
399
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığına baicaleinin etkisi
Adeziv bağlantının uzun dönem başarısını artırmak amacıyla matriks metalloproteinaz inhibitörleri kullanarak biyodegradasyonunun önüne geçme fikri güncel bir araştırma konusudur. Bu in vitro çalışmanın amacı matriks metalloproteinaz inhibitörü kullanımının seramik-dentin mikroçekme bağlantı kuvveti üzerine etkisini değerlendirmektir. On altı adet insan mandibular 20 yaş dişinin okluzal minesi prepare edildi ve cam matriks seramik (Celtra Duo) kullanılarak overleyler elde edildi. Dişler 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubunda ön işlem uygulanmaksızın total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simante edildi. Dimetilsülfoksit ve baicalein grubunda asitleme işleminden sonra çözeltiler uygulandı ve simantasyon, üreticinin talimatları doğrultusunda yapıldı. Baicalein + Ultrasonik aktivasyon grubunda asitleme sonrası baicalein çözeltisi uygulandı, 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı ve simanın diğer bileşenlerinin baicalein çözeltisiyle aynı penetrasyon derinliğine ulaşması için her aşamada 10 sn ultrasonik aktivasyon yapıldı. Örnekler 5000 devir termal yaşlandırmaya tabi tutuldu. Örnekler kesilerek mikrobar elde edildi ve mikroçekme testi yapıldı. Bağlantı yüzeyi ve ön işlem uygulanmış okluzal yüzey taramalı elektron mikroskobunda görüntülendi. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro wilk testi ile test edildi normal dağılmayan özelliklerin ikiden fazla bağımsız grupta karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı (P<0.05). Kontrol grubu bağlantı dayanıklılığı değerleri diğer üç gruba oranla anlamlı derecede yüksek bulundu. Çalışma sonucunda % 0.1'lik dimetilsülfoksit ve 12.5 μmol/L'lik baicalein çözeltilerinin cam matriks seramik ile dentinin; total etch, dual cure rezin siman (Variolink N) ile simantasyonunda kullanımı önerilmemiştir. Cam matriks seramik-dentin bağlantı dayanıklılığını artırmak için farklı rezin simanlar ve farklı baicalein dozlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Farklı geçici restorasyon materyallerinin mekanik özelliklerinin ve renk stabilitelerinin karşılaştırılması
Geçici restorasyonlar kullanıldığı süre içinde çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilecek mekanik dayanıklılığa sahip olmalı, pulpa ve periyodonsiyumu korumalı, dişi stabilize etmeli ve renk değişikliğine uğramamalıdır. Bu çalışmada farklı üretim teknikleriyle 4 farklı materyalden üretilen örneklerin kırılma dayanımı, yüzey sertlikleri ve renk stabiliteleri incelenmiştir. Çalışmada Tempo CAD eksiltmeli üretim, Curo Temp eklemeli üretim teknikleri ile otopolimerizan Dentalon Plus ve Prevision Temp direk yöntemle kullanılan materyaller incelenmiştir. Kırılma dayanımı testi için kron örnekler (n=10) ve yüzey sertliği ve renk stabilitesi testleri için de 10 mm x 2 mm disk örnekler (n=10) üretilmiştir. Kron örneklere üniversal test makinesi kullanılarak kırılana kadar kuvvet uygulanmıştır. Disk örneklerden ise yüzey sertliği ölçümlerinden sonra ilk renk ölçümleri yapılarak kaydedilmiştir (L1, a1, b1). Tüm disk örnekler 1000 siklus kahve termal siklusuna (bekleme süresi 30 saniye, transfer süresi 5 saniye) tabi tutulmuştur. Kahve termal siklusundan sonra ise yine yüzey sertliği ölçümleri yapıldıktan sonra örneklerin renk ölçümleri (L2, a2, b2) yapılarak değerler kaydedilmiştir. Renk farkı hesaplamasında ΔE00 ve ΔEab renk farkı formülleri kullanılarak hesaplama yapılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülerek nicel bağımsız verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey, Kruskal-wallis, Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Bağımlı nicel verilerin analizinde eşleştirilmiş örneklem t testi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılarak yapılmış ve p<.05 olarak alınmıştır. Kırılma dayanımı sonuçları ortalama 312.6 N ve 936.8 N değerleri arasında bulunmuştur. En dayanıklı materyaller Tempo CAD ve Curo Temp materyalleri olarak bulunmuştur. Termal siklus öncesi ve sonrası yüzey sertliği sonuçlarında ise Tempo CAD materyali en stabil materyal olarak bulunmuştur. Dentalon Plus ve Tempo CAD materyallerinin renk stabiliteleri yüksek bulunurken Curo Temp ve Prevision Temp materyallerinin renk stabiliteleri düşük bulunmuştur.
CAD-CAM sistemi ile üretilen implant üstü köprü restorasyonlarda bükülme ve kırılma dayanımına konnektör tasarımının etkisi
Bu çalışmanın amacı ti-base dayanaklar üzerine CAD-CAM sistemi kullanılarak üretilen üç üyeli monolitik zirkonya (VITA YZ ST) ve lityum disilikat esaslı (e.max Press) restorasyonların farklı konnektör kesit alanlarındaki kırılma ve bükülme dayanımlarını in-vitro olarak araştırmaktır. 12 adet implant analoğu ikişerli olacak şekilde akrilik modeller içine yerleştirildi. Analoglar üzerine ti-base dayanaklar torklandıktan sonra dijital ölçüleri alındı. Köprü dizaynı; maksiller kanin ve 2. premolar dayanak, 1. premolar ise gövde olacak şekilde planlandı. Toplam grupta 42 adet örnek hazırlandı materyal çeşidine göre 2 gruba (n=21) ayrıldı, sonrasında her grup konnektör kesit alanına göre 3 alt gruba ayrıldı (n=7) (monolitik zirkonya için 9 mm 2 , 12 mm 2 , 15 mm 2 ; lityum disilikat için 12 mm 2 , 16 mm 2 , 20 mm 2 ). Örneklere 5-55 °C sıcaklıkta 5000 döngü termal siklus uygulandı. Hazırlanan örnekler universal test cihazında kırılma dayanım testine tabi tutuldu. Sonuçlar formülize edilerek bükülme dayanım verilerine ulaşıldı. İki bağımsız grup arasında farklılık olup olmadığı Mann Whitney U, ikiden fazla bağımsız grup arasında farklılık olup olmadığı ise Kruskal Wallis Testi ile incelendi (p=0.05). Ortalama kırılma ve bükülme dayanım değerleri monolitik zirkonya örneklerde sırasıyla; 1207.21 N (9 mm 2 ), 1594.59 N (12 mm 2 ), 2074.67 N (15 mm 2 ) ve 99.77 MPa (9 mm 2 ), 107.16 MPa (12 mm 2 ), 113.32 MPa (15 mm2), lityum disilikat esaslı örneklerde ise sırasıyla; 500.84 N (12 mm 2 ), 685.75 N (16 mm 2 ), 859.94 N (20 mm 2 ) ve 33.66 MPa (12 mm 2 ), 37.46 MPa (16 mm 2 ), 37.61 MPa (20 mm 2 ) bulunmuştur. Monolitik zirkonya materyalinin kırılma ve bükülme dayanımı lityum disilikat materyalinden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır (p<0,05). Sonuç olarak konnektör kesit alanının artması dayanımı anlamlı derecede arttırmaktadır (p<0,05). Posterior bölgede monolitik zirkonya köprüler kesinlikle tavsiye edilirken lityum disilikat köprüler de yeterli konnektör kesit alanına sahip ise tavsiye edilebilir. Anahtar kelimeler: monolitik zirkonya, lityum disilikat, ti-base abutment, konnektör, dayanım
CAD-CAM ile üretilen geçici restorasyonların renk değişimi ve diş hassasiyeti açısından klinik değerlendirilmesi
Restorasyon materyallerindeki güncel ilerlemeler ve gelişmeler ile birlikte , geçici kuron- köprü.restorasyonları.da CAD/CAM (Computer Aided.Design/Computer.Aided Manufacture) yöntemi kullanılarak. hazırlanabilmektedir.. CAD/CAM sistemlerinin kullanılması ile hasta başında geçirilen zamandan tasarruf edilmesi, restorasyonların estetik ve mekanik özelliklerinin iyileştirilerek geliştirilmesi .amaçlanmıştır. Bu çalışmanınamacı CAD/CAM ile üretilen geçici restorasyonların renk değişimi ve diş hassasiyet açısından klinikolarakdeğerlendirilmesidir. Çalışmada 3 farklı geçici kron materyalinden (Protemp, Telio CAD ve Vita CAD) n=15 olmak üzere, toplam 45 geçici restorasyon hazırlanması planlanmıştır. CIEDE2000 renk formülasyonu kullanılarak3 aylık renk değişimi gözlenmiştir. Görsel analog skala (VAS) kullanılarak diş hassasiyeti değerlendirilmiştir. Ölçümlerinin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelenmiş olup bu değerlerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir (p<0,05). Grup içi değişkenlerin ölçümünde Friedman testi kullanılırken; gruplar arası değerlendirmede Kruskal-Wallis testine başvurulmuştur. Çalışmada incelenen üç materyalin ΔE.değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). En düşük ΔE değeri(2,71 ± 2,23) Vita CAD grubunda işlemden hemen sonra ile 2. Hafta arasında saptanmıştır. Protemp grubu klinikte farkedilir derecede renk değişimine uğramıştır. Vita CAD grubunda işlem sonrası diş hassasiyeti diğer gruplara oranla daha fazla gözlenmiştir. Ancak zamanla her üç grubunda diş hassasiyeti gözlenmemiştir. Sonuç olarak; çalışmada incelenen geçici restorasyon materyallerinde klinik olarak zamanla farkedilebilir renk değişimleri gözlenmiş olup, hassasiyet ise gözlenmemiştir. Renk stabilitesi uzun dönem geçici kullanımında klinik olarak oldukça önemlidir. Anahtar kelimeler: CAD/CAM, Geçici Restorasyon, Renk değişimi, Diş hassasiyeti
Alt tam dişsiz çenede farklı yöntemler ile üretilmiş implant destekli hibrit protezlerin kemik üzerinde oluşturduğu gerilme miktarlarının karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında amacımız; interforaminal bölge içerisinde mezialde 2 adet dik, distalde 2 adet uzun ve 30˚ distale eğik implantlar uygulandığında, implant destekli hibrit protez metal altyapısı üretiminde; klasik kayıp mum tekniği, klasik kayıp mum tekniği kullanılarak hazırlanmış metal altyapının kesilip model üzerinde tekrar lehimlenmesi, CAD/CAM freze, yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze veya lazer sinter, teknikleri kullanıldığında oluşan pasif uyumun (misfit) ve gerilme dağılımlarının karşılaştırılmasıdır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, tam dişsiz mandibula modeli kullanılmıştır. Bu model epoksi rezinden elde edilmiştir. Modelde, interforaminal bölgede mezialde iki tane (4,6x10 mm çapxboy) okluzyon düzlemine dik, distalde ise distale eğik (30°) ve uzun iki tane (4,6x15 mm çapxboy) kemik seviyesinde implant yerleştirilmiştir. Bu model üzerinde, Co-Cr alaşımından beş farklı üretim yöntemiyle hibrit protez altyapıları elde edilmiştir. Bunlar; 1-geleneksel döküm (P-1), 2-geleneksel döküm tekniğiyle hazırlanmış metal altyapının kesilip lehimlemesi (P-2), 3-CAD/CAM freze (P-3), 4-yarı sinterlenmiş bloktan CAD/CAM freze (P-4), 5-lazer sinterleme (SLS) (P-5) yöntemleridir. Altyapılar üzerine standardizasyonun sağlanması için aynı tasarımda akrilik üst yapılar elde edilmiştir. Misfit ölçümü; 'tek-vida testi' uygulanarak dijital kamera ile alınmış görüntüler üzerinden bilgisayar programı yardımıyla yapılmıştır. Protezlerin model üzerine torklanması sonrası oluşan gerilme ve farklı bölgelerden dikey kuvvet (105 N) uygulanması sırasında oluşan gerilme miktarları strain gauge gerilme analizi yöntemi ile hesaplanmıştır. Elde edilen değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde iki yönlü ANOVA ve Tukey's HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: En küçük misfit miktarı P-3'te görülürken (99,11 µm), bunu sırayla, P-4 (120,12 µm), P-2 (122,19 µm), P-5 (139,07 µm) ve P-1 (151,63 µm) yöntemi ile üretilen restorasyonlar göstermektedir. Misfit ve gerilme miktarları arasında anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). En düşük misfit değerleri gösteren P-3'te, torklama sonrasında protezde (81.10 MPa) ve modelde (374.80 MPa) en düşük gerilme değeri ortalaması tespit edilmiştir. Bunu sırayla, protezde görülen gerilme miktarları olarak; P-2 (133,25 MPa), P-4 (235,13 MPa) ve P-5 (378,41 MPa) veP-1 (542,75 MPa) yöntemleri izlerken, modelde görülen gerilme değerleri olarak; P-2 (496 MPa), P-5 (547,9 MPa) ve P-4 (636,75 MPa),P-1 (754,14 MPa)yöntemleri izlemektedir. Yüklemeler sırasında protezlerde görülen gerilme değerleri küçükten büyüğe sıralandığında; P-4(20,79 MPa), P-5(23,17 MPa), P-2(24,81 MPa), P-3 (33,57 MPa), P-1(40,48 MPa) yöntemleriyle üretilmiş protezler şeklindedir. Modeldeki implantlar çevresinde oluşan gerilmeler değerlendirildiğinde implantlar, yükleme yerleri ve bu iki değişkenin ilişkisi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülürken (p<0,05), protezler arasında ve protezlerin dahil olduğu değişkenlerin ilişkileri arasında anlamlı farklar tespit edilememiştir (p>0,05). Sonuçlar:Altyapı elde edilme yöntemi pasif uyumu anlamlı bir şekilde etkilemiştir. Misfit miktarı/dağılımı ve gerilme miktarı/dağılımı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yükleme sırasında, istatistiksel olarak gerilme miktarı ile misfit değerleri arasında anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. Aynı şekilde, hibrit protezlerin model üzerinde torklanması sonrasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri ile yükleme sırasında protezler üzerinde ve modelde oluşan gerilme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon tespit edilememiştir. İmplant çevresindeki kemik dokusunun tolere edebildiği protetik misfit miktarı hala tam olarak bilinmemekle birlikte, misfit miktarını mümkün olduğu kadar küçük tutmanın faydalı olduğu bilinmektedir.
Dar çaplı implantlarda açılı ve düz titanyum abutment vidalarının farklı dinamik yüklemeler sonucu oluşan tork kaybı ve vida gevşemesinin in-vitro incelenmesi
Bu tez çalışmasında amacımız; dar çaplı implantlar üzerinde, açılı ve düz abutmentların farklı dinamik yükleme siklusları sonrası oluşan tork kaybı ve vida gevşeme değerlerini in-vitro olarak incelemek ve dinamik yükleme öncesi değerler ile karşılaştırmaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, 40 adet 3,5 mm çaplı 10 mm boyunda implantlar ve üst yapı olarak 20 adet düz, 20 adet 15° açılı titanyum abutmentlar kullanılmıştır. Örnekler, 4 alt gruba ayrılmıştır: 1.grup: Düz abutmentların 3x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D3), 2.grup: Düz abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D6), 3.grup: 15° açılı abutmentların 3x105 kez dinamik yüklemesi (Grup: A3), ve 4.grup: 15° açılı abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesidir (Grup: A6). Dinamik yükleme siklusu öncesi her abutment vidası 3 kez 30 N.cm tork ile sıkılıp ardından gevşetme işlemine tabi tutulmuştur. Oluşan gevşeme tork değerleri (1. 2. ve 3. GTD) not edilmiştir. Daha sonra örnekler yeni vida ile 30 Ncm tork ile sıkılıp dinamik yükleme işlemlerine tabi tutulmuştur. Dinamik yükleme sikluslarından sonra GTD'ler 4.GTD olarak not edilmiştir. Ayrıca yorulmuş vida son kez sıkma-gevşetme siklusuna tabi tutulmuş ve 5. GTD elde edilmiştir. Sonuç olarak her örnek için toplam 5 adet GTD elde edilmiştir. Bu değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, iki yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Dinamik yükleme sikluslarından sonra gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05) (D3: 26,43±0,72, D6: 26,05±0,75, A3:26,40±0,73, A6:26,27±0,80). Tüm gruplarda; 4. GTD; 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşüktür (p<0.05). Gruplar arası 4. GTD'ler arasında anlamlı bir fark yoktur. 5. GTD'ler için; sadece A6 grubunda 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşük iken (p<0.05), D3, D6 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p> 0,05). A3 grubunda 5. GTD ile 2. GTD arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sonuç: Dinamik yükleme GTDyi anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Dinamik yükleme öncesi açılı abutmentlar, düz abutmentlara göre daha yüksek başlangıç GTD göstermişlerdir. 5.GTD sonuçlarına göre; D3 ve D6 gruplarında 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında anlamlı fark yok iken, A6 grubunda 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında, A3 grubunda 5.GTD ile 2. GTD arasında anlamlı fark vardır. Özellikle açılı abutment kullanımında yorulmuş vidanın yeni vida ile değiştirilmesi daha faydalı olabilir.
ER:Yag lazerin laminate veneer ile diş yüzeyi arasındaki bağlantı dayanımına etkisi
Bu çalışmanın amacı; rezin simanla yapıştırılmış farklı kalınlık ve içeriğe sahip porselen laminate veneer materyallerinin bağlantı dayanımı üzerine Er:YAG lazerin etkisini incelemektir. Çalışmada; toplam 96 adet çekilmiş çürüksüz sığır mandibular kesici dişi 8 gruba ayrılarak kullanılmıştır (n=12). Feldspatik seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik bloklardan 5 mm çapında ve 0,5 mm ve 1 mm kalınlığında diskler elde edilmiştir. 4 kontrol grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FK-0,5), feldspatik seramik-1mm (FK-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LK-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LK-1)) ve 4 deney grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FL-0,5), feldspatik seramik-1mm (FL-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LL-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LL-1)) olmak üzere toplam 8 grup oluşturularak 96 adet seramik disk hazırlanmıştır. Seramik diskler, ışıkla sertleşen rezin siman kullanılarak diş yüzeylerine üretici firma talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Kontrol grupları hariç diğer tüm gruplara Er:YAG lazer gücü 4,2 Watt (140 mJ x 30 Hz) olacak şekilde ayarlanıp 6 sn boyunca tarama yöntemiyle uygulanmıştır. Lazer uygulandıktan 1 sn sonra üniversal test cihazında 1mm/dk yükleme hızıyla desimantasyon meydana gelene kadar kuvvet uygulanarak ve desimantasyon anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri stereomikroskop ile adeziv, koheziv ve adeziv+koheziv olarak sınıflandırılmıştır. Her gruptan birer örneğin ayrılmış olan diş ve seramik yüzeyi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. İstatistiksel analizler tek yönlü varyans analizi (One-way Anova) ve post-hoc Tukey HSD çoklu karşılaştırma Testleri kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre kontrol grupları ile lazer gruplarının ortalama makaslama bağlantı dayanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤0,05). Aynı kalınlıktaki farklı porselen grupları karşılaştırıldığında hem lazer uygulanan hem de uygulanmayan gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmazken (p>0,05) aynı porselenden hazırlanmış ancak farklı kalınlıkta örnek içeren gruplar karşılaştırıldığında da hem lazer uygulanan hem de uygulanmayanlar için istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Lazer uygulanan gruplarda başarısızlık tipi genellikle koheziv iken uygulanmayan gruplarda adeziv olarak belirlenmiştir. SEM görüntülerinde lazer uygulanan örneklerde diş yüzeyindeki siman kalıntılarında ablasyon alanları gözlenmiştir. Er:YAG lazer uygulamasının porselen laminate veneerlerin diş yüzeyinden sökülmesinde makaslama bağlantı kuvvetini anlamlı derecede azalttığı sonucuna varılmıştır. Ancak incelenen kalınlık ve içerik farklılıkları porselen laminate veneer materyallerinin lazer uygulaması sonrası makaslama bağlantı kuvvetine etki etmemiştir. Anahtar Sözcükler: Er:YAG lazer, tarama yöntemi, laminate veneer, söküm, makaslama bağlantı kuvveti, başarısızlık tipi, SEM
CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı polisaj metotlarının streptococcus mutans adezyonuna etkisi
Güncel tedavilerde kullanılan estetik materyallere uygulanan polisaj prosedürlerinin yüzey pürüzlülüğüne ve Streptococcus mutans adezyonuna etkisinn incelendiği bu çalışmada feldspatik porselen içerikli CEREC Blocs, lityum disilikat içerikli IPS e.max CAD, lösit içerikli IPS Empress CAD ve zirkonyum destekli lityum silikat seramik olan Vita Suprinity' nin CAD/CAM blokları ile kontrol grubu olarak mine yüzeyi kullanılmıştır. Seramik bloklardan 5x5x1 mm boyutlarında 20 adet örnek elde edildi. Kullanılan seramik materyaller kendi içlerinde n=10 olacak şekilde rastgele iki alt gruba ayrıldı. Her materyalin bir grubu el aletleri ile cilalanırken diğer gruba ise glaze işlemi uygulandı. Yüzey bitirme işlemleri tamamlanan seramik örnekler pelikıl oluşumunu sağlamak amacıyla müsin ilavesi yapılmış sentetik tükürükte 1 saat boyunca bekletildi. Streptococcus mutans suşu ile 37°C'de 24 saat inkübasyonun ardından, örnek yüzeyine mikroorganizmaların tutunma oranının belirlenmesi amacıyla oluşan koloniler sayıldı. Yüzey topoğrafyasının incelenmesi amacıyla SEM görüntüsü alındı. Yüzey pürüzlülüğü değerlendirmesinde glaze işlemi uygulanan gruplar, mine kesitinden ve manuel polisaj uygulanan gruplardan anlamlı şekilde daha pürüzsüz bulunmuştur. (p<0,05). En yüksek pürüzlülük düzeyine ise mine kesitlerinde rastlanmıştır. Bakteri adezyonu için karşılaştırılan gruplarda en düşük bakteri yoğunluğu minede rastlanmıştır. Glaze uygulanmış CEREC Blocs ve manuel polisaj uygulanmış IPS e.max CAD mine kesitlerinden sonra en düşük bakteri tutulumu gösteren gruplardır. Yüzey pürüzlülüğü ile bakteri adezyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı olmayan pozitif korelasyon bulunmuştur (p>0,05). Çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda glaze işleminin restorasyonlarda pürüzsüz bir yüzey oluşturmada daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Bakteriyel adezyon ile yüzey pürüzlülüğü arasında güçlü bir korelasyon olmaması, adezyonda serbest yüzey enerjisi, yüzey hidrofilitesi gibi fizikokimyasal özelliklerin de etkin olduğunu düşündürtmektedir.
Polietereterketon materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Polietereterketon (PEEK) materyalinin teleskobik tutucularda kullanımının uzun dönem tutuculuk değerlerini ve yüzey aşınmalarını in vitro olarak incelemektir. Çalışmada 2° konus açısı kullanılmış olup, farklı primer kuron ile sekonder kuron materyalleri ile primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması değerlendirilmiştir. Beş grup incelenmiştir; 1-Zirkonya primer kuronAltın sekonder kuron (elektroşekillendirme ile üretilmiş), oklüzalde aralık yok (ZA); 2-Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (ZP); 3- Zirkonya primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (ZP100); 4-PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, oklüzalde aralık yok (PP); 5- PEEK primer kuron-PEEK sekonder kuron, 100 µm oklüzal aralık (PP100) gruplarından toplam 50 örnek hazırlanmıştır (n=10). Tutuculuk ölçümleri başlangıç, 100, 500, 1000, 5000, 10,000 takma-çıkarma döngüsü sonrası değerlendirilen gruplara, 50 N ön yük uygulanmıştır. Tüm takma-çıkarma deneyleri ve tutuculuk kuvveti ölçümleri yapay tükürük içerisinde gerçekleştirilmiştir. Deneyler sonunda her gruptan seçilen bir çift primer ve sekonder kuron ile aynı gruba ait ve hiç deneye girmemiş bir çift primer ve sekonder kuron, yüzeyindeki aşınmaları değerlendirmek için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. En yüksek tutuculuk değerleri başlangıçta ve 10,000 döngü sonrasında PP100 grubunda (36,04-35,73 N), en düşük değerler ise ZA (9,05-15,06 N) grubunda saptanmıştır. Primer ve sekonder kuron arasında oklüzalde aralık oluşturulması, PEEK primer kuron ve PEEK sekonder kuron materyal çifti için 10.000 döngü sonunda tutuculuk değerlerini arttırmıştır. Deneyler sonrasında PEEK primer kuronlarda, PEEK sekonder kuronlarda ve altın sekonder kuronlarda aşınmalar gözlenirken zirkonya primer kuronlarda aşınma gözlenmemiştir. Çalışmadaki tutuculuk değerleri, klinik olarak kabul edilebilir 5-10 N değerlerinden yüksek olup sadece ZA ve ZP100 gruplarında başlangıçta elde edilen değerler bu aralıktadır. PP100 grubunda, 10 yıllık klinik kullanımı temsil eden süreç boyunca yeterli ve öngörülebilir tutuculuk kuvveti değerleri elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çift kuron, konus kuron, polietereterketon (PEEK), oklüzal aralık, tutuculuk kuvveti, aşınma
Protez kaide materyali dezenfeksiyonunda fotodinamik terapinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, protez kaide materyali üzerinde çoğalabilen C. albicans'a karşı, indosiyanin yeşili (ICG) aracılı fotodinamik terapinin (PDT) etkinliğinin değerlendirilmesidir. Protez kaide materyalini taklit etmesi için 2 mm kalınlığında, 10 mm çapında polimetilmetakrilat (PMMA) yapısında 108 adet disk üretilmiştir. Örnekler, C. albicans ile kontamine edilmiş ve yüzeylerinde çoğalması sağlanmıştır. Yüzeylerinde C. albicans çoğaltılmış akrilik disklere uygulanacak işlemlere göre 9 örneklem grubu (n=11) oluşturulmuştur. Gruplar; kontrol grubu (K), nistatin (1 ml, 100.000 IU/ml) uygulanan grup (N), mikrodalga dezenfeksiyonu (650W, 3dk) uygulanan grup (M), sadece lazer (810 nm, diode laser, devamlı mod 30 sn, 24 J/ cm², 300 mW) uygulanan grup (L), sadece 10 mg/ml konsantrasyonda ICG uygulanan grup (ICG10) ve farklı konsantrasyonlarda (10, 5, 2 ve 1 mg/ml) ICG aracılı PDT uygulanan gruplar (L ICG10, L-ICG5, L-ICG2 ve L-ICG1) olarak belirlenmiştir. İşlemler sonrasında akrilik örneklerdeki C. albicans biyofilmlerinin koloni sayımı yapılmıştır ve her grup için 1 adet fazla hazırlanan örneğin SEM görüntüsü alınmıştır. L-ICG10, L-ICG5 ve ICG10 grupları protez kaide plağındaki C. albicans koloni sayısını azaltmada etkili bulunmuştur. SEM görüntülerinde L-ICG10 grubunun kesitinde C. albicans tespit edilmemiştir. K, N, M, ICG10, L, L-ICG5, L-ICG2, L ICG1 gruplarının kesitlerinde ise maya ve hif formlarında C. albicans'lar tespit edilmiştir. Protez stomatiti tedavisinde ICG aracılı PDT ile dezenfeksiyon uygulaması umut verici sonuçlar ortaya koymuştur ancak bu yöntemi klinikte uygulamak ve güvenli protokolleri belirlemek için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: C albicans, akrilik reçine, protez stomatiti, fotodinamik terapi (PDT), fotosensitizör (PS), indosiyanin yeşili (ICG).
Yapay yaşlandırmanın farklı sinterizasyon derecelerindeki monolitik zirkonya materyallerinin translusensisi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, yapay yaşlanmanın farklı sinterizasyon derecelerindeki yeni nesil zirkonya materyallerinin translusensisi üzerine etkisini araştırmaktır. Sıfır hipotezi yapay yaşlandırma sonucu zirkonya materyallerinin translusensi değerini değiştirmeyeceğidir. İkinci sıfır hipotezi sinterizasyon derecesindeki farklılıkların zirkonya materyallerinin translusensi değerini değiştirmeyeceğidir. Bu çalışmada monolitik zirkonya seramiklerden Katana UTML (Kuraray Noritake Dental Inc), Prettau Anterior (Zirkonzahn, Almanya) ve VITA YZ XT (VITA Zahnfabrik BAD Sackingen, Almanya) kullanılmıştır. Katana UTML %5 mol itriyuma sahip parsiyel stabilize zirkonya iken, Prettau Anterior yaklaşık %12 molden itriyuma, VITA YZ XT %9 mol itriyuma sahip tam stabilize zirkonyalardır. A2 renginde 15 mm çapında, 1 mm kalınlığında disk şeklinde hazırlanan örnekler farklı sinterizasyon derecelerinde (1450℃, 1550℃) sinterize edilerek sinterizasyon derecelerine göre kendi içlerinde ikişerli alt gruba ayrılmışlardır (n=5, N=35). Sinterizasyon sırasında bekleme süresi, sıcaklık artış oranı ve sıcaklık azalış oranı üretici firmaların talimatları doğrultusunda yapılmıştır. Kontrol grubu olarak lityum disilikat ile güçlendirilmiş cam seramik olan IPS e.max CAD LT (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) materyalinden aynı boyutlarda (15x1 mm) disk şeklinde örnekler (n=5, N=35) hazırlanmıştır. Ardından tüm örneklerin yapay yaşlandırması termal siklus test cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) ile 10.000 termal siklus (5-55 C) ve çiğneme simulatöründe (SD Mechatronik Chewing Simulator CS-4, Almanya) 100.000 mekanik yükleme (50N) uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Örneklerin yaşlandırma işlemi öncesi ve sonrası translusensi parametresi (TP) değerleri CIE L*a*b renk koordinatları doğrultusunda bir spektrofotometre (VITA Easyshade Advance 4.0, VITA Zahnfabrik BAD Sackingen, Almanya) ile ölçülerek hesaplanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, yapay yaşlandırma işlemi sonrası genel olarak monolitik zirkonyaların translusensi parametresi anlamlı derecede artarken (p>0.05) kontrol grubu olarak kullanılan lityum disilikat örneklerin translusensisi değişmemiştir (p=0.35). Sinterizasyon derecesi artışı materyallerin yapay yaşlandırma öncesi ve sonrasında translusensi parametresini anlamlı derecede etkilememiştir (p<0.05). Materyaller arasında yapay yaşlandırma öncesi ve sonrası translusensi parametresi değerlerinde anlamlı fark vardır. Tam stabilize zirkonyalar, genel olarak parsiyel stabilize zirkonya olan Katana UTML'ye göre istatiksel açıdan anlamlı derecede daha yüksek translusensi parametresine sahiptir (p=0.009). Yüksek translusensi parametresi değeri ile kontrol grubu olan IPS e.max CAD ise yaşlanma öncesi ve sonrasında monolitik zirkonyalardan istatiksel açıdan anlamlı derecede daha translusent bulunmuştur (p=0.009). Dental protezlerde amacımız, dayanıklı ve fonksiyon görebilen bir restorasyon yapmanın yanında mükemmel bir estetik sağlamaktır. Estetikte translusensi ana kriterdir. Üstün dayanıklılıkları ile dental pazarda önemli bir yer eden zirkonya materyallerinin estetik özelliklerinin doğal dişin translusensisini ne kadar taklit ettiklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Zirkonya materyallerinin translusensisi artsa da lityum disilikat materyalleriyle karşılaştırıldığında estetik açıdan geliştirilmeleri gerekmektedir. Kullanacağımız materyal seçimi ve materyal bilgimiz, hasta beklentilerini karşılayan bir restorasyon yapabilmemiz için oldukça önemlidir. Bu bilgiler ışığında, endikasyonlara uygun materyaller seçerek üstün estetik özelliklere sahip restorasyonlar elde edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Monolitik zirkonya, sinterizasyon derecesi, translusensi parametresi, yapay yaşlandırma.
Çeşitli yüzey pürüzlendirme işlemleri ve temizleme ajanlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisi
Bu çalışmamın amacı; çeşitli yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin ve temizleme solüsyonlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisini incelemektir. PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 196 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Asit (%9,5 Hidroflorik asit), Er-YAG lazer (150 mJ, 10 Hz, 1.5 W) Kojet (30 µm Al2O3) ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 4 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=48). Yüzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek SEM (Taramalı elektron mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası örneklere PEKK bond uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla PEKK yüzeyine 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Her bir pürüzlendirme grubu örneklerin maruz bırakılacakları solüsyonlara göre 4'e ayrılmıştır. Gruplar; Corega, Protefix, Curaprox ve Distile su olacak şekilde sıralanmıştır (n=12). Örnekler 140 gün boyunca günde 8 saat olmak üzere protez temizleyicilerine maruz bırakılmıştır. Örneklerin solüsyonlarda bekletilmeden önceki ve bekletildikten sonraki renk ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapılmıştır. Renk parametreleri (L *, a *, b *, ΔE) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) sistemine göre hesaplanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Gruplararası farkları belirlemek için İki Yönlü Varyans analizi (Two- way Anova) ve Tek Yönlü Varyans analizi (One- way Anova) grup içi farkları belirlemek için Post-Hoc Tukey HSD Çoklu Karşılaştırma Testi ve Tamhane's T2 testleri kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda öncesi ve sonrası verilerde homojen dağılım var ise Bağımlı örneklem t testi, homojen dağılım yok ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p≥0,05). Gruplar kendi içerisinde değerlendirildiğinde ise HF asit ve Er-YAG ile yapılan pürüzlendirmenin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p≤0,05) ve iki grupta da istatiksel olarak pürüzlülük değerleri artmıştır. Kojet grubu pürüzlülüğü arttırmıştır fakat bu değişim istatiksel olarak anlamlı görülmemiştir (p≥0,05). Çalışmamız bağlanma dayanımı yüzey işlemleri açısından incelendiğinde, tüm yüzey işlem gruplarında, Kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri izlenmiştir (p≤0,05). Bağlanma dayanımı ortalaması en yüksekten en düşüğe doğru HF asit, Kojet, Er-YAG lazer ve Kontrol grubuna aittir. Çalışmamızın bağlanma dayanımı değerleri, temizleme solüsyonları açısından incelendiğinde; Corega, Protefix ve Curaprox gruplarında bağlanma dayanımı değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık izlenmemiştir (p≥0,05). Distile su grubundaki bağlanma dayanımı değerleri, diğer tüm temizleme solüsyonlarına göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox grubuna ait örneklerin renk değişim değerleri (ΔE) istatistiksel olarak Protefix ve Distile su grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox ile hazırlanan temizleme solüsyonlarının PEKK- kompozit yapısının renk değişimi üzerindeki etkisi klinik olarak kabul edilemezken, Distile su ve Protefix solüsyonun etkisi klinik olarak kabul edilebilir sınırlar dahilindedir. Anahtar Kelimeler: Polieterketonketon (PEKK), Yüzey Pürüzlendirme, Temizleme Solüsyonları, Kompozit, SEM.
Titanyum ara parça üzerindeki lazer eklemin mekanik davranışı
ÖZET Titanyum Ara Parça Üzerindeki Lazer Eklemin Mekanik Davranışının İncelenmesi Bu çalışmanın amacı Cresco Ti lazer kaynak koşullarının materyal üzerine etkisini göstermek ve sonlu elemanlar yöntemi ile fiksasyon (sabitleme) vidasındaki ve kaynaktaki streslerin dağılımını incelemektir. EN 10002-1 çekme standartlarına göre hazırlanan Grade HI titanyum örnekler onarlı iki gruba ayrılmıştır. Kontol grubundaki örneklere biçbir müdahalede bulunulmazken ikinci gruptakiler kesildi ve Cresco-Ti sisteminin öngördüğü şartlarda lazer kaynak yapıldı. Tüm örneklere çekme testi ve Knoop sertlik testi uygulandı. Kırık yüzeylerin analizi tarayıcı elektron mikroskobunda yapıldı. Lazer kaynak işleminin materyal üzerindeki etkisini göstermek için 0.05 güvenlik aralığında Mann Whitney-U ve student-t testi kullanıldı. 5-impîant destekli distal uzantılı (Mİ) ve 2-impiant destekli (M2) sabit protez tasarımlarını simüle etmek için sonlu elemanlar modelleri hazırlandı. Her iki modelde belirli uzaklıklarda linguaie eğimli 400 N kuvvet uygulandı. Kontrol grubundaki kırılma yüzeyleri sünek, kaynak grubundakiler kırılgan yapı özelliği göstermişlerdir. Kaynak grubundaki kırılmalar ısıl etki alanında gerçekleşmiş ve gözeneklere rastlanmamıştır. Kontrol grubu için elastikiyet modülü, maksimum gerilme dayanımı, yüzde uzama ve sertlik ortalama değerleri sırasıyla 129.7 GPa (sd 3.0), 574 N/mm2 (sd 113), 11.2 % (sd 0.4), 269.6 (sd 16.8) ve lazer grubu için 251.6 GPa (sd 23,3), 776 N/mm2 (sd 72), 4.8 % (sd 0.7), 352.8 (sd 23.3) dir. Tüm özellikler için gruplar istatistiksel olarak farklıdır. Mİ de kaynakta tespit edilen maksimum principal stresler kaynağın gerilme dayanımından düşüktür. Vidada elde edilen von Mises stres değerleri titanyumun gerilme dayanımından daha yüksektir. M2 de ise her iki stres değerleri materyalin dayanımından daha düşüktür. Lazer kaynak işlemi titanyumun mekanik özelliklerini belirgin olarak değiştirmiştir. Sonlu elemanlar modeline göre bu çalışmadaki biyomekanik koşullar altında lazer kaynağın mekanik başarısızlığı beklenmeyebilir. Anahtar sözcükler: Pasif Uyum, Lazer Kaynak, Sonlu Elemanlar Analizi, Titanyum
İtriyum oranları farklı monolitik zirkonyaların metamerizm ve translüsensi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; itriyum içeriği farklı monolitik zirkonya materyallerinin termal yaşlandırma öncesi ve sonrası farklı aydınlatma ortamlarında metamerizmini ve tranlüsensilerini incelemektir. Bu amaçla; üç farklı itriyum içeriğine sahip [%4-6 (VITA YZ HT), %6-8 (VITA YZ ST), %8-10 (VITA YZ XT)] renklendirilmiş pre-sinterize monolitik zirkonya materyallerinden 0,5 mm kalınlığında, 10x10 mm boyutlarında kare şekilli 36 zirkonya örneği hazırlandı. Hazırlanan zirkonya örneklerle kullanılmak üzere aynı boyutlarda kare şeklinde 0,2 mm kalınlığında polimerize edilmiş dual-cure self adeziv rezin siman (Bifix QM, VOCO, Almanya) silikon kalıp kullanılarak oluşturuldu. Metamerizmin değerlendirilmesi için dört farklı aydınlatma ortamı [D65 (Yapay standart Gün ışığı), D50 (Öğlen ortası gün ışığı), TL84 (Mağaza/Ofis ışığı) ve INCA-A (Akkor ışık)] sağlayan renk ölçüm kabininde (Prowite Lightbox 4.0, Türkiye) nötral gri fonda CIE L*a*b renk koordinatları doğrultusunda spektrofotometre (VITA Easyshade Advance 4.0, VITA Zahnfabrik BAD Sackingen, Almanya) cihazı ile monolitik zirkonya örneklerinin renk ölçümleri yapıldı. siyah ve beyaz arka fon kullanılarak translüsensi parametreleri (TP) de ölçülerek kaydedildi. Tüm örnekler termal siklus test cihazı (SD Mechatronik Termocycler, Almanya) ile 10.000 termal siklus (5-55°C) uygulanarak yaşlandırıldı. Termal yaşlandırma sonrası translüsensi parametreleri ve renk ölçümleri tekrar yapılarak CIE L*a*b* renk sistemi üzerinden elde edilen veriler kaydedildi. Kaydedilen veriler Instat İstatistiksel Paket Programı (Instat Graphad Software 6.0, San Diago, CA, USA) aracılığı ile analiz edildi. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini test etmek için Shapiro-Wilk testi kullanıldı. Metamerizm ve translüsensi ölçümlerine ait veriler çift yönlü varyans analizinin (two-way ANOVA) ardından gruplar arası ve grup içi (yaşlandırma öncesi ve sonrası) değerlerin istatistiksel analizi post-hoc Bonferroni çoklu karşılaştırma testi kullanılarak yapıldı. Değerler ortalama ve standart sapma olarak verildi. Tüm analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre; metamerizmi değerlendirmek için kullanılan monolitik zirkonya seramiklerin farklı aydınlatma ortamlarında yapılan renk ölçümleri arasında istatistiksel bir fark olmadığı gözlemlendi (p>0,05). Bu durum termal yaşlandırma öncesi ve sonrasında da benzer şekilde gerçekleşti. Monolitik zirkonya örneklerinin itriyum içeriğinin ve termal yaşlandırmanın translüsensi üzerine etkisi olduğu belirlendi (p<0,05). VITA YZ HT materyalinin diğer monolitik zirkonya materyallerinden daha düşük TP değerine sahip olduğu ve termal yaşlandırma işleminin VITA YZ HT materyalinin TP değerini arttırdığı gözlemlendi (p<0,05). VITA YZ ST ve VITA YZ XT materyallerinin TP değerleri arasında termal yaşlandırma öncesi ve sonrası istatistiksel bir fark gözlemlenmedi (p>0,05). VITA YZ ST ve VITA YZ XT materyalin termal yaşlandırılması sonrasında TP değerlerinde azalma olduğu gözlemlendi, bu azalma VITA YZ ST için istatistiksel olarak anlamlı iken (p<0,05) VITA YZ XT için istatistiksel olarak anlamlı sonuç vermedi (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Monolitik zirkonya, Metamerizm, Translusensi
PEEK ve PEKK materyallerinin çeşitli lazerlerle yüzey özelliklerinin değiştirilmesinin kompozit ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; PEEK ve PEKK'e uygulanan farklı tür lazerlerle yüzey pürüzlendirme işlemlerinden sonra materyallerin yüzeyinde oluşabilecek değişikliklerin ve bu materyallerin lazer uygulaması sonrası kompozit ile bağlanma dayanımlarının incelenmesidir. PEEK ve PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 130 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Er-YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot Lazer, Femtosaniye lazer ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 5 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=12). Er:YAG (150 mJ, 10 Hz, 1,5W), Nd:YAG (150 mJ, 20 Hz, 3 W), diyot (300 mJ, 1,2 W) ve femtosaniye (10 mW, 1 kHz, 90 fs) lazerler örnek yüzeyine dik olacak şekilde 10 mm mesafeden 20 sn boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrası örnekler 60 sn boyunca ultrasonik temizleyicide temizlenmiş ve kurutulmuştur. Y üzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri profilometre cihazı ile yapılmıştır. Cihazın 5 μm'lik elmas ucu, 0.75 mN yük altında 350 mm'lik bir alanı 0.5 mm/s hızında ölçüm yüzeyine temaslı halde yatay olarak taramıştır. Mikrometre cinsinden pürüzlülük değerleri elde edilmiştir. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek (toplam 10 adet) SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası PEEK ve PEKK disk örnekleri ile pembe kompozit materyalinin standart şekilde bağlanabilmesi için örnekler 2,5x2,5 cm boyutlarında hazırlanan teflon kalıplar kullanılarak akriliğe gömülmüştür. PEEK ve PEKK örneklere Anaxblend Pekk Bond ve Anaxblend Opaquer uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet Newton (N) cinsinden kaydedilerek makaslama bağlanma dayanımı ölçülmüştür. Elde edilen kuvvet değerleri, bağlanma bölgesinin yüzey alanına bölünerek Megapaskal (MPa) cinsine çevrilmiştir. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Elde edilen değerlerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilk testi ile incelenmiştir. İki bağımlı grubun karşılaştırmasında paired t testi kullanılırken; iki bağımsız grubun karşılaştırmasında student t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Homojen olmayan gruplarda ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında Kruskall Wallis testi, post hoc test olarak Dunn testi kullanılmıştır. Homojen gruplarda ise ikiden fazla bağımsız grubun karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış, post hoc test olarak Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak alınmıştır. Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre pürüzlülük değerlerinde PEEK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak materyaldeki pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Er-YAG lazer, Diyot lazer, Nd:YAG lazer, Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEEK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p≥0,05). Kontrol grubunun pürüzlülük değerinin ise tüm gruplardan anlamlı derecede düşük olduğu görülmüştür (p≤0,05). PEKK örnekler için Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer, Diyot lazer, Femtosaniye lazer gruplarının istatistiksel olarak pürüzlülüğü artırdığı izlenmiştir (p≤0,05). Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri en yüksekten sırasıyla Diyot lazer, Er:YAG lazer, Nd:YAG lazer ve Femtosaniye lazer grupları şeklindedir. PEKK örnekler için son pürüzlülük değerleri bakımından Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p≥0,05) Femtosaniye lazer grubu diğer lazer gruplarından anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p≤0,05). Kontrol grubu ise tüm gruplara göre istatiksel olarak anlamlı derecede düşük pürüzlülük değeri göstermiştir (p≤0,05). Çalışmamızdaki istatistiksel analiz sonuçları makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; PEEK örnekler için Er:YAG ve Femtosaniye lazer grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmezken (p≥0,05), bu iki grup Nd:YAG lazer, Diyot lazer ve Kontrol gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p≤0,05). PEKK örnekler makaslama bağlanma dayanımı açısından değerlendirildiğinde; Kontrol grubu, Er:YAG lazer grubu hariç tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterirken (p≤0,05) Femtosaniye lazer grubu istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük bağlanma dayanımı değerlerini göstermiştir (p≤0,05). Er:YAG, Nd:YAG ve Diyot lazer grupları ise birbirlerine benzer bağlanma dayanımı değerleri göstermişlerdir (p≥0,05).
CAD/CAM hibrit materyalleri ile adeziv rezin siman arasındaki bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlıklarının etkisi
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı farklı CAD/CAM materyallerine uygulanan farklı yüzey işlemlerinin materyallerin rezin siman ile bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metod: Çalışmada 4 farklı materyalden (Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart) 260 örnek hazırlanmıştır. Örnekler pürüzlendirme işlemleri için 5 alt gruba bölünmüştür. Kontrol, asit (HF), alüminium oksitle kumlama (Al2O3), tribokimyasal kumlama (Cojet) ve femtosaniye lazer (FS lazer). Yüzey işlemlerinden önce ve sonra yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Termal siklus testi ile yapay yaşlandırma işleminden sonra örneklerin işlem yüzeyine silan ve dual-cure rezin siman uygulanmıştır. Seramik örnekler makaslama bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve meydana gelen başarısızlık tipleri değerlendirilmiştir. İstatistiksel veriler SPSS 25.0 programında, Shapiro Wilk testi, 2 yönlü ANOVA testi, post hoc olarak Tukey testi, Ki-kare testi ile analiz edilmiş ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi ile yapılmıştır. Bulgular: Yüzey işlemlerleri yapılan CAD/CAM hibrit malzemelerinin grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak pürüzlülük değerlerinde hem materyal, hem pürüzlendirme yöntemi hem de bunların etkileşimi pürüzlülük değerlerini istatistiksel olarak anlamlı derecede değiştirmiştir (p<0,001). Analiz sonucuna göre HF, Al2O3, Cojet, FS lazer grupları içerisinde Grandio VOCO, Vita Enamic, Shofu HC ve Cerasmart materyalleri değerlendirildiğinde yüzey pürüzlendirme sonrası pürüzlülük değerleri ortalaması, işlem öncesi pürüzlülük değerleri ortalamasına göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplarda en fazla pürüzlülük değeri bütün pürüzlendirme grupları içinde istatiksel olarak anlamlı derecede FS lazerle pürüzlendirilmiş örneklerde görülmüştür. Grup içi ve gruplar arasında pürüzlendirme işlemlerine bağlı olarak bağlanma dayanım değerlerinde analiz test sonuçlarına göre en yüksek bağlanma dayanımı Vita Enamic materyalinde (16,87 ±2,65) görülmüştür. Azalan bağlanma değeri sırayla Grandio VOCO (16,84 ±1,44), Shofu HC (15,86±2,71) ve Cerasmart (14,09±3,21) materyallerinde izlenmiştir. Sonuç: Bütün materyallerde en fazla pürüzlülük ve SBS değerleri FS lazer grubunda görülmüştür. Bu verilere esasen incelenen materyal gruplarında, FS lazerin termosiklus sonrası bağlanma dayanımında daha etkili olduğu söylenebilir. En yüksek pürüzlülük değeri Shofu HC materyalinde, en yüksek SBS değeri ise Vita Enamic materyalinde tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, hibrit seramikler, yüzey işlemleri, rezin siman, bağlanma dayanımı, femtosaniye lazer.
Gümüş ve çinko oksit nanopartikül ilavesinin akrilikrezinin yüzey pürüzlülüğü, renk değişimi ve antifungal özelliği üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, ısı ile polimerize olan dental akrilik rezine farklı oranlarda (%1, %2, %5, %10) gümüş ve çinko oksit nanopartikülü ilavesinin akrilik rezinin renk değişimi, yüzey pürüzlülüğü ve C.albicans adezyonuna etkisini değerlendirmektir. Deneyler için nanopartikül tipi ve konsantrasyonuna bağlı olarak dokuz farklı grup oluşturulmuştur. Gümüş (Ag) ve çinko oksit (ZnO) nanopartikülleri ısı ile polimerize olan akrilik rezinin likitine %1, %2, %5 ve %10 oranlarında ilave edilmiş ve 10x2 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler üretilmiştir. Örneklerin renk ölçümü kolorimetre (Chroma Meter CR-400, Konica Minolta, Japonya) ile yapılmıştır. Bir yıllık kullanımı taklit edecek şekilde örnekler termal yaşlandırmaya tabii tutulmuştur. Örneklerin renk ölçümleri yaşlandırma sonrası tekrarlanmıştır. Renk değişimi (∆E00) CIEDE 2000 formülü kullanılarak hesaplanmıştır. Örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri kontak profilometre (Mahr, MarSurf M 300C) ile yapılmıştır. C.albicans adezyon testi için koloni oluşturan birim (CFU/ml) sayımları yapılmıştır. Yüzey topografisinin analizi için AFM analizi ve C.albicans'ın hücre yapılarını gözlemlemek için SEM analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda yüzey pürüzlülüğü ve CFU sayımı değerleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ag ve ZnO nanopartiküllerinin C.albicans adezyonu üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Nanopartikül tipi ve konsantrasyonunun akrilik rezinin renk değişimini etkilediği görülmüştür. Akrilik rezine %1 oranında ZnO nanopartikülü ilavesi algılanabilir eşik değerin (∆E00<1,30) altında renk değişimi göstermiştir. %2, %5 ve %10 oranında ZnO; %1 ve %2 oranında Ag nanopartikülü ilavesi algılanabilir ve klinik olarak kabul edilebilir eşik değerin (∆E00<2,25) altında renk değişimi göstermiştir. %5 ve %10 oranlarında Ag nanopartikülü ilavesi, akrilik rezinin renginin klinik olarak kabul edilebilir seviyenin üzerinde değişmesine neden olmuştur. Termal yaşlandırma sonrası %1 oranında Ag ve ZnO nanopartikülü içeren gruplarda kontrol grubundan anlamlı derecede farklı renk değişimi gözlenmezken, %2 ve üzerinde Ag nanopartikülü ilavesinin akrilik rezinde kontrol grubuna kıyasla klinik olarak kabul edilebilir eşik değerin üzerinde renk değişimine neden olduğu görülmüştür. İleriki çalışmalarda farklı konsantrasyonlarda ve farklı nanopartiküllerin ilavesi ile klinik çalışmalar yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Protez stomatiti, Akrilik rezin, Nanopartikül
Konvansiyonel, eksiltmeli ve tabakalı üretim yöntemleri ile farklı yüksekliklerde üretilen oklüzal splint materyallerinin aşınmasının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; konvansiyonel, eksiltmeli ve tabakalı üretim yöntemleriyle farklı yüksekliklerde üretilen oklüzal splint materyallerinin farklı zaman dilimlerinde termal ve mekanik yaşlandırma sonrası aşınma değerlerinin incelenmesidir. Konvansiyonel yöntemle ısı ile polimerize olan akrilik rezin, eklemeli yöntemle 3B baskı ile reçine ve eksiltmeli yöntemle PEEK ve PMMA bloktan elde edilen oklüzal splint materyalleri 2 mm, 4 mm ve 6 mm olarak 3 farklı yükseklikte, her yükseklik grubu için 10 örnek, toplamda 120 örnek 20 mm çapında üretilmiştir. Örneklerin aşınma değerlerin üretim sonrası 1 ay, 3 ay ve 6 ay klinik zaman dilimlerine denk gelen sürelerde termal ve mekanik yaşlandırma uygulanması sonucu karşılaştırılmıştır. 1 aylık zaman dilimine denk gelen sürede örneklere önce 5-55 oC termal yaşlandırma işlemi uygulanmıştır. Termal yaşlandırma uygulanan örnekler 1 aylık zaman dilimine denk 20.000 döngüde çiğneme simülatöründe mekanik yaşlandırma uygulanmıştır. Örnekler 1 aylık zaman dilimi termal ve mekanik yaşlandırma sonrası oluşan aşınma laboratuvar tarayıcısı ile dijital ortama aktarılmıştır. Elde edilen veriler Geomagic DesignX tersine mühendislik programına aktarılıp, işlem uygulanmamış örnek verileriyle çakıştırma yöntemi uygulanarak hacim kaybı mm3 cinsinden elde edilmiştir. 3 aylık ve 6 aylık zaman dilimleri için uygulanacak termal ve mekanik yaşlandırma sonucu aşınma ile oluşan hacim kaybının ölçümü aynı şekilde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin normallik testlerine Shapiro-Wilk testi ile bakılmıştır. Verilerin normal dağılmamasından dolayı gruplar arasındaki karşılaştırmalara Kruskall-Wallis H testi ile grup içi karşılaştırmalara ise Mann-Whitney U testi testi ile bakılmıştır. Örneklerin aşınma öncesi ve aşınma sonrası karşılaştırması Wilcoxon testi ile bakılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0,05 kullanılmış olup, p<0,05 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu, p>0,05 olması durumunda ise anlamlı farklılığın olmadığı belirtilmiştir. Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonuçlarına göre farklı üretim yöntemiyle üretilen her örnek grubunda 6 aylık zaman dilimlindeki aşınma oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede en yüksek (p<0,05), 1 aylık zaman dilimindeki aşınma oranı istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük (p<0,05) olduğu izlenmiştir. Örneklerin 1 aylık zaman diliminde kendi içlerindeki farklı yükseklik farklılıklarında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). 3 ve 6 aylık zaman diliminde örneklerin kendi yükseklik grupları içinde konvansiyonel yöntemle ısı ile polimerize olan ProBase materyali dışında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Aynı yükseklik grubunda materyallerin farklı zaman dilimlerinde karşılaştırmasında eksiltmeli yöntemle üretilen PEEK materyali istatistiksel olarak anlamlı derecede en düşük aşınma değerlerini(p<0,05), eksiltmeli yöntemle üretilen PMMA blok istatistiksel olarak anlamlı derecede en yüksek (p<0,05) aşınma değerlerini göstermiştir. Konvansiyonel yöntem ve eklemeli yöntemle üretilen oklüzal splint materyalleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05).
Çoklu fırınlamanın farklı itriyum oranlarına sahip monolitik zirkonyanın eğilme dayanımı ve faz dönüşümü üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; farklı itriyum içeriğine sahip yeni nesil 4Y-TZP ve 5Y-TZP monolitik zirkonyaların [%6-8 (VITA YZ ST), %8-10 (VITA YZ XT)] tekrarlayan fırınlama (0,1,2,4 fırınlama) işlemleri sonrasındaki eğilme dayanımı, pürüzlülük ve faz değişimini değerlendirmektir. 4Y-TZP (VİTA YZ ST) ve 5Y-TZP (VİTA YZ XT) materyallerinden elde edilen numuneler fırınlama sayılarına göre 0 fırınlama, 1 fırınlama, 2 fırınlama ve 4 fırınlama olmak üzere dört alt gruba ayrılmıştır. Örneklerin üretimi CAD/CAM sisteminin freze ünitesinde (Yenadent D15, Yenadent Ltd., İstanbul, Türkiye) sinterizasyon sonrası final boyutu 12,0 mm çapında ve 1,2±0,2 mm kalınlıkta olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Örneklerin fırınlama işlemi üretici firmanın talimatlarına uygun olarak programlanabilen bir porselen fırınında (Programat® P300/G2-Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) yapılmıştır. Örneklerin eğilme dayanımı ölçümleri universal test cihazı (ELISTA, TSTM02500, Elista Corp, İstanbul, Türkiye) ile gerçekleştirilmiştir. Örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri kontak profilometre (Mahr, MarSurf M 300C) ile yapılmıştır. Örneklerin faz değişiminin değerlendirilmesi için X-ışını difraktometre (Bruker D8 Advance, Bruker AXS, Karlsruhe, Almanya) analizi yapılmıştır. Yüzey topografisinin görüntülenmesi için SEM analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda 4Y-TZP grubunda en düşük yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel olarak fark olmadan 0 ve 4 fırınlama gruplarında bulunmuştur. 4Y-TZP grubunda en yüksek yüzey pürüzlülüğü, 1 fırınlama grubunda bulunmuş olup 2 fırınlama grubu ile aralarında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. 4Y-TZP grubunda 0 fırınlama grubunun pürüzlülüğü, 1 fırınlama ve 2 fırınlama gruplarının pürüzlülüğünden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. 5Y-TZP grubunda en düşük yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel olarak fark olmadan 0 ve 4 fırınlama gruplarında bulunmuştur. 5Y-TZP grubunda en yüksek yüzey pürüzlülüğü, 1 fırınlama grubunda bulunmuş olup 2 fırınlama grubu ile aralarında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. 5Y-TZP grubunda 0 fırınlama grubunun pürüzlülüğü, 1 fırınlama grubunun pürüzlülüğünden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Tüm fırınlama gruplarında, 4Y-TZP ve 5Y-TZP materyallerinin pürüzlülük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. 4Y-TZP grubunda en yüksek eğilme dayanımı, 1 fırınlama grubunda bulunmuş olup 0 fırınlama grubu ile aralarında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. 4Y-TZP grubunun en düşük eğilme dayanımı, istatistiksel olarak fark olmadan 2 ve 4 fırınlama gruplarında bulunmuştur. 5Y-TZP materyalinin eğilme dayanımının tekrarlayan fırınlamalardan etkilenmediği tespit edilmiştir. 4Y-TZP materyalinin eğilme dayanımının, her fırınlama grubunda 5Y-TZP materyalinin eğilme dayanımından yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tekrarlayan fırınlamaların 4Y-TZP ve 5Y-TZP materyallerinin faz değişimini etkilemediği tespit edilmiştir. İleriki çalışmalarda fırınlama sayısı artırılarak ve ağız içi termal yaşlandırılmanın da dahil olduğu çalışmalar yapılabilir.
Üç boyutlu yazıcı ile üretilen farklı daimi restorasyon reçinelerinin renk özelliklerinin ve aşınma dirençlerinin karşlaştırılması
Bu in vitro çalışmanın amacı; 3 boyutlu (3B) yazıcı ile üretilen farklı daimi restorasyon reçinelerinin, farklı üretim kalınlıklarında, değişen ışık kaynakları altında, termal yaşlandırma öncesi ve sonrası renk özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamız aynı zamanda farklı daimi restorasyon reçinelerinin aşınma dirençlerini de karşılaştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamızda üç farklı daimi restorasyon reçinesi (P-Crown, Print Crowntec, VarseoSmile Crown Plus) kullanılmıştır. Örnek boyutları 10x10 mm disk şeklinde ve 1, 1.5, 2 mm kalınlıklarda olacak şekilde tasarlanmıştır. Her kalınlık için n=15 olacak şekilde toplam 145 adet örnek 3B baskı yöntemiyle üretilmiştir. Örneklerin üretimi, DLP teknolojisi ile çalışan bir 3B yazıcı (Varseo XS, BEGO, Bremen, Almanya) ile yapılmıştır. Örnekler, 50 μm tabaka kalınlığı, 90o baskı açısı ile üretilmiştir. Üretim sonrası örnekler üreticinin talimatları doğrultusunda kıl fırça ila cilalanmış daha sonra pomza ve cila pastası ile parlatılmıştır. Örneklerin renk özelliklerini incelemek için bir masaüstü spektrofotometre (CM-3600A, Konika-Minolta Sensing, Inc., Osaka, Japonya) kullanılmıştır. Renk ölçümleri 5 farklı ışık kaynağında (D65, D50, F2, F11, A), gri arka plan kullanılarak termal yaşlandırma öncesi ve sonrasında aynı şekilde yapılmıştır. Yaşlandırma öncesi renk ölçümleri tamamlanan örneklere 10.000 döngü termal yaşlandırma (5-55oC) uygulanmıştır. Termal yaşlandırma sonrası örnekler 24 saat distile suda bekletilmiştir daha sonra ikinci renk ölçümleri yine aynı şekilde yapılmıştır. Renk ölçümünden elde edilen veriler kullanılarak, örneklerin ışık kaynakları altında gösterdikleri renk farklılığı (ΔE00) hesaplanmıştır. Bunun için CIEDE2000 formülü kullanılmıştır ve D65 ( Gün ışığı) kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Renk ölçümleri tamamlandıktan sonra aşınma miktarını belirlemek için 2 mm kalınlıktaki örnek grupları çiğneme testi için ayrılmıştır. Çiğneme simülatöründe 240.000 çiğneme döngüsü uygulanmıştır. Çiğneme testi öncesi ve sonrası örnek yüzeyleri lazer tarayıcı (SD Mechatronik Laser Scanner LAS- 20, Münih, Almanya) ile taranmıştır. Taranan veriler Geomagic DesignX tersine mühendislik programına aktarılmıştır. Aşınma öncesi ve sonrası veriler çakıştırma yöntemi uygulanarak hacim kaybı mm3 cinsinden elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. ΔE00 değerleri normal dağılım gösteren değerlere üç yönlü tekrarlanan Anova testi uygulanmıştır. Gruplar arası ve grup içi (yaşlandırma öncesi ve sonrası) değerler, post-hoc Bonferroni çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiştir. Aşınma verisi normal dağılım göstermediğinden markalar arası karşılaştırmada, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır (p=0,05). Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonucunda ışık kaynağının, restorasyon reçinesinin, restorasyon kalınlığının ve termal yaşlandırmanın renk özellikleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Tüm restorasyon gruplarında ve restorasyon kalınlıklarında, A tipi ışık kaynağındaki ΔE00 değerleri klinik kabul edilebilir değerin üzerinde bulunmuştur. Kalınlık artışı ΔE00 değerlerinde istatiksel olarak anlamlı derecede düşüşe neden olmuştur (p<0,05). P- Crown reçinesi termal yaşlandırma öncesi ve sonrası diğer reçine gruplarına göre istatistiksel olarak daha az renk değişimi göstermiştir (p<0,05). Termal yaşlandırma sonrası tüm örneklerin ΔE00 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş görülmüştür (p<0,05). Yapılan istatistiksel analiz sonucunda örneklerin aşınma değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Bu in vitro çalışmanın amacı; 3 boyutlu (3B) yazıcı ile üretilen farklı daimi restorasyon reçinelerinin, farklı üretim kalınlıklarında, değişen ışık kaynakları altında, termal yaşlandırma öncesi ve sonrası renk özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamız aynı zamanda farklı daimi restorasyon reçinelerinin aşınma dirençlerini de karşılaştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamızda üç farklı daimi restorasyon reçinesi (P-Crown, Print Crowntec, VarseoSmile Crown Plus) kullanılmıştır. Örnek boyutları 10x10 mm disk şeklinde ve 1, 1.5, 2 mm kalınlıklarda olacak şekilde tasarlanmıştır. Her kalınlık için n=15 olacak şekilde toplam 145 adet örnek 3B baskı yöntemiyle üretilmiştir. Örneklerin üretimi, DLP teknolojisi ile çalışan bir 3B yazıcı (Varseo XS, BEGO, Bremen, Almanya) ile yapılmıştır. Örnekler, 50 μm tabaka kalınlığı, 90o baskı açısı ile üretilmiştir. Üretim sonrası örnekler üreticinin talimatları doğrultusunda kıl fırça ila cilalanmış daha sonra pomza ve cila pastası ile parlatılmıştır. Örneklerin renk özelliklerini incelemek için bir masaüstü spektrofotometre (CM-3600A, Konika-Minolta Sensing, Inc., Osaka, Japonya) kullanılmıştır. Renk ölçümleri 5 farklı ışık kaynağında (D65, D50, F2, F11, A), gri arka plan kullanılarak termal yaşlandırma öncesi ve sonrasında aynı şekilde yapılmıştır. Yaşlandırma öncesi renk ölçümleri tamamlanan örneklere 10.000 döngü termal yaşlandırma (5-55oC) uygulanmıştır. Termal yaşlandırma sonrası örnekler 24 saat distile suda bekletilmiştir daha sonra ikinci renk ölçümleri yine aynı şekilde yapılmıştır. Renk ölçümünden elde edilen veriler kullanılarak, örneklerin ışık kaynakları altında gösterdikleri renk farklılığı (ΔE00) hesaplanmıştır. Bunun için CIEDE2000 formülü kullanılmıştır ve D65 ( Gün ışığı) kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Renk ölçümleri tamamlandıktan sonra aşınma miktarını belirlemek için 2 mm kalınlıktaki örnek grupları çiğneme testi için ayrılmıştır. Çiğneme simülatöründe 240.000 çiğneme döngüsü uygulanmıştır. Çiğneme testi öncesi ve sonrası örnek yüzeyleri lazer tarayıcı (SD Mechatronik Laser Scanner LAS- 20, Münih, Almanya) ile taranmıştır. Taranan veriler Geomagic DesignX tersine mühendislik programına aktarılmıştır. Aşınma öncesi ve sonrası veriler çakıştırma yöntemi uygulanarak hacim kaybı mm3 cinsinden elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulguların istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. ΔE00 değerleri normal dağılım gösteren değerlere üç yönlü tekrarlanan Anova testi uygulanmıştır. Gruplar arası ve grup içi (yaşlandırma öncesi ve sonrası) değerler, post-hoc Bonferroni çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiştir. Aşınma verisi normal dağılım göstermediğinden markalar arası karşılaştırmada, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır (p=0,05). Çalışmamızda yapılan istatistiksel analiz sonucunda ışık kaynağının, restorasyon reçinesinin, restorasyon kalınlığının ve termal yaşlandırmanın renk özellikleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Tüm restorasyon gruplarında ve restorasyon kalınlıklarında, A tipi ışık kaynağındaki ΔE00 değerleri klinik kabul edilebilir değerin üzerinde bulunmuştur. Kalınlık artışı ΔE00 değerlerinde istatiksel olarak anlamlı derecede düşüşe neden olmuştur (p<0,05). P- Crown reçinesi termal yaşlandırma öncesi ve sonrası diğer reçine gruplarına göre istatistiksel olarak daha az renk değişimi göstermiştir (p<0,05). Termal yaşlandırma sonrası tüm örneklerin ΔE00 değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş görülmüştür (p<0,05). Yapılan istatistiksel analiz sonucunda örneklerin aşınma değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Eklemeli üretim, 3B yazıcı, Renk değişimi, Aşınma direnci
Dentine bağlanmanın tam seramik malzemenin mukavemeti üzerine etkisi
ÖZETDentine Bağlanmanın Farklı Tam Seramik Malzemelerinin Mekanik DayanımıÜzerine EtkisiBu çalışmanın amacı; resin simanla dentin dokusu üzerine yapıştırmanınfarklı tam seramik malzemelerinin mukavemetine olan etkisini incelemek ve sonluelemanlar stres analizi ile iki tabakalı seramik-dentin sisteminde oluşan streslerindağılımını göstermektir.1 mm, 1,5 mm ve 2 mm kalınlığında feldspatik seramikten oluşan seramik-dentin sistemine 100-600 N yük aralığında Hertzian kontak test uygulandı. 1 ve 1,5mm kalınlığında IPS Empress 2 ve In Ceram Zirconia seramiklerinden oluşan ikitabakalı seramik-dentin sistemine 200-850 N yük aralığında Hertzian kontak testuygulandı. Brittle ve quasiplastic mode ile radial çatlakların tanımlanması içintüm örnekler optik mikroskopta incelendi. Sonlu elemanlar stres analizi ile ikitabakalı seramik-dentin sisteminde hertzian kontak test sonrasında oluşan streslerhesaplandı.Her iki mode'da oluşan harabiyetin yeri ve derecesi materyalinmikroyapısına bağlı olarak uygulanan yükle değişti. 1 mm kalınlığındakifeldspatik seramikte 150 N'da, 1mm kalınlığındaki IPS Empress 2 seramikte 500N'da, 1,5 mm kalınlığındaki IPS Empress 2 seramikte 700 N'da ve 1,5 mmkalınlığındaki Zirconia seramikte 850 N'da radial çatlak gözlenmiştir. Ancak, 1,5ve 2 mm kalınlığındaki feldspatik seramikte quasiplastic mode oluştu. Sonluelemanlar analizinden elde edilen maksimum gerilme streslerinin yeri ve değeri,mekanik test bulguları ile tutarlıdır.Materyalin kalınlığı ve mikroyapısının iki tabakalı seramik-dentinsisteminde oluşan harabiyet üzerinde anlamlı etkisi vardır. Resin simanla dentindokusu üzerine yapıştırma, materyalin mekanik dayanımını artırmaktadır.Anahtar sözcükler: Hertzian Kontak Test, Tam Seramikler, Resin siman, Dentinxii
Üç farklı mouthguard malzemesinin enerji emilimlerinin ve termal özelliklerinin karşılaştırılması
Mouthguardlar baş-boyun bölgesini darbelere karşı korumak için kullanılırlar. Mouthguard malzemelerinin enerji emilimleri ve sıcaklığa bağlı olarak görülen yapısal değişiklikleri önemlidir.Çalışmanın amaçları; ağız-koruyucu malzemelerinin enerji emilimlerini incelemek, sıcaklığa bağlı olarak görülen yapısal değişiklikleri araştırmak, sıvı ortamın ağız-koruyucu malzemelerinin enerji emilimleri ve yapısal özelliklerine etkisini araştırmaktır.Ağız-koruyucu malzemelerinin çarpma testi performansları ASTM Standardı D3763'teki prosedür kullanılarak incelenmiştir. Farklı ağız-koruyucu malzemeleri (EVA, ProForm?, PolyShok?) çalışmaya dahil edilmiştir. Üretici firma önerisine göre hazırlanan örnekler 37ºC'de deiyonize su içerisinde bekletildikten sonra saatte 32.20 km hız kullanılarak yüklenmiştir. Test sırasında geniş ve küçük çaplı üst destek halkaları kullanılmıştır. Ayrıca, her gruptan ikişer kuru örnek test edilmiştir. Enerji emilimi kuvvet-zaman eğrisinin altındaki alan hesaplanarak bulunmuş, data analizi ANOVA ve Tukey-Kramer HSD testleri kullanılarak yapılmıştır. Çarpma bölgesine yakın kısımlardan kesilen küçük parçalar TMDSC kullanılarak dakikada 1°C'lik ısı artışı ile ?20°C ile 150°C arsında incelenmiştir.Geniş çaplı üst destek halkası kullanıldığında enerji emilimleri (ortalama±SD, cm?kg/cm): EVA, 599.8±263.5; Pro form?, 598.8±61.5; PolyShok?, 575.4±89.8. Küçük çaplı üst destek halkası kullanıldığında enerji emilimleri: EVA, 764.8±75.7; ProForm?, 593.3±141.5; PolyShok?, 677.1±154.6. Geleneksel EVA örneklerinin TMDSC eğrilerinde erime sırasında oluşmuş dört, PolyShok ve ProForm örneklerinde üç endotermik çöküntü izlenmiş, eğrilerin benzer olduğu görülmüştür. Her üç grupta en düşük ısıdaki endotermik çöküntü vücut ısısında gerçekleşmiştir.Üç grup ve farklı boyuttaki iki destek halkası arasında enerji emilimi açısından farklılık bulunamamıştır. Kuru örneklerin enerji emilimlerinin ıslak örneklerin enerji emiliminden yüksek olduğu görülmüştür. PolyShok'un ısıl davranışındaki küçük farklılıklar yapısındaki poliüretanın etkisi ile EVA kristallerinin oluşmasının engellenmiş olmasına bağlanmıştır.Ağız-koruyucu malzemelerinin enerji emilimleri ve termal özellikleri benzerlik göstermektedir.
Elmas benzeri karbon kaplamanın implant üstyapı parçaları arası galvanik korozyona etkinliğinin incelenmesi.
Elektrokimyasal olarak uyumsuz olan metallerin oral kavitede direk temas halinde kullanılmaları galvanik korozyon oluşumuna neden olabilir. Ni-Cr alaşımları, sahip oldukları mekanik direnç, hijyenik tasarımlara uygunlukları, özellikle ekonomik olmaları ve kolay ulaşılabilir teknisyenlik hizmeti gibi iyi özellikleri sayesinde diş hekimliğinde çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar.Günümüzde bir dental implant malzemesi olan titanyum ile protetik üst yapı alaşımı olan Ni-Cr alaşımları arasındaki galvanik korozyon problemini ortaya koyan birçok rapor bulunmaktadır. Elmas Benzeri Karbon (DLC), elmas ve grafit gibi kristal yapılı karbonlarla yarışan bazı ilginç özelliklere sahip amorf bir karbon yapısıdır. DLC kaplamanın çok sayıdaki üst düzey özelliği göz önünde bulundurulduğunda, DLC kaplamanın elektrokimyasal olarak uyumsuz metaller arasında meydana gelen galvanik korozyon sorununa bir çözüm yaklaşımı olarak kullanımı incelenmelidir. Bu çalışmanın amacı, 1) İmplant üstü protetik yapı materyali seçeneklerinden olan Ni-Cr alaşımı ve dental implantların imal edildiği titanyum metali arasındaki galvanik korozyon davranışının değerlendirilmesi 2) Titanyum alt yapı üzerine uygulanan Elmas Benzeri Karbon (DLC) kaplanmanın Ni-Cr üst yapı ile Titanyum alt yapı arasındaki muhtemel galvanik korozyon davranışına etkisinin incelenmesi 3) İmplant altyapı üzerine uygulanan DLC kaplamanın üst ve alt yapı ara yüzeyinde ve protetik sistemin bütününde meydana getireceği etki tarayıcı elektron mikroskobu incelemesi (SEM) ile değerlendirilmesidir. 5mm çapında ve 3mm kalınlığında 5 adet Ni-Cr ve 10 adet Ticari Saf Ti disk şekilli örnekler hazırlanmıştır. Ti disklerden 5 tanesi DLC kaplanmak üzere ayrılmış ve PECVD tekniği ile DLC kaplanmıştır. Örnekler bakır tel ile lehimlenerek, epoksi rezin içerisine gömülmüşlerdir. Hazırlanan elektrotların yüzey işlemlerinin tamamlanmasını takiben, elektrotların açık devre potansiyeli ölçümleri, platin elektrota karşın meydana gelen galvanik akım ölçümleri yapılmış ve potansiyodinamik polarizasyon diyagramı elde edilmiştir. SEM incelemesi için 30 adet Bar-Bridge abutment üzerine 10 adet altın alaşım ve 20 adet Ni-Cr alaşım protetik üst yapı dökülmüştür. Takiben, 10 adet abutment ve 10 adet sabitleme vidası PECVD tekniği ile DLC kaplanmıştır. Protetik üstyapı parçaları sabitlendikten sonra rezin içerisine gömülmüşlerdir. Daha sonra örnekler ortadan iki parçaya ayrılacak şekilde kesitler elde edilmiştir. Elde edilen kesitler sırasıyla 500, 800, 1200, 2500 gritlik SiC zımpara kağıtları ile yüzey muamelesine tabi tutulmuştur. Yüzey işlemleri tamamlanan örneklerden SEM ile x1000 büyütmede görüntüler alınmıştır. Takiben Elde edilen SEM görüntülerinin, orta bölgelerindeki 50µm uzunluğundaki bir alan seçilerek 5µm aralıklar ile 11 adet marjinal aralık ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Elektorkimyasal testlerin sonuçları, titanyumun daha nikel-kroma göre elektrokimyasal olarak daha kararlı ve daha soy karakter sergileyen bir metal olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum dolayısı ile, titanyum ve Ni-Cr alaşımlar ağız içerisinde beraber kullanıldıklarına galvanik korozyon olgusuna sebep olabilirler. Uygulanan DLC kaplama katot elektrot yüzeyinde yalıtkan bir tabaka meydana getirdiği için galvanik çiftlemeyi engellemektedir. SEM incelemesi sonucunda altın alaşım üstyapı / titanyum abutment protetik ikilisinin marjinal açıklık değerlerinin, Ni-Cr alaşım üstyapı / titanyum abutment ve Ni-Cr alaşım / DLC kaplı abutment ikililerinin marjinal açıklık değerlerinden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Dolayısı ile DLC kaplamanın protetik sistemin bütünlüğü üzerine herhangi bir olumsuz etkisi bulunamamıştır.
Tiksotropik ajanların çene-yüz protezlerinde kullanılan silikon materyalinin mekanik özelliklerine etkisi
Çene yüz protezi, kanser, travma veya konjenital deformiteler nedeniyle kayba uğramış fasiyal dokuları protetik apareyler ile restore etme bilim ve sanatıdır. Protezlerin başarısı öncelikli olarak defektin yerine ve boyutlarına, hekimin deneyimine ve kullanılan materyalin özelliklerine bağlıdırÇene-yüz protezlerinin yapımında kullanılacak materyallerin sahip olması gereken pek çok özelliğin yanında, yüksek yırtılma ve çekme dayanımı göstermesi ve yerine geçtiği dokulara benzer görünüm ve sertlikte olması arzu edilir. Materyalin sahip olması gereken diğer önemli bir özellik, kürlenme öncesi kolay çalışılabilmesi ve kalıba alınabilmesi için yeterli viskoziteye sahip olmasıdırÇene-Yüz protezlerinin yapımı sırasında silikonun akışkanlığını değiştirebilmek ve dolayısıyla çalışılabilirliğini sağlamak için tepim öncesi silikon içerisine akıcılığı düzenleyici tiksotropik ajan eklenir. Silikona eklenen tiksotropik ajan miktarı tamamen uygulayıcının kontrolündedir. Üretici firmalar akıcılığın kontrolü için platinyum bazlı silikon elastomerlere 1-2 damla tiksotropik ajan eklenmesini tavsiye etmektedirler. Silikon elastomerler farklı viskozitelere sahiptir ve tiksotropik ajan kullanımının malzemenin mekanik davranışına etki etmesi muhtemeldir. Ayrıca tiksotropik ajan kullanımının ve kullanılan tiksotropik ajan miktarının silikon materyalinin mekanik ve fiziksel özelliklerine, protezin uzun dönem başarısına nasıl bir etkide bulunduğuna dair literatürde herhangi bir çalışma ve bilgi mevcut değildirBu çalışmanın amacı çene yüz protezinin imalatı sırasında hekim tarafından silikona eklenen akıcılığı düzenleyici ajan miktarının silikonun mekanik özelliklerine etkisini araştırmaktır.Anahtar Sözcükler: Konjental Deformite, Viskozite, Tiksotropik Ajan
Titanyum yüzeyler üzerindeki elmas benzeri karbon kaplamanın mikrobiyolojik ve biyokimyasal açıdan etkinliğinin incelenmesi
Dental implantların uzun dönem başarısında implant çevresi yumuşak doku bariyerinin devamlılığının önemi büyüktür. Bu bariyer sayesinde kemik ve implantın direk temasının mikroorganizmalarla kontaminasyonu engellenir ve bu bölgedeki enflamasyon riski azalmış olur.Ticari olarak saf Ti'dan yapılmış implantlarda bakteriyel tutunmanın azaltılması için transmukozal kısımlar pürüzsüzleştirilse de, Ti'un antibakteriyel etkinliğinin düşük olduğu varsayılarak bu kısımların hem fiziksel hem de biyouyumluluk açısından daha üstün özellikleri olan kaplama materyalleri ile kaplanması gündeme gelmiştir.Elmas benzeri karbon (DLC), elmas ve grafit gibi kristal yapılı karbonlarla yarışan, bazı ilginç özelliklere sahip amorf bir karbon yapısıdır. DLC' nin çok sayıdaki üstün özelliği göz önünde bulundurulduğunda, DLC kaplamanın yüzey pürüzlülüğü ve bunun sonucunda bakteriyel yapışmayı azaltarak, enflamasyonun önlenmesinde olumlu etkisi olup olmadığı incelenmelidir.Bu çalışmanın amacı, 1) DLC kaplı, titanyum nitrit (TiN) kaplı ve cilalı Ti disklerin pürüzlülüğün AFM ile karşılaştırılması 2) Bu yüzeyler üzerine biriken S.mutans ve S.sanguis miktarlarının karşılaştırılması 3) DLC kaplı, TiN kaplı ve herhangi bir yüzey kaplaması yapılmamış cilalı iyileşme başlıklarının çevresindeki PİOS'tan alınan örneklerdeki inflamasyon işeretçilerinin ELISA yöntemiyle karşılaştırılmasıdır.5mm çapında ve 2 mm kalınlığında 10 adet TiN kaplı, 10 adet DLC kaplı ve 10 adet ticari olarak saf Ti, disk şekilli örnekler hazırlanmıştır. Örneklerin yüzey işlemleri tamamlandıktan sonra yüzey topografileri AFM ile incelenmiştir. Aynı örnekler S.mutans ve S.sanguis besiyerlerine yerleştirilerek, diskler üzerinde birikmiş bakteri sayısına bakılmıştır.Enflamasyon işaretçilerinin tespiti için ise hastalardan alınan, TiN kaplı, DLC kaplı ve ticari saf Ti iyileşme başlıklarının çevresindeki implant çevresi oluk sıvısı örnekleri ELISA yöntemiyle analiz edilmiş, tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.Mikrobiyolojik testlerin sonuçlarında, alınan AFM görüntüleriyle bağlantılı olarak azalmış yüzey pürüzlülüğüne bağlı olarak, DLC kaplı örneklerde bakteriyel yapışmanın istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı görülmüştür.ELISA testi sonuçlarına göre, kullanılan yüzey kaplamalarının PİOS'daki inflamasyon işaretçilerinin miktarına etki etmediği bulunmuştur. Dolayısı ile DLC kaplamanın, implantların transmukozal kısımlarında kullanılmalarının herhangi bir yan etkisi olmadığı düşünülmüştür.
İmplant protezlerinde dört farklı ölçü tekniğinin doğruluğunun değerlendirilmesi
İmplant destekli protezlerin başarısı implantın kendisi ve implant-protez bağlantı parçaları arasındaki pasif uyumun doğruluğu ile direkt olarak ilişkilidir. Bu yüzden ölçü ile implant pozisyonlarının, alçı modeline doğru transfer edilmesinin hatasız olması gerekmektedir. Pasif uyum için en önemli basamak doğru bir ölçüdür. Klinik olarak, pasif uyuma sahip bir üst yapı elde edilmesi mümkün olamamaktadır, bunun yerine mümkün olan en az uyumsuzluğa sahip bir üst yapı klinik hedef olabilir.Çalışmamız iki kısımdan oluşmaktadır. Epoksi rezin kullanılarak dişsiz bir üst çene modeli elde edildi ve overdenture protezlere uygun şekilde paralel olarak yerleştirilmiş dört dental implant yerleştirildi. Çalışmamızın her iki kısmında ana model olarak kullanıldı. Ana modelden alınan ölçülerle birinci (n:60) ve ikinci kısım (n:40) için toplamda 100 adet alçı (çalışma) modeli hazırlanmıştır. Çalışma modellerin hazırlanmasında tip IV dental alçı kullanılmıştır. Birinci kısımda, ana model ve çalışma modelleri profil projektör altında incelendi ve lineer implant pozisyonları kaydedildi. Ana model referans olarak alındı ve çalışma modellerinin lineer ölçü varyasyonları istatiksel olarak karşılaştırıldı. İkinci kısımda, ana model (n:10) ve çalışma modelleri (n:40) kullanılarak toplam elli adet Ni-Cr alaşımlı bar üst yapılar elde edildi. Üst çenede orta hattın sağ ve sol kısmına üçer adet olacak şekilde, implantların distal ve mezial servikal bölgelerine toplamda altı adet gerinim ölçer yapıştırıldı. Üst yapıların fiksasyonu esnasında oluşan toplam gerinim miktarı belirlendi ve istatiksel olarak analiz edildi. İlk aşama için, A (indirekt yöntem) ve B (direkt yöntem) gruplardaki modeller istatistiksel olarak ana modelden fark bulunurken, C (akrilik rezin ile splintleme + direkt yöntem) ve D (metal ara parça ile splintleme + direkt yöntem) grupları ana modelden farkı bulunmadı. İkinci aşama ölçümlerine göre, tüm gruplar ana modelden anlamlı olarak farklı bulundu.Bu çalışmada kullanılan metal ara parça ile splintleme + direkt yöntem en güvenilir ölçü tekniği olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu yöntem minimum uyumsuzluğa sahip implant üst yapısını elde etmek için klasik ölçü tekniklerine alternatif olabilir.
Yeni bir poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerinin ve çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomere adezyonunun değerlendirilmesi
Çene yüz protezlerinin yapımında kullanılan materyaller, yırtılma ve çekme dayanımlarının yüksek olması ve sertlik açısından yerine geçtiği dokuya benzer olması gibi mekanik ve fiziksel birçok özelliklere sahip olmalıdırlar. Çene yüz protezinin mekanik ve fiziksel özelliklerini iyileştirmek amacıyla, protezin dokuyla temas eden yüzeyi poliüretan astar ile kaplanmaktadır. Ancak poliüretan ve silikon elastomer arasında uzun dönem güçlü bir adezyon sağlamak oldukça zordur. Çalışmanın amacı, yeni poliüretan elastomer yüzeyine primer uygulanmadan silikon ile arasındaki bağlanma dayanımının T-soyma dayanımı testi ile değerlendirilmesi ve ayrıca çekme ve yırtılma dayanımı testleri ile yeni poliüretan elastomerin mekanik özelliklerinin incelenmesidir. Yeni poliüretan elastomerin, silikon ile bağlanma dayanımını değerlendirmek amacıyla, farklı silikon (A-2000, A-2186, MDX4-4210/Silastik Tip A), primer (A-335, A-330 G, A-304), ve astar (poliüretan, yeni poliüretan elastomer) materyalleri kullanılarak, 240 adet test örneği (7.5 x 0.5 x 0.6 cm3) T-soyma dayanımı testi için hazırlanmıştır. Verilerin analizi için üç yönlü varyans analizi ve akabinde Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır (? = 0.05). Yeni poliüretan elastomer materyalinin mekanik özelliklerini değerlendirmek amacıyla yeni poliüretan elastomer ve poliüretan astar materyalinden 30 adet test örneği yırtılma dayanımı testi için (n:15) ve 30 adet test örneği çekme dayanımı testi için (n:15) hazırlanmıştır. Verilerin analizi için T-Test analizi kullanılmıştır (? = 0.05). Üç yönlü varyans analizi sonuçlarına göre, farklı silikon, primer ve de astar grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Yeni poliüretan elastomer primer uygulanmadan da silikon ile bağlanırken, poliüretan primer uygulanmadan silikon ile bağlanmamıştır. T-test analiz sonuçlarına göre yeni poliüretan elastomer ve poliüretan grupları arasında yırtılma enerjisi, yırtılma ve çekme dayanımları açısından fark yokken, uzama yüzdesi ve plastik deformasyon yüzdesi açısından iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark vardır (p < 0.0001). Sonuç olarak; yeni poliüretan elastomer alternatif bir astar malzemesi olarak çene yüz protezlerinde tercih edilebilir.
Er:YAG lazerin farklı seramiklerden transmisyonu
Tam seramik restorasyonlar özellikle ön grup dişlerin restore edilmesinde, metal destekli seramiklere göre üstün optik özellikleri ve biyouyumluluklarından dolayı tercih edilmektedirler. Tam seramik restorasyonların simantasyon işlemi adeziv rezin simanlar ile yapılmaktadır. Ancak restorasyonların simantasyonu yapıldıktan sonra, herhangi bir sebeple sökülmesi gerektiğinde, bu işlem materyal özelliklerinden ve rezin simanın bağlantısından dolayı oldukça zordur. Bu çalışma tam seramik restorasyonların Er:YAG lazer kullanılarak çıkarılması işleminde farklı kalınlıktaki farklı seramik materyallerinin etkisini değerlendirmek için planlanmıştır. Bu çalışmada 6 farklı içerikteki CAD/CAM seramiğinden, 2 farklı kalınlıkta (0,5 mm ve 1 mm) ve 1x1 cm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. Power metre kullanılarak seramik örneklerden Er:YAG lazerin (2,940 nm, 10 Hz, 100 msn ve 133 mJ/pulse) transmisyon oranları ölçülmüştür. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edilmiştir. En yüksek transmisyon oranı 0.5 mm kalınlıktaki lityum disilikat ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler (%70) için bulunurken en düşük oran 1 mm kalınlıktaki zirkonyum oksit kor seramik (%32) için bulunmuştur. Farklı kalınlık ve farklı seramikler için bulunan değerler anlamlıdır (p<0.05). Adeziv simante edilmiş tam seramik restorasyonların lazerle debonding işlemi sırasında lazer parametrelerini ayarlamak için seramik tipi ve kalınlığı dikkate alınmalıdır.
Lazer sinterize alaşımların biyouyumluluklarının döküm alaşımlar ile karşılaştırılması
Yirmi yılı aşkın süredir kullanılan doğrudan seçici lazer sinterizasyon yöntemi (SLS), diş hekimliğinde döküm tekniğine alternatif olan güncel bir yöntemdir. Bu yeni teknoloji dental restorasyonların üretim süresini ve maliyetini azaltması ve mekanik özellikleri yüksek yapıların üretimini sağlaması ve tekniker sağlığı için zararlı olabilecek döküm vb işlemleri içermemesi gibi özellikleri nedeniyle geleneksel yöntemlere göre bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amacı, seçici lazer sinterizasyon yöntemi ile elde edilen CoCr örneklerin korozyon direncini, iyon salınımını ve biyouyumluluğunu, geleneksel döküm yöntemi ile elde edilen NiCr ve CoCr alaşımları ile karşılaştırmaktır. Elektrokimyasal çalışmalar için 11mm çapında ve 3mm yüksekliğinde ortasında 1mm çapında boşluk bulunan silindirik örnekler (n=5/grup) kullanılarak yapay tükürük ortamında test edilmiştir. Bu amaçla elektrokimyasal impedans spektroskopi (EIS) ve potansiyodinamik polarizasyon testleri kullanılmıştır. Aynı örnekler kullanılarak indüktif eşleşmiş plazma kütle spektrometresi (ICP-MS) yardımı ile iyon salınımı nicel olarak değerlendirilmiştir. Hücre kültürü testleri için 3mm çapında 5mm yüksekliğinde örnekler hazırlanmıştır (n=6/grup). 3T3 fare fibroblast hücre kültürü ve Dulbecco'nun Modifiye Edilmiş Eagle (DMEM) besiyeri kullanılarak, grupların biyouyumluluğu bitkisel mavi tiazolil boyasının mitokondrial enzimlerce konversiyonu (MTT) yöntemi ile değerlendirilmiştir. Element salınımı ölçüm sonuçları 2 yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri; in vitro hücre kültürü sonuçları ise tek yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri ile SPSS istatistiksel analiz programı kullanılarak değerlendirilmiştir (α=0,05). Elektrokimyasal korozyon sonuçları lazer sinterizasyon yönteminin alaşımın korozyon direncini arttırdığını ve iyon salımını azalttığını göstermiştir. Döküm NiCr grubundaki nikel (Ni) salınımı (0.0724 ppm), döküm CoCr grubuna (0.0027 ppm) ve lazer sinterize CoCr grubuna (0.0008 ppm) oranla daha yüksek bulunmuştur. Döküm CoCr grubunda (0.369 ppm) kobalt (Co) salınımı, lazer sinterize CoCr grubundan (0.312 ppm) daha yüksek kaydedilmiştir ve fark istatistiksel olarak anlamlıdır. NiCr disklerin yerleştirildiği hücre kültürlerinin ortalama canlılık yüzde değeri (optik yoğunluk değerleri) (0.333 ± 0.102) kontrol grubuna oranla (0.554 ± 0.06) istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Döküm CoCr (0.404 ± 0.341) ve lazer sinterize CoCr (0.450± 0.051) alaşımları, kontrol grubu ve döküm NiCr grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Mevcut çalışmanın sınırları göz önünde bulundurularak in vitro deneylerin sonucuna bakılarak, seçici lazer sinterleme yönteminin dental alaşımların biyouyumluluklarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir.
Zirkonya esaslı alt yapı sistemlerinin optik özelliklerinin kubelka-munk analizine göre değerlendirilmesi
Zirkonya seramikler yüksek mekanik özellikleri, biyouyumlulukları ve çiğneme güçlerine karşı gösterdikleri direnç ile günümüzde kullanılmaktadır. Diğer tam seramik sistemlerle karşılaştırıldığında alümina, spinell ve feldspatik porselenlere göre zirkonya alt yapıları daha opaktır. Alt yapı materyali üstün estetik sonuçlar için translusent olmalıdır. Bu çalışmanın amacı; farklı zirkonya alt yapı sistemlerini renk ve translusensi özellikleri açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada beş farklı zirkonya alt yapı sistemi; Rainbow, Rainbow-translucent, Ice Zirkon, Prettau ve Lava değerlendirilmiştir (n=16 her grup). 14 mm çapında ve 0,5 mm kalınlığında hazırlanan her gruba ait zirkonya örnekler rastgele iki gruba ayrılmıştır. Her sisteme ait örneklerin yarısı (n=8) kalınlığı 1 mm olan feldspatik porselen ile kaplanmıştır. Diğer yarısı ise (n=8) sadece altyapı olarak değerlendirilmiştir. Işık yansımasının değerlendirilmesinde PR705 spektroradyometre cihazı kullanılmıştır. Yansıma değerleri L*, a*, b* (CIELAB) değerlerine dönüştürülmüştür. Sonrasında renk ve translusensi özelliğini değerlendirmek için Kubelka-Munk teorisi kullanılmıştır. Sonuçların istatistiksel değerlendirmesinde tek yönlü ANOVA ve müteakiben ikili karşılaştırmalarda Ryan-Einot-Gabriel-Welsch-Q testi kullanılmıştır (α=0,5). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre veneer uygulanmamış altyapı materyalleri karşılaştırıldığında Rainbow-translusent zirkonya örnekleri en düşük translusensi değerini gösterirken Prettau zirkonya kor materyali en yüksek translusensi değerini göstermiştir. Benzer şekilde, porselen ile veneerlenmiş zirkonya kor materyalleri karşılaştırıldığı zaman, en düşük ve en yüksek ΔE değerleri sırasıyla Rainbow-translusent ve Prettau zirkonya gruplarında izlenmiştir. Çalışmanın sınırları dâhilinde, Kubelka-Munk teorisinin translusensi parametresinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca farklı zirkonya altyapı materyallerinin translusent özelliklerinde farklılıklar izlenmiştir. Klinik kullanımda; restorasyon yapılacak dişin yanındaki diş translusent ise veya translusent restorasyona ihtiyaç duyuluyorsa yüksek translusensi değerine sahip zirkonya seramik, buna karşın restorasyon yanındaki diş opak ise ya da altttaki renklenmiş dişi maskelemek için opak bir materyale ihtiyaç duyulursa düşük translusensi değeri gösteren zirkonya seramiklerin kullanımı uygun olarak değerlendirilmiştir.
Hemen, erken ve geç yüklenen implantların, yüklemenin ilk yılında stabilite ve kemik yoğunluğundaki değişiklikler açısından değerlendirilmesi
Son yıllarda, implantların hemen veya erken dönemde yüklenmesinin olumlu sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Ancak maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, implantın hemen veya erken yüklenmesiyle ilgili sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu klinik çalışmanın amacı; maxiller posterior tek diş eksikliklerinde, hemen, erken ve geç yüklenen implantların sekonder stabilite parametreleri arasındaki farklılıkların ve implant çevresindeki kemik yoğunluğu değişikliklerinin araştırılması ve değerlendirilmesidir. Otuzdört hastaya toplam 40 adet dental implant (İmplantium, Dentium, Güney Kore) yapılmıştır. Hemen veya erken yükleme protokolleri için önkoşullar belirlenirken; CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu(PreOpHu), subjektif kemik kalitesi sınıflaması(SKS), yerleştirme torku(ITV) ve primer implant stabilitesi(ISQ_Primer) değerleri gözönünde bulundurulmuştur. Ön koşulları sağlayan 13 implant hemen yüklenmiş, diğer 13 tanesi ise erken yüklenmiştir. Ön koşulları sağlayamayan 14 implant geç yükleme protokolüne alınmıştır. İmplantların sekonder stabilite takipleri 1, 3, 6, 9, ve 12. ay'larda Osstell(RFA) cihazı kullanılarak yapılmıştır. 12.ayda alınan CBCT görüntülerinde implantın çevresindeki kemik yoğunluğu, değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme için tek yönlü ANOVA ve ikili karşılaştırmalarda TUKEY testi kullanılmıştır.(p=0,005) Çalışmanın sonuçlarına göre; yükleme grupları arasında 1.ay ISQ değerleri açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Ancak 12.ayda hemen yükleme grubunun ISQ değerleri geç yükleme grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında; İmplant çevresindeki kemik yoğunluğu açısından anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ayrıca, CBCT'den elde edilen kemik yoğunluğu değerleriyle, subjektif kemik sınıflaması (SKS) ve implant stabilite parametreleri (ITV, ISQ_Primer) arasında anlamlı korelasyon vardır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, posterior maxilladaki tek diş eksiklikleri, uygun koşullar sağlandığında hemen veya erken dönemde yüklenebilir. Ayrıca CBCT, kemik yoğunluğunun değerlendirilmesinde ve stabilite parametrelerinin cerrahi öncesinde tahmin edilebilmesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabilir.
Litografi ile sinterize edilen seramik yapının kırılma mekaniği, mikroyapısı ve elemental kompozisyonu açısından değerlendirilmesi
Litografi bazlı seramik üretimi (LCM), dental uygulamalarda CAD/CAM teknolojisine alternatif yeni bir yöntemdir. Bu yeni teknoloji dental restorasyonların üretim süresini ve maliyetini azaltması ve mekanik özellikleri yüksek yapıların üretimini sağlaması gibi özellikleri nedeniyle geleneksel yöntemlere göre bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amacı LCM yöntemi ile elde edilen seramik örneklerin kırılma mekaniğini, mikroyapısını ve içeriğini preslenen ve CAD/CAM ile üretilen yöntemlerle karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmada mekanik testler için 16 mm çapında, 1,2 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler kullanılmıştır (n= 10/grup). In-Ceram Alumina (ICA), Litografi bazlı alumina (LCMA) ve ZirkonZahn'dan oluşan üç farklı grubun biaksiyel kırılma dayanımları ISO 6872 numaralı test protokolü takip edilerek 'üç destek küreli piston' tekniği ile ölçülmüştür ve Vickers sertlik testi yapılmıştır. İstatistiksel analiz olarak tek yönlü ANOVA ve posthoc test olarak Dunnett T3 testleri kullanılmıştır. Mikroyapı analizleri için her grupta polisajlı yüzeylerden ve kırık yüzeylerinden çeşitli büyütmelerde SEM görüntüleri alınmıştır. Elemental analiz için EDS yöntemi kullanılmıştır. Ortalama kırılma dayanımları sırasıyla; In-Ceram Alumina (ICA ) için 147,3 MPa, Litografi Bazlı Alumina (LCMA) için 490,1 MPa, ZirkonZahn için 708,9 MPa bulunmuştur. Kırılan örnek parçaları ile yapılan Vickers sertlik testinde ise değerler; ICA için 850 VHN, LCMA için 1581 VHN, ZirkonZahn içinse 1249 VHN bulunmuştur. SEM görüntüleri incelediğinde LCM Alumina ve ZirkonZahn gruplarında oldukça homojen mikroyapı görülürken, In-Ceram alumina örneklerde homojen dağılım izlenememiştir. EDS analizleri her üç grup için de SEM görüntülerini destekler nitelikte bulunmuştur. Çalışmanın sınırları göz önünde bulundurularak, bu yeni yöntemin seramik yapıların üretiminde normal çiğneme kuvvetleri altında başarıyla kullanılabileceği söylenebilmektedir. Anahtar kelimeler: Dental seramik, , mekanik özellikler, LCM, tabakalı üretim
İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi
Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.
Er:YAG lazer uygulamasının farklı kalınlıktaki CAD/CAM materyallerinin bükülme dayanımına etkisinin incelenmesi
Adeziv simanlar ile kullanılan tam seramik restorasyonların sökülmesi kuvvetli restorasyon – rezin siman – diş bağlantısı nedeniyle oldukça zordur. Seramik içinde transmisyona uğrayan lazer bu bağlantıyı bozmak amacıyla kullanılır. Bu çalışma Er:YAG lazerin debonding sırasında materyalin bükülme dayanımı üzerinde ve yüzeyinde meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yapıldı. Bu çalışmada 6 farklı CAD/CAM seramik bloğu kullanıldı. Bloklardan 12 mm çapında, 0.5 mm ve 1 mm kalınlığında 40'ar adet disk şeklinde örnek hazırlandı. Hazırlanan örnekler kontrol ve lazer grubu olmak üzere rastgele 2 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubunda hiçbir işlem uygulanmadı. Lazer grubunda Er:YAG lazer kullanılarak 500 mJ – 2 Hz ve 1000 µs (Very Long Pulse = VLP) parametreleriyle örnek yüzeylerinin tümü taranarak uygulandı. Tüm örneklere ISO 6872 standartlarına uygun olacak şekilde iki eksenli bükülme dayanıklılığı (üç top üzerine piston) testi uygulandı. Her seramik grubunda 2x2 mm boyutlarında 3 adet örnek (Kontrol, 0.5 mm lazer, 1 mm lazer) X – ışını fotoelektron spektroskopisi (XPS) analizi için hazırlandı. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edildi. En yüksek değer 979.27 ± 95.41 MPa ile monolitik zirkonyum oksit seramik 1 mm kontrol grubu, en düşük değer ise 112.89 ± 20.37 MPa ile lösitle güçlendirilmiş cam seramik 0.5 mm lazer grubunda bulundu. İstatistiksel olarak lazer uygulamasının bükülme dayanımını tek başına etkilemediği; örnek kalınlığının ve seramik tipi – işlem interaksiyonunun ayrı ayrı bükülme dayanımına etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (α=0.05). Er:YAG lazerin seramik yüzeyine uygulanmasının yüzey kimyasını değiştirdiği fakat bükülme dayanımlarına olumsuz etkisinin olmadığı gözlenmiştir.
Selektif lazer sinterizasyon ve döküm yöntemleri ile elde edilen metal altyapıların lehiminde kullanılan farklı tekniklerin mekanik özelliklerinin, elemental içeriğinin ve mikroyapısının değerlendirilmesi
Selektif lazer sinterizasyon (SLS) teknolojisi metal seramik restorasyonlar için metal altyapı üretimi sağlar ve geleneksel döküm yöntemine göre birçok avantajı vardır. Döküm işlemi için laboratuar aşamalarında yapılan hatalar, prepare diş ve restorasyon arasında uyumsuzluğa neden olabilir. Bu durumda, metal altyapılar kesilmeli ve lehimlenmelidir. Metal altyapıların birleştirilmesinde, lazer lehim ve geleneksel lehim yöntemleri kullanılmaktadır. Geleneksel lehim sırasında kullanılan yüksek ısının protetik restorasyona zarar verme ihtimali olabilir. Günümüzde lazer lehim, uygulama tekniğinin kolaylığı, zaman tasarrufu ve çevre dokulara verilen zararı engellemesi gibi nedenlerle popüler hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, SLS ve geleneksel yöntem ile üretilen 3 üyeli metal altyapılara uygulanan SLS lehim ve geleneksel lehimin mekanik ve metallurjik özelliklerini karşılaştırmaktır. Çalışmanın hipotezi ise lazer lehim ve geleneksel lehim metotları arasında mekanik ve metalurjik fark yoktur şeklinde belirlenmiştir. SLS (n=45) ve geleneksel döküm (n=45) metotları kullanılarak, üst çene 1. premolar, 2. premolar ve 1. molar dişleri içeren 3 üyeli metal altyapılar 2 grup halinde üretildi. Her üretim metodundaki örnekler lazerle lehim, geleneksel lehim ve lehimsiz (kontrol) olacak şekilde 3 gruba ayrıldı (n=15). Lehim gruplarındaki örnekler 1. ve 2. premolar dişler arasından ayrıldı. Lehim boşluklarının boyutu 2mm×3mm×1mm olacak şekilde standardize edildi. Lehimlenen örnekler üzerine üniversal test cihazında 3 nokta bükme testi (0,5mm/min) uygulandı. İstatistiksel analizler için 2 yönlü-ANOVA ve Tukey-HSD (α=0,05) testleri kullanıldı. Metal altyapıların kırık yüzeyleri optik ve taramalı elektron mikroskopları (SEM) kullanılarak incelendi. Kırık yüzeylerin elemental içeriği enerji dağıtıcı x-ray spektroskopi (EDS) analizi ile değerlendirildi. SLS metal altyapılar için ortalama kırılma dayanımı geleneksel lehim grubunda (1334,3 ± 547,1 MPa) lazer lehim grubuna (881,7 ± 572,8 MPa) göre daha yüksek çıkmıştır ancak 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0.05) bulunmamıştır. Geleneksel döküm yöntemi ile hazırlanan metal altyapılar için ortalama kırılma dayanımı geleneksel lehim grubunda (2899,6 ± 1801,2 MPa), lazer lehim grubuna göre (2039,3 ± 767,8MPa) daha yüksek çıkmıştır ancak 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0,05) bulunmamıştır. SLS (19330,6 ± 2405,7 MPa) ve geleneksel döküm (4268,5 ± 1506,1 MPa) kontrol gruplarının ortalama kırılma dayanımı, lehim uygulanan gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek çıkmıştır (p<0,05). Kontrol grupları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Optik mikroskop ve değişik büyütmelerdeki SEM görüntüleri ve mekanik özellikler birbirleri ile uyum göstermiştir. Lehim bağlantıları kırık yüzeylerinin yalnızca çevresel alanlarında gözlemlenmiş olup, merkez alanlardaki integrasyon eksikliğinin, tüm lehim gruplarındaki kırılma dayanımını azalttığı düşünülmektedir. İç tabakalarda, geleneksel lehimleme yapılan gruplarda dendritik mikroyapılar gözlenirken, lazer lehim gruplarda dendritik ve taneli mikroyapı beraber gözlenmiştir. Sonuç olarak her iki lehimleme tekniğinde de, lehim metotları metal altyapıların kırılma dayanımını azaltmaktadır. Bu yüzden klinik olarak kıymetsiz metal altyapıların lehimleme işleminden kaçınılmalıdır.
3 farklı dişeti retraksiyon yönteminin hasta konforu açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; 3 farklı retraksiyon yönteminin hasta konforu, dişeti yer değiştirme etkinlikleri, kanama, hassasiyet ve dişeti çekilmesi yönünden Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Sabit protez ihtiyacı duyulan sağlıklı dişeti kriterlerine sahip toplam 144 birey çalışmaya dâhil edilmiş ve gruplara rastgele olarak dağıtılmıştır. 1. grup geleneksel retraksiyon kordu (Ultrapak®), 2. grup kord ve alüminyum klorid solüsyonu (Racestyptine, SEPTODONT®), 3. grup ise retraksiyon pastası (3M™ ESPE™ Astringent Retraction Paste®) olarak belirlenmiştir. İlk seansta dişler subgingival şemfır bitiş çizgisi uygulanarak prepare edilmiş ve aynı seansta geçici restorasyonları yapılmıştır. Ölçü seansı için 7 gün sonraya randevu verilmiştir. Retraksiyon seansında 7 soru, retraksiyon sonrası 1, 7, 28. Günlerde 7 soru sorularak cevaplar değerlendirilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whittney U, Ki kare testleri ve Bonferroni doğrulama testi kulllanıldı (α = 0,05). Karşılaştırılan yöntemler arasında dişeti yer değiştirme etkinliği, çalışma süresi, hassasiyet, işlem sonrası kanama ve hasta konforu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Retraksiyon pastası grubu çalışma süresi ve hasta konforu açısından daha başarılı bulunmuştur (p<0,001). Hassasiyet tüm gruplarda 7. ve 28. günlerde azalma göstermiştir. Kord ve AlCl3 grubu yer değiştirme etkinliği açısından daha başarılı bulunmuştur (p=0,005). Retraksiyon sonrası kanama görülen en fazla diş sayısı geleneksel kord grubunda görülmüştür (p<0,001). Retraksiyon pastasında diğer gruplara göre daha az dişte dişeti çekilmesi görülmüştür (p<0,001). Kordsuz teknik (retraksiyon pastası) çalışma süresi, kanama, hassasiyet, postoperatif ağrı açısından diğer yöntemlere göre daha konforlu ve klinik kullanımda kolay uygulanabilir bulunmuştur.
Direk metal lazer sinterleme ve döküm yöntemleri ile hazırlanan co-cr altyapılı metal-seramik restorasyonların klinik değerlendirilmesi
Metallerin doğrudan selektif lazer sinterizasyonu (DMLS), metal-seramik sabit protezlerin altyapılarının elde edilmesinde kullanılan tabakalı üretim tekniğidir. Konvansiyonel döküm tekniğine alternatif bir yöntem olarak son zamanlarda sıkça kullanılmaya başlanmıştır. DMLS yönteminin döküm yöntemine göre yüksek mekanik özellikler gösterdiği, üretim süresi ve maliyetinin düşük olması gibi avantajları yapılan çalışmalarla gösterilmiştir Ancak DMLS tekniğinin klinik başarısını değerlendiren mevcut klinik çalışmalar yetersizdir. Bu çalışmanın amacı direkt metal lazer sinterleme ve döküm yöntemleri ile hazırlanan Co-Cr altyapılı metal-seramik restorasyonlarda oluşan porselen çapak kırıklarının klinik olarak değerlendirilmesi ve karşılaştırılmasıdır. Ç.Ü Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi A.D kliniğine sabit protetik restorasyon ihtiyacı ile başvuran, bruksiyel davranış ve semptom göstermeyen 75 hasta çalışmaya dahil edilmiş ve gruplara rastgele dağıtılmıştır. Birinci grubun metal-seramik restorasyonlarının altyapıları Co-Cr toz alaşımının lazer ile sinterlenmesiyle elde edilmiştir. İkinci grubun metal-seramik restorasyonlarının altyapıları ise Co-Cr alaşımının mum atımı yöntemiyle dökülmesi ile elde edilmiştir. Hastalara metal-seramik restorasyonlarının simantasyonundan itibaren 6-9 ay sonraya kontrol randevusu verilmiştir. Kontrol randevusunda restorasyonlarda oluşan porselen çapak kırıkları değerlendirilmiş ve sınıflandırılmıştır. Sonuçların istatistiksel analizinde Student T, Mann Whitney U, Ki Kare ve Fisher test istatistiği kullanıldı. (α=0.05). Tüm hastalarda porselen çapak kırığı değerlendirildiğinde görülen başarı oranı 96.9%, sağ kalım oranı ise 98.7% olarak bulunmuştur. Porselen çapak kırığı görülme açısından DMLS gurubu (3.8%) ve döküm grubu (2.6%) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Porselen çapak kırığı görülen hasta sayıları oranı karşılaştırıldığında DMLS (17.9%) ve döküm (22.2%) grupları arasında yine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. (p˃0.05) Karşıt dentisyon dağılımı 2 grup arasında anlamlı olarak farklılık göstermiştir. (p=0,001) Porselen çapak kırığı derecelerinin her biri için gruplar arasında bir fark bulunmamıştır. Erkek hastalarda görülen porselen çapak kırığı (5.8%) kadın hastalarda görülen porselen çapak kırığından (1.4%) anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. (p=0.004) Sonuç olarak mevcut çalışmanın sınırları dahilinde metal-seramik sabit protezlerde porselen çapak kırığı komplikasyonu görülme açısından, altyapının DMLS yöntemi veya döküm yöntemi ile yapılması arasında bir fark olmadığı görülmüştür.
Konik tip ı̇mplant-abutment bağlantısına sahip ı̇mplant sistemlerinin dinamik ve statik yükleme performansları
Son yıllarda diş eksikliklerinin tedavisinde implant tedavisi en çok kullanılan yöntemlerden biridir. İmplant-abutment ara yüzünün uyumu marjinal kemiğe yük iletilmesini azaltan en önemli faktörlerdendir ve internal konikal bağlantı tipi bunu en iyi sağlayan bağlantı tiplerinden biridir. Çalışmanın amacı; internal konikal implant-abutment bağlantısına sahip farklı marka implantların farklı dinamik yükleme döngülerinde kırılma dayanımlarını karşılaştırmaktır. Bu çalışmada internal konikal bağlantı tipine sahip Mode İmplant, DTI ve Implantium marka implantlar kullanılmıştır. Örnekler ISO 14801180 standartlarına uygun olacak şekilde 20 mm çapında 30 mm yüksekliğinde poliasetal blokların merkezine, implantların boylarından 3 mm kısa olacak şekilde yerleştirilmiştir. Markaların uygun abutmentları, markaların kendi vidaları ile uygun tork değerlerinde sıkılmıştır. Tüm abutmentların üzerine yarım kürenin merkezi ile poliasetal blok arasındaki uzaklık 11 mm olacak şekilde yarım küre şeklinde yükleme parçaları hazırlanmıştır. Üç farklı implant markasından 6 örneğe 5 mm/dk hız ile statik yükleme yapılmış ve bu kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir (DTI-0, MODE-0, Imp-0). Statik yükleme sonucunda çıkan veriler doğrultusunda üç farklı implant markasından 3 örneğe dayanıklılık limiti testi yapılmış ve bunun sonucunda her implant markası için dinamik yüklemede kullanılacak maksimum yükler (DTI:200N, MODE:250N, Implantium:350N) belirlenmiştir. Dayanıklılık testi sonuçlarına göre seçilen yük değerlerinde her markadan 3 alt gruba (n=6) farklı döngülerde (250.000, 1.000.000, 2.500.000) 2 N ön yüklemeli 10 Hz frekansında, 30° açıyla dinamik yükleme yapılmış ve bu gruplar test grubu olarak değerlendirilmiştir (DTI-250, MODE-250, Imp-250, DTI-1000, MODE-1000, Imp-1000, DTI-2500, MODE-2500, Imp-2500). Ardından tüm test gruplarına statik yükleme yapılıp kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca her markadan 1 örneğe SEM analizi yapılmıştır. Veriler istatistiksel olarak incelenmiştir. Sonuç olarak implant markaları arasında dinamik yükleme sonucu kırılma dayanımlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı marka implantların farklı dinamik yükleme döngülerinden sonraki kırılma dayanımı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir.
3 farklı yöntemle elde edilmiş metal altyapıların porselen ile bağlantısının değerlendirilmesi, porselen fırınlama sikluslarının kronun marjinal ve iç uyumuna etkisinin in-vitro olarak karşılaştırılması
CAD/CAM ile yumuşak metal kazıyarak metal altyapı üretme yöntemi geleneksel döküm ve lazer sinterizasyonla metal altyapı üretim yöntemlerine alternatif bir metod olarak sunulmuştur. Bu yeni teknoloji üretim süresini ve maliyeti azaltma, lazer sinterizasyondaki gibi ilave bir makine alımı gerektirmeden mevcut CAD/CAM makinesi kullanılarak klinikte kazınabilme gibi avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amaçları; 1) CAD/CAM ile yumuşak metal kazıyarak elde edilen tek üye kron restorasyonlarının, döküm ve lazer sinterizasyon yöntemleriyle üretilenlerle internal uyumlarını, marjinal uyumlarını 2) porselen fırınlama siklusunun marjinal ve internal uyuma etkisini ve de 3) metal-porselen bağlantısını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yumuşak metal (n=15), lazer sinterizasyon (n=15) ve geleneksel döküm (n=15) metodlarıyla sağ üst birinci molar metal die model üzerine tek üye metal altyapılar üretildi. İnternal uyumları silikon replika metodu yöntemiyle, marjinal uyumları ise bilgisayara bağlı ışık mikroskobu ve kendi yazılımıyla her yüzeyden 5 noktadan olacak şekilde ölçüldü. Daha sonra metal altyapılara porselen kalınlıkları standart olacak şekilde özel bir düzenek yardımıyla porselen uygulaması yapıldı. Ölçümler porselen uygulaması ve glaze sonrasında da tekrarlandı. İstatistiksel analizler üç yönlü-ANOVA ve Tukey-HSD (α=0,05) testleri kullanıldı. Marjinal aralık ölçüm değerlerinin istatistiksel analizine göre her üç üretim metodu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,000). Buna göre kronların marjinal aralık değerleri ortalamaları (±standart sapma) sırasıyla yumuşak metal kazıma için 31,4±13,8 μm, geleneksel döküm için 20,8±14,4 μm, lazer sinterizasyon için 7,3±6 μm olarak tespit edilmiştir. Metal ve porselen, metal ve glaze aşamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmasına karşılık (p=0,000), porselen ve glaze aşamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı (p=0,072) görülmüştür. Her üç grupta da porselen uygulaması sonrası marjinal aralıkta bir miktar artış görülmüştür. İnternal aralık ölçüm değerlerinin istatistiksel analizine göre her üç üretim metodu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,000). Buna göre kronların internal aralık değerleri ortalamaları (±standart sapma) sırasıyla geleneksel döküm için 37 ±5,7 mg, lazer sinterizasyon için 28±6,1 mg, yumuşak metal kazıma için 21,6±7,3 mg olarak tespit edilmiştir. Porselen fırınlama siklusları arasında her üç aşamada da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamakla birlikte (p>0,05) her üç grubunda internal aralığı bir miktar artmıştır. Kırılma kuvveti değerlerinin istatistiksel analizine göre her üç üretim metodu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0,266). Buna göre kronların kırılma kuvveti değerlerinin ortalamaları (±standart sapma) sırasıyla geleneksel döküm için 360,9±155,0 N, lazer sinterizasyon için 340,7±177,8 N, yumuşak metal kazıma için 441,1±192,9 N olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda yumuşak metal kazıma yöntemi en iyi internal uyum fakat en kötü marjinal uyum değerlerine sahip çıkmış olsada, her üç grup için de elde edilen sonuçlar klinik olarak kritik kabul edilen değerlerin çok altında çıkmıştır. Bu sebeple her 3 metal altyapı üretim tekniğinin de klinik olarak kabul edilebilir marjinal aralık ve internal aralık değerlerine sahip olduğu; porselen fırınlama siklusunun internal aralıkta istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı, marjinal aralıkta ise istatistiksel olarak anlamlı bir artışa sebep olmasına rağmen klinik için kabul edilebilir olan kritik değerleri aşmadığı görülmüştür. Örneklerin kırılma dayanımları değerlendirildiğinde ise üç yöntem arasında istatistiksel olarak bir fark çıkmamıştır. Metal-seramik bağlantısını değerlendirmek için kullanılan test düzeneği geliştirilmelidir.
Renklendirme solüsyonlarının zirkonya altyapıların rengine ve zirkonya-veneer seramik bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi
Artan popülaritesine rağmen, zirkonyanın fiziksel özelliklerinin renklendirme prosedürlerinden nasıl etkilendiğiyle ilgili literatürdeki çalışmalar çok sınırlıdır. Çalışmamızın amaçları; renklendirme solüsyonu ile renklendirilmiş ve prefabrike renklendirilmiş zirkonyaların renklerini değerlendirmek ve karşılaştırmak ardından renklendirme solüsyonlarının zirkonya altyapı ile veneer seramik arasındaki bağlanma dayanımına etkisini araştırmaktır. Altmış dört adet küp şeklinde örnek, renklendirilmemiş zirkonya bloklardan CAD/CAM yöntemiyle üretildi ve rastgele 4 gruba ayrıldı (n=16). G30, G60 ve G120 grupları sırasıyla 30 saniye, 60 saniye ve 120 saniye renklendirme solüsyonuna daldırıldı. Bağlanma dayanımı kontrol grubuna (BDK) hiçbir renklendirme prosedürü uygulanmadı. Renklendirme işlemi tamamlandıktan sonra, test grupları ve prefabrike renklendirilmiş zirkonya (PRZ) (n=16) arasındaki renk farklılıkları spektrofotometre yardımıyla değerlendirildi. Makaslama bağlanma dayanımı testinden önce veneer seramik zirkonya üzerine uygulandı ve fırınlandı. Makaslama testi Testometric cihazında çapraz kafa hızı 1 mm/dk olacak şekilde uygulandı. İstatistiksel analiz tek yönlü ANOVA ve takibinde Tukey HSD testi kullanılarak yapıldı (p<0.05). Ardından Weibull analizi uygulandı ve her grup için Weibull modülü hesaplandı. PRZ grubu renk değeri (E=77,34) istatistiksel olarak diğer bütün gruplardan farklı bulundu. Test grupları arasında G60'ın renk değeri, G30 ve G120'den istatistiksel olarak farklı bulundu. PRZ grubu aynı zamanda en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip (31,5 MPa) ve istatistiksel olarak BDK ve G120 gruplarından farklı bulundu. BDK grubu en düşük bağlanma dayanımı değerine sahip (19,1 MPa) ve istatistiksel olarak PRZ ve G60 gruplarından farklı bulundu. Weibull modülü PRZ için 64,78, G120 için 0,1 olarak hesaplandı. Çalışmanın sınırları dahilinde, renklendirme solüsyonlarının hem renk hem de bağlanma dayanımıyla ilgili öngörülemez sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Bu prosedürün standardize edilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Zirkonya, renklendirme solüsyonları, bağlanma dayanımı
İmplant üstü hibrid protezlerde altyapı ve diş eti materyali bağlantısının değerlendirilmesi
Bir hastanın osteointegre implantlar kullanılarak tam ağız rekonstrüksiyonu, diş hekimliğinde kabul gören bir tedavidir. Dişsiz hasta için tedavi seçenekleri temel olarak kalan kemik kalitesi ve kemik hacmine bağlıdır. Dikey ve yatay doku kaybı uygulanmak istenen implant pozisyonunu ve protez tipini sınırlandırdığı zaman tedavide zorluklar ortaya çıkar. Kayıp dokuların bir kısmı yeniden rehabilite edilebilse de sınırlamalar mevcuttur. Fonksiyon, estetik ve dişeti yapısını yeniden rehabilite edebilmek için metal alaşımı-akrilik, metal alaşımı-kompozit, metal alaşımı-porselen, zirkonya-kompozit ve zirkonya-porselen dahil olmak üzere farklı malzeme kombinasyonları kullanılmıştır. İmplant destekli sabit protezlerde biyolojik ve mekanik komplikasyonlar sıklıkla görülmektedir. Özellikle, implant ve abutment arasında pasif uyum eksikliği, yorgunluk ve stres, implant destekli protezlerde görülen en yaygın teknik komplikasyonlardır. Mevcut çalışmanın amacı, dişeti materyallerinin Co-Cr ve zirkonya altyapı materyallerine bağlanma dayanımlarını karşılaştırmaktır. Lazer sinterize Co-Cr alaşımı diskler (EOS Co-Cr SP-2, EOS) ve zirkonya (IPS e.max ZirCAD, Ivoclar) diskler 25 mm×3 mm boyutlarda hazırlandı. Silikon karbid kağıtlar ile örnekler zımparalandı. Örneklere AlO2 tozları ile kumlama işlemi uygulandı ve sonra % 90 alkol ile ultrasonik banyoda temizlendi, ardından örnekler distile suda bekletildi. Her iki gruptaki örneklere primer (Clearfil Ceramic Primer, Kuraray) ve rezin (Panavia Fluora Cement, Kuraray) uygulandı. Opak (Ceramage Pre Opaque, Kuraray) sadece Co-Cr örneklerin yüzeylerine uygulandı. Örnekler iki alt gruba ayrıldı. Bir alt gruba pembe porselen (IPS e.max Ceram, Ivoclar) diğerine pembe kompozit (Gradia Gum Shades, GC) uygulandı. Makaslama bağlanma dayanımı universal test cihazı ile dakikada 1mm'lik bir hız ile ölçüldü. Her alt gruptan 2'şer örnek kırık yüzey analizi ve element içeriğinin değerlendirilmesi için sırası ile SEM ve EDS cihazları kullanılarak incelendi. Altyapı ve dişeti materyallerinin her ikisinin de bağlanma dayanımını etkilediği bulundu. Co-Cr grubun ortalama (±SD) bağlanma dayanımı (10,09±5,25 MPa) zirkonya grubun bağlanma dayanımından (7,91±3,53 MPa) daha yüksektir. Pembe porselen grubunun ortalama (±SD) bağlanma dayanımı (12,09±4,20 MPa) pembe kompozit grubundan (5,80±2,04 MPa) daha yüksektir. Dört alt grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Metal-porselen grubunun (14,11±3,83 MPa) en yüksek bağlanma dayanımını gösterdiği bulundu. Metal-porselen grubunu sırasıyla, zirkonya-porselen (9,98±3,53 MPa), zirkonya-kompozit (5,95±2,19 MPa) ve metal-kompozit (5,65±1,92 MPa) grupları takip etmektedir. Kırık yüzey grafileri ve elemental içerik sonuçları değerlendirildiğinde bağlanma dayanımı sonuçları ile paralel sonuçlar elde edildi. İmplant destekli hibrid protezler hazırlanırken, iki faktör de bağlanma dayanımına etki ettiği için, altyapı ve dişeti materyallerinin seçimi kritik öneme sahiptir.
Zirkonya kor ve üst yapı seramiklerin makaslama bağlanma dayanımlarının farklı test tasarımlarıyla değerlendirilmesi
Tam seramik sistemler içerisinde, yüksek mekanik özellikleri sebebiyle zirkonya esaslı seramikler öne çıkmıştır. Maalesef zirkonya doğal diş gibi ışık geçirgenliğine sahip değildir. Estetiği geliştirmek adına, zirkonya alt yapılar feldspatik seramikle kaplanırlar. Zirkonya alt yapılı restorasyonlarda görülen en sık başarısızlık; üst yapı porseleninin alt yapıdan tamamen ya da tabakalar halinde ayrılmasıdır. Zirkonya alt yapı ve üst yapı porseleninin bağlanma mekanizmasını geliştirmek için araştırmacılar birçok laboratuvar çalışması yapmaktadırlar. Çoğunlukla bağlanma dayanımını ölçmek için makaslama bağlanma dayanım (MBD) testi kullanılır. MBD testini uygulamadaki küçük farklılıklar bağlanma dayanım değerleri üzerinde ciddi farklılıklar yaratabilir. Bu çalışmanın amacı; MBD testlerinde kullanılan; Tel ilmek (Tİ), çentikli çubuk (ÇÇ) ve bıçak sırtı keski (BSK) bıçak tasarımlarının MBD değerleri üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Üç farklı zirkonya alt yapı seramikleri (Zirkonzahn Translucent, Upcera Super Translucent, Rainbow Trans) ve kendi firmalarının önerdikleri üst yapı seramikleri (Zirkonzahn ICE Porcelain, Cerabien ZR Porcelain, Rainbow Porcelain) üç farklı bıçak tasarımı ile MBD testlerine tabi tutuldu. Metal seramik (EOS CobaltChrome SP2 – GC Initial Porcelain) kontrol grubu olarak kullanıldı. Tüm örneklere klinik kullanımı taklit etmek için ısısal çevirim (5–550 C, 3,000 devir) yapıldı. Zirkonya alt yapılı test örnekleri toplamda 90 adet (n=10), kontrol grubu örnekleri 30 adet (n=10) hazırlandı. MBD testleri; birinci grupta Ti ile, ikinci grupta ÇÇ ile, üçüncü grupta BSK bıçak tasarımları ile yapıldı. Tüm örneklere, çapraz kafa hızı 0,5 mm/dk olacak şekilde, makaslama kuvveti evrensel test makinası ile uygulandı. Verilerin istatiksel analizi Kruskal Wallis testi ile yapıldı ve çoklu karşılaştırmalar için Conover'in çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Kırık örnek yüzeyleri önce mikroskopta daha sonra taramalı elektron mikroskobunda (TEM) incelendi. Farklı bıçak tasarımları ile yapılan MBD test sonuçları incelendiğinde zirkonya örnekler için Tİ, ÇÇ ve BSK bıçak tasarımları arasında anlamlı fark bulunmadı. Metal seramik kontrol grubunda ise farklı bıçak tasarımları arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu. Tİ grubu, ÇÇ ve BÇK gruplarına göre anlamlı derecede yüksek MBD değerleri gösterdi. Metal seramik kontrol grubu her üç bıçak tasarımıyla yapılan testlerde de tüm zirkonya alt yapılı gruplardan yüksek değer gösterdi. MBD testi araştırmacıların uygulamalarından etkilenen oldukça yaygın bir test yöntemidir. Literatürdeki çalışmaları birbirleri ile kıyaslayabilmek ve daha güvenilir sonuçlar alabilmek için standardizasyona ihtiyaç vardır.
İki farklı adeziv siman ile simante edilmiş implant destekli CAD/CAM monolitik kron restorasyonların dinamik yükleme sonrası kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi
Günümüzde materyal çeşitliliğinin ve dayanıklılığının artmasıyla polimer infiltre seramikler ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramikler, CAD/CAM sistemi kullanılarak monolitik yapıda üretilip molar bölgede çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilmektedirler. Bu çalışmanın amacı farklı simantasyon işlemleri uygulanan, termomekanik yaşlandırılan implant destekli monolitik CAD/CAM restorasyonların kırılma dayanımını değerlendirmektir. Kırk adet implant analogu (T44020 Tpure, NucleOSS, İzmir, Türkiye) dik bir şekilde akrilik rezin içerisine gömülmüş ve bu analoglara standart titanyum dayanaklar (T44802 Tpure, NucleOSS) bağlanmıştır. Ağıziçi tarayıcı Trios3 (3Shape A/S, Kopenhag, Danimarka) ile dijital ölçü alınıp maksiller ikinci premolar diş tasarımı yapıldıktan sonra polimer infiltre seramik VITA Enamic (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik VITA Suprinity (VITA Zahnfabrik) CAM ünitesi S1 (vhf camfacture AG, Ammerbuch, Almanya) ile kazınmıştır. Restorasyonlar, 3M RelyX Ultimate + Singlebond Universal Adhesive (3M Dental Products Division, St. Paul, MN, ABD) ile Panavia SA Cement Plus + Clearfil Ceramic Primer Plus (Kuraray Co., Osaka, Japonya) kombinasyonları ile simante edilmiştir. Örnekler EP, ER, SP ve SR olarak isimlendirilen 4 grupta incelenmiştir (n=10). Termomekanik yaşlandırma sağlamak amacıyla çiğneme simülatöründe (SD Mechatronik Chewing Simulator CS-4, Willytech, Münih, Almanya) 480.000 döngü dinamik yükleme uygulanmıştır. Daha sonra kırılma dayanımı testi bir üniversal test cihazı (Instron 3345 Tester, Instron, Norwood, MA, ABD) ile Newton (N) cinsinden hesaplanmıştır. Normal dağılım gösteren verilerin gruplar arası karşılaştırılmasında tek yönlü ANOVA analizi kullanılmıştır (p ˂ 0,05). Çalışmanın bulgularına göre ortalama kırılma dayanımı değerleri EP grubu için 892,3 ± 46,95 N, ER grubu için 867,5 ± 84,85 N, SP grubu için 944,5 ± 77,8 ve SR grubu için ise 949,5 ± 62,14 N şeklindedir. Çalışmada değerlendirilen kron materyalleri ve simanlar arasında kırılma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM restorasyon, implant destekli sabit protez, zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik, polimer infiltre seramik, adeziv siman, kırılma dayanımı
Atrofik maksillada farklı dizaynlı implantlar üzerine yerleştirilen farklı anterior kantilever uzunluklu hibrit protezlerin sonlu eleman stres analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Tam dişsiz atrofik maksillalı hastalarda All-on-Four konseptiyle tedavinin biyomekanik etkileri hala net değildir. Mevcut çalışmanın amacı, bu konseptle tedavi edilecek olan hastalarda protezin anterior kantilever uzunluğunun sınırlarının belirlenmesi ve açı düzeltici implantların All-on-Four konseptinde kullanımının biyomekanik etkisinin sonlu eleman stres analizi (SESA) yöntemi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 3D modelleme programında 2 farkı implant tasarımı ve 3 farklı kantilever mesafesi için 6 model oluşturuldu. 1. grupta 30° açıyla 2 posterior standart implant (Sİ) ile 30° çok üniteli abutment ve 17° açıyla 2 anterior Sİ ile 17° çok üniteli abutment atrofik maksilla modeline yerleştirildi. 2. çalışma grubunda aynı çene modeline posterior bölgeye 2 adet 24° açı düzeltici implant (ADİ) ve anterior bölgeye 12° ADİ ile 4 adet düz çok üniteli abutment implant açılarına uygun şekilde yerleştirildi. Bu grupların alt gruplarında anterior kantilever (AK)/antero-posterior mesafe (AP) oranı 1/4, 1/2 ve 3/4 olacak şekilde 3 farklı protez modellendi, anterior dişlerin singulumu çevresinden maksimum ön ısırma kuvveti interinsizal açıyla uygulanarak oluşan stresler SESA ile incelendi. Bulgular: AK mesafesinin artmasıyla implantlar, çevreleyen kemik ve protetik altyapıdaki stresler arttı. AK/AP oranı 3/4 olduğunda Sİ grubunda posterior bölgede trabeküler kemikte görülen gerilme stres değerleri kemiğin dayanım sınırını aştı. ADİ gruplarında, Sİ gruplarına göre daha düşük stres değerleri gözlendi. Ayrıca ön-arka implantlarda, çevreleyen kemikte ve protez vidalarındaki streslerin ADİ grubunda daha homojen dağıldığı gözlendi. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde standart implantlar kullanılarak All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda AK/AP oranının 3/4'ten daha küçük olmasına veya AK mesafesinin 12 mm'den az olmasına dikkat edilmelidir. All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda açı düzeltici implant kullanımı biyomekanik açıdan daha olumlu sonuçları olan, umut verici bir seçenek olarak görünmeke olup, in-vitro testler ve uzun dönem klinik çalışmalarla araştırılması gerekmektedir.
PEEK ve PEKK materyallerinin kompozit ile bağlantısına eroziv asitelerin etkisinin değerlendirilmesi
PEEK ve PEKK Materyallerinin Kompozit ile Bağlantısına Eroziv Asitlerin Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı PEEK-kompozit ile PEKK-kompozit bağlantılarının karşılaştırılması ve intrensek, ekstrensek kaynaklı asitlerin bu bağlantıya etkisinin araştırılmasıdır. Her bir grup için PEEK (bredent, BioHPP Almanya) ve PEKK (Cendres Metaux, Fransa) disklerden farklı çözeltilere (distile su, hidroklorik asit, sitrik asit) daldırılmak üzere 5x5x13mm boyutlarında 10 ar adet örnek hazırlanmıştır. Tüm örnekler 0,2MPa basınç altında 10sn Alüminyum oksit tozuyla kumlanmış, Visio.link(bredent, Almanya) primer uygulanıp 320sn polimerize edilmiştir. Tüm örneklerin yüzeyine Crea.lign kompozit (bredent, Almanya) uygulanmış, 360sn polimerize edilmiştir. 1 litre %5'lik (pH 2.13) sitrik asit çözeltisi, 1 litre distile su içerisine 10 gram sitrik asit (ISOLAB Laborgeräte GmbH, Germany) ilave edilerek ve 1 litre 0,06M (pH 1,2) hidroklorik asit çözeltisi, 5ml hidroklorik asit (pH 0,6) ile 1 litreye kadar distile su karıştırılarak hazırlanmıştır. Çözeltinin pH'sını belirlemeden önce pH metrenin (526/538 pH metre, WTW, Almanya) pH'sını 4,01 ve 7,0 olan tamponlarla kalibre edilmiştir. Çözeltilere 37◦C'de günde 6 kez 5er dk toplam 8 gün daldırılan örnekler makaslama bağlanma dayanımı testiyle kırılmıştır. SEM-EDS verileri incelenmiştir. Grupların karşılaştırılması 2 yönlü ANOVA, Mann Whitney U testi ve takibinde Kruskal Wallis testi ile yapılmıştır. (α=0,05) En yüksek bağlanım değeri PEKK kontrol grubunda (15,6±0,6) elde edilirken en düşük ise PEEK hidroklorik asit (8,2±1,0) grubunda elde edilmiştir. PEKK in kompozitle bağlanım dayanımı BioHPP den yüksek çıkmıştır, Hidroklorik asit ve sitrik asit bağlanma dayanımını azaltmaktadır. Anahtar kelimeler: Poliarileterketon, Sitrik Asit, Hidroklorik Asit, Bağlanma dayanımı
Alt yapı ve kompozit vener renginin polieter eter keton (PEEK) restorasyonlarının optik özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmasının amacı, farklı renk PEEK-kompozit restorasyonlarının ışık geçirgenliğinin ve VITA klasik renk skalası renk parametreleri ile renk farkının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla BreCAM BioHPP (Bredent, Almanya) bloklardan CAD/CAM yöntemiyle 10x10x12 mm3 mini bloklar elde edildi. Mini bloklardan hassas kesim cihazında (Struers, ABD) 10x10x0,6 mm3 boyutlarında 30 örnek oluşturuldu. Örnekler A1-A2-A3 gruplarını temsil edecek şekilde 3 gruba ayrıldı(n=10). Örneklere herhangi bir işlem uygulanmadan önce renk ölçümü; CIE' nin önerdiği standartlar sağlanarak spektrofotometre cihazıyla (SpectroShade Micro II, İsviçre) gerçekleştirildi. Her örneğin siyah ve beyaz zeminlerde renk ölçümü yapıldı, L*,a*,b*,C ve h0 değerleri kaydedildi. Ardından tüm örneklere Al203 tozlarıyla kumlama yapıldı ve tek katman Visio.Link primer (Bredent, Almanya) uygulandı, 90 sn polimerize edildi. Her kompozit grubuna ilgili renk opak materyali (Bredent, Almanya) uygulandı ve 180 sn polimerize edildi. Tüm örnekler 2,4 mm derinliğinde silikon kalıba yerleştirilerek kompozit (Crea.lign, Bredent, Almanya) uygulandı ve 360 sn polimerize edildi. Bitirme işlemi sırasıyla 800-1000-1200-2400 ve 4000 gritlik zımpara kâğıdı ile sulu ortamda zımparalanarak (Struers, Japonya) gerçekleştirildi. Son polisaj işlemi sof-lex ince ve ekstra ince cilalama diskleri (3M ESPE, ABD) ile gerçekleştirildi. Final renk ölçümü aynı standartlarda tekrarlandı. Elde edilen değerler ile VITA renk skalasının renk parametreleri, CIEDE2000 renk farkı denklemi kullanılarak renk farkı ve grupların translusensi parametreleri değerlendirildi. Bu veriler, tek-yönlü Anova ve akabinde post-hoc olarak pair-wise comparision kullanılarak analiz edildi(α=0,05). Çalışma sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı renk farkı gözlendi(p<0,05). En yüksek ∆E değeri A1(∆E00=3,7) grubunda, en düşük ∆E değeri A2(∆E00=2,8) grubunda elde edilmiştir. En yüksek TP değeri ise A3(∆TP00=1,23) grubunda gözlenmiştir. PEEK-kompozit materyallerinden elde edilen A1-A2-A3 renk restorasyonlar, klinik olarak gözle görülebilir ve kabul edilemez renk farkları ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kompozit, Polietereterketon, Renk Farkı, Translusens Parametresi
Besin taklidi sıvıların 3 boyutlu yazıcılar ile üretilmiş geçici restorasyon materyalinin mekanik özelliklerine etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmanın amacı besin taklidi sıvıların, üç farklı üretim yöntemi kullanılarak üretilmiş geçici restorasyon materyalinin mekanik özelliklerine etkisinin karşılaştırmalı incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmada üç farklı yöntemle geçici kron materyali üretilmiştir: (1) Geleneksel yöntem (GY), (2)Kazıma yöntemi KY), (3)3 boyutlu yazıcı yöntemi (3DY). Her bir üretim yönteminden 76 adet toplamda 228 örnek hazırlanmıştır. Örnekler her bir grupta 19 adet test örneği olacak şekilde 12 gruba ayrılmıştır. Test örnekleri 37 ˚C de 7 gün boyunca: distile su, 0.02N sitrik asit, heptan ve %50 lik etanol solüsyonunda bekletilmiştir. Ardından yıkanıp, kurutulmuştur. Mekanik özellikleri 3 nokta bükme testiyle değerlendirilmiştir. Kırılan test örneklerin sertlikleri knoop dijital mikro-sertlik test cihazında (100gf/15sn) ölçülmüştür. Verilerin analizinde Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey istatistiksel analizi kullanılmıştır. BULGULAR: 3DY ile üretilen örneklerin sertlik verilerine göre, distile su(16.4±4.6) ve sitrik asit(17.7±4.3) solüsyonlarında bekletilen örneklerde, alkol(23±2.6) ve heptan(24.5±3.9) solüsyonlarına göre (P≤0.01) anlamlı fark gözlenmiştir. Elastik dayanım verilerine göre, heptan(127.7±10.2 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerde, alkol(139.7±7.4 MPa) (P=0.027) ve sitrik asit(143.5±15.8 MPa) (P=0.002) solüsyonundan anlamlı fark gözlenmiştir. GY ile üretilen örneklerde elastik dayanım verilerinde sitrik asit(93.7±11.3 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerde alkol(81.3±9.4) solüsyonuna göre(p=0.02) anlamlı fark gözlenmiştir. Elastik modül verilerinde Heptan(2701±612.9 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerin ortalama elastik modül değeri ile alkol(2326±445.1 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerin ortalama elastik modül değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır (P=0.039). SONUÇLAR: Çalışmanın ışığında hastalara uzun dönem geçici restorasyonlar kullandırılıcağında 3 boyutlu yazıcılar ile üretilen geçici restorasyonların kullanımı önerilebilir. Hastalar karma beslense bile 3 boyutlu yazıcılar ile üretilen kronların dayanımı geleneksel ve kazıma yöntemi ile üretilen restorasyonlardan daha az etkilenecektir. Anahtar kelimeler: 3 Boyutlu Yazıcı, Besin Taklidi Sıvılar, Tabakalı Üretim,
Spark plazma sinterleme yöntemi kullanılarak sinterlenen farklı polikristal yapıya sahip zirkonya seramiklerinin mekanik, yapısal ve optik özelliklerinin araştırılması
Bu in-vitro çalışmanın amacı Spark plazma ve geleneksel yöntem ile sinterlenen zirkonyum dioksit yapılı polikristalin seramiklerinin mekanik, yapısal ve optik özelliklerini karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. İki farklı sinterleme yöntemi kullanılarak toplam 20 adet örnek elde edildi. Kontrol ve deney grubu olmak üzere iki ayrı grup oluşturuldu (n=10). Kontrol grubu (Grup S0) örnekleri 3Y-TZP pre-sinterize zirkonya bloklar (Upcera Dental Zirconia Blank, Liaoning Upcera Co. Ltd., Çin) CAD/CAM sistemi kazıma cihazı kullanılarak (Cerec Inlab MCX5, Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) frezelendi. Kontrol grubu örnekleri geleneksel yöntem ile sinterlendi (1530 oC, 11 sa; n=10). Deney grubu (Grup S3) örnekleri ise 3Y-TZP içerikli zirkonya tozlarının (3Y-PSZ, Tosoh, Japonya) Spark plazma sinterleme cihazı (FCT GmbH, HPD-50, Almanya) tarafından sinterlenmeleri ile elde edildi (tepe sıcaklık 1300 oC, 10 dk. ; n=10). Tüm örnekler 20x2 mm boyutlarında oluşturuldu. Her iki gruba ait örnekler biaksiyal bükme dayanımlarını (ISO Standart 6872) karşılaştırmak için üniversal test cihazı (Testometric, Lancashire, İngiltere) ile test edildi. Tüm örneklerin Vickers mikrosertlik değerleri Vickers mikrosertlik cihazı (Buehler, 1600-6306, Illunois, ABD) ile hesaplandı. Yüzey pürüzlülüklerini (Ra) ve 3 boyutlu görüntülemelerini elde etmek için AFM cihazı (Park Systems, Park NX10, Güney Kore) kullanıldı. Örneklerin yapısal özelliklerini değerlendirmek amacıyla XRD ve SEM analizleri gerçekleştirildi. Veriler one-way ANOVA ve Mann Whitney-U testler ile analiz edildi (α=0,05). Konrol ve deney gruplarının biaksiyal bükme dayanımı değerleri(S) sırasıyla 761,43± 64,455 MPa ve 1101,85± 177,73 MPa' dır. Gruplar arası farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Kontrol grubunun(S0) Vickers mikro sertlik değeri(VHN) 980± 41 iken, deney grubu(S3) sertlik değeri 1355± 144 olarak hesaplandı. Sertlik değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulundu(p< 0.05). Yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) S0 grubu için 103± 0,031 µm, S3 grubu için ise 0,040± 0,039 µm olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edildi(p<0,05). Spark plazma sinterleme yönteminin bükme dayanımı ve mikrosertliği artırdığı görüldü. Aynı zamanda yüzey pürüzlülüğü değerlerinin azaldığı tespit edildi. XRD ve SEM analizleri sonucunda spark plazma ile üretilen örneklerin tanecik büyümesi olmadan yoğunlaştıkları gözlemlendi. Spark Plazma Sinterleme yöntemi, geleneksel sinterleme yöntemine göre çok daha kısa sürelerde gerçekleştirilebilmektedir. Çalışmamızda yöntemlerin karşılaştırılması ve geliştirilmesine yönelik in-vitro ve in-vivo çalışmalar yapılması gerektiğini ve spark plazma sinterleme yönteminin diş hekimliğinde uygulanabilmesi için klinik ve dental laboratuvar şartlarına uygun hale getirilmesi gerektiği tavsiye edilmektedir. Böylece çalışmaların hızına ve spark plazma sinterleme yönteminin dental uygulamalara dönüşümüne katkı sağlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Spark plazma, 3Y-TZP, biaksiyal bükme dayanımı
Farklı yaşlandırma yöntemlerinin monolitik translusent zirkonyanın yapısal özellikleri üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı farklı yaşlandırma yöntemlerinin, yüksek translusensiye sahip monolitik zirkonya materyalinin bükülme dayanımına, faz dönüşümüne, sertlik değerine ve kırılma tokluğuna olan etkisini değerlendirmektir. CAD/CAM yöntemiyle üretilmiş ultra translusent monolitik zirkonya materyaline (VİTA YZ XT) ait disk şeklinde 84 örnek hazırlandı. Örnekler yaşlandırma yöntemlerine göre; 2 saat hızlı yaşlandırma, 6 saat hızlı yaşlandırma, 12 saat hızlı yaşlandırma, termal siklus, 50 N kuvvet altında termomekanik yaşlandırma ve 100 N kuvvet altında termomekanik yaşlandırma ve hiç yaşlandırma uygulanmayan kontrol grubu olmak üzere 7 farklı gruba ayrıldı (n=12). Hızlı yaşlandırma gruplarına 134 oC sıcaklık ve 2 bar basınç parametreleri uygulandı. Termal siklus grubunda 5-55 oC sıcaklıkta su döngüleri ve 30 sn bekleme süresinde 50.000 siklus uygulandı. Termomekanik yaşlandırma gruplarında ise 1.7 Hz frekansta 1.200.000 siklus uygulandı. Toplam 7 grubun biaksiyel bükülme dayanımları, Vickers sertlik değerleri ve kırılma tokluğu değerleri hesaplandı. Her gruptan birer örneğe SEM, ikişer örneğe ise XRD analizleri uygulandı. Veriler Kolmogrov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri ile analiz edildi. Bükülme dayanımı değerlerinin değişkenliği Weibull dağılım fonksiyonu kullanılarak analiz edildi ve her grup için Weibull modülleri (m), ve karakteristik dayanımları (σo) hesaplandı ve Weibull dağılımı grafiği oluşturuldu. Çiğneme simülatörü 50 N, 100 N ve 12 saat hızlı yaşlandırma grupları, kontrol, 2 saat hızlı yaşlandırma ve 6 saat hızlı yaşlandırma gruplarına göre daha yüksek bükülme dayanımı göstermiştir (p<0.05). İkili karşılaştırmalarda termal siklus grubuyla hiçbir grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Kontrol ve yaşlandırma grupları arasında sertlik ve kırılma tokluğu açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0.05). Weibull dağılımı analizine göre termo siklus grubu diğer gruplara göre daha düşük m değeri göstermiştir, diğer gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. XRD bulgularına göre hiçbir yaşlandırma prosedürü monoklinik faz oranında önemli bir artışa sebep olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Yapay yaşlandırma, zirkonya, translusent.
Farklı 3 boyutlu yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen geçici restoratif materyallerin dönüşüm derecelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı 3 Boyutlu (3B) yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen geçici restorasyon malzemelerinin dönüşüm derecesini değerlendirmek ve geleneksel olarak üretilmiş polimetil metakrilat (PMMA) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada stereolitografi (SLA), dijital ışık işleme (DLP) ve likit kristal ekran (LCD) 3B yazıcıları kullanıldı. Kontrol grubu, geleneksel olarak üretilmiş otopolimerizan PMMA olarak belirlendi. Çalışmaya altı farklı 3B yazıcı dahil edildi: DWS, Formlabs, Asiga, Mega, and Vega, Photon. 3B yazıcılar ile üretilecek numuneler bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımı (Materialise 3-matic) ile dikdörtgenler prizma geometrisinde (10×4×2,5 mm) tasarlandı. Örnekler 3B yazıcılarda yatay yönde (0 derece), 50 μm tabaka kalınlığında (n=15) üretildi. Fourier dönüşümlü kızılötesi spektrofotometre (FT-IR) ölçümleri rezinin sıvı hali (n=15), baskıdan sonra ve kürlemeden sonra olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirildi. Kontrol grubu örneklerinin (n=15) FT-IR ölçümleri iki aşamada gerçekleştirildi. Spektrumlarından elde edilen verilere dayanarak Verilerin istatistiksel analizi tek yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri ile yapıldı (α=.05). Bulgular: FT-IR analizi sonucu farklı 3B yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen numunelerin DC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (P<0,05). Kontrol grubu olan PMMA ve Formlabs (Form 3) 3B yazıcı arasında DC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (P=0,042). Sonuç: Üç boyutlu yazıcılar, kontrol grubu olan PMMA ile karşılaştırılabilir DC değerleri göstermiştir. DC, farklı 3B yazıcı teknolojilerinden etkilenmemiştir. Anahtar kelimeler: 3B Yazıcı, Eklemeli Üretim, Geçici Restorasyon, Dönüşüm Derecesi