robert De Niro'nun oyunculuğu, Stanislavski'nin "Sistem" ve Starsberg'in "Metot" oyunculuğu yöntemlerinden şekillenmiş olan "Oyunculuğun Doğası" modeline göre incelenecektir. Bu modelde yer alan beş alt başlığın, oyuncunun oyunculuğunda yer alıp almadığına bakılacaktır. Eğer bu beş alt başlık yer alıyorsa oyuncunun canlandırdığı karakterlerin inanılırlığının ve gerçekliğini sağlamadaki yerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu tezde, ilk bölümde oyunculuk sanatının tarihsel süreçleri anlatılacaktır. İkinci bölümde 20. Yüzyılda oyunculuk yöntemleri açıklanacaktır. Üçüncü ve son bölümde ise "Oyunculuğun Doğası" modeline göre Robert De Niro'nun teze konu olan sekiz filmindeki oyunculuğunun, seçilmiş sahneler üzerinden çözümlemesi yapılacaktır.
Bir polifonik etnografi denemesi: Dört kadın, dört oluş
İnsanlık tarihi boyunca yaratıcılık ile ilgili süreçler, yaratıcılığın motivasyon kaynakları, yaratıcılığı nelerin tetiklediği, insanların neden yaratıcı olmak istedikleri gibi sorular merak konusu olmuştur. Yaratıcılığın tanımlarına bakıldığında ise konu ile ilgili düşünen filozofların, bilim insanlarının, psikologların, sanatçıların ortak, tek bir tanım yapmak yerine yaratıcılığı çok çeşitli tanımlarla açıkladıkları görülmektedir. Bu durum yaratıcılık kavramını açıklarken farklı kuram ve modellerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu nedenle tez yazım sürecinde yöntem olarak tek bir yönteme ya da kurama bağlı kalmanın mümkün olmadığı göz önüne alınarak nitel araştırma yönteminin bu tez için uygun olduğu görülmüştür. Bu tez de Türkiye'nin farklı şehirlerine bağlı köylerde yaşayan ve hayatın kendilerine sunduğu sınırlı yaşam tarzını reddeden, yaşadıkları toplumun kendilerine dayattığı kalıpları yıkarak yaratıcılığı yaşamlarının bir parçası haline getirmekle kalmayıp bir özne olarak kendi değerini bilen dört kadının yaratıcılık serüveni üzerinden yaratıcılık kavramı ele alınmıştır. Bu aşamada kadınların yaratıcılık süreçlerini daha doğal ve özgürce anlatabilmeleri adına onlara kısaca kamera çekim teknikleri ve kamera kullanımı anlatılmış ve otoetnografik bir damardan kendilerinin yaratıcılık süreçlerini anlatan çekimler yapmaları istenmiştir. Araştırmacının da çekim sürecine dâhil olması ile bir polifonik etnografik film ortaya çıkmıştır. Bu film ve kadınlarla yapılan görüşmeler ışığında kadınların yaratım süreçleri mevcut yaratıcılık kuramları ile değerlendirilmiş ve kuramlarla özdeşlikleri ya da farklılıkları olup olmadığı incelenerek yaratıcılık süreci derinlikli bir biçimde anlamaya çalışılmıştır.
Sosyal medyada pazarlamanın hikâye anlatıcılığı üzerinden dönüşümü: Türkiye'de Instagram anneleri
Sosyal medyanın yaygın bir biçimde kullanılması ile tüketim kültüründe de bazı evrilmeler meydana gelmektedir. Geleneksel pazarlama ve satış teknikleri dijital dünyanın beklentisini karşılayacak şekilde yön değiştirmektedir. Sosyal medyada reklamların bir bölümü sosyal medyanın kanaat önderleri olan influencerlar tarafından yapılmaktadır. Influencerlar takip edildikleri kitle tarafından fikir ve görüşlerine önem verilen ve tavsiyelerine kulak verilen kişilerdir. Çünkü influencerlar markayı ve ürünü genellikle deneyimleyip, memnun kalarak tavsiye ettiklerini söylemektedirler. Çalışmanın konusu olan Instagram anneleri de birer influencerlardır ve günlük rutinlerini paylaşırken sıklıkla çocuklarının fotoğraflarına yer vererek çocuk sahibi olan takipçilerinin dikkatini çekmektedirler. Instagram anneleri hem kendileri hem çocukları için kullandıkları ürünlerinin tanıtımını yapmaktadırlar. Geleneksel hikâye anlatımının bugün biçim değiştirerek sosyal medyaya uyum sağladığını ve Instagram hikâyeleri kısmında Instagram annelerinin aslında bütün bir gününü hikâyeleştirerek anlattıklarını görmekteyiz. Çalışmada dönüşüme uğrayan tüketim alışkanlıkları incelenerek, dijital pazarlama stratejilerinin Instagram üzerinde nasıl ve ne sıklıkta kullanıldığının ortaya koyulduğunu, toplanan veriler aracılığıyla görmek amaçlanmaktadır. İçerik analizi yöntemi kullanılarak en çok takip edilen 10 adet Instagram annesinin 2021 yılının ocak ve şubat aylarında ve 2022 yılının ocak ve şubat aylarında toplam 4 aylık periyotta paylaştıkları tüm hikâyeler kategorize edilerek sayılmıştır. Tez sonucunda oluşturulan tablonun verileri incelenerek Instagram annelerinin belirtilen süre zarfında paylaştıkları tüm hikâyelerde ürün tanıtımına ne oranda yer verdiği iletilecektir.
Kıyamet sonrası filmlerinde devletin kıyametin gerçekleşmesindeki rolü ve kıyamet sonrası kurulan yeni toplumsal düzendeki varlığı
Bu tez çalışması, nasıl kurulduğu bilgisi tam olarak bilinmeyen ve birçok teori ile kuramlaştırılmaya çalışılan devlet kurumunun tarihsel olarak ortaya çıkışı ve gelişimi ile insanın bu kuruma doğumundan, ölümüne ve hatta ölümden sonra dahi bağlı kalmak zorunda olması durumunun nedenlerini Post-Apokaliptik (Kıyamet-Sonrası) film anlatıları üzerinden ve anlamlandırmayı hedeflemektedir. Post-Apokaliptik filmlerin hemen hepsinde farklı bir olay örgüsü ve metin olmasına rağmen tüm örnek filmlerde devletsiz kalmış insanların binlerce yılda geliştirerek evirdiği modern devletin yerini yıkımla beraber yine tarihsel gelişim sıralamasına uygun olarak ilkel, köleci ve hegemonyaya dayalı bir devlet örgütlenmesini nasıl kurmaya çalıştığı, Foucault'un bilgi/güç arasındaki kurduğu bağa dayalı söylem analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Kıyamet filmlerinde aslında kıyamete neden olan şeyin insan olarak görünür olan devlet kurumu olduğu, devletin yok oluşunun kıyamet olarak sunulduğu; kıyamete neden olan ve bunun sonucunda yok olan bu kurumun kıyamete neden olmasına rağmen sinema yapıtında yeniden kurulmak zorunda olan vazgeçilmez bir kurum olarak varlığını dayattığı sonucuna varılmıştır.
Kadına yönelik şiddet haberlerinin söylem analizi
Bu çalışmada yaşam tarzı nedeniyle bir kadına yönelik şiddet olayının internet haber sitelerindeki sunumu konu edinilmektedir. Türkiye'de internetteki haber sitelerinden dördünün örnek olayla ilgili haberleri, van Dijk'ın Eleştirel Söylem Analizi ile çözümlenmiştir. Kadına yönelik şiddetle ilgili haber oluştururken internet haber sitelerinin başlık, haber girişi ve haber metinleri ile görsel materyallerinde kimlik, cinsiyet, sözcük seçimi ve anlatım tarzı açısından yeterli hassasiyet ve özenin gösterilmediği, şiddeti uygulayanın adli makamlara verdiği ifadelerin ayrıntılı kullanılmasıyla şiddet olayının okuyucuya failin gözünden ve tek taraflı sunulduğu, ilgi çekmek için kullanılan klişe ifadelerin şiddet olayının değerini düşürdüğü, baskı gruplarının açıklamalarının yeterince ön plana çıkarılmadığı tespit edilmiştir. Genel olarak haber kurgulanmasında haber sitelerinin kadına şiddet haberine yönelik belli bir politika belirlemediği, kadına şiddet olayının çoğunlukla toplumsal sorun değil bireysel sorun olarak ele alındığı, haber ekibinin şiddete karşı kamuoyu oluşturmada medya gücünün etkisini yeterince değerlendirmediği görülmektedir.
Yazar, metin, okur sarmalında sinema ve müziğin alımlanması
Sinema ve müzik insanları hem duygulanıma hem de düşünmeye iten iki sanat dalıdır. Seslerin bir araya getirilip kompozisyon haline getirildiği süreçte müzik, armoni, ritm ve zamanı bir araya getirerek bir anlatım ortaya çıkarır. Bu bakıma hareketli imgeleri bir araya getirerek anlatım sunan sinema sanatı ile benzerlik gösterir. Tarihsel perspektiften sinema ve müziğin birlikteliğine baktığımızda bu iki sanatın biribirinden ayrılmaz bir birliktelik içinde oldukları söylenebilir. Bir filmdeki müziğin nasıl alımlandığı merak uyandıran bir konudur. İngiliz-Amerikan yönetmen Christopher Nolan filmlerinde izleyenlere görsel-işitsel bir dünya sunar. Çalışmanın merak konusu Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı meselesidir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher Nolan'ın Memento, Inception ve Dunkirk filmleri sinema severler tarafından alımlanmış ve yeni bir metin üretmişlerdir. İş birliği içinde bir yaratım süreci gerektirmesi, sinemanın benzeri olmayan bir sanat olduğunu akla getirir. Her sanat dalı gibi sinema da anlatılara odaklanır. Görsel-işitsel bir dünya sunan sinemada gördüğümüz ve duyduğumuz herşeyin bir anlamı olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu araştırmanın konusu, Christopher Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığıdır. Çalışmada, Christopher Nolan Memento, Inception ve Dunkirk filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı sorunu inşacı bir onotloji ve fenomenolojik bir metodolojiye yaslanarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi Alımlama Estetiği Kuramı'na bağlı olarak oturtulmuştur. Alımlama Estetiği Kuramı metnin anlamına ulaşmak adına okurdan yana bir tutum sergiler. Etkileşime dayalı bu süreçte metne ilişkin yapılan her okuma metnin yeniden üretimi anlamına gelmekte ve her okur kendi yaşantısına, deneyimlerine ve dil becerileriyle ilişkili olarak metni yorumlamaktadır. Kuşkusuz her izleyici için bu unsurlar farklı olacağından izleyiciler alımlamalar yaşayacaktır. Bu araştırma özellikle sinema anlatısında müziğin bu farklı yorumlardaki yerini ve gizilini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Araştırma referansını Christopher Nolan'ın sinemasından almaktadır. Yönetmenin filmografisinden söz konusu filmlerin nasıl alımlandığı, alımlamada müziğin filmin anlamlandırma sürecine nasıl dâhil olduğu alımlayıcılarının perspektifi eşliğinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher filmlerinin katılımcılar tarafından alımlandığı bir araştrıma tasarlanmış ve katılımcıların yaratıcı süreçte metni anlamlandırmalarını teşvik etmek üzere bu metinlerle ilgili yarı yapılandırılmış sorulardan yola çıkarak yeni bir metin üretmeleri istenmiştir. Araştırma sonunda araştırmaya katılan her katılımcının farklı deneyim ve birikim sahibi olmasından ötürü filmlerin müziklerini farklı biçimlerde alımladığı sonucuna ulaşılmıştır. İzleyici bir yazar edasıyla filmin anlamını yeniden yazarken bunu müzik dolayımıyla da yapmaktadır.
Edebiyat, tiyatro ve sinema arayüzünde uyarlama: Hamlet'in minör izdüşümleri
Bu çalışma sanatların birbirlerinden farklılaşan techneleriyle imgeleri nasıl kendi içkinlik düzlemlerinde yerliyurtlu ve yersizyurtsuz hale getirildiklerinin izini sürmektedir. Bu bağlamda, uyarlama etkinliğinin epistemolojik sınırlarını araştırarak, imgenin metinötesi yolculuğuna kuramsal bir bakışla yaklaşılmıştır. Bu çalışmanın uzlaşılarına göre uyarlama, her ne biçimde olursa olsun, imgeyi üretildiği mecradan bir diğerine taşımaktan daha fazlasıdır. Uyarlamayı yalnızca kaynak metne tam sadakat gösterilen bir etkinlik olarak ele alan bakış, uyarlayanın yaratıcılığını ve imgenin uyarlandığı yeni mecranın kendine özgü olanaklarını göz ardı etmektedir. Uyarlamaya olan bu geleneksel yaklaşım, hâlâ edebiyat, sinema ve tiyatro alanlarında varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmada uyarlama çalışmaları, postyapısalcı bir damardan beslenerek ele alınmıştır. Bu çalışmada; sanat ortaya çıktığından beri, mimetik ve diegetik düzeylerde yapılagelen uyarlama çalışmalarının, çağımızda bile bu kadar yaygın olması, imgelerin yeni anlamlandırma süreçlerine açık söyleşimsel yapısından kaynaklandığı savlanmaktadır. Bu araştırmanın temel sorunsalı, uyarlamanın imge katmanları ve yaratıcılık düzeyindeki işlevini Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin minör ve majör kavramları çerçevesindeki izdüşümlerini ortaya koymaktır. Kaynak metni uyarlanan metne hiyerarşik olarak üstün kılan bakışa karşı; yeni, yaratıcı ve özgün bir uyarlamanın imkânı ortaya konmak istenmiştir. Bu tezin amacı, imgelerin metinötesi süreçte uğradığı dönüşümün izini sürerek, yeni ve yaratıcı uyarlama çalışmalarına bir ilham sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, William Shakespeare'in Hamlet metninin uyarlamaları üzerinde imgelerin farklı izdüşümleri aranmıştır. İmgeler arası söyleşimin ve metinötesi yaklaşımın izleğinde, minör yaratımın imkânı üzerine fikirler ortaya konmuştur. Edebiyat, tiyatro ve sinema arayüzünde; insanlığın söylencelerine dayanarak var olan ve insana dair olanı yüzyıllardır taşıyan tragedyanın, çağdaş tür ve metinlere izdüşümü üzerinden söyleşimin yaratıcı boyutlarına yönelik düşünceler üretilmek istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uyarlama, Minör Edebiyat, Minör Sinema, William Shakespeare, Tragedya
Ölüm bilincine yönelik düşünceler bağlamında Macbeth'in sinemadaki izdüşümlerine ilişkin bir inceleme
İnsan, ölüme yazgılı bir varlıktır. Ölüm, yaşamın kendisi kadar nihaidir. İnsan yaşamında ölümün böylesine etkin bir konumunun olması, onun tüm eylemlerini etkileyerek, kimliğinin bir parçasını oluşturur. Var oluşun tam merkezinde yer alan bu olgu, yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı üzerine de bir sorgulamayı açık hale getirir. Yaşamın geçiciliği ve insanın sonluluğu, dünyada gerçekleştirilen eylemlerin bir anlamsızlığa dönüşmesine sebep olur. Her gün benzer eylemleri sürdüren, diğer insanlarla ortak anlamlar yaratmak için çabalayan bireyler kısır bir döngünün de içine hapsolur. Fakat tam da bu sorgulamanın ardından doğan bilinçle yaşamın anlamlı kılınması için bir adım atılma şansı yakalanır. Çünkü yaşamın geçiciliğinin farkında olarak yaşamak, dünyada bir anlam ortaya koymak için insana bir neden verir. Bunun aksi gerçekleştiğinde ve bir gerçeklik olan ölüm göz ardı edildiğinde, insanlar dünyada kalıcı bir anlam taşımayan dünyevi maddelerin izinde, varoluşlarını bir hiçliğe doğru sürüklerler. Böylece yaşamlarındaki sıradan, anlamsız eylemlerin izinden gitmeyi ve varoluşlarını haklı çıkarmayı başaramazlar. Oysaki yaşam geçici ve insan ölümlü olduğuna göre insan tam da yaşadığı yer ve zaman içerisinde eylemlerini anlamlı kılmanın ve yaşamı haklı çıkarmanın bir yolunu bulmalıdır. Ölüm bilincine sahip olmak bu anlamda önemlidir.Ölüm ile birlikte insan sınırlı olan var oluşunu etkin kılarak, ortaya kalıcı anlamlar çıkarmanın bir yolunu bulur. Kendini ancak ölümün bilincine vararak aşabilir. Buradan hareketle tez çalışmasında, öncelikli olarak, düşünce tarihi boyunca ölüm bilincine dair fikirler ortaya koymuş filozofların düşüncelerinden yararlanılmıştır. Bu düşüncelerin izinden gidilerek ilkin Shakespeare'in Macbeth tragedyası üzerinden ve sonrasında Macbeth'in film uyarlamaları üzerinden gidilerek ölüm bilincinin, varoluş üzerindeki önemi, detaylı bir şekilde incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Emir Kusturica sinemasında "Balkanlılık"
Bu çalışma, Balkanlar'dan çıkan ve dünyaca kabul görmüş, filmleri ile bir çok festivale katılmış ve ödüller almış olan Emir Kusturica'nın filmlerindeki "Balkanlılık" kavramını ve nasıl kullanıldığını ele almaktadır. Bu tez çalışmasında, temel olarak Emir Kusturica'nın dört filmi incelenmektedir. Bu filmler tarihsel sırasıyla: Time of the Gypsies (Çingeneler Zamanı) (1988) Underground (Yeraltı) (1995) – Life is a Miracle (Bir Mucizedir Yaşamak) (2004) ve On the Milky Road (Aşk ve Savaş) (2016) Filmlerin analizleri için A.J. Greimas'ın geliştirmiş olduğu Göstergebilimsel Dörtgen yöntemi kullanılmaktadır. Göstergebilimsel Dörtgen yöntemi kullanılarak ortaya çıkartılan karşıtlıklar, Kusturica'nın seçilen filmlerindeki Balkanlılık kavramının ve nasıl konumlandırıldığının anlaşılması için kullanılmaktadır. Böylece yorumlamaya el verişli olan analiz yöntemi ile yorumlamaya el verişli olan film ortamı incelenmektedir. Filmlerin analizleri yapılırken, uzun süreçler sonucunda, günümüze kadar evrilerek gelmiş olan "Balkanlılık" kavramının kendisine ve tarihine de değinilmektedir. Böylelikle, filmlerin analizleri için de temel olarak kullanılan Doğu-Batı karşıtlığının nasıl geliştiği ve evrildiği üzerinde durulmaktadır. Bu karşıtlıklar temel alınarakortaya konan bilgiler çerçevesinde incelenen filmlerden ve o filmlerden çıkan sonuçlarla, filmlerin derin yapıları oluşturulmaktadır.
TV'de kapitalist hegemonyanın yeniden üretimine bir örnek: "Bu Tarz Benim" yarışması
Tüketim arzusu ve yaşam tarzları bugün hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır ve artık bireyler toplumda kimliklerini tükettikleri nesneler ile göstermektedirler. Moda da kapitalist sistemin en önemli gösterenlerinden birisi olarak bireyin kimliğini oluşturmada kullandığı araçların başında gelir. Moda bugün kitle iletişim araçları ile yayılma imkânına kavuşurken en büyük desteğini televizyondan alır. Bu çalışmada, kapitalizmin sömürü araçlarının başında gelen kadın bedeni aracılığıyla "Bu Tarz Benim" yarışmasının tüketim kültürünü nasıl yeniden üreterek yaygınlaştırdığı gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın alan yazın kısmında kültür kavramından hareketle popüler kültür ve popüler kültüre kuramsal yaklaşımlar incelenmiştir. Daha sonra tüketim olgusundan hareketle üretim toplumundan tüketim toplumuna geçiş süreci ele alınmış ve postmodernist düşünürlerin görüşlerine yer verilmiştir. Tüketimin günümüz toplumunun en önemli kültür yayan aracı konumundaki televizyonla ilişkisi incelendikten sonra örnekleme konu olan "Bu Tarz Benim" yarışması tüketim toplumu bağlamında içerik ve eleştirel söylem analizi teknikleri ile incelenmiştir. Nihayetinde bir moda dolayısı ile de tüketim programı olan bu yarışma programının, sanıldığı gibi sadece bir yarışma programı olmadığı, aksine moda aracılığıyla hâkim ideolojinin öznesi konumuna getirilen yarışmacılar ile kapitalist hegemonyanın yeniden üretilip yerinin sağlamlaştırılmaya çalışıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Popüler Kültür, tüketim kültürü, yaşam tarzları, moda, yarışma programları.
Uluslararası medyada İsrail'in 2014 Gazze saldırısının temsili: CNN ve Al-Jazeera kanalları örneği
Bu tez çalışması 2014 yılındaki İsrail-Gazze çatışmasını incelemeyi amaçlamıştır. Bu düşünceden hareketle giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte, tez dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde uluslararası iletişim, kültür ve medya emperyalizmi hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca uluslararası iletişimdeki dengesizliklere işaret eden MacBride raporu üzerinde de durulmuştur. İkinci bölüm tezin kuramsal temelini oluşturmuştur. Bu bağlamda, Şarkiyatçılık kavramı açıklanmış ve "öteki" ile olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca medyada İslam temsillerinden de bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm, CNN ve Al Jazeera kanalları hakkında genel bilgiler verirken, uluslararası gelişmelerdeki tutumlarını da ortaya koymayı amaçlamıştır. Son bölüm İsrail-Filistin meselesinin tarihsel arka planı hakkında bilgiler vermeyi amaçlamakta ve eleştirel söylem analizi bağlamında bu iki kanalın İsrail-Gazze arasındaki çatışmaya yönelik haberlerini deşifre etmek eğilimindedir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası İletişim, Şarkiyatçılık, CNN, Al Jazeera
11 Eylül saldırıları ardından Hollywood filmlerinde "Doğu"nun temsili: Kara Şahin Düştü, Ölümcül Tuzak ve Operasyon Argo filmlerinin analizi
Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül Saldırıları sonrasında terör üzerine savaş adı altında bir politika başlatmıştır. Terör üzerine savaş adı altında birçok ülkeye ve mücadeleye girmiştir. Bu bağlamda kendi hegemonyasını ve ideolojisini oluşturmak için; politik söylemini kitle iletişim araçları üzerinden sürdürmüştür. Hollywood sineması bu kitle iletişim araçları içerisinde büyük bir önem arz ederek, politik söylemin, ideolojik ve hegemonik yapının oluşturulmasında etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışması, 2001 yılında gerçekleşen 11 Eylül Saldırıları sonrasında Hollywood Sineması'nın terörizme yönelik algı operasyonunu ideoloji ve hegemonya kuramsal çerçevesinde incelemektedir. 11 Eylül Saldırıları sonrası vizyona giren üç sinema filmi; Kara Şahin Düştü, Ölümcül Tuzak ve Argo adlı yapımlar, Van Dijk'in ideolojik söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, terörizm, 11 Eylül Saldırıları
Fotoğraf ve ideoloji: 17 Aralık süreciyle ilgili Türk yazılı basınında kullanılan fotoğrafların göstergebilimsel çözümlemesi
Günlük hayatımızda işaretler dünyasında yaşarız. Çevremizdeki şeyleri anlayabilmek için farklı göstergeleri çözümleme ve anlamlandırmamız zorunluluğu vardır. Gördüğümüz birçok gösterge bizlere kaynağın yaptığı kodlama ile belirli bir mesajı iletir. Bu noktada tüm bu göstergeleri yorumlayabilmemiz için göstergebilim devreye girer. Göstergebilim aracılığıyla medyanın kodlanmış anlamlar bombardımanına baktığımızda ideolojinin nasıl çalıştığını gerçek anlamıyla görebiliriz. Bu tezin odak noktası belirleyici ideolojinin günlük hayatımıza göstergeler vasıtası ile nasıl ulaştırıldığını ortaya koymaktır. Bu çalışma basın fotoğrafları ve anlam üretmek üzere yapılmış kodlamaları taşıyan görüntülerin basında nasıl kullanıldığı ile sınırlıdır. Tüm görsel mesajların ideolojik bir sistem içerisinde üretilip çeşitli basın organlarında dolaşıma sokulduğunu anlamamız gerekmektedir. Buradan üretilen anlamları içinde yaşadığımız sistemin değiştirilmesi için kullanmadığımız sürece gördüklerimizin fazla bir anlamı yoktur. Anahtar Kelimeler: Göstergebilim, ideoloji, basın fotoğrafı,
"Yeni" Türk sineması ve Deleuze felsefesi
Bu çalışmada 90 sonrası Türk sineması için Deleuzeyen bir prototip oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle, Gilles Deleuze'ün sinema görüşleri, felsefesi içerisinde yeniden değerlendirilmektedir. Felsefesindeki temel motiflerle, Sinema cildi, imge ve göstergelerine ayrıştırılarak detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bu incelemenin temel motivasyonunu, çift başlı bir eksik olarak gördüğümüz şu durum sağlamıştır: Ya Deleuze felsefesine dair çalışmalarda Sinema cildine yeteri kadar önem verilmemiştir ya da Sinema cildine dair çalışmalarda felsefesi arka plana itilmiştir. Söz konusu prototipi elde etmek için ayrı duran bu iki yaka bir araya getirilmektedir. Böylelikle, 90 sonrası Türk sinemasına dair artık bir ezber haline gelen "Yeni" niteliği, teorik ve pratik bir zemin üzerinde temsil bağlamında tartışmaya açılmaktadır. Bu zeminin pratik kısmı, dünya sinemasından 60 filmle örneklendirilmektedir. 90 sonrası Türk sinemasından seçilen 100 film de bu örneklemin devamı olarak görülebilir. Çalışmanın son bölümünde, 90 sonrası Türk sinemasının imge ve gösterge haritası çıkartılmaktadır. 90 sonrası Türk sinemasını imge ve göstergelerle yoklayarak, rizomatik bir film okuması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, "Yeni"yi Deleuze'le birlikte imgesel bağlamda düşünmenin sonucu olarak bir kavram önerisinde bulunmaktadır. Bu kavram olumsal imge olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma, içkin ve pratik bir ontolojiyi takip ederek imgeyle başlayıp yeni bir imge türüyle bitirilmektedir.
Prime Time'da yayınlanan yerli dizilerdeki kadın temsillerinin kadın izleyici üzerindeki etkisi
Televizyon; kültür ve gündelik yaşam ile ilişkili, toplumsal kültürü kimi zaman yeniden üreten, kimi zaman dönüştüren; ürettiği içerikler ile toplumun kültürel yapısını hem temsil eden, hem de eleştiren bir konumdadır. Yayınları ile gerçekleştirdiği ülkenin kültürünü yeniden üreten televizyon; bunu doğrudan değil, kurgusal hikâye anlatımları ile yapmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin televizyondaki temsili de, toplumun beklentilerini karşılamaya yönelik, mevcut değerler ve normların devamını destekler niteliktedir. Bunun sonucu olarak; Türk televizyonlarındaki kadın temsilleri, ataerkil toplumsal yapı kaynaklı eril bakış açısı ile sunulmakta; ancak bu sunum daha çok dolaylı yollardan yapılmakta ve beğeniye hitap eden kurgular içerisine yerleştirilerek gerçekleştirilmektedir. Bundan ötürü söz konusu içeriklerin toplum içerisindeki kadın izleyicilerin, bu rolleri, itiraza yönelmeden, memnun bir şekilde kabul etmesine hizmet ettiği söylenebilir. Çalışmanın amacı; Türk televizyonlarında prime time'da yayınlanan Türk dizilerinin kadın rollerine ne derecede ve hangi yönde etki ettiğini tespit etmektir. Alımlayıcı bağlamı oluşturan kadın izleyicilerin, tükettikleri bu içerikler aracılığıyla, mevcut toplumsal cinsiyet rollerini korumaya mı yoksa dönüştürmeye mi yöneldiklerinin tespitini yapmak amaçlanmış, bunun için nicel araştırma yöntemlerinden olan "anket" uygulaması yapılmış ve belirtilen yaş aralığında (30-45 yaş) yer alan kadın izleyicilere yöneltilen sorulara verilen cevaplar sonucunda elde edilen bulgular ile objektif veriler ortaya konarak, bu verilerin değerlendirme ve yorumlaması yapılmıştır. Türk televizyonlarında en çok izlenen zaman diliminde yayınlanan diziler arasından, en yüksek izlenme oranına sahip olmaları ve kadın temsillerinin çeşitliliği sebebiyle "Yasak Elma" ve "Sadakatsiz" dizileri ele alınarak, bu dizilerin kadın izleyicileri üzerinde araştırma yürütülmüştür. Ekme (Yetiştirme) Kuramı çerçevesinde, nicel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan çalışmanın neticesinde; kadın izleyicilerin, söz konusu dizilerdeki kadın temsillerinden, karakterler ile özdeşleşme, yakın ilişkiye girme, parasosyal iletişim kurmak suretiyle etkilendikleri; bu etkileşimin yönüne göre toplum içerisindeki konumlanmalarını tanımlayıp anlamlandırdıkları görülmüştür. Dolayısıyla; söz konusu dizilerin, temsil ettiği kadın rolleri ile toplumu ve kültürü hem yansıttığı hem dönüştürdüğü sonucuna varılmıştır.
Kültürel bellek ve sosyal medya ilişkisi
İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, yeni medya araçlarının ortaya çıkmasıyla daha da ivme kazanmıştır. İnternet ve yapay zekâ temelli akıllı teknolojiler iletişim pratiklerini de dönüştürmüştür. Sosyal medya bu süreçte gündelik hayatımızı etkileyen en önemli iletişim araçlarından biri hâline gelmiştir. İlk çıktığı dönemlerde yakın arkadaşlarla iletişim kurmak, anıları hatırlamak amacıyla kullanılan sosyal medya, her geçen gün eklenen yeniliklerle farklı işlevler kazanmaktadır. Daha önce geleneksel iletişim araçlarıyla kayıt altına alınan birçok şey bugün sosyal medyada kaydedilmektedir. Bu süreçte toplumların belleğini oluşturan en önemli unsurlardan kültürel bellek de artık sosyal medyada geniş yer bulmaktadır. Toplumların hayatında yer etmiş, iz bırakmış kişiler sosyal medyada anılmakta, önemli kültürel mekânlar, el sanatları, gelenekler, ninniler, türküler sosyal medya aracılığıyla kayıt altına alınmakta, hatırlanmakta ve hatırlatılmaktadır. Yapılan tez çalışmasında sosyal medya ve kültürel bellek arasındaki etkileşimi, kullanımlar ve doyumlar kuramı bağlamında ele almak amaçlanmıştır. Bu kapsamda sosyal medya ve kültürel bellek konuları kavramsal çerçevede ele alındıktan sonra ikisi arasındaki ilişki hesap kullanım örnekleriyle araştırılmıştır. Ayrıca nitel araştırma tekniklerinden biri olan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle sosyal medyanın kültürel bellek ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmaya göre sosyal medyann kültürel belleğe katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Böylelikle sosyal medya ve kültürel belleğin günümüz teknolojileri ile etkileşimi ortaya konularak bellek çalışmalarına katkı sağlamak hedeflenmiştir.
Yerel basının dijitalleşmesi ve değişen gazetecilik pratikleri: Gümüşhane örneği
Yerel basının dijital dönüşümüyle biçimlenen yeni habercilik süreçleri üzerine yürütülen bu çalışma söz konusu dönüşümün yerel basın üzerindeki yapısal ve işlevsel etkilerini, Gümüşhane ili odağında değişen gazetecilik pratikleri üzerinden çözümlemeyi hedeflemektedir. Araştırmada, geleneksel yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçişin yalnızca teknik bir araç değişimi olarak değil, haberin mutfağından okura ulaşmasına kadar tüm aşamaları belirleyen sosyolojik, ekonomik ve etik bir dönüşüm süreci olarak irdelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, Gümüşhane merkez ve ilçelerinde aktif olarak yayın faaliyetini sürdüren Kuşakkaya, Gümüşkoza, Gümüşhane Olay, Gümüşkent, Gündem, Şiran Gündem ve Gümüşhane Ekspres gazetelerinin temsilcileriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, Gümüşhane yerel basınında gazetecilik pratiklerinin sahadan masaya, anlam odaklılıktan veri odaklılığa ve okur ekseninden algoritma yapısına doğru yapısal bir kırılma yaşadığını ortaya koymaktadır. Dijitalleşme ve BİK kotalarının getirdiği yeni düzen, geleneksel yerel gazetecinin “fikir işçisi” rolünü “içerik işçiliği” yönünde yeniden yapılandırarak algoritmik gazeteciliğe dönüştürmüştür. Haber üretiminde WhatsApp grupları gibi ikincil kaynakların tercih edilmesindeki artış editoryal bağımsızlığı zayıflatırken, yapay zekâ kullanımı da yerel habercilik dilinin standartlaşması riskini berberinde getirmektedir. Diğer taraftan, dijital gazeteciliğe karşın geleneksel yayıncılığı sürdüren ve aralarında derin ekonomik krizlere rağmen şahsi varlıklarını elden çıkararak matbaa borçlarını ödeyen gazete sahiplerinin de olduğu Gümüşhane yerel basın temsilcilerinin anlatıları, yerel basının dijitalleşme baskısı altında bir yandan hayatta kalma mücadelesi verirken diğer yandan mesleki değerleri koruma direncini hâlâ sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar itibarıyla bu çalışma, taşra basınının dijital geleceğine yönelik çözüm önerileri sunarak ilgili literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Yeni medya çağında yerel basının ekonomi politiği: Antalya ili örneği
Yeni medya çağı iletişim endüstrisinde önemli değişimler meydana getirmiştir ve kitle iletişim araçları özel sermayenin de etkisiyle kamusal yarar mekanizmasından ziyade ticari kar güdüsüyle yönetilen bir yapıda varlığını sürdürmektedir. Yerel basın, yerel yönetimlerin denetimi, yerel sorun ve ihtiyaçların dile getirilerek çözüme kavuşmasında faaliyet gösterdiği bölgede önemli etkileri olan kitle iletişim araçlarıdır. Bununla birlikte yerel sermaye ile kurduğu ekonomi politik ilişki ile, yerel düzeyde siyasi ve ticari çıkar ilişkilerinin düzenlenmesinde de etkili olarak, özel sermaye elinde araçsal bir yapıda işlev görebilmektedir. Yerel basın bu dinamikler doğrultusunda önemli kitle iletişim araçlarıdır ve güçlü ve nitelikli yayıncılık yapabilen yerel basının etkisi demokrasinin sağlıklı çalışmasında kritik öneme sahiptir. Yeni medya çağı yerel basını hem olumlu hem de olumsuz düzeyde oldukça etkilemiş ve hem internet aracılığıyla sesini tüm dünyaya sunma kapılarını açmış hem de resmi ilan gelirleri dışında da kapsamlı reklam gelirleri elde edebilmesine olanak sağlamıştır. Tüm bu gelişmeler göz önüne alındığında yeni medya çağında yerel basının var olan sorunları değişmediği gibi farklı sorunları da birlikte getirmiştir. Gazete okuma ve satın alma oranlarının düşmesi, tirajların azalması, reklam bütçelerinin yeni medya ortamlarına kayması, ekonomik sorunlara bağlı olarak maliyetlerin artması, ilan gelirlerinin yetersiz gelmesi gibi yeni medya çağında belirginleşen sorunları vardır. Resmi ilan gelirlerine bağımlı halde ve özel sermayenin etkisiyle reklam verenler ile patronaj kıskacında muhalif yönü iyice baskılanan yerel basın, yeni medya çağının getirdiği dönüşümün de etkileriyle birlikte varlığını zor koşullar altında sürdürmektedir. Yerel basında resmi ilan hakkı olan yerel gazetelerin yeni medya çağında ekonomi politik bağlamda yerel düzeyde kurdukları ilişkileri anlayabilmek, yerel gazetelerin varlıklarını sürdürürken ekonomi politik bağlamda ne tür stratejiler ortaya koyduklarını incelemek ve yerel gazetelerin dijital çağda resmi ilan gelirleri dışında da gelir elde etmesinin önemini anlamak maksadıyla yapılan çalışmada, yerel gazetelere dair güncel bulgular elde edilmiştir. Antalya il örneğini baz alarak, kent merkezinde faaliyet gösteren resmi ilan alan yerel gazetelerin, imtiyaz sahipleri ve yazı işleri müdürleri ile yapılan derinlemesine görüşmeler betimsel analiz yöntemi ile incelenerek araştırma sorunsallarına yönelik veriler elde edilerek değerlendirilmiştir. Yeni medya çağında yerel gazetelerin sorunları, internet sonrası habercilik pratikleri, yapısal ve ekonomik değişimler, sosyal medya kullanımı ve gelir elde etme pratiği, ticari reklam ilişkileri ve haberciliğe olan etkileri, resmi ilanların yerel basına olan etkisi, siyasi ve ticari ilişkilerin yerel basına etkileri, yerel gazetelerin giderleri gibi başlıklar etrafında Antalya yerel basını ekonomi politik perspektif bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni Medya, Yerel Basın, Resmi İlan, Ekonomi Politik, Medya
Özçekim paylaşımının (selfie-fotoğraf)sosyal medya kullanıcılarının benlik algısı ve beden imajına etkisindeki rolü
Bu tez, sosyal medya fenomenlerinin paylaştıkları fotoğraf ve Özçekimleri (selfie) inceleyerek, ortaya konulan sosyal (dijital) kimliği Gustav Jung'un arketiplerine göre analiz edip ortaya çıkarmak ve takipçilerin etkilenebileceği benlik algısı ve beden imajı etkilerini tartışmayı amaçlamaktadır. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, kullanıcıların kendilerini ifade etme biçimleri ve beden imajları üzerinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Özellikle geniş takipçi kitlesine sahip olan sosyal medya fenomenlerinin, takipçileri üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Bu çalışmada, sosyal medya platformu İnstagram uygulamasında takipçi sayısı 1 milyonun üzerinde olan ünlülerden seçilmiş 3 fenomenin paylaştığı Özçekim ve kendilerinin pozlandığı 5 er fotoğrafa Ferdinand de Saussure ve Roland Barthes'ın göstergebilimsel yöntemi çerçevesinde analiz yapılmış, ortaya çıkan sonuçlar Carl Gustav Jung'un arketipler teorisi bağlamında yorumlanmıştır. Jung'un arketip teorisi, fenomenlerin paylaşımlarıyla nasıl bir sosyal kimlik oluşturduklarını ortaya koyarken, göstergebilimsel analiz yöntemiyle de Özçekim'lerde yer alan görsel ve sembolik göstergelerin anlamları çözümlenmiştir. Bu bağlamda, fenomenlerin Özçekimlerinde yer alan yüz ifadeleri, beden duruşları, arka planlar ve kullanılan filtreler gibi unsurlar detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Barthes'ın mitoloji teorisiyse, bu göstergelerin kültürel ve toplumsal bağlamdaki anlamlarını ve ideolojik yapıları ortaya koymak için temel oluşturmuştur. Buna göre, sosyal medya fenomenlerinin paylaştıkları Özçekim'lerin, takipçilerinin benlik algısı ve beden imajı üzerinde sarsıcı değişikliklere yol açabileceği görülmüştür. Özellikle belirli estetik normların ve ideal beden imgelerinin sürekli olarak vurgulandığı görülmüştür. Bu çalışma, özellikle genç kullanıcılar arasında yaygın olan benlik algısı ve beden imajı sorunlarının, sosyal medya fenomenlerinin etkisiyle nasıl şekillenebileceği ve bu süreçlerin altında yatan psikolojik dinamikler bu tezde detaylı bir şekilde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, sosyal medya kullanımının bireylerin psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak ve bu konuda farkındalık yaratmak için önemli bilgiler sunmaktadır.
Eğlence amaçlı ekran kullanımının toplumsal yaşamın yeniden üretimindeki yeri: Z kuşağı örneği
Toplumsal yaşamın dinamiklerini değiştiren post-fordist üretim tarzı, ileri ekran teknolojisiyle eğlence sektörünü derinden etkilemektedir. Dijital platformlar olarak video akış servisleri bu sürecin dijital endemikleri arasında yer alarak gündelik yaşam kültüründe kendine yer açmaktadır. İnternetin yaygınlaşmaya başladığı yıllarda doğup büyüyen ekran eğlencesiyle uyumlu Z kuşağı, her an ve her yerde tüketim için tasarlanan video akış servislerinin popülerleşmesine katkı sağlamaktadır. Bu katkının niteliğini araştıran bu çalışmada Türkiye'deki Z kuşağının eğlence anlayışı ve pratiklerine odaklanılmış; video akış servisi özelindeki ekran kullanımı kültür endüstrisi bağlamında yorumlanarak dijital ve duygulanımsal emeğin toplumsal yaşamın yeniden üretimindeki işlevi saptanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla araştırma, internet erişiminde kota sorunu olmayan ve YouTube dahil en az iki video akış servisi kullanan, teorik örnekleme stratejisine göre belirlenen 21 katılımcıyla yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda toplumsal yaşamın dinamiğini oluşturan eğlence emeğinin ağlarda yüksek farkındalık içermeden sarf edildiği; izleme pratiklerinin sermayedar (video akış servisi) ve emekçi (video akış servisi izleyicisi) ilişkisini üretip benzer dünya görüşlerinin yeniden üretilmesi yönünde talep oluşturduğu; bilinçli bir izleyici kitlesinin de var olduğu; asosyalleştirici etkide bulunan ekran eğlencesinin Z kuşağının gündelik yaşamında önemli ölçüde yer kapladığı ortaya konmuştur. Ayrıca örneklemlerin ifadelerinden hareketle "akış hipnozu", "dijital eğlence emeği", "eğlence üşengeçliği", "ekran girdabı", "eksik eğlence", "medya mesaisi", "platforma kapanma", "video akış işçisi" ile 3Ş (iş, akış, yatış) terimleri literatüre kazandırılmıştır.
İyi niyetli görünen teknolojik yardımın bağımlılık ilişkisine dönüşmesine bir örnek: Televizyon yayıncılığına geçişte Federal Almanya Cumhuriyeti'nin TRT'ye teknolojik yardımını uluslararası iletişim bağlamında okumak
Bu tezde "iyi niyetli" bir yardım olarak başlayan fakat ilerleyen zamanlarda ekonomik bağımlığa dönüşen Batı Almanya ile Türkiye arasındaki uluslararası yayıncılık ilişkisi, kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde ele alınacaktır. Almanya'nın depolara tıkılan, elde kalan siyah beyaz televizyonlarının, fahiş fiyatla Türkiye'de satılmasına, renkli televizyon yayıncılığına geçme imkânımız varken, hibe edilen siyah beyaz yayıncılığa uygun ekipmanlar yüzünden teknolojiyi daha pahalıya ve daha geriden takip etmemize neden olan bu "iyilik", postkolonyal çalışmalar bağlamında değerlendirilecektir. Başlangıçta iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu yansıması olarak algılanan bu yardımların, zamanla nasıl bağımlılık ilişkisine dönüştüğünü belgeler ışığında anlatmak, tezin araştırma metodu olarak belirlendi. Uluslararası iletişim bağlamında değerlendirilen bu yardımın, teknik destek sağlama amacından çok daha fazla emeller taşıması ve bu yardımın Türkiye'nin medya politikaları üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaya çalışması da konunun önemini göstermektedir. Araştırmada, teknolojik yardımın asla koşulsuz olmayacağı ve uluslararası medya ilişkileri üzerinde mutlaka teknolojik bağımlılığa ve ekonomik sömürüye dönüşeceği fikri analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, teknolojik yardımların, başlangıçta olumlu etkiler sunsa da zamanla bağımlılık yaratma potansiyeli taşıdığını göstermektedir. Bu durum, ulusal bağımsızlığın ve bağımsız medya politikalarının dış etkenler tarafından şekillendirilme riskini ortaya koymaktadır. Çalışmada, teknolojik bağımlılık sürecinin nasıl ilerlediği, Batı Almanya ve Türkiye arasında imzalanan uluslararası yayın desteği anlaşmasının sonuçları üzerinden anlatılmaktadır. Türkiye'nin medya alanındaki bağımsızlığına neden önem vermesi gerektiği açıklanarak, çalışmanın sonuca ulaşması planlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Teknolojik yardım, bağımlılık ilişkisi, uluslararası iletişim, medya politikaları, TRT, ZDF, ulusal bağımsızlık.
Sosyal medyada ateist kimliğin öz-temsili ve karşı-hegemonyanın inşası: Karikateist öz-örgütlenmesi örneği
Bu araştırma, Ateist kimliğin hegemonik bir ilişki olarak kurulan öteki/madun konumundaki iletişimsel eylem imkanlarını inceler. Türkiye'deki temsili kimlikler rejiminde sembolik olarak ötekileşen Ateist kimliklilerin bir kısmı, hegemonik madunluğunun bir sebebi ve sonucu olan edilgen temsiliyeti ters-yüz etmeyi amaçlayan sosyal medyatik öz-temsil gücüyle öz-örgütlenir ve karşı-hegemonik tarihsel bloğun inşası için bir dizi yapıbozucu anlamı söz-eyler. Bu araştırmada, çevrimiçi Ateist öz-örgütlenmeleri arasında bir avangart ve sembolik güç olan Karikateist'in karşı-kamusal söylemleriyle modellediği kültürün teşhisi ve Ateist egemen konuşmaların karşı-hegemonik söylem yapılarının deşifresi amaçlanır. Karikateist öz-temsili, yalnızca Ateist kimliğini değil, öteki olarak yeniden tanımladığı geleneksel egemenleri de içermesi bakımından hegemonik söylem savaşımını iyi örnekler. Çünkü artık egemen kimliklerin hakkında konuştuğu bir kimlik olmak yerine kendi hakkında ve egemenler hakkında konuşan yeni bir kimliğin egemenleşmesinden söz edilebilir. Karikateist'in kimler ve neler hakkında, nasıl konuştuğu merakı çevresinde bir saha okumasıyla biçimlenen bu araştırma, söz konusu karşı-hegemonik öz-temsili, söylem merkezli kültür paradigmasıyla kavramıştır. Eleştirel söylem çalışmalarının etnometodolojik bir sayısal medya uyarlaması olan Sosyal Medya-Eleştirel Söylem Çözümlemesi metodu, verilere erişim ve tahlil yaklaşımı olarak uygulanmıştır. Karikateist'in karşı-hegemonik kültürü, kimlikler arası söylem pratikleriyle kodlanan bir sosyal külliyat olarak modellenmiştir. Bu kapsamda, sahadaki çok kipli söylemler çözümlenmiş, ayrıca kamusal söylemlerin yorumcular bağlamındaki rezonanslarının irdelendiği derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın bulguları, Karikateist'in yalnızca din-dinsizlik ekseninde konuşan bir kolektif olmanın sınırlarını geçerek her türlü gündemi konulaştırdığını ve öncelikle politik bir muhalif kimlik profili olarak göründüğünü ortaya koyar. Karikateist, politik öncelikli karşı-hegemonyasında geleneksel bir egemen gibi davranır ve ötekilerinin varlığı üzerine bina ettiği iktidarını söylemlerinde somutlaştırır.
Türk sinemasında biyografik filmlerde hegemonik erkeklik inşası
Biyografik film türü sinema sanatının başlangıcından beri ilgi ve takdir görmüş olsa da tarih ve temsil arasındaki ilişki bağlamında oldukça da eleştiri almıştır. Türkiye'de çok fazla örneği üretilmemiş olsa da son yıllarda artan biyografik film üretimlerinin gişe başarısı ve kamuoyu yaratma gücü bu film türüne olan ilgiyi arttırmıştır. 2021 yılı itibariyle Türkiye'de çekilmiş olan biyografik filmlerin merkezine aldıkları tarihsel figürlerin ağırlıklı olarak erkekler olduğu görülmüştür. Bu dikkat çekici dağılım biyografik film türünün merkezine aldığı figürlerin arasındaki ortaklıkları cinsiyet çalışmaları doğrultusunda anlaşılabilir kılmıştır. R. W. Connell'ın erkeklerin kendi arasındaki hiyerarşik yapısını inceleyerek ortaya koyduğu hegemonik erkeklik kavramı biyografik filmlerin inşasını görünür kılmak adına oldukça kıymetlidir. Connell'ın erkekliğin etnik kimlik, sosyal statü ve sermaye ilişkilerini de içeren hiyerarşik bir yapısı olduğunu ve yalnızca kadınlar üzerinde değil kendi içerisinde de tahakküm kurduğunu tartışan çalışması literatürde oldukça ses getirmiştir. Buna rağmen sinemanın temsil bağlamında yeterli olarak değerlendirilmemiş ve erkeklik ilişkilerinin dinamik yapısı filmler üzerinden görünür kılınmamıştır. Bu çalışma kapsamında Türkiye'de beşikten mezara formülüyle çekilmiş ilk biyografik filmlerden olan Taçsız Kral (1965) ve 2018 yapımı, tüm zamanların en fazla izlenen beşinci yapımı olan Müslüm filmleri biyografik film anlatısının parallelikleri doğrultusunda temsillerin hegemonik erkekliği yeniden üreten yapısı görünür kılınmıştır. Cinsiyetin performans yolu aracılığıyla bir icra olduğu kabulüyle Türkiye tarihinde farklı dönem ve alanlarda da olsa damga vurmuş iki figürün benzer anlatı ve anlatım yöntemleriyle toplumsal belleği şekillendiren etkisi ve bu etkinin hangi araçlarla inşa edildiği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme biyografik filmlerin anlatı ve anlatım unsurları ile göz ardı ettiği ya da yücelttiği belirli davranış kalıpları ile hegemonik erkekliğin inşası arasındaki paralelliklere odaklanmaktadır.
Azerbaycan sinemasında uyarlama filmler: Anar Rzayev örneği
Sinema tarihinde sinema edebiyat ilişkisi ve uyarlama filmlerin çekilmesi tam olarak Melies'in Le Voyage Dans la Lune (Ay'a Seyahat) filmiyle başlar. Melies'ın edebiyatın anlatım bütünlüğü ve dilinden esinlenerek çektiği bu filmden sonra sinema ve edebiyat ilişkisi, Griffith'in Charles Dickens'in romanlarında kullandığı kurgu yöntemini sinema diline aktarması ve yeni sinemasal kurgu yöntemi oluşturması bu iki farklı sanat dalını birbirine bağlamıştır. Böylece en yeni sanat dalı olan sinema, geleneksel sanatlardan olan edebiyatı hem konu olarak kaynak almış, hem de edebiyatın anlatım dilini örnek alarak kendi anlatım dilini ve araçlarını oluşturmuştur. Sinemanın zamanla oluşturduğu yeni yöntem ve teknikler edebiyatı da etkilemeye başlamış, bununla da bu iki sanat arasında etkileşim ortaya çıkmıştır. Uyarlama konusu ise sinema ve edebiyat ilişkisinin ilk adımıdır. Bu konu sinemanın doğuşundan günümüze kadar gelmiş, sinema kendi anlatım dilini geliştirdikce yeni ve uyarlama türleri ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada da sinema edebiyat ilişkisi ve etkileşimi, bu etkileşime yaklaşımlar, farklı edebi türlerde yazılmış eserler sinemaya uyarlanırken kullanılan teknikler ve uyarlama sorunları araştırılarak bu gelişmenin Azerbaycan sinemasında nasıl ilerlediği incelenmiştir. Azerbaycan sinemasıda çekilen 86 uyarlama film içerisinden yazar Anar'ın üç farklı edebi türde yazdığı eserinden uyarlanan film örnekleri ele alınarak Azerbaycan sinemasında edebi eserlerin filme nasıl uyarlanıldığı araştırılmıştır. Seçilen filmler orijinal eserle karşılaştırılarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İnceleme sonucunda eserin dramatik yapısı filme uyarlanırken kullanılan sinematik yöntemler grafikleştirilerek eserle ne şekilde farklı özellikler taşıdığı ortaya çıkarılmıştır.
Boşanma filmlerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve hegemonik erkekliğin yeniden üretimi: "Bir Evlilikten Manzaralar", "Kramer Kramer'e Karşı" ve "Marriage Story" filmleri üzerinden inceleme
Sinema, toplumsal normları, özellikle cinsiyet eşitsizliğinin ve erkek egemenliğinin yeniden üretildiği ve olağanlaştırıldığı, seyircinin bunları kanıksamasına sebep olan mecralardan biridir. Özellikle sinema vasıtasıyla, toplumsal cinsiyet normları ve hegemonik ataerkil düzen, filmlerin yapım yılı, ülkesi ve yönetmeni fark etmeksizin, yeniden üretilmektedir. Boşanmanın konu edinildiği filmlerde, kadın ve erkek arasında eşitsizlikler mevcuttur. Hegemonik erkekliği pekiştiren unsurlar arasında evliliğin ve karşı cinse karşı bir tahakkümün kurulmasının mevcut olduğu varsayılırsa, boşanmanın hegemonik erkekliği sekteye uğratması söz konusudur. Bu yüzden boşanmayı konu alan filmlerde, kadın ve erkeğin eşit derecede süreçlerinin ele alınmasından ziyade, eril bakış açısıyla toplumsal cinsiyet eşitsizlik ve hegemonik erkekliğin yeniden üretilmesi söz konusudur. Bu bağlamda çalışmada, toplumsal cinsiyetin ne olduğu, ardından toplumsal cinsiyeti oluşturan normlar, kadınlık ve erkeklik algısına değinilecektir. Buna bağlı olarak daha sonrasında hegemonik erkeklik ile aile, evlilik ve boşanma kavramlarından bahsedilecektir. Dolayısıyla çalışmada, "Bir Evlilikten Manzaralar", "Kramer Kramer'a Karşı" ve "Marriage Story" filmlerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve hegemonik erkeklik yeniden üretilme biçimleri incelenecek, bu filmler üzerinden sinemada boşanma süreçlerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve hegemonik erkekliğin yeniden üretildiği ortaya konulacaktır.
Hollywood canlandırma sinemasında insan doğa ilişkisi temsiline ekoeleştirel bir bakış: Tüketim kültürü ve insan egemenliğinin filmlerdeki rolü
İnsanın doğa üzerinde kurduğu egemenlikten kaynaklanan çevresel problemlerin 1900'lü yılların başından bu yana devamlı olarak artarak devam etmesi, çeşitli ekolojik ve çevreci anlayışları doğurmuştur. Hava, deniz ve kara kirliliği, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, orman yangınları, çarpık ve düzensiz kentleşme, bazı hayvan türlerinin yok olma tehlikesi altına girmesi, tarım ürünlerinin kalitesinin günden güne düşmesi, yabani hayvanların yaşam alanlarının gittikçe daralması, susuzluk tehlikesinin kapıda olması bu tür çevre problemlerinden başlıcalarıdır. Durum ciddileştikçe ve insanların duyarlılığı arttıkça, çevresel problemler kendisine edebi eserlerde ve medya ürünlerinde de yer bulmaya başlamıştır. Günümüzde etkili hikaye anlatıcılığının araçlarından birisi olan canlandırma sineması; sinemanın diğer türlerinde olduğu gibi zaman zaman çevresel problemlerin gösterildiği, bu problemlerin çözümü için çeşitli çözüm yollarının izleyicilere sunulduğu ideolojik etki araçlarından bir tanesidir. Bu araştırmayla; örnekleme dahil edilen Amerikan yapımı dört farklı insan – doğa ve hayvan ilişkisi temalı canlandırma film; söylemsel açıdan analiz edilerek, ekoeleştirel bir bakış açısıyla ideolojilerle olan ilişkileri ortaya konulmuştur. Ekoeleştiri, kültürel metinleri eleştirel yaklaşımla inceleyen ve insan – doğa ilişkisini merkeze alan bir inceleme yöntemidir. Araştırmanın amacı, en genel ifadeyle insan – doğa ilişkisi temalı filmlerde görünen ve duyulanın arkasındaki iliştirilmiş söylemi ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın önemi; dört farklı örneklem filmi üzerinden araştırmanın yürütülmesidir. Bu sayede, Amerikan film endüstrisi içerisinde yer alan dört farklı yapım şirketinin insan – doğa ilişkisine olan yaklaşım biçimi, birbirleriyle karşılaştırmalı bir biçimde görülmüştür. Araştırmada ekoeleştirel bir yaklaşımla söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmayla varılan genel sonuç; insan – doğa ilişkisi temalı Holywood canlandırma filmlerinin; söylemsel anlamda sığ ekolojiye dayalı, insan merkezcilikten öteye gidemeyen filmler olduğudur.
Türk polisiye dramalarında polis imgesi: Geleneksel televizyon ve internet televizyonu yayınlarında ideolojik karşılaştırma
Toplumsal ve politik iktidara sahip olan kesim, tarihin her döneminde bu iktidar konumunu sürdürebilmek için çeşitli yöntemler geliştirmiş ve böylece iktidarları altındaki kitleleri çeşitli biçimlerde pasifize ederek var olan toplumsal iktidar ilişkilerini; bir diğer deyişle statükoyu korumuşlardır. Egemen sınıfın mevcut iktidarını sürdürebilme çabası, modern öncesi çağlarda daha çok doğrudan baskı ve şiddet gibi yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Modern demokrasilerin doğuşuyla beraber, doğrudan baskı ve şiddet aracılığıyla sağlanan iktidarın yerini hegemonik iktidarlar almıştır. Kitle iletişim teknolojilerinin gelişmesinin ardından iletişim alanının bilimsel bir disiplin haline dönüşmesiyle birlikte ise eleştirel iletişim çalışmaları olarak kavramsallaştırılan ekol kapsamındaki araştırmalar tarafından ortaya, medyanın modern devletlerdeki mevcut iktidar ilişkilerinin yeniden üretiminin yapıldığı; egemen ideolojinin topluma hegemonik olarak dayatılmasına aracı olan bir kurum olduğu gibi tezler atmıştır. Bu düzlemde, görüntü ve sesi aynı anda iletme teknolojisiyle birlikte 20. Yüzyıl'ın ikinci yarısına damga vuran TV ve TV yayıncılığının en popüler formatlarından olan dramalar da zamanla eleştirel iletişim çalışmalarının en önemli araştırma nesnelerinden birisi haline gelmiştir. Gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda TV dramaları aracılığıyla egemen ideolojinin yeniden üretiminin yapıldığı; bu amaçla insanlara çeşitli tutum ve değerlerin önerildiği; türlü yargı ve kalıpların meşrulaştırıldığı; insanların dramaların kurmaca anlatı yapısı aracılığıyla belirli bir düşünsel perspektife yönlendirildiği gibi sonuçlara ulaşılmıştır. TV dramalarına ideolojik temsiller açısından bakıldığında, işlediği konu ve içerdiği temsiller bakımından devletin resmi güvenlik güçlerini yansıtan medya metinleri olarak polisiye dramaların da önemli bir araştırma konusu olduğu görülmektedir. Yerli polisiye dramalar, Türkiye'de özel TV yayıncılığının başladığı 1990'lı yıllardan itibaren oldukça popüler bir tür olarak göze çarpmaktadır. Bu tür yapımlar, geleneksel televizyon yayıncılığındaki popülaritesine ek olarak günümüzde henüz yeni bir teknoloji olmakla birlikte etki alanı günden güne artan internet TV türlerinden olan OTT TV'ler için de çekilmekte ve bu platformlarda yayınlanmaktadır. Bu noktada, hem geleneksel TV'deki hem de OTT TV'lerdeki polisiye dramalar dramatik anlatı ekseninde kurgulansa da, iki farklı TV platformunda yayınlanan aynı türdeki bu yapımlar arasında yayınlandıkları platformların farklılığı nedeniyle çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Bu tez kapsamında ilk olarak medya ile ideoloji ilişkisi tümdengelimsel bir yaklaşımla;TV dramalarının ideolojik yapılarının vurgulanacağı biçimde tarihsel ve kuramsal bağlamda açıklanmış; ardından ise TV yayıncılığının teknolojik gelişimi; internet TV türleri ve OTT TV'ler ve söz konusu gelişimin paralelinde geleneksel TV'deki dramalarla OTT TV'lerdeki dramalar yayıncılar ve izleyiciler açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise geleneksel TV'deki polisiye dramaların, Louis Althusser'in devletin baskı aygıtı olarak nitelediği polis kurumunu ve polis bireyleri nasıl bir imajla yansıttığıyla, OTT TV'lerdeki polisiye dramalarda bulunan polis imgesi nitel içerik çözümlemesi yöntemiyle saptanarak ideolojik açıdan karşılaştırılmış; iki farklı televizyon platformunda yayınlanan polisiye dramalardaki polis imgeleri arasındaki ideolojik farklılıklar nitel içerik çözümlemesi yöntemi kullanılarak tespit edilmiş ve bu farklılıkların gerekçeleri açıklanmıştır. Anahtar Sözcükler: medya, televizyon dramaları, polisiye dramalar, temsil, imaj, ideoloji
Fantazmagorik bir mekân olarak Twitter ve simülatik flaneurler: Sosyal medyanın kimlik ve mekân inşasındaki rolü
Bu tez kapsamında etkileşimli, katılımcı bir medya türü olarak yeni medyanın politik ve ideolojik söylem üretiminde en etkili mecralarından biri olan Twitter'ın yapısı ve kullanıcılarının varoluşsal konumu/durumu, mekân ve kimlik olguları üzerinden çözümlenmeye çalışılacaktır. Modern yaşamın ontolojik anlamda doğal, teknik anlamda yapay bir uzantısı olan bir bireyselleşme ve toplumsallaşma pratiği olarak sosyal medyanın modern birey üzerindeki varoluşsal boyuttaki etkisi; bireysel ve toplumsal yaşamdaki duyuş, düşünüş, algılayış ve davranış kalıplarını dönüştürmesi; tarihteki örneklerinden çok farklı bir insan ve uygarlık türünün oluşumundaki inkâr edilemez rolünün arka planındaki paradigmatik değişim irdelenecektir. Bunun için de öncelikle sosyal medyanın oluşmuna doğru ilerleyen iletişim tarihi kısa ve eleştirel bir şekilde aktarılacak; modern çağ ve paradigma içindeki yerini ortaya koyduktan sonra mekân ve kimlik açısından benzeşim kurulan kavramların (fantazmagori, simülasyon ve flaneur kavramlarının) kavramsal ve kuramsal olarak kullanım biçimleri, tanımları, anlam alanları ve Twitter pratiği ile benzerlikleri ilişkilendirilecektir. Son olarak da sosyal medyada kullanılan "dil"in (söylemin), politik / ideolojik / parodik bazı yönlerini tespit ettikten sonra, sosyal medyanın mekân algısında ve kimlik inşasısındaki rolü değerlendirilecektir.
İntiharın yeniden inşasında Türk sineması (1980-2015 dönemi)
Bu çalışma 1980-2015 dönemi Türk sinemasında intihar söylemlerinin nasıl yeniden inşa edildiğini tartışmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde intihar olgusunun tarihsel süreçte sosyoloji, psikoloji, felsefe ve din alanlarında nasıl anlamlandırıldığı kuramsal ve kavramsal çerçevede tartışılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte birinci bölümde Türkiye'de yaşanan toplumsal travmalara, Türkiye'de intihar alanında yapılan kuramsal ve kavramsal çalışmalara ve son olarak 1980-2015 dönemini kapsayan Türkiye'de intihar istatistiklerine değinilmiştir. İkinci bölümde egemen ideolojinin ürettiği intihar söylemlerinin gazete metinleri ve edebi metinlerde nasıl yeniden inşa edildiği incelenmiştir. Gazete metinleri incelenirken sosyo-psikolojik yaklaşım ve Teun van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Edebi metinler ise yorumsamacı yöntem ve tematik yaklaşım ile sosyo-psikolojik yaklaşım perspektifinde incelenmiştir. İlk iki bölümden elde edilen kuramsal bilgiler ve bulgular doğrultusunda üçüncü bölümde örnekleme alınan filmler sosyo-psikolojik yaklaşım ve yorumsamacı yöntem çerçevesinde analiz edilmiştir.
Netflıx'in yerli yapım dizilerinde erkeklik biçimleri ve temsillerinin göstergebilimsel analizi
Toplumsal cinsiyet çalışmaları, kadın çalışmalarının uluslararası alanda yayılmasıyla gelişmiştir. Toplumsal cinsiyet çalışmaları, kadın ve erkeklerin özel ve kamusal alanda kapladığı yeri, rollerini, toplumsal düzeni ve kadın ve erkek arasındaki hiyerarşisini incelemektedir. Toplumsal cinsiyet düzenini anlamak için yalnızca tek bir cinsiyeti ele almak kapsayıcılıktan uzaktır. Bu alan, kadınları ve erkekleri çok yönlü biçimde ele almayı gerektirmektedir. Eleştirel erkeklik çalışmaları, bu ihtiyacın bir uzantısıdır ve erkeklik tanımını yapmayı, toplumsal cinsiyet rollerinin ilişkileri nasıl etkilediğini incelemektedir. Erkeklik, kadınlar kadar erkekler üzerinde de etkiye sahiptir. Erkeklik, toplumsal cinsiyet gibi kültürel bir inşadır ve bu inşa, toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak şekillenmektedir. Bu bağlamda erkeklik çalışmaları ayrıca önem taşımaktadır. Erkeklik biçimleri temsillerine, aile, devlet ve medya gibi farklı alanlarda rastlamak mümkündür. Medya içeriklerinin bu temsillerin nasıl inşa edildiğini gözlemlemek için incelenmesi gerekmektedir. 287 milyondan fazla aboneye sahip olan Netflix ise dijital platformlar arasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, Netflix Türkiye'nin yerli yapım dizilerinde erkeklik biçimleri ve temsillerinin nasıl inşa edildiği incelenmiştir. Çalışmada R. W. Connell'in erkeklik biçimleri sınıflandırması temel alınmış ve R. Barthes'ın göstergebilimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Netflix'te yayınlanan Kulüp, Uysallar, Yakamoz S-245 ve Terzi dizilerinin birinci sezonları örneklem olarak seçilmiştir. Analizler sonucunda, erkek ve kadınların zıt kutuplarda konumlandırıldığı görülmüştür. Erkek karakterler toplumsal cinsiyet düzenine uygun olarak gücün ve iktidarın sahibidir. Erkek karakterler işveren, üst kademe çalışan, baba ve eş gibi rollerde şiddetin faili olarak ortaya çıkmıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri, dizilerde yeniden üretilmiş ve pekiştirilmiştir. Erkek karakterler arasında, erkeklik biçimlerine dayanan bir hiyerarşi olduğu ve egemen ırka, dine mensup erkeklerin hem kadınlar hem de diğer erkekler üzerinde iktidar sahibi olduğu saptanmıştır. Hegemonik erkeklik biçimi farklı karakterlerle inşa edilmiştir. İşbirlikçi erkeklik biçimi ise dizilerde, erkeklerin cinsiyet hiyerarşisinden faydalanmasını sağlamaktadır. Ötekiler olarak tanımlanan madun ve marjinal erkeklik biçimleri kadınsılığa yakınlık, alt ekonomik sınıfa dahil olma ve engelli olma ile ilişkilendirilmiştir. Netflix Türkiye'de yayınlanan dizilerde erkeklik biçimlerinin çeşitli temsilleri yer almaktadır. Bu temsiller geleneksel roller çerçevesinde inşa edilmektedir ancak kalıcı biçimler değildir. Erkelik biçimleri temsilleri, çoklu ve geçişgendir. Erkeklik biçimleri temsillerinin dijital bir platform olan Netflix'te öne çıktığı saptanmıştır.
Televizyon yarışma programlarında söylemler: Survivor all star 2024 örneği
Çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdiği neoliberal çağda küresel ölçekte yayınlanan ticari medya yapımları, eşitliksizliklerin doğallaştırıldığı, tüketimin teşvik edildiği bir toplumsal kültürün inşa edilmesinde rol oynamakta ve kapitalist sistemi yeniden üreten hegemonik bir işlev göstermektedir. Söz konusu olumsuzlukların meşrulaştırılmasına yönelik medya içeriklerinde ve özellikle reality show türündeki televizyon yarışma programlarındaki söylemlerin, sosyal Darwinist söylemler ile benzerlikler taşıdığı görülmektedir. Evrim teorisine ait doğal seçilim kavramı, biyoloji bilimi bağlamında tutarlı bir anlama sahip olmakla birlikte, sosyal Darwinist söylemde bu kavram belirli öznelerin toplumdan ayıklanmasını öneren politik argümanlara konu olmaktadır. Toplumsal yapıyı bir yaşam savaşı arenası olarak betimleyen sosyal Darwinist söyleme göre "hayatta kalmak" bireylerin kendisine düşen bir görev haline gelmekte ve başarısız olanların toplumdan ayıklanması olağan bir süreç olarak sunulmaktadır. Belirli bir beceri yönünden kaybedenlerin elendiği, kazananların ise ekonomik anlamda ödüllendirildiği reality show yarışma programlarında rekabet, eleyici yapısı gereği sosyal Darwinist söylem ile örtüşmektedir. İzole edilmiş stresli bir ortamda gerçekleşen örneklerde, yarışma süreci yaşanması zor bir gerçekliği temsil etmektedir. Reality show örnekleri arasında bütün dünyada yayınlanan Survivor yarışma programı, yarışmacı takımların vahşi doğayı temsil eden ıssız bir tropikal adada temel ihtiyaçları tatmin edilmeksizin kamp kurdukları, bu ortama uyum sağlamak zorunda oldukları ve yarışmayı kaybedenlerin sistemden elendiği bir içerikten oluşmaktadır. Bu tez çalışması, Survivor serisinin güncel ve Türkiye'de izlenen bir örneği olarak TV8 kanalında yayınlanan Survivor All Star 2024 yarışma programını Çok Modlu Eleştirel Söylem Analizi yöntemi ile incelemeyi amaçlamıştır. Programda saptanan meritokratik rekabet, eleyici rekabet, doğada yaşam, izole tropikal çevre, kabile anlatısı, kargo kültü ve ofansif davranışla ilgili söylemler yarışma süreci, işitsel ve görsel modlar bağlamlarında analiz edilmişlerdir. Sonuç olarak, Survivor All Star 2024 yarışma programında temsil edilen gerçeklik, sosyal Darwinist söylemler aracılığı ile neoliberal kapitalizmin serbest piyasa ekonomisi ideolojisini meşrulaştıran bir rol oynamaktadır.
Sinefillerin beğeni tercihleri: Bourdieucu bir yaklaşım
Sinemaseverlikle eş anlama gelen sinefili alelade bir film tüketim eylemini karşılamaz, belli ritüelleri barındıran, tutkulu bir üretim kolunun yegâne temsilcileridir. Sinemanın ana eksende olduğu hayat tasavvuru ile filmlerle içten bir bağ kuran sinefiller, sinemadan aldıkları coşkuyla kendine has bir beğeni pratikleri ve izleme deneyimleri inşa etmişlerdir. Bu noktadan hareketle, sinefilliği bir nosyon olarak ele alan bu çalışma sinefil öznelerin ne tür beğeni pratiklerine sahip olduklarını, sosyolojik olarak film tercihlerinin nasıl konumlandığını araştırmaktadır. İlk etapta sinefilliğin tarihsel gelişimi, sinefil sınıflandırmalarını kavram bazında ele alarak sinefillerin alışkanlıkları, eğilimleri, birliktelik kurdukları alanlar araştırılmıştır. İkinci bölümde Pierre Bourdieu'nün kavram ve tartışmalarından yola çıkılarak beğenilerin filmler aracılığıyla nasıl ayrımlar oluşturduğu irdelenmiştir. Bourdieu'nün beğeni teorisinin öncülük ettiği bu çalışmada, üçüncü ve dördüncü bölüm saha araştırması kapsamında on iki sinefille yapılan derinlemesine görüşmelere ayrılmıştır. Durum çalışması olarak tasarlanan bu araştırmada, katılımcıların film beğenilerin çok geniş bir perspektif taşıdığı, çeşitli alanlarda ve türlere uzanan çok boyutlu bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu noktada film beğenilerinin heterojen bir yapıda olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, sinema ile ilişkilenme biçimlerine göre betimlenen sinefilliğin, yeni ve klasik sinefili ayrımlarının belirsizleştiği, birbirinin yerine geçtiği görülmüştür.
Sivil toplum kuruluşlarının sosyal medya üzerinden sosyal sermaye üretimi: Ahbap platformu Twitter hesabı örneği
Sosyal sermaye kavramı alanyazında çeşitli şekillerde tanımlansa da, özünde, bir topluluğun niteliğini ifade etmektedir. Topluluk içerisindeki; bağlantılar (ağlar), güven, benimsenmiş norm ve değerler, iş birliği ve sivil katılım, bireylerin memnuniyeti gibi özellikler, ilişkisel ve soyut bir kavram olan sosyal sermayenin göstergeleridir. Topluluğu yaşanabilir kılan bu gibi özelliklerin bir toplulukta yüksek olması, o toplulukta sosyal sermayenin de yüksek olduğu anlamına gelmektedir. Geleneksel toplumlarda aile bağları ve din gibi unsurlar üzerinden sağlanan sosyal sermayenin inşasında, modern toplumlarda STK'lar önemli bir rol oynamaktadır. STK'ların bu rolü başarıyla ifa etmeleri ise, toplumla sıkı ve doğru bir etkileşim içerisinde olmalarına ve bütünleşebilmelerine bağlıdır. Bu noktada iletişim olgusunu zaman ve mekanın sultasından kurtaran sosyal medya, STK'lar için önemli fırsatlar sunmaktadır. Çalışma bu bağlamda; toplumla irtibatını büyük ölçüde Twitter üzerinden kuran bir STK olan Ahbap platformunun tweetlerinin, sosyal sermaye bakımından niteliğinin yanı sıra, platformun, Twitter takipçilerince yine sosyal sermaye bağlamında nasıl alımlandığını ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaca uygun olarak iki farklı yöntemle gerçekleştirilen araştırmada ilk olarak; @ahbap Twitter hesabından paylaşılan tweetler nitel içerik analizi yöntemiyle sosyal sermaye göstergeleri çerçevesinde analiz edilmiş, ikinci safhada ise platform üyesi olmayan Twitter takipçilerinin, platformu sosyal sermaye bağlamında nasıl alımladıkları, yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonuçları, Ahbap platformu tweetlerinin katılım ve güven başta olmak üzere, birçok sosyal sermaye unsurunu ihtiva ettiğini göstermektedir. Buna paralel olarak Twitter takipçilerinin platforma karşı tutumunun da; güven, memnuniyet, katılım ve iş birliği eğilimi gibi sosyal sermaye unsurlarını güçlü bir biçimde yansıttığı ve platformun sosyal sermaye açısından takipçilerde de olumlu karşılık bulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
360 derece VR içeriklerde seyirci etkileşiminin sinemasal tasarımı
Sanal Gerçeklik (VR) teknolojisi, sinemanın bilim ve teknoloji beraberinde sürekli dönüşmekte olan biçemi üzerine yeni yaklaşımlar ve uygulamalar ekleyebilecek potansiyele sahiptir. VR, sinemanın üretim süreçlerine getirdiği teknik yeniliklerle birlikte, geleneksel sinemanın bugüne kadar geliştirdiği ve kullandığı yapısal unsurlara ilişkin kimi yeniden değerlendirmeleri gerekli kılmakta ve belirgin bir şekilde farklılaşan bir sinema biçimini müjdelemektedir. Bu çalışmanın amacı, bir VR türü olan, 360 Derece VR ile oluşturulan içeriklerde değişen sinemasal yapıyı ele almak ve ortaya çıkan sinemasal tasarımın seyirci etkileşimini nasıl şekillendirdiğini irdelemektir. Araştırmanın evreni olan 360 Derece VR içeriklerden seçilen, biri çalışmanın yazarı tarafından uygulanan, altı içerik; "Sinemasal Biçeme Yönelik Olma" ve "Görsel Tasarıma Yönelik Olma" kategorileri altında analiz edilmiştir. Yapısal analiz için oluşturulan iki aşamalı kategoride, anlatı yapısı ile ilgilenilmeksizin; sinematografi, mizansen, kurgu ve ses unsurlarını kapsayan film yapım süreçleri, 360 Derece VR teknolojisi ile farklılaşan teknikler beraberinde ele alınmış, seyirci dikkatini yönlendirme işlevindeki görsel tasarım elemanlarının kullanımı çözümlenmiştir. Bu inceleme sonucunda, 360 Derece VR teknolojisinin, geleneksel sinemanın sahip olduğu yapısal unsurlar, bu unsurlara getirdiği biçeme ait yenilikler ve görsel tasarıma yönelik düzenlemeler eşliğinde, seyirci etkileşimini şekillendiren ve katmanlandıran bir sinemasal tasarım gücüne sahip olduğu saptanmıştır.
Bernard Tschumi'nin mekânsal şiddet kavramı üzerinden, korku sinemasındaki mekânsal öğelerin okunması
Mekândan bağımsız bir sinema düşünülemeyeceği gibi, olaydan bağımsız bir mekân da düşünülememektedir. Konu korku sineması olduğunda ise bu ilişkiler iyice çetrefilli bir hal almaktadır. Korku sinemasında mekân, yalnızca bir tasarım unsuru olarak değil; bir başrol oyuncusu olarak yer almaktadır. Beden ile mekânın, mimari tekinsizlikler aracılığıyla birbirlerine uyguladıkları şiddet ise korku sinemasının en temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. İki farklı düzenin birbirine sokulması sonucunda kaçınılmaz olan mekânsal şiddet, günlük hayatımızın her alanında olduğu gibi sinemada da yerini sağlamlaştırmaktadır. Bu tezde; çalışma içerisinde belirlediğimiz mimari tekinsizlikler aracılığıyla incelenen korku filmleri üzerinden, mekânın bedene ve bedenin mekâna uyguladığı şiddetin, dolayısıyla mekânın, korku sinemasının temel unsuru olduğunu ortaya konmaktadır. Anahtar Kelimeler: tekinsizlik, korku sineması, mimari tekinsizlikler, mekânsal şiddet
2000 sonrası Türk sinemasında muhafazakâr söylem
Dünyada 1980 sonrası yükselişe geçen ve Türkiye'de de ivme kazanan muhafazakâr ideoloji, sinemada da belirli tema, biçim ve söylemlerle temsil edilmektedir. Türk sinemasında her daim muhafazakâr unsurlar görülse de 2000 sonrasında muhafazakâr dil, biçim ve içerikler belirginleşmektedir. Sinemada muhafazakârlık inşası hem film üreticileri hem de muhafazakârlığı tartışan yazarlar tarafından oluşturulmaya çalışılır. Siyasal atmosfer bu durumun en önemli belirleyicilerinden biridir. Türkiye'de gişe başarısı elde etmeyen filmlerin çoğunlukla Kültür Bakanlığı desteği ile çekilmesi, siyasi iktidarın film üretim sürecine müdahale edebilme olanağını doğurmaktadır. Çalışmada, Türkiye'de Kültür Bakanlığı'nın 2004 yılında başlattığı ve 2013-2019 yıllarında değişikliğe gittiği yönetmeliğe dayanarak filmleri desteklemeye dair kanun/ yönetmelik/ çerçeve ve anlayışlara bakılmış, 2013 yılından itibaren bu çerçevede desteklenen filmlerin muhafazakâr söylem üretip üretmediği tartışılmaktadır. Bu çalışma, Kültür Bakanlığı'nın her yıl en çok destek verdiği uzun metrajlı projelerdeki muhafazakâr söyleme odaklanarak, iktidarın sinemaya vermek istediği politik yönü ortaya çıkarmayı amaçlayan nitel bir araştırmayı betimlemektedir. Hegemonik rıza oluşturmada muhafazakâr sinemanın, iktidar tarafından araç olarak görüldüğünün iddia edildiği bu araştırmada sinema sektöründe yönetmenlik ve yapımcılık yapan altı kişiyle görüşüldü. Veri toplama tekniği olarak derinlemesine görüşmenin yapıldığı yönetmen ve yapımcılar sinemadaki muhafazakârlaşma eğilimleri ve Bakanlık destekleri arasındaki ilişkiye dair görüşlerini dile getirdiler. Yönetmen ve yapımcıların görüşleriyle birlikte Kültür Bakanlığı'nın en çok destek verdiği filmler incelenerek iktidarın sinemadaki muhafazakârlaşma eğilimlerine verdiği yön açığa çıkartıldı. Çalışma kapsamında, Kültür Bakanlığı'nın her yıl en çok destek verdiği filmler arasında 2014 yılında en çok desteği alan Buğday, 2017 yılındaki desteklerde ikinci sırada olan Kardeşim İçin Dera (Doktor Sıra Sana Gelecek), 2018 yılındaki desteklerde en çok desteği alan Süveyda (Hadim), 2019 yılındaki desteklerde ikinci sırada olan Elli Kelimelik Mektuplar filmleri seçildi. Fairclough'un eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenen bu dört filmde iktidarın "yerli ve milli" sinema söylemiyle uyumlu, belirgin muhafazakâr tema ve söylemlerin mevcut olduğu tespit edildi. Bu temalar geçmişe, dine ve geleneksel değerlere bağlılık ve Kemalist rejimle hesaplaşma iken, diğer taraftan filmlerde Geleneksellik Söylemi: "Gelecek Gelenektedir" "Modern-Laik Zorba Devlet" söylemi, "Mütedeyyin Mağdur Yurttaş: Siyasal Mağduriyetin Tarihsel Referansları"na dair söylemler, Dini Söylem: "Kurtuluş ilahi olandadır", "Bilim ve Rasyonalite Karşıtlığı" söylemlerinin inşa edildiği tespit edildi. Siyasal iktidarın desteklediği, iktidar mensuplarının galalarına ve gösterimlerine katıldığı bu filmlerde Siyasal İslam, Kemalist devlet, Tek Parti iktidarının ve Suriye'de Esad rejiminin uygulamaları siyasal iktidarın politik tutumuyla örtüşecek şekilde bir çerçeveyle kurgulanmıştır. Araştırma sonucunda ortaya çıkan filmlerde inşa edilen söylemlerin hem Türkiye'nin dış hem de iç politikasıyla paralellik içerdiğini söylemek mümkündür. Bunun nedeni, iktidarların destek mekânizması aracılığıyla sinemaya müdahale edebilmesidir. Bu bağlamda devletin sinema alanına müdahale etmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Olması gereken, sinema alanında özerk bir kurumun bu işleyişi düzenlenmesi ve devletin yalnızca ekonomik destek sağlayıcı olarak kalmasıdır. Bu anlamda siyasi yapıdan bağımsızlaşma gerçekleştiğinde, iktidarın müdahaleleri ortadan kaldırılacak, böylece fikir üretimi daha özgürce gerçekleşebilecektir.
Transmedya hikâye anlatımında yeni medyanın kullanımı: Sherlock dizisi örneği
İletişim teknolojilerinde yaşanan değişim ve gelişmeler, hikâye anlatımlarını da köklü bir şekilde etkilemiştir. Yakınsamayla ilişkilendirilen transmedya hikâye anlatımı, hikâyenin farklı medyalara dağıtılarak zenginleştirilmiş bir hikâye evreni yaratımı anlamına gelmektedir. Yeni medya araçları, izleyicilerin kendi aralarında etkileşim kurmaları, bilgi paylaşımında bulunmalarına imkan tanırken tüketici ve yapım şirketleri arasında da bir köprü kurulmasını sağlamakta ve böylece bu hikâye evrenlerin genişletilmesine katkı sunulmasını kolaylaştırmaktadır. Bununla birlikte hayran sadakatini artırmada önemli bir rol taşıyan, hikâye ile etkileşim sonucu ortaya çıkan hayran üretimi içeriklerin sayılarının artırılması açısından da yeni medyanın işlevleri ve olanakları önem taşımaktadır. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde yeni medya kavramını açıklayabilmek adına yeni medyanın zeminini hazırlayan geleneksel medya, dijitalleşme ve İntertet kavramları açıklanmış ve yeni medya ile gelişen sosyal medya detaylı olarak tanımlanmış, yeni medyayı geleneksel medyadan ayıran özellikler vurgulanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde transmedya hikâye anlatımı özellikleri anlatılırken bu alanda önemli çalışmaları bulunan akademisyenlerin transmedya hikâye anlatımı üzerine çalışmalarına yer verilmiştir. Tezin son bölümü olan üçüncü bölümünde ise yeni medya araçlarının transmedya hikâye evreni oluşturulmasında önemli bir rol oynadığı "Sherlock" dizisi incelenmiş ve bu bulgular neticesinde yeni medya ve transmedya hikâye anlatımı arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır.
İnteraktif sinemada biçim ve içerik ilişkisi: Bandersnatch örneği
Dijitalleşmenin ve ardından internetin yaygınlaşması sayesinde, bilgi akışı ile olan ilişkimiz edilgenden etkene doğru bir dönüşüm sürecine girmiştir. Günümüzde, filmler başta olmak üzere iletişim ve sanat alanlarına dahil pek çok medyumda, tamamlanmış şekilde sunulan içeriği seyircinin nasıl alımladığı meselesi önemini korurken; seyircinin içerik/eser tamamlanmadan yaratım sürecine nasıl dahil olabileceği meselesi, tartışmamız için önümüzde durmaktadır. Bu doğrultuda, video oyunlara ve sosyal medya uygulamalarına uzun süredir entegre olan interaktivite özelliğinin, sinemaya da verimi yüksek şekilde uyarlanmaya çalışıldığını gördüğümüz örnekler birikmektedir. Bu örneklerden, ana akım izleyicisine, yani geniş kitlelere ulaşabilmiş ilk yetişkinlere yönelik film olan Black Mirror: Bandersnatch, hem biçimi hem de içeriğiyle çalışılmaya değer bir yapımdır. İnteraktif filmlerin çeşitli açılardan ele alındığı çalışmalara ek olarak, interaktif yapının sanatsal özelliklerine eğilmenin ve bunları tanımlamanın bir gereklilik olduğu fark edilebilir. Bu amaçla, bu çalışmada sinemanın en klasik tartışması olan biçim-içerik dikotomisinin, interaktif filmlerde nasıl ele alınacağının izini sürüyoruz. Hem kontrolü seyirciye veren yapısıyla hem de dallanan hikaye olasılıklarıyla klasik anlatı yapısından ayrılan interaktif anlatılar, estetik öğelerinin tanımlanması ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesi için kuramsal çerçeve oluşturulmaya devam edilen bir konu başlığıdır. En klasik kuramlar ile en yeni kuramlar arasında bir köprü kurmaya çalıştığımız bu çalışmada, Black Mirror: Bandernatch filminin içerik analizi yöntemiyle ayrıntılı bir yapısal tahlili yapılmıştır.
Dijitalleşmenin stand-up komedi performanslarında yarattığı dönüşüm: Stand-up komedyenler ile yapılan niteliksel çalışma ve izleyici deneyimleri
Bilgi teknolojilerinin ulaştığı sınırlar ile birlikte gerçekleşen teknolojik gelişmeler, sahne sanatlarında üretilen tüm performansların daha geniş çevrelere ulaşmasını sağlamıştır. Her stand-up komedi sahne performansında yeniden üretilen içerikler, dijitalleşmeyle birlikte yeni medya olarak adlandırılan sosyal medyaya entegre olmaya başlamıştır. Yeni medya sahnesi, zaman içerisinde yakınsak araçlarla içeriklere erişimin kolaylaşmasıyla birlikte, yeni bir yeniden üretim alanına dönüşerek içeriğe doğrudan etki edebilmektedir. Bu bağlamda stand-up komedi performanslarında; materyalin toplanması, persona yaratımı, setlerin yazımı, sahnelenmesi ve sanatçının markalaşması gibi değişkenler, dijitalleşme sonucu yeni medya bağımsız değişkeninin de denkleme eklenmesiyle beraber, yeni bir anlatım biçiminin oluşmasını ve içeriğin izleyiciye ulaştırılmasında yeni araçların meydana gelmesini sağlamıştır. Çalışmanın amacı; dijital dönemde yeni medya araçlarının stand-up komedi performanslarında yarattığı dönüşümü, sahnenin dijital platformlarda yayınlanmasından sonra setin tekrar kurgulanmasını ve ritmi nasıl dönüştürdüğünü daha önce gerçekleştirilmiş çalışmalar üzerinden araştırarak, izleyiciler ve sanatçılar tarafından sunulan bakış açıları üzerinden alan çalışması gerçekleştirerek neticelendirmektir. Bununla beraber dijitalleşme ile medya araçlarının dönüşümünü tartışarak teknolojik gelişmenin biçimsel olana getirdiği sınırlılıkları incelemek ve bu noktada stand-up komedi performanslarının yerini belirlemektir. Karma yöntem araştırması kapsamında hem nitel hem nicel verilerle çalışma tamamlanmıştır. Stand-up komedyenler ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek, dijital dönemin performanslarında nasıl bir dönüşüm yarattığı incelenmiştir. Bunun sonucunda oluşan örnekler üzerinden, yeni medya iletişim biçimleri ve stand-up komedi performansları arasındaki bağlantıyla ilgili bulgulara ulaşılmıştır. Yine çalışma kapsamında; izleyici perspektifini ortaya koyabilmek adına, seyirciler ile gerçekleştirilen anket çalışmasıyla, sahnede izlenen ve dijital olarak tüketilen stand-up komedi perfomansları hakkındaki görüşleri içeren veriler elde edilmiştir.
YouTube video anlatılarındaki retorik stratejilerinin analizi ve alımlanması
Retorik kökenleri Antik Çağ'a dayanan önemli bir pratik ve araştırma alanıdır. En temelde ikna için dili cezbedici bir şekilde kullanma sanatı, yetisi veya pratiği olarak tanımlanabilir. Toplumsalın ve sosyopolitik bir gerekliliğin sonucu olarak tarih sahnesine çıkmış, zamanla iletişim pratiğinin tüm alanlarına yayılmıştır. Tarih boyunca iletişim süreçlerini sistemleştirmesi ve kurallarını belirlenmesi itibariyle de önemli pratik ve kavramsal zemin oluşturmuştur. İletişim araçlarının, süreçlerinin, aktörlerinin, biçimlerinin ve söylemlerinin olabildiğince karmaşıklaştığı ve çeşitlendiği günümüz ortamında ise, iletişim ve ikna için hala önemli bir araştırma zemini sunmaktadır. Buradan hareketle bu çalışma iletişimin alanının gündelik bir fonomeni haline gelen YouTuberlar, video anlatıları ve YouTuber hedef kitlelerini retorik merkezli konu ve problem edinmiştir. Bu doğrultuda "YouTuberlar video içerik anlatılarında hangi retorik stratejileri kullanmaktadır?" ve "YouTuber hedef kitleleri izledikleri içeriklerde geçen retorik stratejileri nasıl alımlamaktadır?" şeklinde iki temel soru sorulmuştur. İlgili sorulara cevap bulmak için nitel yöntemlerin kullanıldığı durum desenine sahip bir araştırma yürütülmüştür. Veriler döküman-belge inceleme tekniği ile elde edilmiş, verilerin analizi ise nitel içerik analizi ile yapılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemi detayları aktarıldığı üzere özenle belirlenmiştir. Ayrıca nitel içerik analizi için kodlamalarda MAXQDA isimli veri kodlama ve analiz etme programı kullanılmıştır. Kodlamalardan elde edilen veriler ilgili program aracılığıyla görselleştirilmiş, sorularımızdan ve literatürden hareketle yorumlanmıştır. Bu doğrultuda Youtuberların video anlatı içeriklerinde retoriğin temelleri olan ethos, logos ve pathos-a yönelik stratejileri ortak ve etkin bir şekilde kullandığı tespit edilmiş ve yoğunlukları ortaya çıkarılmıştır. Hedef kitleye yönelik yapılan alımlama analizinde ise izleyicilerin video anlatılarına yönelik olumlu yaklaşım sergilediği ve retorik sürecin ikna noktasında başarıya ulaştığı görülmüştür. Her iki YouTuberın hedef kitlesinin video anlatılarına yönelik olumlu bakışının oluşmasında, ethos bileşenlerinin ön plana çıkması tespit edilen bir diğer sonuçtur.
2000 sonrası Türk sinemasında toplumsal bellek: Yükselen nostalji imgesi
Sinema, çağımızın en etkili kitle iletişim araçlarından birisidir. Sinemanın toplumu etkileyip etkilemediği konusu önemli bir araştırma konusudur. Toplum mu sinemayı etkiler, sinema mı toplumu şekillendirir? Bu gibi soruların sayısı çoğaltılabilir. Literatür incelendiğinde toplumsal belleği oluşturan en önemli unsurların başında sinemanın geldiğini görmek mümkündür. Bu çalışma ile 2000 sonrası "Yeni Türk Sineması"nın toplumsal bellek oluşturma yetisine bakılırken aynı zamanda bir nostaljik eğilimin olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma için 6 film amaçlı örnekleme yöntemleri içerisinde yer alan tipik durum örneklemesi seçilmiştir. Seçilen filmler sosyolojik film çözümlemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Filmler değerlendirilirken taşra, aile, aidiyet, mahalle ve ev gibi olgular üzerinden incelenmiştir. Analiz edilen filmlerin nostalji sineması örneklerine uyduğu yargısına varılmıştır.
Kripto para piyasasına dair haberlerin, televizyon ve YouTube içerikleri açısından karşılaştırılması
Günümüzde dünya genelinde kripto para piyasasına olan ilgi giderek artmaktadır. Bu süreçte bireyler etkin karar vermede bilgiye çok daha fazla ihtiyaç duymaya başlamıştır. Dolayısıyla kripto para birimlerinde yaşanan değer değişimleri, piyasaya etki edecek bilgi akışı haber medyası tarafından yakından takip edilmektedir. Bu alanda ortaya çıkan bilgi açığının giderilmesi için ekonomi yayıncılığı yapan televizyon kanallarında kripto para piyasasına dair haber bültenleri oluşturulmuştur. Bu süreçte sosyal medyada da oluşturulan kripto paralara dair kanallar ve üretilen detaylı içerikler alternatif haber kaynağı haline gelmiştir. Yeni medyanın sağlamış olduğu katılımcı kültür ile işin uzmanı olmayan, bu alanda yatırım yapan ve tavsiyelerini kitlelerle paylaşmak isteyen kişiler de haber üretim sürecine dâhil olmuştur. Dolayısıyla sosyal medyadaki kripto para piyasasına dair içerikler, geleneksel medya olan televizyon ekonomi haberciliğinden farklılaştığı görülmüştür. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye'de ekonomi yayıncılığı yapan kanallardaki kripto para programları ile YouTube sosyal medya platformunda üretilen kripto para konulu içeriklerin süre, sıklık, içerik ve yatırıma güdüleyici rolleri bakımından farklılaştığı noktaların saptanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, televizyon ekonomi kanalında yayınlanan Kripto Para programları ile YouTube kripto para konulu kanallardaki içerikler bir aylık dönemde incelenmiştir. YouTube'da, kripto para piyasasına dair içerik üreten ve en çok etkileşime sahip ilk üç sırada yer alan kanallar örnekleme dahil edilmiştir. Çalışmada nitel araştırma metodlarında tematik analiz yöntemine başvurularak, yorumsamacı bir yaklaşım izlenmiştir. Böylelikle geleneksel medyada televizyon ekonomi haberciliğinden yeni medyada kripto paralara dair içeriklerin nasıl değiştiği belirlenen temalar çerçevesinde karşılaştırılmıştır. Araştırmanın verileri doğrultusunda YouTube'un; yatırıma güdüleyici unsurlarla kripto para piyasalarında detaylı yatırım stratejileri ve analiz tekniklerine dair bilgilerin aktarıldığı görülmüştür. Ayrıca YouTube'un; kripto paraların reklam ve tanıtımı amacıyla kullanılması ve bu piyasada yatırım yapan kişiler ile yatırıma dair bilgi talep edenler arasında aracı konumuyla farklılaştığı anlaşılmaktadır.
Feryad filmi örneğinde Azerbaycan-Karabağ gerçekleri
Geçmişte İran ve Rusya'nın hâkimiyetinde yer alan Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmaların merkezinde yer alan Karabağ, 20. yüzyılın siyasi, politik, askeri ve tarihsel çekişme alanlarından birini oluşturmaktadır. Geçmişten bugüne tarihsel süreci içinde incelendiğinde bu bölgede; dil, din, kültür gibi konular temelde olmak üzere sürekli çatışmanın yaşandığı ve zorunlu göçe tabii tutulmanın bunun yanında maddi manevi kaynakların yok edildiği bir saha olarak ifade edilebilir. Söz konusu maddi ve manevi kaynakların yok edilmesi ve sürekli bir gelişim sağlanamaması gibi nedenlerden dolayı objektif bilgiye ulaşmak zaman zaman bu bölge için zor olmaktadır. Bu bağlamda Karabağ Sorunu ile ilgili olarak çeşitli gazete ve dergi haberleri, sosyal medya platformları ve diğer sözlü ve yazılı haberleşme ortamları sıkça aktive ediliyor olsa da, görselleştirme bağlamında tüm bunların kısıtlı olduğu düşünülmektedir. Haberlerde genelde arşiv görüntüleri yer almakta, sıcak çatışma ortamlarından ya da gerçek yaşam öykülerinden genel küresel kitlenin ve yerel insanların bile haberi olmamaktadır. Esasında bu bölgenin işgalinden kültürel mirasın yok edilişine kadar birçok belgesel ve film yapımı gerçekleştirilmekte ancak henüz istenilen düzeyde değildir. Başta "Feryad" olmak üzere, "Haray", "Dolu", "Beyaz Atlı Çocuk", "Laçın Denizi", "Biz" ve "Sarılar-Karabağ Atının İzinde" ses getiren film ve belgesellere örnek verilebilir. Bu araştırmanın amacı, "Feryad (1993)" filminin incelenmesi bağlamında, Karabağ Sorunu'nun gerçek yaşamda yer alan ve tarihsel süreci ile filmik gerçekliği (filmde geçen olaylar) arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bu amaçla tezin öncelikle birinci bölümünde sinema ve Azerbaycan film sektörünün gelişim süreci incelenmiştir. Buna bağlı olarak; propaganda aracı olarak sinema ve filmlerin kullanılması ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmış, ABD, Japonya ve SSCB gibi ülkelerde bu konuyla ilgili film örneklerine değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde "Karabağ Sorunu" ile bu sorunun Azerbaycan sinemasındaki yankıları ele alınıp incelenmektedir. Bu bölümde tarihsel sürecinde, siyasal, politik ve askeri, sosyolojik bağlamda Karabağ Savaşları incelenmiş sonrasında tüm bunların, Azerbaycan sinemasında Karabağ Savaşı'na nasıl dönüştüğü ve konunun sinema bağlamında yeri ve önemi incelenmiştir. Çalışmada ayrıca, Karabağ Sorunu ile ilgili savaş dönemi ve savaş sonrası dönemi filmlerine de yer verilmiştir. Son olarak II. Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan sinemasında yeniden bu konuyu işleyen filmlerin medya yansımaları ve ilgili haber örnekleri sunulmuştur. "Feryad" filminin incelendiği üçüncü bölümde filmin tanıtımı, kadrosu, çekim süreci ve perde arkasında yaşananlara yer verilmekle birlikte, Feryad filmi örneğinde Azerbaycan-Karabağ gerçekleri "içerik", "biçim" ve "anlam" yönünden incelenmiştir. Buna bağlı olarak filmin 6 sahnesi üzerinden biçimsel değerlendirmeler yapılmış, bu sahnelerde yer alan hâkim psikolojik unsurlar Plutchik tarafından oluşturulmuş olan "Duygu Çemberi" nde yer alan duygular referans alınarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Filmin anlamsal çözümlenmesi çerçevesinde temelde psikolojik unsurlardan yola çıkılmış, filmin sahneleri altı farklı bakış açısının temsil eden "Altı Şapkalı Düşünme Tekniği" ile incelenmiştir. Bunun nedeni, hem filmdeki her bir adımda, eylemde, bilinçaltı süreçlere dikkat çekmektir. Bu bağlamda film anlam yönünden incelenirken tespit edilen hâkim psikolojik unsurların adalet, umut, ayrılık, empati, insanlık, vicdan, zalimlik, merhamet ile vatanseverlik vb. olarak sıralanabileceği ortaya konmuştur. Sonuç olarak "Feryad" filmi savaşın ortasında bu savaşı deneyimlemiş insanların yaşadıklarını gözler önüne sererken yalnızca, belgesel nitelikleri olan, tarihsel ve sosyolojik süreçleri yansıtan değil, ayrıca, bireysel ve toplumsal psikolojik unsurların da ön planda olduğu bir film olduğu sonucuna varılmaktadır.
Minör anlatı bağlamında Türk ve Güney Kore sinemalarında yeni bir sinema estetiğinin olanaklılığı
Minör anlatı Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin Anti Ödip kitaplarının hemen arkasından 1975 yılında yazdıkları Kafka: Minör Bir Edebiyat için metinlerinde, yaptıkları Kafka okumalarından yola çıkarak ortaya koydukları bir kavramdır. Kavram majör dil içinde, onun unsurlarının kullanıp kekeleterek dili minörleştiren bir minör edebiyatın varlığını ifade eder. Bu edebiyatın özellikleri dilin yersizyurtsuzlaşması, bireysel olanın doğrudan politiğe bağlanması ve öznenin ortadan kalkarak kolektif sözcelem üretilmesidir. Deleuze daha sonra Sinema II Zaman İmge metninde bu edebiyatın özelliklerinden yola çıkarak modern siyasal sinema tartışması açmıştır. Modern siyasal sinemanın özellikleri ise 'olmayan-gelmekte olan halk' için sinema yapılması, bireysel-kolektif ve özel-kamusal arasındaki sınırların ortadan kalkması ve yine kolektif sözcelem üretilmesidir. Deleuze'e göre modern siyasal sinema minör edebiyatın özelliklerine benzer güdülerle, üçüncü dünya ülkelerinin, kimlik kriziyle karşı karşıya kalmış toplumların çıkardığı yönetmenlerin ürettiği sinemalarda mümkün olabilir. Bu çalışma, minör anlatı bağlamında modern siyasal sinemanın Türk ve Güney Kore sinemalarının yeni olarak adlandırılan ve yakın dönemde ortaya çıkan sinema akımlarındaki olanaklılığını tartışmayı ve yeni sorular sormayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Nuri Bilge Ceylan'ın Ahlat Ağacı (2018), Seren Yüce'nin Çoğunluk (2010), Bong Joon-Ho'nun Parazit (2019) ve Kim Ki Duk'un İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış…ve İlkbahar (2003) filmleri Deleuze'ün izinden gidilerek şizoanalitik yöntemle okunmuştur. Deleuze, Guattari'yle birlikte Anti Ödip kitaplarında psikanalize karşı şizoanalizi bir yöntem olarak önermiştir. Bu yöntem üretken ve olumlayıcı yorumlar yapmaya elverişli bir bakış açısı sunmaktadır. Yapılan okumalar sonucunda Deleuzeyen anlamda eyleme inancını yitirmiş insanın, yaşadığımız çağda politik film üretebilmesinin ancak minör-oluşlara girerek olmayan halk için kolektif sözcelem üretmesiyle mümkün olabileceğine dair düşünceler üretilmiştir.
Yeşilçam'da hibrit bir üretim modeli: Cem-Cumhur Film örneği
Sinema tarihi boyunca çeşitli üretim modelleri ortaya çıkmıştır. Amerikan sinema endüstrisinin kuruluş döneminde, film stüdyoları söz sahibi olmuştur. 1920'lerden itibaren, kısmen stüdyoların kontrolü ve çatısı altında, alternatif modeller gelişmeye başlamıştır. Bunlardan ilki, oyuncuların merkezde yer aldığı star sistemidir. Star sistemi, 20. yüzyılın ortalarında antitröst davası sonucu sektördeki hakimiyeti azalan stüdyolara karşı güç kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yükselen bir diğer model, filmin yaratıcı sürecini kontrol eden yönetmenleri ön plana çıkaran, auteur merkezli yaklaşımdır. Yeşilçam'da da stüdyo, star ve auteur merkezli yaklaşımlar görülmektedir. Kuruluşundan itibaren stüdyolar, sektörde söz sahibi olurken, Yeşilçam yıldızları farklı bir üretim modelinin merkezindedir. 1960'larda, auteur kuramın etkileri Yeşilçam'a uzanmış, bir yönetmen kuşağı ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, 1971'de kurulan Cem-Cumhur Film'in, Yeşilçam'da benzeri olmayan, hibrit bir üretim modeli örneği olduğunu tartışmayı amaçlamaktadır. Stüdyo, 1976'da Natuk Baytan yönetiminde, Kemal Sunal'ın başrolünde yer aldığı bir komedi serisine başlamıştır. Sahte Kabadayı'yla (1976) başlayan ve Tarzan Rıfkı'yla (1986) sonlanan süreçte, Cem-Cumhur Film çatısı altında, aynı yönetmenin ve starın yer aldığı on film çekilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde literatür taraması yapılarak sinemada stüdyo ve star sistemi özetlenmiş, ikinci bölümünde auteur kuram ve yönetmen sineması açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, Natuk Baytan'a ait seçili on film, betimsel analizle incelenerek, Yeşilçam içerisinde ayrıksı bir yeri olduğu düşünülen Cem-Cumhur Film'in, hibrit bir üretim modeliyle, stüdyo ve star sistemi ile yönetmen sinemasını aynı çatı altında buluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Metin Erksan sinemasında mekân
Bu çalışmada, Metin Erksan'ın filmografisinde öne çıkan dokuz filmdeki sinemasal mekânın, öncelikle biçimsel unsurlara odaklanarak, daha sonra da filmlerde anlamlı bir şekilde tekrar eden temaları kullanarak analizini yapmak amaçlanmıştır. Bu iki boyuttan birini göz ardı ederek yapılacak bir analiz yetersiz olurdu, zira Erksan biçime gösterdiği özen ile bilinen bir auteur'dür. Çalışmanın ilk bölümünde Metin Erksan'ın sinemaya yaklaşımı, onu auteur yapan niteliklerine yer verilmiştir. Daha sonra mekân kavramına dair farklı yaklaşımlar, teoriler tartışılmıştır. Mekânın boş ya da dolu algılanması, kendi başına var olup olmadığı ya da mekânın insana, insanın mekâna etkisi üzerine ortaya atılmış farklı fikirler vardır. Bu tartışmalar bir sonraki bölümde işlenen sinemasal mekân konusunun zeminini oluşturmuştur. Sinemasal mekân bölümünde öncelikle teknik unsurlar açıklanmış, hemen ardından filmlerin biçimsel analizi yapılmıştır. Son bölümde sinemada temsil konusuna kısaca yer verildikten sonra filmlerden elde edilen kodlar ya da temalar bağlamında yapılan analiz mevcuttur. Böylece araştırmanın kodlama çerçevesi çıkarılırken alan yazındaki mevcut kavramlar kod olarak kullanılmış ve bunlara çalışmanın verisi olan filmlerden elde edilen kodlar ya da kategoriler eklenmiştir. Filmler tek tek analiz edilmek yerine kategorilere dahil edilebilecek örnekler tespit edilmiştir. Sinemasal mekân tasarımına senaryo aşamasında başlanır, çekim öncesinde ve sonrasında tasarlamaya devam edilir ve kurguda sonlandırılır. Metin Erksan'ın filmlerine yakından bakıldığında onun daha senaryo aşamasında mekânlar üzerine düşündüğü fark edilir. Mekân seçiminde, diğer her şeyde olduğu gibi titiz davranmış ve vermek istediği duygu doğrultusunda mekânı tamamlayan ses, müzik, ışık, kompozisyon, kamera açıları ve konumu gibi pek çok unsuru etkili bir şekilde kullanmıştır. Mekân onun filmlerinde anlatıya zemin oluşturmanın ötesinde bir aktör gibidir.