Bilecik Şeyh Edebali Üniversity
Discipline

Public Finance

Bilecik Şeyh Edebali Üniversity

918

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ücret gelirleri üzerindeki vergi yükünün vergilemede eşitlik ilkesi açısından değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı ücret gelirleri, vergilemede eşitlik, vergi yükü kavramlarının açıklanması doğrultusunda; ücret geliri elde eden bireylerin üzerlerindeki vergi yükünün ne düzeyde olduğunun ortaya konulması ve bu vergi yükünün vergilemede eşitlik ilkesi açısından değerlendirilmesidir. Çalışmada teorik ve kavramsal açıdan ücret, vergi yükü, vergilemede eşitlik ilkesi kavramları açıklanmaktadır. Türkiye'de ücret geliri elde edenler, ücret gelirinin vergilendirilmesi ve ücret gelirleri üzerindeki vergi yükü açıklanmaktadır. Ücretin vergilendirilmesinde vergilemede eşitliği sağlamak için kullanılan uygulamalardan olan artan oranlı vergi tarifesi, asgari geçim indirimi, ayırma ilkesi, negatif gelir vergisi, muafiyet, istisna ve indirimler; vergilemede yatay ve dikey eşitlik açısından değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yanında vergilemede eşitlik ilkesinin teorik kısmını oluşturan fedakarlık ilkeleri açısından ücret gelirleri üzerindeki vergi yükü değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda en az toplam fedakarlık ilkesi, yatay ve dikey eşitlik kapsamında, ülkemizde ücret geliri elde edenler üzerindeki vergi yükü öncelikle düşük gelir elde eden ücretliler açısından ele alınmalıdır. Düşük gelir elde eden ücret geliri mükelleflerine mali güçleri doğrultusunda artan oranlı vergi tarifesi, asgari geçim indirimi sistemi, ayırma ilkesi, istisna, muafiyet ve indirim uygulamalarında yapılacak düzenlemeler ile vergi yükleri vergilemede eşitlik ilkesi doğrultusunda dağıtılacaktır. Ücret geliri elde edenlerin mali güçleri doğrultusunda alınan vergiler ile vergilemede eşitlik ilkesinin uygulanması mümkün olacaktır.

EşitlikEşitlik ilkesiVergi yükü+4
Selin Gül Durmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal harcamaların ekonomik büyüme üzerine etkisinin ampirik analizi

Sosyal harcamalar toplumun yaşam standardını artıran harcamalardır. Ancak bu harcamaların topluma olan katkılarının yanında ekonomiye olan katkıları da önemli bir konudur. Türkiye, son yıllarda milli gelirinin %10'undan fazlasını sosyal harcamalara ayırmaktadır. Milli gelirden bu kadar önemli bir pay alan sosyal harcama kaleminin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri, incelenmesi gereken bir konudur. Bu çerçevede çalışmanın amacı, 1985-2019 yılları arasında Türkiye'deki sosyal harcamaların ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal harcamalar ve ekonomik büyüme kavramları ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise Türkiye'nin sosyal harcamalar konusunda diğer ülkelere kıyasla nasıl bir durumda olduğunu görebilmek için Türkiye ve seçili OECD ülkelerindeki sosyal harcamaların milli hasıladaki payları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'deki sosyal harcamaların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Analizde ADF birim kök testi ve ARDL sınır testi kullanılmıştır. Analizin sonuçları, Türkiye'de milli hasıladan sosyal harcamalara ayrılan paydaki %1'lik artışın ekonomik büyümeyi kısa dönemde %0,43, uzun dönemde ise %0,48 artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlar sosyal harcamaların ekonomik büyümeyi olumlu etkilediğini kanıtlamaktadır. Ayrıca çalışmada, Türkiye'de sosyal harcamalara ayrılan payların son yıllarda giderek arttığı ancak çoğu OECD ülkesinin gerisinde olduğu sonucuna da ulaşılmıştır.

Ekonomi politikalarıEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Davut Öztürk
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2000 sonrası ekonomik kriz dönemlerinde uygulanan vergi politikalarının reel sektör üzerindeki etkileri: KOBİ'ler özelinde bir değerlendirme

Ekonomik krizler, hem dünya çapında hem de Türkiye'de sıklıkla görülen ülke ekonomileri ve işletmeler adına önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun üstesinden gelmek adına vergi politikaları önemli bir araç olarak kullanılmaktadır. KOBİ'ler işletmeler içerisinde büyük bir paya sahiptir. Ekonominin bel kemiği konumunda olan KOBİ'ler, yaşanan ekonomik krizlerden olumsuz bir şekilde etkilenebilmektedir. Bu çalışmadaki amacımız 2000 yılı ve sonrasında Türkiye'de görülen ekonomik krizlerde uygulanan vergi politikalarını incelemek ve uygulanan bu politikaların KOBİ'ler üzerinde ne kadar etkili olduğunu istihdam, üretim, tüketim, yatırım, ihracat, ithalat ve vergi yükü gibi alanlarda değerlendirmektir. Çalışmada ilk olarak konu teorik bir biçimde ele alınmış ekonomik kriz tanımlamaları, türleri ve yaşanan önemli krizler konu edinmiştir. Ardından iktisadi ekollerin ekonomik krizler hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Daha sonra kriz dönemlerinde uygulanabilecek vergi politikaları incelenmiştir. Birinci bölümün sonunda kavramsal açıdan KOBİ'ler ele alınmış, tanımlamaları ve özelliklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de KOBİ'lerin mevcut durumları çok yönlü olarak ele alınmıştır. Türkiye'de 2000 yılı sonrasındaki ekonomik krizler ve uygulanan vergi politikaları incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise uygulanan bu politikalar KOBİ'ler açısından değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmamızdan elde ettiğimiz bulgulara göre 2000 sonrasındaki ekonomik kriz dönemlerinde krizi önlemek adına birçok vergi politikası uygulanmış bu politikalar KOBİ'ler üzerinde etkili olmuştur.

Ekonomik krizKOBİKriz+2
Mehmet Bilik
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Makedonya'da ve Türkiye'de gelir vergisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve değerlendirilmesi

130 ÖZET Makedonya'da, 1993 yılının sonuna kadar Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nde uygulanan sedüler gelir vergisi sistemi devam etmiş, bu sistemde konusu gelir olan bir çok vergi yer almıştır. Bu uygulama vergide adalet ilkesinin gerçekleşmesine imkan vermediği gibi vergi önünde eşitlik ilkesinin gerçekleşmesini de sağlamamıştır. 1994 yılında yürürlüğe giren Makedonya Gelir Vergisi Kanunu ile üniter sistem esas alınarak gelirin geniş kavranmasına çalışılmıştır. Ancak bazı şahsi gelirlerin kurumlar vergisi kapsamına alınmasıyla daha ağır vergi yükü altında kalmışlardır. 2001 yılında yapılan değişikliklerle gelir ve kurumlar vergisi arasındaki sınırlar yeniden düzenlenmiş, istihdamı, tasarrufları ve yatırımları teşvik etmek amacıyla vergi oranlan indirilmişti. Makedonya gelir vergisi uygulamasında, Türk gelir vergisi uygulamasından farklı olarak ticari faaliyetler, profesyonel ve entelektüel hizmetler, kadastro gelirini önemli ölçüde aşan bir takım zirai faaliyetler ve gelir getirici diğer faaliyetler, bağımsız faaliyetler unsurunun kapsamını oluşturmaktadır. Gerek Makedonya, gerekse Türk gelir vergisi uygulamasında iktisadi, mali ve sosyal amaçlı bir çok muafiyet, istisna ve indirim uygulamalarına yer verilmiştir. Bir çok sosyal amaçlı konular Türk gelir vergisinde istisna olurken, Makedonya gelir vergisi uygulamasında vergi dışı tutulmuştur. Ayrıca Makedonya Gelir Vergisi Kanunu'nda sistematik ve açık olmayan ile gerekliliği tartışılabilir nitelikte olan birtakım uygulamalarda söz konusudur. Prensip olarak her iki sistemde gelir vergisine tabi kazanç ve iratlar beyannamede birleştirilmektedir. Ancak bazı gelirler her iki sistemde beyan dışı tutulmaktadır. Türk gelir vergisi uygulamasından farklı olarak Makedonya gelir vergisi uygulamasında istisna hadlere yer verilmemektedir. Makedonya'daki iktisadi ve siyasi sistem yeni olduğundan, gelir vergisi uygulamalarının zaman içinde gelişeceği düşünülmektedir.

Gelir vergisiKarşılaştırmalı analizMakedonya+4
Muzafer Elezoskı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu personel harcamalarında etkinlik açısından norm kadro uygulaması

ÖZET Kamu kurum ve kuruluşlarında etkinlik-verimlilik analizlerinin yapılarak performans bütçelemesine geçilebilmesi için, kamu personeli istihdamı ve personel harcamalarının disiplin altına alınarak, bu alanda yaşanan yapısal sorunların çözülmesi ve kamu hizmet maliyetlerin yeknesak bir biçimde tespit edilmesi gereklidir. Bugün kamu kesiminde, aynı iş için farklı statü, unvan ve ücretlerle personel istihdamı söz konusu olabilmektedir. Bu durumda; aynı nitelikte bir hizmet için farklı kurumlarda farklı hizmet maliyeti ile karşılaşılmaktadır. Türkiye'de yasal düzenlemeler bakımından, kamu personeli istihdamın türler itibariyle ayrımı yapılmış olsa dahi uygulamada farklı statüdeki personelin birbiri yerine ikame edildiği görülmektedir. Bu noktada kamu personeli arasında hizmetin gerekleri açısından statü ayrımının kesin ve net bir biçimde yapılarak, bir hizmet için hangi statüde personel istihdamı gerekiyor ise o statüde personelin istihdam edilmesinin sağlanması gereklidir. Bu amaç çerçevesinde yapılan araştırmada; Birinci bölümde; norm kadro uygulamasının tanımı yapılarak önemi, amacı, yararları ve temel kavramları üzerinde durulmuş, ayrıca norm kadro uygulamasına geçişte karşılaşılan engeller açıklanarak norm kadro tespit süreci incelenmiştir. İkinci bölümde; Türkiye'de kamu istihdamı ve kamu personel harcamaları ele alınarak, kamu yönetiminin ve personel rejiminin yeniden yapılandırılması çalışmaları incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, norm kadro uygulamasına geçiş süreci ve ortaya çıkan sorunların çözüm yollan ele alınarak, kamu kesiminde etkinlik-verimlilik analizleri ile kamu personel harcamalarında etkinlik sorununa değinilmiştir. Üçüncü bölümde son olarak, kamu personel harcamalarında etkinliğin sağlanması bakımından norm kadro uygulamasının değerlendirilmesi yapılmıştır.

Kamu harcamalarıKamu personeliNorm kadro+2
Galip Esmer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Irak devlet muhasebe sistemlerinin karşılaştırmalı analizi

Devletler tarafından sunulan kamu hizmetleri; eğitimden sağlığa, güvenlikten adalete, yatırımdan dış ticarete kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Devletler, kamu hizmetlerini kamu gelirleri adı verilen kaynakları kullanarak yerine getirmektedirler. Devletler tarafından gerçekleştirilen kamu harcamaları ile kamu gelirleri bütçe hakkının bir gereği olarak belirli bir döneme yönelik hazırlanan bütçeler aracılığıyla belirlenmektedir. Bütçelerin beklenilen fonksiyonları yerine getirebilmesinin en temel şartı ulusal ve uluslararası standartlarda bir devlet muhasebe sistemine sahip olunmasıdır. Zira her ne kadar devletler muhasebe sistemlerini uluslararası kabul görmüş muhasebe standartları doğrultusunda dizayn etmiş olsalar da ülkelerin kendi karakteristik özellikleri doğrultusunda devlet muhasebe sistemleri farklılıklar göstermektedir. Bu çalışmada, Türkiye ve Irak devlet muhasebe sistemleri karşılaştırmalı olarak analiz edilerek benzer ve farklı yönleri tespit edilmiştir. Türkiye ve Irak devlet muhasebe sistemleriyle ilgili yerli ve yabancı literatürden yararlanılmış, her iki ülkenin bütçe ilkeleri, bütçe sınıflandırmaları, bütçe sistemleri ve bütçe kalemleri karşılaştırılmıştır. Türkiye ve Irak devlet muhasebe sistemleri ile ilgili kanunlar karşılaştırılarak bütçe hazırlık aşamaları irdelenmiştir. Araştırma sonucunda; Türkiye ve Irak devlet muhasebe sitemlerinin birçok açıdan benzer özellikler taşıdığı ancak iki devletin yönetim yapıları ile gelir ve harcama kalemlerinin farklı olması nedeniyle devlet muhasebe sistemlerinin farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca çalışmada; sosyal, siyasi ve ekonomik sorunlar nedeniyle yeni bir devlet yapılanması ile oluşturulan Irak Devlet Muhasebe sisteminin düzenlenmesi gereken bazı sorunları tespit edilmiştir. Bu kapsamda Türkiye'de uygulamaya geçirilmiş bulunan analitik bütçe sisteminin Türkiye tecrübesinden yararlanılarak ve Irak devletinin karakteristik özellikleri dikkate alınarak Irak devlet muhasebe sistemine uyarlanması yerinde bir uygulama olacaktır.

BütçeDevlet muhasebesiIrak+1
Safanah Mohammed A. Abdulazeez
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi düzenlemelerinin işletmelerin kurumlaşmasında etkilerinin analizi ve değerlendirimesi

258 ÖZET Bir ekonominin içinde bulunduğu rekabet ortamı; rekabet gücü kazanmak, teknolojik yenilikleri takip etmek, bir şirketin kalıcı olmasını sağlamak, kamuoyuna güven vermek, etkinliğini artırmak, mali sorumluluğu sınırlandırmak, mali kaynaklara ve ölçek ekonomisine ulaşmak isteyen işletmelerin kurumlaşmalarını gerektirmektedir. Kurumlaşma açısından bazı toplumsal ve ekonomik faktörlerin yanısıra; ortaklar arasındaki ilişkiler ve ortakların sorumlulukları, halka açılma olanakları, ortak sayısı ve en az sermaye tutarları gibi kanuni sınırlamalar ile işletmelerin yönetimi ve denetimi konulan etkili olabilmektedir. Ayrıca girişimciler için önemli bir yüklenim olan vergilerle ilgili düzenlemeler kurumlaşma açısından bir araç olarak kullanılmaktadır. Vergi politikası; ekonomik faaliyetlerin belirli hukuki şekiller içinde yapılması, işletmelerin otofinansmanı, bazı sektörlerin veya belirli büyüklükteki işletmelerin tercih edilmesi ve söz konusu işletmelere vergi yükü bakımından ayrıcalıklar tanınması yönünden etkili olmaktadır. Vergi düzenlemelerinin işletmelerin kurumlaşmasında etkilerini belirleyebilmek amacıyla; işletmelerin kuruluşundan faaliyetlerini sona erdirmelerine kadar her aşamada karşılaşabilecekleri vergi düzenlemeleri incelenmiştir. Kuruluş giderleri sermaye ortaklıklarında daha yüksek iken; vergi borcu sorumluluğu açısından sermaye ortaklıkları daha avantajlıdır. Ayrıca kredi olanakları tek şahıs işletmeleri ve şahıs ortaklıklarında sınırlı iken, özellikle halka açık anonim ortaklıklara bu açıdan tanınan vergi avantajlarının etkili olduğu görülmektedir. Sermaye ortaklıklarının niteliklerinin bir gereği olarak kazancın tespitinde indirilmesi kabul edilen giderlerin kapsamı genişletilmiştir. Gider259 kabul edilmeyen ödemeler incelendiğinde ise, bunların, grup ortaklıklarının oluşumuna ve holdingleşmeye yol açabileceği görülmektedir. Katlanılan vergi yükü açısından, işletme türleri arasında önemli bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak, sermaye ortaklıklarının karlarını dağıtmamaları durumunda tevkifat yapılmadığından avantajlı oldukları, bu yolla kurumlaşmanın teşvik edildiği belirtilebilir. Kurumlaşmanın teşviki ve işletmelerin belirli hukuki statülere yönlendirilebilmesi amacıyla sistemde yer verilen vergi ayrıcalıkları; belirli işletme türlerinde yoğunlaşmalara, işletmelerin kayıt dışına çıkmasına, tüzel kişilik statüsüne geçmelerine ve çifte vergilendirme gibi sorunlara neden olabilmektedir. Söz konusu sorunların engellenmesi, vergi düzenlemelerinin sık sık değiştirilmemesini, entegrasyon yoluyla vergi yükü farklıklarının giderilmesini, enflasyona karşı kurum sermayesinin korunmasını ve otofinansmana olanak tanınmasını gerektirmektedir. Holdingleşmeden kaynaklanan vergi sorunlarının aşılabilmesi bakımından ise, grup ortaklıklarında sorumlulukların belirlenmesi, bağlı kuruluşların tescil ve ilanı ve konsolide finansal tabloların düzenlenmesi yoluna gidilebilir. Sonuç olarak, işletmelerin çeşitli hukuki statülerde kurumlaşmaları açısından, diğer etkenler bir yana bırakılarak, sadece vergi düzenlemeleri dikkate alındığında, sermaye ortaklıklarının ve özelinde anonim ortaklıkların tercih edilmesi gerektiği belirtilebilir.

KurumsallaşmaVergi politikasıVergi yükü+2
Osman Fatih Saraçoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde geçici vergi uygulamalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi

130 ÖZET Geçici vergi, özellikle kazanç vergileri ile ilgili olmak üzere henüz vergileme dönemleri kapanmadan, cari dönemin vergisine mahsuben önceden hesaplanan ve tahsil edilen bir vergi türüdür. Geçici vergi uygulamasında asli amaç, hazinenin kasasına gecikmeli olarak giren vergilerin tahsil süresinin öne alınmasıdır. Bundan başka enflasyondan kaynaklanan aşınmayı gidermek ve tahsilat usulleri arasındaki farklılıkları gidermek gibi amaçları da bünyesinde bulundurmaktadır. Ülkemiz vergi sisteminde 1981 yılından beri uygulanmakta olan geçici vergi, birçok kez değişikliğe uğramıştır. Bir tahsilat yöntemi olarak ele alınabilecek geçici vergi uygulaması çoğu Avrupa Birliği ülkelerinde de varolup, aralarında bir uygulama birliği yoktur. ABSTRACT Advance tax is calculated and paid in advance against current year's tax and prior to tax year end. It especially concerns income taxes. The main purpose of advance tax application is to bring forward the payment terms of taxes which under normal circumstances are paid after tax year end. Other advantages of this application are to eliminate value erosion due to inflation effect and differentials among payment methods. Advance tax has been applied in Turkey's Tax System since 1981. Since then it has been modified a lot of times (almost regularly modified). Most of the European Countries have the Advance Tax application as a method of payment but the application varies from Country to Country.

Avrupa BirliğiGeçici vergilerTürk vergi sistemi+4
Mehmet Bulut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Kayıt dışı istihdamın mali etkileri

176 ÖZET Kayıtdışı ekonomi genel olarak, kamu otoritelerinin denetimi ve bilgisi dışında kalan her türlü ekonomik işlemler olarak tanımlanmaktadır. Kayıtdışı ekonominin çalışma hayatına yansıması, ilgili sosyal güvenlik yasalarına aykırı olarak işçi çalıştırılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu kurumlarının resmi istatistikleri kullanılarak yapılan hesaplamaya göre, ülkemizde 1998-2002 döneminde 5.8 milyon ile 6.5 milyon arasında kişi kayıtdışı çalışmaktadır. Kayıtdışı istihdam, hem çalışan kişilerin sosyal güvenceden yoksun kalmalarına, hem de kamu kurumlarının büyük miktarda sigorta prim ve vergi gelirlerinden mahrum kalmalarına neden olmaktadır. Kayıtdışı istihdam, çalışan kişilerin çalışmasının ilgili kamu kurumlarına hiç bildirilmemesi, çalışmalarının ücret veya gün sayısı olarak eksik bildirilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Kişilerinin çalışmalarının kamu kurumlarına hiç bildirilmemesi durumunda hesaplanan toplam mali kayıp 2002 yılı için 11.5 Katrilyonu bulmaktadır. Bu tutar yaklaşık olarak 7.2 Milyar $'a tekabül etmektedir. KKBG'nin çok yüksek olduğu ve IMF ile yapılan müzakerelerde beklenen kredi tutarları ile karşılaştırıldığında bu rakamın önemi ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, çalışan kişilerin gerçek ücretleri üzerinden değil de asgari ücret üzerinden kamu kurumlarına bildirilmeleri, yüksek tutarlarda sigorta primi ve vergi kaybına neden olmaktadır. 2001 yılı için 6.7 Katrilyon sigorta primi ve vergi kaybı hesaplanmıştır. İstihdamın maliyetinin AB standartlarından yüksek olması ve kayıtdışı istihdamın denetiminin etkin olmaması kayıtdışı istihdamın en önemli nedenleri arasında sayılır. Çalışmamızın amacı, kayıtdışı istihdamın devlete maliyetini hesaplayıp bu olgu ile mücadele etme gereğini ortaya koymaktır. Çünkü önemi ve177 maliyeti kavranmayan bir olgu ile mücadele etmek başarısızlıktan öteye gidemez. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın kapsamı üç bölüm olarak belirlenmiştir. Çalışmamızın teorik altyapısını oluşturan birinci bölümde kay ıtd ışı ekonomi ile ilgili genel bilgiler, kayıtdışı istihdamın türleri, nedenleri, rakamsal boyutu ve AB ülkelerindeki genel durum konularına değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde kayıtdışı istihdamın neden olduğu sigorta primi kaybı ve vergi kaybı tutarları hesaplanmış, makroekonomik büyüklüklerle karşılaştırmalar yapılmış, bu konuda son yıllarda yapılan düzenlemelerle denetim sistemi üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın son bölümünde ise kayıtdışı istihdamla mücadelede karşılaşılan sorunlar ve alınabilecek önlemler konuları irdelenmiş, özellikle istihdamın maliyetinin düşürülmesi ve denetim sisteminin yeniden yapılandırılması modelleri ortaya tartışmaya açılmıştır.

DenetimDenetim sistemleriFinansal etki+3
Yakup Süngü
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Görev zararı kavramı ve Türkiye'de 1980 sonrası görev zararı doğurucu faaliyetlerin incelenmesi ve analizi

255 ÖZET Sosyal bir devlet, bir takım iktisadi ve sosyal amaçlar çerçevesinde çeşitli faaliyetler yerine getirmektedir. Sosyal devlet; adalet, savunma vb. gibi devletin geleneksel görevlerini yerine getirmenin yanında, çeşitli uygulamalarla iktisadi ve sosyal hayata etki etmektedir. Sosyal devlet, devletin ekonomiye müdahalesini gerekli kılan bir devlet yapısıdır. Buna göre devlet, çeşitli faaliyet ve oluşumlarla ekonomiye aktif olarak müdahale etmekte ve iktisadi ve sosyal amaçlara ulaşmaya çalışmaktadır. Sosyal devletin ekonomiye müdahalesi çeşitli yollarla olabilmektedir. Bu yollardan biri de, iktisadi hayata kamu iktisadi teşebbüsleri yoluyla üretici sıfatıyla girerek, çeşitli etkiler meydana getirmesidir. Kamu iktisadi teşebbüsleri, devletin sahipliği ve/veya kontrolündeki kuruluşlar olup, iktisadi hayatta çeşitli fonksiyonları yerine getirmektedir. Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri oluşturması, yalnız piyasada üretim yapmayı değil, bunun yanında toplumsal fayda yaratan faaliyetleri de yerine getirmeyi amaçlamaktadır. Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri yoluyla toplumsal fayda yaratan faaliyetlerinden biri de, görev zararı faaliyetleridir. Görev zararı, siyasi otorite tarafından kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarına müdahale edilmesi ve yine siyasi otorite tarafından kuruluşlara çeşitli teşvik ve destekleme görevlerinin verilmesi ile oluşan zararlardır. Görev zararı faaliyetleri, kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarının, maliyet ya da piyasa fiyatının altında belirlenmesinden256 kaynaklanmaktadır. Bu anlamda, mal ve hizmetlerin nihai tüketicileri için destek niteliği taşımaktadır. Bu faaliyetler ile, çeşitli gelir seviyelerine sahip tüketiciler arasında sosyal dengenin oluşturulması sağlanabilir. Kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettiği mal ve hizmetlerden yararlananlar yalnız nihai tüketiciler değildirler. Kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettikleri mallan kendi üretimlerinde girdi olarak kullanan üreticiler için de, düşük fiyat belirlenmesi faaliyeti destek niteliği taşımaktadır. Kamu iktisadi teşebbüslerine verilen destekleme ve teşvik görevleri ise, ülke kalkınması için önemli faaliyetlerdir. Ekonomide önemli paya sahip sektörlerin desteklenmesini sağlayan görev zararı faaliyetleri dengeli kalkınma için gerekli olmaktadır. Tezin konusunu; görev zararlarının tanımlanması, etkileri ve sonuçları oluşturmaktadır. Türkiye bölümünde ise, görev zararı faaliyetlerinin ülke ekonomisi içindeki yeri ve etkileri incelenmektedir. Türkiye sosyal bir devlettir ve gelişmekte olan bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye'de, kamu iktisadi teşebbüsleri yoluyla görev zararı faaliyetlerine bir iktisat politikası tercihi olarak şimdiye kadar sıkça başvurmuştur. Son yıllarda büyük oranlara ulaşan görev zararları, yanlış uygulamalardan dolayı karşılanamaz bir hale gelmiştir.

1980 sonrasıDevlet yardımıEkonomi politikaları+3
Eren Çaşkurlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi entegrasyonu ve vergi alacağı: Avrupa Birliği ve Türkiye açısından bir değerlendirme

Türkiye'de kurumlar vergisi toplam vergi gelirleri içinde önemli bir role sahiptir. Sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarından oluşan kurumlar vergisi mükellefleri kurumlar vergisine tabidir. Geliri oluşturan unsurlar kurum kazançlarını da oluşturmaktadır. Geliri oluşturan unsurlar Gelir Vergisi Kanunu'nda belirtilmiştir. Bunlar, ticari kazançlar, zirai kazançlar, serbest meslek kazançları, ücretler, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşmaktadır. Kurumlar vergisi dolaysız bir vergi türüdür. Çifte vergilendirme, vergi sistemleri ile bağlantılı olarak ekonomide yer alan önemli bir problemdir. Gelir üzerinden alman iki tür dolaysız vergi bulunmaktadır. Bunlar kurumlar vergisi ve gelir vergisidir. Gelir vergisi şahısların elde etmiş oldukları gelir üzerinden alınan bir vergidir. Bu vergide vergi yükü, vergiyi ödeyen bireyler üzerinde kalmaktadır. Diğer yandan kurumlar vergisi, kurumların elde etmiş oldukları kazanç üzerinden alman bir vergidir. Mükellefler öncelikle kurum bünyesinde kurumlar vergisine tabi tutulurlar. Bundan sonra mükellefler, bir kez daha kurumlardan elde etmiş oldukları kar payları ve benzeri kazançları üzerinden vergiye tabi tutulurlar. Çifte vergilendirme birçok ülkede, özellikle Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerin vergi sistemlerinde büyük bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Bunu çözebilmek ve vergi yükünü hafifletebilmek için bazı Avrupa Ülkelerinde entegrasyon modelleri geliştirilmektedir. Türkiye'de vergi kanunlarında vergi alacağı müessesesi yer almaktadır. Hissedarların elde ettikleri kar paylarının beşte biri vergi alacağı olarak hesaplanmaktadır.

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiGelir vergisi+4
M. Akif Hamzaçebi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yerel yönetimlerin gelir yapılarının etkinleştirilmesi

Batı toplumlarında demokratikleşme ile yerinden yönetim arasında sıkı bir ilişki kurulmaktadır. Demokratikleşme çalışmaları içerisinde yerel yönetim kuruluşlarının ekonomik ve siyasi yönden geliştirilmeleri büyük önem taşımaktadır.. Bu olgu, Türkiye açısından bakıldığında da geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır. Ülkemizde yerel yönetimler başlangıçtan bugüne genellikle siyasi bakımdan ağırlık verilen merkezi yönetimin denetim ve gözetimi altında bulunmaktadır, öyle ki, Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde oluşturulan idari yapı içerisindeki rolleri, pek çok faktörün de etkisiyle, ilerlemek bir yana gerilemiş bulunmaktadır. Son dönemlerde ise hem ekonomik hem de siyasi yönden yerel yönetimlerin geliştirilmesi çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Çalışmada, yerel yönetimlerin ulaştırılması gereken noktanın tespit edilmesi bakımından öncelikle yerel yönetim sisteminin gelişimi incelenmektedir. Söz konusu tarihi süreçte yerel yönetimlerin sorunlarının -özellikle mali sorunlarının- ortaya çıkmasında etkili olan ekonomik ve siyasi faktörler yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesi çalışmalarına yön verilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Üniter yapının algılanış biçimiyle ilgili olarak, yerel yönetimlere yönelik bakış açısı, yerel yönetimleri doğrudan etkilemektedir. Başka bir ifade ile, ülkenin genel yönetim sorunları yerel yönetimleri de etkisi altına almaktadır. Ülke yönetimine merkeziyetçi anlayışın hakim olması, yerel hizmetlerin karşılanmasında ekonomik kriterlerin göz ardı edilmesi nedeniyle, yerel yönetimlerin sorunlarının ortaya çıkışında en önemli faktörü teşkil etmektedir. Merkeziyetçi devlet geleneğinin sürdürülmesi uğruna mevcut yerel yönetim sisteminde değişiklik yapılamaması ise mevcut sorunların çözümlenememesine ve zamanla ağırlaşmasına yolaçmaktadır. Bu nedenle, konunun bir yönü yerinden yönetim anlayışı ile ilgili bulunmaktadır. Yerel yönetimlerin gelir yapıları ile ilgili sorunlarının ikinci yönü ise idareler arası mali ilişkilerin düzenleniş biçiminden ve yerel yönetimlerin kaynakları değerlendirebilme güçlerinden etkilenmektedir. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında gelir kaynaklarının paylaşımından yerel yönetimlere düşen kaynakların yetersiz olması ve yerel yönetimlerin söz konusu kaynakları etkin bir biçimde kullanamamaları gelir yapılarının bozulmasına yol açmaktadır. Yerel yönetimlerin durumu, sadece yerel yönetimlere yönelik bakış açısı ile veya sadece idareler arası mali ilişkilerin düzenlenişi ile açıklanabilir olmaktan uzaktır. Sorunların tespiti ve çözümü açısından her iki faktör de birlikte değerlendirildiklerinde anlam kazanmaktadır. Bu nedenle, yerel yönetimlerin gelir yapılarına ilişkin sorunların giderilebilmesi bakımından siyasi ve ekonomik düzenlemelerin birbirini tamamlayıcı biçimde düşünülmesi gerekmektedir. Bu çalışmada yerel yönetimlerin gelir yapılarının etkinleştirilmesi ile ilgili olarak öncelikle hukuki yönden yerel yönetim sisteminin yeniden düzenlenmesi üzerinde durulmakta; yerel yönetim birimlerinden il özel idareleri ve köylerin, ekonomik yönden bağımsız işlem yapamaz hale gelmeleri nedeniyle, varlık gerekçelerinin gözden geçirilerek yeni bir yerel yönetim sistemi oluşturulması önerilmektedir. Yerel yönetimlerin gelir yapılarını etkileyen optimum büyüklüğe uyarlanmaları, sahip oldukları veya olacakları gelir kaynakları ile ilgili mali düzenlemeler ise idari düzenlemelerin gerçekleştirilmesine bağlı olarak tamamlayıcı bir nitelikte sunulmaktadır.

Gelir kaynaklarıGelir yapısıVergiler+3
Fatih Sarıoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümünün Türkiye-AB ülkelerinde karşılaştırılmalı analizi

127 ÖZET Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümü, mükellef - idare ilişkisi açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden birçok Avrupa Birliği ülkesinin vergi hukukunda bu kurum yer almaktadır. Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümü 4 bölümde düzenlenmiştir. Bunlar; hata düzeltme, pişmanlık ve ıslah, cezalarda indirim ve uzlaşmadır. Uyuşmazlıkların çözümlenmesinde önemli olan, vergi ödeyen mükelleflerin idareye güvenmeleridir. Vergi ödemeyen mükelleflerden ödemeleri gereken vergiyi hemen tahsil etmek ikincil amaç olmalıdır. Böylece idare - mükellef ilişkisi daha sağlam temellere dayalı olarak yürür.

Avrupa BirliğiKarşılaştırmalı analizTürkiye+2
Güliz Lerzan Avşaroğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi rekabetinin Avrupa Birliği Türkiye açısından etkilerinin analizi

179 ABSTRACT Globalization event decreases the political capabilities of governments. Because of developing communication technologies and World Trade Organization's regulations, goods and services and foreign capital investments became mobilize at increasing scales. Governments started to make competition in lots of fields including tax regulations. Tax competition, in respect to effective tax burden, is striving of governments to get foreign capital investment to their countries. However this effort can be the cause of tax base corrosion of other countries'. OECD and EU member countries' tax revenues started to decrease as expected. In response to this effect tax burden transferred to immobile production factors. As a result of tax competition, expenditure components starts to include important problems about distribution. Decrease in social expenditures increases anxiety about collapse of social state. In Turkey tax burden is considerably lower than EU countries. Because of improprieties, bureaucratic difficulties, inefficiency in government expenditures and lack of skilled labor force Turkey can't import enough direct foreign investment. Related to this reality, Turkey's political aim must be success in expenditure competition instead of being a part of international copy production process which can be the result of tax regulations.

Avrupa BirliğiTürkiyeVergi rekabeti+2
İsmail Engin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu mali yönetiminde saydamlık ve Türkiye örneği

183 ÖZET Kamu Mali Yönetiminde saydamlık anlayışı, içinde bulunduğumuz çağın vazgeçilmez en önemli unsurlarından biridir ve IMF tarafından üye ülkelere önerilen yeni bir konudur. Sistemde saydamlık anlayışının oturtulabilmesi için devlete çok önemli görevler düşmektedir. İlk adım karşılıklılık ilkesi doğrultusunda devletin milletten talep ettiğini devletten talep edebilmektir. Mali saydamlık, hükümetin yapısının ve işlevlerinin, maliye politikasının, kamu kesimi hesaplarının ve mali hedeflerinin kamuya açık olmasıdır. Seçmenlerin ve mali piyasaların, hükümetlerin şimdiki ve gelecekteki mali durumlarını doğru olarak değerlendirebilmeleri için kamu sektörü dışında cereyan eden işlemlerini de içermek üzere, karşılaştırabilir, anlaşılabilir, zamanında, kapsamlı ve güvenilir bilgiye kolayca ulaşmayı içerir. Kamusal mali işlemlerde saydamlık, mali politikaların planlanması ve sonuçları ile ilgili daha bilinçli bir kamuoyunun oluşmasına, mali politikaların uygulanması konusunda hükümetlerin sorumlu tutulmasına ve böylece makroekonomik politikaların ve seçimlerin daha iyi anlaşılmasına ve geçerlilik kazanmasına imkan verecektir. Mali saydamlık, bunu uygulayan hükümetlere duyulan güveni sağlamlaştırırken, sürdürülmesi mümkün olmayan politikaların devam ettirilmesi halinde, politik riski arttırır. Hükümetlerin kredibilitesinin artmasıyla beraber söz konusu hükümetler bu politikalar sonucunda mali piyasalarda ortaya çıkacak düşük maliyetlerden fayda sağlayacaklardır. Bunun aksine saydam olmayan mali yönetim, ekonomik istikrarsızlığın yanı sıra politik ve mali istikrarsızlığa yol açabilir, verimliliği azaltır ve eşitsizliği arttırır. Kısaca, mali saydamlık iyi bir yönetim imajı yaratır. İyi bir mali yönetim imajı da184 hükümet faaliyetlerinin etkinliğini arttırır ve güçlü bir kamu mali sisteminin oluşmasına katkıda bulunur. "Kamu Mali Yönetiminde Saydamlık ve Türkiye örneği" konulu tez çalışmamız saydamlık konusunu ve önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda hazırlanan tezimizin birinci bölümünde, IMF tarafından belirlenen saydamlık standartları ve ilkeleri ortaya konularak, saydamlık net bir biçimde tanımlanmış olup, OECD tarafından belirlenen ilkelere de yer verilmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, Türk Kamu Mali Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması hususuna yer verildikten sonra bu noktada saydamlığın yeri ve önemi üzerinde durulmaktadır. Yine bu bölümde IMF standartları açısından Türkiye'deki durum değerlendirilmekte ve sonrasında farklı ülkelerden örneklere yer verilmektedir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise, Türkiye'de saydamlığı engelleyen ve sistemde olumsuzluklara neden olan hususlar belirtildikten sonra bugüne dek saydamlığı sağlama yönünde yapılanlar, yapılması gerekenler ve çözüm önerileri üzerinde durulmaktadır.

Finansal yönetimKamu maliyesiMali saydamlık+1
Filiz Şalcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir vergisindeki vergi harcamaları ve Türk gelir vergisindeki vergi harcamalarının değerlendirilmesi

Kamu gelirlerinin harcanma yöntemlerinden biri olarak vergi harcamaları, vergi yasalarındaki ayrıcalıklı uygulamalardan oluşmaktadır. Hemen hemen tüm vergi sistemlerinde yer alan bu uygulamalar ihracat, üretim, yatırım gibi ekonomik davranışları teşvik etmek ya da aileler, özürlüler, düşkünler, emekliler gibi bazı sosyal grupları vergi yükü açısından rahatlatmaya yöneliktir. Tasarrufları, yatırımları teşvik eden vergi harcamaları yüksek gelirlilere daha fazla fayda sağladığından, gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Ancak, bu tür teşviklerle yatırımların artması sağlanabilirse, ekonomik kalkınma gerçekleştirilip, kişi başına düşen gelir yükseleceğinden, sonuçta düşük gelir gruplarına da yönelik bir fayda yaratılmış olacaktır. Genellikle, gelir vergisindeki vergi harcamaları şeklindeki ayrıcalıklı uygulamaları diğer düzenlemelerden ayırmak için, "gelir vergisinin kabul edilmiş genel yapısı" referansı gözönüne alınmakta, bu referanstan sapmalar devlete gelir kaybı da yaratıyorsa, vergi harcaması olarak nitelendirilmektedir. Gelir vergisinin genel yapısı vergilendirilecek gelirin tanımı, vergi tarifesi, indirimi zorunlu ödemeler, muhasebe düzeni, verginin yönetimiyle ilgili düzenlemelerden oluşmaktadır. İstisna, muafiyet, indirim, ayrıcalıklı vergi oranı uygulanması ve ödenecek verginin ileri bir tarihe bırakılması şeklindeki vergi ertelemeleri birer vergi harcaması unsurudur. Yarattığı gelir kaybı yanında, vergi yapısında bozulmalara sebep olabilmesi de bu uygulamaların bir maliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu maliyet, vergi harcamalarının büyüklüğüyle ilgili hesaplamalar, tahminlerin herhangi bir resmi belgede gösterilmemesi nedeniyle gizli nitelikte olmaktadır. Kamu kaynakları kullanıldığı halde büyüklüğünün bilinmemesi, bu uygulamaların isabetli ve yeterli olup olmadığı hakkında bir değerlendirme yapılamamasına, herhangi bir hizmet için sadece kamu gideri sistemindeki harcamaların dikkate alınması nedeniyle o faaliyet için harcanan toplam kamu kaynaklarının205 saptanamamasına neden olmaktadır. Üstelik bu gizli olma niteliği sebebiyle, toplumun tepkisini çekmemek amacıyla siyasi organlarca bu uygulamaların daha fazla tercih edilmesi sonucu, kamu gelirlerinin israf edilmesi de söz konusu olabilmektedir. Vergi harcaması yaklaşımı, vergi yasalarındaki ayrıcalıklı düzenlemelerin bir kamu harcaması olduğunu ve bu nedenle bütçe içinde gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Başta ABD olmak üzere, çoğu gelişmiş ülke, vergi harcaması miktarını yıl sonunda bir rapor haline getirip, yasama organına sunmaktadır. Hatta ABD'de gelecek yıl bütçe tasarısına vergi harcaması tahminleri de eklenmekte, böylece bu uygulamaların gizli olma niteliği kaldırılmakta, toplumda tartışılması sağlanmaktadır. Türk gelir vergisindeki vergi harcamalarından istisna, muafiyetler çok düşük orandan bile olsa stopaja tabi tutulduğundan, tam anlamıyla vergi dışı bırakılmış olmamaktadır. Ayrıcalıklı vergi oranları ise stopajla uygulanmakta, kesilen verginin nihai vergi olması halinde, gelir unsuru üzerindeki vergi yükü stopaj oranından biraz fazla olabilmektedir. Çünkü, gayrisafi gelir üzerinden ödenen vergi, net gelir dikkate alındığında daha yüksek oranda olabilmektedir. Vergi ertelemesi olarak, araştırma-geliştirme faaliyetlerini teşvik amacıyla bir düzenleme yapılmıştır. Ayrıca 4369 Sayılı Kanunla getirilen, belirli tarihler arasında istihdam edilen sendikalı işçilerden kesilen damga ve gelir vergisinin idareye ödenmeyerek, iki yıl süreyle faizsiz kredi olarak kullanılmasına olanak sağlayan düzenleme ve amortismana tabi değerlerin satışından elde edilecek gelirin matraha dahil edilmeyip, ayrı bir hesapta tutulması da bu nitelikte uygulamalar olmaktadır. Vergi harcaması kapsamındaki düzenlemelerin devletin gelir kaybı üzerindeki etkisi, vergi dışı bırakılmış gelirlerin düşük orandan bile olsa stopajla vergilendirilmesi, vergi ertelemesine gelir vergisi mükelleflerince fazla başvurulmaması nedeniyle önemli boyutta gözükmemektedir. Gelir kaybı üzerinde en etkili olan unsur menkul sermaye iradına yönelik düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Ancak günümüzde, ülkelerin çoğunda en çok korunan, teşvik edilen gelir türü sermaye olmaktadır.

Gelir vergisiKamu harcamalarıVergi harcamaları+1
F. Nilgün Balkaya Akça
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Sermayenin vergilendirilmesinin sermaye akımları üzerindeki etkisi

Tam sermaye hareketliliği ortamında, sermaye akımlarının sınırlandırılmasında global öneriler önem taşımaktadır. Tobin vergisi sadece global niteliğinden dolayı değil, finansal liberalizasyon reformlarıyla çok daha uyumlu olduğu için ilgi toplamaktadır. Bütün işlemler üzerine düşük bir işlem vergisi uzun dönem yatırımlar üzerinde çok küçük bir etkiye sahipken, kısa dönem işlemler üzerinde büyük bir maliyet yaratır. Finansal kriz zamanlarında bir işlem vegisi spekülasyonu engellemez. Bununla birlikte, Tobin vergisi normal zamanlardaki spekülasyonu caydırır, döviz kuru volatilitesini düşürür ve orta ve uzun dönemde daha istikrarlı sistemlerin oluşmasına katkı yapar. Gerçekte bir Tobin vergisi, global bir uygulama planı olmasa bile her bir ülke için uygulanabilir bir politika aracıdır. Son dönemlerde yaşanan finansal krizlerden sonra gündeme getirilen mali sistemin yapılandırılması önerileri, finansal krizleri önlemede tek başına yeterli değildir. Özel sermaye akımlarının volatilitesinin istikrarlı kılınması gereklidir. Bu ise kısa dönem sermaye girişlerinin vergiler yada zorunlu rezervler gibi piyasa temelli araçlarla kontrolü ile elde edilebilir.

FinansFinansal serbestleşmeSermaye+5
Hale Balseven
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi yönetimi kavramı örgütlenmesi ve ülkemiz açısından etkinlik sorunu

ÖZET Vergi yönetimi, kamu yönetimi içinde yer alan mali yönetimin bir alt bölümüdür. Kavram olarak süreç veya örgüt anlamında kullanılmaktadır. Biz bu çalışmamızda vergi yönetimini örgüt anlamında ele alarak yönetimin etkinliğini inceleyeceğiz. Vergi yönetiminin örgütlenme şekli ülkeden ülkeye değişmekle beraber yaygın olan uygulama mali yönetimden ayrı ve bağımsız örgütlenmedir. Bu da merkezde "Bakanlık" veya "Müsteşarlık" düzeyinde taşrada ise bölge düzeyinde gerçekleştirilmektedir. Vergi yönetiminin bazı işlevleri vardır. Yönetimin, bu işlevleri yerine getirilebilmekdeki başarı derecesi yönetimin etkinliği olarak tanımlanır. Ülkemizde vergi yönetimi diğer ülkelerdeki yaygın uygulamanın tersine merkezde "Genel Müdürlük" taşrada ise "il ve ilçe" düzeyinde örgütlenmiştir. Bu ise uygulamada önemli sorunların ortaya çıkmasına dolayısıyla vergi yönetiminin etkinliğinin azalmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada vergi yönetiminin örgütlenmesinden kaynaklanan sorunlar ortaya konarak çözüm önerileri geliştirilecektir.

Kamu yönetimiVergi yönetimiVergiler+1
Faruk Mutlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu harcamalarının etkinliği açısından kamu hesap düzeninin (hukuki yapısının) incelenmesi

17 ÖZET Yapılan bu tez çalışmasında etkinlik kavramı tüm yönleriyle ele alınarak, kamu harcamalarının etkinliğinin sağlanmasında kamu hesap düzeni; harcama çeşitleri, harcamaların planlanması, harcama yönetim süreci, kontrol - denetim - et kinlik ilişkisi açısından incelenerek, analiz ve değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kamu harcamalarında etkinlik kavramı anlamı, önemi, kont rol ve denetimiyle birlikte etkinliği belirleyen faktörler açıklanmıştır. İkinci bölümde kamu hesap düzeni harcama çeşitleri harcamaların planlan ması, harcama sürecini oluşturan aşamalar ile kontrol - denetim ve etkinlik ilişkisi açısından incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde, kamu hesap düzeni hem kamu yönetimi hem de har cama yönetimi ve denetimi ile sorumlulukların belirlenmesi açısından analiz edile rek değerlendirilmesi yapılmıştır.

FinansHukuki yapıKamu harcamaları+1
Yüksel Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de terör mağdurlarına yönelik mali politikalar ve etkinliği

Bu çalışmanın birinci bölümünde terör kavramı ve terörün nedenleri, amaçları, finansman kaynakları ve Türkiye'de ve dünya da terörizm odaklı oluşan sorunlar ayrıca bazı durumlarda terörün nasıl bir devlet terörizmi haline geldiği üzerinde durulmuş olup ve terörizmin unsurları dikkate alınarak ve özellikle ülkemizde aktif olan terör örgütlerinin faaliyetleri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde terör mağduru kavramına, terör olayları sonrasında idarenin, kusura dayanan ve kusursuz sorumlukları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Ayrıca terör mağdurları için telafisi zor olan mağdurlarının travma sonrası psikolojik olarak yaşadıkları sorunlar ve özellikle kadınlar ve çocuklarda şiddet eylemlerinin daha ağır bir şekilde etkilendiklerine dair genel bilgiler verilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde terör mağdurlarına yönelik devletin mali politikalar ve etkinliği üzerine yoğunlaştırılarak insan hakları ve Avrupa insan hakları çerçevesinde kurbanların hakları, değerlendirilip bu konu üzerinde iç içtihatlarda yapılan düzenlemeler ve bu düzenlemeler ile ilgili davaların örnekleri yer almaktadır.

Mali sorumlulukMağdurTazminat+4
Nafize Akçoban
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir dağılımı ve yoksulluk : Bilecik ili örneği

Gelir dağılımında adaletin sağlanması gelişmişliğin en önemli göstergelerinden biridir. Gelir dağılımında adaletin sağlanamaması; bölüşüm ve yoksulluk sorununu da beraberinde getirmektedir. Toplumu oluşturan bireylerin de huzursuz ve mutsuz olması bu durumun doğal bir sonucudur. Gelir dağılımında adaleti sağlamak ve yoksullukla mücadele etmek, sosyal eşitsizlikleri minimum düzeye indirgemek ve gelir düzeyi az olan kesimlerin gelirlerini ekonomik gelişmelere paralel olarak arttırmak toplumsal refah için oldukça önem taşımaktadır. Gelir dağılımı ve yoksulluk arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Coğrafi farklılıklar, küreselleşme, hızlı nüfus artışı, göç, siyasi istikrarsızlık, ekonomik dengenin sağlanamaması, maliye ve vergi politikalarındaki aksaklıklar, sağlıkta ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanamaması, gelir dağılımındaki bozukluğun artmasına sebep olurken yoksulluk çatısını da genişletmektedir. Bu çalışmanın amacı, gelir dağılımı ve yoksulluk olgusunu incelemek ve Bilecik ilinin halkı perspektifinde gelir dağılımı ve yoksulluğun hangi boyutlarda olduğunu araştırmaktır. Çalışmada öncelikle gelir ve gelir dağılımının kavramsal çerçevesi gelir dağılımında eşitsizliğin nedenleri, yoksulluk kavramı, ölçütleri ve yoksullukla mücadele yöntemleri, Türkiye'de gelir dağılımı ve yoksullukla mücadele, sosyal yardım kurum ve kuruluşlar gibi konular incelenmektedir. Daha sonra araştırma kısmına geçilerek Bilecik halkının gelir dağılımı ve yoksulluk hakkındaki görüş ve önerilerinin tespiti için anket uygulanmıştır. Bazı verilerin çözüm ve yorumlanmasında; Way Anova (tek yönlü varyans analizi) testi kullanılmış ve gruplar arasındaki farkın anlamlılık düzeyi p<0,05 alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ve hesaplanmış değerlerin bulunmasında SPSS paket programı kullanılmıştır.

BilecikGelir dağılımıSosyal yardım+1
Asiye Olgun
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarhiyat öncesi uzlaşma müessesesi uygulaması ve değerlendirilmesi

"Türkiye'de Tarhiyat Öncesi Uzlaşma Müessesesi Uygulaması ve Değerlendirilmesi" adlı tez çalışmasının.-mükelleflere ilişkin vergi incelemesi yapılırken, henüz bir vergi tarh edilmeden ve ceza kesilmeden uyuşmazlığın idari aşamada çözüme kavuşturulmasıdır. Bunun yanısıra uzlaşma müessesesi, tarhiyat sonrası uzlaşma olarak uygulanmaya başlanmıştır. Tarhiyat sonrası uzlaşma ise tarhiyat işlemi yapıldıktan sonra, diğer bir ifadeyle ikmalen, re'sen veya idarece tarh edilen vergi ve cezanın ilgilisine ihbarname ile bildirilmesinden sonra yapılmaktadır. Mükellefle idare arasında yargı merciilerine uyuşmazlık intikal ettirilmeden idare aşamasında taraflar arasında anlaşma sağlanarak sorunun giderilmesi amacıyla ülkemizde de uygulanmaktadır. Konunun işlenmesi sırasında; tarihsel gelişimi, yabancı ülkelerdeki uygulamalar, tarhiyat sonrası uzlaşma ve en son olarak da tarhiyat öncesi uzlaşma müessesesi incelenmiştir. Tezde araştırma modeli olarak; çalışma sırasında ihtiyaç duyulan verilerin büyük bir çoğunluğu literatür taraması yapılarak elde edilmiştir. Tez çalışmasıyla elde edilen en önemli sonuç; uzlaşma müessesesinin getiriliş amacı gözönünde bulundurulursa, diğer ülkelerde olduğu gibi mükelleflerin ve idarenin bu konuda yeterli bilgilendirilmesi halinde, günümüz enflasyonist ortamında vergi idaresinin mali amacı ön planda olduğuna göre etkin bir vergi idaresi sistemi ile istenilen amaca ulaşılacaktır.

TarihUzlaşmaVergi uyuşmazlıkları
Tülay Özdemir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir üzerinden alınan vergiler açısından bankacılık sektörü

"Gelir Üzerinden Alınan Vergiler Açısından Bankacılık Sektörü" adlı tez çalışmasının konusu; bankacılık sektöründe uygulama alam bulan vergileri ortaya koymak ve özel olarak banka İşletmeleri İle müşterilerinin elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden alınan gelir vergilerini ayrıntılı olarak incelemektir. Konunun işlenmesi sırasında, gelir vergileri ve bu vergilerin bankacılık sektörüne etkilerinin tarihsel gelişimi de ele alınacaktır. Çalışmanın son bölümünde konunun daha somut hale gelmesi için bankaların gerçek ve teorik vergi yükleri de ortaya konulacaktır. Tezde araştırma modeli olarak, bilgi edinmeye yönelik keşfedici bir araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışma sırasında ihtiyaç duyulan verilerin büyük bir çoğunluğu literatür taraması sonucunda, bir kısmıda yetkili ve ilgili kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Tez çalışmasıyla elde edilen en önemli sonuç; son zamanda önemli değişiklikler geçirmiş olan vergi mevzuatı doğrultusunda, banka işletmelerinin ve banka müşterilerinin gelir üzerinden alman vergiler açısından taşımış oldukları yükümlülüklerin komple olarak görülebilir olmasıdır.

Bankacılık sektörüFaizGelir vergisi+2
Mehmet Cahit Güran
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Swot-Ahp bütünleşik yöntemi ile e-fatura sisteminin değerlendirilmesi: Bilecik ili örneği

Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki gelişmeler, internetin yaygınlaşmasına yol açmıştır. İnternetin yaygınlaşması ve devlet kurumlarında da kullanılmaya başlanılmasıyla E-Fatura uygulamaları da yaygınlık kazanmıştır. EFatura uygulamaları ticarette mükelleflere faturalama süreçlerinde verimlilik ve maliyet avantajı sağlamıştır. Geleneksel yöntemlerle düzenlenen kâğıt faturalar, kişilere ve kurumlara iş gücü, posta, depolama gibi maliyetler yaratmaktadır. Bütün bu maliyetlerin yanı sıra kâğıt faturanın sahtesinin düzenlenmesi, kaybolması vb. nedenlerden dolayı vergi kayıp ve kaçaklarına yol açabilmesi vergi gelirlerini de olumsuz etkilemektedir. Tüm bu maliyetlerin, vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçilebilmesi amacıyla fatura işlemlerinin tamamının elektronik ortamlara aktarılması yoluna gidilmiş ve e-fatura uygulaması 397 Sayılı VUK Genel Tebliği ile mevzuatımızda yerini almıştır. GİB tarafından yayımlanan 421 ve 416 sayılı VUK Genel Tebliğleri ve çeşitli sirkülerler ile de daha önce yayımlanmış tebliğe ilişkin düzenlemeler yer verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, e-fatura uygulamasını SWOTAHP bütünleşik yöntemleriyle değerlendirip, bu yöntemler sonucunda elde edilen bulgulardan faydalanarak e-fatura uygulamasının daha verimli hale getirilebilmesi için en iyi stratejiyi belirlemektir. E-faturayla ilgili literatür taraması yapılıp bunun yanında uzman ve akademik görüşler alınarak Bilecik'teki e-faturanın mevcut durumu SWOT analizi yöntemi ile değerlendirilmek için 29 soruluk anket formu hazırlanmıştır. Hazırlanan anket formu Bilecik Vergi Dairesinde çalışan alanında uzman kişilere uygulanmış ve 5'li likert ölçeğine göre ortalaması 4'ün üzerinde olan sorular SWOT'un kriterlerini belirlemiştir. Daha sonra bu kriterler dikkate alınarak e-fatura uygulamasının durumun iyileştirilmesi için stratejiler oluşturulmuştur. Çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan AHP yöntemiyle SWOT analizinde elde edilen kriterler ve stratejiler ikili olarak birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda tehditlerin diğerlerine oranda daha yüksek bir ağırlığa sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonrasında AHP yöntemi kullanılarak belirlenen stratejiler birbirleriyle ikili olarak karşılaştırıldıktan sonra ağırlığı en yüksek olan strateji belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: E-fatura, SWOT, AHP, ÇKKV

Analitik hiyerarşi süreciBilecikElektronik fatura+3
Burcu İnan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mükelleflerin yerel vergilere bakış açısı: Eskişehir ili örneği

Devletler sunduğu kamu hizmetlerinin finansmanında kamu gelirlerini kullanır. Türkiye Cumhuriyeti'nde kamu gelirleri içerisindeki en önemli payı kanunlarla ödenmesi zorunlu kılınmış olan vergiler almaktadır. Ancak ödenmesi zorunlu kılınmış olsa da vergiler mükelleflerin gelirlerini azaltan bir etmen olduğundan mükelleflerin vergileri bir yük olarak görmeleri ve vergiye olumsuz bakmaları olasıdır. Vergilere olumsuz bakılması sonucunda da mükellefler vergi ödememek için kanuni veya kanundışı yollara başvurabilirler. Bu nedenle vergi sistemleri oluşturulurken, etkin ve çağdaş bir vergi sistemi için mükelleflerin vergi hakkındaki görüşleri dikkate alınmalıdır. Bu şekilde oluşturulacak vergi sistemiyle mükelleflerin vergiye gönüllü uyumu da artacaktır. Türkiye Cumhuriyeti'nde çoğu vergi türünü merkezi yönetimler toplarken bazı vergi türleri ve gelirleri belediyelere bırakılmıştır. Bu çalışmanın amacı da mükelleflerin belediyelere bırakılmış olan yerel vergilere bakış açılarını ölçmek ve bakış açılarının demografik özellikler ile belediye hizmetlerini beğenme durumuna göre değişiklik gösterip göstermediğini analiz etmektir. Eskişehir ilinde yapılan alan araştırması sonuçlarına göre mükelleflerin yerel vergi bilincinin ve yerel vergi ahlakının yüksek olduğu söylenebilir. Anket ile toplanan cevapların dağılımları incelendiğinde ise mükelleflerin çoğunluğunun vergi cezaları, sık sık çıkartılan vergi afları, vergi oranları ve belediyelerin mali yapısıyla ilgili oluşturulan ifadelere katılmış oldukları, vergi adaletiyle ilgili oluşturulan ifadelere ise katılmadıkları görülmüştür. Vergi sistemiyle ilgili ifadeler incelendiğinde de ifadelere katılmayanlar veya kararsız kalanlar çoğunluğu oluşturmuştur. Ayrıca mükelleflerin bazı ifadelere verdikleri cevapların demografik özelliklere ve belediye hizmetlerini beğenme durumuna göre değişiklik gösterdiği görülmüştür. Bu durum yerel vergilere bakışta demografik özelliklerin ve sunulan kamu hizmetini beğenme durumunun etkili olduğunu göstermektedir.

Bakış açısıBelediyelerGelirler+6
Bülent Koyuncu
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki vergi indirimlerinin etkinliği: Beyaz eşya sektörü örneği

Vergi teşvikleri gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin, ekonomik refahını arttırmak amaçlı tercih ettikleri en önemli maliye politikası araçlarından biridir. Türkiye'de belirli dönemlerde, belirli sektörlere teşvik politikaları uygulanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de uygulanmakta olan vergi teşvik politikalarından, Beyaz Eşya Sektörüne uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) teşvikinin beyaz eşya satış rakamlarına olan etkisi incelenmiştir. 2008 ve 2019 yılları arası beyaz eşya sektöründeki ürünlerin satış rakamları ile bu yıllar arasında ÖTV teşviki uygulanan ayların, satış oranlarında büyüme ve daralma yönünde etkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuca göre, teşvikin uygulandığı aylar beyaz eşya sektöründe genel olarak büyüme meydana getirdiği, teşvik dönemi olup da büyüme olmayan aylarda ise sektördeki daralmayı küçülttüğü ortaya çıkmıştır. Teşvikin uygulandığı ve en çok canlanma sağlanan yıl 2017 yılı olmuştur. 2017 yılındaki fazla büyümeden kaynaklı, 2018 yılı teşvik uygulanan aylar, diğer uygulanan aylara göre daha başarısız olan yıl olmuştur.

Beyaz eşya sektörüVergi indirimiVergi politikası+3
Emine Taştemir
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de verilen vergi teşvikleri ve bunların ekonomiye etkisi: Otomotiv sektörü örneği

Otomotiv sektörü, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde birden çok sektör ile ilişkili olduğundan dolayı kritik bir öneme sahiptir. Ülkemizde de özel bir öneme sahip olan otomotiv sektörü, orta vadeli programlar içerisinde yer alan makroekonomik politikalarda öncelikli sektör olarak değerlendirilmekte ve çeşitli vergi politikaları ile desteklenmektedir. Bir maliye politikası aracı olarak kullanılan vergi teşvikleri, her ülkenin sosyo- ekonomik yapısı, gelişmişlik düzeyi ve makroekonomik hedeflerine uygun olarak farklı şekillerde uygulanmaktadır. Vergi teşvikleri, bir sektörün gelişmesi, Ar-Ge faaliyetlerinin arttırılması, üretim ve istihdam hacminin genişletilmesi, ihracatın arttırılması ve dolayısıyla ülke ekonomisine katkı sağlaması amacıyla verilebileceği gibi, bölgesel dengesizliklerin giderilmesi, yatırım hacminin arttırılması amacıyla da verilebilmektedir. Türkiye'de otomotiv sektörünü kapsayan vergi teşvikleri genel olarak, otomotiv pazarında meydana gelen daralmalar neticesinde gündeme gelmektedir. Daralmanın yaşandığı dönemlerde sağlanan vergisel avantajlar ile tüketicilerin taleplerini ve dolayısıyla satış miktarları arttırılarak daralmanın meydana getirdiği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Çeşitli makroekonomik değişkenlere bağlı olarak otomotiv sektörünün daralması ile birlikte uygulanan vergi teşvik politikaları, uygulandıkları dönem itibariyle satış miktarlarını ve otomotiv pazar payının artmasına katkı sağlayarak sektör üzerinde olumlu etkiler yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Otomotiv Sektörü, Vergi Teşvikleri, Vergi İndirimi, Satış Miktarı

Ekonomik etkiOtomotiv sektörüSatış etkisi+5
İlknur Korkmaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mükelleflerin vergi yüküne bakış açısı: Trabzon ili örneği

Vergiler devletler adına kamu hizmetlerinin finansmanı için en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Müdahaleci devlet anlayışının gelişmesiyle beraber devletlerin faaliyet alanları her geçen gün genişlemiştir ve bu duruma paralel olarak bireyler ve genel toplum üzerindeki vergi yükü artış göstermiştir. Artan vergi yükü vergiden duyulan rahatsızlığı arttırırken kamu hizmetlerinin finansmanını zora sokmuştur. Bu çalışma Türkiye'nin vergi yükü bakımından OECD ve diğer dünya ülkelerinde oldukça alt sıralarda yer almasından hareketle; bu durumun toplum nezdinde ne ölçüde geçerli olduğunu ve zihinlerindeki vergi yükü düzeyinin istatistiki verilerle ne derecede uyumlu olduğunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda Trabzon ilinde ikamet eden 407 kişiye anket çalışması uygulanmıştır. Elde edilen bulgular nesnel istatistiki veriler ile toplumun vergi psikolojisinin birbirinin tam zıttı olduğunu göstermektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin OECD ülkelerine kıyasla düşük olması ve toplam vergi yükünün dağılımı gibi faktörlerin etkili olduğu görülmektedir.

AlgıOECD ülkeleriTrabzon+5
Hakan Kurucan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Büyükşehir belediyelerinde etkinlik sorunu: İstanbul ve Bursa illeri örneği

Ülkemizde 1980 yılından sonra yaşanan önemli değişikliklerle beraber büyük yerleşim yerlerinde özel yönetim biçimleri getirilmiştir. 1984 yılında çıkarılan KHK ile beraber İstanbul, Ankara ve Bursa şehirleri Büyükşehir belediyeleri olmuştur. 1984 yılından günümüze kadar Büyükşehir belediyeleri sayısı 30'u bulmuştur. Yaşanan göç, nüfus artışı ve farklı sorunlarla beraber Büyükşehir Belediyeleri kaynakların etkin olarak kullanılmasında sorunlar yaşamaktadır. Sorunların çözülmesi açısından çıkarılan kanunlarla mali ve idari yapı desteklenmeye çalışılmıştır. Büyükşehir Belediyeleri ülkemizin dörtte üçünü yönetmektedir. İdari ve mali özerkliğe sahip olan Büyükşehir Belediyeleri yönetsel açıdan finansman kaynaklarını etkin ve verimli kullanmalıdır. Çalışmamızda İstanbul ve Bursa Büyükşehir Belediyelerinin 2016 ve 2018 yılları arasında gelir ve gider bütçeleri kullanılarak fonksiyonel etkinlikleri değerlendirilmiştir.

BelediyelerBursaBursa Büyükşehir Belediyesi+7
Batuhan Yıldırım
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi aflarının vergi uyumuna etkisi: Bilecik ili örneği

Vergi, devletlerin en önemli gelir kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. En önemli gelir kaynağı olması gerekçesiyle verginin toplanabilmesinde mükelleflerin vergiye uyum sağlamaları büyük önem arz etmektedir. Devletin tarihsel süreç içerisinde sık sık başvurduğu vergi afları da vergi uyumunu doğal olarak etkilemektedir. Çalışmanın konusunu geçmişten günümüze çıkarılan vergi aflarının vergi uyumuna ne yönde etki ettiğinin Bilecik ilinde tespit edilmesi oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında, Bilecik ilindeki Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler, vergi idaresi çalışanları ve vergi mükellefleriyle mülakat yapılmıştır. Literatür incelendiğinde, vergi aflarının vergi uyumuna etkisi kapsamında birçok çalışma bulunmakla beraber Bilecik ili kapsamında yapılan bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmaya, Bilecik ilinde bulunan vergi idaresi çalışanları, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve mükellefler dahil edilerek mükelleflerin vergi aflarına karşı uyumlarının ne yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Vergi uyumunun artırılması vergi gelirlerinin de artması sonucunu doğuracağı için çalışmamız önem arz etmektedir. Bu çalışma, Bilecik ilindeki mükelleflerin vergi afları sonrasında vergiye karşı uyum davranışlarının ne yönde şekillendiğine ilişkin bir kaynak oluşturulacaktır. Çalışmamızın literatüre katkısı bu yönde olmakla birlikte, literatürde vergi aflarının vergi uyumuna etkisi hususunda vergi idaresi çalışanları, serbest muhasebeci mali müşavirler ve vergi mükellefleriyle yapılan mülakat neticesinde sonuçlarını karşılaştıran bir çalışmaya da rastlanmaması çalışmamızın özgün yanlarından birisini oluşturmaktadır.

Esranur Betül Bakır
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Varlık fonu ve Türkiye uygulamaları

Varlık Fonları emtia ya da emtia dışı gelirlerden oluşan fonlardır. Petrol zengini ülkelerin emtia gelirlerinin fazla olan kısımlarını değerlendirmek ve kaynaklarını çeşitlendirmek için kurulmuşturlar. Çünkü petrol ve doğalgaz rezervleri gelecekte tükenecek ve sadece gelir kaynağı petrol ve doğalgaz olan ülkeler ekonomik krizler yaşayacak ve refahları azalacaktır. Petrol zengini olan ülkeler bunu önlemek için fazla gelirlerini farklı sektörlere aktararak bunu önlemeye çalışmaktadırlar. Aynı şekilde emtia dışı varlıklardan elde edilen gelirlerin fazla kısmını değerlendirmek için ülkeler varlık fonu kurmuşturlar. Bütün bu fonların ortak özelliği elde ettikleri gelirlerin fazla kısımlarını değerlendirmek amacıyla kurulmuş olmalarıdır. Varlık fonlarının kuruluş amaçları ve hangi kaynaklardan beslendiklerini inceleyerek Türkiye Varlık Fonu'nun kurulması ile ülke ekonomisine etkileri incelenmiştir. Yine aynı şekilde Türkiye Varlık Fonu'nun kaynakları, denetimi ve gelecekte yapacağı yatırımlar incelenmiştir. Bilindiği üzere Türkiye bütçe açığı olan bir ülkedir. Türkiye'nin bütçe açığı vermesine rağmen, varlık fonu kurmasının etkileri de incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Varlık Fonları, Türkiye Varlık Fonu, Denetim

FonlarTürkiye Varlık FonuVarlık fonları
Ekrem Doğan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık harcamalarının milli gelire etkisi ve Bilecik ili özelinde Türkiye'de sağlık harcamaları

Sağlık, kişi ve toplumların hem fiziksel hem de zihinsel olarak iyi halde olmaları, bu durumun onlar için sürdürülebilir olması ve korunması olarak tanımlanabilir. Sağlıklı bir toplum için ülke ekonomilerinde sağlık hizmetlerine önem verilmesi gerekmektedir. Sağlık, insanların ve ülkelerin kalkınmalarında önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişilerin ve toplumların sağlıklı olabilmesi için, ülke ekonomilerinin güçlü ve sürdürülebilir olması gerekmektedir. Bu noktada ülke ekonomisi, sağlık harcamaları ve beşeri sermaye arasında etkili bir ilişki olduğu söylenebilir. Sağlıklı birey ve toplumların üretime ve ekonomiye katkıları pozitif yönde olurken, hastalık halinde olan ve bu duruma bir alternatif sunamayan ülke ekonomilerinin negatif yönde ilerlediği söylenebilir. Bu noktada beşeri sermayenin ülke ekonomileri ile ilişkisini açıklayan içsel büyüme modelleri konu hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmamıza yardımcı olacaktır. Bu çalışmanın amacı, sağlık ekonomisi ve sağlık harcamalarının incelenmesi, sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme yapılırken kişi başı gayri safi yurt içi hâsıla (KBGSYH), il kişi başına GSYH değerleri, hastane sayısı, hekim sayısı, 100.000 kişi başına hastane yatak sayısı gibi sağlık göstergelerinden faydalanılmıştır. Çalışmada, Türkiye verilerinden hareketle Bilecik İl'i sağlık sektörü ile çözümlemesi yapılarak, elde edilen istatistiki verilerle birlikte Bilecik İl'i sağlık ve ekonomik büyümesi arasında karşılaştırma ve değerlendirmeleri yapılmıştır. Daha sonra analiz bölümüne geçilerek, il kişi başı GSYH değerleri ile 81 ilin, hastane yatak sayısı, uzman doktor sayısı, hemşire sayısı, diş hekimi sayısı ve sağlık memuru sayılarının panel veri ekonometrisinde sabit etkili model ile incelemesi yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi ve hesaplanmış değerlerin bulunmasında Eviews 9 programı kullanılmıştır.

BilecikEkonomik etkiGayri safi yurtiçi hasıla+5
Gül Kaya
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sigorta şirketlerinin vergilendirilmesi

Günlük yaşamın beraberinde getirdiği riskin telafisi sigortacılık anlayışı ile giderilmeye çalışılmaktadır. Bu telafi sigorta akdi ile başlamakta ve beraberinde fon oluşturma kapasitesi ile daha da güçlenmektedir. İleri düzey bir sigortacılık anlayışı ve buna bağlı olarak sunacağı kaliteli hizmetler beraberinde ekonomiyi genişletecektir. Genişleyen ekonomi, ülke vatandaşları başta olmak üzere sosyal faydaları artmış kişiler olacaktır. Sigortacılık anlayışının olmadığı bir ekonomi düşünüldüğünde sigortacılığın vermiş olduğu güven duygusu ve oluşturacağı genişletici etki hiç gerçekleşmeyecektir. Dolayısıyla istihdamı arttırıcı etkisi olan sigortacılık anlayışının bu olumlu etkisinin fark edilmesi üzerine önemini katlayarak dünya ekonomisinde kendine yer edinmiştir. Gelişmiş dünya ülkelerinde ayrı öneme sahip olan sigorta sektörü ülkemizde henüz yeni yeni bir yatırım alanı olarak görülmeye başlamıştır. Riskin satın alınması ile başlayan bu süreç gelişmiş ülke olma yönünde yeni bir dönemin miladı niteliğindedir. Sigorta şirketleri karşılıklı olarak iki tarafında üstlendikleri poliçe ile bu akdi gerçekleştirir ve riskin paylaşılması mantığına dayanır. Sigorta şirketleri sundukları birtakım hizmetlerin fiyatı olarak müşterilerinden prim adı altında para toplamaktadır. Toplanan bu primler kanunda belirtilen vergiyi doğuran olay kapsamında ise Türk Vergi Sistemi kapsamında vergiye tabi olacaktır. Çalışmamızda sigorta şirketlerinin mükellef olarak sayıldığı doğrudan ödenen ya da dolaylı ödenen vergiler ve son olarak fonlar başlığı adı altında alınan tutarlar incelenecektir. Söz konusu vergiler vergi alacaklısı tarafından bazı indirimlere tabi tutulmuş çeşitli açılardan teşvik sayılabilecek hükümler ile kolaylıklar sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak ekonomimizin ihtiyaçlarına tam cevap veremeyen sigorta sektörü bu kısıtlı teşvikler ile desteklenmek yerine sonuç ve öneriler bölümünde belirttiğimiz hususları değerlendirmedir.

Banka ve sigorta muameleleri vergisiSigorta kurumlarıSigorta şirketleri+3
Ebülfez Taşdemir
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yatırımlarda vergisel teşvikler: Güneydoğu Anadolu bölge değerlendirmesi Şırnak ili örneği

Türkiye'de, ekonomik büyüme ve kalkınmayı hızlandırmak için bazı faaliyetler teşvik kapsamına alınmıştır. Tezin uygulama yeri olan Şırnak ili de, bulunduğu yatırım teşvik bölgesi itibari ile büyük ölçüde yatırım teşvikleri alan bir bölgede yer almaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Şırnak ilinde faaliyette bulunan firmaların geçmişte ve şimdi yürürlükte olan teşviklerden ne kadar yararlandıkları, Şırnak'ta bulunun firmaların teşviklere bakış açılarını ve teşviklerden yararlandıktan sonra firmaların davranışlarında ne gibi değişiklikler olduğunu tespit etmektir. Araştırma kapsamında 146 firma olup, hazırlanan anketler direkt olarak görüşme neticesinde yanıtlanmıştır. Verilerin analizinde Spss 23.0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda firmaların çoğunlukla istihdam ve ihracat teşviklerinden yararlandıkları tespit edilmiş olup, ilgili teşvikleri daha çok pazarlama ve nitelikli işgücünde kullandıkları ortaya konulmuştur. Firmaların, teşviklerden yararlandıktan sonra personel sayısında, karlılığında, ihracat hacminde, nitelikli işgücü sayısında, satışlarında ve toplam borçlarında olumlu gelişmeler yarattığı görülmüştür.

Güneydoğu Anadolu bölgesiTeşviklerVergi teşvikleri+3
Şemsettin Yüce
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Opsiyon işlemlerinin vergilendirilmesi

Opsiyonlar Türev ürün piyasaları çerçevesinde ele alınır. Türev ürün, bugünden üzerinde anlaşmaya varılan bir ürünün gelecekteki teslimatını öngören işlemlerdir. Opsiyon işlemleri de bu mantığa dayanır. Opsiyon sözleşmeleri, sözleşmeyi satın alan kişiye gelecekteki bir tarihte öncesinden anlaşılan fiyat, miktar ve nitelikteki varlığı alma veya satma hakkını bugünden veren sözleşmelerdir. Opsiyonu alan taraf bu hakkı elde etmek için satıcıya belli bir miktar bedel öder bu bedele opsiyon primi denir. Opsiyonlar organize piyasalarda işlem görürler, bu piyasaların başlıca özellikleri sözleşme unsurlarının standart olması ve takas odası garantisinin verilmesidir. Ülkemizde opsiyonlar yaygın bir kullanım alanı bulamamışlardır. Bunun en önemli sebepleri arasında sistemin karmaşık bir yapıya sahip olması, yeterince tanıtımın yapılmaması ve vergilendirilmesi açısından vergi sistemimizde uzun yıllar boşluk bulunması sayılabilir. Türk Vergi Sistemi'nde yer alan Geçici 67. maddeye kadar vergilendirilmesi konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yatırımcılar tarafından opsiyonlar genellikle risk yönetimi, arbitraj, spekülasyon ve getiri amaçlı kullanılmaktadırlar. Bu çalışmada opsiyon piyasalarının ortaya çıkış evreleri, tarihsel gelişimi, amaçları incelenmektedir. Kapsam çerçevesinde türev ürün kavramı, gelişimi, tarihçesi ve piyasanın özellikleri anlatılmıştır. Son bölümde opsiyonların hukuki boyutu anlatılmış, opsiyon işlemlerinin vergisel açıdan incelemesi yapılmış ve Türkiye'de etkin kullanılması ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler:Opsiyon, Takas Odası, Opsiyon Primi, Vergi, Risk Yönetimi.

OpsiyonOpsiyon piyasalarıOpsiyon sözleşmeleri+3
Burcu Sağlam
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

OECD ülkeleri ile Türkiye'de ar-ge faaliyetlerinin teşvikine yönelik vergisel uygulamalar ve bunların karşılaştırılması

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile araştırma ve geliştirme faaliyetleri daha kolay yürütülmektedir. Ülkeler daha fazla rekabet gücü elde edebilmek için araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yoğunlaşmaktadır. Ekonomide katma değer yaratan araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile Ar-Ge faaliyetlerinin bir amacı olan uluslararası rekabet üstünlüğü elde edilebilir. Araştırma ve geliştirme faaliyetleri, bilime katkıda bulunulmasına, yeni ürün, bilgi, sistem ve süreçlerin elde edilmesine, teknolojik gelişmelerin sağlanmasına, ekonominin iyileşmesine ve bunun sonucunda refah seviyesinin artmasına katkıda bulunmaktadır. Ülkemizde araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yönelik yürütülmekte olan vergisel teşvikler ve OECD ülkeleri ile Türkiye'de bu faaliyetlere yönelik uygulanan vergisel teşviklerin mukayesesi yapılmıştır. Birinci bölümde Ar-Ge kavramı incelenmiştir. İkinci bölümde Ar-Ge faaliyetlerine yönelik vergisel teşviklerle ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise OECD ülkelerinde ve Türkiye'de Ar-Ge faaliyetlerine yönelik vergisel teşvikler incelenerek karşılaştırmalar yapılmıştır.

Araştırma-geliştirmeOECD ülkeleriTeşvikler+3
Behiye Yaşar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu alacaklarının korunmasında hükümsüz sayılan tasarruflar ve tasarrufun iptali davası

Kamu alacaklarının tahsilinde egemenlik gücünü kullanan devlet, kamu alacaklarını hızlı ve etkin bir şekilde tahsil etmek için bir takım önlemler almaktadır. Bu önlemlerden birisi de 6183 Sayılı AATUHK kanunda da açıklandığı gibi bazı tasarrufların hükümsüz sayılmasını içermektedir. Kamu alacağının koruma yöntemlerinden biri olan bu yöntem, kamu alacağının tahsilinde cebren uygulanabileceği gibi yine alacağın tahsilinde bu alacağı müşkül kılabilecek özelliği bulunan bazı tasarruf edinişlerini de göz önüne alarak geçersiz sayabilmektedir. Kamu alacakları tahsil edilirken bir koruma metodu olarak kullanılan bu yöntem, diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi ortak amaca hizmet etmekte; borçluların alacaklılardan mal kaçırmasını engellemek ve kötü niyetli olarak yapmış oldukları hukuki işlemlerin hükümsüz sayılarak, alacağın temin edilmesini sağlamaktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kamu alacakları ile ilgili genel açıklamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde kamu alacaklarını korumaya yönelik metotlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde tasarrufun iptali davası ele alınmış olup iptal davasında taraf sıfatı, kanun yolları, yargılama harç ve giderleri tasarrufun iptali davasının sonuçları incelenip mahkeme kararları örnekleri ile sonuçlandırılmıştır.

Alacak yönetimiHükümsüzlükKamu alacakları+4
Abdullah Duran
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon dizilerinin Bilecik ili turizm ve ekonomisine etkisi

Toplumda yaygın ve egemen olan popüler kültür ile kitle iletişim araçlarına yönelim artmıştır. Kitle iletişim araçları çağımızda insan hayatını etkileyen, fikirlerini ve tercihlerini değiştiren temel kültür odağı haline gelmiştir. Özellikle televizyon ve televizyon dizilerinde görülen hayatlar, mekanlar ve kişiler, bireylerin satın alma, beğeni ve destinasyon tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada, Bilecik görselleri bulunan ve Osmanlı tarihini anlatan Diriliş Ertuğrul dizisinin il ekonomisine ve turizmine olan etkisi incelenmiştir. Bir televizyon dizisi vasıtasıyla yaşanan turizm aktivitesi, kültürel ekonomi ve kültür turizmi ile ilişkilendirilmiş, 2014 yılı baz alınarak yerli ve yabancı turistin yapmış olduğu konaklama sayısı incelenmiştir. Ayrıca Şeyh Edebali ve Ertuğrulgazi türbe alanlarında yüz yüze 153 kişiye anket çalışması uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Bilecik, 2015 yılı itibariyle (Diriliş Ertuğrul dizisinin başlamasıyla) hem iç turizm hem de dış turizm faaliyetlerinde hareketlilik yaşamıştır. Anket çalışmasından elde edilen sonuçlara göre ise Diriliş Ertuğrul dizisi Bilecik'e olan ziyaretleri olumlu yönde etkilemiştir. Ancak stratejik konumuna rağmen Bilecik'teki imkânların sınırlı olması, var olan ilginin belirli bir derecede kalmasına neden olmuştur.

BilecikDizi filmEkonomik etki+6
İsminaz Çınar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının kurulmasının vergi denetimi ve tahsilatı ilişkisine etkisi

İçinde bulunduğumuz çağ itibariyle, ülkemiz gibi piyasa ekonomisinin geçerli olduğu ülkelerde kamunun başlıca gelir kaynağı olan vergi, daha da önem kazanmaktadır. Bu durum vergi idaresi çerçevesinde, vergi denetimi ve tahsilatını öne çıkarmaktadır. Ülkemizde vergi denetimi alanında yaşanan son köklü değişim ise, 2011 yılında Vergi Denetim Kurulunun kurulması ile gerçekleşmiştir. Çalışma ile; vergi denetimi alanında gerçekleşen değişimin, geniş bir bakış açısıyla vergi denetimi ile tahsilatı ilişkisine nicel etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda vergi denetimi idaresi ve gelir idaresinin 2000-2018 yılları arasındaki 19 yıllık verileri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda; Vergi Denetim Kurulunun kuruluşu ile amaçlanan niceliksel vergi denetimi oranlarına henüz ulaşılamadığı, hem vergi denetimi hem de vergi tahsilatına ilişkin göstergelerdeki düşüş ivmesinin devam ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Denetimi, Vergi Tahsilatı, Vergi Denetimi ile Tahsilatı İlişkisi, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı

Gelir İdaresiVergi Denetim Kurulu BaşkanlığıVergi denetimi+2
Cemal Demirkol
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yatırım teşvik politikaları: Türkiye açısından etkinliklerinin çok kriterli karar verme yöntemleri ile değerlendirilmesi

Bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını ortadan kaldırmak için kullanılan temel araçlardan biri yatırım teşvik politikalarıdır. Türkiye'de de geri kalmış bölgelerin kalkındırılmasını sağlamak amacıyla, her bölgenin gelişmişlik düzeyine göre farklı şekillerde yatırım teşvik politikaları uygulanmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de uygulanmakta olan yatırım teşvik politikalarının 2010 - 2018 yılları kapsamında 81 il için performans sıralamasını yapmaktır. Çalışmada yöntem olarak çok kriterli karar verme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Öncelikle Entropi yöntemi ile kriter ağırlıklandırılması yapılmıştır. Ardından TOPSİS, VİKOR ve MOORA yöntemleri ile illerin performans sıralaması yapılmıştır. Son olarak tek bir sıralama elde etmemizi sağlayacak Borda sayım yöntemi kullanılmıştır. Analizde kullanmak için toplam yatırım teşvik belge adedi, toplam sabit yatırım, toplam istihdam, GSYH, kişi kaşına GSYH, genel bütçe vergi gelirleri ve kredi dağılımları olmak üzere 7 adet kriter belirlenmiştir. Sonuç olarak, analizin kapsadığı dokuz yıl boyunca en önemli kriterin genel bütçe vergi gelirleri olduğu belirlenmiştir. Ayrıca elde edilen sonuçlara göre 2010 - 2018 yılları arasında yatırım teşviklerinin en çok ve en az etkiyi gösterdiği illerin benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Bu doğrultuda en iyi performansı gösteren illerin İstanbul, Ankara, Kocaeli, İzmir ve Bursa gibi gelişmiş iller olduğu bulunmuş; öte yandan en kötü performansı gösteren iller ise Bayburt, Hakkari, Ardahan, Tunceli ve Gümüşhane gibi geri kalmış iller olmuştur. Anahtar Kelimeler: Teşvik, Yatırım Teşviki, Çok Kriterli Karar Verme, Entropi, TOPSİS, VİKOR, MOORA, Borda Sayım Yöntemi

MOORA yöntemleriTOPSISTeşvik politikaları+4
Burcu Güvercin
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre vergileri ekonomik büyüme ve CO2 emisyonu arasındaki nedensellik ilişkisi: Ampirik bir uygulama

İklim değişikliği, sera gazı emisyonları, özellikle karbondioksit (CO2) ile kritik bir küresel sorun olarak ortaya çıkmıştır. Buna yanıt olarak, dünyanın dört bir yanında ülkeler karbon emisyonlarını azaltmak ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı desteklemek için çeşitli politika önlemlerini araştırmaktadır. Bu önlemler arasında karbon vergisi uygulamaları, karbon emisyonlarının dışsal maliyetlerinin içselleştirilmesi ve emisyon azaltımlarının teşvik edilmesi için ekonomik bir araç olarak ön plana çıkmıştır. Bu tez, ampirik bir analiz yoluyla çevre vergisi politikaları, ekonomik büyüme ve CO2 emisyonları arasındaki nedensel ilişkiyi araştırmaktadır. Çalışmada, Türkiye ile seçili AB ülkelerindeki (Almanya, İtalya, Fransa) çevre vergilerinin etkisini değerlendirmek için ekonometrik yöntemlerden yararlanılmıştır. Çalışmada, bu değişkenler arasındaki ilişkiler tespit edildikten sonra, iklim değişikliğini hafifletmenin ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmenin bir yolu olarak çevre vergisi politikalarının etkinliği ve sonuçları hakkında bilgi sunulması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, çevre vergisi politikalarının ekonomik göstergeler ve karbon emisyonları üzerindeki etkilerine ilişkin kanıta dayalı sonuçlar sunularak, mevcut literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Sonuçların, iklim değişikliğini azaltma çabalarıyla ilgilenen politika yapıcılar, araştırmacılar ve paydaşlar için değerli bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, çevresel hedefleri ekonomik kalkınma hedefleriyle dengeleyen etkili ve adil iklim politikaları tasarlamak için önemli olacaktır.

Çevre vergisi
Hilal Dedemen Özkan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği ülkeleri için büyüme, kalkınma ve vergi gelirleri ilişkisinin panel veri analizi yöntemi ile incelenmesi

Vergi, toplumu oluşturan bireyler ve kurumlar tarafından, devletin kamu harcamalarını karşılamak amacıyla iktisadi güçlerine göre belirlenen zorunlu ekonomik birim ya da değerlerin, karşılıksız olarak kamuya transfer edilmesidir. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Maastricht anlaşması çerçevesinde ekonomik ve parasal bir birlik oluşturmuştur. Fakat, üye ülkelerin kamu kesimlerinin büyüklüğü, kamunun gelir-gider dengesi ve buna bağlı olarak maliye politikası uygulamaları farklılaşabilmektedir. Sürdürülebilir ve yüksek bir büyüme hedefi için maliye politikaları önemli bi rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda çalışma AB ülkeleri için vergi gelirleri ile ekonomik büyüme ve kalkınma arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda tezin ampirik bölümü 27 AB ülkesi için 2009-2021 döneminde dolaysız/dolaylı vergiler kişi başına düşen GSYİH, insani gelişmişlik endeksi, sürdürülebilirlik endeksi arasındaki ilişkiyi panel veri analizi kullanarak incelemiştir. Veriler arasında uzun dönemli bir ilişkinin varlığı Westerlund eşbütünleşme testi ile tespit edilmiştir. Dinamik panel veri modelinin sonuçları yazınla uyumlu olarak dolaylı/dolaysız vergilerin büyüme ile pozitif yönlü bir ilişkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak dolaylı vergilerin etkilerini gösteren katsayının daha yüksek bulunması, dolaylı vergilerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin nispi olarak daha fazla olduğunu göstermektedir.

Selim Can Çakır
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınının Türkiye'de devlet bütçesi üzerine etkisi

Çin'in Wuhan kentinde meydana gelen ve kısa süre içerisinde tüm dünyaya yayılan Covid-19 Salgını, solunum yolu rahatsızlığı olarak meydana gelmiş ve birçok ülkede sayısız ölüme sebep olmuştur. Virüsün merkezi Çin olmasına rağmen en az etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye tarihinin en eski dönemlerinden günümüze kadar enflasyon sorunu ile uğraşması vealt yapı sorunu yaşaması gibi kronik sebeplerinin var olması, COVID-19 Salgınından etkilenme oranı diğer ülkelere kıyasla yüksek olmaktadır. COVID-19 Salgının yıkıcı etkilerinin yalnızca sağlık alanında olmaması bu durumun eski düzenine gelmesini zorlaştırmaktadır. COVID-19 Salgınının öncesine kadar durum karşılaştırmalarında ekonomi başta olmak üzere diğer sektörlerde de bu alanları etkileyen farklı olaylar baz alınırken şu an için COVID-19 Salgını, tüm sektörler için aynı başlıkta yer almakta ve COVID-19 Salgını öncesi ve sonrası ayrımını oluşturmaktadır. İlk virüsün çıktığı günden, günümüze kadar geldiğimiz zaman yaklaşık 5 yıl geçtiğini görmekteyiz. Uzun bir zaman gibi olsa da ekonomi alanında gösterdiği yıkıcı etkileri hala devam etmektedir. Çalışmanın genelinde COVID-19 Salgın öncesi dönem olan 2019 yılı ve COVID-19 Salgını kısıtlamalarının kalkmasıyla eski düzene dönmeye başladığımız 2024 yılları arası yer almaktadır. Sonuç olarak bu dönemler arasında kamu harcamalarında yüksek oranlar seyredilmiştir. Enflasyon ve işsizlik gibi durumlar ortaya çıkmıştır. Covid-19 salgının küresel boyuttadır fakat diğer ülkeleri etkilemesi aynı ölçüde olmamıştır. Bu sebeple Türkiye'de yaşanan ekonomik krizi yalnızca COVID-19 Salgınının varlığına mal etmek doğru olmayacaktır.

Ebrar Meryem Alim
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de üçüz açık hipotezinin geçerliliği

1980'li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisine damga vuran ve bir çok araştırmacı tarafından konu teşkil eden bütçe açığı ve cari açık bileşenleri literatürde ikiz açık hipotezi olarak tanımlanmıştır. Birtakım araştırmacı ve bilim adamı ikiz açık hipotezinin Türkiye için geçerli olduğunu savunurken birtakım araştırmacılar ise ikiz açık hipotezinin geçerli olmadığını test ve analizlerle literatüre sunmuştur. Söz konusu açığın geçerli olup olmadığı tartışılmaya devam ederken ikiz açık hipotezini oluşturan bütçe açığı ve cari açık bileşenlerine yeni bir kavram olan yatırım-tasarruf açığı da eklenerek üçüz açık hipotezi ortaya atılmıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de üçüz açık hipotezinin 2000-2023 yılları verileri kullanılarak ekonometrik analiz yardımıyla geçerli olup olmadığını test etmektir. Çalışma duraganlık testleri, birim kök testleri, ARDL modeli ve hata düzeltme modelleri ile desteklenmektedir. Elde eilen bulgulara göre, Türkiye'de 2000-2023 yılları arasında ikiz açık hipotezi geçerli iken; üçüz açık hipotezinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Emine Kartal
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bütçe açıkları ile enflasyon arasındaki ilişkinin analizi

Bütçe açıklarının ülkelerin makroekonomik değişkenleri üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Bütçe açıklarının oluşumuna etki eden faktörler; askeri nedenler, büyüme, politikalarının etkisi, dış nedenler, dönemsel, ekonomik krizler, doğal afetler ve savaşlar, finansal ekonomik nedenler, faiz oranlarının etkisi, kamu harcamalarının gelirden fazla olması, kamu sektörünün genişlemesi, kayıt dışı ekonomi, KİT kayıpları, konjonktürel mali disiplinsizlik ve gelir yönetiminin verimsizliği, parasal nedenler, politik nedenler, siyasi tercih olarak bütçe açığı, sosyal harcamalardaki artış, sosyal nedenler ve nüfus artışı, sübvansiyonlar, piyasa finansmanı, yapısal ve kurumsal gibi nedenlerdir. Bütçe açıkları sorunu görülen ekonomilerde bütçe açıklarının fiyatlar genel seviyesi üzerine etkisi son yıllarda pek çok araştırmaya konu olmuştur. Genel bir ifade ile dengeli bütçe, ekonomik büyüme, finansal istikrar, düşük faiz oranları ve döviz kurları gibi kavramlar fiyat istikrarının sağlanmasıyla oluşmaktadır. Son yıllarda ülkelerin uyguladığı ekonomi politikalarının sonucu karşısında ortaya çıkan bütçe açıkları, hazinelerin bütçe açıklarını nasıl para basarak ya da yurt içi ve yurt dışından borçlanma yoluyla finanse ettiğini ortaya koymuştur. Ancak para basarak elde edilen finansman yöntemi ekonomide enflasyon oluşmasına sebep olmuştur. Türkiye'de 2006-2024 yılları arasında analiz edilen bütçe açıklarının finansman yöntemi olarak iç ve dış borçlanma seçildiği görülmektedir. Devam etmekte olan bütçe açıkları daha fazla iç ve dış borçlanma gereksinimi doğurmuş ve beraberinde bütçe dengesizlikleri, enflasyonda artışa, refah düzeylerinde düşüşe bunun beraberinde ilerleyen dönemlerde ekonomik krizlere yol açmasına sebep olmuştur. Buna göre; merkez bankasının temel amacı olarak bilinen fiyat istikrarını sağlamak için maliye politikası ile para politikasının koordine edilerek tutarlı bir politika oluşturulması gerekmektedir. Bu çerçevede, bütçe disiplini sağlansa dahi, para politikasındaki gevşeklik ve eşgüdümsüz para ve maliye politikaları nedeniyle fiyatlar genel düzeyi yüksek seviyelerde kalabilecektir. Bu durumda, fiyatlar genel seviyesini yeniden düşürmek daha da maliyetli olabilir.

Nazhanım Cihantimur
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu gelirleri ve kamu harcamaları hipotezi granger nedensellik testi: Türkiye örneği 2006-2024

Ekonomik düzenin sürekli değişkenlik göstermesi, ülkelerin varlıklarını sürdürebilmek için devletlerin sorumluluklarının artmasına neden olmaktadır. Ancak devletlerin en temel sorumluluğu, halkın ihtiyaçlarını karşılamak olarak tanımlanmaktadır. Kamu gelirleriyle finanse edilen kamu harcamalarının sürdürülebilirliğini sağlamak açısından bütçe dengesi kritik bir öneme sahiptir. Kamu gelirlerinin kamu harcamalarını aşması durumu bütçe fazlası, kamu gelirlerinin kamu harcamalarının gerisinde kalması ise bütçe açığı olarak ifade edilmektedir. Bütçe açığının oluştuğu durumlarda, kamu harcamalarının yeterli düzeyde gerçekleştirilememesi, halkın refah seviyesinde düşüşlere neden olabilir ve bu durum kamu güvenini zedeleyerek ekonomi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu bağlamda, çalışmada kamu gelirleri ve kamu harcamaları arasındaki dengenin sağlanmasında hangi unsurun öncelikli olduğu (harcamaların mı yoksa vergilendirmenin mi önce geldiği) araştırılmış; bu kapsamda vergi-harcama, harcama-vergi, mali senkronizasyon ve kurumsal farklılık hipotezlerinin hangisinin geçerli olduğu sınanmıştır. Çalışmada, Türkiye'nin 2006-2024 yılı ve sonrası kamu gelirleri ve kamu harcamaları verileri hem toplam düzeyde hem de alt kalemler bazında ( vergi gelirleri, cari harcamalar, yatırım harcamaları, faiz harcamaları ve faiz hariç bütçe giderleri ) tercih edilmesinin temel nedeni, Türkiye de 2005 yılında mali yapıda gerçekleştirilen yeniliklerdir. 2005 yılında kabul edilen ve 2006 yılında tam anlamıyla yürürlüğe giren 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol kanunu, kamu maliyesinde şeffaflık, hesap verilebilirlik ve etkinlik gibi unsurların güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Bunun yanı sıra 2005 yılı, geçiş süreci olduğu için, fiyat istikrarı ve nominal değerlerde oluşabilecek sapmaların en aza indirilmesi amacıyla 2006 yılı sonrası dönem esas alınmaktadır. Ayrıyetten Avrupa Birliği müzakere sürecinin 2005 yılında başlaması ve bu süreçte mali raporlama, bütçe disiplini ve kamu harcamaları alanında gerçekleştirilen yeniliklerin etkilerini gözlemlemek ancak belirli bir süre geçmesi ile mümkün olacaktır. Bu nedenler doğrultusunda çalışmamızın veri seti 2006 - 2024 yıllarını kapsamaktadır. Analiz sonuçları, Türkiye'de 2006-2024 dönemi için harcama-vergi hipotezinin geçerli olduğunu ortaya koymaktadır.

Seher Açıkgöz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Davranışsal iktisat perspektifinden vergi kaçakçılığı ve risk algısının vergi uyumuna etkisi; Türkiye Almanya karşılaştırması

Bu çalışma, davranışsal iktisat perspektifinden vergi kaçakçılığı ve risk algısının vergi uyumuna etkisi; Türkiye-Almanya karşılaştırması olarak ele almaktadır. Geleneksel iktisat teorileri, bireylerin karar verme süreçlerini sadece mantıklı seçimlerle açıklamada yetersiz kaldığında, davranışsal iktisat, bireylerin psikolojik, sosyal ve bilişsel etmenler tarafından şekillenen karar alma mekanizmalarını dikkate alarak vergi kaçakçılığını anlamaya yardımcı olmaktadır. Araştırmada, bireylerin vergi uyumundaki itici güçleri ve kaçakçılık eğilimleri; risk algısı, ceza korkusu, etik değerler ve sosyal normlar çerçevesinde incelenmiştir. Türkiye ve Almanya'nın ekonomik yapısı, vergi sistemleri, denetim ile ceza mekanizmaları ve sosyal değerlerindeki farklılıklar dikkate alınarak, her iki ülkedeki vergi mükelleflerinin davranışları ve risk algıları detaylı bir şekilde karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada, nicel veri analizi ve literatür incelemesinin yanı sıra saha araştırmaları ile elde edilen bulgular kullanılmıştır. Sonuçlar, risk algısının vergi uyumunu anlamak için önemli bir unsur olduğunu göstermektedir. Bireylerin algıladığı denetim etkisi, ceza miktarı ve yakalanma olasılığı, vergi kaçakçılığına olan tutumlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Almanya örneğinde, yüksek vergi uyumu ile risk algısının vergi kaçakçılığını azalttığı görülürken, Türkiye'de sosyal normlar ve etik değerlerin yanı sıra ekonomik unsurların da vergi davranışlarını şekillendirmede önemli rol oynadığı belirlenmiştir. Bu çalışma, vergi politikalarının oluşturulmasında davranışsal iktisat ilkelerinin göz önüne alınması gerektiğini vurgulamakta ve ülkeler arasındaki farklılıkları dikkate alarak daha etkili vergi denetimi ve teşvik stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, davranışsal unsurların vergi uyumu üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması, vergi gelirlerini artırmak ve kayıtdışı ekonomiyle mücadelede yeni politikaların oluşturulması açısından önemli bir referans sunmaktadır.

Davranışsal ekonomiVergi kaçakçılığıVergi psikolojisi+1
Sümeyye Gürbüz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vergilemede eşitlik ilkesinin Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde analizi

Vergilemeye ilişkin ilkelerin dayanağını Anayasa'nın 73. maddesi oluşturmaktadır. Ancak vergi sadece son yüzyılda var olan bir kavram değildir. Vergilerin ortaya çıkışı tarihsel olarak oldukça eski dönemlere dayanmaktadır. Nitekim küçük bir topluluk bile olsa kamuya ilişkin ortak giderlerin varlığı her zaman söz konusudur. Bu ortak giderlerin karşılanma biçimi, kabilelerden beyliklere, devletlere ve imparatorluklara kadar uzanan süreçte kurumsal bir dönüşüm geçirmiştir. Bu süreçte genelde temeli ağır yüklü, eşit olmayan ve adaletsiz vergilemeye dayanan bir takım ayaklanmalar ile yönetimlere karşı demokratik sınırlandırmalar başlatılmıştır. Anayasal hareketler geliştikçe buna bağlı olarak vergi hukuku da gelişmiştir. Vergi kanunları oluşturulurken yasa koyucuların dikkate alması gereken vergileme ilkeleri temel hak ve özgürlüklerin de bir tezahürü olmalıdır. Bu ilkeler ise klasik ilkeler ve modern ilkeler olarak ayrılmaktadır. ÇalıĢmada, Anayasa'nın genel olan, hukuk devleti, sosyal devlet ve hukuki güvenlik ilkeleri ve vergi ile ilgili olan 73. maddesine dayanan vergilendirme ilkeleri açıklanacaktır. Bu çalışmanın amacı Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarda vergilerde eşitlik ilkesinin nasıl ele alındığının incelenmesidir. Birinci bölümde vergilerin anayasal temellere dayanmasının tarihsel süreci, ikinci bölümde Anayasa'nın genel ilkeleri ile anayasal temellere dayanan vergilendirme ilkeleri, üçüncü bölümde ise genel olarak yargı sisteminden bahsedilecek, Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişi ele alınacaktır. Akabinde kamu yararı kavramı ve eşitlik ilkesi çerçevesinde mahkemenin verdiği kararlar incelenecektir.

Yağmur Kıvanç
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk vergi hukukunda şirket birleşmeleri: Sorunlar ve çözüm önerileri

Şirketlerde verimliliğin ve karlılığın artırılması, küresel rekabette varlıklarını sürdürebilmeleri için giderek daha önemli hale gelmiştir. Bu kapsamda artan rekabet şartlarına uymak amacıyla gerek yerel gerekse uluslararası düzeyde yeniden yapılanma faaliyetleri giderek artmaktadır. Yeniden yapılanma ölçek ekonomilerinden faydalanmak amacıyla birleşme yoluyla olabileceği gibi, üretim ve yönetimde verimliliğin ve şirketlerin pazar şartlarına hızla uyumunu sağlaması açısından bölünme yoluyla da olabilmektedir. Birleşme ve bölünmenin yanı sıra hisse değişimi kısmı bölünme gibi yeniden yapılanma modelleri de son yıllarda artan bir şekilde uygulama alanı bulmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda artan yabancı sermaye yatırımları nedeniyle gerek yerel düzeyde gerekse uluslararası düzeyde yeniden yapılanma faaliyetleri giderek artış göstermiştir. Konu gerek Kurumlar Vergisi Kanununda gerekse Türk Ticaret Kanunun'da AB mevzuatına paralel bir şekilde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Çalışmanın amacı birleşme, bölünme, hisse değişimi ve tür değişimi gibi yeniden yapılanma modellerinin vergi kanunları türk ticaret kanunu AB birleşme direktifi açısından ayrıntılı olarak incelemek bu düzenlemeler arasındaki farlılık ve benzerlikleri ortaya koymak ve ortaya çıkan ve çıkabilecek sorunlar hakkında çözüm önerileri sunmaktır. Çalışmada öncelikle birleşme kavramsal olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Birleşme bölünme gibi yeniden yapılanma modelleri ekonomik ve hukuki kavram olarak ne anlama geldiği ana hatlarıyla açıklanmıştır. İkinci bölümde ise AB hukukunda yer alan birleşme direktifi, direktif kavramının tanımı ve AB hukuk içerisindeki yeri de açıklanarak, irdelenmiş, birleşme direktifini AB içerisinde yaslaşması ve uygulama süreci açıklanmıştır. Üçüncü bölümde yeni TTK kapsamında birleşme, bölünme, hisse değişimi ve tür değişimi müesseseleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ise çalışmamızın ana bölümü olan vergi hukukunda şirket birleşmeleri buna paralel olarak devir, bölünme, tür değiştirme ve hisse değişimi işlemleri detaylı bir şekilde açıklanmıştır.

BirleşmelerTürk vergi hukukuVergi Hukuku+2
Salih Bayram
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kurallı maliye politikasının eleştirisi Maastricht kriterlerinin analizi

Mali kuralları savunanlara göre, mali kurallar maliye politikası üzerinde bürokrat ve politikacıların neden olduğu olumsuzlukların önlenmesini amaçlamaktadır. Maliye politikasını kısa vadeli çıkar ilişkilerinden arındırmayı amaçlayan mali kurallar sayesinde maliye politikası uygulaması yalınlaşacak ve mali disiplinin sağlanmasına yardım edecektir. Mali kuralların yansız olması ve mali kuralların ulusal ve uluslar arası düzeyde yasal teminat altına alınacak olması maliye politikası uygulamasını güçlendirecektir. Kamu açık ve borç sorununa çözüm olarak önerilen mali kurallar seksenli yıllardan sonra popülerlik kazanmıştır. Bu gün pek çok ülkede mali kurallar uygulanmaktadır. Söz konusu örneklerin en kapsamlılarından biri Maastricht kriterleridir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümlünde mali kuralların teorik arka planı incelenecektir. İkinci bölümde mali kural uygulaması örneği olan Maastricht kriterleri AB iktisadi bütünleşmesi çerçevesinde ele alınacaktır. Son bölümde ise Maastricht kriterleri üzerinden mali kuralların beklenen etkiyi oluşturup oluşturamadığı incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Mali Kural, Maastricht Kriterleri, Maliye Politikası

Maastricht AnlaşmasıMali kuralMaliye politikaları
Çağdaş Bektaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00