
1,133
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Josiah Royce'un din anlayışı
İnsan, var olduğu andan itibaren kendisi ve dış dünya ile ilgili her şeyi merak etmiş ve bu merak duygusuyla onlara ilişkin çeşitli düşünceler ileri sürmüştür. Öyle ki, tarih boyunca insan mutlaka bir şeylere inanma ihtiyacı duymuştur. Bu nedenle insan, inansa da inanmasa da din onun hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dolayısıyla nerede insan var ise, orada genelde bir dinin varlığından söz edilebilir. İşte insanın bu iki özelliği yani düşünme ve inanma onu diğer varlıklardan ayırt eden en önemli vasfıdır.Amerikan idealist felsefe geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Josiah Royce, din ve felsefe üzerine çeşitli araştırmalar yapmış, felsefenin dini yönü olduğu gibi dinin de felsefî yönünün olduğunu iddia etmiştir. Mesela o, Kant'ın temel soruları olan ?nasıl bilebilirim, neyi bilebilirim ve ne yapmalıyım?? gibi soruların felsefî öneme haiz olduğu kadar dini öneme de haiz bir mesele olduğuna vurgu yapar. Çünkü bu sorulara hem felsefe hem de din, kendi bakış açısıyla çözüm bulmaya çalışır. Şüphesiz ki, Royce'un felsefenin dini yönüyle daha çok anlatmak istediği şey; dinin pratik, duygusal ve teorik bakış açısıyla ele alındığı gibi, felsefî bir bakış açısıyla da incelemeye konu edilebileceğidir.Hegel, Pierce ve özellikle de Kant' dan çok fazla etkilenmiş olan Josiah Royce, hayatının son dönemlerinde din felsefesi ve ahlak üzerine daha fazla yoğunlaşmış, idealizm ve pragmatizmi uzlaştırmada başarılı olmuş ve çok farklı alanlar üzerinde eserler ortaya koyarak mutlak idealizmin Amerika'daki en önemli temsilcilerinden biri olup, Amerika'nın `Altın Çağına damga vurmuş çok önemli filozoflardan biri olarak bilinmektedir.Özellikle dini doğru anlama konusunda dinin kaynaklarının nasıl anlaşılması gerektiğine vurgu yapan Royce, insanın kurtuluşunu bir ?davaya/ ideale? kendisini tam olarak vermesinde ve `evrensel (dinî) topluluğa' aidiyet duygusunu tüm yaşamı boyunca taşımasında bulur. Ona göre, eğer birey bu sadakat duygusuyla hayatını düzenlerse, nihai kurtuluşa erer ve gerçek mutluluğa, huzura ulaşmış olur.Anahtar Kelimeler: Din, Kurtuluş, Dava/İdeal, Felsefenin Dini Yönü, Sadakat, Evrensel Dinî Topluluk, İdealizm, Pragmatizm.
Bir din felsefesi problemi olarak zaman-kişilik ilişkisi
Çalışmamız, zaman ve kişilik kavramlarının ve bunların birbirleriyle ilişkisinin, batıda yapılan çalışmalar içerisinde nasıl ele alındığını araştırmaktadır. Bunun için üç bölüme ayırdığımız çalışmamızın ilk bölümünde zaman teorilerinin neler oldukları, tarihi temelleriyle birlikte, gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde zaman kavramıyla beraber sırasıyla kimlik ve kişilik kavramları araştırılmış, bunların zamanla ilişkisinin doğası incelenmiştir.Çalışmamız doğası gereği belirli bir görüşü savunma ve diğerlerini zayıflatma amacı taşımamasına rağmen, zaman ve kimlik teorileri arasında dört boyutçu teorileri, kişilik teorileri arasında ise bedensel yaklaşımları destekler niteliktedir.
Retorikte genel inandırma tarzları hakkında bir inceleme
Bu çalışmanın amacı retorikte genel inandırma tarzlarını incelemektir. Retorik kavramının analizi ile başladığımız çalışmada birinci bölümde retoriğin tarihçesini ve etik boyutunu ele aldık. Ayrıca ikna sanatının temelini oluşturan retoriksel bilgileri sentezleyen Aristo'ya ve üç ikna kanıtına değindik. Sonrasında diğer retorlardan bahsedip retoriğin tarihsel gelişim sürecini inceledik. Retoriğin amacı, yararı ve çeşitlerini de anlatıp birinci bölümü tamamladık. İkinci bölümde ise retorikte genel inandırma tarzlarını üç kısımda ele aldık. İlk olarak mesajlar kısmında dilsel yönlerini inceledik. Önermeler, örtük tasımlar, maksimler, örnekler, çürütme yöntemleri, mesaj dilinin özelliklerini işledik. Sonrasında ikna olgusunun ikinci basamağı olan konuşmacı faktörünü ele aldık. Burada hatibin karakterine, beden ve dil zekâsına, retorikte eğitim tekniklerine yer verdik. Ve son olarak iknada hedef kitle olan dinleyici analizi ile iletişimde temel yöntemlere değindik. Böylece retorikte sadece söz değil, konuşmacı ve dinleyici faktörlerinin de etkili olduğunu göstermeye çalıştık. Sonuç olarak, retoriğin genel inandırma tarzlarında birbirinden ayrılmaz birer unsur olarak mesaj, dinleyici ve konuşmacı faktörlerinin retoriğin bütününü oluşturduğunu belirtmeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: İkna, Hatip, Maksim, Örtük Tasım, Retorik.
Konya ili Yalıhüyük ilçesi'nde sosyal ve dini hayat
Yalıhüyük İlçesi'nde yaşayan halkın dini hayatına yönelik tutum vedavranışlarını; dindarlığın inanç, ibadet, bilgi, tecrübe ve etkileme boyutunun söz konusu çevre dâhilinde özellikle nesnel verilerle ortaya çıkarılmasın katkıda bulunmayı hedefleyen bu araştırma bir giriş üç bölüm, değerlendirme ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümün de araştırmanın konusu, amacı, kapsamı sınırları, yöntem ve varsayımları hakkında bilgiler verilmiştir.Birinci bölüm, "Din ve Toplum" adını taşımaktadır. Alt başlıklarında din kavramının mahiyeti ve tanımlanabilirliği problemi, dindarlık tanımlamaları, dindarlık boyutları, tipolojileri ve din-toplum ilişkileri tek tek ele alınmıştır. İkinci bölümde tezimizin uygulama alanı olan Yalıhüyük İlçesi'nde sosyal hayatla ilgili bulgular tahlil edilmiştir. Öncelikle yöremizin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra araştırmamıza katılanların olgusal durumları tespit edilerek, onların toplumsal ilişkilerle ilgili tutumları, kitle iletişim ve boş zamanlarını değerlendirme alışkanlıkları ile ilgili bulgular saptanmaya çalışılmıştır.Üçüncü bölüm ise, araştırmamızın asıl uygulama kısmını oluşturmaktadır. Burada dindarlığın inanç, ibadet, tecrübe, bilgi ve etkileme boyutları farklı değişkenlerle ele alınarak; kişilerin dini inançlara bağlılıkları, dini pratikleri yerine getirme durumları, dini bilgi düzeyleri bakımından dinin toplumsal hayata etkisi ile ilgili bulgular incelenmiş, böylece ilgili örneklem grubunun dini hayatı ortaya konulmaya çalışılmıştır.Sonuç kısmında ise araştırmamızın evrenini oluşturan Yalıhüyük İlçesi'nde, yörenin dini hayata yönelik tutum ve davranışlarında görülen farklılaşmaların ülkemizde farklı nitelik ve şekillerde devam eden modernleşme, kentleşme ve sosyokültürel değişme süreçlerinden etkilendiği, fakat yapı olarak bir başkalaşım söz konusu olmadığı ve dini hayata yönelik tutum ve davranışlar üzerinde hala geleneksel yapının büyük oranda belirleyiciliğini devam ettirmesine rağmen, çeşitli faktörlere bağlı olarak değişme özellikleri de gösterdiği ifade edilmiştir. Anahtar Kelimler: Din, Toplum, Dindarlık, Dini Hayat
Kutbeddin Râzî'de kavramlar mantığı
Ondördüncü yüzyılın önemli mantık âlimi ve filozoflarından biri olan Kutbeddin Râzî, Mantık alanında ortaya koyduğu eserler ile klasik İslâm mantık geleneğini sürdürmüştür. Bununla birlikte Râzî, Mantık ilminin tartışmalı konuları arasında yer alan tasavvur ve tanım konularına getirdiği açıklamalar ile bu alanda önemli bir yer edinmiştir.?Kutbeddin Râzî'de Kavramlar Mantığı? adlı bu çalışmamız, bugüne kadar çalışılmamış bir konu olarak, Râzî'nin Kavramlar Mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir. İki ana bölümden oluşan bu tez çalışmasının Birinci Bölümü, Râzî'nin Kavramlar Mantığının anlaşılmasına yönelik bir ön hazırlık bağlamında, Terim ve Kavram konusunu, bunların çeşitleri ve ilişkileri ile birlikte ele almaktadır. Bu konularla ilgili olarak, Râzî'nin, klasik İslâm mantığının tesirinde kaldığını söylemek mümkündür.İkinci Bölüm, Râzî'nin Kavramlar Mantığının diğer basamağı olan Beş Tümel ve hedeflenen bir sonuç olarak Tanım konularını ele almaktadır. Râzî'nin ihtilaflı olan bu konulara getirdiği açıklamalar, kendisini Mantık ilmi içerisinde özgün ve önemli bir konuma taşımaktadır.Sonuç kısmında ise, Râzî'nin ortaya koyduğu açıklamalar ışığında, onun Kavram anlayışı sunulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kutbeddin Râzî, Terim, Kavram, Beş Tümel, Tanım, Kavramlar Mantığı.
Medyadaki reklamlarda karşılaşılan mantıksal uygunsuzluklar
Reklam bir ikna etme işidir. Arz edileni satın almanın, mantıklı ve gerekli bir şey olduğuna tüketiciyi inandırma çabasıdır. Maalesef bu çaba bilinçsiz tüketim alışkanlıklarının oluşmasına neden olabilmekte ve tüketim eğilimini hızlandırabilmektedir.Satılmak istenen ile hedef kitle arasında bir pazarlama iletişimi görevi üstlenmiş olan reklam, ürün veya hizmetlerin tanıtılması ve satışının artırılmasında, dahası tüketicinin neye ihtiyacı olduğunu belirleme konusunda da söz sahibidir. Reklam, alışverişe çıkmış olan bir tüketiciye, önceden satın alma düşüncesinde olmadığı bir ürün veya hizmeti satın aldırabilmektedir. Piyasadaki ürün ve hizmetler arasında tercih değiştirici etkide bulunabilen reklam, tüketicinin kalite algısına da yön verebilmektedir.Günümüzde medyanın sahip olduğu geniş imkânların da desteğiyle reklamlar, bütün bir topluma hitap edebilmekte ve reklamın en yüksek etkiye ulaşabilmesi için reklamcılar tüm yeteneklerini sergilemektedirler. Reklamcılar, kitleleri ikna ederek arz edilen ürün veya hizmetin ihtiyaçlaştırılması için bir ekip halinde var güçleriyle çalışmakta, hukuki, ahlaki ve mantıksal sorumluluklarını dahi arka plana itebilmektedirler. İhtiyaçların belirlenmesi ve satın alma tercihlerinin tümden kontrol edilmesi konusunda bu kadar istekli, bu kadar işini titizlikle yapan uzmanlaşmış bir grup karşısında dikkatli ve bilinçli olmamak ise sömürülmeye açık hale gelmek demektir.Bilinçli tüketici olmanın sorumluluğundan öte bir zorunluluk haline geldiği bu dönemde satıcı ile müşteri arasındaki en etkili iletişim kanalı olan reklamın, yanıltıcılığının önlenmesi ve onda açık ya da örtük olarak bulunan mantıksal tutarsızlık, belirsizlik, boşluk yahut gevşeklik gibi uygunsuzlukların görülebilmesi bilinçli tüketim alışkanlıklarının kazanılması açısından büyük önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler: Reklam, Mantık Yanlışları, İhtiyaçlaştırma, Kapitalizm, Bilinçli Tüketim.
Toplumcu anarşizm ve dini öğretiler: Karşılaştırmalı bir inceleme
Siyasal olarak her türlü iktidarın, doğal ve rasyonel olmayan otoritenin, devletin reddi anlamına gelen anarşizm, genel olarak toplumcu ve bireyci anarşizm olarak ayrılır. Bireyci anarşizm, daha çok bireyin bireysel çıkar ve özgürlüklerini her şeyin önünde görürken toplumcu anarşizm ise, birey ile toplumun karşılıklı olarak birbirini var ettiğini, bundan dolayı birini diğerini üstün ve öncelikli görmenin doğru olmadığını düşünür. Toplumcu anarşizm toplumsal hayatta genel olarak, eşitlik, adalet ve özgürlük istenci, hiyerarşi ve devlet organizasyonu karşıtlığı noktasında aynı fikirlere sahip olmakla birlikte, iktisadi, siyasal ve sosyal organizasyonun tarz ve işleyişi hakkında kendi aralarında karşılıkçılar, kolektivistler, komünistler ve sendikalistler olarak ayrılır. Genel olarak, bireyci anarşistleri bencil ve burjuvatik olarak gören toplumcu anarşistlerin içinde ateist düşünürler olduğu gibi, dindar anarşistler de vardır. Ateist anarşistlerin çoğu daha çok kurumsallaşmış dine karşı olduklarını belirtirken, dinsel anarşistler ve ateist anarşistler için iktidarın/devletin yanında yer almayan kurumsallaşmamış din ile anarşizm arasında bir uyuşmazlık ve çatışma da yoktur. Bu bağlamda dinler ile anarşizm düşüncesi arasındaki ilişkiyi Taoizm, Budizm, Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerinin pek çok görüş, yaşantı ve tarihsel örnekleri destekler. Taoizm'in özellikle doğa, evren, insan doğası hakkındaki fikirleri paralelinde yorumlanan kurum ve iktidar karşıtlığına yönelik çıkarımlar, anarşizm ile Taoizm arasındaki ilişkiyi gösterirken; Budizm'in aydınlanma, özdenetim ve özyönetim tavsiye ve ilkeleri, mülkiyet ve iktidar hırsından uzak bir yaşam, kast sınıfı karşıtlığı, bireysel bağımsızlık ve özgürlük istenci gibi halleri Anarşizmin doğal amaçlarıdır. Öte yandan Hiristiyanlığın, dünyevi iktidarların meşruiyetini ve idealliğini geçersizleştiren Tanrı Krallığı (Egemenliği) inancı, Sevgi öğretisinin doğal bir sonucu olarak doğan evrensel barış, uyum, anti-militarist düşünceler paralelinde gelişen, eşitlik, adalet ve özgürlük ideali ile anarşizmin idealleri uyuşmaktadır. Diğer yandan, karşılıklı yardım, dayanışma, paylaşım, birliktelik, sosyal adalet ve eşitlik ile ilgili ilkesel ve temel düşünce ve teşvikleri ile tevhid inancının getirdiği ve geliştirdiği ?anti-otoriter?lik niteliğe sahip olan, her türlü sömürü ve ırkçılığa kesin olarak karşı duran İslam ve somut olarak bu gibi durumları yaşantılarıyla tarihsel olarak örneklendiren Müslüman birey, cemaat, mezhep, fırka, grupların oluşturduğu örnekler anarşizm ve İslami dini öğretiler ve fikirler arasındaki ilişkiyi ve yakınlığı görmek bakımından önemlidir.
Muhammed İkbal'de benliğin hürriyeti
Hürriyet kavramı, düşünce tarihi boyunca en çok konuşulan ve tartışılan kavramlardan birisidir. Bilimsel ilerlemeye paralel olarak tartışma alanı genişlemeye devam eden bu kavramla ilgili yeni yaklaşımlar ortaya konulmaktadır.Muhammed İkbal, felsefesinin temeline koyduğu benlik kavramı ekseninde hürriyet problemini de yine bu çerçeveden değerlendirmiştir. Hürriyet mefhumu, İkbal'in sisteminde benliğin geliştirilip gerçek anlamda var edilmesinden ayrı bir değer olarak ele alınmamaktadır. Zira düşünüre göre benlik hürriyeti tadınca var olur, köle insan ise benliğinden habersizdir.Hürriyeti yüce bir insani değer olarak gören İkbal, her ne kadar kesin olarak bir ayrıma gitmese de, akli (felsefi) hürriyet ve kalbi (sezgisel) hürriyet olmak üzere iki tür hürriyetten bahsetmektedir. Akli ve kalbi hürriyeti değerlendirirken çağının modern düşüncelerini de nazara alan İkbal, dini ve tasavvufi düşünce ile felsefenin sağlam bir sentezini yapmaktadır.İkbal'in hürriyeti ferdî ve toplumsal olarak ikiye ayırdığı anlaşılmaktadır. Ferdin şahsî benliğinin değerine varması, düşünürümüz için hürleşme yolunda önemli bir merhaleyi ifade etmektedir. Fakat bireysel hürriyetin tek başına çok kuvvetli olmadığını ifade eden Muhammed İkbal, bireysel benliğin milli benlik içinde şuurlu ve iradi olarak eritilmesinin daha güçlü olan toplumsal hürriyetin elde edilebilmesine vesile olduğunu söylemektedir.İkbal, hem ferdi hem de toplumsal benliğin hürriyetini değerlendirirken İslam ve Hz. Muhammed kaynağından beslenmiştir. Dinin ve peygamberin insani dirilme ve hürleşme yolunda esas öğreticiler olduğunu söyleyen düşünür, İslam âlemi ve Şark'ın köleleşmesinin ardındaki gerçeği dinin ve peygamberin öğretisine sahip olunmaması olarak değerlendirmektedir. İkbal'e göre Doğu'nun dirilmesi bu değerlere hakkıyla sarılarak ve taassuptan kurtularak mümkündür. Bu bir nevi benliğin özgürlüğe ulaştırılmasıdır ve bu durum insani hürriyeti de tanımlamaktadır.
John Finnis'in Doğal Yasa anlayışı
Doğal yasa anlayışı, Antik Yunan'dan günümüze, etik nihilizme, etik sübjektivizme ve etik rölativizme karşı ortaya çıkmış, evrensel adalet arayışından doğan bir anlayıştır. Ahlak, hukuk, siyaset ve din felsefesi gibi alanların kökenindeki temel, ortak ve evrensel değer ve iyi arayışını göstermektedir. Bu doğrultuda düşünce tarihi boyunca pek çok doğal yasa teorisinin ortaya çıkmasıyla bir doğal yasa geleneği oluşmuştur.Bu çalışmada, doğal yasa geleneği bağlamında, John Finnis'in doğal yasa anlayışı incelenmiştir. Çalışma, giriş ve sonuçla birlikte dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde doğal yasanın problematiği üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde, John Finnis'in anlayışına hazırlık olmak üzere doğal yasa geleneği ele alınmıştır. Cicero, Thomas Aquinas ve Hugo Grotius'un doğal yasa teorileri ve ayırt edici yönleri tesbit edilmiştir.İkinci bölümde, John Finnis'in doğal yasa anlayışı analiz edilmiştir. Temel insani iyileri esas alan Finnis'in kuramının ayırt edici yönleri ortaya konulmaya ve doğal yasa geleneğindeki yeri saptanmaya çalışılmıştır.Sonuç bölümünde ise bu araştırmada ulaşılmış bazı önemli noktalar vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Doğal Yasa, Doğal Hukuk, Finnis, Pratik Bilgelik, Oyun, Estetik Tecrübe, Bilgi, Din, Dostluk, Yaşama, Cicero, Thomas Auquinas, Hugo Grotius.
Descartes'in etik anlayışı
Bu çalışmanın amacı Onyedinci yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Descartes?ın etik anlayışını incelemektir. Birinci bölümde, etiğin ardalanı olarak filozofun fizik ve metafizik üzerinde durduk ve filozofun yöntemini ortaya koyduk. Metafizik başlığında ruhun varlığı, ruh ve beden hakkında filozofun dualist yaklaşımı, Tanrı kavramı ve Tanrı ile duyulur dünyanın varlığının kanıtlanması konularını ele aldık. İkinci bölümde ihtirasları, bunların iki ayrı töz olarak ruh ve beden arasındaki iletişimde nasıl ortaya çıktıklarını, çeşitlerini, etkilerini ve etik manada nasıl kontrol edilebileceklerini açıklamaya gayret ettik. Üçüncü bölümde ise, düşünürün ahlak konusunda, tüm kitaplarında ve değişik zamanlarda öne sürdüğü görüşlerinin bir incelemesini yaptık. Bu başlığın ilk konusu olarak, filozofun ahlak görüşlerinde başat bir yer tutan irade kavramının inceledik. Filozofun Geçici Ahlak ve Yetkin Ahlak Kurallarını ve bunların aralarındaki benzerlik ve farklılıkların ayrıntılı bir analizi ile, ahlakın temel kavramları olan bilgelik, mutluluk ve erdem kavramlarını inceledik. Son olarak da Descartes Ahlakı?nın toplumsal boyutuna değindik. Sonuç bölümünde, Descartes?in etik anlayışıyla ilgili olarak bu çalışmada ulaşılan sonuçları ortaya koyduk. Anahtar Kelimeler: Etik, Fizik, Metafizik, Geçici Ahlak,Yetkin Ahlak, İrade, Hata
Aristoteles'te ve Fârâbî'de özgür irade
Hürriyet (özgürlük) kavramı, herkes için kabul gören ortak bir tanımı ifade etmemektedir. Hürriyetin müşterek bir kavramsal tanımının yapılamıyor olması, onun duygusal bir yaşam durumunu karşılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ?yaşama hali? kendisini ?seçme? ve ?eylem? unsurlarıyla ortaya koyabilmektedir. Her insan, hürriyetinin bilincine ?eylem?de varmaktadır. Çünkü hürriyeti elinden alındığı an insan, hürriyetsizliğinin verdiği rahatsızlık durumunu yaşamakta ve hürriyetin öneminin farkındalığını duymaktadır. Yine de sözü edilen bu durum, ?seçme?nin insan hürriyeti adına göz ardı edilebilir bir evre olduğu biçiminde yanlış anlaşılmamalıdır. Gerek, ? seçme? gerekse ? eylem? hürriyetin anlamsal iki ayrı önemli evresini oluşturmaktadır. Seçme hürriyeti; tercihi ifade etmektedir. Tercih, iradeyle gerçekleştirilen bir seçim durumudur. Ancak ?irade? tercihe göre çok daha kapsamlı bir kavramdır. Çünkü tercih, yalnız düşünen insana özgüdür. Dolayısıyla irade özgürlüğüne sahip olan insan ancak tercihte bulunabilmekte, seçim hürriyetine sahip olabilmektedir. Yine insan, elinde olan şeyler üzerine enine boyuna düşünerek tercih etmektedir. Aristoteles?te ve Fârâbî?de iradî özgürlük önce teolojik, daha sonra da beşeri zemininde değerlendirilmektedir. Filozoflarımız adına konunun teolojik düzlemde değerlendirilmesi, onların metafizik algılarının incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Filozoflarımız için Metafiziğin bilgisi en üstün bilgidir. Çünkü Metafizik, en üstün varlık olan Tanrı?yı konu almaktadır. Bu bağlamda özgür irade ay-üstü âlemde önce Tanrısal Varlık (irade-i küllî) adına değerlendirilmelidir. Daha sonra da özgür irade hiyerarşik düzlemde epistemolojik ve ontolojik olarak Tanrı?dan daha aşığı da yer alan ay-üstü varlıkları adına değerlendirilir. Bu anlamda ay-üstü eylemde ?mutlak determinizm? görülmektedir. Konu ay-altı âlemi adına değerlendirildiğinde ay-altı âlemi varlıklarının içerisinde de bir hiyerarşik dizilim söz konusu olmaktadır. Bu dizilim çevresinde en üstte düşünen bir varlık olması bakımından insan olmak üzere, sırasıyla hayvan, bitki ve cansız varlıklara uzanan bir yapı görülmektedir. Dolayısıyla söz edilen bu ay-altı âlemi varlıkları adına iradî özgürlük değerlendirilmektedir. Ancak ay-altı dünyada, ay-üstü alemi kadar katı bir determinizm değil, ?ılımlı determinizm? görülmektedir. Çünkü düşünen bir varlık olması bakımından insan yalnız iradi bir varlık değil (irade-i cüzî), tercih eden bir varlıktır. O, tercihini iyi yönde kullanabileceği gibi kötü yönde de kullanabilmektedir. Ancak insanın doğuştan sahip olduğu istidatlarını iyi yönde kullanabilmesi için iradi bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu iradi eğitimi insana sunacak olan kişi ise, seçkin bir kişi olmakla, ?ilk yönetici? olmalıdır. O; hikmet sahibi, bilge kişidir. Bu anlamda ilk yönetici, insanı Tanrısal mutluluğa, gerçek mutluluğa ulaştıracak olan kılavuzdur. Her insanın ilk yönetici olması imkan dahilin de olmadığı gibi, her insanın doğuştan yalnız iyi istidatla donatılmış olması da söz konusu değildir. İnsanda doğuştan hem iyi; hem de kötü istidatlar vardır. Yalnızca Tanrısal varlık, özü gereği iyiliğe sahip olmakta, O; kötü olma zıtlığını içermemektedir. Oysa insanda iyilik ile kötülük iki zıt güç olarak bulunmaktadır. Önemli olan onun iyi olan istidatını ortaya çıkarabilmesidir. Beşeri mutluluk, Tanrısal iradeye bağlı olarak gerçekleşmektedir. Ancak tercihini kötü yönde kullanarak kötü eylemde bulunmak da insana özgü bir durumdur. Dolayısıyla beşeri düzlemde ?zorunlu bir determinizm? den söz edilememektedir. Anahtar Kelimeler: Hürriyet (Özgürlük) , İrade, Tanrısal İrade, Tercih (Seçim), Beşeri Mutluluk, İstidat, İlk Yönetici (Hikmet Sahibi, Bilge Kişi), Mutlak Determinizm, Ilımlı Determinizm, Ay-üstü Alemi, Ay-altı Alemi, Metafizik.
Hint dinlerinde bir arınma ve aydınlanma yolu olarak Yoga
Hint Dinlerine özgü bir uygulama olan yoga, Hint kültür ve medeniyetinin aslî unsurlarından birisidir. Arkeolojik araştırmalar, yoga uygulamasının M.Ö. iki binlerden daha önce var olduğunu ortaya koymuştur. Hindu kutsal metinlerinden Veda ilahilerinde ve Upanişadlarda da yer alan yoga, destanlar döneminde, özellikle Bhagavadgita?dan itibaren Hinduizm?in yegâne arınma ve aydınlanma yolu olmuştur. Hindu tanrılarından Şiva ve Vişnu?nun her şeyden önce birer yogi kabul edilmeleri, yoganın Hindu dinî yaşamında ne denli önemli olduğunu gösterir. Hinduizm?de yoga, hayatın anlamı ve nihaî kurtuluş açısından önemli olduğu gibi sosyal hayattaki tabakalaşmaya benzer biçimde çeşitli aşamalardan oluşur. İlk Upanişadların ortaya çıktığı dönemde yaşayan Budda, Vedik öğretiyi reddetmekle birlikte, temellerini Hindu üstatlardan öğrendiği yoga tekniğini dönüştürerek Budizm?in temeli olan dört temel hakikati ve sekiz dilimli orta yolu keşfetmiştir. Budist gelenekte, yoga ve meditasyon uygulamaları samatha/samadhi ve vipassana olmak üzere iki ana çizgide gelişmiştir. Bundan ötürü yoganın, Budizm sayesinde Güneydoğu Asya ve Uzak Doğu başta olmak üzere bütün dünyaya yayıldığı söylenebilir. Patanjali?nin yoga sisteminden önce ortaya çıkan Caynizm ise, temel ahlâkî prensipler açısından büyük oranda yogayla örtüşür. Caynist gelenek hem yoga tekniğine verdiği önem, hem de bu uygulamaların gelişimine katkısı açısından dikkate değerdir. Yoga uygulamaları, Hint alt kıtasında gelişen bir diğer din olan Sihizm?de de bir aydınlanma ve kurtuluş vasıtası olarak görülmüştür. Bir yogi ve bilim adamı olan Patanjali, M.Ö. II. asırda Samkhya metafiziğini yoga uygulamalarıyla bütünleştirerek yogaya felsefî bir boyut kazandırmıştır. O, Yogasutra isimli eserinde, sekiz aşamalı bir sistem haline getirdiği yoga uygulamalarına tanrı anlayışını da dâhil etmiştir. Yoga tekniğini ele alan klasik metinlerde, başarılı bir yoga uygulaması için gerekli koşullar ve yoga ile elde edilecek kazanımlar ortaya konulmuştur. Bu çalışma, yogayı, Hint dinî geleneklerinden, kutsal metinlerinden ve bu metinlerin klasik ve çağdaş yorumlarından hareketle dinî, felsefî ve kültürel boyutlarıyla ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Yoga, Hinduizm, Sihizm, Budizm, Caynizm, Samkhya, Yogasutra, Arınma, Aydınlanma
Nesne ilişkileri kuramı ve Tanrı tasavvuru
Sahip olduğu fiziksel ve psikolojik donanımı açısından evrendeki en karmaşık canlılardan birisi olan insan, tarih boyunca tüm dikkat ve ilgisini kendini tanıma ve anlamaktan ziyade dış dünyanın keşfine adamıştır. Bu keşif sürecinde o, doğal olarak en çok kendi aklına güvenmiş ve genellikle de onu diğer varlıklara karşı bir üstünlük aracı olarak kullanmıştır. Oysaki kendisine çok güvendiğimiz bu yetimizin çoğu zaman bizi özellikle de bize dair konularda yanılttığı bir gerçektir. Belki de bu konuların en başında gelmektedir kişilik. Öyle ki bugün, uzak galaksiler ve hatta evrenin sınırları hakkında çok şey söyleyebilen insanoğlunun kendisini kuşatan bu yapı ve hatta onun sınırlarına dair söyleyebilecek çok az sözü bulunmaktadır. Geçen yüzyılın başlarında ortaya çıkan psikanaliz, günümüz insanına her ne kadar kendi sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini gösterememiş olsa da, en azından onu içinde yaşamış olduğu bu evin (kişiliğin) gerçek sahibi olmadığı noktasında bilgilendirmiştir. Bu sınırları belirsiz yapıyı anlayabilmek ve açıklayabilmek için çok sayıda yeni kavram ve terim üretmek zorunda kalan Freud, özellikle kendi narsisizmi ve çocuk cinselliğini haddinden fazla ön plana çıkarmasından dolayı başarısız olmuştur. İlk kez onun tarafından kullanılan bu terim ve kavramlar, klinik çalışmalarda klasik dürtü kuramını yetersiz bulan ve bu nedenle de kendi kişilik modellerini geliştirmek zorunda kalan birçok psikanalist için bir başlangıç noktası olmuştur. İnsan kişiliği hakkında birbirlerine yakın düşünce ve görüşler ileri süren bu kuramcılar, zamanla okul ya da model olarak isimlendirilen gruplar altında toplanmaya başlamıştır. İnsanın ilişki arayışını ve dolayısıyla da ilişki kavramını en güçlü insani motivasyon olarak kabul eden ve kişilik gelişiminin de, büyük ölçüde preoedipal dönem anne-bebek ilişkisi tarafından şekillendirildiğini düşünen ilk psikanalistler, nesne ilişkisi kuramcıları/object relation theorists olarak isimlendirilmiştir. M. Klein, Fairbairn ve D. Winnicott bu okulun ilk ve en önemli temsilcilerindendir. Nesne ilişkisi kuramcılarına göre, kendilik hissinin gelişimi yaşamın erken dönemlerinde ilişkisel şemaların oluşumuyla başlamaktadır. Bu şemaların oluşumunda aile çevresinin rolü oldukça önemlidir. Çünkü bir kendilik olma süreci ailede başlamaktadır. Aile çevresi çocuğun sadece kendilik hissini desteklemekle kalmayıp aynı zamanda ona kendi Tanrı imgelerini geliştireceği bir zemin de sunmaktadır. Bunun içindir ki, nesne ilişkisi kuramcıları Tanrı tasavvurunun ana kaynağının ilk nesne ilişkilerinde bulunduğunu varsayarlar. Bu açıdan bakıldığında Tanrı tasavvuru, nesne tasavvurunun özel bir türü olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Psikanaliz, Nesne İlişkisi, Tanrı Tasavvuru, Winnicott, Geçiş Nesnesi
Türkiye'nin modernleşme sürecinde din eğitimi ve yabancılaşma sorunu
Yabancılaşma, özellikle hızlı toplumsal değişimlerin yaşandığı dönemlerde, bu değişimin çeşitli boyutlarına ve sonuçlarına dikkat çekmek üzere sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan bir kavramdır. Yabancılaşma, verili tarihsel ve sosyolojik gerçekliğe bireyler tarafından kutsal, nihâî ve değişmez nitelikler atfedilmesinin bir sonucudur. Kurumları, sembolleri ve ritüelleri ile bu gerçekliğin oluşumuna insanın üretici etkinliğinin katkısının göz ardı edilmesi, yabancılaşmaya hem bireysel bilinçte hem de toplumsal yaşamda süreklilik kazandırır. Yabancılaştırıcı süreçler dinî gelenekler içerisinde ortaya çıkabilir ve o gelenekler aracılığıyla meşrûlaştırılır. Dinî gelenekler, kültürel uyumsuzluğa, norm çatışmasına, marjinalleşmeye, radikal ve fundamentalist tutumlara kaynaklık etme bakımından yabancılaşmaya yol açabilirler. Dinler, sosyo-kültürel yabancılaşmanın, geleneğin somutlaştığı kurumsal süreçlerde meşrulaştırılmasına da katkı sağlayabilir. Yabancılaşma kavramı, din-toplumsal değişme münasebetinin, dinin toplumsal işlevlerinin, dinsel geleneğin ve kurumsallaşma biçimlerinin eleştirel değerlendirmesi için işlevsel bir bakış açısı ortaya koyar. Geleneksel dinî düşüncenin kurumsal temsîlinin ve modernleşme dönemi din ve eğitim politikalarının/anlayışlarının yabancılaşma düşüncesi etrafında ele alınması farklı yaklaşım ve önerileri gündeme getirebilecektir.Geleneksel dinî düşüncenin ve din eğitimi pratiklerinin sosyo-kültürel yabancılaşmaya yol açan yönlerinin, dinî bilginin mâhiyeti, din eğitiminin bilişsel içeriği, inanç ve doktrin açısından tespiti mümkündür. Benzer tespitler, dinî gruplar, dinsel söylem biçimleri, siyasal sosyalleşme, sekülerleşme ve çoğulculuk gibi sosyolojik süreçler açısından da yapılabilir. Bu çalışmada, geleneksel dinî düşünce ve din eğitiminin yabancılaşmanın çeşitli görünümleri ile münasebeti, tarihsel ve sosyolojik sürekliliği dikkate alan bir bakış açısıyla ve Türkiye?nin modernleşme deneyimi çerçevesinde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Dinsel Gelenek, Modernleşme, Yabancılaşma, Dinsel Yabancılaşma, Din Eğitimi, Sosyo-Kültürel Yabancılaşm
Pakistan'da yüksek din öğretimi kurumları
Bu araştırmada Pakistan?ın yüksek din öğretimi kurumları incelenmiştir. Öncelikle Pakistan?da yürütülen eğitim-öğretimin mevcut durumu genel olarak ele alınmış, geleneksel ve modern öğretim kurumları ve öğretim sistemleri tanıtılarak, bu kurumlarda yapılan din öğretimi hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, yüksek din öğretimi kurumlarının tarihî ve hukukî temelleri incelenmiştir. Tarihî temeller bağlamında, Hint altkıtası yüksek din öğretimi oluşum ve yapılanma süreci `kurumsal altyapı oluşumu? (711-980), `program gelişimi ve kurumsallaşma? (980-1857), `yeniden yapılanma? (1857-1947) ve `modernleşme? (1947 sonrası) dönemleri esas alınarak incelenmiştir. Hukukî temeller bağlamında, Pakistan?ın yüksek din öğretimini etkileyen yasal ve siyasal dayanaklar gözler önüne serilmiştir.İkinci ve son bölümde yüksek din öğretimi kurumları hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Pakistan?ın geleneksel ve modern kurumları ve modern bir kurum olarak `Uluslararası İslâm Üniversitesi, İslâm Araştırmaları Fakültesi? örneği olumlu-olumsuz tüm yönleri ile tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Pakistan, din öğretimi, yüksek din öğretimi kurumları
İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi programının kültürler arası din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Günümüzde iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler, göç yoğunluğu, küreselleşme, insan hakları talepleri gibi faktörler toplumları derinden etkilemiştir. Bu etkileşim bireylerin dinsel, dilsel, kültürel farklılıklarının gözetilmesi taleplerini öne çıkarmıştır. Farklılıkların gözetilmesinin talep edildiği alanlardan biri de din dersleridir. Farklılıklara hitap ederken amaca ulaşmada izlenecek yol son derece önemlidir. Kültürler arası din eğitimi yaklaşımı bu süreçte önemli işleve sahiptir.Bu araştırmanın amacı, kültürler arası din eğitimi bağlamında İslam dini içerisindeki çoğulculuğun ve din eğitimindeki çoğulculuğun İlköğretim DKAB Programına ne ölçüde yansıdığını tespit etmektir. Giriş bölümünde problem, amaç, önem ve araştırmanın üzerine dayandığı temel kavramlar açıklanarak kuramsal çerçeve oluşturulmuştur. Birinci bölümde ise din eğitiminin amaçları, çoğulcu din eğitimi modelleri ve kültürler arası din eğitimi yaklaşımı ele alınmıştır. İkinci bölümde İlköğretim DKAB programının özellikleri hakkında bilgi verilip program kültürler arası din eğitimi açısından incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda İlköğretim DKAB programında kültürler arası din eğitiminin amaçlarının gözetildiği ve ilgili konulara kısmen yer verildiği, çoğulculuk yönünde gözlenebilir adımların atıldığı fakat bunun yeterli olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Çoğulculuk, Kültürler Arası Din Eğitimi, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Programı, Din Eğitimi Yaklaşımları.
Nasreddin hoca fıkralarının mantıksal açıdan incelenmesi
Bu çalışmada Nasreddin Hoca fıkraları Mantıksal açıdan bir tasnife tabi tutularak incelenmiştir. Bu tasnife göre söz konusu fıkralar Sağlam Mantıksal İşleyişe, Yanlışa Düşme Nedenleri, İşaret Edilen Yanlışlar ve Yanlışlardan Korunma Yollarına göre bir bir incelenip değerlendirilmeye çalışılmıştır. Giriş bölümünde Nasreddin Hoca?nın kişiliği hakkında ve fıkralarının espri gücü ile ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Mantıksal İşleyişi Gösteren fıkraların tahlili yapılmıştır. Bu grupta yirmi dört başlık altında yanlışlara dikkat çekilmiştir. Nasreddin Hoca?nın elli iki fıkrası incelenmiştir. Bu bölümde en çok ?Cedel?, ?Öyleyse? ve ?Önceli Evetleme? için örnekler görülmüştür. İkinci bölümde ise Yanlışa Düşme Nedenlerini Gösteren fıkraların tahlili yapılmıştır. Bu bölüm on üç alt başlık altında işlenmiştir. Daha ziyade ?İstisna yapma? ve ?Karmaşık Sorular? için örneklerin öne çıktığı görülmüştür. Bu bölümde Nasreddin Hoca?ya ait olduğunu düşündüğümüz yirmi iki fıkra, fıkraların taşıdıkları mantıksal espriler ve boşluklar yani yanlışlar açısından ele alınıp incelenmiştir. Üçüncü bölümdeyse Nasreddin Hoca fıkraları İşaret Edilen Yanlışlar Açısından otuz iki alt başlık altında, altmış fıkra üzerinden incelenip değerlendirilmiştir. Bunlar arasında en çok ?Eş Sesli Lafız Yanlışı? ve ?Şundan Ötürü? (Post Hoc Ergo Propter Hoc)ve ?Bundan Ötürü? (Cum Hoc Ergo Propter Hoc) konularındaki örneklere yer verilmiştir. Dördüncü bölümdeyse Nasreddin Hoca fıkraları, Yanlışlardan Korunma Açısından on yedi başlık altında, kırk yedi fıkra üzerinden incelenip değerlendirilmiştir. Sonuç olarak toplam doksan sekiz Nasreddin Hoca fıkrası mantık temelinde seksen yedi başlık altında sistematik olarak sınıflandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Nasreddin Hoca, Fıkra, Mantık terimleri, Mantık Yanlı?ları, Yanlı?lar, Yanlı?lardan korunma.
Din eğitiminin amaçları açısından Kuran'da duygusal zekâ
Din, ahlâki davranışın gelişimi ve korunmasında yardımseverlik, hoşgörü, doğruluk, sabır ve Tanrı?ya bağlılık gibi özgeci motivasyonlarda olumlu rol oynar. Modern hayatın içinde ve tarih boyunca var olan din, kendini insanlara bir umut olarak ortaya koymuştur. Onun sahip olduğu ahlâki değer ve erdemler, insanın aidiyet duygusuyla beraber, duygu ve düşüncelerini tanıma ve kontrol edebilme becerisi kazandırmayı amaçlamıştır. İslami manada, eğitim ve öğretimde dinin hareket noktası Kur?an ve sünnettir. Elbette eğitim ve öğretim alanındaki yeni gelişmeler ışığında, Kur?an?dan en iyi şekilde yararlanmak ve onu din eğitiminin asıl hareket noktası kılmak için yeni teoriler geliştirilmelidir.Okullarımız ve kültürümüz akademik becerilere büyük önem verirken, kişinin geleceğini belirlemekte çok önemli rolü olan, duygusal zekâ dediğimiz bir grup özelliği göz ardı etmektedir. Bu çalışmada, Kur?an?da duygusal zekâ ile ilgili olan hususlar tespit edilerek, din eğitiminde amaçlar belirlenirken, bu boyutun da göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymak amaçlanmıştır.Sonuç olarak, din eğitiminin amacı olan iyi insan, dinin amacı olan mutlu insandır. Bu anlamda, modern bilimin ortaya koymaya çalıştığı duygusal zekânın öğeleriyle, Kur?an?ın insan tabiatına uygun tavsiyelerinin uyumu söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Din Eğitimi, Duygusal Zekâ, Din Eğitiminde Amaçlar, Kur?an ve Eğitim
Mümin ve Müslüman kavramlarının pozitif ruh sağlığı açısından değerlendirilmesi
İslam dininin, en dikkat çeken yönlerinden birisi insanların zihinlerinde tevhid, ahiret, nübüvvet gibi temel inanç konularını inşa ederken -Sosyal haya¬tın emniyetini sağlamaya yönelik olarak da- onların din, akıl, can, mal ve nesil¬lerini koruma altına almış olmasıdır. Bu açıdan müminden beklenen en önemli özelliklerden birisi alışveriş, ölçü, tartı gibi toplumun maddi yönüne bakan bi-rimlerinde, insanlarla arasındaki güvenirliği tesis etmiş olmasıdır. Müminin hadislerde insanların kendisinin ?şerrinden emin oldukları kimse? olarak tanı-tılması ise ayrıca bu kavramın topluma yayması gereken değer algısı ve kişiye kazandırdığı nitelikler yönünü önemli kılmaktadır. Bizde bu ivmeden hareketle mümin ve müslüman kavramlarını, hem kişinin kendi ruh sağlığı, hem de top¬lum ruh sağlığına katkısı açısından ele almaya çalışacağız. Netice itibariyle Ku¬ran-ı Kerimin insanı ve tüm insanlığı ulaştırmak istediği nokta, dini metinlerde ?insan-ı kamil? düzeyi olarak ifade edilmektedir. Bu hedefin -dünyaya bakan- en önemli yönü ise, inançlı insanın, ruh sağlığı dengeli, mutlu, psikolojik rahat¬sızlıkları olmayan veya minimal düzeyde olan bir birey olarak tüm insanlığa emniyet ve güven veren bir model ortaya koyma sorumluluğudur. Anahtar Kelimeler: Pozitif Ruh Sağlığı, Mümin, Müslüman, Kuran.
Eğitimde yapılandırmacılık ve din eğitimi
Günümüzde yaşanan toplumsal değişim ve farklılaşan eğitimsel ihtiyaçlar paralelinde din eğitim ve öğretiminde yeni yaklaşımlar ile programlar geliştirilmeye ve uygulanmaya çalışılmaktadır. Din öğretiminde Batı?da yeni yaklaşımlar, ülkemizde ise din öğretimi programı geliştirme çalışmalarında yeni eğitim kuram ve yöntemleri temel alınmaya başlanmıştır. Bu süreçte din öğretiminde temel alınan kuramların varsayımlarının din eğitim ve öğretiminin teorik temellerine ve uygulama süreçlerine etkilerinin neler olacağı başlıca inceleme alanlarından birini oluşturmaktadır. Son yıllarda diğer eğitim alanlarında olduğu gibi, din eğitimi ve öğretimini etkileyen ve din eğitimi alanında araştırma konusu haline gelen kuramların başında yapılandırmacılık gelmektedir. Yapılandırmacılığın din eğitiminde gerçeklik ve bilgi bağlamında kuramsal ve pratik olarak kullanılabilirliğinin imkanı ve öğrenme ilkeleri ile yöntemleri açısından uygulanabilirliği konusunda incelemeler artarak devam etmektedir. Yapılandırmacılığı felsefi ve psikolojik zeminde gerçeklik, bilgi ile anlayışı ve temel varsayımları çerçevesinde ele alan araştırmamızda din öğretiminde yapılandırmacılığın bilgi ve gerçeklik konusunda felsefî, teolojik ve eğitimsel açıdan temellendirilmesi amaçlanmış ve ortaya çıkaracağı problemler tartışılmıştır. Araştırmamızda radikal yapılandırmacılığın din eğitim ve öğretiminde aşırı öznel ve göreceli fikirlerden dolayı felsefi ve teolojik açıdan temellendirilemeyeceği gibi eğitimsel açıdan da aşırı bireyselleştirilmiş öğretimin uygun olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Ilımlı yapılandırmacılığın ise din eğitim ve öğretiminin teorik temelleri açısından temellendirilebileceği ve eğitimsel açıdan da uygulanabilirliği konusunda problem teşkil etmeyeceği neticesine varılmıştır. Bununla birlikte yapılandırmacılığın din öğretiminde eğitimsel yönü baskın bir din öğretimi anlayışının oluşmasına, öğrenci merkezli bir eğitim sürecinin uygulanmasında önemli katkılar sağlayacağı ifade edilmiştir.
Camilerin toplumsal kimlik ve değerlerin oluşmasındaki rolü
Bu tez çalışmasının temel problemi, Camilerin toplumsal kimliğin ve değerlerin oluşmasındaki rolünü, bireysel ve toplumsal kimliğin kazanılmasında, değerlerin oluşmasında, korunması ve aktarılmasında yaygın din eğitiminin-yaygın din eğitimi kurumu olarak camilerin-fonksiyonlarını araştırmaktır. Çalışmamızın temel kavramları; ?Yaygın din eğitimi, Kimlik ve Değerdir? dir. Bunun yanında, bu kavramların ilişkili olduğu başka birtakım kavramlarda ele alınmıştır. Örneğin, eğitim, öğretim, din eğitimi, din öğretimi, cami eğitimi, vb. Araştırmanın konusu, amaç ve önemi, yöntem ve sınırlılıkları belirtildikten sonra, tezimizde kullandığımız temek kavramlar açıklanmıştır. Sonraki aşamada konuyla ilgili yapılmış çalışmalar zikredilmiş, kimlik, toplumsal kimlik kavramı ve camilerin fonksiyonlarıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaygın Din Eğitimi, Kimlik, Değer.
Peter L. Berger ve Rodney Stark'ın din kuramlarında dinsel çoğulculuk anlayışı
Çoğulculuk, sosyal bilimciler tarafından farklı etnik ve dinsel grupların bir arada yaşadığı ve birbirileriyle serbestçe rekabete girdikleri bir durum olarak tanımlanmaktadır. İlk gelişmemiş örneklerini geleneksel toplumlarda gördüğümüz dinsel çoğulculuk, modernleşmeyle birlikte gelişmiş ve derinleşmiş, küreselleşmeyle de bütün toplumların gündemine girmiştir. Böylece günümüz toplumlarında din tartışmalarının en temel konularından birisi haline gelmiştir. Peter Berger, dinsel çoğulculuğu, modern toplumda genel anlamda dinin makuliyetini tehdit eden en önemli sosyolojik süreç olarak görmektedir. O, çoğulculuk ile sekülerleşme arasında doğrudan bir bağlantı kurmakta, sekülerleşmenin dinsel geleneklerin tekelci pozisyonunu ortadan kaldırdığını ve dolayısıyla çoğulcu bir yapıya yol açtığını ileri sürmektedir. Ortaya çıkan çoğulcu yapı da diyalektik bir süreç içinde sekülerleşmeyi yeniden üretmektedir. Çoğulculuk toplumun kutsal kubbesini parçaladığı için, artık bütün toplumu kuşatan bir dünya görüşünden bahsedilemez. İnsanlar farklı dünya görüşleri arasında tercih yapmak durumundadırlar. Görecelilik kaçınılmazdır. Çoğulculuk, dinlerin ve dünya görüşlerinin rekabet ettiği bir pazar ortamında, birbirlerini gözden düşürüp göreceleştirmelerine, yaygın bir şüpheye ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde makuliyet kaybına neden olmaktadır. Bu yaygın geleneksel anlayışa meydan okuyan Stark, çoğulculuğun yüksek dinsel katılım düzeylerine sebep olduğunu söylemektedir. Ona göre çoğulculuk, dinin makuliyetini aşındırmak yerine, daha istekli, canlı ve etkili dinsel kurumların ortaya çıkmasına yol açar. Bir toplumda yüksek oranlı dinsel katılıma ulaşabilmek, birden çok etkili ve gayretli dinsel kurumun varlığını vede rekabetini, yani dinsel çoğulculuğu gerektirir. Eğer devlet bir dinsel grubu kayırarak pazara müdahale ederse, çoğulculuk sınırlanır ve dinsel katılım düzeyleri düşük olur. Stark'a göre, tarihsel süreçte çoğulcu ve rekabetçi dinsel pazarların gelişmesi dinsel gerilemeyle sonuçlanmamış, aksine dindarlıkta artışa yol açmıştır. Bu çalışmada, modern toplumların temel bir gerçekliği olan dinsel çoğulculuk, bu birbirine zıt iki bakış açısı merkeze alınarak sosyolojik perspektiften analiz edilmiş ve tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Modern Toplum, Dinsel Çoğulculuk, Dinsel Pazar, Dinsel Ekonomi, Rasyonel Tercih Teorisi.
Almanya'daki son kuşak Alevilerin Tanrı ve din algısı
Araştırmanın alan kısmı olan Berlin'deki Alevi gençleri hem Berlin'deki cemevi içinde hem de kentin aktüel ilişkilerinde ele alınmıştr. Gözleme ihtiyaç duyan bu yaklaşımda, anlaşılmak istenen 1960'larda başlayan göçün kuşaklararası farklılıklarını Aleviler nezdinde anlamaya yöneliktir. Alevilerin din, inanç ve sosyo-kültürel yapısı, Cumhuriyet Türkiyesi'nin modernleşme tarzına bağlı olarak değişimler yaşamıştır. Bu değişimler özellikle, Anadolu'nun köylerinden modern kentlere yönelik göç ile birlikte, giderek fazlalaşmıştır. Modern kentler, birey toplum ilişkisini yeniden düzlenmiş, sanayileşmeninde etkisiyle kentlerde yaşam, yeni bir insan tipi olarak modern insanı tipini ortaya çıkarmıştır. Köylerden kentlere göç eden Alevilerin karşılaştığı sadece modern Cumhuriyet'in politik uygulamaları değil aynı zamanda kent yaşamı içinde geleneksel değerlerin hızla ortadan kaldığı gerçeğiydi. 1950 sonrası köylerden kentlere iç göç hızlanmış, sonuçları beklenmedik ölçüte ekonomik, politik ve kültürel sorunları beraberinde getirmiştir. Alevilerin bu sorunların üstesinden gelememesi, inanç ve geleneklerindeki zayıflamalar yol açmıştır. Avrupa'daki kültürel ve ekonomik yaşamın içinde birden bire yaşama durumu Aleviler doğal olan ortamından uzaklaşmasına yani Anadolu özgünlüğünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Cumhuriyetle oluşan modern merkezi otoritenin, Alevilerin inanç ve kültürlerine yönelik etkilerini ve ayrıca köylerden kentlere göç ile birlikte kültür ve inançta yaşanan değişimlerin boyutunu anlamak, Avrupa deneyimi ile son kuşak Alevi gençlerinde kendini en uç noktada göstermektedir. Bu uç durum olumlu ya da olumsuz olanın ötesinde mevcut son kuşak Alevi gençlerindeki Alevilik algısını anlamaya yöneliktir. Son kuşak Alevi gençlerin Avrupa'daki gündelik yaşamları içindeki Tanrı ve din algısı da bu yönü ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler꞉ Alevilik, Modernite, Kent, Göç, Anadolu, Almanya, Berlin, Gündelik Hayat, Aleviler, Üçüncü Kuşak, Tanrı, Din.
Russell Felsefesinde tanrı ve kötülük problemi
Bu çalışmamızda Russell'ın Tanrı ve kötülükle ilgili düşüncelerini din felsefesi açısından incelemeye çalıştık. Russell Kilise'nin tutumundan hayatı boyunca son derece rahatsız olmuştur. Özellikle insanların özgürlüklerine müdahale edilmesi acımasızca ve adeta işkence mahiyetince cezaların uygulanması din karşı bir soğukluk geliştirmesine sebep olmuştur. Ayrıca Russell bir taraftan Tanrı'nın varlığı ispatlama noktasında agnostik olduğunu söylerken diğer taraftan Tanrı'nın ispatlanamayacağı yönünde görüş belirtmeyi tercih etmiştir. Bu da onun çelişkili yönlerinden biridir. Russell'ın inancının kaynağı olarak korku, nefret, adalet gibi duyguları dile getirmesi de dine karşı aldığı olumsuz tavrı göstermektedir. Ancak tün insanların bu sebepten dolayı dine inanması fikri tutarlı bir fikir değildir. Tanrının varlığı probleminin yanı sıra Russell'ın Din felsefesinin önemli konularından birisi olan Kötülük Problemini Tanrı'nın varlığı aleyhine kullanıp kullanmadığını analitik bir metotla incelemeye çalıştık. Tezimizde Russell'ın tabi kötülük ve ahlaki kötülük delilini kullanarak Tanrı'nın iyi, adil ve merhametli olduğu şeklindeki anlayışa getirmiş olduğu itirazları tahlil etmeye çalıştık. Görebildiğimiz kadarıyla, Russell'ın itirazları teistik ahlaka yönelerek Tanrı'nın iyi, adil ve merhametli olmasına rağmen tabii ve ahlaki kötülüğe dünyada izin vermesinin kabul edilmez olduğu noktasında toplanmaktadır. Bizim Russell'a karşı yapmaya çalıştığımız kötülük problemi çabasında ise, Tanrı'nın adaletiyle kudreti arasındaki ikileme dikkat çekilmiştir. Kanaatimizce, bu ikilemin çözümü, teolojik ahlakın değil, ahlak teolojisinin Tanrı tasavvurunda bulunmaktadır. Russell, bu ikisi arasındaki farka dikkat etmeksizin teizmi "dogmatik bir inanç" olarak kabul ettiği ve ahlak teolojisindeki değeri görmediği için Tanrı, insan ve evren tasavvurunda teizmi haksız bir şekilde eleştirmiştir. Diyebiliriz ki, Russell'ın iddia ettiği şekliyle kötülük problemi, monoteist dinler için bir tehlike oluşturmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanrı, Russell, Ahlak, İnanç, Mantık, Kötülük.
Queer Teoride din; Bir altkültürün din sosyolojik yorumu
1980'lerde postmodernist ve feminist paradigmalar özelinde gerçekleştirilen "kimlik" temelli teorik tartışmalar, 1990'larda queer teorinin temelleri için önemli bir gelişme olarak değerlendirilir. Bu dönemde kimlik üzerine yürütülen en ateşli tartışmalar, Batı'da "gay" hareketi olarak bilinen LGBTİ toplumsal hareketi tarafından, cinsiyet kimliği özelinde gerçekleştirilmiştir. Queer teorinin düşünsel yapısının temelinde yer alan her türlü kimlik kategorisinden sıyrılma düşüncesi, LGBTİ toplumsal hareketinin temel mücadele alanı olan cinsiyet kimliği üzerine mücadelesini, cinsiyet kimlikleri tarafından inşa edilen her türlü kategorik ifade ile mücadeleye yöneltmiştir. Queer teorinin her türlü sabiteye karşı duran yapısı, queeri toplumsal hayatın her kesimi ile ilişki hale getirmektedir. Queer teori bu ilişkilerden birini de din ile kurmaktadır. Özellikle 1994 ve sonrasında queerin şemsiye bir kavram olarak konumlanışı, din ve dinsel metinleri, kendisini queer olarak tanımlayanlar tarafından yeniden yoruma açılmasına olanak tanımıştır. Queer teorinin düşünsel perspektifi ile kuramsal ve metodolojik çerçevesini kuran bu tez çalışması, ilk olarak LGBTİ hareketinin toplumsal zeminde ilerlediği mücadelenin de bir örüntüsü olan altkültür kategorilerini ve queer teorinin düşünsel yapısı ile LGBTİ hareketinin ilişkiselliğini tartışmaktadır. İkinci olarak da, queer teoloji aracılığıyla yeniden yorumlamaya açılan teolojik ifadelere değinip, LGBTİ hareketine yönelik "kutsal metin odaklı dinsel tavırlarda" meydana gelen söylemsel ve yorumsal değişim ifadelerini incelemektedir. Bununla birlikte, geleneksel İslam teolojisinde hemcins cinselliğine yönelik ifadelendirilen söylemlerin değişime uğrayabileceğine işaret eden bu çalışma bunu yaparken, Avrupa ve Amerika'da kendini queer müslüman olarak tanımlayan bireylerin, İslam teolojisindeki kutsal metinleri queer teoloji perspektifinden tartışmaya açan düşünsel yapıların Türkiye örneklemindeki benzerlerini açıklığa kavuşturmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Queer Teori, LGBTİQ Hareketi, Altkültür, Din, Queer Teoloji, Queer İslam.
Dünden bugüne Japon Budizmi: İnanç ve uygulamaları
Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin hızla gelişmesi sonucu, küreselleşme denilen bir olguyla karşı karşıya kalan dünyamız her geçen gün büyük bir köy haline gelmiştir. Bu durum toplumların birbirlerini daha iyi tanımaları ve anlaşma yollarını keşfetmelerini zorunlu kılmıştır. İnsanları ve toplumları tanımanın en önemli yollarından birisi onların dini inanç ve uygulamalarını bilmektir. Sosyal ve ekonomik ilişkilerimizin daha da arttığı Japonya'ya özgü kültürün temel unsurlarından birisi Budizm'dir. Öyle ki Budizm, başlangıçta Japon halkı için yalnızca ölüm ve sonrası işleri düzenleyen bir din iken, zamanla toplumu her açıdan etkileyen ve geleneksel Japon dini Şintoizm'le de bütünleşen ikinci din haline gelmiştir. Japon insanı, Budizm'i Çin ve Kore üzerinden gelen, seyyah, rahip ve misyonerler vasıtasıyla tanımış, benimsemiş ve ona yerel bazı unsurlar eklemek suretiyle adeta Japonlaştırmıştır. Ama bu süreçte Japonya'ya özgü pek çok Budist mezhebi ve yorumu ortaya çıkmıştır. Japon Budizmi'nde farklı yorumların, mezhep ve akımların ortaya çıkışı tedricen gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Japon Budizmi'ni incelerken bu durumu mutlaka göz önüne almak gerekir. Bu nedenle tezde öncelikle Japonya'nın kültürel ve coğrafi durumu ile mevcut dinleri hakkında bilgi verilmiş, ardından tarihi süreç içerisinde Budizm'in durumu ele alınmış, daha sonra ise Japon Budizmi'nin inanç, ibadet ve uygulamaları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Budizm, Japon Budizmi, Şintoizm, Japonya, Japon Kültürü
Ramayana Destanına göre Hinduizm
Biz bu çalışmamızda Hindu kutsal kitapları arasında sayılan Ramayana Destanı'nın Hinduizm'e olan etkilerini incelemeye çalıştık. Hindularca İtihasalar olarak bilinen destanlar, Hindu âleminin hem dini hayatını hem de sosyolojik hayatını şekillendirmektedir. Öyle ki destanda Rama- Sita karakterleri örnek alınması gereken ideal eş profili çizerken dini açıdan da hikâyeler üzerinden Dharma doktrini işlenmektedir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümde Hindu kutsal kitapları tanıtılmış ve çalışmamızın önemi ve amacı; çalışmada kullandığımız yöntem ve çalışmanın sınırları ortaya konulmuştur. Çalışmamızın ilk bölümünde, araştırmanın ilerleyen kısımlarında değineceğimiz konular için kolaylık sağlaması adına destanın özeti, karakter analizi, destanı kompoze eden şairi, yazıya geçiriliş tarihi hakkında bilgiler verilmiş ve Ramayana destanının başka kültür ve dinlerdeki yansımalarını ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde "Dharma", "Karma" ve "Reenkarnasyon" inançlarına değinilerek Tanrı algısı hakkında bilgi verilmiş ve "Avatara" doktrini incelenmiştir. Tezimizin üçüncü bölümünde ise Ramayana destanında geçen dini törenler, bayramlar ve ritüeller ele alınmıştır. Çalışmamız genel bir değerlendirme ile sona ermektedir. Anahtar Kelimeler: Hinduizm, Ramayana, Rama, Sita, Ravana, Dharma, Avatara, Tirtha, Divali, Ramanavami, Aşvamedha.
Muhammed Arkoun'un modern İslam düşüncesindeki yeri
Modern İslam Düşüncesi, Müslüman toplumlarda yaşayan ilim ve fikir adamlarının; din, toplum, medeniyet, kültür, felsefe ve benzeri konularda ürettikleri görüşlerin, kanaatlerin ve bilgilerin tamamını kapsar. Modern İslam Düşüncesi, "bugüne İslam diye gelen din" hakkında sorgulama yaparken doğal olarak İslam'ın kitabı olan Kur'an'ı tek ölçüt olarak ele almaktadır. Zira Kur'an, yorumlamada her ne kadar geleneksel dini ilimlerin tahrifatına uğramış olsa da, metin olarak bozulmadan bugüne intikal etmiştir. Bu kaynak dışında, başta sünneti oluşturan hadisler olmak üzere fıkhî, kelami, mezhebi, tasavvufi tüm dini metinler ve bu metinler etrafında oluşmuş usuller, anlayışlar ve kurumlar modernistlerin tenkit odakları olmaktadırlar. Modernistlere göre sadece Kur'an'dan ilham alınarak çağdaş sorunların üstesinden gelinebilir. İslamiyet'in yeniden zamana damgasını vurması ancak bu metotla gerçekleşebilir. Bu çalışmada Modern İslam Düşüncesinde önemli bir yere sahip olan Muhammed Arkoun incelenmiştir. Arkoun, Kuran çalışmalarıyla şöhret bulmuştur. Bütün yönleriyle ele alınmaması Arkoun'un Türkiye'de eksik tanınmasına neden olmuştur. Arkoun'u İslam, Kur'an, Sünnet, Felsefe, Tarih, Laiklik ve Siyaset çerçevesinde ele alarak bu eksikliği gidermeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: İslam, Kur'an, Sünnet, Laiklik, Tarihsellik, Siyaset, İslam düşüncesi, modern dönem, Müslüman düşünür.
Kültür-kavram ilişkisi üzerine bir araştırma
Toplumun hafızası oluşan ve oluşmakta olan kavramlarla okunur, anlaşılır ve değerlendirilir. Kültür; dilin oluşmasında, kavram üretmede, kavramların içeriğinde ve terimleşmesinde, zihniyetin ve değerlerin oluşmasında, toplumun gelişmesinde, modernite ve değişimde, teknoloji üretme ve kullanmada, bilgi transferinde, modern bakış ve söylemi oluşturmada, kültürel kabul/karşı koyuş sürecinde, müessir bir rol oynamaktadır. Toplum içinde kültürel farklılıklardan kaynaklanan, aynı kavrama yüklenen farklı anlamlar ortaya çıkmakta, zaman içinde kültüre bağlı olarak kavram içeriklerinin değiştiği görülmektedir. Kavramların, anlam kazanmasına, değişmesine, dönüşmesine ve anlam kaybına etki eden nedenler ile bunlar içerisinde toplumun fonksiyonunun (dini ve ahlaki değerleri, yerli/yabancı kültürün etkisi, medya (görsel/yazılı), popülizm, globalizm/küreselleşme, bazı siyasi ve ideolojik akımların/fikirlerin etkisinin) ne olduğu, haliyle kavramlar üzerinde kültürün oynadığı rolün ne olduğu, örnekleriyle incelenip değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dil, Düşünce, Anlam, Kültür, Kavram.
Gazzali,İbn Rüşd ve İbn Teymiyye'ye göre Tevil
Te'vil yorum olarak, geçmişten bugüne kadar süregelen önemli ve ciddi bir tartışma konusu olmuştur. Bu konu sadece İslâm dininin ve dil olarak sadece Arapçanın ilgilendiği bir durum değildir; her dinin ya da her dilin incelemeye değer bulabileceği bir meseledir. İslâm düşüncesinde kimi düşünürler, te'vili her türlü metne uygulamasına karşın kimileri onu tamamen reddetmiştir. Diğer bazı düşünürler ise te'vili ne bütünüyle uygulamışlar ne de terk etmişlerdir; onlar bir yöntem çerçevesinde bazen te'vil yapmış, bazen de te'vil yapmaktan kaçınmıştır. Gazzâlî, İbn Rüşd ve İbn Teymiyye, te'vil meselesinde son gruba giren üç İslâm düşünürüdür. Bu çalışmada, adı anılan üç düşünürün te'vil anlayışı betimlenmiş ve bu anlayışlar karşılaştırmalı olarak tahlil edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde te'vil kavramı dilsel açıdan ele alınmış, tevilin tefsirle bağlantısı değerlendirilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Gazzâlî, İbn Rüşd ve İbn Teymiyye'nin te'vil kavramını nasıl tanımladıkları, bu tanım İslâm düşüncesinin temel bir sorunu olarak akıl ile nakil arasında ne türden bir ilişki kurdukları tasvir edilmiştir. Ayrıca sözü edilen üç düşünürün te'vil anlayışını karşılaştırma yapmak için, her düşünürün eserlerinde sundukları benzer te'vil örnekleri seçilerek incelenmiştir. Tezin üçüncü ve son bölümünde Gazzâlî, İbn Rüşd ve İbn Teymiyye'nin te'vile ilişkin yaklaşım ve görüşleri birbirleriyle karşılaştırılmış; bu karşılaştırmada sözü edilen düşünürler arasındaki ortaklıklar ve farklılıklar konu merkezli olarak ortaya konmuştur. Sonuç bölümünde ise tezde ulaşılan bulguların genel bir değerlendirmesi dile getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İslâm Düşüncesi, Te'vil, Gazzâlî, İbn Rüşd, İbn Teymiyye.
Kitâb-ı Mukaddes'in Kral James versiyonu
Ülkemizde Anglikanizm'le ilgili yapılan araştırmalarda genellikle kilisenin tarihi, teşkilat yapısı gibi konular incelenmiş; ancak kilisenin tarihinde ve liturjisinde en önemli yeri işgal eden İngilizce Kitâb-ı Mukaddes konusu ihmal edilmiştir. Halbuki Anglikan Kilisesi'nde doktrin ve ibadet, dua kitabı ve Kral James Versiyonu üzerine kurulmuştur. Anglikan Kilisesi için önemli bir yer işgal eden "Kitâb-ı Mukaddes'in Kral James Versiyonu" tarihi, dini, edebi ve kültürel yönleriyle çalışmamızda ele alınıp incelenmiştir. Kral James Versiyonu iki buçuk asır boyunca İngiltere'de ve İngilizce konuşan topraklarda okunan tek kutsal kitap tercümesi olmuştur. Bu tercüme ilk baskısından günümüze dört yüz yıl geçmesine rağmen İngiltere ve Amerika'da en çok satılan Kitâb-ı Mukaddes tercümelerinin başında gelir. Araştırmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kral James Versiyonu öncesi İngilizce kutsal kitap tarihini, yapılan tercümelerin özelliklerini ve dönemin kültürel arka planını ele aldık. İkinci bölümde Kral James Versiyonu'nun yapılışını ve özelliklerini; dini, siyasi, edebi ve kültürel etkilerini inceledik. Üçüncü bölümde ise Kral James Versiyonu'nu Türkçe Kitâb-ı Mukaddes tercümeleriyle kanonik ve metinsel mukayesesini yaptık. Anahtar Kelimeler: Kral James Versiyonu, Kitâb-ı Mukaddes, Anglikan Kilisesi, Reform, Tercüme.
Molla Fenârî'nin kavram anlayışı
On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda yaşayan Molla Fenârî, Osmanlı Devletinin en önemli ilim adamlarındandır. O, birçok ilim dalı üzerine değerli eserler kaleme almıştır. Bunlar arasında en meşhur olanı, Mantık ilmi üzerine yazmış olduğu Şerh-i İsâgûcî isimli eserdir. Şerh niteliğindeki bu eser, gerek Mantık ilminin tartışmalı konularına getirdiği açıklamalar gerekse de eğitim kurumlarında yüzyıllarca Mantık öğretimi için kullanılması nedeniyle, bu alanda kendisine önemli bir yer edinmiştir. "Molla Fenârî'nin Kavram Anlayışı" adlı bu çalışmamız, bugüne kadar çalışılmamış bir konu olarak, Fenârî'nin kavramlar mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir. İki ana bölümden oluşan bu tez çalışmasının Birinci Bölümü, Fenârî'nin kavramlar mantığının anlaşılmasına yönelik bir ön hazırlık bağlamında, terim ve kavram konusunu, bunların çeşitlerini ve ilişkilerini birlikte ele almaktadır. İkinci Bölüm, Fenârî'nin kavramlar mantığını, ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Onun kavramlar mantığına getirmiş olduğu açılımlar irdelenerek konu hakkındaki anlayışının tespiti amaçlanmıştır. Sonuç olarak, Fenârî'nin kavram anlayışına dair bu çalışmamız ile onun İslam Mantık Geleneğinin bir takipçisi olduğu ve alana yeni perspektifler kazandırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Molla Fenârî, Kavram, Lafız, Beş Tümel, Tanım.
İbn Haldun'un yorum kuramı
Bu çalışmada, İbn Haldun'un, kurucusu olduğu Umran ilminin dayandığı bilgi kuramı üzerinde durulmaktadır. Tabiat bilgisine odaklanan geleneksel felsefenin dayandığı bilgi kuramının tarihi ve toplumsal olguları anlama ve açıklamakta yetersiz kaldığına inanan İbn Haldun, Umran ilmini, beşeri hayatın sabit ve değişken şartlarını araştıran yeni bir disiplin olarak tanımlar. Bu ilim aracılığıyla İbn Haldun'un aynı zamanda farklı bir epistemoloji ve toplumsal ontoloji inşa ederek tarih ve toplum bilgisine yeni bir yorumlama çerçevesi geliştirdiği bu çalışmanın ana tezi olarak ortaya konulacaktır. Bu tezi de, Umran ilminin yöntemi, kullandığı temel kavramlar ve bunlar aracılığıyla İbn Haldun'un tarih, toplum ve bilgi konularını yorumlaması ile ispatlamaya çalışacağız. Birinci bölümde İbn Haldun'un tarih yorumu ele alınmıştır. Bu bölümde İbn Haldun'un Umran ilmini tarihsel aktarımların doğrulanmasında metot olarak kullanışı üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Umran ilminin zaruret, gereksinim ve lüks kategorileri gibi temel kavramları ele alınmaktadır. Ayrıca bu bölümde İbn Haldun'un yaşanan hayatın kategorilerini temel alarak, realist bir yaklaşım içerisinde meydana getirdiği toplum yorumu irdelenmektedir. Üçüncü ve son bölümde İbn Haldun'un umran ve ilimler arasında kurduğu ilişki ve Mantık, Felsefe, Kelam ve Tasavvuf disiplinlerini yorumu ve bu disiplinlere yönelik eleştirileri üzerinde durulmaktadır. Çalışmada İbn Haldun'un bir sosyal gerçeklik ontolojisi meydana getirdiği ve realist, kısmen rasyonalist bir yorum kuramı sunduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarih, Umran, Yorum, Bilgi, Toplum.
Ortaokul din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi öğretim programı ile temel dini bilgiler dersi öğretim programının karşılaştırılması
Ülkemizdeki din eğitimi ve öğretimi tarihi süreç içerisinde bazı evrelerden geçerek gelişmiştir. Örneğin ortaokul müfredat programlarında 1927 yılına kadar normal program içinde yer alan din dersi, 1956-1982 yılları arasında 25 yıl süre ile seçmeli olarak okutulmuştur. 1982-1983 eğitim öğretim yılına gelindiğinde ise din dersi ile ahlâk dersi birleştirilmiş, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi adını almış ve zorunlu hale getirilmiştir. 1982 Anayasasına göre de din eğitimi her vatandaşın sahip olduğu, devletin gözetimi ve denetimi altında yerine getirilmesi gereken sosyal bir hak olarak ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yerini almıştır. Günümüzde Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi ilkokul 4. sınıf ve ortaokul 5, 6, 7 ve 8.sınıflarda haftada 2 saat; lise 9, 10, 11 ve 12.sınıflarda ise haftada 1 saat zorunlu olarak okutulmaktadır. Ülkemizde örgün din eğitimi alanında 2012 yılında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bunun en somut örneği 2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren ortaokul ve liselerde zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin yanında, "Kur'ân-ı Kerim, Hz. Muhammed'in Hayatı ve Temel Dinî Bilgiler" gibi din derslerinin seçmeli dersler arasına alınmasıdır. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi "İnanç, İbâdet, Hz. Muhammed, Kur'ân ve Yorumu, Ahlâk, Din ve Kültür"den oluşan altı öğrenme alanı üzerine yapılandırılmıştır. Temel Dinî Bilgiler dersinin ise ayrı öğrenme alanları olmamakla birlikte İslâm I dersi: "İslâm'a Giriş, İslâm'a Göre Yaratılış, İman'ın Şartları, İslâm'ın Beş Temeli, İslâm'a Göre İyilik ve İslâm'a Göre Sorumluluklarımız" üniteleri üzerine yapılandırılmıştır. İslâm II dersi ise: "İman Esasları, İslâm'da İbâdetler, Günlük Hayatta İslâmi Kurallar, Toplumun Temeli: Aile, İslâm'a Göre Toplum Bilinci ve İnsanın Ruhsal Yönü" üniteleri üzerine yapılandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı 2012-2013 eğitim-öğretim yılında seçmeli din dersleri konusunun öneminden dolayı basında yer alan tartışmaların genel olarak tespitini yaparak Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi ve Temel Dinî Bilgiler derslerinin tarihi süreç içerisinde geçirdiği evreleri kısaca hatırlayıp bu bağlamda ortaokul Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi ile Temel Dinî Bilgiler dersi öğretim programlarını genel amaçlar ve kazanımlar, içerik, öğrenme-öğretme durumu ile ölçme ve değerlendirme ilkeleri bakımından karşılaştırabilmektir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Din Eğitimi, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, Temel Dinî Bilgiler, Seçmeli Din Dersleri
Farâbi'nin ahlâk ve siyaset felsefesinde fikrî faziletlerin yeri
Bu çalışma, Farabi'nin ahlâk ve siyaset felsefesinde fikrî faziletlerin yerini konu edinmektedir. Ahlâk ve siyaset felsefesinde fikrî faziletlerin yerini görmek için insan nefsini ve onun güçlerini tanımak gerekir. Doğasında bulunan bu güçler sayesinde insan, Farabi'nin düşüncesine göre, gerçek mutluluğa ulaşır. Gerçek mutluluğa ulaşmak için sağlıklı bir nefse de sahip olmak zorunludur. Bu sözü edilen mutluluk için aynı zamanda pratiğin bilgisine de sahip olmak gerekir. Bu bağlamda insanın yapıp etmelerinde pratik aklın etkin bir rolünün olduğu da unutulmamalıdır. Pratik aklın anlaşılmasında mutluluk, yetkinlik, erdem, iyi, kötü, zihin gücü, irade zayıflığı kavramlarını birlikte incelemek fikrî faziletleri anlamada bize kolaylık sağlayacaktır. Ahlâk ve siyaset alanındaki eylemlerin gerisinde iradi akılsallar bulunmaktadır. İradi akılsallar, değişken arazlara sahip olmaları bakımından, belli bir zamanda, belli bir yerde ve belli bir olayın meydana gelmesine bağlı olarak irade ile bilfiil varlığa getirilirler. Söz konusu iradî akılsalların varlığa getirilmesinde fikir gücü etkin bir rol üstlenir. Herhangi bir erdemli amacın elde edilmesinde en yararlı olan şeyi keşfeden fazilet de fikrî fazilettir. Hem ahlâk hem de siyaset alanında fikrî fazilet teorik, ahlâki ve pratik erdemlerden yalıtılmış olarak düşünülemez. Gerçek mutluluğa ulaşmak için fikrî faziletin nazarî, ahlâkî ve amelî faziletlerle birlikte bulunması gerekir. Anahtar Kelimeler: Farâbi, Ahlâk, Siyaset, Fikrî Fazilet.
Dilde çok anlamlılık ve belirsizlik
Bu çalışmanın ele aldığı konu, "dilde belirsizlik ve çok anlamlılıktır." Dilin belirsiz ve çok anlamlı olması ne demektir? Dildeki belirsizlik ve çok anlamlılık nelerden kaynaklanmaktadır? Dilin kullanım alanında görülen belirsiz ve çok anlamlı misaller dile ve hayatımıza nasıl ve ne derece etki etmektedir? Dilde görülen belirsiz ve çok anlamlı lafızlar ve ifadeler dile nasıl bir zenginlik katmaktadır. Dilde çok anlamlılık ve belirsizlik hep olumsuzluk mu teşkil eder? Dilin belirsizliği ve çok anlamlılığı çeşitli alanlarda (t.v, gazete, ders kitapları vb.) kendisini nasıl gösterir? Dilin bu kullanımı, dile ve kullanıcılarına zarar verir mi? Dilin bahsi geçen kullanımından nasıl ve ne derece korunabilir? Elinizdeki bu çalışma, bu ve buna yönelik sorulara cevap arama gayretindedir.Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır. (1) Dilin, anlamın, çok anlamlılığın, belirsizliğin kavramsal çerçevesi; (2) Çeşitli alanlarda görülen belirsiz ve çok anlamlı ifadeler; (3) Dilde belirsizlikten ve çok anlamlılıktan korunma yolları.Araştırmamızda farklı ve yeni sayılabilecek unsur, linguistik veya dile ilişkin felsefi çalışmalardan farklı olarak, dilin belirsizliğini ve çok anlamlılığını hayatımızın çeşitli alanlarından örneklerle somutlaştırarak konuya dikkat çekmesidir.
Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde kötülük problemi
Kötülük probleminden bahseden farklı kişi ve düşünce ekollerinin bu probleme değişik çözüm önerileri sunduğu görülmektedir. Kötülük ve iyilik kavramlarına, bir sûfi gözüyle bakan Mevlânâ, kötülük çeşitlerinden en çok ahlâkî olanı üzerinde durur. O'nun asıl gayesi insanın mutluluğuna engel olan sebepleri belirlemek ve bunları ortadan kaldırmaktır. Mevlânâ'ya göre kötülüğe yönelten âmiller Şeytan, nefs, aklı kullanamama ve kötü çevredir. Onun düşüncesinde mutlak kötülük diye bir anlayışın yer almadığı, kötülüklere göreceli bir anlayışla bakmak gerektiği üzerinde durduğu görülmektedir.Mevlânâ Celaleddin er-Rûmî'nin Tanrı anlayışı optimisttir. Allah'ı mutlak iyi ve mükemmel varlık olarak gören Mevlânâ, O'nun takdir ettiği her şeyin de bu iyiliğin bir sonucu olduğunu düşünür. Allah'ın isim, sıfat ve fiillerinin iyiliği, O'nun iyiliğine kanıt olarak gösterilebilir. İnsanı değerli olarak yaratması da bu kanıtlardan sayılır. Mevlânâ, kötülük diye ileri sürülenlerle Tanrı'nın iyiliğini şu gerekçelerle uzlaştırmaktadır: İmtihan için kötülük, sınırlı bilgiden dolayı kötü sanılan iyilik, hikmeti kavrayamama, göreceli iyilik, iyinin kıymetinin bilinmesi için kötülük ve ruhi olgunluk için kötülük. Mevlânâ, kötülüklere karşı takınılması gereken tavır ve tutumun nasıl olması gerektiği konusunda da tavsiyelerde bulunur.Mevlânâ, felsefede kötülük problemi veya teodise olarak kabul edilen bu konuyu, kendi düşünce sistemi içinde oldukça tatmin edici bir şekilde çözmüştür. Allah sevgisini anlayışının merkezine koymuş olan Mevlânâ, kötülük problemini de bu çerçevede ele almıştır. O'na göre, Allah'ın kötülükleri vermesi (paradoksal gibi gözükse de) O'nun Kemâl'indendir.Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Tanrı'nın İyiliği, Kötülük Problemi, Mesnevî.
Çevre kavramına dinî ve felsefî bir yaklaşım
Düşünen ve sorgulayan bir varlık olması sebebiyle insan, kendisinin ve çevresindekilerin nereden geldiğini ve nereye gittiğini, bu görünenin arkasındaki görünmeyeni arayıp durmuştur.Felsefe ve din, bu arayışa cevap veren iki temel kurumdur. Bunların zaman zaman bilimle kurdukları bağlar da bu cevaplara katkıda bulunmuştur. Dinler, birçok defa, insanın çevresini izleyerek ondaki Tanrısal özü müşahede edip doğru yolu bulmasını istemektedir.Biz de tezimizde, klasik delil olarak bilinen, ontolojik, kozmolojik ve teleolojik delilden, çevreye dayalı olan kozmolojik ve teleolojik delilin Tanrı'yı ispatta kullanılmalarının imkân ve başarısını araştırdık.Girişte, kısaca çevre kavramı ve tarihsel gelişimine değindik. Birinci bölümde, delil getirmek için kendisine dayanılan çevrenin ne derece sağlam ve kabul edilebilir olduğunu, ikinci bölümde ise, dinlerin çevreyi nasıl değerlendirdiklerini ele aldıktan sonra, üçüncü bölümde çevreye dayanılarak getirilen delilleri ele alıp inceledik.Bu araştırma sonucunda da, son dönemlerdeki bilimsel gelişmelerin de, çoğunlukla, çevreye dayanan bu delilerin temel dayanağı olan, evrenle ilgili öncüllerini desteklemekte olduklarını gördük. Bu sonuç da, söz konusu delillerin, Tanrı'yı ispatta kullanılmasının imkân ve geçerliliklerini hâlâ korumakta olduklarını göstermiş oldu. Bizim önerimiz ise, çevre kavramını kullanarak bu delillerin yeniden tasnif edilmeleri yönündedir.
Frederick Robert Tennant'ta kötülük-günah ilişkisi
?Frederick Robert Tennant'ta Kötülük- Günah İlişkisi? adlı bu çalışma ile din felsefesi alanında önemli problem olarak karşımıza çıkan ?kötülük problemi? ve Hıristiyan teolojinin temelini oluşturan ?günah? kavramını Tennant'ın eserleri kapsamında inceledik. ?Günah? kavramında asli günah ve düşüş kavramlarını açıklayarak, bu minvalde Teizmin karşısına çıkan güçlükleri tespit etmeye çalıştık. Problem tespiti ve kavramların açıklanmasından sonra Tennant'a göre kötülük-günah ilişkisini ortaya koymaya çabaladık. Bu çalışma ile Tennant'ın kötülük-günah ilişkisine bakışını açıklamayı gaye edindik.Giriş Bölümü'nde, daha önce kendisi hakkında her hangi bir bilimsel çalışma yapılmadığı için Tennant'ın hayatı ve eserleri hakkında açıklamalar da bulunduk. Bu kısımda onun akademik arka planına, çalıştığı akademik birimlere ve bir din adamı olarak aldığı unvanlara değindik. Daha sonra, kronolojik sıralamayı dikkate alarak Tennant'ın çalışmalarının içeriğine dair bilgilere yer verdik. Ayrıca onun kişisel ayırt edici özellikleri ve düşünce sistemi hakkında bilgi sunmaya gayret ettik.I. Bölüm'de, Tennant'ın felsefe sisteminde kötülük problemini iki başlık altında ele aldık. İlk başlıkta Tennant'ın sınıflandırmasına göre ?fiziki kötülük ve Tanrının iradesi ile ilişkisi?ne, ikinci başlıkta ise ?ahlaki kötülük ve bunun insan iradesi ile ilişkisi?ne değinerek özgürlük hakkında Tennant'ın düşüncelerini ifade etmeye çalıştık.II. bölüm'de, ?günah? kavramı, bu kavramla birlikte Teizmin karşılaştığı güçlükler ve Tennant'ın Teizmi savunması, delillendirmesi hakkındadır. Onun kendi eserlerinden yola çıkarak açıklamaya çalıştığımız `asli günah' ve `düşüş' kavramlarına da bu doğrultuda yer verdik.III. bölüm'de, Tennant'ın empirik metodunu temel alarak, ilk iki bölümde açıklamaya çalıştığımız kötülük problemi ve günah kavramı arasında ilişki kurmaya çalıştık. Bu ilişkide onun felsefe sistemine kısaca değinerek konuyu ana hatlarıyla açıklamaya gayret ettik.Sonuç bölümünde ise, çalışmamızın temelini oluşturan kavramlar ve bu kavramların ilişkilendirilmesine değinerek Tennant'ın eserlerinin içerik ve metodunu, bu ilişki hakkındaki açıklamalarını değerlendirdik.
Marifetname'de tabiat ilimleri
Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın Marifetname adlı eseri yazıldığı dönemde halk tarafından sevilmiş ve en çok okunan kitaplardan birisi olmuştur. Bu nedenle eser, halkın bilgi ve kültür düzeyi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Eserin toplumun dini ve ahlaki yönden gelişmesine etkisi açıktır. Peki, Marifetname bilime ve bilimsel gelişmelere ne ölçüde katkıda bulunmuştur?Bunun anlaşılabilmesi için eserde yer alan ?Tabiat İlimlerinin? ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Bu sayede İbrahim Hakkı'nın bu alandaki bilgi düzeyi ve bilim anlayışı ortaya konabilir. Böylece O'nun hem yaşadığı, hem de kendisinden sonraki dönemde bilime ve bilimsel gelişmeye katkısını anlayabiliriz.
İlköğretim II. kademe öğrencilerinde din kültürü ve ahlak bilgisi düzeyi ile ahlak gelişimi arasındaki ilişkiler
Okul, ilköğretim döneminde çocuğun ahlâkî gelişimini büyük ölçüde etkilemektedir. Bu araştırmada, ilköğretim II. kademe öğrencilerinde Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi düzeyi ile ahlâk gelişimi arasındaki ilişkiler incelenmektedir.Araştırmada kullanılan örneklem, 2009-2010 Eğitim-Öğretim yılı 2. döneminde Mart ve Nisan aylarında İzmir'in Konak ve Karabağlar ilçelerinde 5 farklı ilköğretim okulunda 2. kademede öğrenim gören 460 ilköğretim öğrencisinden oluşmaktadır.Araştırmanın 1. Bölüm'ünde katılımcıların özelliklerini, cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, anne ve babanın mesleği, anne ve babanın ilgi düzeyi, anne ve babanın öğrenim düzeyi ve ailenin gelir düzeyini ölçmek için ?Kişisel Bilgi Formu?; araştırmanın 2. Bölüm'ünde ahlâkî bilgi düzeyini ölçmek için, 6., 7. ve 8. sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinde işlenen ?Ahlâk? öğrenme alanıyla ilgili sorular; araştırmanın bağımlı değişkeni olan ahlâkî yargı düzeyini ölçmek için ise, ?Değerlerin Belirlenmesi Testi-DIT (Defining Issues Test-DIT)? kullanılmıştır. Verilerin kaydedilmesi ve değerlendirilmesinde SPSS 15.0 paket programı kullanılmıştır. Hipotezlerde varyans analizi yapılmıştır.Araştırma sonucunda, ilköğretim 2. kademe öğrencilerinin ahlâkî olarak geleneksel düzeyde oldukları; öğrencilerin ahlâkî bilgi düzeyleri, cinsiyetleri, anne ve babalarının öğrenim düzeyi ve mesleği ile ahlâkî yargı düzeyleri ve öğrencilerin yaşı ve sınıfı, anne ve babanın ilgisi ve ailenin gelir durumu ile öğrencilerin ahlâkî yargı düzeyleri arasında da anlamlı bir fark bulunamamıştırKısacası, öğrencilerin ahlâkî gelişimlerinde sadece Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin etkili olmadığı; psikolojik ve sosyolojik birçok faktörün de öğrencilerin ahlâkî gelişimlerini etkilediği tespit edilmiştir.Anahtar kelimeler: Ahlâk Gelişimi, Kohlberg'in Ahlâk Gelişimi Kuramı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi, Ahlâk Eğitimi, Ahlâk Öğretimi.
Cumhuriyet Dönemi'nde din görevlilerinin yetiştirilmesi ve istihdamı
Cumhuriyet Dönemi'nde Din Görevlilerinin Yetiştirilmesi ve İstihdamı? isimli bu çalışma birinci bölümü giriş, ikinci bölümü gelişme bölümü olarak düzenlenmiş iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; din görevlileri ile ilgili bazı kavramlar açıklanmıştır. Ayrıca Cumhuriyet dönemine ışık tutması açısından Hazreti Muhammed(s.a.v.)'den başlayarak Cumhuriyet'e kadar geçen dönemde din görevlilerinin yetiştirilmesi ve istihdamına ilişkin olarak ortaya çıkan gelişmelere yer verilmiştir.İkinci bölümde ise; özellikle 1920 ve 2010 yılları arasındaki dönemde ?İmam-Hatip? ve ?Müezzin-Kayyım? kadrolarındaki personelin yetiştirilmesi ve istihdamı konusu işlenmiştir. Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet döneminin tamamında din görevlilerinin kadro sayıları, eğitim seviyeleri, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim konuları değerlendirilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet döneminde din görevlisi yetiştiren eğitim kurumları hakkında bilgi verilmiştir. Yine bu bölümde camiler ve din görevlileri hakkında yetkili kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB)'in teşkilat yapısı ve birimleri hakkında bilgi verilmiştir. İmam-hatip ve müezzin-kayyımların DİB tarafından ?hac?, ?umre? ve ?yurt dışı? için görevlendirilmeleri de değerlendirilmiştir. Ayrıca ?İHL? ve ?İlahiyat Önlisans? mezunlarının girdiği Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ve Dikey Geçiş Sınavı (DGS) ile özellikle 1999 yılından itibaren uygulanmaya başlanan Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)'nin cami görevlilerinin eğitimi ve istihdamına etkileri açısından incelenmiş ve tablolar halinde sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Din Görevlileri, Diyanet İşleri Başkanlığı, DİB, İlahiyat, Cami Hizmetleri, Mescit, İmam-Hatip, Müezzin-Kayyım, Yetiştirme, İstihdam, Eğitim.
Kierkegaard'da Fideizm
Kierkegaard'ın epistemolojisi, imana dayalı bir epistemolojidir ve her şey varoluşla ilgilidir. İman konusu da varoluşun bir parçasıdır. Radikal bir fideist olarak Kierkegaard, iman önermelerine yönelik her türlü izah tarzını baştan reddetmektedir. Bu reddedişin kökeninde, onun dine bakış açısının, önemli etkileri vardır. Kierkegaard'ın dini epistemolojisinde iman ve akıl bir arada bulunmamaktadır. Ona göre akıl, dini hakikatleri kavramada yetersiz kalmaktadır. Zira enkarnasyon, ilk günah, Tanrı'nın varlığı birer doğmadır. Tanrı bilgisi dışındaki bütün bilgilerimiz, kesinlikten uzaktır. Bu yüzden o, epistemolojisini irrasyonalist bir zemin üzerine inşa etmiştir. Kierkegaard'ın sisteminde genel hatlarıyla öznellik, bireysellik, irrasyonalite, umutsuzluk, imancılık ve varoluş kavramları ön plana çıkmaktadır.
Namık Kemal'de din ve toplum
?Namık Kemal'de Din ve Toplum? adlı çalışmamızda, XIX. yüzyıl Osmanlı-Türk aydınlarından birisi olan Namık Kemal'in, düşüncelerine etki eden fikirleri ve düşünce dünyasını incelemeye çalıştık. Batı dünyasında yaşanan ve yeni bir kurumsal yapılanmayı da beraberinde getiren dönüşüm, Avrupa dışındaki devletlerde de etkili olmuştur. Bu etkilerin belki de en çok hissedildiği bu dönemde, modern siyaset düşüncesinin temel tezleri dönemin aydınlarınca tartışılmıştır. Siyasî bir teori inşa etmekten ziyade, çökmekte olan imparatorluk için çözüm yolları üzerinde duran Namık Kemal, Batı siyasî kurumlarının, imparatorluk için en uygun model olduğunu düşünmekte ve Batı dünyasında sözleşme kuramının etkisi altında gelişen anayasa, parlamento ve meclis gibi unsurları, İslâm-Osmanlı düşünce ve devlet geleneği üzerinde meşrulaştırmaktadır. Sözleşme kuramını, felsefî temelleri bağlamında değil de, sonuçları itibariyle ele alan Namık Kemal, İslâm-Osmanlı siyasî düşünce geleneğine ait kavramlar ile Batı siyasî felsefesine ait kavramlar arasında senteze gitmeye çalışmıştır. Bu çalışmamızda, İslam düşüncesinde devlet ve ona ait kavramlar hakkında da bilgi verdik. Ayrıca Namık Kemal'in siyasî, toplumsal görüşlerini ve dine bakışını eserlerinden hareketle irdelemeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: Din, Toplum, Namık Kemal, Sözleşme, Devlet, Hürriyet, Vatan
Sahaja Yoga: İçeriği, amacı, Türkiye'deki faaliyetleri
Türkiye'de son yıllarda faaliyet gösteren Yeni Dini Hareketler'den birisi de Sahaja Yoga'dır. Bu oluşum her ne kadar kendisini tarih içinde ortaya çıkan yoga ekollerinden birisi olarak gösterse de, sahip olduğu özelliklerin Yeni Dini Hareketler'i çağrıştırması nedeniyle bu hareketler içinde değerlendirilmektedir.Biz bu çalışmamızda Sahaja Yoga'yı hem Yeni Dini Hareketler'e hem de yoga ekollerine benzerliği yönüyle ele alarak inceledik.Bu çerçevede yaptığımız çalışmamız giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi kapsamı, amacı, metodu, ve kaynaklarına yer verdik. Ayrıca bu bölümde Sahaja Yoga'ya giriş mahiyetinde yoganın anlamını, ortaya çıkışını, tarihsel gelişimini, Sahaja Yoga ile Yeni Dini Hareketler arasındaki ilişkiyi, Sahaja Yoga ile sağlık arasındaki kesişme alanlarını gözden geçirdik.Birinci bölümde Sahaja Yoga'nın anlamı, ortaya çıkışı, gelişimi, kurucusu Şri Mataji'nin hayatı, hareket içindeki konumu üzerinde durduk. Ayrıca Sahaja Yoga'nın teşkilat yapısı ve bu teşkilatın faaliyetleri gibi konularda bilgi verdik.İkinci bölümde Sahaja Yoga'nın temel kavramları, nasıl uygulandığı, diğer dinlere bakışı gibi konuları ele aldık. Yine bu bölümde Sahaja Yoga'ya yöneltilen eleştirilere de yer verdik.Sonuç bölümünde araştırmamızda ulaştığımız malzemenin ışığında değerlendirmeler yaparak çalışmamızı tamamladık.
Dostoyevski'nin varoluşçuluk düşüncesi ve Abay Kunanbayev'e etkisi
Dostoyevski'nin Varoluşçuluk Düşüncesi ve Abay Kunanbayev'e Etkisibaşlığını taşıyan tez çalışmamız üç bölüme ayrılmaktadır. Tezimizin ilk bölümünde bir felsefe akımı olarak varoluşçuluğun doğuşuna ilişkin genel bilgiler sunulmuş; bu felsefenin ele aldığı konular sistematik bir bakış açısıyla belli başlı temsilcilerinin görüşleri ışığında ele alınmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise Dostoyevski'nin hayatı, eserleri ve varoluşçu düşüncesi sistematik olarak incelenmiştir. Bu bağlamda Dostoyevski'nin bilim, eğitim, milliyetçilik, acı, ıstırap, keder, din ve insanın özgürlüğü anlayışı ayrı ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Ayırca din başlığında düşünürümüzün Tanrı'nın varlığına inkâr edenlere yaklaşımı, Tanrı'nın var olduğu görüşünü benimsemesi ile bir din olarak Hıristiğanlığa imana bakışımı da ayrı ayrı ele alınmıştır. Dostoyevski, felsefi sorunları, romanlarındaki kahramanlar aracılığıyla tartışmış olmasından dolayı tezimizde romanlarına yer verilmiştir. Çalışmada Dostoyevski'nin bütün eserleri incelenmekle birlikte Suç ve Ceza, Budala, Cinler, Karamazov Kardeşler adlı romanları ile Yeraltından Notlar ile Bir Yazarın Günlüğü adlı eserlere ağırlık verilmiştir.Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise Abay Kunanbayev'in hayatı, eserleri ve varoluşçu düşüncesi, tıpkı Dostoyevski'de ele alınan konular bağlamında sistematik olarak incelenmiştir. Öte yandan bu konularla ilgili olmak üzere, Abay'ın Dostoyevski'den veya Kazak kültüründen etkilendiği noktalara da yeri geldiğinde işaret edilmiştir. Abay'ın düşüncelerinin daha iyi değerlendirilmesi amacıyla düşünürümüzün yaşadığı çağdaki Kazakistan'ın toplumsal ve siyasal durumu hakkında bilgi sunulmuştur. Tezimiz boyunca Abay'ın görüşleri için öncelikle Kara Sözder adlı eserinden yararlanılmıştır. Bu tezin Türkiye'de Abay Kunanbayev üzerine felsefe alanında yapılan ilk akademik çalışma olmasının getirdiği en büyük zorluklardan biri, Türkçe kaynakça kıtlığı olmuştur. Bu nedenle tez boyunca yazılı belgeler kadar internet gibi erişimi her araştırmacıya açık olan kaynakların kullanılmasına gayret gösterilmiştir.
Veli görüşleri doğrultusunda 4-6 yaş Kur'an kursu eğitiminin aile ortamındaki yansımaları: Erzincan ili örneği
Okul öncesi dönem bireyin sadece fiziksel, bilişsel, sosyal-duygusal ve dil gelişiminde değil aynı zamanda dini ve ahlaki gelişimi için de son derece kritik bir evredir. Araştırma, çocuklar için büyük öneme sahip olan bu dönemde 4-6 yaş Kur’an kursu eğitiminin aile ortamındaki yansımalarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim (fenomenoloji) deseni kullanılmış, veri toplama aracı olarak ise yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Erzincan il merkezinde tam gün eğitim veren İbrahim Duman ve Pir-i Sami 4-6 Yaş Kur’an Kurslarında eğitim alan çocukların velileri arasından amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 16 kişi oluşturmaktadır. Araştırma sürecinde elde edilen veriler, MAXQDA veri analiz programına aktarılmış benzerliklerine ve farklılıklarına göre kodlama işlemi yapılarak, alt temalar ve ana temalar belirlenmiş içerik analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, kurs eğitiminin çocukların günlük dini pratiklerine, sosyal davranışlarına ve ahlaki değerlerine olumlu yansıdığı görülmüştür. Çocukların kurslarda edinilen bilgi ve kazanımları genel olarak aile içerisinde aktif bir şekilde aktarabildikleri saptanmıştır. Çocukların gelişim özellikleri nedeniyle soyut kavramları anlamlandırmada ve Kur’an-ı Kerim harflerini çıkarmada sınırlılıklar yaşadığı ve öğrenme süreçlerinde taklit, model alma ve oyunun öne çıktığı belirlenmiştir. Ayrıca kursta kazanılan bilgilerin kalıcı olması ve davranışa dönüşebilmesi için okul-aile iş birliğinin, ebeveynlerin destek/teşvikinin ve öğreticilerin pedagojik yeterliliklerinin önemli rol oynadığı tespit edilmiştir.
Yeni dini akımlar bağlamında Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı örneği
Ülkemizde son zamanlarda adı sıklıkla duyulan yeni oluşumlardan birisi de Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'dır. New Age akımları arasında dinsel kökenli bir yapılanma olarak değerlendirilen Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı her ne kadar Türkiye kaynaklı bir oluşum olsa da kendisi hakkında yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Biz bu alanda gördüğümüz eksikliği tamamlamaya katkı sağlayabilmek düşüncesiyle Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı üzerinde araştırma yapmaya karar verdik.Bu düşünce ile yaptığımız çalışmamızın giriş bölümünde öncelikle hipotezlerimizi ifade ettik. Müteakiben araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kapsamı, sınırlılıkları üzerinde durduk. Sonra çalışma süresince kullandığımız temel kaynaklar hakkında bilgi verdik. Daha sonra ?New Age? ya da Yeni Çağ? akımlarının ne olduğu, bu akımların ortak özellikleri, dayandıkları temel felsefi konuları ele aldık. Arkasından yeni dini akımların tanımlanması, sınıflandırılması, oluşumları, gelişimleri, genel özellikleri ve temel kavramlarından bahsettik. Bu bölümde son olarak dünyadaki yeni dini oluşumlardan bazı örnekler verdik ve Mevlanacılığın bunlarla ilişkisini araştırdık.Birinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın ortaya çıkışı, tarihi gelişimi, teşkilat yapısı, misyon anlayışı, toplantıları, yayınları ve diğer faaliyetlerini gözden geçirdik.İkinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın inanç esaslarına, ibadet anlayışlarına değindik. Ayrıca bu oluşumu bazı din ve inançlarla karşılaştırdık.Araştırmamızı değerlendirmemizin yer aldığı sonuç bölümü ile tamamladık.Anahtar Kelimeler: Yeni Çağ, Mevlanacılık, Vedia Bülent Çorak, Bilgi Kitabı, Sembolizm, Onsekiz Bütünlük
Ekonomik kalkınmada dinsel tutum ve davranışların çift yönlü rolü
Bu araştırmanın esas amacı dinî tutum ve davranışlarla demografik değişkenler ve ekonomik kalkınma kriterleri arasındaki ilişkileri incelemektir.Bu çalışmanın örneklem grubunu, üç ekonomik bölgede, farklı meslek gruplarında çalışanlar arasından tesadüfî yöntemle seçilmiş 1128 kişi (Bay: 953, Bayan: 171) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı (18-80) olup yaş ortalamaları 38'dir.Veri toplama araçları olarak DEÜ İlâhiyat Fakültesi din psikolojisi ana bilim dalı öğretim elemanları tarafından geliştirilmiş olan dinî hayat ölçeği ve ekonomik kalkınma kriterleri ile kişisel bilgi sorularını içeren bir anket kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre dinî tutum ve davranışlarla eğitim, yaş grupları, medeni durum, cinsiyet, meslek grupları ve sosyo-ekonomik durum arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur.Dini tutum ve davranışlarla tasarruf ve tutumluluk, çalışmaya verilen önem, zaman planlaması, eğitim bilim ve teknolojik gelişmelere verilen önem, insanların güvenilir olmaları, müteşebbislik zihniyeti (negatif), sahip olduklarıyla yetinme (negatif), kutsal gün, gece ve mekanlara verilen önem, doğruluk ve dürüstlüğe verilen önemle, ekonomik imkânlarının gelişmesi, tüm yaşam ve çalışma hayatında sevgi unsuruna verilen önemle p< 0.01; ekonomik bölgelere göre ekonomik imkanların gelişmesinde dinin rolü olup olmadığını düşünenler ve Ekonomik bölgelere göre dinî davranışlar arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur. İşe verilen önemle dini tutum ve davranışlar ve ekonomik bölgelere göre sahip olduklarıyla yetinme anlayışı arasında p< 0.05 düzeyinde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur.Dinî tutum ve davranışlarla, beraber iş yapma anlayışı, tüketim harcamaları, tembelliğe yer vermeyen bir kader ve tevekkül anlayışı, modern bir hayatın gerektirdiği düzeyde enerji kullanımı, ekonomik bölgelere göre kutsal gün, gece ve bayramlara verilen önem arasında bir korelasyon bulunmamıştır.Anahtar kelimeler: 1) Dinî tutum ve davranışlar, 2) Ekonomik kalkınma,3) Dinî hayat, 4) Dindarlık.
Üniversite öğrencileri örnekleminde iman gelişimi ve dinsel fundamentalizm arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma
Bu araştırmanın amacı, öncelikle İman Gelişimi (İG) ile Dinsel Fundamentalizm (DF) değişkenleri arasındaki ilişkiyi, daha sonra da aynı değişkenlerin bazı demografik değişkenlerle (yaş, cinsiyet, sınıf, sosyo-ekonomik düzey (SED), öğrenim alanının türü gibi) olan ilişkilerini incelemektir.Bu çalışmanın örneklemini, DEÜ'ne bağlı İlahiyat Fakültesi'nin İlahiyat ve DKAB bölümleri ve Eğitim Fakültesi'nin Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören öğrencileri arasından tesadüfî yöntemle seçilmiş 411 kişi (erkek=167, kız=244) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı, 17?30 olup, yaş ortalaması ise 21.34'dür.Veri toplama araçları olarak, Leak, Loucks ve Bowlin (1999) tarafından geliştirilen İman Gelişimi Ölçeği ile Altemeyer ve Hunsberger (2004)'in geliştirmiş olduğu Dinsel Fundamentalizm Ölçeği kullanılmıştır.Elde edilen bulgular, İG ile DF, yaş ve sınıf değişkenleri arasında p<.001 düzeyinde anlamlı bir ilişkinin olduğunu, ancak cinsiyet, öğrenim görülen bölüm ve SED değişkenleriyle anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermektedir. Öğrencilerin, sınıflar açısından İG ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, birinci sınıf ve dördüncü sınıflar arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(3.407)=3.737, p<.05) tespit edilmiştir.DF değişkenine bakıldığında, bu değişkenin öğrenim görülen bölüm ve sınıf değişkenleriyle p<.001 düzeyinde anlamlı bir korelasyona sahip olduğu bulunmuştur. Ancak, DF ile cinsiyet ve SED değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bölümler açısından DF ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, sınıf öğretmenliği bölümünün DF ortalama puanlarıyla, DKAB bölümünün ve İlahiyat Bölümünün DF ortalama puanları arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(2.408)=60.197, p<.001) tespit edilmiştir. Bunun dışında, öğrencilerin sınıflar açısından DF ortalama puanları arasındaki farklılaşmayı saptamak için yapılan tek yönlü varyans analizi sonucunda, birinci, üçüncü ve dördüncü sınıflardaki öğrencilerin DF ortalama puanları arasında anlamlı farklılaşmanın olduğu (F(3.407)=37.208, p<.001) tespit edilmiştir. Ayrıca ikinci sınıfların DF ortalama puanları ile dördüncü sınıfların DF ortalama puanları arasındaki fark da p<.01 düzeyinde anlamlı olarak saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) İman Gelişimi Kuramı, 2) İman Gelişimi Evreleri, 3) James W. Fowler, 4) Dinsel Fundamentalizm